Author: ali

  • Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla 6-8 Mart tarihleri arasında ‘panel, kültürel etkinlik ve kadın tutsaklara mektup gönderme başta olmak üzere bir dizi etkinlik düzenlenecek.

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri
    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi, “Kadın kırımına karşı özgür kadını ve toplumu savunma” şiarıyla 3 gün boyunca bir dizi etkinlik gerçekleştirecek. Pandemi nedeniyle özel ve özgün bir program hazırlayan Kadın İnisiyatifi, bu yıl kadın birliği ve dayanışmanın önemine vurgu yapacak. Kadına yaklaşımın özgürlük devrimine yaklaşım olduğunu vurgulayan Kadın İnisiyatifi, kadınların kolektif mücadelesinin erkek egemen sisteme karşı mücadeleyi daha da büyüterek sonuç alacağına dikkat çekecek.

    Kürt Kadın İnisiyatifi, kolektif kadın mücadelesinin bir örneği olarak başta Londra olmak üzere ve Britanya’nın birçok kentinden politik kadın tutsaklarla dayanışma mektupları gönderilmesine öncülük edecek.

    İnisiyatifi mektup eylemine ilişkin şu çağrıda bulundu: “Beş bin yıllık egemen zihniyet, 21’inci yüzyılda da özgür kadın mücadelesine tahammül gösteremiyor. Geldiğimiz coğrafyada bütün kirli ve alçak yöntemler AKP-MHP faşist yönetimi tarafından Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınlara dayatılıyor. Biz Kürdistanlı kadınlar olarak 8 Mart dolayısı ile bir kez daha sokaklara olacağız. Cezaevlerinde olan kadın arkadaşlarımıza kart postallar göndereceğiz. Şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya için seni de yanımızda görmek istiyoruz.”

    Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından yaklaşık 2 aydır çalışmaları sürdürülen ve hazırlıkları tamamlanan etkinlikler şöyle:

    Üç günlük etkinlik kapsamında 6 Mart Cumartesi günü saat 6.30pmde ”Kadın Kırımına Karşı Özgür Kadını ve Toplumu Savunma Zamanı” konulu panel

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri
    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    düzenlenecektir. HDP milletvekili Meral Danış Bestaş’ın da yer alacağı, panelistler arasında Kadın Hakları Aktivisti ve Yazar Gönül Kaya ve antropolog ve Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan’da bulunacak. Etkinliğin Zoom linki: 572 342 2768 –Passcode: 700587

    7 Mart Pazar akşamı saat 6.30’da gerçekleşecek kültürel etkinlik gününde Britanya ve bir çok ülkeden kadın sanatçılar sahne alacaklar. Sahne alacak sanatçılar arasında Xecê, Evin Şah, Suna Alan, Jala, Zeyno Durar, Nadia Visser, Paula Darwish, Ruken Yılmaz, Cemile Dinçer ve Amal Saeed Kurda yer alırken, dünyanın her yanından Kürt kadınları ile danışma videoları paylaşılacak.

    Programın son günü 8 Mart, Pazartesi günü saat 11:00’da Harringay postanesi önünde bir araya gelinip, cezaevlerindeki politik kadın tutsaklara kart ve mektup postalayacak kadınlar, ardından saat 12:00’da Kadın Güç Birliği ile Wood Green Kütüphanesi’nin önünde bir araya gelecekler.

    YASEMİN ÇELİK

  • Papa Francesco’dan iklim değişikliğine ‘Nuh tufanı’ benzetmesi

    Papa Francesco’dan iklim değişikliğine ‘Nuh tufanı’ benzetmesi

    Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco iklim değişikliği krizini İncil’de de anlatılan Nuh tufanına benzetti.
    Daha önce de iklim değişikliği ile mücadelenin aciliyetine birçok kez dikkat çeken Papa, Nuh tufanı benzetmesini ise gelecek hafta çıkacak bir kitap için verdiği söyleşide yaptı.
    İtalyan Katolik din adamı Marco Pozza’nın yazdığı “Kusurlar ve faziletler” (Dei vizi e delle virtù) isimli kitaptan bazı bölümler İtalya’da yayımlanan Corriere della Sera gazetesinde yer aldı.

    Gazetenin bugün baş sayfasında “Papa’dan çağrı: İklim konusunda tutum değiştirmezsek tufan olacak” başlığıyla yayımladığı kesitte Papa şunları söyledi: “İncil, tufanın Tanrı’nın gazabının sonucu olduğunu söylüyor… Uzmanlara göre İncil’deki bir mit anlatısı. Ama mitler de bir anlayış biçimidir. Arkeologlar, kazılarda sel izleri buldukları için tufanın tarihi bir anlatı olduğunu söylüyor. Bu belki de sıcaklığın artması ve buzulların erimesinden kaynaklanan büyük bir seldi. Aynı yolda gitmeye devam edersek şimdi de bu olacak.”
    Papa Francesco daha önce de iklim krizinin küresel bir acil durum teşkil ettiği ve felakete yol açmaması için eyleme geçilmesi mesajları vermişti.
    Papa, 2015’te yayımladığı “Laudato Si” isimli genelgesiyle iklim değişikliğinden kaynaklanan ağır çevresel, toplumsal, ekonomik ve siyasi sonuçlara dikkat çekmişti.

    Papa bir basın toplantısında da siyasi yetkililerin iklim değişikliği konusunda harekete geçmekte neden geciktiği sorusuna, “Neden mi? Aklıma Eski Ahit’teki bir cümle geliyor: İnsan aptaldır, gözleri görmeyen bir inatçıdır. Aynı çukura iki kez düşen tek hayvan insandır” diye yanıt vermişti.

    İklim değişikliği krizine karşı eylemleriyle tanınan İsveçli öğrenci Greta Thunberg de 2019’da Vatikan’da Papa ile görüşmüş ve ardından İtalyan basınına yaptığı açıklamada “Papa Francesco akut iklim krizini ele alan ilk dünya lideri. Gezegenimizi ve doğal hayatı korumak gibi bir ortak amacımız olduğu için ikimiz aynı taraftayız” demişti.

  • Britanya KHM YPG’li Scurfield’i andı

    Britanya KHM YPG’li Scurfield’i andı

    Kürt Halk Meclisi DAİŞ’e karşı verilen mücadelede hayatını kaybeden İngiliz YPG savaşçısı Eric Constandino Scurfield (Kemal) andı.

    Britanya Kürt Halk Meclisi Şehit Aileleri Komisyonu Rojava’nın Qamişlo kentine bağlı Til Berak’ta DAIŞ çeteleri ile YPG savaşçıları arasında 2 Mart 2015 yılında çıkan çatışmada yaşamını yitiren Britanya vatandaşı YPG savaşçısı Konstandinos Erik Scurfield’i (Kemal) andı.

    Pandemi nedeniyle kitlesel anma gerçekleşmezken Londra KCC binasında Scurfield’in anısına fotoğraflarının bulunduğu bir masa kurularak etrafına çiçekler bırakıldı ve mumlar yakıldı.

    Şehit Aileleri Komisyonu Sözcüsü Ali Boyraz bir açıklama yaparak, “Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürdistan halkı enternasyonal şehitlerini Erik Scurfield yoldaş şahsında bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz. Şehitlerimizin demokratik komünal ve cinsiyet özgürlükçü sistem ideallerini gerçekleştirme sözünü yineliyoruz. Şehit namırın” dedi.

  • Tutuklu Şair Çomak’ın PEN üyeliği kutlanacak

    Tutuklu Şair Çomak’ın PEN üyeliği kutlanacak

    Tutuklu şair İlhan Sami Çomak’a Galler PEN Uluslararası Onursal Üyeliği online bir etkinlik ile kutlanacak

    Galler PEN, 27 yıldır tutuklu şair İlhan Sami Çomak’a onursal üyelik verdi. Galler PEN Başkanı Menna Elfyn tarafından kaleme alınan mektupta ‘’Büyük bir memnuniyetle, Galler PEN’in, sizi Galler PEN Uluslararası Onursal Üyesi olmaya davet ederek, çalışmalarınızı tanımayı oybirliğiyle kabul ettiğini tarafınıza bildirmek için yazıyorum’’ dendi.

    PEN Norveç ve PEN Galler işbirliği ile, tutuklu Kürt şair İlhan Sami Çomak’ın ve Galler PEN tarafından kendisine layık görülen Galler PEN Uluslararası Onursal Üyeliği’nin verilmesi ve doğum gününü kutlamak amacıyla 8 Mart tarihinde online bir müzik ve şiir etkinliği düzenlenecek. Etkinlik, GMT saati ile 17:00’da ve TR saati ile 20:00’da gerçekleşecek .

    Şarkıcı Suna Alan’ın Nûdem Durak ve tüm politik tutsaklar için bestelediği Dargerînok (Sarmaşık) isimli şarkısı ile başlayacak etkinlik, PEN Norveç Türkiye Danışmanı Caroline Stockford’ın konuşması ile açılacak. Şair Çomak’ın annesinin de katılacaği etkinlikte, Çomak’ın vasisi İpek Özel de mesajlarını iletecekler.

    İki bölüm şeklinde gerçekleşecek etkinliğin ilk programında; Alice Oswald, Galler PEN Başkanı Menna Elfyn, Norveçli şair Aasne Linnestå ve Yeni Zelandalı şair Sophia Wilson şiir okuyacaklar. Devamında şair Çomak’ın çalışmalarını anlatacak Türkiye Yazarlar Sendikası Üyesi Hakkı Zariç’in ardından şair Nilay Özer, Çomak’ın bir şiirini okuyacak. Ardından Çomak’ın Onursal Üye seçilmesine dair Galler PEN’e yönelik ele aldığı mesajı okunacak.

    Etkinliğin ikinci bölümünde Caryl Bryn, Çomak’ın “Burda Neler Yok” şiirini Galce arp eşliğinde okuyacak. Çomak için şiirlerini okuyacak üç Amerikalı şairin ardından program, Çomak’ın şiirlerinin operatik yorumu ile Øivind Hånes ve Karsten Brustad’ın videosunun gösterimi gerçekleşecek.

    Şair Çomak’a doğumgünü mesajlarının da bırakılabileceği online etkinliğe kaydolmak için caroline@norskpen.no adresine e-posta gönderebilirsiniz.

    Galler PEN’den Tutuklu şair Çomak’a Uluslararası Onursal Üyeliği mektubu

    Sevgili İlhan,

    Büyük bir memnuniyetle, Galler PEN’in, sizi Galler PEN Uluslararası Onursal Üyesi olmaya davet ederek, çalışmalarınızı tanımayı oybirliğiyle kabul ettiğini tarafınıza bildirmek için yazıyorum. Bu, ülkenizin edebiyatına Türkçe yazan bir Kürt şair olarak olağanüstü katkınızı takdir etmek ve aynı zamanda merkezimizin de yer aldığı PEN Norveç tarafından başlatılan projeyi takiben dünya çapında okuyucusu olan bir şair olarak artan tanınırlığınızı tanımak içindir.

    Sadece bir şair ve edebi şahsiyet olarak çalışmalarınızı değil, tüm engellere rağmen dünya şiirini bu güzellikle zenginleştirme biçiminizi de takdir ediyoruz. Bizler, hapiste geçirdiğiniz yıllar boyunca, şair Haydar Ergülen’in deyimiyle, “her şeyi şiire dönüştürmeyi” başardığınız gerçeğini takdir ediyoruz. Doğanızı saran umut ve özgürlük duygusu, şiir, özgür ifadeyi savunmak ve Galce ve İngilizce’de geniş kitlelere edebi ifadeyi büyütmek ve teşvik etmek olan Galler PEN’de ulaşmak istediğimiz hedefe iyi oturuyor.

    Bu nedenle, Galler PEN’in ilk, açılış törenindeki Uluslararası üyesi olma davetimizi kabul edeceğinizi umuyoruz. Aslında size verdiğimiz onur üyeliğinin, sizi şiirde kardeşimiz ve merkezimizin gururlu bir üyesi olarak kabul etmenin bizim için daha büyük bir onur olduğuna inanıyoruz. Çalışmanızı daha da fazla tanıtmanın ve vizyonunuzu ve sözlerinizi Galler halkıyla, kendi dilimizde ve ait olduğunuz küresel şiirsel toplulukla paylaşmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyoruz.

    Galler PEN’e hoş geldiniz, İlhan.
    İçtenlikle,

    Menna Elfyn
    Galler PEN Başkanı

    İlhan Sami Çomak kimdir?
    * Şair İlhan Sami Çomak 1994 yılında henüz 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken, çok işkenceli on altı günlük gözaltı süresinden sonra tutuklandı. AIHM’in 2007’de adil yargılanmadığına dair hükmüne rağmen, son 27 yıldır tutuklu yargılanan Çomak’ın cezaevinde iken çıkardığı 8 şiir kitabı var. Çomak’ın son şiir kitabı “Geldim Sana” geçtiğimiz yıl Sennur Sezer birincilik ödülüne layık görüldü. Çomak’ın yazılarından oluşan kitabı ‘’Karınca Yuvasını Dağıtmamak’’ bu yıl İletişim Yayınları’ndan çıkacak.

  • Figen Yüksekdağ: Kobanê davası, bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır! -SÖYLEŞİ

    Figen Yüksekdağ: Kobanê davası, bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır! -SÖYLEŞİ

    ANKARA – Kobanê davasının Seyit Rıza, Şeyh Sait ve 49’lar gibi yargılama ve cezalandırmaları tekrar ya da taklit eğiliminde olduğunu ancak sonuca ulaşamayacağını belirten HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Yakın tarihe bakın, DEP’lilerin hapse atılmasından tutun, kumpas, KCK yargılamalarına kadar bu tür her saldırıdan sonra Kürt siyasi hareketi sıçrama yapmış veya etki çıtasını yükseltmiş” dedi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan “Kobanê soruşturması” iddianamesi, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 3 bin 530 sayfa olarak hazırlanan iddianamede, 108 kişi için “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ve 37 kez “adam öldürme” başta olmak üzere çeşitli suçlardan cezalar talep edildi. Davanın ilk duruşması 26 Nisan Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülecek.

    İddianamede Kobanê olaylarından sorumlu oldukları iddiasıyla Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak da suçlanıyor. Tutuklanmaları 5’inci yıla giren ve Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutsak olan siyasetçilerden Figen, iddianamenin karşılığını ve Kobanê davasının ne anlama geldiğini ajansımıza değerlendirdi.

    * 6 yıl bekletildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş’a yönelik  “derhal tahliye edilmesi” yönünde verilen karar sonrası yaklaşık 3 bin 500 sayfalık bir iddianame hazırlandı. Söz konusu iddianameyi nasıl değerlendirdiniz?

    İddianame değil iftiradır aslında. Hakkımızda hazırlanan bütün iddianameler bu adı hak ediyor ama Kobanê davası tam olarak iftiralar, yalanlar ve asıl suçluları gizleme çabası üzerine kurulmuştur. 6 yılın ve o kadar zorlamanın ardından anca bu kadarı çıktı. Davayı parça parça kurguladılar. Bir yıl önce Selahattin Bey’in tahliye kararını boşa çıkarmak için alelacele iki eş genel başkan için tutuklama kararı verildi ve hakkımızda mükerrer soruşturma başlatıldı. MYK ve parti yöneticilerimiz ise daha önce sürdürülen dava takipsizlikle sonuçlanmış olmasına rağmen aynı iddia ile tutuklandılar.

    Açıklanan iddianamenin önceki fezlekeden ve iddiadan tek farkı hiçbir inandırıcılık kaygısına düşmeden yalan söyleme esnekliğine sahip olmasıdır. Gizli-açık tanık ifadelerini okuduğumda resmen sinirimden güldüm; ne hikmetse her tanığın ifadesi hık demiş diğerinin burnundan düşmüş. Ayrıca hepsinin ifadesinin sonunda matbu bir bölüm var. Gizli tanıklar konferans yapıp, ortak bildiri açıklamış gibi! O kadar akla zarar ve trajikomik şey var ki, daha çok konuşacağımız için burada açmayı gerekli görmüyorum. Ama asıl amaç HDP’yi ve bir bütün olarak halkların demokratik mücadelesini mahkum etmek. Zaten hem iddianamenin geneli hem tek tek kişiler hakkındaki suçlamaların tamamı parti faaliyetlerine dayanıyor.

    “İktidarın bu iki meşru, demokratik ve tarihi halk hareketini mahkum etmek gibi bir takıntısı var ve milyonlarca insanı sanık sandalyesine oturtamayacağına göre, onların nezdinde bireyleri ve demokratik halk hareketi çizgisini temsil eden partileri hedef tahtasına oturtuyor.”

    *Kobanê davası açık ve gizli tanık ifadelerine dayandırılırken neredeyse siyasetçilerin yaptığı her şey iddianamede suçlama konusu olarak yer almış. Bu iddianamenin hazırlanışı ve politik olarak verdiği mesaj ne taşıyor?

    Dediğim gibi davanın ve iddianamenin özü hiçbiri gizli saklı olmayan bütün uygulama süreçleri şeffaf parti faaliyetlerini kriminalize ederek HDP’nin varlığı ve meşruiyetine saldırıdır. Yine defaatle vurguladığımız gibi, hedef halkların, kadınların, gençlerin, emek güçlerinin demokratik direniş hakkını tümden faşizmin karanlığına gömmek; gayrimeşru ilan etmektir. Bakın bugün iki davanın peşine düşmüş bu iktidar; Gezi ve Kobanê davaları… İki davanın sanıklarına bakarsanız bu hareketlerin çapını, niteliğini yansıtmaktan uzak, daha doğrusu onun altında görürsünüz zaten. Ama iktidarın bu iki meşru, demokratik ve tarihi halk hareketini mahkum etmek gibi bir takıntısı var ve milyonlarca insanı sanık sandalyesine oturtamayacağına göre, onların nezdinde bireyleri ve demokratik halk hareketi çizgisini temsil eden partileri hedef tahtasına oturtuyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye ve Kürdistan halklarının demokratik bilinç ve hareketi yargılanamayacak, mahkum edilemeyecek kadar büyüktür.

    * Eylemler sırasında AKP ve Hür Dava Partisi taraftarları eliyle öldürülen onlarca sivilin ismi bile iddianamede geçmiyor. Hatta IŞİD tarafından öldürülen siviller için bile HDP’li siyasetçiler suçlanıyor. Bu durum neyi gösteriyor?

    İşin en acı tarafı da bu zaten. Yıllardır bütün çabalarımıza rağmen Kobanê sürecinde işlenen suçlar, ne Meclis gündemine alındı ne de tek bir soruşturma-dava sonuca ulaştı. Herkes katili, katilleri bilmesine rağmen korkunç bir oyun sahneliyor. Bugün Diyarbakır’da, herhangi bir Kürt ilinde herhangi bir kapıya gidin anlatır size. Ama gördüğüm kadarıyla “Yavuz hırsız ev sahibini haksız çıkarır” hesabı bir durum yaşanıyor bölgede. Yaşamını yitiren canlarımızın aileleri, sürecin tanıkları üzerinde de ciddi bir baskı var. O dönemki parti üye ve yöneticilerimizin yüzde 90’ı şu an ya hapiste ya aktif siyaset dışında, sürgünde. Asıl sorumlular ise iktidarda ya da iktidarın müttefiki. Oysa 6-8 Ekim Kobanê sürecini kirli anlaşmalar ve provokasyonlarla kana bulayanlara halk 7 Haziran’da esaslı bir cevap vermişti. Şimdi yine benzer operasyonlar ve linç hareketlerinde ortaklaşanlar, tarihsel olarak kötü kaybeder. Kimse Kürtlerin ahlakını, gerçeği ayırt etme ferasetini hafife almasın, tepeden bakmasın. Suçlarının hesabını vermedikleri gibi böyle bir komplo davası ile yeni suçlar işleyenler, buna ortak olanlar, bugünün çıkar hesapları peşinde koşanlar, ahlaken ve siyaseten mâhkum olur.

    “Kobanê davası, HDP ana davasından çok, 21. yüzyıl tarihini geçecek bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır.”

    * Kobanê davasında çok sayıda HDP’li siyasetçi yargılanıyor. Hükümetin tabir yerindeyse bu davayı “HDP Ana Davası’na dönüştürme” çabası içinde olduğu söylenebilir mi?

    HDP’yi kapatma, kriminalize etme ve her durumda faşist baskı altında tutma amaçlarının dayanağı haline getirmek istiyorlar. Elbette toptan HDP’nin yargılanması anlamına geliyor. Ama bunda çok zorlandıkları ve başaramayacakları açık. Tarihte sayısız böyle deneme var. Deneyenleri bitirmiş. Yargıladıklarını sandıkları toplumsal hareketler, siyasi ana akımlar, kendilerini hep farklı biçimlerde sürdürmüş ve tarihin kazananı, haklılığı tescil edileni olmuştur.

    Bakıp da görmüyorlarsa, yapacak bir şey yok. HDP ve onu var eden irade, içeride de dışarıda da dimdik ayakta. Yıllardır HDP’nin kurumsal yapısını çökertmek için aklı-tahayyüle sığmayan zulüm uyguladılar. Şimdi de Kobanê davası yoluyla bunu yapamaya çalışıyorlar. Bir taraftan da erkene çekileceği anlaşılan seçime yine HDP’ye vurarak girmeyi, kazanma şansını böyle yükseltmeyi hesaplıyorlar ama Saraydaki hesap yaşama uymaz. Çünkü Kobanê davası, HDP ana davasından çok, 21. yüzyıl tarihini geçecek bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır.

    * Bu dava Kürt sorunun nereye geldiğine dair nasıl bir ipucu veriyor?

    Devlet ve iktidar zaviyesinden değerlendirilince, hiçbir yere gelemediğini, eskinin inkar, imha, ceza kodlarına mıh gibi saplandığını gösteriyor. Ama Kürt halk hareketi bu zihniyet ve pratikten farklı olarak gelişti, bilinç ve örgütlülük düzeyini yükselti. Egemen yapı geçmişteki Seyit Rıza, Şeyh Sait, 49’lar gibi yargılama ve cezalandırmaları tekrar ya da taklit eğiliminde olsa da aynı sonuçlara ulaşamaz. Yakın tarihe bakın, DEP’lilerin hapse atılmasından tutun, kumpas, KCK yargılamalarına kadar bu tür her saldırıdan sonra Kürt siyasi hareketi sıçrama yapmış veya etki çıtasını yükseltmiş. Üstelik bugün Kobanê davasında yerel ve dünyasal düzeyde bir haklılık ve meşruiyete sahip. Kimse IŞID hunharlığına karşı kılını kıpırdatmazken, birileri beraber iş tutarken Kürtler ve Türkiyeli demokrasi güçleri bütün insanlık mücadelesi verdi, değerli canlarını yitirdi. Hiçbir zulüm ve adaletsizlik bu haklılıktan kudretli değildir.

    “Ama ‘HDP kapatılsın’ diyenlerin nefretten gözü kararmış, önleri göremiyorlar. Kapatılmaz mı-kapatılır mı gündemine odaklanma lüksümüz yok. Nice yollar açtık, yine açarız.”

    *Kobanê iddianamesinin ardından HDP’nin kapatılması çağrısı “kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalı” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi ve ardından birçok siyasetçi aynı minvalde söylemlerde bulundu. HDP kapatılabilir mi, kapatılırsa ne olur? Tüm bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

    Bizler her durumda önümüze bakmayı, önümüzü görmeyi başarabiliriz. Ama ‘HDP kapatılsın’ diyenlerin nefretten gözü kararmış, önleri göremiyorlar. Kapatılmaz mı-kapatılır mı gündemine odaklanma lüksümüz yok. Nice yollar açtık, yine açarız. Herkesin de bu netliğe, tereddütsüzlüğe sahip olması gerekir. HDP halktır, kadındır, emektir, yaşamdır. Bunlar da her yerde.

    En ufak dikkat dağılmasına izin vermeden demokratik siyasi faaliyetimizi yükseltmek temel motivasyonumuzdur. HDP’nin kapatılması tartışması ve bu yönlü saldırı hesaplarıyla faşizmin bekasını sağlamayı umanlar, umduklarını bulamayacaklar. Sözün özü budur.

    * Kobanê davasının altında yatan öfke ve kin nedir?

    İktidara IŞİD’in yenilgisini hatırlatıyor. Örgütün Kobanê’de yaşadığı yenilgi, iktidarın IŞİD atına oynadığı kumarı kaybedişinin de miladıdır. Bu nedenle 6-8 Ekim sürecinde IŞİD işgaline karşı yapılan demokratik protestoları kendi üzerine alındı ve meşru zemini FETÖ, Hizbullah, Türkiye’deki IŞİD uzantılarının ortaklığı ile provoke etti. 6-8 Ekim olayları denilen şey, Suriye’de ve bölgede IŞİD’i kollamaya hizmet eden bir provokasyon ve katliam saldırısıdır. Katledilenlerin, linç edilenlerin yüzde 90’ı tesadüfen HDP’li değildi. Doğrudan IŞİD’e karşı mücadele edenler, tepki gösterenler hedef alındı. Bu nedenle bir 6-8 Ekim olayları ve katliamı vardır, bir de 6-8 Ekim demokratik direniş ve dayanışma hareketi. Olayların ve katliamın müsebbipleri, ağır suçlarını soylu bir halk dayanışmasını; onur ve vicdan hareketini mahkum ederek silmeye çalışıyor.

    6 yılın ardından öfkelerinin, tahammülsüzlüklerinin olduğu kadar, IŞİD’e destek tavırlarının da sürdüğünü görüyoruz. Bugün bizlere yönelik Kobanê davasından daha açık bir destek olamazdı. Bir yandan Irak’ta, Suriye’de IŞİD yeniden eyleme geçerken, bir yandan Türkiye’de onun hunharlığına karşı mücadele edenlerin ve toplumun savunma sigortası olanların yargılanması da dikkatlerden kaçmamalı.

    “Asıl hedefin halklar olduğu böyle bir davada, özne de odur. Bu nedenle halklarımızı, kadınları, gençleri tüm emek ve demokrasi güçlerini özne bilinciyle davayı sahiplenmeye çağırıyorum.”

    * Son olarak 26 Nisan’da davanın ilk mahkemesi görülecek. Ne hissediyorsunuz, halklara bir çağrınız veya mesajınız var mı?

    Bizler kendi açımızdan hazırlık yapıyoruz elbette. Önceki dava duruşmalarımızda da üzerimize düşeni yapmaya çalıştık, şimdi daha iyisini yapmaya çalışacağız. Hakkın, hakikatin sesini yükseltmek, halkımızı ve demokratik siyaseti mahkeme kürsülerinde en doğru şekilde temsil etmek, onurla taşıyacağımız bir sorumluluktur. Ama asıl hedefin halklar olduğu böyle bir davada, özne de odur. Bu nedenle halklarımızı, kadınları, gençleri tüm emek ve demokrasi güçlerini özne bilinciyle davayı sahiplenmeye çağırıyorum. Yargılananları sahiplenmek için değil, hep birlikte bizleri yargılayanları yargılamak içindir bu çağrı.

    Habibe Eren /JİNNEWS

  • Uğur Şahin: Covid-19 aşısının tekrarlanması gerekebilir

    Uğur Şahin: Covid-19 aşısının tekrarlanması gerekebilir

    BioNTech’in kurucularından Prof. Dr. Uğur Şahin, Spiegel dergisine açıklamalarda bulundu.

    Coronavirus’e karşı dünya çapında eşi Dr. Özlem Türeci’yle birlikte, mRNA teknolojisi ile ilk aşıyı üreten, BioNTech’in kurucusu ve yöneticisi Uğur Şahin, Spiegel dergisine açıklamalarda bulundu.
    DW Türkçe’nin aktardığına göre, aşı olan kişilerin önümüzdeki yıl yeniden aşı olup olmaması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Şahin, “Ben olunması gerekeceğini düşünüyorum. Sadece halk içinde aşının sağladığı kitlesel korumayı canlı tutabilmek için bile buna ihtiyaç olacaktır” dedi.
    Şahin, gelecekte insanların yeni varyantlara karşı her iki yılda bir aşılanmasının gerekebileceğini de belirterek, “Aynı gripte olduğu gibi. Bu durum normal hayatımızın bir parçası olabilir.” dedi.

    ‘VAKA SAYILARI MAYIS SONU GİBİ AZALACAK’

    Almanya’daki vaka sayılarıyla ilgili de konuşan Prof. Dr. Şahin, aşılamaların planlandığı gibi yapılması durumunda mayıs ayı sonu ya da haziran başında vaka sayılarının hissedilir derecede azalacağı öngörüsünü dile getirdi.
    İngiltere varyantı ile ilgili olarak, “Şu an B.1.1.7’nin Almanya’da yayılmaya başlaması gibi bir sorunumuz var. Mart ayının ortasından itibaren, aşı olan ilk grupta yer alan yaşlı kişiler arasında ölüm vakası sayısı düşecektir” dedi.

    YAZ SONUNU İŞARET ETTİ

    Şahin ayrıca, yeterince insanın aşı olması durumunda Coronavirus salgınının Almanya’da yaz sonuna doğru çok daha iyi kontrol altına alınabileceğini dile getirdi. Bunun bir daha yeni enfeksiyonlar görülmeyeceği anlamına gelmediğini vurgulayan Şahin, “…ancak yeniden normal hayatımıza dönebiliriz” ifadesini kullandı.

  • Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Covid-19 önlemleri kapsamında kullanılan maskeler, en yaygın çöp türlerinden biri olan plastik poşetleri geride bıraktı.

    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor
    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Kuzey Londra Atık Kurumu (NLWA), İngiltere’de her hafta 102 milyon maskenin atıldığını tahmin ediyor. Bu, bir futbol sahasını 232 kez kaplamak için yeterli.
    Covid-19 krizi, dünyanın her yerinden insanları tek kullanımlık maskeler ve eldivenler gibi kişisel koruyucu ekipman takmaya zorladı. Ancak bu ürünlerin atıklarının çevre için daha büyük etkilere sahip olduğu uyarısı yapılıyor.
    İngiltere’de her ay tahminen bin 500 ton yüz maskesi ve eldiven çöpe atılıyor. Ocean Plastic Network yöneticilerinden, Dr. Marco Aurisicchio, “Kişisel koruyucu ekipmanların toplumumuzu nasıl etkilediğini görmek büyük bir şok oldu. Onu yolda ve her yerde buluyoruz. Karantina sırasında, çimlerde onlara rastlamam çok nadirdi” diyor.
    Biyolojik olarak parçalanabilir malzeme çözüm mü?
    Plastik uzmanı Jason Hallet, sorunun üstesinden gelmek için biyolojik olarak parçalanabilir malzeme kullanmak gerektiğini söylüyor.
    Bunun tek dezavantajının maliyet olduğunu söyleyen Hallet, çözüm biyolojik olarak parçalanabilir malzeme ise, hükümetlerin bu malzemelere daha fazla harcama yapmasının gerekebileceğini kaydediyor.
    Bu malzemelerin, sıradan plastiklerden iki ila üç kat daha pahalı olduğu biliniyor.
    Avrupa Plastik Dönüştürücüleri Birliği (EuPC), Covid-19 krizinin doruk noktasında, 2020 İlkbaharında, plastik kullanımını sınırlandıracak Avrupa direktifinin uygulanmasını ertelemek için Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı; ancak talep reddildi.

    Kaynak: Euronews