Author: ali

  • Aleyna Çakır davası: Çelişkili ifadeler, darp itirafı

    Aleyna Çakır davası: Çelişkili ifadeler, darp itirafı

    Aleyna Çakır’ın evine zor kullanarak girilmesine ilişkin açılan davada, sanık Ümitcan Uygun ve tanık olarak dinlenen arkadaşı Enes Özdemir, Çakır’ın darp edildiğini itiraf etti.

    Aleyna Çakır ismiyle bilinen Sema Esen’in 3 Haziran 2020’deki şüpheli ölümünden önce Ümitcan Uygun’un zor kullanarak, evine girmesi üzerine, “Tehdit ve konut dokunulmazlığı ihlal” suçundan açılan davanın ilk duruşması görüldü. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Aleyna’nın annesi Hatun Esen, babası Mehmet Esen, ağabeyi Himmet Esen ile aile avukatı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Kadın Kolları Başkanı ile çok sayıda kadın katıldı.

    Uyuşturucu bulundurma ve kullanmadan tutuklanan Ümitcan Uygun, Sincan 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.

    İTİRAF ETTİ

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada, savunma yapan Uygun üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirti. Polise verilen ilk ifade ile mahkeme heyetine verdiği ifadenin çelişmesi üzerine heyet ile Çakır’ın avukatı faile sık sık sorular yöneltti. Heyete sunduğu çelişkili ifadelerde Çakır’ı darp etmediğini söyleyen Uygun, çapraz sorguda Çakır’ı darp ettiğini itiraf etti.

    TANIK OLAY GECESİNİ ANLATTI

    Olayın yaşandığı gece fail ile birlikte Çakır’ın evine giden Enes Özdemir de mahkemede tanık olarak dinlendi. Özdemir de çelişkili beyanlarda bulundu. Uygun’un olay günü alkollü olduğunu söyleyen Özdemir, çelişkili beyanlarının tespit edilmesinin ardından failin Çakır’a küfür ettiğini, tokat attığını ve bayılmasına sebep olduğunu itiraf etti. Özdemir, Uygun’un Çakır’ın yerde baygın vaziyette yatmasının ardından, maktülün telefonundan İnstagram hesabını açarak canlı yayın başlattığını ve orada “Öyle yapılmaz böyle yapılır” dediğini belirtti.

    Sanık avukatı Hayri Çağatay Cengiz, müvekkiline atılan suçlamaları reddetti.

    KCDP’NİN KATILMA TALEBİNE RET

    Davaya müdahil olmak isteyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına duruşmada hazır bulunan Meliha Bulukçuoğlu’nun talebi heyet tarafından reddedilirken, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatlarının müdahillik talepleri kabul edildi.

    Çakır’ın avukatı Umur Yıldırım, tanık Enes Özdemir, maktül Aleyna Çakır ve sanık Ümitcan Uygun’un HTS kayıtlarının incelenmesi talebinde bulundu. Yıldırım, Çakır’ın telefonunu kendi izni dışında alarak yine İnstagram hesabını izni dahilinde olmadan girip canlı yayın başlatmasına ilişkin ayrı bir soruşturma başlatılmasını ve ek iddianame hazırlanmasını talep etti.

    ‘ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜSTEN YARGILANMALI’

    Çakır’ın avukatı İrem Esra Kömürcü Altın da “öldürmeye teşebbüs suçu”nun işlendiğinin kabul edilmesi ve dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi talebinde bulundu. Altın talebinin reddedilmesi halinde olayın işlenme biçiminin göz önünde bulundurularak “Canavarca hisle kasten yaralama” suçundan yargılama yapılmasını talep etti.

    Çakır’ın avukatı Esra Kömürcü Altın’ın taleplerinin reddine karar veren heyet, HTS kayıtlarının incelenmesine karar verdi. Heyet, bir sonraki duruşmayı 28 Mayıs tarihine erteledi.

    DURUŞMANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ

    Duruşma ardından Çakır’ın avukatları ve ailesi açıklama yaptı. Adliye önünde yapılan açıklamada konuşan KCDP avukatı İrem Esra Kömürcü Altın, Çakır’ın tehdit ve baskı sonucu ifadesini geri çektiğini belirterek, astım hastası olduğu bilindiği halde nefessiz bırakılmak istendiğini ve darp edildiğini söyledi. Altın, duruşmanın takipçisi olacaklarını vurguladı.

    Ardından konuşan Çakır’ın babası Mehmet Esen de bu davanın peşini bırakmayacaklarını vurguladı. Uygun’un DNA’sının çıktığını hatırlatan baba Esen, “Çocuğumu öldürdü o da o delikte çürüyecek. Herkes çektirdiğinin cezasını çekecek. Çocuklarımız çakallar için canından olmasın. Bizim canımızı yaktı onların da canı yansın. Onlara yardım ve yataklık edenler de yargılansın” dedi.

    ‘KADIN CİNAYETLERİNE DUR DİYİN’

    Duruşma boyu duygusal anlar yaşayan anne Hatun Esen ise gözyaşlarına hakim olamadı. Kızını çok özlediğini ve hayatta olmasını çok istediğini kaydeden anne Esen, “Analar, bacılar ağlamasın, yanmasın yürekler. ‘Kadın cinayetlerine dur’ deyin. Biz yorulduk, dayanacak gücümüz kalmadı. Benim ciğerim yanıyor” şeklinde konuştu.

  • İngiliz Gazetelerinde Öcalan posterleri

    İngiliz Gazetelerinde Öcalan posterleri

    Britanya genelinde geçtiğimiz haftadan buyana devam eden Britanyalı işçi sendikalarının öncülüğündeki İngiliz gazetelerinde yayınlanan Öcalan’a özgürlük posterlerine ilişkin kampanya son buldu.

    Erem Kansoy

    Ülke genelinde toplam 100 gazetede 10 gün boyunca aralıksız olarak yayınlanan, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü talep eden posterler sayesinde Öcalan’ın fikirleri de Britanya’da yaklaşık 6 milyon okuyucuya ulaştırıldı.

    Dünya genelinde devam eden küresel Öcalan’a Özgürlük Kampanyası çalışmaları çerçevesinde Britanya’da en büyük ulusal ve yerer gazetelerindeki tam sayfa Öcalan’a Özgürlük posterlerine ilgi büyük oldu, özellikle sendikaların emilenlerine destek mesajları yağdığı belirtilirken Britanya Kürt halk meclisi adına yapılan açıklamada ise İngiliz halkından yoğun bir şekilde kampanyaya destek amaçlı çeklerin gönderildiği, böyle bir talep olmamasına rağmen insanların maddi desteğinin giderek büyüdüğü, ayrıca posta yoluyla da yüzlerce destek mesajı aldıkları bu mesajların ise halen gelmeye devam ettiği bildirildi.

    Britanya Kürt halk meclisi eş başkanları ve Londra Kürt halk Meclisi eş başkanları ile Kürt Kadın insiyatifi adına kampanya sonunda Televizyonumuza özel değerlendirmelerde bulunan Ercan Akbal, Besime Başar, Mehmet Kardu, Sultan Çewlik ve Elif Sarıcan, özellikle İngiliz gazetelerinde yer alan posterler sayesinde Öcalan’ın milyonlara ulaştığını vurguladılar.

    Hafta başında Ulusal gazete Daily Mirror’ün ön sayfalarında yer alan Öcalan’a Özgürlük ilanı, hafta boyunca Britanya genelinde yerel gazetelerde de günlük olarak yer almaya devam etti, ilan Wisbech Standard, Royston Crow ve Ely Standard, The Hunts, Cambs Times, Dunmow Broadcast ve Welwyn Hatfield Times, Banbury Guardian, Rugby Advertiser, Sunderland Echo gibi önemli gazetelerde de yer aldı.

    Britanya Kürt halk meclisinin desteğiyle gerçekleştirilen, aralarında Unite the Union, GMB, NEU, USDAW, FBU gibi sendikaların bulunduğu 14 sendika’nın Öcalan’a özgürlük kampanyası ülkede gündem yaratırken Türk basınını da oldukça rahatsız etti. Erdoğan rejiminin havuz medyası, Kürt basının haber kaynaklarını kullanarak yaptığı haberlerde, insan mantığına yakışır barışçıl bir kullanmak yerine Öcalan posterlerini yayınlayan İngiliz basınına ve onlarca ileri gelen siyasi, sendika liderine de adeta hakaret eden bir dil kullanarak hazımsızlıklarını da bu şekilde ortaya koyuyorlar.

  • Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı

    Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı

    Kürt halkı ve mücadelesinin 40 yıllık dostu Estella Schmid 80. Doğum gününü kutladı. Schimid’in dava arkadaşları kendisine özel hazırladığı kitapçık ve dünyanın birçok yerinden gönderilen mesajlarla O’nu yalnız bırakmadı.

    Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ile geçmişte defalarca çeşitli görüşmeler gerçekleştiren, başta kadın devrimi ve demokratik konfederalizmin iyi anlaşılması için büyük mücadeleler veren Estella Schmid ayrıca, Peace in Kurdistan, EUTCC, CAMPACC, Freedom for Öcalan Campaign gibi Avrupa genelinde Öcalan’ın özgürlüğü ve Kürt halkının hakları için siyasi ve sosyal çalışmalar yürüten birçok kurum ve kampanyanın öncü isimlerindendir.

    YPG Basın üyesi Şehid Firaz Dağ – Mehmet Aksoy ile yoldaş ve yakın arkadaş olan Estella Schimid’de Aksoy ile ayni gün doğum günlerini, Aksoy’u mezarı başında Schmid’i ise evinin önünde ziyaret etti.

    Estella Schmid’in 80. Doğum günü ve 4o yılı aşkın yoldaşlığını selamlamak adına kendisine özel olarak dostlarının hazırladığı kitap ulaştırıldı, kitapta PKK Yürütme Komitesi Üyesi Cemil Bayık, KONGRA-GEL Co-Chairman Remzi Kartal, Kurdistan Women’s Community (KJK) Coordinasyonu adına, KONGRA STAR, EUTCC Genel kurulu adına Kariane Westrheim ve Michael Gunter, Ferda Çetin, Asrın Hukuk Bürosu adına İbrahim Bilmez, Salih Muslim, Adem Uzun, Diene Nilüfer, Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal, Halkevi Toplum Merkezi adına Yaşar İsmailoğlu ve UNITE sendikasından Simon Dubbins birer mesaj yayınladı.
    Gazetemiz aracılığıyla Schmid yoldaşlarına ve dostalarına teşekkür ederek yoldaşı ve yakın arkadaşı Mehmet Aksoy’uda sevgiyle andı. Schmid, “bir ömürlük bu mücadelede hiö yorulmadan bizlerle beraber koşan ve beni unutmayan arkaşlarıma yoldaşlarıma çok teşekkür ediyorum, ne kadar şanlısyım ki Mehmet gibi yaşamını mücadeleye adamış bir emekçi şehid arkadaşımla ayni gün doğdum, Mehmet’in mücadelesini gelecek nesillere aktarmayı ve Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ın fikirlerinin yayılması ayrıca derhal fiziki özgürlüğününde sağlanması için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

  • Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    “Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi.”

    Ayşe Gökkan

    Demokratik özerklik; sorumlulukların yerel dinamiklerle ve toplumun yarısı olan kadınla paylaşılmasını inşa eden ruhlu, canlı bir yaşam sistemidir. Ulus devletin güven yitirdiği bir dönemde bin yılları alan bir sürede inşa olmuş mevcut devlet sistemini kurumsal olarak reddetmeden, toplumları birbirine kırdırtmadan, yaşamı birlikte ören kadınların sistemi olarak ele alınmalıdır demokratik özerklik. Bu anlamda sadece bir yönetim modeli değil, tekçi-kutuplaştırıcı homojen ulus anlayışının yerine, devletten bağımsız olarak tanımlanan demokratik ulusun inşasıdır. “Daha az devlet, daha çok toplum” ilkesiyle hareket eden, demokratik ulus birlikteliğini ve demokratik konfederal sistemi esas alan, doğayı talan etmeyen, kendini en yerelden ören canlı bir yaşam biçimidir. Kadınların komşusuyla ve komşunun komşusuyla nasıl yaşayacağına, toplumların özgür iradeleriyle karar verdiği komünal bir sistemdir. Bu komşuluk sadece ev komşuluğu ve mahalle komşuluğu değildir. Ayrıca halkların, inançların, kültürlerin, toplulukların komşulukları, nasıl bir birliktelikle yaşayacaklarına ortak karar verme sistemidir. Bu sistem, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir inşada kadının kendi söz ve kararlarını halkların ve inançların yarısı olarak almasını yani bağımsız özgün kadın örgütlenmesini toplumsal sözleşmeyle teyit eden bir sistem olarak ana hatlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu sistemin ihtiyaç boyutları da kadının bağımsız örgütlenmesi, ekonomi, siyasi, sosyal, diplomasi, hukuk, insan hakları, ekoloji, medya, halklar ve inançlar, dil ve eğitim, kültür, yerel yönetimler, şiddetle mücadele ve özsavunma olarak şekillenmiştir.

    İlk ve son sömürge olmaktan ancak örgütlenerek kurtulabiliriz

    Ulus devletin güvensizleşmesi, paydaş değil yandaş olma sistemi olarak yasallaşması, ciddi bir yıkım haline gelmiştir. Bu yıkımlar karşısında kadınların ve halkların çözümü olarak demokratik özerklik şekillenmektedir. Nitekim; Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi. Ayrıca ilk ve son sömürge olmaktan kurtulmanın ancak mücadele ederek ve örgütlenerek ortaya çıkaracağını da gösterdi.

    Demokratik özerklik özsavunmayı sadece güvenlik boyutuyla ele alm

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-
    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    az

    Demokratik özerklik; Türk devleti döveceğine, Kürt devleti dövsün hukukunu inşa eden bir sistem değildir. Ya da beni üvey babam döveceğine, öz babam dövsün sistemi değildir. Sokaktaki erkek döveceğine evdeki erkek dövsün de değildir. Demokratik özerklik, yerellerin devlet yetkilerini devralma inşası da değildir. Yine demokratik özerklik kadının erkek egemen zihniyetinin yetkilerini devralma inşası da değildir. Aslında demokratik özerklik; kadın konfederal sisteminde, öncelikle kadının kendini, komün ve meclisler üzerinden örgütlemesinin ifadesidir (eş-sözcülük, eş-başkanlık, özgür-eş yaşam, eş-temsiliyet). Demokratik özerklik; kadın özsavunmasını da, dar anlamıyla sadece güvenlik boyutuyla ele almaz. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi yaşam hakkı başta olmak üzere, değerlerine dayatılan imha ve inkâra karşı öz sistemine kavuşmasını ifade eder. Tüm boyutlarda örgütlenerek, taciz ve tecavüzden kendini kapsamlı olarak korumasını ifade eder. Demokratik özerklik aynı zamanda, kadının öz savunmasını, utanması gerekenlerin yerine utanmaması ve korkması gerekenlerin yerine korkmaması, teşhir etmesi, direnmeyi örgütleyip aralıksız mücadele etmesi olarak da tanımlar.

    Ulus üstü yapılanmayı ifade eder

    Ortak yaşamda demokratik özerklik, halkların kendi demokrasisini ve kendi toplumsal sistemini kurmasıdır. Var olan ulus devlet sistemini, halkın demokratik özyönetim sistemine duyarlı hale getirme mücadelesidir. Demokratik ulus anlayışını esas alır, herhangi bir ulusu esas almaz, ulus üstü yapılanmayı ifade eder. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve mezhepsel, etnik, kadın özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliğidir. Örgütlenmiş toplumun kendi kendini yönetme organizasyonudur.

    Görev ahlaki politik toplumu inşa etmektir

    Tüm bunları yapabilmek için öncelikle entellektüel olma görevlerini yerine getirmek gerekiyor. Görev; hatıra bilimi yapmak değil, ahlaki politik toplumu inşa etmektir. Hem araştırmacı olmak hem de direnişçi olabilmektir. 1’nci doğa ve 2’nci doğa olarak ele alınan her iki alanın sosyal bilimlerle bağını kurarak hakikate yaklaşmaktır. Özne-nesne, biz-öteki, beden-ruh, ölü-canlı ikileminden kurtulmuş ahlaki politik toplum bağını kurmaktır. 5N1K (ne, ne zaman, nasıl, nerede, neden, kim) sorularının erkek egemen devlet aktörleriyle kurgulandığı haberler gibi, bilgi hakikatine ulaşmaya çalışırken önümüze konan kavram ve kuramlar da kurgulanmaktadır. Bu kurgularla krizli ortamlarda herkes kendine göre bir hakikat yolu açma eksiğine girebilir. Güncel sürece baktığımızda DAİŞ’in bu dönemde etkisi azalan ulus devletin etkisini arttıran aktöre dönüşmesi tesadüf değildir. Yine AKP döneminde kadın mücadelesi görünürlüğünü arttırıp alternatif olunca, kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artış göstermesi de tesadüf değildir. DAİŞ’e karşı kadın direnişi ve DAİŞ’in saldırı merkezinin Kürdistan ve Ortadoğu olması da bir tesadüf değildir. Kadınların ve karma toplum dinamiklerin taleplerinin netleşmesine karşı hamle olarak bu talepleri ve mücadeleyi manipüle etme, muğlâklaştırma yöntemleri geliştirilmektedir. Bugün entelektüel olma görevlerinin başında bu manipülasyonu görmek, muğlâklaştırılan alanları netleştirmek ve direnişi güçlendirmek geliyor.

  • Şehit Mehmet Aksoy doğum gününde anıldı

    Şehit Mehmet Aksoy doğum gününde anıldı

    YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy, doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.

    “Kapitalizme teslim olmayın, Maddiyata, çirkin ilişkilere, sevgisizliğe, saygısızlığa, yozluğa, eşitsizliğe teslim olmayın” diyen ve YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy (Firaz Dağ), doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.

    YPG basın biriminde iken Rakka’da IŞİD çeteleri tarafından katledilen Mehmed Aksoy’u kimi  devrimci, kimi sinemacı yönetmen, kimi yazarlığı ile kimi dostluğu, arkadaşlığı, kimi eşitsizliğe karşı bir militan yada karizmatik bir diplomat kimi de sadeliğin önderi olarak tanımlar. Aslen Malatya’nın Kürecik ilçesinden Kürt ve Alevi bir aile olan Aksoy ailesi politik ve ekonomik nedenlerle  80’li yıllarda önce İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Ailenin ilk çocuğu olan Mehmet Aksoy, 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Sosyalist ve devrimci bir aile ortamında  dünyaya gelen Mehmet Aksoy’un ailesi bir kaç yıl sonra da bu kez de İngiltere’ye göç etmek zorunda kalır.
    Kapitalizmin başkentlerinden Londra’da büyüyen Mehmet Aksoy, burada tıpkı kendi cümlesi ile ‘Kapitalizme teslim olmadan’ hem sosyalist mücadele hem de Kürt Özgürlük Hareketinin yılmaz bir savunucusu olur. İdeallerine ve düşüncelerine uygun bir şekilde yaşayan Mehmet’in  en önemli özelliği ise eylemler de bir önder, günlük hayatta bir emekçi işçi, mütevazi ve sadeliği ile onu tanıyan tanışan her insanda farklı bir etki bırakması olur.
    Aksoy’un Karl Marx’ın bulunduğu  Londra Hıghgate Mezarlığı’ndaki mezarının ziyaretçileri ise hep var. Aradan 4 yıla yakın bir zaman geçse de Mehmet her fırsatta ‘hakkı verilmiş bir yaşam’ denilerek anılıyor ve mekanı çiçeklerle süsleniyor.

    Londra’nın bağrından çıkan ve Rakka’da ölümsüzlüğe yürüyen ‘Bizim Memocan’, ‘Bizim Memed’in doğum günü vesilesi ile yaşama bakışını anlatan bir kaç sözü ise şöyle:

    “Katliamlara, soykırımlara uğramış ama pes etmeyen, onuruyla direnen halkımın hikayelerini anlatmak istiyorum, bu benim en büyük hayalim.”

    “ Sadece yıldızlara bakın Beni orada göreceksiniz Samanyolu kıvrımında Galaksilerin buluştuğu yerde”

    “Tüm yürekler, tüm gözler buraya dönmeli. Çok büyük bir savaş başlayabilir. Ben buna hazırlıklı olacağım. Ödediğimiz bedeller boşa gitmemeli. Bayrak hiç düşmemeli. Çocuklarımıza onurlu bir miras bırakmalıyız. Mutlaka kazanmalıyız. Yüz yıl daha köle gibi yaşamamalıyız. Bunu bir propaganda olarak algılama!’

    ‘Yoldaşlık sağlıklı bir toplumun temel taşıdır’

    “Demokrasiye, insan haklarına, laik sosyal bir sisteme inanan tüm Türkiye ve Kürdistanlılar hem milliyetçi devletçi askere hem de İslamcı devletçi faşizme karşı alternatif olarak bir duruş sergilemelidir. Bunun için önce meseleyi doğru anlamak gerekir.”

    “Dünyanın tüm çocuklarını kucaklasam, Bassam bağrıma Desem; ‘Size savaşsız bir dünya getirdim, Şeker tadında’ inansalar tüm bilmezlikleriyle, tüm çocukluğumla…”
    “Bu hayatta devrimden daha değerli hiç bir şey yok. Ne olursa olsun zafer bizim olacak.”

    Diren Dicle

  • Covid-19: İngiltere’de kısıtlamalar 8 Mart’tan itibaren aşamalı olarak kaldırılacak

    Covid-19: İngiltere’de kısıtlamalar 8 Mart’tan itibaren aşamalı olarak kaldırılacak

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson, koronavirüs kısıtlamalarının 8 Mart’tan itibaren dört aşamada kaldırılmasının planlandığını açıkladı. Johnson, Avam Kamarası’ndaki konuşmasında açıkladığı yol haritasının, ülkede salgınla mücadeleye yönelik önlemleri “temkinli ama bir daha geriye dönülmeyecek şekilde yumuşatacağını” söyledi. Johnson TSİ 22:00’de de bir basın toplantısı düzenleyecek.
    Başbakan Johnson’un açıkladığı plana göre İngiltere’de 8 Mart’tan itibaren bütün okullar açılacak, iki kişi açık havada buluşabilecek. 29 Mart’tan itibaren ise iki farklı haneden kişiler ya da en fazla altı kişi açık havada buluşabilecek. Açık hava sporlarına izin verilecek.
    12 Nisan’dan itibaren ikinci aşamaya geçilecek; berberler, kuaförler ve dış mekanda hizmet veren restoran ve kafe gibi yerler açılabilecek. Bu tarihten itibaren altı kişiye kadar bu tür yerlerde buluşmak mümkün olacak.
    Üçüncü aşama ise eğer vaka sayıları istendiği gibi düşüş gösterdiği takdirde 17 Mayıs’tan itibaren yürürlüğe girecek. İki farklı aileden kişilerin kapalı mekanlarda buluşmalarına izin verilecek. Sinemalar, oteller açılacak. Konserlere ve spor müsabakalarının seyircili yapılmasına, sosyal mesafe önlemleri alınarak başlanacak. Büyük ihtimalle stadyumlarda 10 bin kişiye kadar seyirciye izin verilecek.
    Bu noktaya kadar işler istenildiği gibi giderse 21 Haziran’da dördüncü ve son aşamaya geçilecek. Bu dönemde altı kişilik buluşmalar 30 kişiye çıkabilecek. Bu tarihte sosyal temasla ilgili bütün yasal sınırlamalar kaldırılabilecek ve ekonominin hala kapalı olan, gece kulüpleri gibi sektörleri de açılacak.

    Dört kritere bakılacak
    Hükümet her bir aşamadan diğerine geçmeden önce dört kritere bakarak geçiş kararını onaylayacak. Bu kriterler;
    •Koronavirüs aşılama takviminin planlandığı gibi işlemesi
    •Aşıların ölümler ve ağır hastalıkları yeterince azalttığının görülmesi
    •Bulaş hızının hastaneleri zorlayacak düzeyde olmaması
    •Virüsün yeni varyantlarında, sınırlamaların kaldırılmasını engelleyecek yeni özellikler görülmemesi

    Başbakan Johnson’ın yol haritasının parçası olarak İngiltere Kamu Sağlığı Kurumu, aşıların bulaşım oranına etkisine dair verileri de yayımlayacak.
    Sağlık Bakanı Matt Hancock’a göre aşı yaptıran kişilerin bulaştırıcılık oranı, ilk dalgadakine kıyasla “keskin şekilde” düştü. Hancock bununla birlikte hastanede tedavi gören kişilerin sayısının hala yüksek olduğunu söyledi. Halen bu sayı 18 bin civarında.

    Ülkede şimdiye kadar 17,5 milyon kişiye ilk doz aşı yapıldı. Bu kişilerden 334 bini ikinci doz aşılarını da oldu. 50 yaş üzerindeki herkesin 15 Nisan’a kadar, geri kalan nüfusun da Temmuz sonuna kadar aşı olması hedefleniyor.
    50 yaş altı grupta aşılamanın hangi kriterlere göre ilerleyeceği konusunda da bu hafta bir açıklama yapılması bekleniyor.
    Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine Avrupa’da en fazla Covid-19 kaynaklı ölümün görüldüğü ülke olan İngiltere’de toplam ölü sayısı 120 bini geçti.
    Ülkede dün de 215 kişinin öldüğü açıklanmıştı.

    Kaynak: BBC Türkçe

  • Dersimli kadınlardan çağrı: Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz

    Dersimli kadınlardan çağrı: Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz

    Tehlike altındaki diller arasında bulunan Kürtçenin Kirmançkî lehçesinin yok olmaması için çağrıda bulunan Dersimli kadınlar, “Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2008 yılında yok olmaya yüz tutmuş dillerin kapsamlı bir haritasını çıkardı. “Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası” adlı raporda, yaklaşık 4-6 milyon insanın anadili olarak konuştuğu Kürtçenin Kirmançkî (Zazakî) lehçesi de yer alıyor. Türkiye’deki nüfus oranına göre, Türkçe ve Kurmancî’den sonra en çok Kirmançkî konuşuluyor.

    Dünyanın birçok ülkesinde dillerin korunması ve yaşatılmasına yönelik kapsamlı programlar hayata geçirilirken, Türkiye’de “21 Şubat Dünya Anadil Günü”, diller üzerindeki baskı ve yasakların devam ettiği koşullarda karşılanıyor. Dersimli kadınlar, eğitim, iş yaşamı gibi birçok alanda Kirmançkî dilinin konuşulması için çağrıda bulundu.

    ‘YOK OLACAĞIZ’

    12 Eylül Askeri Darbe sonrası kentten başlayan göçle birlikte dil ve kültürün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirten Hatice Güler (60), o günden sonra her gelen hükümet tarafından dil ve kültürlerinin unutturulmaya çalışıldığını söyledi. Güler, “12 Eylül darbesinden sonra bize yaşatılan baskılara dayanamayıp şehirlere yerleştik. Daha sonra yapılan politikalarla dilimiz, kültürümüz, kaybolmaya, unutulmaya başlandı” diye belirtti.

    Çocukların kendilerini ana dillerinde ifade edememenin eksiklik olduğunu ifade eden Güler, “Biz istiyoruz ki, çocuklar daha o yaşlarda dilimizi öğrensinler. Almanya ve Fransa’da dilimiz resmiyet kazanmışken, öğretiliyorken, neden bizim ülkemizde dilimizi resmiliğe kavuşturmuyorlar? Çocuklarımız asimile ediliyor. Bir dilimiz kalmış, onu da yok etmesinler. Dilimiz unutulursa hepimiz yok olacağız” diye konuştu.

    Tüm baskılara rağmen Kirmançkî dilinde konuştuğunu ve anadilini unutmadığını belirten Hatice Türkmez de, “Bu kadar baskıya rağmen hala dilimizi konuşuyoruz. Biz bu baskılara karşı dilimizi unutmadıysak, gelecek nesillerimizde dilimizi konuşmalı, sahip çıkmalıdır” diye seslendi.

    ANADİLDE İBADET 

    Yaşamın her alanında anadillerini kullandıklarını söyleyen Elif Yalnız ise “İbadetlerimizi de anadilde yerine getiriyoruz. Dersim’de kadınlar Türkçe bilseler dahi, ibadetlerin hepsi Kirmançkî yapılıyor. Diyarlarımızın ismi anadilimizle söylenir. ‘Ya Xızır, ya Düzgün Bawa, Munzur Bawa’ deyip ellerimizi güneşe açarız. Dersim halkı bunun bilincinde olmalıdır. Dilimiz yok olmamalı” şeklinde konuştu.

    Yüksel Kasun ise annesinden öğrendiği dili bugüne kadar taşıdığını ve asla anadili dışında başka dil kullanmayacağını söyledi. 3 çocuğu olan Kasun, çocuklarıyla da Kirmançkî konuştuğunu ifade etti. Kasun, anadilin önemine değinerek, şunları söyledi: “Kızım kendi anadili ile konuşuyor. Ancak yaşıtları onu anlamıyor. Bu yüzden herkes kendi çocuklarıyla anadiliyle konuşmalı ve onlara dili öğretmelidir. Bununla birlikte hastanelerde, okullarda konuşulmalıdır. Mesela hastaneye gittiğimizde, sorunlarımızı doktorlara anlatamıyoruz. Çünkü bilmiyorlar. Başımızın ağrıdığını söylesek, doktor başka bir şey anlıyor. Doktorlar da öğretmenler de bilsin, öğrensin ve konuşsun. Kirmançkî dilinin resmiyet kazanmamasının tek nedeninin baskılardır.