Category: Haber

  • Sadiq Khan’dan ikinci dalga ve yeni önlemler uyarısı

    Sadiq Khan’dan ikinci dalga ve yeni önlemler uyarısı

    Haber Merkezi – Londra Büyükşehir belediye Başkanı Sadiq Khan artan vakalardan endişe duyduklarını ve virüsün tekrar yükselişe geçmesini önleyecek yeni tedbirlerin geleceğini açıkladı.

    Londra konsey liderleri, hükümet ve sağlık bakanlığı ile yapılan toplantılar sonucunda, Covid-19 vakalarının Londra’da artışa geçtiği ve ikinci dalga uyarıları sonucu ek tedbirlerin alınması gerektiği ortaya çıkmıştı.

    Toplantı sonunda açıklama yapan Sadiq Khan, test yetersizliğinin de etkisi ile durumun kötüye gittiğini ve ek önlemlerin daha fazla beklemeden alınmasının gerektiğini vurguladı.

    Geçen hafta yüz bin kişi başına düşen vaka sayısının Londra’da 18.8’den 25’e yükseldiği açıklanmıştı. Londra’da yaşayanlara sosyal mesafe kurallarına uymaları, ellerini yıkamaları ve maske kullanımına dikkat etmeleri konusunda sık sık uyarılar yapılmıştı.

    Sadiq Khan, “ Hem halk sağlığı hem de ekonomi için en iyi şey, şehrin bütününe karantina uygulamak yerine vaka artışları yakından takip ederek yeni önlemler getirmek” açıklamasında bulundu.

    Hükümet geçtiğimiz günlerde test kapasitesinin daha önce hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu ancak çok fazla test talebi olduğunu açıklamıştı.

  • Demirtaş ile görüşen HDP Eş Genel Başkanları: Barışı konuştuk

    Demirtaş ile görüşen HDP Eş Genel Başkanları: Barışı konuştuk

    Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ı ziyaret eden HDP Eş Genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, partilerinin Barış Politikası Eylem Programı’nı aktardıklarını ve önerilerini aldıklarını belirtti.

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Edirne Cezaevi’nde tutulan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile bir önceki Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan’ı ziyaret etti. Ziyaret sonrası Buldan ve Sancar cezaevi girişinde açıklamalarda bulundu.

    İlk olarak konuşan HDP EŞ Genel Başkanı Pervin Buldan, şunları söyledi:

    “Bugün Edirne Cezaevi’nde Sayın Demirtaş ve Abdullah Zeydan’ı ziyaret ettik HDP’nin iki eşbaşkanı olarak. Bu ziyareti bu süreçte gerçekleştirmemizin önemini özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü pandemiden dolayı bir uzun süredir cezaevine gelemiyorduk, arkadaşlarımızı ziyaret edemiyorduk. Daha önce önceki görüşlerimizde açık görüş yapıyorduk ama pandemi döneminde bugün kapalı görüş yapma gereği duyuldu. Yaptığımız bu kapalı görüşte her iki arkadaşımızın da; hem Demirtaş’ın hem de Sayın Zeydan’ın oldukça sağlıklı ve moralli olduklarını gözlemledik. Her iki arkadaşımızın da tüm halklarımıza, herkese özel selamlarını ve sevgilerini getirdik. İki arkadaşımızın da çok büyük bir morale sahip olduklarını ve sağlıklı olduklarını gözlemledik. Ben hem Sayın Demiraş’la hem de Sayın Zeydan’la birer saat görüştüm. Yine Eş Başkanımız Sayın Sancar’da birer saat görüştü. Toplam iki saat kaldık cezaevinde.”

     

    ZEYDAN: HALKIMIZ PARTİSİNE SAHİP ÇIKIYOR

    Zeydan’ın Türkiye halklarına özel selamları olduğunu belirten Buldan, “Bu zorlu süreçte halkımıza teşekkürlerini ilettiler. Çok yoğun bir baskı ve saldırı sürecinde halkımızın dimdik ayakta olduğunu, partisine sahip çıktığını, içeride de olsa bunu görebildiklerini ve hissettiklerini ifade etti. Dolayısıyla bu zorlu süreci halkımızın birlik ve beraberliği ile dayanışma duygularıyla atlatabileceğine ilişkin hassasiyetini ve beklentilerini iletti sayın Zeydan. Kısacası bütün halkımıza çok özel selamları var. Birlik ve beraberlik ruhunu asla elden bırakmamaları gerektiği yönünde mesajı olduğunu ifade etmek istiyorum.

    Sayın Demirtaş’ın da Türkiye toplumuna, halkımıza özel selamları var. Bu hastalıktan dolayı yaşamını yitiren tüm insanlara başsağlığı diledi, yakınlarına sabırlar diledi. Sayın Demirtaş, bu hastalıktan bir an önce kurtulmanın hem mesafe hem maske kullanarak bütün bu süreçlerde dikkat edilmesi gereken ne varsa bunlara dikkat ederek, halkımızın bu süreci atlatacağına olan inancını ifade etti. Biz ağırlıklı olarak Sayın Demirtaş ile Türkiye’nin barışı üzerine sohbet ettik. Türkiye’nin barışa olan ihtiyacı üzerine sohbetimizi geliştirdik. 1 Haziran’da HDP’nin açıkladığı tutum belgesi ile 3 aşamadan ve 3 ay devam eden; halklarla bir araya gelme Hakkari’den Edirne’ye yürüyüş, STK’lar ile buluşmalar, halkla buluşmalar; bütün bu süreçlerin sonucunda 1 Eylül tarihinde partimizin deklarasyonun çok önemli ve anlamlı olduğunu Sayın Demirtaş özellikle ifade etti. O dekorasyon içerisinde yayınlanan bütün maddelere Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu söyledi. Kısacası biz Sayın Demirtaş ile barışı konuştuk. Tüm konuşmamız barış üzerineydi. Barış sürecini örebilmenin, geliştirebilmenin yol ve yöntemlerini konuştuk. Barış deklarasyonunu toplumsallaştırmanın yol ve yöntemlerini konuştuk. Kısacası bu süreçte herkesin üzerine düşen görev ve sorumluluğunu mutlaka yerine getirmesi gerektiğini yönündeki mesajını da sizinle paylaşmak halkımıza bu mesajı iletmek istiyoruz.”

     

    ‘ÖNEMLİ KONULARI KONUŞTUK’

    Ardından söz alan Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise şunları dile getirdi:

    “Başta siz basın mensupları olmak üzere, bütün topluma, partili arkadaşlarımıza, herkese selamlarını yolladı her iki arkadaşımız da. Elbette gündemimizde siyasetin bütün önemli konuları vardı ama süre kısıtlıydı. Ancak birer saat görüşebildik her birimiz. Dolayısıyla olabildiğince hızlı ve önemli noktaları öne çıkaran bir görüşme yapma mecburiyetimiz oldu. Ayrıca yüz yüze görüşmeler çok daha verimli geçiyordu şimdi ahize ile konuşmak zorundaydık bunun da getirdiği bir kısıtlama var.  Demokratik mücadele programınızı değerlendirdik. 1 Haziran’da tutum belgesiyle başlayan sürecin aşamalarıyla ilgili kendisine bilgi verdik, kendisinin de  görüşlerini aldık sevgili Selahattin Demirtaş’tan ve elbette aynı şekilde Abdullah Zeydan’dan da.

     

    ÖNERİLERİ ALDIK MYK’DA DEĞERLENDİRECEĞİZ

    Bundan sonra Barış Politikası Eylem Programımız başlıyor. Bununla ilgili kendisine hazırlıkları aktardık, bu konuda bilgi verdik. Kendisinden de öneriler aldık. Önümüzdeki dönemde barışı soyut bir çağrı olmaktan çıkaracak, somut bir programa dönüştürecek çalışmalara yoğun bir şekilde katkısı olacak. Zaten bundan önceki bütün çalışmalarda da aynı şekilde Demirtaş arkadaşımızın katkısı oluyordu. Somut  önerileri oldu. Fikirlerini not ettik. 17’sinde MYK’mız var, barış eylem programımızın ayrıntılarını tartışacağız. Türkiye’de bütün kesimlere barış talebini ve çağrısını somut önerilerle birlikte aktaracağız. Her kesimden katkı bekleyeceğiz. Kendisinin de zaten temel yaklaşımı budur. Sayın Demirtaş da Türkiye’de toplumun bütün kesimleriyle çalışarak barışın sağlanabileceğini söylüyor.  Bunu pek çok vesile ile zaten ifade etmişti. Şimdi bizim yeni programımız nedeniyle tekrar bu görüşünü bizimle paylaştı.

     

    DEMİRTAŞ: BENİ ÜZER

    Bazı spekülasyonlar ve tartışmalar da yaşandı bu süre içinde. Selahattin Demirtaş adı etrafında yeni parti iddiaları ortaya atıldı. Aslında kendisinin de, bizim de bunları cevap vermeye değer görmediğimiz ortada. Böyle bir iddiayı ciddiye almayız. Cevap vermeye değer bile görmeyiz. Fakat bu tartışma köpürtüldükçe kendisinin de kısa bir açıklama yapma ihtiyacı doğdu. O kısa açıklamayı yapma gereği görmüş olmak bile kendisine çok ağır gelmiş. Şu anlamda: ‘Ben siyaseti, hayatı bu partide öğrendim. Bu partide mücadele ettim, büyüdüm, yürüdüm. Dolayısıyla benim partim dışında herhangi bir mecrada, HDP dışında herhangi bir arayışta adımın geçmesi beni üzer, hatta öfkelendirir’ diyor. Zaten parti içinde bizlerin eşbaşkanlar olarak, yönetim kademelerindeki herhangi bir arkadaşın bu konuda tereddüdü olmaz. Yani Selahattin Demirtaş etrafında üretilen spekülasyonları ciddiye almamız bizim için zaten ayıp olur. Aklımızın ucundan geçmez. O nedenle açıklama yapma, cevap verme gereği bile duymadık. Ama kendisiyle bugün yaptığımız görüşmeden sonra bu çerçeveyi sizlere aktarmak gerekiyordu. O spekülasyonları bir daha lütfen kimse gündeme getirmesin.

     

    HDP’Yİ KARIŞTIRMA SENARYOLARI

    Önemsiz midir bu spekülasyonlar? Hayır, bazı şeylere dikkat etmek açısından kayda değer buluyoruz. Bir yerlerde, birileri HDP’yi karıştırma senaryoları üretiyor olabilirler. Ama HDP’yi tanımıyorlar demek ki. HDP’nin bu tür spekülasyonlarla hele Demirtaş ismi üzerinden karıştırılması söz konusu olamaz. Böyle bir ihtimalin akla gelmesi bile akla ziyandır. HDP, bütün üyeleriyle, yönetim kademesiyle, içerideki yoldaşlarla, dışarıdaki arkadaşlarla bütün olarak mücadelesini sürdürecektir. Bu mücadelede de başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere eski dönem milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, içerideki tüm arkadaşlarımız, belediye eşbaşkanlarımız, parti yöneticilerimiz; hepsinin görüşleri bizim için görüşleri bizim için çok değerlidir. Elbette Demirtaş ve Yüksekdağ eşbaşkanlık yapmıştır. Görüşleri bizim için her zaman kıymetlidir. Kendilerinin partiye her önerisi partinin her kademesinde ciddiyetle tartışılır. Biliyorsunuz Sevgili Demirtaş ittifaklarla ilgili yazılar yazdı. Kendisine de söyledik, bize doğrudan ilettiği her öneriyi, kamuoyuyla paylaştığı her görüşü biz parti kurullarımızda değerlendiriyoruz, tartışıyoruz. Kendisine de zaten değerlendirmelerimizin sonuçlarını düzenli olarak iletiyoruz.

     

    BOŞA UĞRAŞIYORLAR

    HDP yönetimi ile Demirtaş arasında ayrılık veya fesat yaratmaya yönelik girişimler beyhudedir. Akıllarından geçirenler bundan vazgeçsinler. Boşa uğraşıyorlar. Selahattin Demirtaş, içerideki tüm yoldaşlarımız gibi bizim çok değerli varlığımızdır. Birlikte yürüyoruz. Her aşamada, her kademede birlikte yürüyoruz. Bunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Bizim iletişimimiz düzenli olarak devam ediyor, devam edecek. Kararlılığını ve moralini bu açıdan gerçekten çok yüksek bulduk. Bu da bize daha fazla güç veriyor. ”

     

     

  • ABD’li anarşist antropolog ve yazar David Rolfe Graeber yaşamını yitirdi

    ABD’li anarşist antropolog ve yazar David Rolfe Graeber yaşamını yitirdi

    Anarşist antropolog ve yazar David Graeber, 59 yaşında hayatını kaybetti. Eşi Nika Dubrovsky’nin duyurduğu ölüm haberine göre Graeber, dün Venedik’teki bir hastanede aramızdan ayrıldı.

    Sanatçı ve yazar Dubrovsky, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, “Dünyanın en iyi insanı, eşim ve arkadaşım David Graeber, dün Venedik’te bir hastanede hayatını kaybetti” ifadesini kullandı.

    59 yaşında yaşamını yitiren Graeber’in ölüm nedenine ilişkin ise bir açıklama yapılmadı.

    David Graeber hakkında

    1961 yılında, ABD’nin New York kentinde doğdu. Değer teorisi ve sosyal teori alanlarında uzmanlaşan Graeber, 1998’den başlayarak Yale Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalıştı. Ancak 2007’de siyasi görüşleri nedeniyle yönetimle ters düşerek üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.

    Ardından London School of Economics Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde profesör olarak eğitim verdi.

    Aktivist ve teorisyen olarak bugüne kadar birçok eylem ve oluşum içinde yer alan Graeber, aynı zamanda da Wall Street’i İşgal Et Hareketi’nin (Occupy Wall Street Movement) önemli isimleri arasındaydı.

    Tersine Devrimler, Borç, Kuralların Ütopyası, Demokrasi Projesi ve Değer Teorisi adlı kitapları Türkiye’deki okurlarla buluşmuştu.Suriye’deki Kürtlerin ve Rojava’da gördüğü ‘çarpıcı demokratik deney’in destekçisi olarak tanınıyordu. Ayrıca David Graeber, New York Times’a yazdığı “Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım nasıl yapılacağını biliyordu” isimli makalede, Mehmet Aksoy’u anlatmıştı.

    Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

  • Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

    Suriye’de demokrasi mümkün, arkadaşım Mehmet nasıl yapılacağını biliyordu – David Graeber

    “Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur” derdi Mehmet Aksoy. Arkadaşım, Kürt hareketinin yorulmaz bir neferi Mehmet, IŞİD’in 26 Eylül’de Suriye’de düzenlediği bir saldırıda hayatını kaybetti.

    Ölmeden önce, bu cümle ile başlayan bir makale yazmaya koyulmuştu. Genelde o deyişi, dünyaya demokrasi ve özgürlük getirmek şiarıyla kandırılan, kullanılan halkının durumunu anlatmak için kullanırdı.

    Mehmet’le ilk Londra’da, yaşadığım yerde Kürtlerin düzenlediği bir protesto eyleminde tanıştım. Suriyeli Kürtlerin yaptığı gibi doğrudan demokrasi yöntemlerine ilgim olduğu için oraya gitmiştim. Topluluğun kenarında, gizlenmiş gibi dururken birden Mehmet gelip kendisini tanıştırdı. Onu, sonradan herkesin öyle adlandırdığını anladığım şekilde; kibar ve mütevazıydı, her nasılsa hayata sığmayacak kadar çok, onlarca proje, film, makale, etkinlik ve siyasi faaliyet yürütürdü.

    Şimdi düşünüyorum da son projesini, Kürdistan’daki çatışma ile ilgili yazdıklarını, insanlara anlatmalıyım; böylece sahneyi biraz daha gerçekçi görebiliriz. O bunları, herkesin gönlünü kazanacağının bilindiği bağımsız bir Kürt devleti fikrinin etrafında gelişen komşu Irak Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleştirilecek bir referandumun gölgesinde yazıyordu.

    Fakat Suriye’de Mehmet’in temsil ettiği Kürt hareketi, Irak’taki Kürtler için başka bir vizyona sahipti: Devlet sınırlarını değiştirmeyi değil, onları tabiri caizse yok saymayı ve toplum seviyesinde bir taban demokrasisi oluşturmayı amaçlıyorlardı. Kürt savaşçıların IŞİD’e karşı Suriye’deki kentlerde verdiği mücadelenin, daha az yerine, daha çok sınır ve bölünme anlamına geldiğinin düşünülmesi Mehmet’i kahrediyordu.

    Batılı haber ajanslarında sıklıkla Kürtler homojen bir toplum olarak sunulur ve özellikle son zamanda Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki referandum dolayısıyla Suriyeli Kürtler geri planda kalmıştı. Fakat bu iki bölgedeki Kürtlerin epey farklı siyasi yapıları var. Suriyeli Kürtler Araplarla, Süryanilerle, Hıristiyanlarla ve diğerleri ile Rojava (ya da daha resmi şekliyle Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu) dedikleri, Suriye’nin kuzey kesimindeki bölgede koalisyon kuruyor.

    Onlar kendileri ve Rojava’daki ‘diğerleri’ için çoğulcu, demokratik özyönetime dayanan bir sistem istiyor ve aslında Irak referandumunun öngördüğü milliyetçi projeyi terk etmiş oluyor. Mehmet’in de dediği gibi, “Yeni bir devlet yaratmak değil, devrim yaratmak istiyoruz: Eğitimli, modern, öz bilinçli, gerçek demokrasinin uygulandığı. Bize bölücü demekten vazgeçin!”.

    Neden ayrılık, Irak Kürdistan Bölgesi yetkililerinin istediği bir ülkeden diğerine ticaret yapamamak mı? “Bağımsızlığa adanan çok savaş oldu” yazmış Mehmet, “Fakat bir devlet olarak tanınmak, Irak’taki Arap çocukların, Libya’daki Afrikalı çocukların, ya da yıllardır ölen Suriyeli çocukların kaderini değiştirecek mi? Hayır.” Ona göre bölgenin çoğunlukla Birinci Dünya Savaşı’nın ürünü olan sınırları, etnik ve dini çatışmaları tahrik etti ve bölünmüş insanları ekonomik sömürüye uygun hale getirdi.

    Mehmet Suriyeli Kürtlerin demokratik konfederalizm denen, “eğitimli ve ekolojik olarak sürdürülebilirliği sağlayan” bir topluma vurgu yapan, komşu seviyesinden başlanarak doğrudan demokrasinin uygulandığı modele inanıyordu. Bunun Kürtlere ve diğer etnik gruplara varolan sınırlar içerisinde de gerçek özyönetimi uygulama şansı vereceğini, eğer sınırlar değişirse tüm kesimlerin temsil edilemeyeceğini düşünüyordu.

    Mehmet Kürdistan’ın kendi kelimeleri ile “Suriye ve Irak’ı cehenneme çeviren ve buranın dışında da milyonlarca hayatı tehdit eden cihadçı IŞİD’in yükselişi” ile “büyük bir kriz”e tanıklık ettiğine inanıyordu. Sadece demokratik bir hareketin ve onun efektif silahlı güçlerinin, YPG ve YPJ’nin bunu durdurabileceğini düşünüyordu, ve bugün Rakka’da dediği gibi de oldu.

    “Fakat bu zaferlerin büyük bedelleri olur” demişti Mehmet. Ve bu doğru, unutulmamalıdır ki Batı IŞİD’in saldırılarından korkarken, binlerce genç Kürt onlara karşı savaşta hayatını kaybetti. “Neden?” diye sormuştu Mehmet, “Bu kadar kendini feda eden insan, medyada hak ettiği değeri bulmuyor?”.

    IŞİD Rakka’dan kovulduğunda ne olacak? Batılı liderler, cidden Suriyeli insanların IŞİD gittikten sonra ne ile baş başa kalacağını umursuyor mu? “Suriye, eğer gerçekten çok etnisiteli ve dinli bir toplum inşa edilmezse savaş yuvası olarak kalmaya devam edecek” yazmıştı Mehmet. Onun ve bir parçası olduğu hareketin bölge için tek bir umudu vardı: “Sadece insancıl bir düzen içinde, insanı odağa alan insanca sosyal yapılarla, insan olarak yaşayabiliriz”. İşte bu, yarattıkları sistem.

    Bunun haricinde Suriye’deki Kürt hareketinin temsilcileri, geçtiğimiz yıllarda Cenevre’deki barış konuşmalarına Türkiye ve İran’ın itirazları dolayısıyla çağrılmadı. Ve ABD, tabii ki onlara ihtiyacı olduğunda Kürt savaşçıları desteklerdi, Türk müttefikleriyle diplomasi sıkıntısı yaşamamak için onlarla arasına mesafe koydu. Üstüne Türkiye Suriyeli Kürtlere “terörist” dedi ve IŞİD’e odaklanan güçlere nedensiz saldırılar düzenledi.

    “Eğer bu devam ederse” diyor Mehmet, “Irak Kürdisyan Bölgesi’nin referandumu gibi, müzakereler ülkelerin sınırlarını ve modeli aşacak, daha çok bölünme yaşanacak, daha çok duvar ve nefret olacak; hatta IŞİD’e karşı savaşanlar, değişik bir model ve toplum düzeni sunanlar dahi dışlanacak”.

    Şimdi Mehmet, Orta Doğu’da, sonuçta bütün insanlıkta, değişik bir vizyon yaratmak için hayatını feda edenler kervanına katıldı. O, Londra’dan Suriye’ye, bu amaç için YPG saflarında gazeteci ve belgeselci olarak çalışmak için gitmişti, Rakka’da IŞİD’in düzenlediği bir saldırıda hayatını kaybetti.

    Onu tanıyanlar, ne kaybettiğimizi çok iyi biliyor. Suriye’de onun görüşünü paylaşan diğerleri ise hala barış görüşmelerinin dışında bırakılıyor. Belki de her zaman demokrasiden ve kadın haklarından söz edip bunları savaşların ve dolayısıyla bir sürü insanın hayatını kaybedişinin, acı çekişinin yeni nedeni olarak lanse edecek gülünç politikacılar olacak. Fakat Batılı olan ve içtenlikle bu görüşleri destekleyenler olarak bizim, Mehmet’in ve kan ve gözyaşı ile sulanan bölge için yeni bir umut yaratmaya çalışırken hayatını kaybeden binlerce kişinin ardından, bu durumu değiştirmek için hükümetlerimize baskı yapmamız gerekiyor.

    Kaynak : Gazete Karınca

    Çeviri : Ezgi Gül

  • Van’da ‘Barış zinciri’: Savaş halini durduralım

    Van’da ‘Barış zinciri’: Savaş halini durduralım

    Van’da polis engellemesine rağmen gerçekleştirilen “Barış zinciri” eyleminde konuşan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Türkiye’nin barışa sudan daha fazla ihtiyacının olduğunu söyledi. HDP Van Milletvekili Tayip Temel ise “Bu savaş halini durdurmasak, Türkiye’de halklar birlikte yaşamaz hale gelecek” uyarısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van İl Örgütü, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında Newroz Park’ında gerçekleştirilecek “Barış zinciri” eylemi öncesi partinin il binasında toplandı. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, HDP Van milletvekilleri Muazzez Orhan, Murat Sarısaç ve Tayip Temel, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktvistleri, HDP Parti Meclis (PM) üyeleri, il ve ilçe yöneticileri, bölge kentlerinden gelen il, ilçe örgütleri ile çok sayıda kişi, “Hep birlikte tecride karşı özgürlük savaşa karşı barış” yazılı önlükler ve mor maskeler taktı. Polisin Newroz Parkı’na gitmesine izin vermediği kitle, il binasının bulunduğu caddede açıklama yaptı. Açıklamada kitle, “ Zincîra Aştiyê”  yazılı mor şeritler çekerek zincir oluşturdu.

     

    ‘BARIŞA İHTİYAÇ VAR’

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlayan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Türkiye’nin barışa sudan daha fazla ihtiyacının olduğunu belirterek, 40 yıldır bir savaşın yürütüldüğünü ve bu savaşı yürütenlerin bu durumdan menfaat sağladığını söyledi. Öztürk, “Hırsızlık yapan, Kürt halkına düşmanlık yapanlar, bunlar bu savaştan menfaat elde ediyor. Savaşın Türkiye’ye getirisi ekonomik kriz, sosyal krizden başka bir şey değil. Hep birlikte Türkiye halkları için barış için sessimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bugün barikatlarıyla a barıştan korktuklarını gördük. Türkiye halkının hep birlikte barışta sesini yükseltmesi gerekiyor. Barış sesi onların korkuları olsun” dedi.

     

    ‘TOPLUMLA SAVAŞ HALİ VAR’

    HDP Van Milletvekili Tayip Temel, bütün dünyada 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü olduğunu ancak Türkiye’de halen barışın konuşulamadığına dikkat çekerek, “Bu ülkede ‘savaş yok’ diyorlar, barış diyorsunuz ‘ne barışından söz ediyorsunuz’ diyorlar. Bir zincir oluşturmak istedik ama il binamızdan Newroz Parkı’na kadar adeta bir savaş gibi kuşatılmış haldeyiz. Savaş, bir devlete savaş açmak anlamına gelmiyor. Bu durum toplumla savaş halidir. Van sokaklarındaki bu kuşatılma halini görüyoruz. Kürt halkı hakkını talep edemiyor, çünkü düşman ilan ediliyor, en kötü muameleye maruz bırakılıyor. Kadın özgürlüğünü talep edemiyor, yerlerde sürükleniyor. Bu, iktidarın toplumla savaş halidir. 1 Eylül’de yapılacak en acil şey, bu savaş halinin sonlandırılmasıdır” diye belirtti.

     

    DOLMABAHÇE MUTABAKATI

    Bir an önce Dolmabahçe Mutabakatı’na geri dönülmesi gerektiğinin altını çizen Temel, “Bu, ülkenin sürekli kan kaybetmesi anlamına geliyor. Bütün kesimlere çağrımız şudur; bu savaş halini durdurmasak, Türkiye’de halklar birlikte yaşamaz hale gelecek. Barış ve demokrasi cephesinde bütün güçleri bir arada ortak mücadeleye, direnişe çağırıyoruz. İktidara bu yolun yol olmadığını, bu yoldan çıkılması gerektiği çarsısında bulunuyoruz” diye konuştu.

    Açıklama, “Bijî aştî”, “Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi” sloganlarıyla son buldu.

     

  • Kayıp çocuğun cansız bedeni dere yatağında bulundu

    Kayıp çocuğun cansız bedeni dere yatağında bulundu

    ERZURUM – Horasan’ın Azap Mahallesi’nde kaybolan 2 yaşındaki Merve Bayrak’ın cansız bedeni, mahallenin 10 kilometre ötesinde bulunan dere yatağında bulundu.
    Erzurum’un Horasan ilçesine bağlı Azap Mahallesi’nde dün kaybolan 2 yaşındaki Merve Bayrak’ın cansız bedeni bulundu. Bayrak’ın cenazesi, mahalleye 10 kilometre uzaklıktaki dere yatağında bulundu. Cenaze, İlçe Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Cenazenin otopsi işlemleri sonrası toprağa verileceği öğrenildi.
  • Ünsal’ın babası: Feryadımı duyun, adım atın

    Ünsal’ın babası: Feryadımı duyun, adım atın

    Ölüm orucundaki tutuklu oğlu Aytaç Ünsal’ın durumunun gittikçe kötüye gittiğine dikkati çeken Nihat Ünsal, “Bir yaşam söz konusu. Feryadımı duyun” diyerek, adım atılmasını istedi.
    Tutuklu avukat Ebru Timtik “adil yargılanma” talebiyle girdiği ölüm orucunun 238’inci gününde yaşamını yitirirken, benzer taleple ölüm orucunda olan Aytaç Ünsal’ın eylemi ise sürüyor. Küçükçekmece ilçesinde bulunan İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tutulan tutuklu avukat Ünsal’ın eylemi 211’inci gününde. Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) raporuna rağmen tahliye edilmeyen Ünsal’ın sağlık durumu kritik eşiği de geçti. Aşırı kilo kaybı yaşayan Ünsal’ın vücudunda yaralar çıktığı, ayak ve karın bölgelerinde şişmeler yaşandığı öğrenildi.
    DAHA KÖTÜ KOŞULLAR 
    Ünsal’ın tutulduğu hastanede önünden bir an olsun ayrılmayan babası Nihat Ünsal, oğlunun kritik eşiği çoktan geçtiğine dikkati çekerek, bir an önce adım atılmasını istedi. Oğlunun 20 arkadaşıyla birlikte çok büyük haksızlığa uğradıklarını kaydeden baba Ünsal, hastanedeki koşulların çok daha kötü olduğunu söyledi. Oğlunun hayati riskinin olduğu yönünde doktor raporu verildiğini kaydeden baba Ünsal, “Hayati riski olan bir insanı cezaevinden daha ağır koşulları olan bir yerde zorla tutuyorlar ve 33 gündür burada. Aytaç ‘mücadeleyi yükseltin’ diyor. Annesi de jandarmaların arasında küçücük bir pencere var oradan görüşebiliyor. Havalandırması yok, sürekli odasında ışık yanıyor” diye konuştu.
    SABAHA KADAR UYUTMUYORLAR
    Oğlunun tutulduğu odaya sık sık askerlerin girdiğini ve geceleri de bu durumun devam ettiğini dile getiren baba Ünsal, “Oğlumun odasına giren çıkan jandarmalar sayesinde sabaha kadar uyuyamıyor. Havalandırma çok kötü. Her türlü kötülük var içerde. Öyle bir ortamda oğlumun durumunun kötüleşme riski de artıyor. Tedaviyi kabul etmiyor oğlum. Tedaviyi kabul etmeyen insanı nedeni hastanede tutarlar ki” diye sordu.
    SAĞLIK PROBLEMLERİNİ SIRALADI
    Baba Ünsal, oğlunun ölüm orucuna bağlı olarak yaşadığı sağlık problemlerine dair ise şunları söyledi: “Oğlumun giderek bacak ağrıları artıyor. Gece uykusundan uyandırıyor bacak ağrıları. Sonra kollarında uyuşma başladı. Yaralar da oluşmaya başladı. Bir süre sonra aynı Ebru’nun düştüğü duruma düşecek. Belki şeker ve suyu da alamayacak. Yürümekte güçlük çekmeye başladı. Bir deri bir kemik kalmış zaten. Bu hafta bir şey yapılmalı. Yoksa onu kaybedebiliriz.”
    ‘KATİLLER DIŞARDA OĞLUM ÖLÜM DÖŞEĞİNDE’
    Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bütün devlet yetkililerine seslenen Ünsal, ”Artık bir şeyler yapsınlar. 32 yaşındaki oğlum yaşasın. Oğlum ölmesin. Ve herkesin bu çağrıma destek vermesini ve yardımlarını bekliyorum. Artık feryadımı duyun. Aytaç Ünsal’ı yaşatalım. Maalesef kimseden ses çıkmıyor. Bir açıklama yapın, bir şey söyleyin, bu kadar insafsızlık ve vicdansızlık da olmaz artık. Eli kanlı katiller sokakta geziyor oğlum ölüm döşeğinde. Daha 32 yaşında hayatının baharında. 6 yıllık avukattı, 3 yılını cezaevinde geçirdi” ifadelerini kullandı.
    YARGITAY’A ÇAĞRI  
    Yargıtay’dan umutlu olduklarına değinen Ünsal, “Yargıtay dosyayı 1 Haziran tarihinde ele aldı. En geç bir ay içinde bu işin çözüleceğini, kararın verileceği bize söylenmişti. Maalesef adli tatilden önce 45 gün geçmesine rağmen herhangi bir adım atmadı. Sanıyorum Yargıtay’a da müdahale edildi. Yargıtay bu müdahaleyi kabul etmemeli. Koltuk o kadar önemli olmamalı. Bir yaşam söz konusu. 33 gündür oğlum ve refakatçı olan eşim tecrit hücresinde. Ben de kapıda nöbet bekliyorum. 62 yaşındayım, çaresiz durumdayım. Vicdanı olan insani değer taşıyan herkesi oğlumun ölmemesi için sahiplenmeye çağırıyorum” diye seslendi.
    MA / Erdoğan Alayumat