Category: Haber

  • Karl Marks ve Mehmet Aksoy mezarlarının başında anıldı

    Karl Marks ve Mehmet Aksoy mezarlarının başında anıldı

    Marksist Leninist koministler İngilterinin başkenti Londra bulunan  Karl Marks ve Mehmet Aksoyun mezarları başında anma gerçekleştirildi.

    Marksist Leninist Koministler yaptığı anmada Karl Marks’dan, Erdal Balcı’ya, Koray Aspir şahsında saygı duruşuyla başladı.

    MLKP AdınaYapılan  konuşmada kasım ayı ölümsüzlar ayı dolayısıyla  ölümsüzlerimizde ögrenmeye devam ediyoruz.  Onların iddalarını ve kavgalarını dünya poroleteryasının önderleri huzurunda onulara söz veriyoruz denildi.  Bu güne kadar verilen mücadelede ve yapılan başarı ve kazanımlarımızda  ölümsüzleşenlerimizin emeği, fedakarlığı ve özverisiyle bugünlere geldik. Bundan sonrada mücadelemizin her alanında bize yol gösterecek ve onların izinde  yürümeye devam edeceğiz. Bizlere bıraktıkları kızıl bayrağı yere düşürmeyeceğiz. Götürelen karanfilleri bırakarak eylem sonunlandırıldı.

  • Şahin ve Albayrak için eylem

    Şahin ve Albayrak için eylem

    İngiltere’nin başkenti Londra’da Yunanistan konsolosluğun önünde porotesto eylemi gerçekleştirildi. 17 Kasım 2020 tarihinde Yunanistan’a sığınmak için Türkiye’den adaya gelen, iki politik mülteciye yardım ettikleri için gözaltına alınarak tutuklanma talebiyle mahkemeye  sevk edilen ALİ CAN ALBAYRAK ve HÜSEYİN ŞAHİN isimli siyasi mülteciler için eylem yapıldı.

    Yunanistan’da siyasi mülteci konumunda olan Ali Can Albayrak ve Hüseyin Şahin Yunan polisinin işkence ve şiddetine maruz kalarak daha sonra götürüldükleri Sakız Adası’ndaki hapishanede darp edilmiş, çıplak arama işkencesine maruz bırakılmışlardı.  Özel eşyaları verilmeyen, sürekli darp ve şiddete maruz bırakılan sosyalistler için Avrupa’da örgütlü bulunan AvEG-Kon’a bağlı bulunan    GİK-DER üyeleri bugün Yunanistan Konsolosluğu önünde eylem yaparak bir an önce Ali Can Albayrak ve Hüseyin Şahin’in serbest bırakılması ve özgürlüklerine kavuşması talebiyle eylem yaptı. Konsolog yetkililerine bildiri ve afişler verilerek eylem son buldu.

  • GİK – DER’li Sosyalist Erkekler : “Kadına yönelik şiddetin bütün biçimine karşı isyandayız”

    GİK – DER’li Sosyalist Erkekler : “Kadına yönelik şiddetin bütün biçimine karşı isyandayız”

    Pazar günü İngiltere’nin başkenti Londra’da GİK_DER’li sosyalist erkekleler, 25 kasım kadına yönelik şiddete karşı bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.

    Yapılan basın açıklamasında; erkek egemenliğini bir sorun olarak görüp onunla mücadele edeceklerini aktardılar.

    Basın açıklamasının tamamına aşağıda yer veriyoruz.

    Eril dünyanın, suç ortakları olarak bizler, vermemiz gereken bir hesap, kendisinden özgürleştirilmesi gereken bir “erkekliğimiz” olduğunu ve bu özgürleşmenin yolunun, önce yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçtiğini biliyoruz. Bu sorgulama ve dönüştürme yükünü kendi omuzlarımıza almak için yola çıkıyoruz.

    25 Kasım, Mirabel kız kardeşlerin, Dominik Cumhuriyeti diktatörlüğünün polisleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün yıl dönümüdür. Biz Türk, Kürt halkına mensup sosyalist erkekler olarak kadına yönelik şiddeti kınıyoruz. Çağrımız, LGBTİ+ lere ve kadına karşı uygulanan her türlü şiddete karşı mücadele etmeliyiz. Biz sosyalist erkekler, kadın yoldaşlarla birlikte gerici, faşist katliamlara, taciz ve tecavüz saldırılarına karşı mücadeleyi omuzlamaya hayatın her alanında aynı muhalif kimlikle faşizme ve gericiliğe karşı isyanda olacağız.

    Toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında kadınlara yönelik hâkim olan şiddet, baskı, taciz ve tecavüz kontrol aracı olmaya devam ediyor. Pandemi sürecinde de evlerde, işyerlerinde uğradıkları saldırı, şiddet, tecavüz ve tacizle kadın kimliğine yönelmiş bir saldırı olarak devam etti.

    Ekonomik krizle gelen işsizlik, yoksulluk, açlık, sefalet yıkım politikaları, ırkçılık ve ayrımcılık, milliyetçi-faşist politikaların taban bulmaya başladığı ve militaristleşmeyle şiddeti tırmandırıyor. Dünyanın bir çok yerinde kadın bedenin metalaştırarak, kadın bedenini bir sömürü aracına dönüştürmeye, kadını hiçleştirmeye çalışan emperyalist kapitalizmin politikaları sonucu olmuştur.

    Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’da töre, gelenek adı altında farklı cezalandırılmalarla kadın katliamları yaşanıyor. Yine TC devletinin kadın katliamlarını, taciz ve tecavüzü meşrulaştıran yasama ve yürütmesiyle, bir çok kadın gericilerin ve devletin kolluk küvetlerinin saldırılarına maruz kalmaktadır. Kadın gerillanın bedenlerine yapılan saldırılar kutsanarak tecavüzcüleri ‘savaşçı ve kahraman askerler’ olarak onurlandırılıyorlar.

    Biz sosyalist erkekler; Kadın özgürlük mücadelesini eylem gücümüzle büyüteceğiz. Eylemlerimizle dayanışmayı artırarak, şiddeti kişisel bir sorun değil, erkek egemenlikli toplumsal bir sorun olarak görüp mücadele etmeliyiz. Gerici toplumsal değerlere, cinsiyetçi rollere, töre ve geleneklere karşı devrimci bilinç ve eylemler geliştireceğiz.

    Unutmamalıyız ki; Emperyalist, savaşlarda kadın bedeninin işgaline, Fabrikalarda ekonomik şiddet ve aşağılanmalara, sokaklarda, evlerde, okullarda, yaşamın bütün alanlarında tecavüz ve taciz saldırılarına, Dini gericiliğin kıskacı altında yapılan saldırılar, kadınlara yönelik ırkçı saldırılar ve onun yasalarına karşı hesap sormak ve mücadele etmek için biz sosyalist erkeklere büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Biz, sosyalist erkekler bunun bilinciyle hareket edip, kadınların özgürleşmesi eşit ve birlikte yaşama alanlarının oluşması için gücümüzü, sesimizi birleştirip mücadeleyi büyüteceğiz. İstanbul Sözleşmesi koşulsuz uygulansın. Kadına yönelik şiddete hayır.

     

    Londralı Sosyalist Erkekler

  • Amûdê Sineması’nda yanarak can veren 280 çocuk unutulmuyor

    Amûdê Sineması’nda yanarak can veren 280 çocuk unutulmuyor

    HABER MERKEZİ – Suriye Amude’de 1960 yılında Şehrezad Sineması’nda çıkan şaibeli yangında yanarak ölen 280 Kürt çocuğu 60 yıldır unutulmuyor. O gün yanan sinemada şans eseri hayatta kalanlar, çocuk yüreklerine işleyen kabus gibi geceyi anlattı.

    Suriye’nin Amude kentinde 13 Kasım 1960 gecesi Şehrezad Sineması’nda çıkan yangında çoğunluğu Kürt 280 çocuk yanarak yaşamını yitirmişti. Bölge tarihinin en acı olaylarından biri olarak tarihe geçen ve katliam olarak hatırlarda kalan yangının üzerinden 60 yıl geçse de belleklerden hiç silinmiyor. Amude sakinleri, sinema binasının yanındaki kuyuyu ölüm ve yaşam sembolü olarak görüyor.

    Şehitler Parkı’nda ise siyah renge boyanmış üç çocuk heykeli bulunuyor ve bu heykelin yanına yangının sembolü haline gelen kuyu açıldı.

     

    Hükümet yas tutmaya bile izin vermedi

    Amude halkı, katliamın ardından sadece iki yıl mezar başında mum yakarak çocuklarını anabildi. İktidarda bulunan Baas rejimi, halkın anma yapmasına bile izin vermedi. Tarihe kara bir leke olarak geçen büyük katliam, birçok yazar ve şairin eserlerine konu oldu, hakkında kitaplar yazıldı.

    Katliamdan kurtulanlardan biri olan yazar ve avukat Hesen Direi, yangına ilişkin birçok belgenin yer aldığı ‘Amude yanıyor’ adında bir kitap yazdı. Yazar Tirej de bir şiirle Amude öğrencilerini andı. Tirej, vasiyetinde sinema şehitlerinin yanına gömülmeyi istedi. Iraklı şair Mihemed Mihdi El Cewahiri ve Beşir Ewaf da Amude’deki yangına ilişkin şiirler yazmıştı.

     

    ‘Yangına sebep olacak her şey sinemadaydı’

    Yangın çıktığında sinema salonunda olan ve 12 yaşındayken zihnine kazınan kabusu hala unutamayan Mihemed Emin Ebdulselam, tanıklığını şöyle anlattı:

    Okul müdürü tüm öğrencilerin ‘Şebh Muntesaf El Lel’ filmini izlemesini istemişti. Cezayir’de yaşanan devrimi anlatan filmi izlemek için herkes Şehrazad Sineması’na gitti. Sinemanın bulunduğu bina oldukça eskiydi ve kerpiçten yapılmıştı. Etrafına boyanmış çuvallar çekilmişti. Sinemada yangına neden olacak her şey bulunuyordu. Öğrenciler salona sığmadığı için bir kısmı yerde oturmak zorunda kaldı.

     

    ‘Kapılar çocukların üstüne kapatıldı’

    Yangın anında büyük bir kargaşanın yaşandığını ve çocukların ölmesinde kasıt olabileceğini belirten Ebdulselam’ın tanıklığına göre çocuklar kasıtlı olarak ölüme terk edildi.

    Filmin başlamasının üzerinden yarım saat geçtikten sonra filmin sahneye verildiği odada başlayan yangın sahneye doğru sıçramaya başladı. Çocuklar birbirini iterek dışarıya çıkmaya çalıştı. Bir anda sinemanın kapıları üzerlerine kapatıldığı için çoğu kişi içeride boğularak can verdi. Zaten hiç aydınlatılmadı ve bence çok şüpheli bir yangındı.

    Ateşler içerisinde kalan çocukların bir kısmı yanmamak için kendini sinemanın kulesinden aşağıya attı. Kulenin dibinde bir su kuyusu bulunuyordu. Bazı çocuklar bu kuyuda can verdi. Bir kısmı da kurtuldu.

     

    ‘Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu’

    Yangının ardından sinema önünün mahşere döndüğünü anlatan Ebdulselam, “Çocukların çığlıkları her saniye daha da yükseliyordu. Aileler çocuklarını kurtarmak için sinema önüne aktı fakat hiçbirinin elinden bir şey gelmiyordu. Yangın her geçen saniye daha da büyüyordu. İtfaiye araçları yoktu. Ben de elimden ve ayaklarımdan yaralandım. Çıkış kapısına çok zor ulaştım. Çıktığımda Şexmus Koy adında birinin beni hastaneye götürdüğünü hatırlıyorum” dedi.

     

    ‘Yangının nedeni hala bilinmiyor’

    Yangını büyük bir “musibet” olarak değerlendiren Ebdulselam, şöyle devam etti: Çocuklarımız kurban edildi. Sadece külleri kaldı. Çoğu çocuğun vücudu çok fazla yandığı için kimlikleri tespit edilemiyordu. Dönemin hükümeti olaya ilişkin soruşturma açmadı. Uluslararası hiçbir kurum da olayın aslının anlaşılması için girişimde bulunmadı. Şimdiye kadar kimse yangının niçin çıktığını bilmiyor.

     

    ‘Mucizevi şekilde kurtuldum’

    Yangından sağ kurtulanlardan İbrahim Şexo da yangını cehenneme benzeterek, “Her iki ayağım ve ellerim yandı. Yüzümde de yanıklar oldu. Mucizevi bir şekilde yangından kurtuldum. Ben ve bir grup arkadaşım sinema büfesine saklanarak yangından kurtulduk” dedi. Yaşadıklarını anlatırken gözleri dolan Şexo, yangının ardından okula gittikleri zaman yaşamını yitiren arkadaşlarının boş sıralarına baktıklarında psikolojik olarak çok kötü olduklarını ifade etti.

     

    Çocukları kurtarırken can verdi

    Olayın yaşandığı güne ilişkin unutamadığı anları aktaran Şexo, “Mihemed Seid Axa Dequri, alevlerin arasından atlayarak çocukları kurtarmaya çalıştı. Büyük bir cesaretle birçok çocuğun kurtulmasını sağladı. Kucağına aldığı bazı çocukları çıkarmaya çalışırken sinemanın duvarı üzerlerine yıkıldı ve içeride sıkışıp kaldılar” dedi.

    Kendi çocukları yangından kurtulmasına rağmen alevlerin arasına dalarak diğer çocukları kurtarmaya çalışan Dequri’nin anısına da Şehitler Parkı’nda heykeli dikildi.

  • Edmonton’da polis karakoluna saldırı

    Edmonton’da polis karakoluna saldırı

    Türkiyeli toplumların yoğunluklu yaşadığı Kuzey Londra’nın Edmonton bölgesinde bulunan polis karakoluna bir kişi önce araba ile girmeye çalıştı ardından  karakolu benzin dökerek yakmaya çalıştı.
    Saldırı sırasında çevrede korku dolu anlar yaşanırken, saldırgan karakol çevresine benzin döktü. Ardından da ateşe verdi. Bu sırada polisler saldırganı benzin dökerken etkisiz hale getirdi. Saldırının hangi amaçlı olduğu öğrenilemezken, polisin çok yönlü soruşturma başlattığı öğrenildi. Bölge polis ablukası altına alınırken, bir çok yurttaş ise olay yerinde toplandı. Polis çevredekileri dağıtmak için uzun süre uğraşırken, bölgedeki polis ablukası sürüyor.

  • Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) : KDP savaş politikasından vazgeçsin

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) : KDP savaş politikasından vazgeçsin

    KDP’nin bölgedeki yaklaşımının Kürt halkına bir çözüm üretmeyeceği uyarısında bulunan DAD Genel Merkezi, KDP’nin girdiği savaş politikasından vazgeçmeye çağırdı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Federe Kürdistan Bölgesi’nde yaratılmak istenen gerginliğe ilişkin, “Savaş değil diyalog” başlıklı yazılı açıklama yayımladı. Savaş politikalarının, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında egemenlerin iktidarlarını koruma aracı olduğu belirtilen açıklamada, bu saldırılar nedeniyle coğrafyanın doğal yerleşik halklarının iç birliklerini koruyamadığını, birbirlerinin katliamlarına tanık olduğu ifade edildi.

     

    ‘ÇÖZÜM ÜRETMEYECEKTİR’

    Açıklamada, “Ya da bu katliamlara iç ihanetler ile kardeş katline varan süreçler yaşamıştır. Tarih bize gösteriyor ki bu yaklaşımlar, ancak nefsani teslimiyetlerin sonucudur. Reya Heq Alevilerin, Yol kardeşleri Êzidîler ve kadim coğrafyası, Şengal üzerinden savaş gerekçesi çıkaran ve savaş politikaları üzerinden egemen olmaya çalışan KDP’nin yaklaşımı, tarihsel referanslar göz önüne alındığında, Kürt halkına bir çözüm üretmeyecektir. Demokratik, sosyal birlikteliği zedeleyen yaklaşım, diplomatik zayıflığa da sebep olmaktadır. Êzdîxan İŞİD’e terkedilirken, fermanlarına göz yumulurken, bugün Êzdîxan üzerinde hak iddia etmek, vicdanen kabul görecek bir durum değildir. Hakk Yol çizgisi Aryen geleneğin temel inançsal duruşudur. Dersim Katliamının 83. yılına gelirken, Reya Heq Aleviler, toplumsal birlik olmayınca yenilginin kaçınılmaz olduğunu, en acı deneyimleri ile yaşamış ve yaşamaktadır. Kürt halkının Dersim, Şengal, Ağrı, Zilan, Halepçe katliamları toplumsal, politik birlikteliğin başarılamamış olmasının sonucudur. Bu sonuçlar yeteri kadar ders çıkarılacak acı deneyimler barındırmaktadır” denildi.

     

    ‘BİRLİĞİ ZEDELEYEN YAKLAŞIM’

    Ortadoğu’da zulme hizmet edecek olan savaş politikalarından geri durmanın, toplumsal geleneklerinin kadim çözüm üretme dinamiklerini devrede tutmanın elzem olduğu vurgulanan açıklamada, “Fakat üzülerek fark etmekteyiz ki bölge de diyalog kanallarından çok, KDP’nin egemenlik kurma çabaları kendini açık etmekte. Bu durum Kürtler arası Demokratik Birliği derinden zedeleyen bir yaklaşım. Ortadoğu’da demokratik bir çizgiyi temsil eden Kürtler, dünyanın da karar verme aşamasında olduğu bir eşikte, herkese kaybettirecek sonuçları doğuracaktır. Türkiye savaş üretme politikası dünya çapında derin diplomatik kayıplar içerdiği gibi, kazanım diye algılanan sahaların sorun bölgeleri olma potansiyeli yüksektir. Sorunların çözülmesi demokratik diyalog kanallarının açıklığı ile mümkündür” diye belirtildi.

     

    ‘KDP VAZGEÇSİN’

    Kürtler açısından çözümün, mutlaka demokratik birlik temelinde algılanması gerektiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Düşmanın türlü halini görmüş bir tarihsel geçmişe hakim Kürtler, Konfederatif Aşiretler ruhu ile onlarca badireyi savuşturmuştur. Bugün Aşiret üzerinden eleştirel yorumlar eksik algılanma potansiyelini barındırdığı gibi, tarihsel dokunun derinliğinden de yoksundur. Kürtler için ulus yaklaşımı konfederatif işleyen, demokratik ruha sahip aşiretler aidiyeti içerisinde ahlaki-politik geleneği barındırır. Gerisi pozitivizme kaçan potansiyel barındırmaktadır.  Bu vesile ile KDP’nin girdiği savaş politikasından kendisi vazgeçmesi gerektiği gibi, güç aldığı muhataplarına da diyalog tekininde bulunmalıdır.  Reya Heq Aleviler olarak cümlesine ricamız diyalog kanallarını açık tutarak, toplumun Rusipi ve Porsipi’lerinin telkinlerine itibar etmeleridir.”

     

  • IICSA İngiltere Katolik kilisesinde 3000’den fazla çocuk istismarının raporunu yayınladı

    IICSA İngiltere Katolik kilisesinde 3000’den fazla çocuk istismarının raporunu yayınladı

    Çocuklara Yönelik Cinsel İstismar Bağımsız Soruşturması (IICSA) raporuna göre, İngiltere ve Galler’de Katolik kilisesiyle bağlantılı 3 binden fazla çocuk istismarı şikayeti olduğu tespit edildi. Rapor, 1970 ile 2015 yılları arasında kiliseyle bağlantılı bin 750’den fazla mağdur ve şikayetçi olduğunu, 2016 yılından bu yana her yıl 100’den fazla istismar iddiasının bildirildiğini ortaya koydu. Rapora göre, İngiltere ve Galler’deki Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Kardinal Vincent Nichols, istismarın kurbanlardan çok Kilise’nin itibarını düşünmesi eleştirildi.

    BBC’nin haberine göre Kardinal Vincent Nichols, kamuoyuna sunulan rapor ve kiliseye gelen eleştiriler için ‘çok üzgün olduğunu’ söyleyerek pazar günü istifa etmeyi teklif ettiğini söyledi, ancak Vatikan tarafından istifasının reddedildiğini belirtti.

    Nichols, “Papa Francis’e istifamı teklif ettim. Cevabında çok net olarak görevde kalmamı istiyordu, bu yüzden kalacağım. Çünkü emirlerimin geldiği yer orası, görevimin geldiği yer orası. Bu konularda bütün kalbimle çalışmaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

    Çocuk istismarına yönelik yapılan araştırmada kiliseye şikayetler yapıldığında kilisenin hiçbir zaman mağdurları desteklemediği, ancak fail olduğu iddia edilen kişileri farklı bir kiliseye taşıyarak korumak için harekete geçtiği belirtildi. Raporda, “Çocuklara yönelik cinsel istismar, hasıraltı edildi” ifadeleri yer aldı.

    Rapor, 1970 ile 2015 yılları arasında Kilise’nin Kilise ile bağlantılı 900’den fazla kişiye karşı çocuklara yönelik cinsel istismar konusunda 3.000’den fazla şikayet aldığını ortaya çıkardı. Bu şikayetler 1.750’den fazla mağdur ve şikayetçiyi içeriyordu, ancak rapor gerçek istismar ölçeğinin çok daha yüksek olduğunu ve muhtemelen asla bilinemeyeceğini söyledi.

    IICSA raporunda vurgulanan ilk olaylardan biri olan, 1980’lerde ilk kez şikayette bulunulduktan sonra Birmingham Başpiskoposluğu içindeki başka bir bölgeye taşınan seri bir pedofil olan Peder James Robinson’un vakasıydı. Daha sonra ABD’ye kaçmış, ancak 2010 yılında dört çocuğa karşı 21 cinsel suçtan hüküm giymiş ve 21 yıl hapis cezasına çarptırılıp İngiltere’ye iade edilmişti.

    İngiltere ve Galler’deki Katolik kilisesine yönelik yapılan çocuk istismarı soruşturmasının başkanı Prof. Alexis Jay, “Katolik kilisesinin çocuklara yönelik cinsel istismarla mücadeledeki başarısızlığı, birçok çocuğu aynı kadere mahkum etti. İddiaların görmezden gelinmesi ve faillerin korunmasıyla kilisenin itibarının mağdurların refahından daha değerli olduğu açıktır” dedi.

     

    İstismara uğrayanlar  ‘muhtaç’ olarak nitelendirildi

    Jay, araştırmanın sonuçlarına göre kilisenin itibarını korumak adına çocukların fiziksel, duygusal ve ruhsal refahının ihmal edildiğini, kilisenin masum ve savunmasızlara yönelik ilgi misyonuyla çeliştiğini dile getirdi.

    Raporda, 2016 yılında Westminster Piskoposluğu’nun koruma komisyonu üyeleri arasındaki iç yazışmalarda bir cinsel istismar mağdurunun ‘manipülatif’ ve ‘muhtaç’ olarak nitelendirildiği belirtildi.

    Rapor sonuçlarında, “Roma Katolik Kilisesinin geçmişteki başarısızlıklarından kurtulmak isteniyorsa tutumlarında gerçek ve kalıcı değişiklikleri uygulaması gerekiyor” açıklaması yer alırken, kilisenin ‘daha merhametli olması ve bir çocuğa yönelik cinsel istismarın neden olabileceği ömür boyu sürecek zararı daha iyi anlaması gerektiği’ ifade edildi.