Author: ali

  • Süleyman Soylu’nun konuşmalarını paylaşan vatandaşa terör suçlaması!

    Süleyman Soylu’nun konuşmalarını paylaşan vatandaşa terör suçlaması!

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Sivas Valisi Salih Ayhan’a yönelik eleştirel paylaşımlarda bulunan Erdal Yılmaz’ın evi basıldı, terör örgütüne üyelikten soruşturma açıldı. Bir ay içinde iki kez gözaltına alındı.

    Sosyal medyada “Maske” adlı hesabın kullanıcısı olan Erdal Yılmaz hakkında, hesabından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu ve Sivas Valisi Salih Ayhan’ı eleştiren tweetler attığı için, “hakaretten” soruşturma açıldı. Soruşturma yürütülürken Yılmaz’ın evi, kapısı kırılarak PÖH ekiplerince “silahlı terör örgütüne üye olmaktan” gece saatlerinde basıldı. İstanbul’da ikamet eden Yılmaz’ın ifadesi, aynı gün Ankara’ya getirilerek alındı. Yurt dışı çıkış yasağıyla serbest bırakılan Yılmaz, tweet atmaya devam ettiği iddia edilerek bir ay içinde yeniden gözaltına alındı. Yılmaz’a bu kez de ev hapsi verildi. Yılmaz’ın İzmir’de polis olarak görev yapan kardeşi Ardahan’a gönderildi, ailesinin tüm kimlik bilgileri ise sosyal medyadaki “sahte” hesaplarca ifşa edildi. Ayrıca, Yılmaz’ın soruşturmasına gizlilik kararı koydurularak, hakkında terör dosyası açıldı.

    Erdal Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Bakan Soylu’nun kapatılan Samanyolu TV’de yaptığı konuşmaları alıntılayarak paylaşımlarda bulundu. Yılmaz, Sivas Valisi Ayhan Yılmaz’ın, eşini Sancaktepe Belediyesi’nde 15 günlüğüne memur yaptırdığını, daha sonra Sivas’ta il müdür yandımcılığı görevine getirttiğini iddia ederek, güncel olaylara karşı birçok eleştirel tweet attı.

    Sosyal medyadaki sahte hesaplarca Yılmaz’ın ve ailesinin TC kimlik numaraları, telefon bilgisi, ev adresi, polis olan kardeşinin İzmir’deki ev adresi ve aile bilgileri, Yılmaz’ın eski eşinin bilgileri, mevcut eşinin çalıştığı işyeri gibi çok sayıda özel bilgisi ifşa edilerek hakkında “FETÖ’cü, DHKP-C’li”, “Abilerin Metin Külünk, Mehmet Metiner seni kurtaramayacak” şeklinde paylaşımlar yapıldı.

     

    “Yapılanlar insanlık değil” 

    Cumhuriyet’e konuşan Yılmaz, babasının prostat kanseri olduğunu belirterek, “Babam 9 Eylül Hastanesi’nde tedavi oluyordu, kardeşimi Ardahan’a sürdükleri için hastaneye gidemiyor. Babam, tedaviyi yarıda kesip, kâğıt imzalayarak köye dönmek zorunda kaldı. Şu anda bilinci yarı açık durumda. Annemin iki gözü kornea nakilli, kendi işini yapamıyor. Ben şeker ve tansiyon hastasıyım. Evden çıkıp onlara bakmaya gidemiyorum. Sadece ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri yaptım. Bu yapılanlar insanlık değil” dedi.

    Yılmaz’ın avukatı Emin Uysal, “Müvekkilimin dijital verileri üzerinde inceleme yapıldı. İmaj raporlarında zoraki yöntemlerle delil çıkartılmaya çalışılmış. Elektronik kelepçe tedbiri ölçülülük ilkesine aykırı, bununla ilgili AHİM kararları var. İtirazlarımız reddedildi. İddianame de hâlâ hazırlanmadı. Tek talebimiz, müvekkilin hukuka ve usule uygun olarak yargılanması” dedi.

  • Sanatçı Genco Özkan’dan Single Albüm 

    Sanatçı Genco Özkan’dan Single Albüm 

    Aşka cevredip de bir kula satma 

    Sen sana sahip ol aman ha aman 

    Aşık Nizari

     

    Uzun bir bekleyiş ve demleniş sonrasında sanatçı Genco Özkan’ın okuduğu Aşık Nizari’ye ait ”Sakın Ey Sevdiğim” single eseri tüm dijital platformlarda.

     

    Londra’da yaşayan sanatçı Genco Özkan, aslen Sivaslı. Müziğe Arif Sağ Müzik Merkezi’nde başlayan sanatçı Özkan, çok sayıda konser ve programlar sonrasında 2003 yılında “Yol Yorgunu” isimli albümünü yayınladı. Uzun yıllar sadece canlı performanslara çıkmakla beraber bir çok yeni besteler üretti.

     

    Uzun zamandır bir şeyler üretme fikrine sahip olduğunu söyleyen sanatçı Genco Özkan, pandemi döneminin üretmek için bir nevi fırsat olduğunu söyledi. Gazetemize konuşan sanatçı Özkan ”Aşık Nizari (Ali Rıza Kutlu) K.Maraş, Afşin, Ağcaşar köyünden olup, tasavvuf düşüncesini benimseyen Ehl-i Beyd Sevdalısı bir ozandı. Ömrünü 1988’de tamamladığında 72 yaşındaydı. Eseri seslendirme fikri Nizari’nin yeğeni ile yaptığımız bir muhabbette oluştu. Tam da bu süreçte müzisyen ve prodüktör Levent Güneş ile buluşmamız güzel bir tesadüf oldu. Levent Güneş’in de onayından sonra çalışmalara başladık ve Karaca Music’ten çıkardık parçamızı” dedi.

     

    Levent Güneş’in aranjesi ve Karaca Music etiketi ile dinleyicilerle buluşan single çalışmada Londra’dan ve İstanbul’dan, değerli müzisyenler icrada bulundular. Kapak fotoğrafını Vehbi Koca’ nın çektiği çalışmanın, grafik tasarımını Duysal Tuncer üstlendi.

     

    Telgraf  / Suna Alan

  • Ahmet Türk ifade verdi: Soruşturma siyasi

    Ahmet Türk ifade verdi: Soruşturma siyasi

    “Kobanê soruşturması” kapsamında ifade veren Ahmet Türk, soruşturmanın siyasi kararla başlatıldığını söyledi. Türk hakkında yurtdışı çıkış yasağı istendi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, eski milletvekilleri ve yöneticilerine yönelik yürütülen “Kobanê soruşturması” kapsamında, yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün de ifadesi alındı. Mardin Adliyesi’ne gelen Türk’e, HDP Milletvekili Pero Dündar, partililer ve avukatları eşlik etti. Türk, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile Ankara Adliyesi’ne bağlanarak, savcılığa ifade verdi.
    Türk’e, HDP’nin 6-8 Ekim tarihlerinde Genel Merkezi’ne ait sosyal medya sayfalarından yapılan paylaşımları, HDP MYK’si tarafından yapılan açıklama, 20 Eylül 2014’te basına verdiği demeçler ile Kobanê’de çatışmaların sona ermesinin ardından kente giden heyette yer almasına dair sorular soruldu.
    KOBANÊ ZİYARETİ 
    Ahmet Türk, ifadesinde Kobanê’ye devletin bilgisi dahilinde gittiklerini belirterek, şunları söyledi: “Ben 1973 yılında parlamentoya girdim. 6 dönem milletvekilliği yaptım. Hayatım boyunca sorunları demokratik çözümlerle çözme konusunda çalışmalar yaptım. Yüzlerce kez televizyon programlarına çıktım. Açıklamalar yaptım. Burada demokratik ve barışçıl çözüm konusunda ısrarcı oldum. Şiddetin sorunu çözmeyeceğini binlerce kez ifade ettim. Kobanê’de insanlık dramı yaşanıyordu. 15 binden fazla mülteci oraya gelmiş bu mültecilere yardım konusunda sadece bizler yardım çağrısı yapmadık, devletin kendisi dahi bu konuda yardımda bulundu. Yine Mardin Valisi ile birlikte yardımları organize ettik. Bu konuda bazı açıklamalarım var ama açıklamalarımda gerçekten ifade ettiğiniz gibi, bir yardım, dayanışma ve halkın yardım konusunda duyarlığını dikkate alma yönünde bir çağrı idi. Ben o dönemde Mardin Büyükşehir Belediye Başkanıydım. Merkez Yürütme Kurulu’nda değildim. MYK’daki açıklamaları bende basından kamuoyuna yapılan açıklamalardan öğrendim.
    Kobanê’ye gittim, Urfa Valisinin ve Suruç Kaymakamlığının izni ile gittim. Oradaki duruma bakmak, oradaki yıkılmış binaları tespit etmek, oradaki durumun ne olduğunu öğrenmeye yönelik bir ziyaretti. Bu ziyareti 10-15 kişilik grupla yaptık. Buraya izin dahilinde gittik. Oradaki durumu görmeye dönük yardım konusunda neler yapılabilir konusunda bir ziyaretti, yoksa herhangi bir örgüt yöneticisi ile bir görüşme, KCK ile bir görüşme olmadı. Sadece durum tespiti yaptık ama Kobanê’de kalan bazı insanlar bizi karşıladılar, duygu ve düşüncelerini, nelerin yaşandığını tespit etmeye ve onu görmeye gitmek için gittim mesele bu kadardır.
    O dönemde sizde biliyorsunuz, Irak Federe Yönetimi ile silah, zırhlı araçlar gönderildi. O dönemde bizim gitmemiz, devletin o konudaki yaklaşımından kaynaklanıyor. Çünkü Irak’dan malzemeler gitti, zırhlı araçlar Türkiye üzerinden gitti, bizim gidişimiz izinli bir gidiş, Vali’nin Suruç Kaymakamlığının izni ile yaptığımız ziyarettir. Bu ziyareti sadece biz yapmadık, izin dahilinde bir çok grup gitti. Durum budur. Yapılan suçlamalar fezlekelerdeki suçlamaları kabul etmiyorum. Kesinlikle 6-8 Ekim olaylarında Mardin’de idim. 1-2 esnafın camı kırılmıştı, onları ziyaret ettim.
    SÜKUNET ÇAĞRISI YAPTIM
    Bu süreçte hep sükunet çağrısı yaptım, şiddet çağrım olmamıştır. Türkiye kamuoyunun tamamı beni tanır. Bunun dışında söyleyecek fazla bir şeyim yoktur, Irak’a gidişim Celal Talabani felç olmuştu, Almanya’dan döndüğünde ziyaretine gitmiştim, sorduğunuz tarihte olup olmadığını tam hatırlamıyorum, en son gittiğimde Celal Talabani’yi ziyarete gitmiştim.”
    YURTDIŞI ÇIKIŞ YASAĞI İSTENDİ 
    Ahmet Türk’ün ifadesinin ardından avukatlar savunma yaptı. Savcılık Ahmet Türk hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilerek serbest bırakılması talebiyle mahkemeye sevk etti. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Türk hakkında öğleden sonra karar verilecek.
    TÜRK: SİYASİ BİR KARAR 
    Adliye çıkışı soruşturmaya dair açıklama yapan Türk, soruşturmanın hukuksuz olduğunu belirterek, “Bu soruşturmanın adil olmadığını, 6 yıl sonra böyle bir davanın açılması, siyasi bir karar olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
    SORUŞTURMA HAKKINDA
    Soruşturma kapsamında 20 Eylül 2019’da HDP eski eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, 2 Ekim’de HDP MYK üyesi Alp Altınörs, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, eski milletvekili Ayla Akat Aka, HDP eski MYK üyeleri Bircan Yorulmaz, Berfin Özgü Köse, Dilek Yağlı, Can Memiş, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Pervin Oduncu, İsmail Şengün ve Cihan Erdal, HDP eski Genel Saymanı Zeki Çelik, HDP RTÜK üyesi Ali Ürküt, Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, eski milletvekili Prof. Dr. Emine Beyza Üstün, Emine Ayna, 12 Ekim’de de DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve eski milletvekili Aysel Tuğluk, 17 Ekim’de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak tutuklanmıştı. Eski Milletvekili Gülser Yıldırım’a ise “ev hapsi” verilmişti.
  • Hakkari’de gözaltılar: Aralarında engelli ve yaşlılar da var

    Hakkari’de gözaltılar: Aralarında engelli ve yaşlılar da var

    Hakkari Merkez ve köylerinde yapılan baskınlarda aralarında engelli ve yaşlıların da bulunduğu 22 kişi gözaltına alındı. Gözaltılara ilişkin ailelere ise bilgi verilmiyor.

    Hakkari merkeze bağlı mahallerde ve Çukurca ilçesine bağlı Cevizli köyünde sabah saatlerinde birçok eve baskın düzenlendi. Yapılan baskınlar sonucu Derviş Aydoğdu, Nimet Önal, Süleyman Erol adlı 3 engelli yurttaşın da aralarında bulunduğu 22 kişi gözaltına alındı.

    Hakkari merkezde yapılan ev baskınlarında 9 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınanların çoğunun yaşlı ve hasta olduğu belirtilirken Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü’ne giden yurttaşların akrabalarına ise bilgi verilmiyor.

    Gözaltı sayısının artabileceği kaydedilirken, köyde şebeke çekmemesinden dolayı gözaltına alınanların isimlerine net ulaşılabilmiş değil.

    Gözaltına alınan ve isimleri öğrenilen kişiler şöyle: “Derviş Aydoğdu, Nimet Önal, Süleyman Erol, Nihat Karataş, Vahit Akın, Cuma Dönmez ve Rehmi Özdemir.”

  • BBC : İngiltere’de salgınla mücadele için geçici olarak ‘günlük hayatın askıya alınması’ tartışılıyor

    BBC : İngiltere’de salgınla mücadele için geçici olarak ‘günlük hayatın askıya alınması’ tartışılıyor

    BBC son dakika haberi olarak İngiltere hükümetinin iki haftalık günlük hayatı askıya alma önlemlerini değerlendirdiğini açıkladı.

    İngiltere’de bugünden itibaren bölgelerin koronavirüs salgınının hızına göre sınıflandırdığı yeni önlem paketi uygulanıyor. Ülkede ayrıca “devre kesici” olarak nitelendirilen, günlük hayatın geçici bir süre -en az 2 hafta – “askıya alınması” tartışıyor. Başbakan Boris Johnson üzerinde de bu yönde baskılar artıyor.

    Başbakan Boris Johnson yeni önlem paketinin doğru yaklaşım olduğunu savundu. Ancak hükümetin Bilimsel Danışma Grubu’nun (SAGE) Eylül ayından bu yana “günlük hayatın geçici bir süre askıya alınmasını” tavsiye ettiği ortaya çıktı. Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer, hükümete derhal “devre kesici” önlem planı hazırlaması çağrısı yaptı.

    Bilim Kurulu SAGE tarafından hazırlananrapora göre, iki haftalık bir “devre kesici” önlem uygulamasının binlerce hayat kurtarabileceği ve hastaneler üzerindeki yükü çok ciddi şekilde azaltabileceğinin ortaya çıkmasıyla, Boris Johnson hükümetinin bu yöndeki baskılara ne kadar direnebileceği sorgulanmaya başlandı.

    Birleşik Krallık’ı oluşturan İngiltere dışındaki bölgeler, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya özerk yönetimleri zaten salgına karşı önlem politikalarını kendileri oluşturuyor ve genel olarak İngiltere’den daha katı kurallar uyguluyorlar. Kuzey İrlanda yönetimi Pazartesi’den itibaren okulların kapanacağını ve Cuma akşamından itibaren pub, bar ve restoranların daha sıkı kurallara tabi olacağını açıkladı. Galler yönetimi de, “devre kesici” önlemleri ciddi şekilde değerlendiriyor.

    Halen İngiltere’nin büyük bölümünde, evden çalışmanın mümkün olan durumlarda teşvik edilmesi, pub ve barların gece 10’da kapanması, evlerde başka hanelerden 6’dan fazla kişinin bir araya gelmemesi, toplu taşımada maske kullanılması gibi kurallar uygulanıyor.

    Yeni açıklanan önlemler çerçevesinde yüksek alarm durumu sınıfına alınan Liverpool kentinde ise pub ve barlar kapatılıyor. Manchester ve Lancashire’ın durumunun da değerlendiği anlaşılıyor.

    Ülkede Covid-19 ölümleri bir günde 143 ile Haziran ayı başlarından bu yana en yüksek noktasına ulaşırken, İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer, Başbakan Boris Johnson’a “bilime uygun hareket etme” çağrısı yaptı.

    Keir Starmer hükümetin, her yerde farklı tedbirler öngören ve yerel yönetimler tarafından da eleştirilen plan yerine, ulusal düzeyde “devre kesici” diye tabir edilen sıkı önlemleri en az iki hafta uygulayarak salgının yayılışını durdurmasını istedi. İşçi Partisi lideri başbakanın virüsün kontrolünü kaybettiğini söyledi ve bir an önce Ekim ayı bitmeden İngiltere’nin her yerinde birden hayatı hemen tamamen durduracak düzeyde sıkı önlemler açıklanması gerektiğini savundu. Starmer, “Eğer yapmazsak, uzun ve karanlık kış mevsimine uyur gezer gibi gireceğiz” diye konuştu.

    Muhalefet liderinin bu çağrısına salgının şu anda en hızla yayıldığı İngiltere’nın kuzey bölgelerindeki kentlerin belediye başkanları da destek veriyor. Hükümetin baş bilim danışmanı Sir Patrick Vallance geçen ay yeni önlemler alınmadığı takdirde Kasım ayında, Covid-19 ölümlerinin günde 200 düzeyine çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.

     

    Bilim danışmanlarının tavsiyeleri

    Başbakan Johnson’ın İngiltere için yeni sınırlı ve aşamalı önlemler paketini açıkladığı Pazartesi gününün akşamında, hükümete tavsiyelerde bulunan bilim kurulu SAGE’in, ta 21 Eylül tarihinde iki haftalık bir sıkı önlem uygulaması tavsiye ettiği ve aksi halde “yıkıcı sonuçlar doğabileceği” uyarısında bulunduğu, ancak hükümetin bu tavsiyelere uymadığı ortaya çıktı.

    Hükümetin ilan ettiği yeni ve sınırlı önlemler salgının hızlı yayıldığı bazı bölgelerde önlemlerin sıkılaştırılması yönünde oldu ama geri kalan yerlerde kurallar pek değişmedi. Salı günü ise hükümetin iki bilim danışmanı eğer 24 Ekim ile 7 Kasım arasında ‘devre kesici’ önlemler uygulanırsa, yıl sonuna kadar ölümlerin yarı yarıya azaltılabileceğini açıkladı.

    Devre kesici önlemler derken, salgının hızla yayıldığı ilkbaharda uygulanana yakın çok sıkı sokağa çıkma önlemleri kastediliyor. Bu, okulların, hayati faaliyetlerde bulunmayan bir çok işyerinin ve dükkanın kapanması anlamına gelebilir.

    Uzmanlar mini karantina dönemi diye de adlandırdıkları bu adım sayesinde, virüsün temas yoluyla yayılması bir süre için durdurularak, tamamlanması gereken diğer adımlar için “zaman kazanılabileceğini” söylüyorlar. Fakat birçok belirsizlik de var ve danışmanlar devre kesici önlemlerin ekonomi ve toplum üzerindeki etkilerinin de gözetilerek bir denge bulunması gerektiğini kaydediyorlar. Bilim danışma kurulu SAGE alınacak önlemlerle 28 gün içerisinde salgının yayılma hızının tersine çevrilebileceğini tahmin ediyor. BBC tarafından görülen ancak henüz yayınlanmayan bu raporun bulguları henüz başka bilim insanları tarafından kontrol edilmiş değil.

     

    ‘İki haftalık önlem ölümleri yarıya indirebilir’

    Bilim Kurulu SAGE Modelleme Grubu Başkanı Graham Medley ve Grip Salgınları Bilimsel Modelleme Grubu üyesi Matt Keeling, Louise Dyson, Michael Tildesley ve Edward Hill tarafından hazırlanan raporun hesaplamalarına göre, Ekim ayında başlayacak iki haftalık bir “devre kesici” uygulama, yıl sonuna kadar Covid-19 ölümlerini çok ciddi boyutlarda azaltabilir.

    Önlemlerin sıkılığına, ne zaman alınacağına ve süresinin ne olacağına göre farklı senaryolara bakıldığında, yıl sonuna kadar Covid-19 ölümlerinin yüzde 29-49 yani yarı yarıya bile azaltılması mümkün görülüyor. Bu hesaplamalara göre farklı senaryolarda yıl sonuna kadar alınacak farklı önlemler Covid-19 ölümlerini en az 800, en fazla 106 bin azaltabilecek. Ama gerçek hayatta rakamların en yüksek sayıya yaklaşması ihtimalinin çok düşük olduğu da kaydediliyor.

    Aynı sıkı önlemler sayesinde yine yıl sonuna kadar hastanelere yapılacak başvuruların da bu önlemlerle 132 binden 66 bine kadar inebileceği kaydediliyor. Bilim insanları bu önlemler için en iyi zamanlamanın “şimdi” olduğunu, ertelemek için bir sebep bulunmadığını da söylüyor. Fakat yine de çalışmalarında daha geç dönemlerde alınacak olası tedbirlerin etkilerini de inceledikleri anlaşılıyor.

    BBC’ye konuşan rapor ekibinden Warwick Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Matt Keeling, “Biz bu çalışmada herhangi bir polikayı savunmuyor, izlenecek hangi politikanın hangi sonucu vereceğini ortaya koyuyoruz” dedi ve önlemler ne kadar sıkılaştırılırsa etkisinin o kadar büyük olacağının görüldüğünü vurguladı.

    Ama bilim insanları devre kesici önlemlere gidilse bile bunun çözüm değil zaman kazandırıcı olarak görülmesi gerektiğine dikkat çekiyorlar ve R sayısı denilen, 1 hastanın virüsü ortalama kaç kişiye yaydığı göstergesinin, 1’in altına düşürülmesi yani salgının yayılmasının durdurulmasının nihai amaç olduğunu söylüyorlar.

    Hükümetin test ve bunu izleyen temas-takip sisteminin salgının yayılma hızı karşısında zorlandığı da gözlenirken, devre kesici önlemlerin bu sistemi tekrar işler hale getirmek için bir fırsat penceresi de yaratabileceği kaydediliyor. Bir başka olasılık da kış boyunca dönem dönem bu tür mini yasaklamalar dönemleri uygulanması olabilir. Bilim insanları “devre kesici” diye tabir edilen önlemler uygulanırken üç şeye dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor:

    • Ekonomiye ve topluma ne ölçüde zarar veriyor?
    • İnsanlar daha sıkı önlemleri destekleyecek ve uyacak mı?
    • Aynı noktaya yeniden gelmemek için ne yapmak gerekir?

     

    Boris Johnson ‘devre kesici’ önlemlerden kaçınabilir mi?

    Kendisini “Özgürlük aşığı bir Muhafazakar Partili” olarak sunan Başbakan Boris Johnson sık sık insanların yaşamlarına sınırlama getirmenin kendisini ne kadar kaygılandırdığından söz ediyor. Fakat daha sıkı önlemler alması yönündeki çağrılara ne kadar direnebilir?

    Tavsiyelerini dinlemekle övündüğü bilim danışmanlarının, artık sıkı önlemler alma zamanı geldiğini düşündükleri çok net. SAGE toplantılarının tutanakları ve baş sağlık danışmanı Chris Whitty’nin açıkça ulusal düzeydeki önlemlerin yetersiz olduğu açıklamaları bu konuda hiç bir kuşkuya yer bırakmadı. Bu seslere ana muhalefet İşçi Partisi lideri de desteğini verdi ve hükümeti devre kesici önlemler ilan etmeye çağırdı. Kamuoyu yoklamaları halkın da salgının ikinci bir büyük dalgaya dönüşmesini önlemek için daha sıkı önlemlerden yana olduğuna işaret ediyor.

    Fakat iktidardaki Muhafazakar Parti içinde dengeler aksi yönde değişiyor ve giderek daha fazla milletvekili önlemleri sıkılaştırmak yerine “virüsle yaşamayı öğrenmek” yönünde tavır koyuyor. Ayrıca bakanların çoğu şu an açıklanan önlemlerin ilerisine gitme konusunda istekli değil. Özellikle alınacak önlemlerin ekonomik etkilerinden korkan Hazine, bu konuda ödün vermeyi hiç istemiyor.

    Seçeneklerin hiç biri kolay görünmüyor. Ama vaka sayısı hızla yükselmeye devam ederken, hükümet içindeki bazı kaynaklar BBC’ye, İngiltere’nin her yerinde kısa süreli sıkı bir sokağa çıkma paketi uygulama ihtimaline de hazırlanıldığını söylüyorlar.

    Başbakanlığın isteği bu değil ama hükümetin kullandığı bir kalıbı tekrarlamak gerekirse tartışma devam ediyor, yani böyle bir ihtimal var.

    Boris Johnson özgürlük aşkıyla övünüyor olabilir ama salgının başlarında karşı karşıya kaldığı, insanları koruyacak önlemleri almakta geciktiği suçlamalarını bir kez daha göğüslemeyi istemeyebilir.

     

    Kaynak: BBC

  • Faşizme karşı pratik bir tavır: Turkey Boycott

    Faşizme karşı pratik bir tavır: Turkey Boycott

    Kürdistan Dayanışma Ağı ve Boycott Turkey aktivisti Nick Matheou, Erdoğan rejiminin sadece Türkiye değil tüm Ortadoğu’yu istikrarsızlığa çevirdiğini vurgulayarak, ‘boykot’ sözcüğünün faşizme karşı pratik bir tavır ortaya çıkardığını belirtti.

    Nick Matheou
    Nick Matheou

    Türkiye’nin baskı, şiddet, tecavüz, işkence ve işgal politikaları şiddetlenerek artıyor. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘katmerli bir faşizm’ olarak adlandırıların bu politikalarının merkezinde ise başta Kürtler olmak üzere, demokrat, sol, muhalif, hümanist ve liberal kesimler bulunuyor. Erdoğan rejiminin tüm bu baskı ve şiddet politikalarına karşı Avrupa’da da Kürt kurumları ve dayanışma ağları tarafından yürütülen Boycott Turkey adlı kampanya ise uluslararası toplumu hem bilgilendiriyor hem de bir tavır almaları için boykot tercihini sunuyor.  Boycott Turkey, akademik ve kültürel boykottan turizm ve ekonomik boyuta kadar bir çok alanda çalışma yürütürken, özellikle Türk devletine silah satan ülke ve şirketlere karşı yoğun bir sivil baskı oluşturuyor. Bu sivil eylemler sonucunda bazı ülkeler Türkiye’ye silah satışını askıya alırken, İsveç gibi ülkeler ise silah anlaşmalarını feshetmişti.

    Yine geçtiğimiz yıl dünyanın farklı ülkelerinden çok sayıda akademisyen, sanatçı ve entelektüelin Türkiye destekli kurumları boykot kararı almalarını sağladı.

    Özellikle turizm boykotu konusunda kampanya bileşenleri tarafından Erdoğan ve ailesinin ortak yada anlaşmalı olduğu havayolu ve turizm şirketlerine karşı protesto eylemleri düzenlerken, uluslararası toplumu bilinçlendirerek ‘boykot’ ile bir tavır ortaya çıkarmaya çalışıyor.

    Bir çok akademisyen yazar, sanatçı ve sendikal örgütün desteklediği Boycott Turkey Kampanyası’nın aktivistlerinden tarihçi Nick Matheou, hem boykotu hem de yaratacağı etkileri anlattı. Aynı zamanda Kürdistan  Dayanışma Ağı üyesi olan Nick Matheou, Boykott Turkey Kampanyası’nın faşizme karşı pratik bir tavır ortaya çıkardığına dikkat çekti.

    Turkey Boycott
    Turkey Boycott

    Neden Türkiye boykot kampanyasına ihtiyacımız var, buna ihtiyaç var mı?

    Boykot Türkiye kampanyasına çok ciddi bir ihtiyaç vardır. Siyasal boykotların tarihsel sürecine bakarsak, İngiliz emperyalizmine karşı İrlanda halkının tutumu orijinal bir boykot kampanyasıdır. ABD’de ırkçılığa karşı Sivil Haklar Hareketi’nin Otobüs boykotu yine Güney Afrika’da Apartheid rejimine karşı geliştirilen gösteriler okul, otobüs ve iş boykotları ve sonuçları bize boykotun ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bu boykotların yol açtığı siyasi kazanımlara baktığınızda Turkey Boycott kampanyasının önemi anlaşılabilir. Bütün bu boykotlar siyasi mücadele sürecinde nasıl önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Boykot hareketleri iki şey yaparlar, bir yandan hedefe ekonomik olarak zarar verme potansiyeline sahiptirler diğer yandan ise mücadele ettiğiniz şey hakkında farkındalık yaratarak büyük kitlesel destekler oluşturarak size pratik bir yol sunarlar.

    Özellikle Türkiye örneğinde, bu iki nedenden dolayı bir boykot kampanyası gereklidir. Bir yandan, şu anda faşizmin kurumsallaştığı Türkiye’de ekonomi ciddi bir kriz içerisindedir. Tam da böylesi bir dönemde boykotun her alanda gelişmesi karşısında Türk ekonomisi bir boykot taktiğine karşı savunmasız bir haldedir. Boykot kampanyamız özellikle Türk ekonomisinin önemli bir sektörü olan ‘turizm’ için geçerlidir.

    Turkey Boycott
    Turkey Boycott

    Neden özellikle ‘turizm’i hedefliyorsunuz?

    Çünkü turizm ve havayolu endüstrisi yöneticileri AKP rejimi ve Erdoğan ailesi ile çok yakından bağlantılıdır. Hem ülkede hem de genel olarak bölgesel turizmi Erdoğan ailesi ve rejim tekelleştirmiş durumdadır. Bu açıdan turizm boykotu Erdoğan rejimine büyük ölçüde zarar verebilir niteliktedir. İşte tam da bu süreçte faşizme karşı en büyük sorumluluk bu rejime karşı sivil bir tavır takınmaktır. Bu tavır turizm boykotu ile gelişebilir.

    Bu boykot geniş kitlelere yayılır mı?

    Kürt Özgürlük Hareketi’ne son sekiz yılda çok ciddi ve bilinçli bir uluslararası destek oluşmuş durumdadır. Geçtiğimiz yıl Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik işgal girişimine karşı dünya çapında büyük protesto gösterileri düzenlenmiş ve Kürt hareketine büyük bir destek ortaya konmuştur. İşte bu desteği daha örgütlü bir çalışmaya dönüştürerek destekçilerin boykota katılarak destek sunmalarını oluşturmaya çalıştık. En önemlisi ‘boykot’ sözcüğü Türk devletine karşı daha pratik bir tavır yolu ortaya çıkmıştır.

    Boykotun önemi daha fazla ortaya konarsa ve bu bilinç yayılırsa geniş bir yelpazede sivil toplum gruplarının da desteğiyle geniş bir tabana yayılan kampanya olma potansiyeline sahiptir. Çünkü Türk devletinin eylemleri tüm Ortadoğu’yu istikrarsızlığa sürüklemekte ve bir tehdit oluşturmaktadır. Bu açıdan sadece Kürtler ve Kürdistan için değil tüm Ortadoğu halkları için boykot önemlidir.

     

    Boykot kampanyasına kimler destek veriyor?

    Biz dayanışma ağlarının Boykot çağrısı ile birlikte Kürt Halk Meclisi ve bileşenleri ile birlikte bir çok genel yapı boykot kampanyasına destek vererek katılım sağlıyor. Özellikle Türk devletinin Afrin’i işgal etmesinin ardından KCDK-E’nin Türk turizmini boykot çağrısının ardından bizlerde harekete geçtik. Kürt Halk Meclisi ve enternasyonalist aktivistler olarak çalışmalarımıza başladık ve öncelikle kampanyanın amacını anlatan www.boycott-turkey.net adlı bir web sitesi kurduk. Burada boykot çağrıları ve kapsamının yanı sıra Türk askeri sanayisine ilişkin geniş bilgiler de aktardık. Yine turizm boykotunun yanı sıra kültürel ve akademik boykot çağrıların da bulunduk. Akademik boykot kararımız Barış için Akademisyenler Topluluğu’nun barış çağrısı ardından Erdoğan rejiminin tutuklama ve baskıları sonrası gelişti. Yine Türk devletinin soykırımcı politikalarına karşı da kültürel boykot çağrılarını geliştirdik.

     

     

    Boykot Erdoğan rejimine karşı nasıl bir etki elde edebilir?

    Bakın başarılı boykotlor Apartheid rejimine karşı Güney Afrika örneği yine İsrail Devleti’nin Filistin halkına karşı baskılarına karşı geliştirilen BDS hareketine baktığımız da boykot kampanyanları ile çok şeyin mümkün olduğunu görebiliriz. Filistin İçin İsrail’i Boykot Girişimi olarak bilinen BDS Hareketi bugün İsrail Devleti ve rejimi tarafından ne kadar ciddiye aldığını görmek gerekiyor. Aynı durum Türk devleti için de geçerli. Boykot kampanyası ile gelişen uluslararası sivil tavır karşısında İsveçli silah şirketleri Türk devletine silah satışlarını tamamen durdurdu ve son verdi.

     

     

    Boykot için bir manifestonuz var mı?

    Boykotun formları açısından bir kaç ağ oluşturduk. Bir araştırma ağı ile öncelikle Türk devletinin Kürt halkına karşı geliştirdiği kirli savaşa neden ihtiyaç duyduğunu, bu silahlara nasıl kaynak yarattığını ve dünya çapında ulus devletlerin bundaki rolü ve silah ticaretine ilişkin araştırmalar yaptık ve buna karşı bir farkındalık yaratılmasıydı. Farkındalık ile birlikte yerel dayanışma ağları ile birlikte bu silah şirketlerine karşı sivil eylemler geliştirmeye çalıştık.

    Boykotun ikinci kısmında  ise Türk devletinin işlediği savaş suçlarına ortaklık eden başta Türk Hava Yolları (THY) ve BEKO gibi belirli şirketlerden başlayarak Türk mallarının boykot edilmesi yönünde çağrılar ve eylemler de bulunuyoruz. Elbetteki Türk devletinin işlediği savaş suçları ve rejimi destekleyen NİKE markası ve TUI gibi turizm firmalarını da boykot kampanyasının hedefindedir. Bu firmalar bu savaş suçlarına rejimi ekonomik olarak ayakta tutarak ortak olmuşlardır. Bizler önce bu firmaların neden boykot edilmesi konusunda bir farkındalık yaratıyoruz ki bir bilinç oluşturuyoruz ve daha sonra bunu pratik olarak boykota dönüştürüyoruz. Sonuç olarak Türk devletinin markalarından başlayıp uluslararası ortaklarına kadar uzanan bir boykotu inşa etmeye çalışıyoruz.

     

    Boykotun bir diğer boyutu, akademisyenlerin ve kültürel figürlerin Türkiye’de çalışmamasını veya Türk kurumlarıyla işbirliği yapmasını isteyen ve ayrıca öğrencilere üniversite kampüslerinde boykot kampanyası oluşturmalarını isteyen akademik ve kültürel boykot ağıdır. Örneğin, birçok İngiliz üniversitesi silah ticaretine yatırım yapıyor, bu nedenle yoksunluk isteyen öğrenciler kampanyaların daha da büyümesi için çok önemli. Son olarak, #DontHolidayinTurkey turizmi, turizme ve kampanyanın özellikle stratejik bir bölümüne odaklanmıştır.

     

    Boykot ötesinde Covid-19 verilerini gizleyen bir ülkeye gitmek güvenlimidir?

    Cevap oldukça basit: Evet, çok tehlikeli ve oraya seyahat etmek çok mantıksız. AKP-MHP rejimi, ekonomik olarak tam bir kilitlenmeden kurtulamayacağını biliyordu ve bu yüzden önlem almaktansa verileri gizleyip, virüsün ülkede yayılmasını kapladı. Bu, kendi vatandaşlarına karşı iğrenç bir eylemdir ve tüm bölgeyi riske atar. Türkiye’ye gitmemek için diğer nedenlerin yanı sıra, en azından bu nedenden de olsa o ülkeye gitmemek gerekiyor.

     

    Boykotu kimler destekliyor ve ne düşünüyorlar?

    Bize göre ‘Boykot’ kampanyamız çok sayıda istatiksel rakamla ciddi bir desteğe ulaşıyor. Akademik ve kültürel boykot konusunda yüzlerce isimden destek aldık. Bakın internet sitemizde Kanada’dan Meksika’ya Çin, İngiltere, Amerika, Afrika, Brezilya, Avustralya ve daha bir çok ülkeni üniversite ve sanatçıları boykot çağrı metnimize imza attılar. Bu konuda internet sitemizde boykot metni ve imzacıların isimleri yer alıyor. Dikkate değer bir isim olarak ünlü Antropolog David Graeber, hem NATO ülkelerinde hem de diğer devletlerin Türk devletine karşı tavır geliştirmeleri ve silah anlaşmalarına son verilmesi çağrısında bulunmuştu.

     

    Ne tür eylemler ve faaliyetler yapmayı planlıyorsunuz?

    Birçok eylem planlıyoruz tabi ki. Özellikle dijital ağ üzerinden daha fazla insana ulaşmaya ve kampanyayı etkili kılmaya çalışıyoruz. Örneğin, Kadınların Savunması Rojava, #RiseUp4Rojava ve Bir daha Rojava Yeşili’nin eylem çağrılarını dikkatle izliyor ve ortaklaşıyoruz. Türk turizmine destek veren karları için vazgeçmeyen TUI gibi şirketlere iletişim engelleme gibi bir takım eylemler planlıyoruz. Sosyal medyalarını bloke etme ve telefonlarını sürekli arayarak kilitleyerek sivil yaratıcı eylemlerimizi hayata geçireceğiz. Böylesi bir yaratıcı eylem ağımız olacak. Yine bu firmaların Türkiye pazarından tamamen çekilmeleri için baskı yapıyoruz. Daha geleneksel gösteriler, dilekçeler ile farkındalık yaratmanın yanı sıra yaratıcı eylemlerimiz gelişecek mutlaka.

     

    Telgraf News / Diren Amed

  • Munzur Gözeleri’ni tahrip edecek projeye tepki gösterenlere soruşturma

    Munzur Gözeleri’ni tahrip edecek projeye tepki gösterenlere soruşturma

    Ovacık Cumhuriyet Başsavcılığı, Munzur Gözeleri’ni tahrip edecek “peyzaj projesine” karşı yapılan insan zinciri eyleminde bulunan 81 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

    Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Munzur Gözeleri’ni tahrip edecek “peyzaj projesine” karşı Munzur Koruma Kurulu’nun çağrısıyla yapılan insan zincirine ilişkin Ovacık Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlattı.

    Aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Eşbaşkanı İbrahim Kasum, görevden alınarak yerine kayyım atanan Akpazar Belediyesi Eşbaşkanı Orhan Çelebi, Dersim Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Baro Başkanı Avukat Kenan Çetin, Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Haydar Ben ve çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisinin bulunduğu toplamda 81 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında adı geçen 81 kişi ifadeye çağrıldı.