Author: ali

  • Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    Olcay Bayır’ın hislerin ve lokal müziğin buluştuğu ‘Rüya’sı

    SUNA ALAN / LONDRA

    Besteci ve vokal Olcay Bayır’ın müziği, Anadolu’nun geleneksel mirası ve Londra’nın hareketli ve eklektik ruhunun bütünleşmesinden oluşuyor. Gençlik zamanının zengin geleneksel halk müziği, aldığı klasik soprano eğitimi ve dünyanın her yerinden müzisyenlerle yapmış olduğu çalışmalar Olcay’ın müziğine ilham olmuş.

    Sanatçı Olcay Bayır’ın Mart 2019 yılında öncelikle Avrupa’da Arc Music etiketiyle ve geçtiğimiz Aralık ayında ise Türkiye’de Kalan Müzik etiketiyle çıkan Anadolu kültüründen beslenen ve çağdaş bir yaklaşımla harmanlanan ”Rüya” isimli albümü üzerine konuştuk.  Bu albümle, Olcay ilk defa kendi bestelerini dinleyenlerinin beğenisine sunuyor. Albümdeki ‘Yar Dedi’ bestesi, Türkiye’de albüm henüz yayınlanmadan tanınmaya başlandı bile.

     

    Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

    Dersim’den göç eden bir aileden geliyorum. Ancak ben Antep’te doğdum. 16 yaşında ailemle beraber İngiltere’de yaşamak için göç ettik Türkiye’den.  Dil ve adaptasyon dönemini aştıktan sonra Londra’da Middlesex Üniversitesinde Klasik Batı Şan Bölümü Opera bölümünü bitirdim. Okul döneminde ve sonrasında opera ve müzikal tiyatro yaptım. Ancak sonrasında müzikte kendi yolumu bulma adına ilk albümün Neva’nın çalışmalarına başladım ve 2014 yılında ilk albümüm Neva Avrupa’da Riverboat Müzik tarafından çıktı. Bu arada beste çalışmalarım da devam ediyordu. Ve sonraki süreçte ikinci Rüya için çalışmaya başladık. Rüya, Avrupa’da Arc Music Türkiye’de ise Kalan Müzik etiketleriyle çıktı.

    ”Büyüleyici bir ses, tutkulu ve enerji dolu” World Music Central Amerika, Nisan 2019

     

    Son albümün ‘Rüya’nın hikâyesi nedir? Hangi his ve fikirlerin ürünüdür?

    Rüya benim son 4 yıllık çalışmamın ürünü. Bir çoğu yaşanmışlıkların ifadesi ya da gözlemlerimin… Rüya benim için genelden özele geçiş yaptığım kişisel bir albüm. Ayrıca  hissettiğim müziği ve yorumladığım lokal melodiyi özünü bozmadan enternasyonal dinleyici ile buluşturmak istediğim bir fikrin ürünü. Tabi ki kendimi de şarkıcı ve besteci olarak ilk ifade ettiğim bir albüm Rüya, aslında çıkış noktası bu dönemdeki müzikal yolculuğum ve kişisel etkileşimlerim.

     

    Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

    Yaptığım müzik, köklerinden beslenen ancak kendine biraz kutunun dışından, kendi müziğine dışarıdan bakabilme çabası içinde olan bir anlayışa sahip. Yer yer melankolik, yer yer isyankar, sorgulayan, temasını hayatın her renginden alan… Köklerinden Anadolu’dan beslenen ve bu yereli genele taşıma çabasıyla yapılan eklektik bir müzik. Tabi kendi şarkılarımın taşıdığı ruh da melodiyi oluşturmada belirleyici oldu.

     

    Albümde yeralan eserler ve bunların hikayelerinden bahsedebilir misiniz? Kimlerle çalıştınız?

    Albümdeki 9 şarkıdan 5 tanesinin müziği ve yine 3 tanesinin söz ve müziği bana ait. Albüm ayrıca bir Karacaoğlan ve bir Aşık Veysel ve bir Şiwan Perwer bestesi ile bir de geleneksel Kıbrıs ezgisi olmak üzere geleneksel şarkılardan oluşuyor. Albümdeki şarkıların aranjelerini London Kefaya Grubu kurucularından Al MacSween ve Guiliano Modarelli ile beraber yaptık. Albümde kullandığımız etnik sazlar Türkiyeli ve Yunanistanlı müzisyenler tarafından çalındı.

    ”Olcay Bayır Rüya albümüyle, Britanya Dünya müziği sahnesindeki en seçkin ve ilgi çekici şarkıcılarından biri olduğunu kanıtladı! Muhteşem!” – The Guardian Gazetesi Britanya, Mart 2019

     

    İleriye yönelik çalışmalarınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

    Elbetteki yeni şarkılar yapmak ve bunları paylaşmak… Ancak öncelikli planımızda Rüya’yı elimizden geldiği kadar çok dinleyene ulaştırmak ve paylaşmak var. Önümüzde İngiltere turu var Şubat ve Mart ayında gerçekleşecek. Sonrasında Londra’nın bilinen caz mekanlarından olan Jazz Cafe’de 2 Mayıs’ta bir konserimiz olacak. Sonrasında Almanya’da bir kaç konserimiz olacak. Albüm Türkiye’ye henüz Aralık başında Kalan Müzik aracılığı ile girdi. Yani şu an çok yeni. Öncelikle bir tanıtım çalışması sürecimiz olacak ve sonrasında da mutlaka orada da konserlerimiz olacak.

  • İdris Selim için AF Örgütü’ne dosya sunuldu

    İdris Selim için AF Örgütü’ne dosya sunuldu

    LONDRA- KDP tarafından tutuklanan ve sağlık durumu kötüye giden Tevgere Azadi üyesi İdris Selim Mihemed’e yönelik uygulamaları protesto eden bir grup Kürdistanlı, Londra AF Örgütü yetkililerine bir dosya sundu.

     

    Güney Kürdistan’da KDP Asayiş Güçleri tarafından 8 Mayıs 2019’da gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Tevgera Azadi üyesi İdris Selim Mihemed için Londra AF Örgütü binası önünde bir araya gelen kalabalık bir grup protesto gösterisi yaptı. Selim Mihemed’in düşüncelerinden ve siyasi fikirlerinden dolayı KDP tarafından tutuklandığını ifade eden grup üyeleri, KDP’nin Kürdistan’da diktatoryal bir sistem oluşturduğuna dikkat çekti.

    Selim Mihemed’in sağlık durumunun gün geçtikçe kötüye gittiği ve cezaevinde çeşitli baskılara uğradığını ifade eden grup üyeleri, “İdris Selim’e özgürlük”, “Kürdistan’da diktatörlüğe son” şeklinde sloganlar atıldı. Eylemin ardından AF Örgütü yetkililerine İdris Selim’in sağlık durumu ve cezaevinde yaşadığı baskılara dönük bir dosya sunuldu. Sunulan dosya da, İdris Selim’in herhangi bir yasal gerekçe sunulmadan cezaevinde tutulduğu belirtilerek, “Cezaevinde baskıya uğruyor sağlık durumu iyi olmadığı için gün geçtikçe zayıflıyor. İdris Selim bilinçli olarak 12 metrekarelik bir oda içerisinde 150 kişi ile birlikte aynı oda da tutuluyor. Bu da hayati tehlike oluşturuyor. İdris Selim iki ay boyunca açlık grevinde kalmış ve durumu protesto etmiştir. Ancak, hala neden cezaevinde tutulduğu bilinmeyen İdris Selim hakkında herhangi bir olumlu adım atılmamıştır. Uluslararası kurumlar Kürtler açısından önemli bir siyasetçi olan İdris Selim için devreye girmelidir” denildi. AF Örgütü yetkilileri gerekli araştırma yapıldıktan sonra bir açıklama yapacaklarını belirtti.

  • SANAT VE İDEOLOJİ İLİŞKİSİ

    SANAT VE İDEOLOJİ İLİŞKİSİ

    Sanat olgusu, hayatın bizatihi kendisidir. Mantalitenin, geçmişlerin, mücadelenin, yaşam biçiminin ve kültürün ifade edilme yöntemidir. Bir halkın tarihi ve konjonktürel koşullarına karşın sergilediği tavır en üst düzeyde ideolojik yoğunlaşmanın var olmaya çalışmasıdır.  Ancak, ideoloji ve sanat kavramları birbirinden bağımsız olamaz. Siyasi ve örgütsel yönelişler, politik düzeyde sistem eleştirileri ve idealist düşünceler içerisinde verilen mücadeleler anlamlıdır. Fakat, yetersizdir! Kendisini tam anlamıyla geliştirmesi, dönüştürmesi ve Dünya’yı anlaması için Sanat yönelişi, temel faktördür. Sanat bireyi daha evrensel bir kişiliğe dönüştürür. En önemlisi de, bireye estetik bir faktör ve rasyonel düşünce kalıbını aşılatır.
        Sanat, bireyin kendini tamamlaması, çok uluslu, enternasyonalist bir kimliğe bürünmesinin en etkin ve bilinçli yöntemidir. İlkel çağlardan kapitalist moderniteye kadar gelişen süreçte kendini daima yenilemiş, hemen her dönem sanatın dallarına katkıda bulunulmuş, toplumların gelişmesindeki ifade biçimlerine estetik öğeler kazandırmıştır. Bir halkın kültürü, sanatı olmadan ifade edilmesi güçleşir. Sanatsız aktarılmak istenilen her kültür, haklı istemler, idealler ve kazanımlar uygun ifade etme sanatları kullanılmadan aktarılması kalıcı sonuçlar doğurmayacağı gibi, temeli eksik, yıkılmaya her an meyilli bir yapı ortaya çıkabilmektedir. Bu metodu kullanıp belirli sürelerde başarıya ulaştığını zanneden nice örgüt ve yapılar yıkılmış yahut dağılmştır.
      Sanatın gayesi insanı eğitmektir. İnsan her neye inanıyor, benimsiyor yahut bir şeyin uğruna mücadele veriyorsa ancak bilgisi kadarıyla tutunabilir, faydalı olabilir. Kişinin inancı bile bilgisi ölçüsündedir. Körü körüne inanışların son tahlilde yıkım, savaş ve cehalet doğurttuğu ortadadır… Politik, ideolojik, ulusal ve sosyalist hareketlerin, ilke ve prensiplerini doğru algılayamaması, eğitim çalışmalarını arka plana atmalarının sonucu kişisel çıkar çatışmalarını doğurtmuş, insanları örgütlemek yerine dışlayıcı tavırlar hakimleşmiş, yeni çalışma düzeneğinin sistematiği kendini tamamen cehalete sürüklemiştir.
      Bir toplum, örgüt ya da bir ülke içindeki topluluklar sanattan çok siyaseti konuşuyorsa; ideolojik hareketlere mensup ancak hareketin gaye ve amaçları hususunda bilgisel, tarihsel ve konjonktürel durumlarında zafiyet gösteriyorsa; İnançsal örgütlere mensup bireylerin anlamadan ve sorgulamadan körü körüne inanç göstermeleri; yok oluşun en somut örneklerindendir. Ulusal Kurtuluş mücadelesi veren örgütlenmelerin şehir yapılanmalarında açıkça görülmektedir ki; bilgi eksikliği, kültürsüzlük ve hatta içinde bulunduğu örgütlenmeyi bile anlamaktan yoksun oldukları aşikardır. Bu nedenle içsel problemler tavan yapmış, harekete büyük kayıpların ve zararların dokunduğu tecrübelerle sabittir…  Diğer tespitlere kısaca örnekler vermek gerekirse, Ortadoğu’da bitmek bilmeyen savaşlar, aynı dine mensup grupların birbirine karşı olan savaşları; okumaktan çok cehalete yönelişin, mevcut jenerasyonu öldürdüğü gibi yetişmekte olan nesilleri yok etmekten başka bir katkı sunmadığını somutlaştırmıştır.
      İdeoloji ve sanat kavramları gayeli bir uğraşın en etkin iki silahıdır. Sanatın ideolojiye ek olarak kullanılmasının karşılığı eğitimdir, okumadır ve anlamaya çalışmaktır. Bir ideolojinin kültür yapısı, zekasal biçimi ve yönelişleri eğitim, okuma ve algılama yetileriyle doğru orantılıdır.
    Asım Bezirci’nin şu tespiti yerindedir; “Elbette salt sanat yoluyla politik hedeflere varılamaz, fakat sanatın açık ya da örtülü desteğiyle, söz konusu hedeflere daha kolay ulaşılabilir. Çünkü sanatın insanlar üzerindeki eğitici etkisi derin ve süreklidir.” zaten sanat sözcüğünün temelinde “yapma”, “yaratma”, “düzenleme”, “kurma” fiilleri yatmaktadır. Sanatçı olan biteni, olmuş ve olacak olana göre kavramaya çalışır. İdeolojisi olmayan bir sanatçı yarına açık insanı neye göre düşünecek ve neyi, neye göre yansıtacaktır. İdeoloji yaşamda olmanın bilincindedir, sanat da bu bilincin en doğru, en içsel biçimde dile getirdiği yerdir.
     Sanatın kendisi ideolojidir. Sanat ile kendisini var etmeye ve yoğurmaya çalışan kişi ve toplumlarda herşey daha anlamlı,  evrensel bakış açısı kazanma, ötekileştirme dilinden sıyrılma, mevcut statükonun ve kapitalizmin hamlelerini öncesinden kestirebilme ve tahlil edebilme, üretken model yaratmaya çalışan bir kültür ortaya çıkar. Gerçek bir sanatçı, halkın sorunlarını çözmekten uzak, reformist değişimleri bile yapmaktan iptina eden parlamenter sistemin karşısında durur. İşte bu anlamda sanattan yoksun ideolojik ya da politik savunucusu bireyler, parlamenter sistemi körü körüne savunabilmektedirler.
      İdeolojik değişim ve dönüşüm, bilinçli ve aktif bir uğraşım sonucu kazanılır. Kazanılan devasa mücadelelerin bile bir noktadan sonra yıkımlarla sonuçlandığı, bu çöküşlerin temel kaynağının siyasi bilinçsel zayıflık olduğu saptanmıştır. Örneğin, Karl Marx’ın yazmış olduğu “Kapital” isimli kitabı, köhnemiş çarkın ekonomi politiğine vurulmuş en büyük darbedir. Kitap, yazma sanatının gücü olarak asrın eseridir. Jack London’ın sosyalist düşüncelerini en belirgin biçimde anlattığı “Demir ökçe” romanında, doğması muhtemel faşist yapılanmanın, Dünya’yı nasıl vahşete sürükleyeceğini ve bunun karşısındaki devrimci duruşun nasıl olması gerektiğini kurgu içerisinde anlatır. Maksim Gorki’nin, “Ana” romanı, 1905 devriminden önceki hazırlıkları, işçi sınıfının despotizme karşı ayaklanması ve nihayetinde ekim devrimine gidecek olan süreci ustalıkla anlatması ve okuyan hemen herkesin işçi mücadelesine sempati duyması onu etkin kılan özelliklerdir. George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” isimli harikulade Fabl tarzındaki siyasi hiciv romanı, hayvan figürlerini kullanarak dönemin stalinist rejimine karşı bir eleştiridir. Kitabın en önemli hususu, dönemsel rejimin yıkılacağını ironik, manzumi ve iğneleyici bir edebi üslupla yazmasıdır.
    Sözü edilen kitaplar, gelecek sistemi, işçi ve burjuva arasındaki derin farklılığı ve haksız kazancı, gelişecek olan ulus devlet ve faşizmi çok önceden gördükleri için,  bu durumlara karşın ezilen sınıfların nasıl bir mücadele vermesi gerektiğini kurgusal betimlemeyle anlatmış ve yol göstermişlerdir… İşte tüm bunlar sanatsal gücün, sosyalist ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin bilinç ve pratiğine olan derin katkılarıdır…
     Bazen bir cümle, savaş doğurur. Bir kitap milyonlarca savaşçı yetiştirir. Bir kaç kelime durumu en iyi özetler. Gelecek hamleleri görme ve ona uygun çözümleri herkesin anlayabileceği biçimde kaleme dökmeye çalışarak eyleme yansıtabilmek; Dünya’yı değiştirebilecek tek olgudur…
    Barış dolu günlere…
    Selamlar!
  • Londra’da Dicle, Xelîl ve Dep için görkemli anma

    Londra’da Dicle, Xelîl ve Dep için görkemli anma

    LONDRA- Medya Savunma Alanlarında yaşamını yitiren Hüseyin Boyraz (Rubar Dicle) ve arkadaşları için Londra’da görkemli bir anma düzenlendi.

    Londra Kürt Halk Meclisi tarafından Türk devletinin hava saldırıları sonucu 6 Ocak 2017 yılında Medya Savunma Alanlarında yaşamını yitiren PKK merkez komite üyesi Hüseyin Poyraz (Rubar Dicle), Nihat Ayaz (Xelil) ile Ahmet Kılıç (Murat Dep) için bir anma etkinliği düzenlendi.. Haringey’deki Kurdish Community Center’da düzenlenen anmaya Boyraz ve Kılıç aileleri ve şehit aileleri de hazır bulundu. Demokratik kitle örgütü temsilcileri ile yüzlerce kişinin katıldığı anma da, devrim ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşunun ardından Rubar Dicle ve arkadaşlarını konu alan bir slayt gösterildi. Slaytı izleyen yüzlerce kişi duygu dolu anlar yaşarken, yaşamını yitiren her üç devrimcinin de direngenliğin, direnişçiliğin ve iradenin ileri düzeyde birer temsilcisi ve Özgürlük Hareketi’nin seçkin bir militanı olarak ned daim anılacakları vurgulandı.

    ŞEHİTLER KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

    Slayt gösteriminin ardından bir konuşma yapan Hüzeyin Poyraz’ın kardeşi ve mücadele arkadaşı Ali Poyraz, her üç arkadaşın mücadele süreçlerinin bir asırı oluşturduğunu söyleyerek, “Sadece bizler için değil tabi ki. Biliyorsunuz heval Rubar ile birlikte 3 kardeşim şehit oldu bu mücadelede. Fakat böylesine mücadele içerisinde kök salmış eski arkadaşların şahadeti telefisi zor olan kayıptır. Biz şundan eminiz ki bu şehitler ilk günden bugüne Haki Karer’in şahadetinden bu yana bu mücadeleyi sürdüren ilham kaynağı olan şehitlerimiz di bundan sonra da öyle olacak. Şehitler bizim kırmızı çizgimizdir. Çünkü bugüne kadar yaratılan değerlerin esas emekçileri onlardır. Onlar da her ne kadar ölümsüzleşip yüreğimize bir kor gibi düşse de tıpkı bir yıldız gibi sürekli yol göstermeye devam edecekler” dedi.

     

    ASLA DİZ ÇÖKTÜREMEZLER 

    Rubar Dicle ve yoldaşlarının ‘bir lokma bir hırka’ felsefesi ile derin bir yoldaşlığın sahibi olduklarını vurgulayan Poyraz, “ Bizi sokaklar da katletmiş olabilirler. Zindanlara atarak işkence yapabilirler. Ancak asla bize diz çöktüremezler.AKP faşizmi dünyanın hiç bir yerin de Türkiyeli emekçilerini ötekileştirilenleri ve Kürt halkına karşı saldırılarını sürdürüyor. Ama şundan da emin olunmalı ki geçmişte olduğu gibi bugünde Kürt halkı ve devrimciler asla diz çökmedi çökmeyecek. Fazişme boyun eğmeyen diz çökmeyen insanlarımız bundan sonra da AKP-MHP faşizmine boyun eğmeyecek diz çökmeyecektir” diye kaydetti. Poyraz’ın konuşmasının ardından PKK Merkez Komite üyesi Duran Kalkan’ın Rubar Dicle ve arkadaşları için yaptığı değerlendirme slayt şeklinde gösterildi. Sık sık ‘Şehit namırın’ sloganları atıldı. Anma, Hozan Sewder tarafından Kürtçe klamların yer aldığı dinleti ile sona erdi.

  • Amazon iklim değişikliğine karşı kampanya yürüten çalışanlarını “işten atmakla tehdit ediyor”

    Amazon iklim değişikliğine karşı kampanya yürüten çalışanlarını “işten atmakla tehdit ediyor”

    İşverenlerine emisyonları azaltma çağrısında bulunan çalışanlar, şirket politikalarını ihlal etmekle suçlandıklarını iddia ediyor

    Şirket, çalışanlara yönelik politikalarının yeni olmadığını söylüyor (Reuters)

    Amazon çalışanlarından oluşan işçi birliği, Amazon’un, şirketin neden olduğu çevresel zararlarla ilgili konuşan en az iki personeli işten atmakla tehdit ettiğini ileri sürdü.

    E-ticaret devi Amazon, Maren Costa ve Jamie Kowalski’ye şirketle ilgili kamuoyuna açıklamalar yaparak personel kurallarını ihlal ettiklerini söyledi.

    Costa ve Kowalski, şirket patronu Jeff Bezos’u “iklim felaketine doğrudan katkıda bulunan” bir iş modeli yürütmekle suçlayan ve çoğunlukla teknoloji ve tasarım çalışanlarının oluşturduğu bir grup olan Amazon Çalışanları İklim Adaleti’nin üyesi.

    İşçi birliği internette yayımladıkları açıklamalarında şirketin 2030’a kadar karbon salımını sıfıra indirmesini, fosil yakıt şirketleriyle çalışmayı durdurmasını ve iklim değişikliğini inkar eden politikacıları fonlamayı sonlandırmasını istedi.

    Birlik, üyelerinin “iş modellerinin iklim krizine katkıda bulunmamasını sağlamanın kendi sorumlulukları olduğuna inandığını” belirtti.

    Ancak grup, insan kaynakları ve hukuk biriminin şirket kurallarını ihlal ettikleri uyarısında bulunmak için tasarımcı Costa ve yazılım mühendisi Kowalski’yle iletişime geçmesinin ardından patronları “yıldırma taktikleri” uygulamakla suçladı.

    Grup internette yayımladığı açıklamasında, her iki çalışanın görüşmeye çağrıldığını ve ardından konuşmaya devam etmeleri halinde sözleşmelerinin feshedilme olasılığına ilişkin kendilerine e-mail gönderildiğini kaydetti.

    Costa, “Elçiye zeval olmaz. Konuşanları susturmanın zamanı değil” dedi.

    Costa, “Amazon’un bizi sansürleme girişimini umursamayarak, özellikle iklim insanlık için böylesine benzeri görülmemiş bir tehdit oluştururken yüksek sesle konuşmak bizim ahlaki sorumluluğumuz” diye ekledi.

    Kamuoyuna açıklamada bulunan çalışanlara yönelik politikalarının yeni olmadığını ve diğer şirketlerin politikalarıyla örtüştüğünü belirten Amazon, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    Kısa süre önce çalışanların konuşma yapmak, medyaya röportaj vermek ve şirket logosunun kullanımı gibi şirket dışı faaliyetlerde yer almalarını kolaylaştırmak için politikamızı ve ilgili onay sürecini güncelledik. Herhangi bir şirket politikasında olduğu gibi, bir prensibe uyulmadığını öğrendiğimizde çalışanlar insan kaynakları ekibimizden ihtar alabilir.

    Bezos daha önce yaptığı açıklamada şirketin 2030’a kadar tamamen yenilebilir enerjiyle çalışması ve 2040’a kadar da net sıfır karbon emisyonuna sahip olmasını planladıklarını söylemişti.

     

    *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

    https://www.independent.co.uk/news/world/americas

    Independent Türkçe için çeviren: Cenk Korkmazer

  • Yeni £20’luk banknot Şubat’ta piyasaya sürülecek

    Yeni £20’luk banknot Şubat’ta piyasaya sürülecek

    İngiltere 5 ve 10 sterlinlik banknotların ardından şimdi de yeni 20 sterlinlik banknotu piyasaya sürülmeye hazırlanıyor.

     

    İngiltere Merkez Bankası tarafından yapılan tanıtımı yapılan yeni polimer yani plastik kaplamalı £20 pound 20 Şubat’ta piyasalara sürülecek. Yeni  £20 poundlar da sahteciliğe karşı en gelişmiş güvenlik özellikleri içeriyor. Keza 20 pound İngiltere piyasasında en fazla kullanılan para birimi. Bu yüzden en fazla sahte olarak bugüne kadar piyasaya sürülen banknot olarak ta biliniyor. Geçtiğimiz 2019 yılında kullanılan sahte banknotların yüzde 88’ini halen kullanılan mevcut 20 sterlinlik banknot oluşturdu.  İngiltere Merkez Bankası’da yaptığı açıklama da ‘şimdiye kadar ki en güvenli banknot’ diyerek nitelediği yeni £20 banknotta sahteciliğe karşı iki çerçeve ve iki renkli folyo var. Yine görme engelli kişilerin de banknotu tanımalarına yardımcı olacak bir içerikte banknot ta mevcut.

     

    JMW TURNER YER ALDI

    Yeni 20 poundluk banknotun arka yüzünde ise ünlü İngiliz ressam ve sanatçı Joseph Mallord William Turner yer alıyor. Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, yeni banknotlar da yer alan Turner’ın iki yüz yıldır İngiltere’de sanat üzerindeki etkisinin sürdüğünü ve İngiliz çağdaş sanatının da baş mimarı olduğunu ifade etti. Carney,  yeni banknot ile ‘paranın herkesin cebinde bir sanat eseri olabileceğini’ gösterdiğini söyledi.  İngiltere Merkez bankası mevcut ünlü İngiliz siyasetçi Winston Churchill’in 5 sterlinlik banknotta ve yazar Jane Austen  ise 10 sterlinlik banknotta yer alçaklarını açıkladı. Bununla birlikte Ekonomist Adam Smith’i içeren eski 20 sterlinlik banknot kullanılmaya devam edilecek.  

  • Britanya da yoksulluk

    Britanya da yoksulluk

    Göçmen toplulukların büyük umutlar ile geldikleri ve burada kendilerine yaşam olanakları kurduğu Britanya da, yoksulluk sadece yaşam koşulları giderek ağırlaşan yeni göçmenlerin değil ama bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın da en temel sorunu haline gelmiş durumda. 2011 yılından bu yana uygulanan kemer sıkma politikalarının derinleştirdiği yoksulluk, geçtiğimiz günler de gerçekleşen erken genel seçimler de muhafazakarların parlamentoda çoğunluğu elde etmesi ile beraber derinleşerek devam edeceğinin de habercisi niteliğinde. Resmi istatistiklere göre sadece Nisan 2019 ile Eylül 2019 arasında 820 bin kişi temel yiyeceklerini alabilecekleri paraları olmadığı için gıda bankalarından (Food Bank) geçinmek zorunda kaldı, Britanya genelinde bugün 2,000’den fazla gıda bankası söz konusu ve bu gıda yardımlarına sadece işsiz olan ve devlet yardımlarından faydalananlar değil aynı zamanda çok düşük ücretlere çalıştırılan işçiler de başvurmak zorunda kalıyor. 2010 yılından bu yana sokaklarda yatan insanların sayısında %165 oranında bir artış yaşanmış durumda. Bugün hiç bir yerde kalacak yeri olmadığından kaynaklı sokaklarda yaşamak zorunda kalan 6 binden fazla insan söz konusu. “Bazen yeterli enerjiniz olmaz…. Sadece başınızı masanın üzerine koyarsınız ve sonunda sınıfta uyuya kalırsınız ve başınız derde girer, öğretmen size kızar” Yoksulluktan dolayı beslenemeyen bir çocuğun bu söyledikleri yoksulluğun Britanya da ki durumu bakımından çarpıcı bir örnek. Britanya da 5 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda. Sadece öğlen yemek yiyebilsinler diye okulların tatil olmasını istemeyen yüzbinlerce aile söz konusu. Son yıllarda Sanayileşmiş G7 ülkeleri içerisinde en hızlı büyüme oranlarını kaydeden Birleşik Krallık’ta yaklaşık yoksulluk seviyesinin bu kadar yüksek olması kapitalist düzende ki adaletsizliğin en çıplak örneğidir. Bir taraftan tum bu yoksulluk cenderesi içerisinde kârına kâr katan bir avuç zengin öte taraftan en temel insani ihtiyacını dahi karşılayamayan milyonlarca insan, kuşkusuz bu adaletsizliğin nihai olarak son bulacağı düzen eşitlik ve adalet eksenli bir politik ekonomi sistematigi izleyen Sosyalizm ile mümkündür. Ancak sosyalizm de kendiliğinden oluşan bir sistem olmanın ötesinde bilinçli kitlelerin eseri olarak tarih sahnesinde yerini alacaktır. Tam da bu sebepten kaynaklı tek kurtuluşun örgütlü ve birlikte hareket etmekten geçtiği bilinci ile, Kürdistanlı ve Türkiyeli göçmenler olarak okullar da, sendikalar da, demokratik kitle örgütlerinde ve örgütlenme olanaklarının olduğu bütün alanlarda örgütlenerek bu adaletsizliğin ve yoksulluğun ortadan kalkması mücadelesinin bir parçası olmak zorundayız. İngiltere’de tahmini olarak 14,3 milyon insan yoksulluk içinde bunların 8.3 milyonu çalışma yaşındaki yetişkin, 4.6 milyonu çocuk ve 1.3 milyon emeklilik yaşını doldurmuş olanlardan oluşuyor. Toplam nüfusun yaklaşık% 22’si yoksulluk koşullarında yaşıyor bu oran çocuklar da %34’ü buluyor. Yoksulluk içinde olanların %49’u “kalıcı yoksulluk” içindedir.