Author: ali

  • Kürtçe oyuna ‘kamu düzeni’ yasağı

    Kürtçe oyuna ‘kamu düzeni’ yasağı

    Teatra Jîyana Nû tarafından sahnelenecek Kürtçe Bêrû: Klakson Borizan Birt tiyatro oyunu, gösterime saatler kala Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı tarafından “kamu düzenini bozabileceği” gerekçesiyle yasaklandı.

    Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı, Teatra Jîyana Nû’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları sahnesinde sahnelenecek Bêrû: Klakson Borizan Birt oyununu, gösterime saatler kala tüm kapalı ve açık alanlarda yasakladı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı tarafından onaylanan yasak kararına, “kamu düzenini bozabileceği” gerekçe gösterildi.

     

     

  • İngiltere Başbakanı Johnson üç aşamalı salgınla mücadele planını açıkladı, Liverpool’da tüm publar kapatılıyor

    İngiltere Başbakanı Johnson üç aşamalı salgınla mücadele planını açıkladı, Liverpool’da tüm publar kapatılıyor

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson, hükümetin koronavirüs salgınıyla mücadele amacıyla hazırladığı planı Avam Kamarası’nda açıkladı. Plan kapsamında ilk olarak çarşamba günü Liverpool’daki tüm publar, barlar ve bahis dükkanları kapatılacak.

    Hükümetin planı; İngiltere’yi hastalığın yayılış hızı ve salgının oluşturduğu tehdidin büyüklüğüne göre orta, yüksek ve çok yüksek alarm bölgelerine ayırıyor ve her biri için ayrı sosyal mesafe önlemleri öngörüyor.

     

    Alınan önlemler çerçevesinde üçlü önlemler şu şekilde belirleniyor:

    Halen İngiltere’nin büyük bölümünü kapsayan ve “orta tehdit” değerlendirmesi yapılan yerlerde, şu anda uygulanan genel önlemler devam edecek. Buralarda toplu taşıma araçlarında maske takma zorunluluğu, restoran ve barların 22.00’de kapanması ve ayrı evlerden en fazla altı kişinin bir araya gelebilmesi kuralları uygulanıyor.

    “Yüksek tehdit” değerlendirmesi yapılan bölgelerde, farklı haneler arasında iç mekanlarda bütün buluşmalar yasaklanacak ve dış mekanlarda sadece 6 kişi bir araya gelebilecek.

    “Çok yüksek tehdit” altında görülen bölgelerde ise iç mekanlarda bütün sosyal buluşmalar yasaklanacak, barlar ve publar tamamen kapatılacak. Liverpool ve bağlı olduğu Merseyside bölgesi bu kategoriye giriyor.

     

    ‘Tek tip kısıtlamanın doğru yol olduğuna inanmıyorum’

    Başbakan Johnson konuşmasına, niçin ülke çapında geçerli olacak tek tip sokağa çıkma kısıtlaması planı ilan etmediğini açıklayarak başladı.

     

    Johnson “Bunun doğru yol olduğuna inanmıyorum” dedi ve sokağa çıkma kısıtlamalarının ekonomiye zarar verdiğini, okul çağındaki çocukların da bundan olumsuz etkilendiğini söyledi.

    Bu yaklaşıma karşı hiç önlem almamayı savunanların da olduğunu belirten Johnson, “Fakat bu yolu izler ve virüsün yolunu açarsak, hesaplamalar sadece büyük can kaybı vereceğimize değil ama aynı zamanda sağlık sistemimiz, doktorlarımız, hemşirelerimiz üzerinde ağır bir baskı oluşacağına ve kanser, kalp hastalıkları ve diğer rahatsızlıkların tedavisinin sürdürülemeyeceğine işaret ediyor” dedi.

    Başbakan Boris Johnson, daha sonra yeni önlemlerden etkilenecek bölgelere sağlanacak mali destekleri açıkladı.

    Maliye Bakanı Rishi Sunak’ın yakında gelirini kaybedenler için zaten görülmemiş boyutlarda genel sosyal destek paketleri açıkladığını söyleyen Johnson, yasaklar nedeniyle kapanan işyerlerinde çalışanların ücretlerinin üçte ikisinin devlet tarafından ödeneceğini hatırlattı.

    Boris Johnson ayrıca hükümetin Birleşik Krallık genelinde yerel yönetimlere şimdiye kadar sağlanan 3,6 milyar sterlinlik fona ek olarak 1 milyar sterlin daha destek verilceğini söyledi.

    Johnson ayrıca çok yüksek tehdit altında görülen bölgelerde, pozitif testlerin temaslarının takibi için de mali destek sağlanacağını kaydetti.

     

    İşçi Partisi, Başbakan Johnson’ı eleştirdi

    Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer ise hükümetin koronavirüsü kontrol altına alacak bir planı olduğuna dair “şüpheleri” olduğunu söyledi. Keir Starmer, “Giderek Sayın Johnson’ın birkaçadım geriden geldiği hissine kapılıyorum” dedi.

    Starmer, “Bugün sorulması gereken soru, Başbakan’ın açıkladığı kısıtlamaların ülkeyi uçurumun eşiğinden alıp alamayacağıdır” diye konuştu.

    İngiltere’de Pazar günü 12 bin 872 kişide koronavirüs tespit edildiği ve 65 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ülkede virüs bulaştırma katsayısı olan R’nin 1,2 ile 1,5 arasında olduğu sanılıyor. Katsayının 1’in üzerinde olması, vakaların arttığını gösteriyor.

     

    Kaynak : BBC

     

  • Rojbuna te piroz bê Mamoste Verdon!

    Rojbuna te piroz bê Mamoste Verdon!

    Kurdish Community Centre ‘da uzun yıllar gönüllü İngilizce eğitimi veren Verdon Edgar’ın doğum gününü öğrencileri sürpriz bir parti ile KCC’de kutladı.

    On yılı aşkın bir süredir eğitmenlik yapan Verdon ve eşi Regina hem öğrencileri hem de KCC dostları tarafından çok sevilen öğretmenler. Pazartesinden Perşembe’ye 11 ile 13 saatleri arasında eğitim veren Verdon ve Regina öğrencilerine İngiltere’deki sosyal yaşamın içine kolay adapte olabilmeleri için özverili bir şekilde İngilizce eğitimi vermekte.

    KCC’de Mamoste olarak çağrılan Verdon’a Telgraf Ekibi olarak da nice yıllar diliyoruz.

  • Londra’da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü

    Londra’da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü

    10 Ekim Öcalan’a Özgürlük Günü dolayısı ile Londra’da bir araya gelen yüzlerce kişi 9 Ekim komplosunu kınayarak, “Şimdi Önder Apo’ya özgürlük zamanı” dedi.

    Londra’da Kürt Halk Meclisi, MLKP, Kurdish Solidarity Network ve demokratik kitle örgütü temsilcileri ile dört parça Kürdistan’dan yüzlerce kişi 10 Ekim Öcalan’a Özgürlük Günü dolayısı ile Edmonton Angel Corner’da bir araya geldi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın poster ve pankartlarını taşıyan kitle, sık sık “Biji serok Apo”, “Dün Mandela bugün Öcalan”, “Başur bakur rojhelat Apo serokè welat” sloganları atıldı.

    Devrim ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşunu işe başlayan eylemde, Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Ercan Akbal, Elif Sarıcan, KCDK-Başur Temsilcisi Heval Şiwan, MLKP’den Ufuk Yoldaş ve Kurdish Solidarity Network’tan Nick Matheou birer konuşma yaptı.

    Londra’da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü
    Londra’da Öcalan’a Özgürlük Yürüyüşü

     

    GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ!

    Konuşmalarda 9 Ekim komplosunun gerillanın ve halkların büyük direnişi ile boşa çıkarıldığını ve Ortadoğu’da özgürlük güneşinin halkları aydınlatmaya devam ettiğini vurgulandı.

    Yağmura rağmen kitle alkış, zılgıt ve sloganlar eşliğinde yürüyüşünü gerçekleştirdi
    Yağmura rağmen kitle alkış, zılgıt ve sloganlar eşliğinde yürüyüşünü gerçekleştirdi

     

    ZAMANI GELDİ!

    Türk devletinin imha, inkâr baskıcı faşist politikalarına rağmen halkların Öcalan’ı büyük bir direniş ve mücadele ruhuyla sahiplendiği ifade edilen konuşmalarda, “Komplo 22. yılında bugüne kadar yapılan halkın direniş ve devrimci mücadelenin gelişimiyle başarıya ulaşamamıştır. Türk devlet faşizmi ve faşist Erdoğan rejimi bu ruh ve güç karşısında yeniliyor yenilecektir. Bizler, önderliğin özgürlüğü için her şeyi yapmaya hazırız. Güneşimizi karartamayacaksınız. Zamanı geldi Önder Apo’ya özgürlük zamanı geldi” diye kaydetti.

    Yapılan konuşmaların ardından kitle kortej halinde Seven Sisters meydanına doğru yürüyüşe geçti. Yağmura rağmen kitle alkış, zılgıt ve sloganlar eşliğinde yürüyüşünü gerçekleştirirken. Eyleme yol boyunca yoğun ilgi gösterildi.

  • Ankara Katliamı: Zamansız Kabuk/Bitmemiş Hikâyeler

    Ankara Katliamı: Zamansız Kabuk/Bitmemiş Hikâyeler

    10 Ekim Ankara Katliamı “Zamansız Kabuk/Bitmemiş Hikâyeler” projesiyle hafıza mekânına dönüşüyor. Proje ekibinden Pınar Kesim- Aktaş, “Anıt fikrini 10 Ekim’de bir arada olup barış isteyen insanların umudu üzerine kurduk. Böyle bir patlama yaşanmamış olsaydı yeşerecek umudu projeye yansıttık” diyor.

    10 Ekim 2015… Türkiye’nin farklı kentlerinden onlarca insan Ankara’ya barış mitingine katılmak için yollara çıktı. Yollar şarkılı türkülüydü.. Fotoğraflar çekinildi, yemekler yendi… Öyle ya barışa gidiliyordu, barışı talep etmeye…

    Ankara’ya ulaşan grupların çoğunluğu Ankara Garı önünde toplanmaya başladı saatler 10.04’ü gösteriyordu, gençler türkülerle halaya durmuş, barış ve özgürlük sloganları atıyordu.

    Önce bir canlı bomba patladı ardından bir başkası…

    Tam 103 “barış güvercini” yaşamını kaybetti, 400’ü aşkını da yaralandı.

    Ölenler arasında 9 yaşındaki Veysel, 71 yaşındaki Barış Annesi Meryem, temizlik işçisi Berna vardı…

    Bugün katliamın 5.yılı.

    Siyasi katliamlarda sistem, hakikati hafızalardan silmeye “unutturmaya” çalışsa, görmezden gelmemizi istese de öyle olmadı, olmayacak.

    2019’da TMMOB, DİSK, KESK, TTB ve 10 Ekim Derneği, “Emek, Barış ve Demokrasi Anıt Meydanı Anma Yeri Uluslararası Fikir ve Tasarım Projesi Yarışması” düzenlendi.

    Yarışmayı “Zamansız Kabuk/Bitmemiş Hikâyeler” projesiyle kazanan Caps Mimarlık’tan Pınar Kesim- Aktaş kazandı.

    Kesim- Aktaş’la Ankara Barış Anıtı’nı ve bir hafıza mekânı tasarlamak üzerine söyleştik.

    “Yarışma çağrısını görür görmez katıldık”

    *Siz ne hissettiniz sizin projeniz seçilince?

    Bu proje bizim için manevi değeri çok yüksek bir proje, bir sürü farklı duyguyu aynı anda yaşadık. Projenin kendisi gibi hissettirdiği duygularda kolay tarihlenemiyor.

    *Proje yarışmasına katılmak nereden aklınıza geldi?

    Caps.office olarak güncel yarışmaları takip eden, mümkün olduğunca da katılım sağlayan bir ofisiz. Yarışma ile fikir üretme süreci heyecan verici ve tasarımcıyı dinç tutan bir yapısı var, ofis olarak bu süreçlere katılım sağlamak ve katkı koymayı önemli görüyoruz.

    10 Ekim herkesin hafızasında yeri olan bir konuydu, bu alanın ‘Emek, Barış ve Demokrasi Anıt Meydanı’ olarak yarışmaya açılmış olduğunu okuduğumuz anda katılmaya karar vermiştik.

    “İnadına umut yeşerecek”

    *Sizin heykelinizi teması, yarım kalan yaşam üzerine.. Bu fikir nasıl oluştu?

    10 Ekim 2015’te barış için Türkiye’nin dört bir tarafından gelen insanlar bir aradaydı ve bu umut dolu gün karartıldı. Orada yarım kalan çok fazla şey oldu ve bu bize yarım kalan hayatların, umutların ve bir aradalığın yeniden yaşamasına, umudun yeşermesine ihtiyaç olması üzerine fikri kurguladık. Kentin merkezinde yaşanmış bu travmanın ve yarım kalan hayatların, yeniden Gingko ağacı ile yaşamasını istedik, böylece o gündeki gibi bir arada olacaklar ve düşünceleri yaşamaya devam edecek, inadına umut , barış yeşerecek.

    *Anıta dair detay bilgi verir misiniz? Her heykelin anıtın bir felsefesi olduğunu düşünürsek nasıl bir felsefe ile hazırladınız?

    Buradaki en önemsediğimiz konulardan biri, kentin merkezinde her gün belki sayısız defa geçtiğiniz bir alanda yaşanan bu travmanın kentin içinde nasıl ifade edilmesi gerektiği konusuydu. Burada tarifsiz bir acı ve karanlık söz konusu.

    Biz projedeki anıt fikrini 10 Ekim günü bir arada olup Barış isteyen insanların umudu üzerine kurduk. Eğer o gün böyle bir patlama yaşanmamış olsaydı yeşerecek umudu projeye yansıttık.

    Bir arada olmayı, umudu ve barışı meydanda yeşerttik. Yitirilen her can için mabet ağacı olarak adlandırılan Ginkgo Biloba ağacı diktik ve bu ağaçların etrafında pirinçten metal bir kabuk ile onların düşüncelerini yazdık.

    Düşüncelerin bedeni koruduğu bir meydan… Buradaki metafor bedenin düşünceleri koruduğu ona kabuk olduğu fikrinin tersiydi, yok edilmek istenen düşünceler kabuk olarak bedeni koruyacaktı.

    *Biraz daha detaylandırır mısınız?

    Gingko biloba, bilim insanlarının yaşayan fosil olarak adlandırdığı, Hiroşima patlamasından dahi kurtulmuş, mabet ağacı olarak da anılan bir ağaç. Her şeye dayanıklı, dirençli, ömrü çok uzun. Ankara Garı patlamalarında hayatını kaybedenleri ancak bu ağacın temsil edebileceğini düşündük. Gingko biloba dört mevsim renk değiştiriyor, ekimde ise sapsarı olup yaprak döküyor.

    Ankara iklimine de uygun. Orada hayatını kaybedenler ağaçla sembolize edilirken, düşünceler de yer kabuğunu kırıp yükselen bir kabukla temsil edilmekte ve o kabuğun üzerinde onların düşünceleri yazmakta. Patlamada fikirleri muhafaza eden bedenler kayboldu ama fikirler duruyor. Onları koruyacak yeni bir kabuk üzerinde ses olmaya devam edecek. Pirinç kabuklar ağaçların gövdesini saracak, ağaçlar büyüdükçe, bir sistemle kabuk da genişleyecek.

    Ağaçla kabuk arasındaki boşluktan ise ışık sızacak ve ağaç büyüdükçe sızan ışık da büyüyecek. Karartılmaya çalışılan fikirlerin zamanla büyümesini temsil edecek. Bu arada biz saldırıyı sıfır noktası kabul ediyoruz. O nedenle bu projenin gerçekleştiği tarihte patlamanın üzerinden kaç yıl geçmişse, meydana o yaşta ağaçlar dikilecek.

    “Kolektif hafızaya katkı”

    *Siz Ankara Katliamı’nı ilk duyduğunuz zamanı hatırlıyor musunuz? Ne hissetmiştiniz?

    Acı ve şok diye tarifleyebilirim, insanın inanmasının çok zor olduğu kabul edilemez bir acı. Sonrasında bu acının yerini korku aldı, kalabalıktan bir arada olmaktan korkmak. Belki de istenen tam olarak buydu bu korku ile insanların bir arada olmaktan kaçması.

    *Ailelerle konuşma durumunuz oldu mu hiç?

    Yarışma sürecinde konuşmadık, ama çok fazla okuma yaptık. Ailelerin, orada bulunan kişilerin sosyal medya yani internette bıraktıkları yazıları okuyarak geçirdik süreci. Hatta projede kabuk üzerindeki yazılar bu verilerden elde edildi.

    *Projeniz özellikle toplumsal hafıza ile nasıl bağ kuruyor?

    Projenin uygulama aşamasında, kolektif bir çalışma ile kabuk üzerinde yazılacak yazıların elde edilmesini amaçlıyoruz. Belki bir cümle, belki bir kelime yer alacak o her bir kabukta. Her biri bireysel temsiliyet kazanırken, bir arada olmaları ve bizim projede tanık olarak ifade ettiğimiz meydan, zemin onlarla birlikte kolektif hafızayı oluşturacak.

    Zeminden sadece ağaçların dikileceği ve kabukların geleceği alanlardaki döşeme taşlarını kaldırıyoruz, burada 10Ekim miting günü pankartlarda yer alan ortak düşüncelerin yer aldığı yeni taşlar gelecek. Ortak düşünceler zeminde bir araya gelirken, bireysel düşünceler kabuk üzerinde yer alacak.

    *Projenizin barışla bağı nedir?

    Direnen, güçlü ve dirençli bir ağaçla, inadına yaşam diyoruz.

    *Sizin barış denilince aklınıza neler geliyor?

    O kadar güzel bir soru ki bu. Barışı gökkuşağına benzetiyorum, birden çok rengin, duygunun çok sesliliğin olduğu muazzam bir şölen.

    Türkiye’de benzer örneklere pek sık rastlamıyoruz sanırım…

    Neredeyse yok diyebiliriz. Anıt ve anıt meydan ölçeğinde farklı projelerimiz oldu ama henüz hiçbiri hayata geçmedi, süreçlerini beklemekteyiz.

    *Dünyadaki benzer örnekleri incelediniz mi? Size ilham veren bir proje oldu mu?

    Dünya’da belki de en güçlü örneklerden biri New York’ta 2001’de düzenlenen saldırılarda yıkılan İkiz Kuleler’in yerine yapılan anıt diyebilirim. İkiz kulelerin yerine iki dev havuz yapıldı ve bu kulelerin yerindeki boşluk, içine akan suyla dolmakta. Çok güçlü bir metafor ve anlatım var.

    Onlar yaşamın kaynağı olarak suyu kullanmış, biz projemizde ağacı kullandık. Havuz çeperinde, hayatlarını kaybedenlerin isimleri, hayattayken birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkinin yakınlığına göre yerleştirilmiş. Aynı katta çalışanların isimleri yan yana örneğin. O isimlere dokunabiliyor, çiçek bırakabiliyorsunuz. Tüm bu sebeplerle referans aldığımız projelerden biri oldu diyebiliriz.

    *Son olarak ne söylemek isteriniz?

    Projenin bir an önce tamamlanıp, bir sonraki 10 Ekim’de bu alanda bir arada olmak istiyoruz, burası kent için önemli bir hafıza mekânı olacak. Cumhuriyetin izlerinin de bulunduğu bu alanda umudun yeşermeye devam ettiğine tanıklık edeceğiz.

    Nazım Hikmet’in sözüyle bitirmek istiyorum. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine”

    10 Ekim Katliamı

    Ankara, Altındağ ilçesinin Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında düzenlenen Barış Mitingine 10 Ekim 2015’te, saat 10:04 civarında intihar saldırısı düzenlendi.

    Olay yerinde 69 kişi, toplam 103 kişi ve iki saldırgan hayatını kaybetti.

    Öldürülen barış mitingi katılımcılarının isimleri şöyle:

    Abdülkadir Uyan, Metin Kürklü, Gökhan Akman, Orhan Işıktaş, Gülhan Karlı Elmascan, Yılmaz Elmascan, Nevzat Sayan, Bilgen Parlak, Hacı Kıvrak, Rıdvan Akgül, Rıdvan Akgül, Hacı Mehmet Şah Esin, Gökmen Dalmaç, Elif Kanlıoğlu, Hakan Dursun Akalın, Ercan Adsız, Ayşe Deniz, Berna Koç, Fatma Esen, Gülbahar Aydeniz, Eren Akın, Canberk Bakış, Tayfun Benol, Nizamettin Bağcı, Kasım Otur, Başak Sidar Çevik, Nilgün Çevik, Resul Yanar, Mehmet Ali Kılıç, Tekin Arslan, Sezen Vurmaz, Dilaver Karharman, Onur Tan, Umut Tan, Sarıgül Tüylü, Dilan Sarıkaya, Ali Kitapçı, İsmail Kızılçay, Muhammet Demir, Korkmaz Tedik, Veysel Atılgan, İbrahim Atılgan, Emine Ercan, Kübra Meltem Mollaoğlu, Meryem Bulut, Seyhan Yaylagül, Ebru Mavi, Ali Deniz Uzatmaz, Ziya Saygın, Vahdettin Özgan, Cemal Avşar, Ahmet Katurlu, Selim Örs, Azize Onat, Dicle Deli, Güney Doğan, Binali Korkmaz, Mehmet Zakir Karabulut, Leyla Çiçek, Metin Peşman, Mesut Mak, Adil Gür, Gökhan Gökbönü, Şebnem Yurtman, Osman Turan Bozacı, İdil Güneyi, Abdullah Erol, Mehmet Hayta, Özver Gökhan Arpaçay, Şirin Kılıçalp, Uygar Coşgun, Ahmed Alkhadi, Nurullah Erdoğan, Gözde Arslan, Aycan Kaya, Yunus Delice, Sevgi Öztekin, Mehmet Tevfik Dalgıç, Sevim Şinik, Emin Aydemir, Fatma Karabulut, Ramazan Tunç, Erol Ekici, Feyyat Deniz, Necla Duran, Osman Ervasa, Ramazan Çalışkan, Vedat Erkan, Abdülbari Şenci, Niyazi Büyüksütçü, Gazi Güray, Sabri Elmas, Erhan Avcı, Ümit Seylan, Serdar Ben, Nevzat Özbilgi, Hasan Baykara, Fatma Batur, Bedriye Batur, Ata Önder Atabay, Mustafa Budak, Ağa Bayar.

    Saldırının ardından polis ölenlere, yaralılara ve onlara yardım etmek isteyenlere biber gazı sıktı.

    Bu müdahale sonucunda yaralıların hastaneye götürülmesi gecikti, patlamadan kurtulanlar bir de gaz nedeniyle travma yaşadı.

    Olay yeri koruma altına alınmadı ve olay yeri inceleme ekipleri ve savcılar olay yerine derhal gelmedi. Ekipler yaklaşık 1,5 saat sonra, başsavcı vekili olay yerine 2,5 saat sonra geldi.

    Saldırıyla ilgili iddianame 13 Temmuz 2016’da kabul edildi. 36 kişi hakkında dava açan savcılığın iddianamesinde, saldırı talimatını, İslam Devleti (IŞİD) Türkiye sorumlusu İlhami Balı’nın verdiği ifade edildi.

    İddianamede, Suruç saldırısını da aynı kişilerin organize ettiği belirtildi. İddianamede, Balı’nın da aralarında bulunduğu 14 sanık hakkında “birden çok kasten öldürme” suçundan 100’er kez ağırlaştırılmış müebbet, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan birer kez ağırlaştırılmış müebbet ile kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçlarından 5 bin 83 yıldan 7 bin 820 yıla kadar hapis cezaları istendi.

    Saldırıyla ilgili dava, 7 Kasım 2016’da başladı, halen sürüyor.

     

    Bianet / Evrim Kepenek

  • Emek, barış ve özgürlük: 103 can

    Emek, barış ve özgürlük: 103 can

    Hep vardılar ve hep almak için geldiler. Çoluk çocuk demeden, kadın erkek demeden, genç yaşlı gözetmeden göz çıkardılar. Bayramlarımızı, seyranlarımızı, gülüşlerimizi, umutlarımızı, çalışkan ve emekçi ellerimizi, düşlerimizi, halaylarımızı, içten gülüşümüzü bombaladılar.

    Her şairin şiir yazma süreci farklıdır, kimisinden olduğu gibi düşer ve öylece kalır, kimisi imge avcılığına çıkar, kimisi de içinde olgunlaşan meyvenin düşmesini bekler…

    Lakin her yazarın ortak bir süreç yaşadığını tahmin ediyorum. Zamana bırakma, zamanın süzgecinden geçirmek… Hafızamız acıları ve travmaları hep canlı tutar, ne kadar baskılarsak o kadar güçlü ve diri dönüyor, detaylara kadar indiriyor seni bilincin.

    Bir şiir yazarsın, bir deneme yazısı kaleme alırsın, bir öykü kurgularsın, belki sayfalarca çeviri yapıp çekmecene koyup zamanın geçmesini beklersin. Dinlenen bir şarap gibi düşünün. Tortusu, çapağı, çiğliği, fazlası görünsün, düşsün diye zamanın boşluğuna bırakıverirsin. Bazı şiirler ne kadar demlenirse demlensin hep ister, zamanın kanından, ruhundan, acısı ve sancısı hep tazedir. Öfkesi diri ve iridir. İçinde umutları saklar, yakasını bırakmaz kanlı tarihin, zulümlerin.

    Ezgileri çığlık olup dağları kırar, yüreğinde heyecanı, gözlerinde geleceği, sesinde sevgiyi tutar. Dizeler el ele tutuşur, soluksuz ve gür akar meydanlara. Uzun ve sancılı bir yolculuktur demiştik şiirin yolculuğu; Emek ister, Barış ister ve Özgürlük ister.

    Meydanlarımızı, dar sokaklarımızı, yürüdüğümüz caddeleri, nefes almak için çıktığımız damlarımıza, balkonlarımıza kadar yaşanmaz hale getirenlerin her gün bize biçtiği mezar taşları var.

    Gördük ki mezardan sonra da rahat yok bunlardan. Gidenlerimizin ardından diktiğimiz bir parça mermer taşına bile göz dikenlerin varlıkları çoğaldıkça çoğalıyor! Nasıl da başucundaki taşlarımızı kindar ve korkakça kırdıklarını gördük.

    Çok korkuyorlar, korktukları için bu kadar barbarca, haince saldırıyorlar. Saltanatlarını, soygun ve talan düzenlerini meydanlarda sallayan emekçilerden, barışseverlerden intikam almak için namertçe bir savaşa girdiler, tertemiz meydanlarımızı kan gölüne çevirdiler. Barbardır bunlar, barbar. Hep bir yerlerimizi kanattılar, en güzel günümüzde bizleri vurdular, kaçak ve sinsice vurdular. Şair Mem Ronga’ın “Fereşîn”[1] şiirindeki dizeleri parçalanmış yüreğimizi ayna tutuyor:

    li dilê xwe î windabûyî digerim

    li dengê xwe î windabûyî

    li perçên ‘eynika xwe ya şikandî

    Yavaş yavaş geldiler. Sindire sindire on yıllardır adım adım yaklaştılar, kırk kılıf diktiler kendilerine; kravatlı çıktılar karşımıza, postalla geldiler, bazen solcu oldular, bazen din(ci)dar, bazen cemaatçi, bazen ümmetçi, bazen çağdaş ve ilerici, çoğu kez barbar, çoğu zaman sadece kupkuru faşist oldular.

    Oldular o’cu, bu’cu fakat, olamadılar insan gibi bir insan. Hep vardılar ve hep almak için geldiler, çoluk çocuk,  kadın erkek demeden, genç yaşlı gözetmeden göz çıkardılar. Bayramlarımızı, seyranlarımızı, gülüşlerimizi, umutlarımızı, çalışkan ve emekçi ellerimizi, düşlerimizi, halaylarımızı, içten gülüşümüzü bombaladılar. “Dağılmış pazar yerlerine döndü” günlerimiz, geleceğimiz.

    Parçalanmış yüreklerimizi kırık aynalardan seyrettik, bitmemiş şiirlerimizin peşinden delice ve öfkeyle koşar gibi bizden aldıkları yüreklerin peşine düştük. Ne yazarsak yazalım hava da kalmayacak mı sevgili okur? Bağırdık, ses verdik. Bir toplumu ölüme, katliama, tecavüzlere, suikastlara, utanmazlığa, sessizliğe, yalan dolana, sahte dizelere, çakma kahramanlıklara alıştırdılar. Bir deyim var, onu değiştirip yazarsam daha iyi anlatmış olacağım, bana yöneticilerini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Düşlerimizi bombalayanlar yüzünden yansıyanı toplumun çoğunda okumak çok mu zor? Zor değil.

    Orda duruyor gerçek, parçalanmış bedenlerin üzerine gaz bombaları attıranlar ve bunun tetikçiliğini yapanlar uzaydan mı geldi? Bir taraftan yürek işçiliği yaptığını ballandıra ballandıra anlat, diğer taraftan susan, çıtı çıkmayan, zulme karşı taş kesilenler, dilsiz şeytana döndüler. Kan deryasından avuç avuç içenlere kürdan kuşunun ve timsahın hikâyesini hatırlatmak isterim. İçinizde sakladığınız kin, iktidarın ağzından dışavurulandır, toplum neyse iktidarda odur, diyorum.

    Aksini idaa eden olacaktır, itiraz edecektir. Fakat bir gerçek var, bunca zorbalığa, haksızlığa karşın iktidar terbiye edildi mi? Hayır. Gittikçe daha fazla işgal ve kan istedi. Çeyrek faşistten muhalefet bekleyen, eski kontra besleyicisinden duruş ve ilke bekleyen büyük bir kesim var. Merkez muhalefet buysa varın siz düşünün iktidarı ve onun ortaklarını.

    Bu âlemde en zor olan hiç kuşku yok ki Barış’ı istemek ve onu başarıya götürmektir. Birçok kimsenin söylediği, barış istiyorsan önce savaş, diyenlerin içinde barışı istemek ne kadar gerçekçidir? Diyorlar ki Barış’ı istiyorsan önce kan dök, öldür, katliam yap, düşman bellediğinin kökünü kaz, dizlerini kır, açlıkla, susuzlukla terbiye et! Balık zaten baştan kokmaya başlamış.

    Kandırıyorlar bizleri, yüzyıllardır kandırıyorlar. Devletten barışı istemek başlı başına hedefi ıskalamak değil de nedir? Yok mu oyun, yok mu kandırmaca?. Çok uzağa gitmeye gerek yok, yanı başımızda barış girişimlerinin sonuçlarını hep beraber gördük. Barış annelerinin bile barbarca itilip kakıldığı, gözaltına alınıp işkence edildiği, zindanlara atıldığı günümüzde, barışı her şeye inat seslendirmek, haykırmak, cesaret ister.

    Yaraya tuz basmak ister. Dişini ve yumruğunu sıkmayı gerektirir. Halk düşmanlarından, bir dilin ve kültürün yok olması için elinden geleni ardına koymayanların, çocukların zindanda büyüdüğü, barış isteyenlerin yargılandığı, yerlerde sürüklendiği, adalet için bedenini ölüme yatıranların olduğu bir sistemden bir bardak su bile istenmez! O, bardağın içine zehir koyup verir sana.

    Barışı istemek yürek ister, cesaret ister, güzellik ister, akıl ve vicdan ister… Karşımızda bu cesarette, bu vicdanda olan kimsecikleri göremiyorum. Rant ve soygun üzerine kurulmuş bir sistemin içinde barışı aramak, samanlıkta iğne aramaktan daha beterdir. iyi niyetli olmak, güzel düşünmek, kini gömüp geleceğe yürümek insan olmayı başarmış tüm kimseler için geçerli akçedir. Temellerini, varlığını, insanların kanı ve yok oluşu üzerine kurmuş bir yapından sadece çürümüşlük kokusu gelir burnunuza, kibirli ve aşağılayan gözler sizleri karşılar.

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın yıldönümündeyiz. Ankara Tren Garın’da omuz omuza verenlerin: Gür, haklı ve hakkaniyetli isteklerini bir kez daha buradan dile getirelim: Emek dediler, Özgürlük dediler, Barış dediler. Kansız, kibirsiz, eşit, adaletli bir yaşam için halaya duranların arasında bombalar taşıyıp patlattılar.

    Katliama giden yolların taşları 5 Haziran’da İstasyon Meydanı’nda döşendi, sonrası 33 düş yolcusu ve 10 Ekim Ankara. Olan biten karşısında öfkeyle yutkunduk, yüreğimiz sıkıştı, katliamın büyük ortakları da ne kadar oy alacaklarının peşine düşmüşlerdi. Bunlar kasap değil de nedir? İnsanlar canların derdine düşerken, bunlar oyun, hilenin, xurdanın (hurda) peşindeydiler.

    Kimisi kafasını pencereden bile çıkarmaktan korkarken, kimisi üstüne üstüne yürüdü celladın, tükürdü suratına. Kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırıp muktedirle hesaplaşmayan, sistemin kulu kölesi olanlara Bertolt Brecht’in “Mutsuzlar” şiirindeki dizeleriyle seslenmiş olalım: “Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz/Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz/ Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz/B.k yiyorsunuz!”.

    103 güzel insan, 103 deli yürek, 103 umut, 103 emekçi, 103 barışsever, 103 özgürlükçü, 103 adalet savunucusu, 103 ana, 103 baba, 103 çocuk, 103 kardeş, 103 kız kardeş, 103 arkadaş, 103 yoldaş, 103 kadın, 103 komşu, 103 yaşam… Sayı değil, bunlar sayı değil” Can can! Şair Anday’ın “Olsun da gör” dizeleriyle katliamda yitirdiğimiz canlara saygı ve özlemle:

    Yazık olur bu düş yarı kalırsa

    Barış günü insan hakkı yenirse

    Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir

    Sivas ilinin Banaz köyünden

    Pir Sultan Abdal dirilmelidir.

    (ÇO/EMK)

    [1] Kaybolmuş yüreğimi arıyorum

    Kaybolmuş sesimi arıyorum

    Parçalanmış aynamın parçalarında

     

     

    Bianet  / Çayan Okuduci

    Şiir yazıyor ve çeviriler yapıyor. . üç şiir kitabı bir de seçme şiirlerden oluşan bir çeviri kitabı var. Şiirleri birçok dile çevrildi. Yazdığı yazılar, şiirler Kürt mantalitesi ile yazar ve sistemce bir türlü asilime edilmemiş bir insandır. Her giya li ser koka xwe şîn dibe.

    *Manşet görseli: sosyal medya

  • İki yurttaşın helikopterden atılmasını haberleştiren 4 gazeteci tutuklandı

    İki yurttaşın helikopterden atılmasını haberleştiren 4 gazeteci tutuklandı

    İki yurttaşın askerlerce helikopterden atılmasını haberleştiren ajansımız muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur ile Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve Gazeteci Nazan Sala hakkında tutuklama kararı verildi.

    Van’da iki yurttaşın helikopterden atılması skandalını kamuoyuna duyurmalarının ardından 6 Ekim’de gözaltına alınıp,  savcılıkça “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptıkları” gerekçesiyle “örgüt üyeliği” iddiasıyla mahkemeye sevk edilen gazetecilerden dördü tutuklandı.

    Tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve Gazeteci Nazan Sala hakkında tutuklama kararı verildi.

    Yeni Yaşam gazetesi dağıtımcısı Fehim Çetiner ve eski gazete dağıtımcısı Şükran Erdem ise, yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı.