Category: Haber

  • Gizem Özbahadır “Christopher George” cinayetiyle suçlanıyor

    Gizem Özbahadır “Christopher George” cinayetiyle suçlanıyor

    Londra genelinde artan suç oranlarıyla birlikte İngiliz sokaklarında kan dökülmeyen gün geçmiyor. Gizem Özbahadır isimli Türkiye kökenli vatandaşın, Metropolitan Polisi resmi sitesinde yayınlanan habere göre Christopher George cinayetiyle ilişkili olarak tutuklandığını duyurması ise toplumda büyük tepki uyandırdı.
    Geçtiğimiz ay Türkiyeli toplumun yoğun olarak yaşadığı Edmonton bölgesinde yaşanan ve akıllara durgunluk veren cinayette Christopher George isimli vatandaş yaşamını yitirmişti. George, Kuzey Londra’nın Edmonton bölgesinde bulunan Sebastopol sokağında aracı içerisnde iki kişi tarafından, yakın mesafeden olacak şekilde göğüsünden tabanca ile vurularak katledilmişti. Olayın ardından Leo Donaldson ve Roshane Watson cinayet ile iligli mahkemeye çıkarılarak tutuklanmıştı, her ikisi de 3 Kasım Salı günü Merkez Ceza Mahkemesine çıkarılacak.
    İngiliz Metropolitan Polisi dedektiflerinin devam eden soruşturmasında ise geçtiğimiz gün 22 yaşındaki Gizem Özbahadır, cinayetin üçüncü şahsı olarak suçlanıyor. Özbahadır’ın kararı 28 Ağustos günü Barkingside Magistrates mahkemesi tarafından verildi.
    Kuzey Londra’nın Walthamcross bölgesinde yaşam sürdüren 22 yaşındaki Gizem Özbahadır çıkarıldı mahkemede ayrıca uyuşturucu madde bulundurma ve iki farklı dolandırıcılık suçlarından yargılandı.
    Haber Evening Standart, Standart, Enfield Independent gibi haber kaynaklarında da yer buldu.
    Erem Kansoy
  • Timtik ve Ünsal’ın aileleri: Evlatlarımızı tahliye edin

    Timtik ve Ünsal’ın aileleri: Evlatlarımızı tahliye edin

    Ölüm orucundaki Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın aileleri, avukatların durumlarının kritik aşamada olduğuna dikkati çekerek, “acil tahliye” talebini yineledi.

    Tutuklu avukatların aileleri, ölüm orucundaki tutuklu avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın durumuna dikkat çekmek amacıyla İstanbul’daki Dr. Sadi Konuk Hastanesi önünde açıklama yaptı. “Adil yargılanma haktır. Evlatlarımız acil tahliye edilsin. Evlatlarımız yaşasın” pankartının açıldığı açıklamada, eylemdeki avukatların resimlerinin bulunduğu dövizler taşındı. Avukat ailelerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş da açıklamaya katıldı.

     

    ‘TALEPLER AÇLIKLA ANLATILIYOR’

    Tutuklu avukat Engin Gökoğlu’nun eşi Meral Yıldırım Gökoğlu, avukatların talepleri için hastane önlerinde sürekli açıklama yapmaktan hoşnut olmadıklarını belirterek, avukatların sağlıklarına kavuşmalarını ve yaşamalarını istediklerini vurguladı. Ülkede, avukatların taleplerini bedenlerini açlığa yatırarak anlatmak zorunda kaldığını kaydeden Gökoğlu, yakınlarının ölümle haklarını talep etmesini istemediklerini söyledi.

     

    ‘YETER ARTIK’

    Sonrasında konuşan Ebru Timtik’in halası Nuray Deniz Doğan ise, yeğeninin son bir haftadır durumunun kötü olduğuna dikkat çekti. Doğan, en kısa zamanda yapılması gerekenin hayata geçirilmesi gerektiğine vurgu yaparak, “Yeter artık” dedi. Doğan, “Ebru’yu bize bağışlayın” dedi.

     

    ‘ÇOCUKLARIMIZ YAŞASIN’

    Doğan’dan sonra Ebru Timtik’in dayısı Yıldırım Deniz söz aldı. Yeğeninin gün geçtikçe eridiğinin altını çizen Deniz, “Bu adalet sizin elinizde, Allah’ın adaletinden nasıl geçeceksiniz? Siz de adım adım yanacaksınız. Benim çocuğum bugün yanıyorsa siz de yanacaksınız. Bizim çocuklarımızı bize bağışlayın. Biz çocuklarımızın yaşamasını istiyoruz” diye seslendi. Doğan, konuşması sırasında sinir krizi geçirdi.

    Konuşmaların ardından açıklama sona erdi.

     

    MA

  • Uzman Çavuş’u tahliye eden hakim bir ay önce ‘yeni görev’ istedi

    Uzman Çavuş’u tahliye eden hakim bir ay önce ‘yeni görev’ istedi

    İpek Er’e tecavüz ederek ölümüne neden olan Uzman Çavuş Musa Orhan hakkında tahliye kararı veren hakimin kısa süre önce yeni görevlendirme talebinde bulunduğu, fakat bu talebinin reddedildiği öğrenildi.

    Batman’ın Beşiri ilçesinde tecavüze maruz kalması üzerine 16 Temmuz’da intihar girişiminde bulunarak, tedavi gördüğü hastanede 18 Ağustos günü yaşamını yitiren İpek Er’in ölümüyle ilgili “nitelikli cinsel saldırı” suçundan tutuklanan Uzman Çavuş Musa Orhan, Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla cezaevinden salıverildi.

    Uzman Çavuş Orhan, Er’in yaşamını yitirmesi üzerine oluşan tepkiler sonucu Siirt 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 19 Ağustos’ta tutuklanmıştı. Hakkında “nitelikli cinsel saldırı” suçundan hazırlanan iddianame mahkemece kabul edilen Orhan, 16 Ekim’de hakim karşısına çıkacaktı.

    Zanlı uzman çavuşun avukatı Mehmet Erkan Akkuş, müvekkilinin kaçma şüphesi bulunmadığını gerekçesiyle tutuklama kararına itirazda bulundu. Bu itirazı değerlendiren Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz dilekçesinde belirtilen hususları yerinde görerek Orhan’ın dün gece tahliyesine karar verdi.

     

    GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ TALEP ETTİ

    Sadece bir hafta cezaevinde kalan uzman çavuş hakkında verilen tahliye kararının altında imzası olan isim ise, Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İsmail Kızılelma. Daha önce Yargıtay Tetkik Hâkimi görevinde bulunan Kızılelma, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi’nin 31/05/2019 tarihli ve 601 sayılı adlî yargı kararnamesi ile bu göreve atanmıştı.

    Yaklaşık 16 aydır Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yapan Kızılelma’nın kısa süre önce Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) tevziye (yeni görevlendirme) talebinde bulunduğu öğrenildi.

     

    HSK REDDETTİ

    Ancak Adli Yargı 2. Bölge Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 17/07/2020 tarihli ve 702 sayılı kararına göre Kızılelma’nın iş ve kadro durumu dikkate alınarak, tevziye ilişkin talebinin reddine karar verildi.

     

    MA

  • Türk Telekom’dan Kürtçe dışında dil bilmeyen anneye: Talebini ya Türkçe ya Arapça anlat

    Türk Telekom’dan Kürtçe dışında dil bilmeyen anneye: Talebini ya Türkçe ya Arapça anlat

    Türk Telekom, hattının kullanıma kapatılmasını isteyen ve Kürtçe dışında dil bilmeyen anneden, talebini “ya Türkçe ya Arapça” anlatmasını istedi. İki dili de bilmeyen annenin telefon hattı kapatılmadı.

    Batman’da yaşayan Fevziye Başaran, Türk Telekom’dan aldığı hattın kapatılmasını istedi. Ancak Kürtçe dışında başka bir dil bilmeyen Başaran’dan talebini ya Türkçe ya da Arapça yapılması istendi. Başaran’ın tercüman aracılığıyla derdini anlatması da yetmedi. Türk Telekom Müşteri Temsilcisi, hattın kullanıma kapatılması için Başaran’ın bu talebini Türkçe ya da Arapça yapması gerektiğini belirterek, hattı kullanıma kapatılmasını kabul etmedi.

    SADECE KÜRTÇE BİLİYOR 

    İstanbul’da yaşayan Başaran’ın oğlu Ömer Başaran, 20 Ağustos Perşembe günü kullandığı telefon hattını kapatmak için Türk Telekom’u aradığını belirterek, Türk Telekom Müşteri Temsilcisi’nin hattın annesi adına kayıtlı olduğunu, kapatılması için annesinin bizzat araması gerektiğini kendisine aktardığını dile getirdi. Müşteri Temsilcisi’ne annesinin Kürtçe dışında başka bir dil bilmediğini anlattığını kaydeden Ömer Başaran, Türk Telekom Müşteri Temsilcisi’nin müşterinin kendisi talepte bulunmadan hattı kapatamayacaklarını bildirmesiyle 21 Ağustos Cuma günü Batman’da ikamet eden annesinin yanına amcasının oğlunu gönderdiğini kaydetti.

    HÜR İRADESİYLE KONUŞMADI!

    Amcaoğlunu annesine tercümanlık yapmak üzere annesinin yanında gönderdiğini, annesinden hattın kapatılması yönündeki talebi aldığını, bunu Türk Telekom Müşteri Temsilcisi’ne nasıl aktarması gerektiğini annesine anlattığını vurgulayan Ömer Başaran, “Amcamın oğlu hattın kullanıma kapatılması için Türkçe söylediği şeylerin annemin tekrarlamasını istedi. Ancak Türk Telekom Müşteri Temsilcisi, annemin hür iradesiyle konuşmadığını belirterek talebi reddetti” dedi.  Olaya Twitter hesabı üzerinden tepki gösteren Başaran’a kısa süre içerisinde binlerce kişi destek verdi.

    ‘TÜRKİYE’NİN ANADİLİ TÜRKÇE’DİR’

    Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Ömer Başaran, başından geçen olayı şöyle anlattı: “19 Ağustos Perşembe günü Türk Telekom’u aradım ve hattımı kapatmak istediğimi söyledim. Bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Sonra ‘Hat sahibi siz misiniz?’ diye sordular. Ben de hat sahibi ben değilim annemdir dedim. Annemim Türkçe bilmediğini, Batman’da ikamet ettiğini söyledim. Onlar da hat sahibi konuşmazsa hattı kapatma onayı veremeyeceklerini söyledi. Telefonu kapatıp, Batman’da yaşayan amcamın oğluyla iletişime geçtim. Annemin yanına gönderdim onu. Amcamın oğluna annemin yanına gitmesini, müşteri hizmetlerini aramasını ve Türkçe konuşup aynı cümlelerinde annem tarafından tekrarlanmasını söyledim. Batman’da müşteri hizmetlerini aradılar. Annem, amcam oğlunun söylediklerini tekrarlıyordu. Ancak müşteri hizmetleri, ‘Anneniz hür iradesiyle ve Türkçe söylemesi gerekiyor’ dedi. Annem Türkçe bilmiyor. O Batman’da, ben İstanbul’da yaşıyorum. Hattı kullanan benim. Onlara ‘Annem Türkçe bilmiyor bu yaştan sonra Türkçe mi öğrenecek’ dedim. ‘Annem Kürtçe konuşsun siz çevirin’ diye talep ettim. Bana ‘Türkiye’nin anadili Türkçedir. Türkçe konuşup Türkçe anlaşıyoruz’ dediler. ‘Neden Arapça anonsunuz var da Kürtçe yok?’ diye sordum. Annemin isterse Arapça konuşabileceğini, Kürtçe prosedürlerinin olmadığını söylediler. Hattı kapatmayıp yardımcıda olmadılar.”

    30 MİLYON KÜRT VAR

    Türk Telekom’un bu tavrına tepki gösteren Başaran, “Tamamen asimilasyon politikaları çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor bu olayı. Şimdi Türkiye’de kaç milyon Arap var? 3 milyon. Ancak 30 milyon Kürt var. Benim annem 65 yaşında bir kadın. O dönem okul olmadığı için Türkçe öğrenmemiş. Yani Türk Telekom gibi bir şirket Kürtçe bir çevirmen tutamıyor mu?” diye sordu.

    TEPKİ ÜZERİNE ARADILAR 

    Olayın sosyal medyada yayılması üzerine tepki toplayan Türk Telekom’un kendisini arayıp, özür dilediğini aktaran Başaran, “Onlara, ‘Annem gibi Türkçe bilmeyen insanlar sizi aradığında ne yapacaksınız?’ diye sordum. ‘Bu konuda bir prosedürümüz olabilir’ dediler. Açıkçası inanmadım. Ne zamandan beridir yok, şimdi mi olacak?” ifadesini kullandı.

    MA / Cahit Özbek

  • Giresun’da sel değil HES felaketi

    Giresun’da sel değil HES felaketi

    Giresun’da yaşanan sel felaketinin sonuçları suların çekilmesiyle ortaya çıktı. HES’lerin yıkılması sonucu Dereli ilçe merkezinin yanı sıra fındık bahçeleri sular altında kaldı.

    Giresun’da dün sabah saatlerinden itibaren etkili olan sağanak yağışın sele dönüşmesi sonucu şehrin birçok ilçesinde büyük felaket yaşandı. Sel sırasında 1’i asker 4 kişi yaşamını yitirdi, 11 kişi de kayboldu. Yollar ve köprülerin hasar görmesi sonucu onlarca kişi mahsur kaldı. Dereli ilçesinin yakınlarından geçen Aksu Deresi üzerinde kurulu Hidroelektrik Santrali’nin (HES) taşması sonucu ilçe merkezi sel suları altında kaldı. Selin taşıdığı çamur ve moloz yığınlarının 2 metreye yaklaştığı ilçe merkezinde hasar büyük. Yine aynı bölgede yaşanan yol çöküntüleri sonucu Giresun-Dereli-Sivas yolu kapatıldı.

    YOLLAR KÖPRÜLER YIKILDI

    Selin etkilediği diğer bir ilçe olan Espiye’de ise Gelevera Deresi boyunca istinaf duvarlarının çökmesi sonucu yollar yıkıldı. Soğukpınar beldesine çıkan yollar kapanırken, Güce ilçesine geçmek için kullanılan köprünün çökmesi sonucu ilçeye ulaşım sağlanamıyor. Gelevera Deresi üzerine kurulan Martı Hidroelektrik Santrali’nin yıkıldığı selde dere etrafında bulunan fındık bahçeleri ve ekili tarım arazileri de sular altında kaldı. Hasarın büyük olduğu Espiye’den Güce ve Yağlıdere ilçeleri ile Soğukpınar beldesine ise ulaşım tamamen kesildi.

    Yine dün akşam saatlerinde menfez çökmesi sonucu içinde 6 kişinin bulunduğu jandarma aracının sele kapıldığı Tirebolu-Doğankent yolu ise ulaşıma kapandı.

    YAŞANANLAR HES’LERİN SONUCU

    Sel felaketiyle ilgili ajansımıza konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Espiye İlçe Başkanı Eşref Bodur, yaşanan felaketin dereler üzerine yapılan HES sonucu oluştuğunu kaydetti. Suların birdenbire yükseldiğini söyleyen Bodur, “Kimse malını kurtaramadı, ancak canını kurtarabildi ve yüksek yerlere doğru kaçmak zorunda kaldı. Felaketi gördük, bundan sonra umarım bu HES’lerin sonu olur” dedi.

    DOĞANIN DENGESİNİ BOZDULAR 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Giresun İl Temsilcisi Hulusi Bilgin ise, “Doğaya sahip çıkılsaydı bu felaket yaşanmazdı” dedi. Vadi planlaması yapılmadan inşa edilen HES’ler sonucu bu felaketin olduğunu aktaran Bilgin, derelerin kenarlarına kurulan taş ocaklarının da bu felakette payının olduğunu vurguladı. Doğanın dengesinin bozulması sonucu yağış oranlarının değiştiğini söyleyen Bilgin, çözüm olarak yeniden bir vadi planlaması yapılması ve var olan HES’lerin yıkılması gerektiğini vurguladı.

    Bu yıkımlara alışmak zorunda kaldıklarını dile getiren Bilgin, belki 15-20 gün sonra bunların yine yaşanacağını söyledi. Yurttaşların ürünlerinin sele kapıldığını da sözlerine ekleyen Bilgin, “Biz yeniden felaket yaşamak istemiyoruz. Bizi yönetenlere sesleniyoruz; eğer yönetemiyorsanız biz halklar olarak yönetmeye talibiz” diye konuştu.

     

    MA / Tolga Güney

     

  • KESK’ten tutuklamalara tepki

    KESK’ten tutuklamalara tepki

    KESK İstanbul Şubeler Platformu, Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Derya Yulcu ve bazı üyelerinin tutuklanmasını kınadı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu, yaptığı açıklamayla Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Derya Yulcu ve bazı üyelerinin tutuklanmasına tepki gösterdi. Kadıköy ilçesinde bulunan Eğitim Sen 2 Nolu Şube binasında gerçekleştirilen açıklamaya sendika yönetici ve üyeleri katıldı.

     

    BİRLİKTE MÜCADELE

    Sendika adına açıklama yapan Eğitim Sen 5 Nolu Şube Kadın Sekreteri Nesrin Gülbahar, tutuklamaların hukuksuzluğuna dikkati çekerek, tarihsel ve toplumsal sorumlulukları gereği geçmişten bugüne kamu emekçilerinin, eğitim ve bilim emekçilerinin haklarının mücadelesini yürüttüklerini ifade etti.

    Emekçilerin haklarının ancak adaletin, eşitliğin, özgürlüğün hâkim olduğu bir ülkede mümkün olduğunu bilenler olarak, emek, demokrasi ve barış mücadelesi yürüttüklerine dikkat çeken Gülbahar, tüm emekçilerin haklarının birlikte mücadele ile kazanılacağını söyledi.

     

    SUÇ FAALİYETLERİ!

    Gülbahar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaşama dair en güzel, en gerçek olan her şeyin, mücadelenin, dayanışmanın arkadaşlarımıza ‘suç’ olarak ithaf edildiği bir gerçekliği yaşadık. Kadına yönelik şiddete, kadın cinayetlerine, tacize ve tecavüze karşı çıkmanın, 8 Martlarda ‘Vardık, varız, var olacağız’ diye haykırmanın, taşeron işçilerin hakları için mücadele etmenin,1 Mayıslarda emeğimize, haklarımıza sahip çıkmanın, 10 Ekim’de katledilen arkadaşlarımızı, dostlarımızı, çocuklarımızı anmanın, hasta yakını tarafından öldürülen sağlık emekçisi Dr. Ersin Arslan’ı ölüm yıldönümünde anmanın, işsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa hayır demenin ‘suç’ olarak kayıtlara geçtiği bir karanlığı yaşadık.”

     

    MÜCADELE RAHATSIZ ETTİ

    AKP’nin, yürüttükleri mücadeleden duyduğu rahatsızlık nedeniyle tutuklamaları gerçekleştirdiğini vurgulayan Gülbahar, “Tarihimiz boyunca iktidarların hukuksuzluklarına, baskı politikalarına boyun eğmeyen bir geleneğin mirasını, kamu emekçileri, eğitim ve bilim emekçileri mücadelemizi onurla sürdürüyoruz. Dün olduğu gibi bugün de baskılara, ihraçlara, sürgünlere, tutuklamalara teslim olmadık, olmayacağız. Eşit, özgür, demokratik bir ülke mücadelemize inatla, umutla devam ediyoruz” diyerek, tutuklananların serbest bırakılmasını istedi.

     

  • Kariye Müzesi Cami Olarak İbadete Açılıyor

    Kariye Müzesi Cami Olarak İbadete Açılıyor

    Kariye’ye müze statüsü veren 1945 tarihli Bakanlar Kurulu kararını Danıştay’ın iptal etmesinin ardından, Kariye Müzesi’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesine ve cami olarak ibadete açılmasına karar verildi.

    İstanbul’un Fatih ilçesinde tarihi 6’ıncı yüzyıla dayanan ve Bizans döneminden günümüze iyi korunmuş bir şekilde gelen Kariye Müzesi’nin Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına karar verildi.

    Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan Cumhurbaşkanı kararında, Danıştay 10. Dairesi’nin 11 Kasım 2019 tarihli kararı kapsamında Kariye’nin camiden müzeye dönüştürülmesine dair 1945 yılındaki Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesi üzerine “Kariye Camii’nin yönetiminin… Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilerek ibadete açılmasına karar verilmiştir” denildi.

    Kariye

    71 yıldır müze olarak kullanılan Kariye, Khora Manastır kompleksinin kilisesi olarak 14. yüzyılda inşa edildi. Ancak manastırın erken tarihi 7. ila 9. yüzyıl arasında yazılı kaynaklardan izlenebiliyor. 1957 – 58 yıllarında yapılan arkeolojik kazılarda ise alt katmanlarda 6. – 7. yüzyıllara ait niteliği belirsiz kalıntıların yanı sıra 11. ve 12. yüzyıllarda inşa edilmiş kiliseye ait olduğu düşünülen kalıntılarda tespit edilerek, yapının mimari tarihi açısından önemli verilere ulaşıldı.

    İstanbul’un fethinden sonra 1511 yılında Sultan II. Bayezid’in sadrazamlarından olan Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilen yapıdaki fresklerin ve mozaiklerin bir bölümü örtüldü.

    Yapı 1948 yılında müzeye dönüştürüldüğünde 1960 yılına kadar süren restorasyon çalışmaları ile mozaik ve freskler yeniden açığa çıkarıldı. Freskler, Bizans Dönemi resim sanatının günümüze ulaşan önemli örnekleri arasında. Mozaikler ise figürlerdeki derinlik ve hareketlilik ile Rönesans sanatının habercisi kabul ediliyor.

    Kariye 14. yüzyılda yapılan hayranlık uyandırıcı fresk ve mozaiklerini Logothetes (hazine sorumlusu) Theodoros Metokhites’e borçlu. Dış nartekste (Doğu Roma bazilika ve kiliselerinde genellikle batı giriş bölümü) Hz. İsa’nın hayatı, iç nartekste ise Hz. Meryem’in hayatını anlatan mozaikler bulunuyor. Canlı bir anlatıma sahip olan freskler de Hıristiyan teolojisinden önemli sahneleri betimliyor.

    Kaynak: Arkeofili

     


     

    United Payments