Author: ali

  • AB İlerleme Raporu: Türkiye’nin üyelik şansı buharlaştı

    AB İlerleme Raporu: Türkiye’nin üyelik şansı buharlaştı

    HABER MERKEZİ – AB’ye üyelik başvurusunda bulunan ülkelerle katılım müzakerelerinde kaydedilen ilerlemeye dair rapor açıklandı. Raporda, Türkiye’nin üyelik şansının buharlaştığı belirtildi.

    Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik başvurusunda bulunan ülkelerle katılım müzakerelerinde kaydedilen ilerlemeye dair yıllık ilerleme raporları açıklandı.

    Reuters ajansının aktardığına göre raporda, “Türkiye hükümetinin ekonominin altını oyduğu, demokrasiyi erozyona uğrattığı, bağımsız mahkemeleri yok ettiği” eleştirileri yer aldı. Raporda, “Türkiye’de ifade özgürlüğü, cezaevlerindeki durum ve ekonomi açısından kötüleşen koşullardan aşırı derecede merkezi hale getirilmiş cumhurbaşkanlığı yetkileri” sorumlu tutuldu.

     

    ‘ENDİŞELERİMİZ İNANDIRICI BİR BİÇİMDE ELE ALINMADI’

    Komisyon raporunda, “AB’nin hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı alanındaki devam eden olumsuz gelişmelere ilişkin ciddi endişeleri Türkiye tarafından inandırıcı bir biçimde ele alınmadı” ifadelerini kullandı.

    “2016’daki darbe girişiminden bu yana Türkiye’de gözlemlenen gerileme devam etti” denilen raporda “Türkiye’nin üyelik müzakereleri fiilen durma noktasına geldi” diye kaydedildi.

    Raporda, Doğu Akdeniz’deki krize ilişkin de “Uluslararası hukuku ihlal eden yeni tek taraflı eylemler veya provokasyonlar yaşanırsa, AB elindeki tüm araçları ve seçenekleri kullanacaktır” denildi.

     

    Akademi Accountancy

  • Jayawardena: ‘Ticarete devam edeceğiz’

    Jayawardena: ‘Ticarete devam edeceğiz’

    Britanya’daki Kürt, Kıbrıs, Mısır ve Ermeni federasyonları  İngiliz Başbakan Boris Johnson’a gönderdikleri mektuba yanıt fazla gecikmedi. Mektubu, Başbakan Boris Johnson adına, Uluslararası Ticaret Bakanı ve milletvekili Ranil Jayawardena’nın yanıtladı.

    Jayawardena mektuba yanıtında, Türkiye ile olan ticari anlaşmaları sürdürmek ve geliştirmek istediklerini vurguladı. Ticaret Bakanı Ranil Jayawardena cevabında ayrıca, ‘haklara saygı ve uluslararası insancıl hukuk dahil olmak üzere Konsolide Kriterler ile tutarsız olacaksa, ihracat lisansı vermeyecektir. Tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’ye yaklaşımımızı sürekli olarak gözden geçiriyoruz.’ Ifadelerine de yer verdi.

    Birleşik Kırallık Kıbrıslılar Federasyonu (NFC-UK), Britanya Kürt Demokratik Toplum Merkezi (NADEK), Britanya Ermeni Ulusal Komitesi (ANC-UK) ve Birleşik Krallık Mısır Konseyi (ECUK) başkanlarının imzasını taşıyan mektup da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki saldırgan tutumuna da dikkat çekilmişti.

    Başbakan Boris Johnson'a gönderilen mektup
    Başbakan Boris Johnson’a gönderilen mektup

     

    TİCARET HAK VE SORUMLULUKLARIN ÖNÜNE GEÇMEMELİ

    Bakan Jayawardena, Birleşik Krallık ile Türkiye’nin ticari ilişkilerinin bu yıl da geliştirilmeye çalıştırılacağını belirterek, 2020 Nisan ayı itibariyle Türkiye ile İkili ticaretin 18.6 milyar Sterlin değerinde olduğunun da altını çizdi. Jayawardena, ‘Bu yıl önceliğimiz, Türkiye ile mevcut AB ticaret düzenlemelerinin etkilerini, Geçiş Dönemi’nin sonuna kadar Birleşik Krallık ve Türkiye arasındaki ikili bir anlaşmaya ve bu anlaşmaları mümkün olduğunca çoğaltmaya çalışmaktır. Her iki ekonomimizi de desteklememiz ve iş alanlarını korumamız önemlidir. Birleşik Krallık, değerlerimizi küresel olarak korumak konusunda güçlü bir geçmişe sahiptir, ticaretin hak ve sorumlulukların önüne geçmemesi konusunda sicilimiz temizdir. Bu dış politikamızın da bir parçası olmaya devam edecektir.’ Ifadelerini de kullandı.

     

    TÜRKİYE’YE YAKLAŞIMIMIZI SÜREKLİ GÖZDEN GEÇİRİYORUZ

    Jayawardena, ihracat kontrolu ve silah lisanlarına ilişkin cevabında ise, sorumluluklarının bilincinde olduklarının altını çizdi. Değerlendirilmesi gereken her başvuryu ciddiye aldıklarını ve risk değerlendirme çerçevesinde kriterlere uygun olarak incelediklerinide söyleyen Jayawardena, ‘Sağladığımız her ekipmanın, kapasitelerinin ve olası etkisinin kapsamlı bir risk değerlendirme çerçevesinde, AB ve Ulusal Silah İhracatı Ruhsatlandırma Kriterlerine (‘Birleştirilmiş Kriterler’) göre konsolide, bazında inceliyoruz.  Birleşik Krallık Hükümeti, elbette haklara saygı ve uluslararası insancıl hukuk dahil olmak üzere Konsolide Kriterler ile tutarsız olacaksa, ihracat lisansı vermeyecektir. Tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’ye yaklaşımımızı sürekli olarak gözden geçiriyoruz.’ Sözlerinide kullandı.

     

    AVRUPALI ORTAKLARIMIZI GÖREVE ÇAĞIRDIK

    ‘Hidrokarbon araştırmalarının Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs için önemini anlıyoruz. Sizi temin ederim ki Türkiye ve Yunanistan’ı diyalog fırsatlarına öncelik vermeye ve gerilimi azaltmanın peşine düşmeye çağırdık.

    Her iki tarafı da çözülmemiş sorunları çözmek için diyaloga girmeye teşvik ettik ve bunu desteklemek için ABD ve Avrupalı ​​ortaklarımızı görevlendirdik. Her iki tarafı da çözülmemiş sorunları çözmek için diyaloga girmeye teşvik ettik ve bunu desteklemek için ABD ve Avrupalı ​​ortaklarımızı görevlendirdik. Avrupa Komşuluk Komisyonu ve Amerika Bakanı geçtiğimiz günlerde bu konuda Türk, Rum ve Kıbrıslı meslektaşlarıyla görüştü ve Savunma Bakanı son haftalarda Türk, Yunan, Fransız ve Alman Savunma Bakanları ile debölgedeki gerilimleri görüştü. İngiliz Bakanlar’ın müzakere edilmiş bir çözümü destekleme angajmanı her zaman devam edecek.’

     

    TÜRKİYENİN DİPLOMATİK ÇABALARINDAN MEMNUNUZ

    ‘Geçen Ekim ayında Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye askeri müdahalesine yönelik muhalefetimizi, Dışişleri Bakanı’nın 15 Ekim’deki Parlamentoya verdiği açıklamada da dahil olmak üzere, açıkça ifade ettik. Oradaki ateşkesin, hem Türkiye’nin İdlib’de ateşkesi sürdürmeye yönelik diplomatik çabalarını – 5 Mart’ta Rusya ile kararlaştırdı – hem de üç milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapma konusundaki memnuniyetle karşılıyoruz.’

     

    TÜRK HÜKÜMETİNE ENDİŞELERİMİZİ BELİRTTİK 

    ‘Libya’da çatışmayı şiddetlendirme ve bölgesel gerilimleri kötüleştirme riski taşıyan, Türkiyenin veya başka herhangi bir dış ülkenin askeri faaliyetlerini desteklemiyoruz. Faaliyetleri, çatışmayı körüklemeye yönelik olarak devam eden diğer dış aktörlere de olduğu gibi Türk Hükümetine de endişelerimizi dile getirdik. Libya çatışmasının tüm tarafları gerginliği azaltmalı, ateşkes taahhüdünde bulunmalı ve BM önderliğindeki siyasi diyaloğa geri dönmelidir. Britanya Dışişleri Bakanı, 8 Temmuz’da Londra’ya yaptığı ziyaretinde Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’na bu mesajı iletmişti.’

    Birleşik Kırallık Kıbrıslılar Federasyonu Başkanı Christos Karaolis, Britanya Kürt Demokratik Toplum Merkezi Başkanı Türkan Özcan, Britanya Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı Annette Moskofian ve Birleşik Krallık Mısır Konseyi Başkanı Mostafa Ragab adına gönderilen cevapta aslında her ne kadar da Türkiye ile çıkar politikaları yürüten Birleşik Kırallığın ticari kaygıları ön plana çıksada, Türkiye’nin ekonomik çıkar kapıları arayışına cevap olması da kuşku uyandırıcı.

    Başbakan Boris Johnson'ın cevabı
    Uluslararası Ticaret Bakanı ve milletvekili Ranil Jayawardena’nın yanıtı

     

    Telgraf – Erem Kansoy

  • Ermenistan Başbakanı Paşinyan: Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı

    Ermenistan Başbakanı Paşinyan: Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Fransız haber ajansı AFP’ye verdiği röportajda, Dağlık Karabağ’daki çatışmaların Türkiye’nin “aktif katılımı” olmasaydı başlamayacağını savundu.

    Paşinyan, “Azerbaycan liderliğinin son 15 yıldır kavgacı söylemleri teşvik ettiği doğru olsa da, şimdi bir savaş başlatma kararı Türkiye’nin tam desteğiyle gerçekleşti” dedi ve ekledi:

    “Türkiye’nin aktif katılımı olmasaydı bu savaş başlamazdı.”

    Dağlık Karabağ, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası toplum tarafından Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanınıyor. Ancak Azerbaycan’ın topraklarının yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen Dağlık Karabağ ve civarındaki bazı bölgeler, 1990’ların başından bu yana Ermenistan işgali altında bulunuyor.

    Bölgede 1991 yılında ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ ilan edildi. Ancak burayı uluslararası alanda Ermenistan dahil hiçbir ülke tanımadı.

    AFP röportajın Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki hükümet binasında yer alan şatafatlı bir odada gerçekleştiğini yazdı. Stalin döneminde inşa edilen hükümet binasına 45 yaşındaki Paşinyan’ın bir konvoy eşliğinde vardığı ve silahlı askerlerin binanın girişini koruduğu kaydedildi.  Haber ajansı, Paşinyan’ın röportaj sırasında sakin göründüğünü, yavaş ve her kelimeyi tartarak konuştuğunu yazdı.

    Paşinyan, röportajda Azerbaycan’ı “özgürlükleri için mücadele eden bir halka karşı terörist bir savaş” yürütmekle suçladı. Paşinyan, Dağlık Karabağ’daki son durumun sadece çatışmaların yeniden alevlenmesi anlamına gelmediğini de savundu. “Çatışma bölgesinde Orta Doğu’dan terörist grupların aktif katılımı söz konusu” diyen Ermenistan Başbakanı, Ermeni güçlerinin “terörle mücadele operasyonları yürüttüğünü” iddia etti.

    Ermenistan hükümeti, Suriyeli militanların Türkiye üzerinden Azerbaycan’a götürüldüğünü ve bu militanların Dağlık Karabağ’daki çatışmalara aktif olarak dahil olduğunu savunuyor, Ankara ve Bakü ise iddiaları ‘Ermenistan’ın kara propaganda çabaları’ olarak niteliyor.

    Ermenistan, Türkiye’nin çatışmalara aktif olarak katıldığını ve bölgede F-16’larla hava operasyonları gerçekleştirdiğini iddia etse de, şu ana kadar herhangi bir kanıt ortaya koymadı. Türkiye ve Azerbaycan ise iddiaları “Ermenistan’ın uluslararası kamuoyunu arkasına alma çabası” ve “kara propaganda” olarak nitelendiriyor.

    Ermenistan da bu suçlamalar ile ilgili somut bir kanıt sunmuş değil.

    Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus’ta görev yapan, Türkiye destekli muhalif Sultan Murad Tugayları savaşçılarından ismini vermek istemeyen bir kişi BBC Türkçe’ye Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ın yanında savaşmak üzere gönüllü olmak isteyenlerden 1000 kişilik bir liste oluşturulduğunu ve 500 savaşçının askeri kargo uçağı ile Türkiye’den Azerbaycan’a gönderildiğini söylemişti.

    ‘Türkiye Ermeni soykırımına devam etmek için döndü’

    Türkiye’nin Dağlık Karabağ çatışmasına dahil olduğunu ve bunu “Ermeni soykırımı politikasının bir parçası” olarak yaptığını savunan Paşinyan, “Türkiye Güney Kafkasya’ya Ermeni soykırımına devam etmek için döndü” dedi.

    Paşinyan, Ermenistan’ın Türkiye’nin genişlemesindeki “son engel” olduğunu da öne sürdü.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyılda Viyana’yı kuşatmasına gönderme yapan Paşinyan, Avrupa’nın bu durumu doğru bir şekilde adlandıramaması halinde Türk güçlerini Viyana’nın dışında görebileceğini söyledi.

    Çatışmaların kötüleşerek Ermenistan’ın kendi topraklarına doğrudan bir saldırıyla sonuçlanması ihtimaline ilişkin bir soruyu Paşinyan, Rusya’nın ikili askeri anlaşmalar gereğince yardımına koşacağını söyleyerek yanıtladı:

    “Ermenistan toparklarına yönelik bir güvenlik tehdidi olursa, Rusya’nın katılımı anlaşmamızın çerçevesine tabi olacaktır. Rusya’nın anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine uyacağına inanıyorum.”

    Paşinyan, Avrupalı liderler ve uluslararası toplumdan beklentileri hakkında ise, “Bu terörist operasyona verilecek en iyi yanıt, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığıdır” dedi.

    Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan çatışmalar 10 gün önce başladı ve AFP’nin teyitli verilerine göre 286 kişi hayatını kaybetti. Haber ajansı, gerçek ölü sayısının teyitli can kaybından yüksek olmasının muhtemel olduğunu yazıyor.

    Her iki ülke de çatışmaları karşı tarafın başlattığını savunuyor.

    Eski bir gazeteci ve editör olan Paşinyan, 2018 yılında iktidar partisine karşı yürütülen muhalif hareketin liderliğini yürüttükten seçimleri kazanarak sonra göreve gelmişti.

    Kaynak : BBC Türkçe

     

    Extra Cash & Carry
    Extra Cash & Carry
  • ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    ‘Helikopterden atılan iki yurttaş haberinin rövanşı alınıyor’

    Van’da gazetecilerin gözaltı alınmasını helikopterden atılan iki köylünün haberinden kaynaklandığına dikkati çeken siyasi parti temsilcileri, “İktidarın faşist yüzünün teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar” dedi.

    Ajansımızın Van bürosuna yönelik bu sabah gerçekleyen operasyonda muhabirlerimiz Adnan Bilen ve Cemil Uğur ile birlikte Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala ve eski gazete dağıtımcısı Şükran Erdem’in gözaltına alınmasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Gözaltına alınan gazeteci Cemil Uğur, Van’ın Çatak ilçe kırsalında operasyona çıkan askerlerin gözaltına aldığı Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldıklarını hastane raporuyla belgelemişti. Yine, Şiban’ın gördüğü işkence ve tanıkların ifadeleri başta olmak üzerine olaya dair çok sayıda bilgiyi kamuoyunun gündemine getirmişti.

    Duruma tepki gösteren siyasi parti temsilcileri ise yapılanların halka gerçekleri ulaştıran gazeteciliğe bir saldırı olduğunu söyledi.

     ‘MA HER KESİMİN AJANSIDIR’

    Birleşik Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Burcugül Çubuk, AKP-MHP iktidarının Kürt düşmanlığı konusunda ortaklaştığını hatırlattı. Kürt halkının çok ağır bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Çubuk, bunun haberleştiren Mezopotamya Ajansı’nın da düşman olarak görüldüğünü ifade etti. Özgür basın geleneğinin bu tür saldırılarla sürekli karşılaştığını anımsatan Çubuk, “Musa Orhan haberini ortaya çıkaran, halklara saldırılarda halkın lehine habercilik yapan, gerçeği ortaya çıkaran özgür basın geleneği tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bir yandan bunu yaparken bir yandan da siyasi partiler üzerinde baskılar kuruluyor, HDP’liler tutuklanıyor. Bu saldırıları bir bütün olarak görmek gerekiyor” dedi.

    MA’nın ortaya koyduğu bilgilere sahip çıktığını ifade eden Çubuk, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bu saldırının bir karşılığı olarak özgür basının daha direngen bir şekilde var olması olacak. MA sadece belli bir kesimin değil tüm Türkiye halklarının, emekçilerin, kadınların ajansı. Bu da haliyle ajansı sahiplenebilecek çok geniş bir halk kitlesi ortaya çıkarıyor.”

    ‘RÖVANŞ ALMAK İSTİYORLAR’

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Başkanı Şahin Tümüklü de iktidarın kendi rejim krizini bu saldırılar üzerinden örtmek istediğini aktardı. “Egemenler bütün faşist saldırılarının üstünü örtmek için ezilenlerin örgütlülüğünü ve bu örgütlülüğün sesini insanlara götüren ajansları, gazeteleri yasaklamaya ve engellemeye çalışıyorlar” diyen Tümüklü, “Özellikle helikopterden iki yurttaşın atılması haberinin yapılmasından sonra faşist yüzlerinin teşhir edilmesinin rövanşını almaya çalışıyorlar. 90’lı yıllarda da benzer uygulamalar sürdürüyorlardı. Sonuçta MA bir görevi yerine getiriyor. Gerçeklerin üzerini örtemeyecekler bunu bilmek lazım. Bu korku, sindirme, tasfiye saldırıları ile de mesajlarını terse çevirmek lazım” diye belirtti.

    ‘ÇIKIŞ ANTİFAŞİST MÜCADELEDE’

    Bu saldırganlığa karşı geniş bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Tümüklü, “MA’ya yapılan saldırı bu faşist politikaların hem üzerini örtmek hem de buna benzer eylemlerinin devam edeceğinin göstergesi. Ama çıkış yolu da var. Çıkış yolu antifaşist mücadeleyi ve sömürgeci siyaset tarzının karşısında birleşmek ve mücadele etmekten geçiyor. Bu anlamıyla MA’nın yanında yer almak mücadelenin büyümesi açısından da şart” dedi.

    ‘SUSKUNLUK YARATMAK İSTİYORLAR’

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce ise iktidarın topluma gereceğin ulaşmasını istemediğini söyledi. AKP-MHP bloğunun siyasal ve ideolojik hegemonyasını yitirdiğini vurgulayan Yüce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir siyasal iktidar halkın sorunlarından kopmuşsa, deyim yerinde ise halkın sırtında asalak bir ur olmuşsa, kendi iktidarını sürdürülebilmek için her yolu reva görüyorsa, o ülkede vahşet, hukuksuzluk, işkence vaka-ı adliyeden bir olay haline gelir. Suskun, biat etmiş bir toplum yaratmak istiyorlar. İnsanlara köpekli işkence yapılsın, kimse umursamasın, sussun! İnsanlar helikopterden atılsın, kimse umursamasın, sussun! Gazetecilerin gözaltına alınmış olmasının nedeni budur.”

    İktidarın bu kadar baskı uygulamasına karşın dikensiz bir gül bahçesine sahip olamayacağını ifade eden Yüce,  şöyle dedi: “Yeter ki muhalefet doğru bir stratejiyle ilerleyişini sürdürsün. Muhalefetin her bir öbeği kendi yol ve yöntemince AKP-MHP İktidar Bloku’na karşı mücadelesini sürdürsün.”

  • HDP Merkez Yürütme Kurulu basın açıklaması yayınladı: “Adaleti hep birlikte getireceğiz!”

    HDP Merkez Yürütme Kurulu basın açıklaması yayınladı: “Adaleti hep birlikte getireceğiz!”

    Halkların Demokratik Partisine yönelik AKP-MHP iktidar bloğu tarafından yürütülen siyasi operasyonlara karşı Merkez Yürütme kurulu bir basın bildirisi yayınladı. “Faşizme karşı direneceğiz, ülkeye demokrasi ve adaleti hep birlikte getireceğiz!” diyerek tüm halkları dayanışmaya çağırdı. Basın metni şöyle:

     

    AKP/MHP iktidar bloğu, ülkenin her tarafına yaydığı baskı, sindirme, korku ve umutsuzluk iklimini içeride ve dışarıda çatışma, savaş ve gerginlik politikasıyla sürdürürken, yargı ve kolluk güçleri eliyle bütün muhalefet dinamiklerini bastırmayı hedeflemektedir. Faşizm, toplumun direnen, umut ve moral kaynağı olan güçlerine yönelerek büyük bir umutsuzluk ve yılgınlık yaratmak istemektedir. 

    İktidar, demokratik mücadele dinamiklerini eritmek ve bir araya gelmelerini önlemek için tüm ideolojik aygıtlarını ve zor araçlarını devreye koymuş, başta partimiz HDP olmak üzere muhalif ve toplumsal mücadele yürüten tüm siyasi partileri, meslek odalarını, sendikaları, dernekleri, inanç gruplarını, kadın ve gençlik örgütlerini ortadan kaldırmaya; vicdanlı olan yazar, aydın ve sanatçıları yargı eliyle sindirmeye çalışmaktadır.

    Partimize yönelik siyasi kırım operasyonlarının hedefinde de sadece HDP’nin değil partimiz şahsında bütün adalet ve demokrasi mücadelesini yürütenlerin mücadelesine, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet iradesine, ortaya konulan kadın özgürlükçü sisteme, kadın kırıma karşı kadınların ortak mücadelesine saldırı olduğunu biliyoruz. Son olarak partimizin önceki dönem MYK üyeleri ve milletvekillerine yönelik gerçekleştirilen siyasal etikten ve hukuktan yoksun iktidar operasyonu karşısında açığa çıkan dayanışma havası bu tespitimizin ispatı niteliğindedir.

    Ülkeyi mutlak bir karanlığa sürükleyen AKP-MHP faşizmine karşı demokrasi ve özgürlük seçeneğinin hala mümkün olduğuna inanıyoruz. Merkez Yürütme Kurulumuz, partimize gönül vermiş halklarımızın ve faşizmin sınır tanımaz saldırganlığı karşısında demokratik direnişin gerekliliğine inanan milyonların etkili bir ortak mücadele hattını örmesi gerekliliğinin tarihsel önemi ve bilinciyle toplanmıştır. 

    Toplantımızda Kürt halkının ve Türkiye halklarının demokrasi ve adalet mücadelesine karşı başlatılan bu nefes aldırmayan saldırı dalgasına karşı özgürlük mücadelesini yükseltmek önümüzdeki dönemin temel yol haritası olarak belirlenmiştir.

    Detaylarını önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağımız mücadele döneminin kaybedeni AKP/MHP iktidarı ve politikaları; kazananının demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacağını şimdiden ilan ediyoruz! 

    Bu inanç ve bilinçle coğrafyamızın tüm ezilen kimliklerine sesleniyoruz. HDP varoldukça adalet, demokrasi ve özgürlük umudu dimdik ayakta olacaktır!

    Ve Meydan okuyoruz! 

    Faşizme karşı direneceğiz, ülkeye demokrasi ve adaleti hep birlikte getireceğiz!

  • Kayyım atandığı belediyenin önünde namaz kıldı

    Kayyım atandığı belediyenin önünde namaz kıldı

    Kars Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Vali Türker Öksüz, ilk iş olarak belediye önünde Cuma namazı kılarak, dua etti.

    İçişleri Bakanlığı tarafından, 2014 Kobanê eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklanan Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen’in yerine kayyım olarak atanan Kars Valisi Türker Öksüz, belediye binasına koruma ordusuyla giriş yaptı. Belediyeye giden tüm giriş ve çıkışlar kapatılırken, kayyım Öksüz ilk iş olarak belediye önünde Cuma namazı kılarak, dua etti.

  • Kobanê soruşturması: 17 HDP’li tutuklandı

    Kobanê soruşturması: 17 HDP’li tutuklandı

    “Kobanê soruşturması” kapsamında 8 gündür gözaltına tutulan 17 HDP’li tutuklandı. Tutuklamaya “kaçma şüphesi” gerekçe gösterildi.HDP’liler adliye önünde tutuklamaya “Dün yılmadık, bugün de yılmayacağız” diyerek tepki gösterdi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Kobanê soruşturması” kapsamında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve eski milletvekillerine yönelik yapılan operasyonda 25 Eylül’de gözaltına alınan 20 siyasetçiden 17’si tutuklandı.

     

    17 TUTUKLAMA

    Tutuklanan isimler şöyle: “HDP Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, HDP MYK üyesi Alp Altınörs, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, eski milletvekili Ayla Akat Aka, BDP eski Eş Genel Başkanı ve milletvekili Emine Ayna, HDP eski MYK üyeleri Bircan Yorulmaz, , Berfin Özgü Köse, Dilek Yağlı, Can Memiş, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Pervin Oduncu, İsmail Şengün ve Cihan Erdal, HDP eski Genel Saymanı Zeki Çelik, HDP RTÜK üyesi Ali Ürküt ve eski milletvekili Prof. Dr. Emine Beyza Üstün.”

    İmralı Heyeti Üyesi ve HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, HDP eski MYK üyesi Gülfer Akkaya ve HDP eski Milletvekili Altan Tan, adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

     

    AVUKATLAR SALONA ALINMADI

    Mahkeme başkanı, duruşma salonuna avukatları çağırmadan kararı okudu. Avukatlar ve adliyede bulunan milletvekilleri, bu duruma “savunma susmayacak”, “HDP susmadı susmayacak” sloganı atarak tepki gösterdi.

     

    SKANDAL KAÇMA GEREKÇESİ

    Avukatların alınmadığı salonda siyasetçilerin yüzüne okunan kararda, tutuklamaya “kaçma şüphesi” gerekçe gösterildi. Kararda, “Atılı suçlar için kanunda ön görülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında, hayatın olağan akışı içinde kaçma şüphesi oluştuğu” ve “Şüphelilerin salıverilmesi halinde dosya kapsamında ifadelerine başvuruların tarafların beyanlarına etki edebilmesi ihtimalinin varlığı” gerekçe gösterildi.

    Kararda tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu da ileri sürüldü.

     

    AVUKAT VE VEKİLLERE ŞİDDET

    Kararın açıklanmasının ardından avukatlar müvekkillerine ihtiyacı olan eşyalarını ulaştırmak istedi. Ancak adliye koridorunda barikat kuran polisler, avukatlara fiziki müdahalede bulundu. Bunun üzerine milletvekilleri de polis barikatını aşarak, tutuklanan siyasetçilere ulaşmak istedi. Polis avukatlara ve milletvekillerine fiziki şiddet uyguladı.

     

    ADLİYE ÖNÜNDE AÇIKLAMA

    Kararın ardından HDP milletvekilleri, Ankara Adliyesi C Kapısı önünde açıklama yaptı. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Arkadaşlarımıza bayat yemek verildi. Arkadaşlarımıza eşyalarını dahi vermemize müsaade edilmedi. İşte AKP-MHP’nin kurduğu tek adam rejiminin sivil görünümlü polis eliyle darbesini bir kez daha yaşadık. Bizler dün de yılmadık, bugün de yılmayacağız. İster Meclis’te ister belediyelerimize ister halk örgütlülüklerimize müdahale etsinler, biz taviz vermeyeceğiz. HDP kazanacak, demokrasi güçleri kazanacak. AKP-MHP iktidarı tarihin çöplüğüne gömülecektir.”

    Açıklamanın ardından polis milletvekillerinin de aralarında bulunduğu gruba müdahale etti. Milletvekilleri ve polis arasında yaşanan gerginlik sonrası, grup “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla adliye önünden ayrıldı.