İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Vodafone Arena Stadı yakınlarında düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda, ikisi sivil 27’si çevik kuvvet polisi olmak üzere 29 kişi hayatını kaybetti. Sağlık bakanı, 19’u yoğun bakımda toplamda 166 yaralı olduğunu açıkladı.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, ilk saldırının TSİ 22.29’da Beşiktaş ve Bursaspor arasında oynanan maçın bitiminden sonra eski Beleştepe’de meydana geldiğini söyledi.
İlk patlamada bomba yüklü bir aracın kullanıldığını aktaran Kurtulmuş, bu patlamadan 45 saniye sonra Maçka Parkı yakınlarında olayla bağlantısı olduğu düşünülen bir şüphelinin polis tarafından durdurulduktan sonra kendini infilak ettirdiğini belirtti.
Aynı basın toplantısında konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da, “Bu iki patlamada şu anda adli tıp kurumuna sevk edilmiş 29 şehidimiz var” dedi.
Soylu, hayatını kaybedenlerden ikisinin sivil, 27’sinin de güvenlik görevlisi olduğunu belirtti.
Cumartesi gecesi, saldırılarda 166 kişi yaralandığı açıklandı. İstanbul Valiliği’nden Pazar günü yapılan açıklamada ise 155 yaralının tedavisinin sürdüğü, bu kişilerden 19’unun yoğun bakımda olduğu belirtildi.
Soylu saldırıların ardından başlatılan operasyonlarda “10 kişinin gözaltına alındığını” da kaydetti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, saldırının ardından yaptığı yazılı açıklamada “Terörün her türlü değeri ve ahlakı çiğneyen yüzünün en çirkin haline, bu gece İstanbul’da bir kez daha şahit olduk. Maalesef şehit ve yaralılarımız var” dedi.
SAĞLIK BAKANI AKDAĞ: YOĞUN BAKIMDAKİ 3 KİŞİNİN DURUMU AĞIR
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise 106 ambulansla olaya müdahale edildiğini, 166 yaralıdan 17’sinin ameliyatta, 6’sının yoğun bakımda tedavi edildiğini bunların üçünün de durumunun ağır olduğunu söyledi.
İstanbul Valiliği de Beşiktaş’ta meydana gelen patlamaya ilişkin açıklama yaptı. Yaralıların son durumuna ilişkin açıklama yapan Valilik, 19’u yoğun bakımda, 155 yaralının hastanelerde tedavi gördüğünü açıkladı.
ABD VE AVRUPA KONSEYİ SALDIRIYLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI
ABD ve Avrupa Konseyi yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda saldırıyı kınadıklarını belirttiler.
ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada “Kalplerimiz ve dualarımız bu gece Istanbul halkıyla birlikte. Bu geceki korkak saldırıyı kınıyor, teröre karşı yanında yer aldığımız Türk halkının cesaretine saygı duyuyoruz” denildi.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Sözcüsü Daniel Holtgen de, “Tüm Avrupalı hükümetlerle birlikte, İstanbul’da gerçekleşen ve masum sivillerin hayatını kaybettiği terör saldırısını kınıyoruz” dedi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’un açıklamasında, ” Kalbim, bombalı saldırılarda sevdiklerini kaybedenler, yaralılar ve Türkiye halkıyla. Müttefikimiz Türkiye ile dayanışmada birleşiyoruz. Terörizmin her türlüsüne karşı savaşmakta kararlıyız” ifadeleri yer aldı.
Kıbrıs adasının merkezinde bulunan Lefkoşa, Türk işgalinden bu yana ikiye bölünmüş durumda. Berlin Duvarı’nın yıkılması ardından ise “dünyada türünün son örneği” unvanını aldı! Ada, 2003’ten bu yana Avrupa Birliği üyesi. Demokratik normlarıyla övünen AB bile ada üzerindeki Türk işgalinin ayıbını ortadan kaldıramıyor.
Haber – Fotoğraf: Erem Kansoy
Kıbrıs adasının Avrupa Birliği üyeliğine başvurusu, 1 Nisan 2003 tarihinde kabul edildi. Kıbrıs, şu anda resmi olarak bir Avrupa Birliği üyesi. Ancak adanın kuzey bölümünde halen Türk askerinin varlığını koruması ve ayrıca dünyadaki tek bölünmüş başkente sahip olmasıyla Kıbrıs, AB’nin ayıbı. Yaşananlar bir yanıya ise Türk işgalinin acı bir kanıtı.
“Bölünmüş başkent” denilince akla ilk gelen, 1989 öncesinin Berlin’i. Bugünse Lefkoşa, Kasım 1989’da duvarın yıkılması ardından Berlin’de söylenen barış türkülerini kıskanır hale gelmiş durumda. Adadaki bölünmüşlük, AB ve Kıbrıs’ın garantör ülkeleri olan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin de utanç tablosu.
Artık AB’nin de ayıbı
Kıbrıs’ın “bölünmesine” dair ilk gelişme, Birleşmiş Milletler’e bağlı Barış Kuvvetleri Komutanı Peter Young’ın 1964 yılında önündeki haritayı yeşil bir kalemle ikiye ayırması olmuştu. Bu ayrım, Kıbrıs Cumhuriyeti ile illegal KKTC oluşumunun konumlarını gösteriyordu. O günün ardından 1974 yılındaki Türk işgaliyle şekillenen “Yeşil Hat” iki ayrı oluşumun sınırlarını belirlese de Kıbrıs, tümüyle AB üyeliğine kabul edilmişti. Fakat buna rağmen Türk askeri ve derin devleti adadan çekilmedi ve “Kuzey Kıbrıs” AB’nin de ayıbı haline geldi.
Kürdistan dağlarına çizdiği devasa bayraklarla işgalini “inandırıcı” kılmaya çalışmasıyla tanıdığımız Türk devlet mantığı, Kıbrıs’ta da huyundan vazgeçmiyor elbette. Fotoğrafta görülen Beşparmak Dağları üzerindeki bayrak ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısı, Kıbrıslı Rumların her gün işe giderken görebileceği biçimde kurgulanmış… İşgalcinin ‘aşağılık kompleksi’ öyle güçlü ki üstelik, bayrakların dibindeki köyde elektrikler kesilse bile bayrağı aydınlatan ışık hiç sönmüyor!
4 bin 500 yıldan sonra…
Lefkoşa, bu bölünmenin sembol kenti. Kıbrıs’ın başkenti kabul ediliyor ve yaklaşık 4 bin 500 yıldır bu kentte kesintisiz bir biçimde yaşam devam ediyor. Kent, 20 Temmuz 1974 tarihinde yaşanan Türkiye işgalinin ardından ise bugün dünyanın bölünmüş tek başkenti halinde.
Kıbrıslı Rum ve Türklere başkentlik yapan Lefkoşa, şehir planlaması, su ve elektrik organizasyonu, tapulandırma sistemi ve karayollarıyla ortak bir yapıya sahip olsa da, dikenli tellerle ikiye bölünmüş durumda.
Kaç tane Lefkoşa var?
Peki kaç tane Lefkoşa var? Adanın yakın tarihine bakıldığında iki toplumun ortak yaşam, kültür ve sosyoekonomik yapıları, özünde tek bir Lefkoşa olduğunu açıkça gösteriyor; ama aynı zamanda da politik krizler ve dış güçlerin çıkarları doğrultusunda da şu anda kaç Lefkoşa’nın olduğu tam bir yalan rüzgarı kuşağı halinde.
Taşınmazlar kimin olacak?
Örneğin tanıdğığım aile büyüklerinin de yaşadığı bir tuhaflığı her gün yaşayan birçok Kıbrıslı var. Doğup büyüdükleri, memleketleri Lefkoşa’da Yeşil Hat’ın ilanıyla evlerinin bir bölümü Rum yönetiminde, bir bölümü ise Türk işgalinin olduğu bölgede kalmış. Bu konu, adada barışın sağlanamamasının bir gerekçesi olarak da görülüyor. Olası bir barışçıl çözümün ardından büyük bir soru gündeme gelecek: Bu taşınmazlar, kime devredilecek? Eski sahiplerinin zararı tanzim edilecek?
‘Evkafın su meselesi’
Kıbrıslı Türkler arasında oldukça yaygın olan ve çözümü olmayan meseleler için kullanılan bir deyim var: ‘Evkafın su meselesi’ Bu deyimin büyük bir gerçeklik payı var.
Adanın bölünmesi ardından elektrik, su, karayolları gibi şehir planlaması konularında ciddi sıkıntılar yaşanmaya devam ediyor. Su şebekesiyle ilgilenen “Evkaf İdaresi”nin su sorununu tam 42 yıldır çözememesi ise işte başta bahsini ettiğimiz deyimi yaratıyor.
Bir yanda Kıbrıs ve Yunanistan, diğer yanda KKTC ve Türkiye bayrakları… Aralarında yalnızca 10 metre var
Türk işgali yalnızlaştırdı
Türkiye’nin akeri ve sivil bürokrasisiyle adada yıllardır uyguladığı “fetihçi” politikalar ise sadece rant için kullanılan yerel yönetimler yarattı. Hem siyasal hem sosyal yapıda erozyonlar yaratan bu yapı, her alanda Kıbrıslı Türklerin adeta hapsedildiği, adanın kuzeyinin tecrit olduğu bir durum ortaya çıkardı.
Akıncı bu kez de geçiştirecek mi?
Bugünlerde Kıbrıs Türk toplumunun barış görüşmeleri için görevlendirdiği ve Lefkoşa Türk Belediyesi’nin ilk seçilmiş başkanı olup, 14 yıl boyunca kesintisiz bu görevi yürüten Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Belediye Başkanı iken şehri birleştirmek adına sunulan tüm önerilere “Zamanı gelince yaparız” gibi geçiştirmeci yanıtlar verdiği, bugün pek az kişinin hatırında. Hatta birçok kişi Akıncı’nın solcu olduğunu düşünüyor, bunun da barış görüşmelerine olumlu yansıyacağını umut ediyor.
Ayıbınızı örtün!
Yıllardır barış türküleri söylemek isteyen Kıbrıslılar, dileriz ki artık bu umuda yakınlaşır. Lefkoşa’da ise, kentin kültürel ve tarihi dokusunun korunduğu, iki toplumlu kültür-sanat festivallerinin düzenlendiği, işgallerin yarattığı tahribatların onarıldığı, bölücü duvarların, tel örgütlerin ortadan kalktığı ve askersiz bir gerçeklik inşa edilebilir… Böyle olursa, dünyaya örnek olan bir Lefkoşa gerçeğiyle karşılaşmak, hiç de hayali değil.
Kıbrıs hep iştah kabarttı
Kıbrıs, Osmanlı’nın borçlarından dolayı İngiltere’ye kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline gelmişti. Bu dönemin bugüne kadar uzanan hatıraları, Türkler ve Rumların maden ocaklarında İngiliz sömürgeciliğine karşı birlikte örgütledikleri grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışmasını, iki toplumlu yerleşimlerin folklorik özelliklerini, kültürel bütünleşmeyi, oluşan ortak dili, binlerce evliliği, taşınmaz mal ortaklıklarını bugüne dek taşıyor. Tabii yalnız hatıra olarak… Adada bugün her açıdan bölünmüşlük hakim.
1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri, Ortadoğu petrolleriydi. Bunun yanında Kıbrıs, Ortadoğu’daki karışıklıklara yakın olması nedeniyle, ele geçirene müdahale olanağı sunuyordu. Özellikle Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi her zaman çok büyük olmuştu.
Akdeniz üzerindeki stratejik konumu dolayısıyla uluslararası güçlerin her dönem ilgisine yenik düşen Kıbrıs adası, halen yüzen bir savaş üssü gibi görülüyor. Hatırlatmak gerekirse bugün Suriye ve Ortadoğu’nun birçok bölgesine NATO’nun ve İngiltere’nin hava saldırılarını düzenleyen savaş uçakları, Kıbrıs’ta bulunan Ağrotur ve Dikelya İngiliz üslerinde koordine edinilip havalanıyor.
Ledra Palace bölgesinin Türk tarafı; Rum yönetimi sınırı. Tel örgüler, kenti ikiye ayırıyor. Fotoğraftaki binalar, BM denetiminde.
Bulunduğumuz bölge derneği, Şehit Sakine Cansız belgeselinin gösterimini organize etti. İlk defa izlediğim belgesel, duygusal anlar yaşattığı kadar, nasıl bir yaşamın cevabını, Kürt mücadelesini bugünlere getiren olağanüstü emeğin akışını ve doğal devrimciliğin ne kadar hayati olduğunu hatırlattı bizlere.
Bülent Bingöl
Herkesin bir şekilde sonuçlar çıkardığı tarihimizi anlatan belgeselde, kişisel olarak iki sonuç çıkardım.
A- Sakine Cansız’ın halkına yaklaşımı ve devrimci yaşamı bir kadının çocuğuna içgüdüsel ruh ve fedakarlıkla yaklaşımıdır.
Modern sistemin bağımlısı yaşamımız ister kadın ister erkek olarak hem ruhsal ve felsefi hem de fiziksel uğraşlarımız anlamında asosyaldir ve ilerletmiyor.
Kadın, yaşadığımız zamanda bile sistemin tüm kuşatılmışlığına ve bireyselliğe sevk eden motivasyonuna rağmen çocuğa ruh ve yaşam veriyor. Ancak bugün mesele kadına bu verdiği olağanüstü emeğin kendisini ve çocuğunu yalnızlığa, bireyselliğe ve yenilgiye teslim edeceğini gösterecek somut uygulanabilir programın ortaya konmamasıdır.
Sakine Cansız’ın halkını ve ülkesini bir kadının ve annenin içgüdüsel ruhuyla çocuğu yerine koyup o hassasiyetle emek vermesi Kürdistan mücadelesini büyütmekle kalmamış, insana asıl mutluluğun ve özgür yaşamın yolunu göstermiştir. Onun için Sakine Cansız büyük devrimcidir.
Sakine Cansız’ın yaşamı kadın emeğinin bireysel ve küçük aile hezeyanlarıyla kadını tüketen anlayışın yerine kadın emeğini toplumsallaştırarak gerçek anlamda var olmanın yolunu gösteriyor.
Bütün mesele başta kadına ve tüm insanlığa bireysel üretim ve yaşamlarının doğal toplumsallık (goygoycu -popülist toplumculuk değil) olmadan olamayacağını sosyal siyasal kültürel ve ekonomik bütünlüklü kombinasyonla gösterebilmektir.
B- Sakine Cansız kendisini tamamen bireysellikten arındırarak, kapitalist sistemin tüm dayatmalarına karşı demokratik modern toplumun yaratıcısı ve ideal devrimcisi olmuştur.
Sistem genel olarak toplumu maddiyata, çarpık fizikselliğe, apoletlere, statülere boğarak şahsiyet haline getirip popülist zehirinde kahır içinde ölüme terk eder.
Sistemin bu anlayışının kurbanları sadece sıradan topluluklar olmamıştır, bir çok sözde devrimci geçinen üstenci grup ve liderler de kurban olmuşlardır.
Bir çok devrimci örgütte başlangıçtakilerin olmasa dahi sonraki bir çok asalak devrimci kılıklı tipler asosyallik veya mirasa konma hazanıyla statülere sığınarak devrimlere ihanet etmişlerdir.
Statülerle , apoletlerle topluma çobanlık yapma niyetinde olmuşlardır. Sonları hüsran olmuştur.
İşte bu noktada başta Kürt mücadalesinin Önderi, Öncüleri ve Sakine Cansızlar kendilerini halk içinde eriterek halkın iradesini ortaya çıkardılar.
Sakine Cansız hiç bir statüye sığınmamış en yakın yoldaşının yanlışına haksızlığına siper olmuş, karşı duran ; şiyarı vijdan ve adalettir. Örgütü İçinde de devrimci ilkelere bağlı kalmış, yoldaş olabilmiş ve yine düşmana karşı da en radikali olmuştur.
Bulunduğu Amed cezaevindeki Kadın koğuşunda bir tek kadın mahkumun itirafçı veya işbirlikçi olmayışı onun olağanüstü yoldaşlığındandır.
Amed Cezaevinde İşkenceci Esat Yıldıran’nın yüzüne halkı için tüküren odur.
Halkının yaşadığı acıya karşılık Amed’te İşkence de göğüsleri kesilirken ah demeyi ayıp sayarak kendini halkına karşılıksız adayacak kadar fedaileşiyor.
Belgeselde Sakine Cansız yaşadığımız sorunların çözümünü hayatıyla anlatıyor. Ortaya konulan emeğin toplumsal ve apoletsiz olmadan vicdanın, ahlakın, adaletin, aklın, mutluluk ve refahın olamayacağını anlatıyor. Özgür bireye, mutlu küçük aileye büyük aile olunamadan asla erişilemeyeceğini anlatıyor.
Sakine Cansız İç içe geçmiş bütünlüklü Sosyal siyasal kültürel ve siyasal örgütlenmeler kurulurken nasıl bir yaşamın cevabını veriyor .
Doğa Ananın kızı Dersimin kızıl gülü Sakine can veriyor, yol gösteriyor.
Bir grup gönüllü Kürt tarafından başkent Londra’da düzenlenen Kürt Sanat Fuarına çok yoğun bir ilgi gösterildi.
Stoke Newington kütüphanesinde 19-20 Kasım tarihleri arasında yapılan fuara Londra’da yaşayan çok sayıda Kürt ressam, fotoğrafçı ve sanatçı kendi eserlerini sergiledi. Fuarın en renkli ve ilgi gören bölümü, hemen hepsi genç olan Kürt ressamların ve fotoğrafçıların eserleri oldu. İki gün boyunca çok sayıda sanat severin ziyaret ettiği fuarda, fotoğraf ve resim sergilerinin yanı sıra, el sanatları da yerini aldı. İki gün boyunca çok sayıda ses sanatçısı da sahne alarak en güzel şarkılarını dinleyicilerle paylaştı.
Genç ressam Sevcan Yüksel Henshall ve Yüksel Adıgüzel’in öncülüğünde gerçekleşen organizasyona çok sayıda gönüllü de destek verdi. İki günlük fuar boyunca elde edilen 1,470 sterlin tutarındaki gelir kardeş aile kampanyası kapsamında Heyva Sor A Kurdistan vakfına teslim edildi.
Fuarı düzenleyen gönüllü grup tarafından yapılan açıklamada, katılan tüm sanatçılara teşekkür edilirken, Kürt Sanat Fuarının her yıl büyüyerek gelenekselleştirmek istediklerini ifade ettiler.
https://youtu.be/ghiXP29EYWY
Fuara katılan ressam, fotoğrafçı, müzisyen ve farklı dallardaki sanatçılar: Sevcan Yüksel Henshall, Şilan Keskin, Sumer Erek, Yeşim Dilek, Emel Emel, Melek Erdal, Murat Deniz Karataş, Derya E Keleş, Awder Osman, Shorsh Saleh, Kosha Hussain, A Ender Cemgil, Erem Kansoy, Murat Eric, Sevgi Kaymak, Phil Hatcher, Delal Akdağ, Feryal Ferhat, Genco Ozkan, Sel Güzel, Gülser Çetin, Salman Aybars, Richard Henshall, Ferhat Kay ve Ayşegül Erdoğan.
Adana’nın Aladağ ilçesinde bulunan Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta öğretim Kız Öğrenci Yurdu’nda yangın çıktı. Faciada 11 öğrenci ve 1 gözetmen öldü.
Adana’da yurt yangını faciası. 11’i orta öğretim öğrencisi biri gözetmen 12 kişi yaşamını yitirdi.Adana’nın Aladağ ilçesindeki Sinanpaşa Mahallesi’nde bulunan bir kız öğrenci yurdunda yangın çıktı. İtfaiyenin müdahale ettiği yangında 3 katlı binanın ahşap olan son katı alevlere teslim oldu. Alevler bir anda binayı sararken içeride bulunan öğrenciler korku içerisinde camlardan atlayarak canlarını kurtardı. Bu gece içeride 34 öğrencinin kaldığı belirtildi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, “Öğrencilerin hepsi ortaokul talebesi. 11 çocuk ve bir bakıcı hayatını kaybetti” dedi.
Ahşap kaplama yangının hızla yayılmasına neden oldu
Olay yerine çok sayıda itfaiye ve Orman İşletme Müdürlüğü ve ambulanslar sevk edildi. Yaralanan öğrenciler hastanelere kaldırılırken, yangın kontrole alındı. Yangının hızla yayılmasında binanın ahşap kaplamasından kaynaklandığı belirtildi.
Çıkan yangında ilk belirlemelere göre binanın ikinci ve üçüncü katlarında alevlerin arasında kalan 11’i öğrenci 12 kişi yaşamını yitirdi. Dumandan zehirlenen ve pencerelerden atlamaları sonucu vucutlarında kırıklar olan 22 öğrenci de hastanelerde tedavi altına alındı.
Aladağ Belediye Başkanı’ndan açıklama
Aladağ İlçesi Belediye Başkanı Mustafa Alpgedik, yangının zemin katta çıktığını, kısa sürede alevlerin yükseldiğini, üçüncü kat ahşap olduğu için yangının büyüdüğünü söyledi. Ahşap katın yanması ile çatının da tamamen çöktüğü belirtildi.
Vali ölen yok demişti
Adana Valisi Mahmut Demirtaş olayla ilgili yaptığı ilk açıklamada, 28 öğrencinin kaldığını söyledi. Bu öğrencilerden olay sırasında yaralananlar olduğunu söylemişti. Demirtaş, “Olayda ilk belirlemelere göre 13 öğrencimiz yaralandı. İlk tespitlere göre yangında ölen yok. Öğrencilerimizden bazıları dumandan etkilenmiş, kiminde kaçarken meydana gelen kırıklar var. Yaralılar hastanelerde tedavi altına alındı” dedi. Demirtaş, itfaiye, sağlık ve kurtarma ekiplerinin bölgeye gönderildiğini bildirerek, kendisinin de olay yerine gitmek üzere hareket ettiğini söyledi.
Adana Valisi Demirtaş daha sonra yaptığı açıklamada 11’i öğrenci biri görevli 12 kişinin yaşamını yitirdiğini, 22 kişinin yaralandığını açıkladı.
PKK’nin 38’inci kuruluş yıldönümü Londra’da düzenlenen yürüyüş ve yapılan etkinlikle kutlandı.
Partiya Karkerên Kurdistan-PKK’in kuruluş yıldönümü vesilesiyle Londra’da bir yürüyüş düzenlendi. Akşam saatlerinde Londra’nın Stoke Newington bölgesinde toplanan kitle Dalston’a doğru yürüyüşe geçti. Üzerinde ingilizce olarak ‘Başkan Apo’ya Özgürlük’ yazılı pankart açan kitle, PKK bayrakları ile beraber Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın posterlerini kaldırdı. Yürüyüş boyunca Kürtçe, ingilizce ve Türkçe olarak ‘PKK halktır halk burada’ sloganları atan kitle Dalston’da bulunan Halkevi binasına kadar yürüdü. Yürüyüşe MLKP’li bir grup ta destek verdi.
https://youtu.be/gJv7-vF8EFg
Halkevi’nde düzenlenen etkinlik devrim şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Sinevizyon gösterimi ve yapılan konuşmaların ardından müzik dinletisi ve çekilen halaylar ile etkinlik sona erdi.
Hevserokê PYD’ê Salih Muslim li Zanîngeha Cambridge axivî û di derbarê rewşa dawî ya Sûrî û Rojava de agahî da guhdarvanan.
Nuçe: Jonas Tekin
Yek ji zanîngehên herî kevn ya cîhanê, Zanîngeha Cambridge malavaniya hevserokê Partiya Yekîtiya Demokratîk (PYD) Salih Muslim kir. Semînera bi mijara “Şerê Daîş û pêşeroja Sûrî” ya ku ji hêla Civata Kurd ya Zanîngeha Cambridge ve hatî li dar xistin rastî eleqeyeke mezin hat.
Di semînera ku ji hêla endamên Civata Kurd ya Zanîngeha Cambridge Dilar Dirik û Barzan Sadiq ve hatî birêvebirin de hevserokê PYD Salih Muslim di derbarê rewşa dawî û sîstema Rojava de axivî.
Muslim di axaftina xwe de bal kişand ser têkoşîna gelê Kurd ya li Rojava û da zanîn ku sîstemeke ku ji tevahiya Rojava re dikare bibe mînak ava dikin. Muslim wiha axivî;
“Em tevgereke ku şerê exlaqê dimeşînin, bi nirxên însanî re dilsoz in û ji bo azadî û demokrasiyê têdikoşin. Armanceke me ya din nîne. Li aliyê din, terora DAIŞ û El Nûsra heye, ku cîhan tev jê ditirse. Ji ber vê yekê, hêzên navneteweyî planên xwe ji nû ve dinirxînin. Kurd ji nû ve derdikevin ser dika dîrokê. Di tevahiya dîrokê de cara yekemîn e di vê astê de tên naskirin. Mesela, eger 1’ê Mijdarê Roja Kobanê ya Cîhanê di asta navneteweyî de destekeke mezin dibîne, ev yek ji bo me gelekî hêja ye.
Ev rewş nayê wê wateyê ku Kurd bi ser ketine. Li pêşiya me têkoşîneke dijwar heye. Mebesta min ne aliyê leşkerî ye. Têkoşîna leşkerî ji xwe rojane berdewam dike. Em niha li Rojava sîstemekê ava dikin. Bêguman em vê sîstemê ne tenê ji bo Rojava, ji bo tevahiya Rojhilata Navîn dixwazin. Em ji sala 2012’an û vir ve ji bo xwe xweseriya demokratîk ava dikin. Lê belê herêmên nû yên weke Minbic, Girê Spî û hwd. ên nû tevlî me bûne hene. Li van deveran nifûsa Ereban gelek e. Lewma em neçar in sîstema xwe biguherînin. Ev sîstem, sîstemeke demokratîk a jiyana bi hev re ya gelan e. Em vê sîstemê jî bi navê federalîzmê pênase dikin. Sîstemek federal a demokratîk ji bo tevahiya Sûriyeyê. Lê belê hinek hê naxwazin Kurd bibin xwedî îrade. Pêşniyareke wan jî nîne. Sûriye wê êdî ne mîna berê be, ev ne pêkan e. Lazim e her kes vê bibîne.”
Muslim, wekî din di derbarê têkiliyên wan bi hêzên navnetweyî re jî nirxand û agahiyên di derbarê sîstema aborî ya Rojava de dan.
Semînera ku du saetan berdewam kir bi pirsên beşdarvanan bi dawî bû.
https://youtu.be/mZiOTyLYgTI
Salih Muslim berî bernameyê li zanîngeha Cambridge geriyaSalih bi rêvebirên Civata Kurd ya Zanîngeha Cambridge reXwendevan û mamosteyên zanîngehê Eleqeyeke mezin nîşanî semînera Muslîm dan