Author: ali

  • Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    “…İnsan suretindeki her şeyin kurtuluşunu slogan edinmiş olanlar, insan cinsiyetinin bir yarısını ekonomik bağımlılıkla siyasal ve sosyal köleliğe mahkûm edemezler. (…) Emekçi kadınlar, faşizmin sizi erkeğin hizmetçisi ve doğurma makinası derecesine indirgemek istemesi üzerinde kafa yorun. Faşizmin işkenceyle öldürdüğü ya da zindanlarında tutsak ettiği cesur kadınları, kadın savaşçıları unutmayın…”

    Yukarıdaki satırlar kadın mücadelesinin ölümsüz önderlerinden Clara Zetkin’in Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması önerisini yapmadan önce yaptığı konuşmadan alıntıdır. Clara, unutmamayı, sahip çıkmayı ve geleceği örgütlü mücadele ile yeniden yaratmayı öğütlüyordu. Binlerce yıllık kadın kültürünün, direnişin ve örgütlü gücünün bir yansıması olan 8 Mart, o günden sonra farklı coğrafyalarda kadınlar için direnme, unutmama günü olarak var olageldi. 21. yüzyılın özgürlük mücadelesinin temel yapı taşı olan kadın mücadelesinin her coğrafyada farklı bir rengi, biçimi var. Kuzey Doğu Suriye yani tüm dünyada bilinen adıyla Rojava’da 8 Mart’ın rengi direniş ve özgürlük.

    40 yıllık miras

    Mevcut ulus-devlet sisteminin yarattığı baskıyı hegemon güç paylaşım savaşına çeviren ataerkil sistemin oyun tahtasına dönen Suriye’de iç savaş 10 yıldır coğrafyayı esir aldı. Bu esarete karşı örgütlü bir güç olarak ortaya çıkan Rojava, hegemon güçler arasındaki tercih yapmaktan ziyade kendi özgücü ile sistemini oluşturmak için kolları sıvadı. Son 10 yıla direnişi ve oluşturduğu alternatif sistemi ile damgasını vuran Rojava Devrimi’nin arkasında 40 yıla yakın bir direniş ve mücadele kültürü var.

    Şilan Kobane’nin izinden

    Bir adım geriye gidersek aslında Rojava’daki kadınların direniş bilinci 1980’lerde başladı. Rojava’da kadınların 8 Mart için ilk bir araya geldikleri tarih 1987 yılıydı. Qamişlo’da bir evde gizli gizli yapılan buluşmada amaç kadın örgütlenmesinin zeminini daha güçlendirmekti. 2004 yılında Irak’ta bir komplo ile katledilen PYD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Meysa Baqî (Şilan Kobanê), Rojava’da özgürlük bilincini ve 8 Martların öncülüğünü yapan sembol isimlerden oldu.

    İlk 8 Mart şehidi Nazliye Keçel

    Rojava’daki ilk kitlesel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği 2004 yılında Qamişlo’nun Terteb köyünde yapıldı. İsyan ve özgürlük bilinci ile binlerce kadın ulusal kıyafetleri ile 8 Mart alanında buluştu. Rejim güçlerinin saldırısı sonucu miting erken bitirilmek zorunda kaldı. Çok sayıda kadın tutuklandı ve tutuklanan isimlerden bir tanesi de Nazliye Keçel idi. Rejim güçlerinin saldırısı sonrası gözaltına alınan Nazliye’den bir daha haber alınamadı. 2005’te Rojava’da yaşayan halklardan kadınların bir araya gelmesi ile Yekîtiya Star kadın örgütü kuruldu. 2009’da Rojavalı kadınlar Yekîtiya Star öncülüğünde bu kez Derik’te kitlesel bir 8 Mart etkinliği gerçekleştirdi. Yine rejim saldırdı kadınlar yine direndi.

    Devrimi ilk kucaklayan: Gulê Selmo

    Devrimin adım adım örgütlendiği Kuzey Doğu Suriye’de Yekîtiya Star üyesi Gulê Selmo, Halep’in Şêxmeqsud bölgesinde 13 Mart 2012’de Baas rejim güçleri tarafından katledildi. Cenazesi kitlesel bir törenle kadınların omuzlarında toprağa verilen Gulê, Rojava Kadın Devrimi sürecinin ilk şehidi olarak adlandırıldı. Rojava Devrimi ardından ilan edilen özerklik sistemi ile 8 Mart’ın sahip olduğu önem daha da yoğunluk kazandı. Rojavalı kadınlar adeta her günü 8 Mart’a dönüştürdü. Devrimin ardından kadınlar savunma, toplumsal çalışmalar, kültür, diplomasi ve yönetim alanlarında ilan ettikleri özgün örgütlülükler ile kadın mücadelesinde önemli adımlar attı. Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) ilan edilmesi ile birlikte Ortadoğu’da kadının özgürlük umutları yükselmeye başladı.
    2012: Kadınlar 8 Mart’la devrimi örüyor

    8 Mart, 2012’de Rojava’da devrim ilanının hazırlıkları ile start aldı. Kadınlar 8 Mart’ta direniş ruhu ile toplantılar gerçekleştirdi ve birçok kentte eylemler düzenledi.

    2013: Demokratik özerklik ve özsavunma

    19 Temmuz Devrimi’nin ardından inşa çalışmalarına hız veren kadınlar; Efrîn, Kobanê ve Cizir kantonlarında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için ilk kez yasaksız sokaklara çıktı. 5-8 Mart tarihleri arasında gerçekleşen eylemlerde ön plana çıkan mesajlar, ‘Demokratik özerklik ve özsavunmanın güçlendirilmesiydi.

    2014: Devrimin rengi kadın rengi

    Kürt kadınları 4 yıl boyunca özerklik sistemine kadın eliyle şekil verdiler. 21 Ocak 2014’te Cizir’de demokratik özerklik sistemi ilan edildi, kadınlar üst düzeyde sorumluluk aldılar. Sistemin bütün kurumlarında eşbaşkanlık sistemini hayata geçiren kadınlar, 8 Mart’ta yine sokaklardaydı. Yekîtîya Star öncülüğünde yapılan 8 Mart kutlamalarının mesajı, “Rojava Devrimi’nin Rengi, Kadının Rengidir” oldu.

    2015: Kadınlar sınırda sınırsız özgürlükte buluştu

    Kobane’de YPJ öncülüğünden çetelere karşı verilen mücadele 26 Ocak 2015’te zaferle sonuçlandı. Kobanê direnişinin sembolü olan Arîn Mîrkan’ı unutmayan kadınlar mücadelesine sahip çıkma sözü verdi. Rojavalı kadınlar Cizîrê Kantonu’nda, Qamişlo kentinde, Nusaybin sınırında kutladıkları 8 Mart ile sınırsız özgürlükte buluştu. Kürt, Arap, Asuri ve Süryani kadınları giydikleri ulusal kıyafetleri ile “Kobane düşmedi, kadın mücadelesi sürüyor” mesajı verdi. Rojava’da da kadınlar Efrîn ve Halep’te de bir araya gelerek 8 Mart’ı kutladı.

    2016: Direniş sürüyor

    Rojava’da kadınlar 2005’ten itibaren çatı örgütü olan Yekîtîya Star, 6. kongresini gerçekleştirdi ve daha geniş tabanlı örgütlenme için Kongreya Star adını aldı. Kongreya Star öncülüğünde 2016’da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşıladı. Minbic, Tabqa’nın özgürleştirme hamlesinin başladığı bu yıl görkemli eylemler gerçekleştirildi. Hesekê, Qamişlo, Amûdê, Til Temir, Dirbêsiyê, Serêkaniyê, Zergan şehirleri ve çevre köylerinden binlerce kadın 8 Mart kutlamalarına katılmak üzere Dirbêsiyê’de Hesekê yolu üzerinde buluştu.

    Tirbespiyê, Girkê Legê ve Dêrik kentlerinden binlerce kadın ise 8 Mart kutlamaları için Kuzey Kürdistan’daki Özyönetim Direnişleri’ni selamlamak için Cizîra Botan’la sınır olan Endîwer’de buluştu.

    Kadınlar, “Kadın özgürlüğü öğür toplum mücadelesinin temelidir” , “Özgür kadınla Demokratik Suriye’ye doğru” mesajını verdi.

    2017: Minbic ve Tabqa’da ilk 8 Mart kutlamaları

    Minbic ve Tabqa’nın IŞİD çetelerinden temizlenmesiyle kara çarşafları yakarak YPJ’lileri zılgıtlarıyla karşılayan kadınlar ilk kez 8 Mart kutlamasını 2017’de gerçekleştirdi. 8 Mart’ın görkemli geçtiği yerlerden biri de Efrîn Kantonu’ydu. Kongreya Star öncülüğünde kadınlar yöresel kıyafetleriyle, “Jin, Jiyan Azadi” sloganlarıyla buluştu. Cizre Kantonu’nda ise kadınlar 8 Mart kutlamaları için Dirbêsiyê’nin Kepez köyünde buluştu. Kadınların 8 Mart mesajı; “Kadın Devrimi, Özgür Toplumu İnşa Ediyor” oldu.

    2018: İşgale karşı kadınlar Efrîn’de buluştu

    Türkiye ve ona bağlı çete gruplarının 20 Ocak’ta Rojava Özerk Kantonu olan Efrîn’e işgal harekatı başlattı. 2018’de kadınların temel gündemi işgal saldırılarına karşı devrimi savunmak oldu. Kuzey Doğu Suriye kentlerinden binlerce kadın ‘Çağın Direnişi’nin verildiği Efrîn’de buluştu. Kent meydanında yapılan 8 Mart mitinginde işgale karşı direnişin sembollerinden Avesta Xabur ve Barin Kobanê’nin şahsında YPJ’lilerin direnişi selamlandı.
    Yine Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kentinde kadınlar 8 Mart’ta alanlara çıkarak işgalcileri lanetledi. İlk kez 8 Mart etkinliğinin gerçekleştiği yer ise Reqa oldu. Özgürleştirilmesinin ardından ilk 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşılayan kentteki kadınlar, “Efrîn’in savunulması kadın devriminin savunulmasıdır” mesajı ile sokaklara indi.

    2019: Tecridi kıralım özgür yaşayalım

    Kongreya Star öncülüğünde 2019’da kadınlar Türkiye’nin saldırılarını kınadı ve “Tecridi kıralım Rêber Apo ile özgür yaşayalım” mesajı ile 8 Mart etkinlikleri düzenledi. Başta Qamişlo ve Reqa olmak üzere Kuzey Doğu Suriye’nin bütün kentlerinde kadınlar miting ve etkinliklerde buluştu. Görkemli etkinliklere sahne olan Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kenti kadın rengine boyandı.

    Efrîn işgali ardından Şehba’da direnişini sürdüren Efrînli kadınlar da göçmen kamplarında bir araya gelerek işgale karşı 8 Mart’da direnişi bir kez daha haykırdı.

    2020: Mücadelemiz özgürlük, direnişimiz zafer

    Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmen tüm kadınların ortak özgürlük çabası Rojava devriminde hayat buldu. Ve Kuzey Doğu Suriye’de kadınların bu yılda gündemi özgürlük ve direniş.

    Kongreya Star Rojava Koordinasyonu öncülüğünde Süryani Kadın Birliği, Sara Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Örgütü, Suriye Kadın Meclisi, Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi, Cizre Bölgesi Kadın Komitesi, Kevana Zêrîn Kadın Kültür Sanat Hareketi ile birlikte Arap kadınlar ve birçok kadın örgütünden temsilci, “Mücadelemiz Özgürlük, Direnişimiz Zaferdir” sloganı ile yola çıktı.

    Bu yıl 8 Mart eylemlerinde; Türkiye ve ona bağlı çetelerin işgal saldırılarında yaşamını yitiren Hevrîn Xelef , Yade Aqîde ve Amara Renas şahsından Rojava Devrimi’ni hedef alan saldırılara karşı direniş mesajları ön planda.

    Ve son söz Hevrîn’in…

    Ve son söz; Rojava Kadın Devrimi’ni binlerce kadın adım adım ördü. Kadın hareketi için büyük bir miras bedellerle var edildi. Clara ile başladık, Rojava Devrimi’nin düşünsel ve pratik emekçisi olan ve 12 Ekim’de Türkiye ve ona bağlı çeteler tarafından katledilen Hevrîn Xelef’in Rakka’nın özgürleştirilmesinin ardından kentte yapılan ilk 8 Mart kutlamasında yaptığı konuşma ile bitirelim.

    Şöyle diyordu Hevrîn: “DAİŞ’in karanlığını parçalayan kadınlar bugün burada ilk kez 8 Mart’ta buluştuk. Daha yürüyecek çok yolumuz var. Emekle, sabırla, inatla.(…) Sakine’lerin, Şilan’ların, Slava’ların, Arin’lerin, Destan’ların bu topraklar için ödediği bedelleri unutmadık unutmayacağız. Onlar bize özgürlüğün ve direnişin ne olduğunu gösterdi. Bu yoldan bir milim dahi şaşmadık şaşmayacağız…”

  • Çözüm sürecini kim bitirdi?

    Çözüm sürecini kim bitirdi?

    ‘Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti.’

    Artı TV’de yayımlanan Odak programında, çözüm süreci tartışmaları ve HDP’ye baskılar mercek altına alındı. Ezo Özer’in sunduğu programın konuğu Oslo görüşmeleri katılımcısı, 19. dönem DEP Milletvekili ve KNK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar oldu.

    Türkiye’deki barış görüşmelerinin neden başarıya ulaşamadığını değerlendiren Aydar, “Herkes kendi penceresinden bakıyor. Bizim penceremizden baktığımızda son 15 yıllık süreçte bütün yapılan girişimleri yakından bilen biri olarak söylüyorum; Eğer bu süre içerisinde başarıya ulaşmamış ise Türkiye devletinin çözüme yaklaşımı aslında çözümü istememesidir” dedi.

    Bu sorunun anadilde eğitim, Kürtlerin kendisini yönetmesi, bir irade olarak kabul görmeleri ve bunun anayasal statü çerçeve içerisine oturtulması gerektiğini söyleyen Aydar, “Türkiye devletinin bu konudaki yaklaşımı, sorunu hareketin elindeki silah olarak görüyor. Silahları alabilirse ‘sorunda yoktur’ diye bakıyor” ifadelerini kullandı.

    Devletin görüşmelerde herhangi bir projesinin olmadığını söyleyen Aydar, devletin kendi içerisinde net olmamasından kaynaklı görüşmelerin tıkandığını söyledi. Zaman kazanmak veya kimseyi kandırmak gibi niyetlerinin olmadığını söyleyen Aydar, o dönemde aracılarında olduğunu, üçüncü taraf ve gözlemcilerin yer aldığını belirterek, “Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti” dedi.

    ‘MUTABAKATA UYULSAYDI BU KADAR ÖLÜM OLMAYACAKTI’

    Dolmabahçe mutabakatına uyulmuş olsaydı bugün bu kadar ölüm ve yıkımın olmayacağını söyleyen Aydar, “Süreç yürüdüğünde insanların yüzü gülüyordu, yakma yıkma yoktu, işkence yoktu, insanlar ölmüyordu, Türkiye dış politikada rahattı, ekonomi iyi seyrediyordu. Ama şuandaki izolasyona bakın, duruma bakın, yaşanan ölümlere bakın” dedi.

    Türkiye’nin özgürlükler bakımından 146. sırada olduğunu söyleyen Aydar, Türkiye’nin üçüncü sınıf bir ülke dahi olmadığını söyleyerek bu sorunun çözülmemesi durumunda daha da kötüye gideceğini söyledi.

    ‘BUNLARDAN ÇÖZÜM BEKLEMEK AKILLICA OLMAZ’

    Gare harekatını ‘Hezimet’ olarak değerlendiren Aydar, “Yeni bir çözüm sürecini bunlardan beklemek akıllıca bir şey olmaz. Herkes bir araya gelip bunları götürmeli. Gidecekleri için de bu kadar saldırgan oluyorlar zaten. Bunların ne İnsan Hakları Eylem Planı’na ne de başka bir söylemine inanmamalı, inanmıyorda zaten kimse” dedi.

  • Yunanistan Elçiliği  önünde Dimitris Koufontinas’a Destek Eylemi

    Yunanistan Elçiliği  önünde Dimitris Koufontinas’a Destek Eylemi

    İngiltere Halk Cephesi tarafından Yunanistan elciliği  önünde Dimitris Koufontinas’a destek eylemi yapıldı.

    İngiltere Halk Cephesi tarafından 04/03/21 Perşembe günü Yunanistan elçiliği önünde  Dimitris Koufontinas’ın açlık grevine destek vermek  için eylem yapıldı.
    Yaklaşık 1 saat süren eylemde “7 kişiler katildi, Dimitris Koufontinas’a Özgürlük, Yaşasın ölüm orucu direnişi” sloganlanrı atıldı ve elçiliği Dimitris Koufontinas’ın taleplerini kabul edilmesini anlatan bir mektup verildi.
    Halk cephesi tarafından yapılan açıklamada ise şu görüşlere yer verildi.”Dimitris Koufontinas Yunanlı ömrünü devrimci mücadeleye adamış anti emperyalist anti faşist bir devrimcidir.
    Dimitris Koufontinas 17 Kasım Devrimci örgütündendir.  17 Kasım Devrimci Örgütü, Atina Politeknik Ayaklanması’ndan sonra kurulmuştur.
    Atina Politeknik Ayaklanması 21 Nisan 1967’de iktidarı ele geçiren askeri cuntaya karşı, 14 Kasım 1973 yılında Atina Ulusal Teknik Üniversitesi öğrencileri direnişe başlamıştır. Hızla büyüyen direnişe diğer okullardan öğrenciler ve halk katılmıştır. 17 Kasım 1973 günü sabah saatlerinde askeri cuntanın tanklarla üniversiteye müdahale etmesi üzerine çok kişi cunta tarafından katledilmiştir.
    Dimitris Koufontinas ve 17 Kasım örgütü, yapmış oldukları eylemler ile, işbirlikçi tekelci burjuvaziye karşı ve ülkelerini sömüren Amerikan emperyalizmine karşı çıkmıştır. Yapmış oldukları eylemler ile politeknik direnişinde yer alan sorumlulardan hesap sormuşlardır. Kapitalizmin vahşi sömürü düzenine karşı  çıkmıştır.
    Dimitris Koufontinas 2002 yılında, tutuklanmıştır ve 19 yıldır tutsak bulunmaktadır. Dimitris Koufontinas tutsaklığı boyunca işkenceler ve ağır bir tecrit görmüştür.”

  • 8 Mart’ın Kısaca 100 Yıllık Öyküsü

    8 Mart’ın Kısaca 100 Yıllık Öyküsü

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü radikal endüstrileşmiş dünyada ideolojilerin güç kazandığı, nüfusun patladığı ve büyük bir alt üst oluşun yaşandığı 1900’lerin başlarından bu yana kutlanıyor.

    1908

    Kadınlar arasında ciddi bir hareketlenme ve eleştirel tartışmalar yaşanıyordu. Sömürü ve eşitsizlikler daha fazla kadını sesini yükseltmeye ve değişim talep etmeye itiyordu. 1908’de 15 bin kadın New York City’de daha kısa çalışma süreleri, daha yüksek ücret ve oy hakkı için sokağa çıktı.

    1909

    Ameikan Sosyalist Partisi’nin kuruluş açıklamasıyla eş zamanlı olarak 28 Şubat’ta ilk Ulusal Kadın Günü kutlaması tüm ülkede yapıldı.

    1910

    Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı’nın ikincisi Kopenhag’da toplandı. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Kadın bürosundan Clara Zetkin bir Uluslararası Kadın Günü oluşturma fikrini ortaya attı. Her ülkede her yıl aynı gün kadınların taleplerini yükselteceği bir gün belirlenmesini önerdi. 17 ülkeden sendikaları, birlikleri, emekçi kadın klüplerini, sosyalist partileri temsil eden ve Finlandiya parlamentosuna seçilen ilk üç kadın milletvekili de içeren 100 kadar kadını bir araya getiren konferans Zetkin’in önerisini onayladı.

    1911

    Kopenhag’da alınan kararın ardından Uluslararası Kadın Günü ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 19 Mart’ta kutlandı. Kadınların çalışma, seçme ve seçilme, eğitime erişme hakları ve ayrımcılığın sonlanması talebiyle düzenlenen mitinglere 1 milyondan fazla kadın katıldı. Bir hafta sonra 25 Mart’ta NYC’de çıkan yangından çoğunluğu İtalyan ve Yahudi göçmenlerin oluşturduğu 140 emekçi kadın öldü. Bu olay ABD’de kadınların çalışma koşullarına dikkat çekti ve sonraki Uluslararası Kadın Günlerinin de odak noktalarından biri haline geldi. Bu yıl kadınların “Ekmek ve Güller” kampanyasına da tanıklık etti.

    1913-1914

    I. Dünya Savaşı’nın arifesinde barış için kampanya yürüten Rus kadınları şubatın son Pazar günü ilk kez Uluslararası Kadın Gününü kutladı. Tartışmaların ardından 1913’te gün 8 Mart’a taşındı ve bugüne kadar küresel ölçekte kabul edilen tarih oldu. 1914’te Avrupa çapında kadınlar savaşa karşı kadın dayanışmasını dillendirmek için sokaktaydı.

    1917

    Şubatın son Pazar günü Rusya’da kadınlar savaşta ölen 2 milyondan fazla Rus askeri için “ekmek ve barış” eylemine gitti. Siyasi liderlerin muhalefetine rağmen kadınlar Çar’ın düşürülmesiyle kurulan geçici hükümet oy hakkı verene kadar greve devam etti.

    1918-1999

    Sosyalist hareketin içinden doğmasının ardından Uluslararası Kadın Günü kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerde kadın haklarının gündeme getirildiği bir küresel gün haline geldi. Yıldan yıla kadınlar güç kazandı. Birleşmiş Milletler yıllar boyunca kadınların toplumsal, ekonomik ve politik yaşama katılımını artırmak ve kadın haklarını ilerletmek için uluslararası çabaları koordine edecek konferanslar düzenledi. 1975 “Uluslararası Kadın Yılı” ilan edildi. Kadın örgütleri ve hükümetler de her yıl 8 Mart’ta düzenlenen etkinliklerle kadınların ilerlemesini kutlamak ve kadının yaşamın her alanında eşitliğe sahip olması için yapılması gerekenleri gündeme getirmek için çalıştı.

    2000 ve sonrası

    Uluslararası Kadın Günü artık Çin, Ermenistan, Rusya, Azerbaycan, Belarus, Bulgaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Moldova, Mongolya, Tacikistan, Ukrayna, Özbekistan ve Vietnam’da resmi tatil.

  • Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Özel savaş politikası olarak bölge kentlerinde kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve cinsel saldırı failleri cezasızlık zırhıyla korunuyor.
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2020 verilerine göre, 300 kadının katledildiği ülkede, 94 kadın taciz ve tecavüze uğradı, 49 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı. Bir özel savaş politikası olarak özellikle bölge kentlerinde kadına ve çocuğa yönelik cinsel saldırılarda failler asker, polis ve korucu olarak karşımıza çıkıyor.

    2020 yılının Ocak ayından bu yana bölge kentlerinde ortaya çıkan kimi olayların failleri asker, polis ve korucu oldukları sabitken, devlet kaynaklı cinsel saldırı faillerinin cezasızlık zırhı ile korunduğu görüldü. Son aylarda bölge kentlerinde yaşanan ve failleri asker, polis ile korucuların olduğu taciz, tecavüz ve cinsel saldırıların bazıları şöyle:

    FAİL POLİS

    Mardin’in Derik ilçesinde, 25 Şubat 2021’de ilçede görevli trafik polisi Y.Y., 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulundu. Olay, öğretmenevinde konaklayan polis Y.Y.’nin odasına yemek götüren 12 yaşındaki çocuğun çıplak bir şekilde odadan çıkıp kaçmasıyla ortaya çıktı. Öğretmenevi çalışanları, odadan kaçarak uzaklaşmaya çalışan çocuğu yakalayarak koruma altına aldı. Çocuğun yaşadıklarını anlatması üzerine polise haber verildi. Polis Y.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    FAİL KORUCU

    Mardin’in Savur ilçesine bağlı bir mahallede, 18 Şubat 2021’de bir kadını taciz ettikleri gerekçesiyle korucu H.B. ile R.Ç. gözaltına alındı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan korucular, jandarmadaki ifadelerinin ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Haklarında soruşturma başlatılan korucuların silahlarına el konuldu. Tacizci korucular tutuksuz yargılanıyor.

    26 Ocak 2021’de Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Çevik Kuvvet Şube’de görevli polis Enes T. emniyette çalışan sivil memur G.A.Ü.’ye tecavüz etti. Olay, G.A.Ü.’nün yaptığı suç duyurusu üzerine öğrenildi. G.A.Ü., bir gün sonra maruz bırakıldıklarını bağlı olduğu birimin müdürüne anlattı. Bunun üzerine bir polis eşliğinde hastaneye götürülen G.A.Ü., 28 Ocak’ta İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade vererek, Enes T. hakkında şikayetçi oldu. Olayın basında yer alması ardandan Enes T.’nin görevden alınmasıyla yetinildi.

    FAİL UZMAN ÇAVUŞ

    Batman’da 7 Temmuz 2020’de İpek Er (18), uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğradıktan sonra intihara sürüklendi. Kamuoyundaki tepkiler üzerine gözaltına alınıp tutuklandıktan kısa bir süre sonra serbest bırakılan Orhan hakkında “nitelikli cinsel saldırı” suçundan dava açıldı. Ancak yapılan bütün itirazlara rağmen Orhan tutuksuz yargılanıyor.

    Şırnak’ta 15 Temmuz 2020’de 13 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan uzman çavuş Aslan A., tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. Uzman çavuş Aslan A. hakkında “cinsel istismar” ve “silahla tehdit” suçlarından açılan dosyalar da birleştirildi. Şırnak Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında “cinsel istismar” suçundan verilen 2 buçuk yıl hapis cezası ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek ertelendi.

    ASKER, POLİS VE KORUCU

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 15 yaşındaki bir çocuğun aralarında asker, polis ve korucuların olduğu iddia edilen 27 kişi tarafından tecavüze uğradığı ortaya çıktı. Olay, çocuğun 12 Aralık 2020’de Gercüş Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayet başvurusuyla öğrenildi. Olaya ilişkin açıklama yapan emniyet, valilik ve cumhuriyet başsavcılığı, failleri bırakıp “algı operasyonu” diyerek haberi yapan ve yayanların peşine düştü.

    Van’da 31 Temmuz 2020’de, çocuk yurdunda kalan bir çocuk Çocuk İzleme Merkezi’nde (ÇİM) verdiği ifadede Elazığ Kovancılar Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı’nda görevli uzman çavuş Tufan A. tarafından tecavüze uğradığını anlattı. Savcılığın hazırladığı iddianamede, uzman çavuş Tufan A.’nın “sarkıntılı yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı” suçundan yargılanmasını istedi. Tutuksuz yargılanan Tufan A’nın önümüzdeki aylarda görülecek duruşmaya zorla getirilme kararı verildi. Dava, Van 7’nci Ağrı Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Hanlar (Xanika) köyünde korucu Abdulkerim İ. tarafından tecavüze maruz bırakılan Nurcan Fidan (20), 2 Temmuz 2013 tarihinde evde bulunan av tüfeğiyle yaşamına son verdi. Nurcan Fidan’ın ailesi ise, 7 yıldır adalet arıyor. Aile, iki kez suç duyurusunda bulunmasına rağmen korucu bir kez dahi gözaltına alınmadı ve olayın üstü kapatılmaya çalışıldı.

    Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 2013 yılında Uzman Çavuş E.T.’nin tecavüzüne maruz kaldıktan sonra sığınma evine yerleştirilen Ayşe Çeçen (17), bir süre sonra ailesi tarafından sığınma evinden alınarak öldürüldü. Ne Ayşe Çeçen’i öldüren aile bireyleri ne de tecavüz faili uzman çavuş E.T. herhangi bir ceza almadı. Geçtiğimiz günlerde görülen karar duruşmasında, sanıklar beraat etti ve dosya kapatıldı.

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 7 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunan korucu Mehmet Ali K.’nin yargılandığı davanın karar duruşması da geçtiğimiz günlerde görüldü. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, Mehmet Ali K.’ye “Çocuğa cinsel istismar” suçundan 14 yıl, “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ise 9 yıl olmak üzere toplamda 23 yıl hapis cezası verildi.

  • Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Londra’da yaşayan sanatçı Suna Alan, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası alan Nûdem Durak  ve onun şahsında tüm politik tutsaklar için ”Dargerînok” (Sarmaşık) isimli bir eser besteledi. Söz ve müziği sanatçı Alan’a ait ”Dargerînok” 5 Marttan itibaren tüm dijital platformlar ve klip ile birlikte YouTube üzerinden yerini alacak!

    Nudem Durak
    Nudem Durak

    Kürt sanatçı Nûdem Durak 2015’te söylediği şarkılar gerekçe gösterilerek tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Bayburt cezaevinde tutuklu bulunan Durak için aydın ve sanatçıların da destek verdiği Fransa merkezli uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Kampanya kapsamında Fransa, İngiltere, ABD, İsveç, Senegal, Fas, Cezayir, Tunus, Gouadeloupe gibi çok sayıda ülkeden dayanışma gösterildi. Angela Davis, Noam Chomsky, Ken Loach, David Graeber, Peter Gabriel, Roger Waters gibi uluslararası kamuoyunda tanınmış isimler, Durak’ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.

    Nûdem Durak’ın yaşadığı bu hak ihlaline kayıtsız kalamadığını belirten sanatçı Suna Alan, ”Kürtçe kaset dinlemenin suç sayıldığı, ‘suç unsuru’ kasetlerin toprağa gömüldüğü Evren faşizmini yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kürtçe şarkı söylediği ve bağlama çaldığı için tırnakları çekilen, işkence gören ve katledilen sanatçıları olan bir halkız. Bu nedenle ”Kürtçe şarkılar söylediği için bir sanatçı hiç 19 yıl ceza alır mı?” şaşkınlığını yaşayanlar kendi tarihlerinden bihaberdirler” dedi.

    Suna Alan
    Suna Alan

    Sanatçı Suna Alan devamla, ”Henüz çocukken politik tutsak yakınlarım nedeniyle cezaevi yollarını arşınlamış biriyim. Müebbet tutuklu oldukları için de bu hala devam etmekte. Onların her biri benim için çok değerli. Hepsini çok seviyor ve çok özlüyorum. Onlar ile kurduğum empati ve bağ sebebiyle özgürlüğün elinden alınmış olması duygusu her zaman bana çok ağır gelmiştir. Hele ki hak ihlali mağduru olarak özgürlüğünüz elinizden alınmışsa bu bir zulüm. Nûdem Durak’ın yaşadığı da tam anlamıyla budur. Kendi dilinde şarkılar söylediği için 19 yıl özgürlüğünden edilmek, hukukdışılığın ötesinde bir ilkelliktir. Kadın bir sanatçı olarak benzer bir mağduriyeti ben de yaşamış olabilirdim. Sırf bu empati ile hareket etmek bile vicdani bir sorumluluk yüklemekte. Yani Nûdem’in yerinde ben de olabilirdim. Söylediğim şarkılar nedeniyle özgürlüğüm elimden alınmış olabilirdi. Ayrıca biz kadınlar her alanda birbirimize ses vermeli, ses olmalıyız ki, sesimiz daha gür ve güçlü çıksın!

    Sanatçı Alan, esere ”Dargerinok” (Sarmaşık) ismini vermesini de şöyle açıkladı: ”Bildiğiniz gibi sarmaşıklar arsız ve inatçıdırlar. Siz dilediğiniz kadar önlerine set çekin, üzerlerini beton ile kaplayın, onlar muhakkak bir yolunu bulur ve gökyüzüne doğru hiç bir engele aman etmeden süzülürler” dedi.

    SUNA ALAN KİMDİR?

    Suna Alan
    Suna Alan

    Londra’da çalışmalarını yürüten şarkıcı ve gazeteci. Çewlik’te doğdu. İki yaşında iken ailesi, İzmir’e göç eden Alan, çok kültürlü bir ortamda çocukluk ve gençliğini geçirdi. Geleneksel Kürt dengbêj müziği ve Kürt Alevi deyişleri ile büyüdü ve Ege’de Rebetiko müziğinden etkilendi. Sanatçı 2018’de DAİŞ tarafından alıkonulan Êzidî kadınlara atfen ”Gulebûka Şengalê (Nadîa)” isimli bir şarkı besteledi.

     

    YouTube Link: https://www.youtube.com/sunaalan12

    Türkçe Çeviri:

    ”Dargerînok” (Sarmaşık)

    Beyaz bir güvercinim

    Pencerenin önünde dolanıyorum ama seni göremiyorum.

    Beyaz bir güvercinim

    Duvarlarının üzerinden uçuyorum, sana ulaşamıyorum.

    Kapı, kapı, kapı da kapalı, sensin özgürlük tutsağı / sensin özgürlük çiçeği

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    ***

    Beyaz bir güvercinim

    Zindandaki sarmaşığın arkadaşı.

    Yeşer sarmaşık!

    Betonların arasından, zindan duvarlarından…

    Yeşer duvarlardan, başını kaldır gökyüzüne

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    Bir şarkı söyle sarmaşık

    Karanlık odadan özgürlüğe!

  • Britanya DGB: HDP Onurumuzdur!

    Britanya DGB: HDP Onurumuzdur!

    Britanya Demokratik Güç Birliği AKP-MHP iktidarının HDP’ye yönelik baskılara sert tepki göstererek, “Britanya DGB ve göçmen emekçileri olarak faşist devlet terörü ve yürürlükte olan saldırı dalgasına karşı HDP ve demokrasi güçlerinin yanında olduğumuzu bir daha vurgulamak istiyoruz” dedi.

    Britanya DGB’nin açıklaması şöyle:

    “AKP-MHP-Ergenekon ittifakına dayanan Saray rejimi ve onun lideri Tayyip Erdoğan, 2015’de devreye soktuğu Çöktürme Planı kapsamında HDP’yi hedef tahtasına koydu.
    7 Haziran 2015 seçim zaferiyle Türkiye’deki emekçilerin ve ezilenlerin demokrasi mücadelesini Kürt halkının onurlu barış ve özgürlük mücadelesiyle birleştiren, Alevilerin ve kadınların haklarını ve taleplerini sahiplenen HDP, aynı zamanda Tayyip Erdoğan liderliğindeki rejimin iç krizinin en önemli kaynağına dönüştü.

    Başta eski Eş Genel Başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere, milletvekilleri, belediye eş başkanları ve on binlerce aktivisti tutuklanan HDP, bütün baskılara rağmen Tayyip Erdoğan şefliğindeki rejime karşı mücadelenin kararlı bölüğüdür.
    Bir tarafta Tayyip Erdoğan “anayasal hak ve özgürlükler planını” açıklarken AKP ve MHP kadroları “HDP’nin kapatılmasının aciliyetini” açıkladılar. Gare’de ki gelişmelerin ardından da halka doğruların açıklanmasını isteyen, hakikati soran HDP’li vekiller hedefe konulmuştu.

    Açık ki Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ittifakı süreklileşmiş siyasi soykırım operasyonları ve baskılarla etkisizleştirilemeyen HDP’yi fiziki tasfiye etme konseptini devreye soktu.
    Milletvekili fezlekeleri ve hazine yardımının kesilmesi de dahil masaya yatırılan bütün saldırılar HDP’nin tasfiyesini amaçlamaktadır.

    Britanya Demokratik Güç Birliği ve göçmen emekçileri olarak faşist devlet terörü ve yürürlükte olan saldırı dalgasına karşı HDP ve demokrasi güçlerinin yanında olduğumuzu bir daha vurgulamak istiyoruz.

    Bütün göçmen işçi ve emekçileri, yurtseverleri ve aydınları, enternasyonalistleri HDP’yle dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz! “