Category: Kadın

  • Leyla’ya özgürlük istiyoruz

    Leyla’ya özgürlük istiyoruz

    Leyla Güven’in yakın arkadaşı olduğunu belirten AP eski İngiltere Milletvekili Julie Ward, “O benim için de seçilmiş bir siyasetçi” diyerek, tutuklanmasını şahsına yapılmış bir saldırı olarak kabul ettiğini söyledi.

    AP eski İngiltere Milletvekili Julie Ward ve Leyla Güven
    AP eski İngiltere Milletvekili Julie Ward ve Leyla Güven

    DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in tekrar rehin alınmasına tepki gösteren İngiliz siyasetçi Julie Ward, “Çok öfkeliyiz. Türkiye’nin otokratik faşist bir diktatör tarafından yönetildiğinin açık sonucudur” dedi.
    Avrupa Parlamentosu (AP) İngiltere eski Milletvekili Julie Ward, Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip eden bir siyasetçi. En son ziyaretini 2019 yılında Türk cezaevlerinde ölüm oruçları yaşandığında gerçekleştirmişti. O dönem Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona ermesi talebiyle açlık grevinde olan Leyla Güven’i AP milletvekilleri olarak ziyaret etme girişimleri engellenmiş, cezaevi önünde polis saldırısına maruz kalmışlardı. Siyasetçi Ward, Leyla Güven’i tahliye olduktan sonra da tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti.

    Siyasetçi Ward, Leyla Güven’i tahliye olduktan sonra da tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti.
    Siyasetçi Ward, Leyla Güven’i tahliye olduktan sonra da tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti.

    Leyla yakın arkadaşımdır

    Leyla Güven’in bir kez daha tutuklanarak cezaevine konulmasına tepki gösteren Julie Ward, geçtiğimiz günlerde Noam Chomsky, Jeremy Corbyn’in de aralarında bulunduğu bir grupla birlikte İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na mektup göndererek, Leyla Güven için harekete geçmesini talep etmişti. Gazetemize konuşan Ward, “Öncelikle söylemeliyim ki Leyla aynı zamanda yakın bir arkadaşımdır. Hapishaneden çıktığı zaman onu hastahanede ziyaret etmiştim. İki yıl önce AP milletvekilleri Margret Owen ve Martina Anderson ile kendisini hapishanede ziyaret etmek istemiştik fakat buna engel olunmuştu” dedi.

    Şahsıma saldırı kabul ediyorum

    Leyla Güven’e yönelik tutuklamayı tüm seçilmişlere yönelik bir saldırı olarak kabul ettiğinin altını çizen Ward şöyle konuştu: “Bu son tutuklanması ve aldığı cezaya ben şahsi yaklaşıyorum. Çünkü o benim arkadaşım. Ben de Leyla gibi demokratik şekilde seçilmiş bir politikacıyım. Birçok yönden benzerliklerimiz var ve ona yapılanlar için çok kızgınım.”

    Siyasi tutsakları unutmayalım

    “Türkiye halen otokratik, faşist bir diktatör tarafından yönetiliyor” diyen Ward, özellikle kadınlar üzerinde baskıların tırmandırıldığının altını çizdi. “Bu rejim kadın eşitliğine inanan bir rejim değil. Cinsiyet eşitliği ve eşit haklar konusunda çağ dışıdır. Türkiye’de demokratik normlar yerine çağ dışı ve sürekli geriye doğru giden bir rejim var” ifadesini kullandı.
    Türk cezaevlerinde Leyla Güven gibi çok haksız yere tutsak edilen binlerce siyasetçi, belediye başkanı, sendikacı, gazeteci, insan hakları aktivist olduğunu kaydeden Ward, “Lütfen aslında dışarıda aileleriyle birlikte olması gereken politik tutsakları unutmayalım. Onlar daha huzurlu yarınlar istedikleri için oradalar” diye konuştu.

    EREM KANSOY/LONDRA

  • Roj Kadın Vakfı 50 yaş ve üzeri Kadınları Destekleme Projesi başlıyor

    Roj Kadın Vakfı 50 yaş ve üzeri Kadınları Destekleme Projesi başlıyor

    Roj kadın vakfı yeni bir projeyle daha çalışmalarına devam ediyor. Vakıftan yapılan açıklmada şu ifadeler yer aldı:

    “Koronavirüs (COVID-19) nedeniyle Kürt ve Türk Kadınlarına Toplumsal Saglik Hizmetlerine (Fiziksel ve Ruhsal)
    erişim için tavsiye ve destek verilir.

    Sorunların üstesinden birlikte gelmek için
    07903702301 veya rojwomenck@gmail.com iletişim adreslerinden
    bize ulaşabilirşiniz.

    Destek Hackney, Haringey, Islington ve Enfield bölgesinde yaşayanlara açıktır”

    Roj Kadın Vakfı
    Roj Kadın Vakfı
    Roj Kadın Vakfı
    Roj Kadın Vakfı
  • Tarihi BBC binasına 25 Kadın pankartı asıldı

    Tarihi BBC binasına 25 Kadın pankartı asıldı

    Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından Kuzey Londra Aleksander Palace tepesinde kadına yönelik şiddete karşı pankart asıldı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü eylemleri kapsamında tarihi BBC Radyo binasına asılan pankart çevreden yoğun ilgi ile karşılandı. Pankartı asan Kürt kadınlara çevreden alkışlarla destek verildi. Londra Kürt Kadın İnisiyatifinin kendi elleriyle hazırladıkları pankartlar 25 Kasım etkinlikleri kapsamında her gün kentin popüler park ve meydanlarında asılacak.

  • Matilda Etkisi: Kovid-19 Aşısı Geliştiren Dr. Özlem Türeci’nin Görmezden Gelinen Başarısı

    Matilda Etkisi: Kovid-19 Aşısı Geliştiren Dr. Özlem Türeci’nin Görmezden Gelinen Başarısı

    Koronavirüse karşı yüzde 90 oranında etkili aşıyı geliştiren Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’in başarısı kamuoyunda gündem olurken kimi medya kuruluşları ise bu başarının tek sahibi olarak Dr. Uğur Şahin’i gördü.

    Bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak için kullanılan Matilda etkisine tarihten birçok bilim kadını takıldı.

    ‘Matilda etkisi’ni bilmek için onun öncülü ‘Matthew etkisi’ne bakalım… Sosyolog Robert K. Merton’un 1968’de öne sürdüğü ‘Matthew etkisi’, ismini İncil’den alıyor. Bilim dünyasında aynı işi yapsalar dahi, daha az tanınan bilim insanlarına göre ünlü bilim insanlarının daha fazla öne çıkarıldığını göstermek için kullanılıyor. Merton bu terimi ortaya atarken sosyolog olan eşi Harriet Zuckerman’ın doktora tezi için Nobel ödülü kazananlarla yaptığı röportajları kullanıyor. Örneğin, röportaj yapılan bir kimyacının şunu söylediğini aktarıyor; “İnsanlar kağıtta benim adımı gördüklerinde onu hemen hatırlıyorlar, diğerlerinin ismi ise hemen siliniyor.” Bazı ünlü bilim insanları da sırf bu yüzden, çalışma arkadaşlarının emekleri daha fazla görünür olsun diye, ya birlikte çalıştıkları arkadaşlarının isimlerini en üste yazdırıyorlar ya da kendi isimlerini hiç yazdırmıyorlarmış.

    1993’teyse bilim tarihçisi Margaret W. Rossiter, Matthew etkisiyle bağlantılı olarak, sistematik olarak bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak için bir makalesinde ‘Matilda etkisi’ni ele aldı. Örneğin, bugün DNA’nın double helix denen yapısının keşfinde en büyük katkıyı yapanın Rosalind Franklin olduğu artık bilinse de, bu buluş çalışma arkadaşları Francis Crick, James D. Watson ve Maurice Wilkins’e atfedilerek 1962’de onlara Nobel ödülü verilmiş ve onun adı bile geçmemiştir. Sadece Watson daha sonra yazdığı bir kitapta kısa bir şekilde değinmiştir.

    Matilda etkisi, 19. yüzyıl oy hakkı savunucusu ve feminist eleştirmen Matilda Joslyn Gage tarafından geliştirilen teoriyi temel aldığı için Rossiter, bu etkinin ismini Matilda olarak adlandırdı.

    Ekmek ve Gül

  • JINNEWS 3. yıl dönümünü kutladı: Kadının kalemiyle, hakikati yazıyoruz

    JINNEWS 3. yıl dönümünü kutladı: Kadının kalemiyle, hakikati yazıyoruz

    Haber Merkezi:  25 Eylül 2017’de yayın hayatına başlayan Jin News üç yaşında. Kadın editörler ve muhabirlerle çalışan, kadın odaklı habercilik yapan Jin News, Türkçe, Kürtçe, Zazaki, Arapça ve İngilizce yayın yapıyor.

    Türkiye’nin ilk kadın haber ajansı JINHA’nın da aralarında bulunduğu 15 medya kuruluşu 29 Ekim 2016’da 675 sayılı KHK ile kapatılmış, Aralık 2016’da Gazete Şûjin “Medyanın diline, çuvaldız niyetine” şiarıyla yayın hayatına başlamıştı. Gazete Şûjin ise 693 sayılı KHK ile 25 Ağustos’ta kapatılmıştı.

    25 Eylül 2017’de yayın hayatına başlayan Jin News ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 10 kez erişime engellendi. Son engelleme 14 Ağustos 2020’de gerçekleşti.

    Jin News: Varız, var olacağız

    “Bir kadın olarak susun” diyen erkek egemen dünyada, kadın sözünü ve kadın yazımını inat ve inançla yükselten nice kadının birikimiyle 25 Eylül 2018 tarihinde yola çıktık.

    Bizden önceki gazeteci kadınların hiçbir tahakküme boyun eğmeden sürdürdüğü kadın haberciliği mirasını devraldık. Kadın belleğinin izinde aynayı parçalıyoruz ve sözümüzü kaldığı yerden yükseltiyoruz. Aynı mirasla eril, seksist, cinsiyetçi, militarist ve canlı yaşamını yok sayan erkek-devlete ve erkek egemen medyaya karşı mücadeleyi büyütüyoruz.

    Gerçek özgürlüğün parmak ucundaydı ve gerçeğe ulaşmak özgürleştiriciydi. Şimdi JINNEWS’le özgürlüğün sesinde hakikatin izine yürüyoruz.

    Medyanın bugüne kadar kemikleştirdiği erkek egemen yapıyı ve eril dili sarsarak; yaşamı kadın sözüyle dönüştürmek ve Jineoloji eksenli kadın bilinci ile feminist söylemi yaygınlaştırmak için yazıyoruz. Kadının varlığını erkeğin soyadına, tahakkümüne bağlayan, kadını cinsiyet kimliğinden uzaklaştırarak ötekileştiren medya dilini teşhir etmek için yazıyoruz.

    Bizlere dayatılan ‘makbul kadınlık’ sınırını çoktan aştık. Ataerkiyi sarsan kadın dayanışmasıyla öz savunmaya geçiyoruz ve “özel olan politiktir” şiarıyla kadınların yanında olmaya, kadını koruyup failleri ifşa etmeye devam ediyoruz.

    Kadınlara, çocuklara, LGBTİ’lere, doğaya, canlıya, belleğe, kimliğe ve halklara saldıran erkek-devlete ve eril tahakküme karşı yazdığımız her haberin öznesiyiz.

    Aynı miras, aynı birikimle… Kadın yazınını, kadın sözünü ve gazeteciliğini kalıcı kılmak isteyen Rosa Lüksemburg, Zabel Yaseyan, Gurbetelli Ersöz, Emma Goldman, Virginia Woolf, Ayfer Serçe, Ulrike Meinhof, Zeynep Erdem, Deniz Fırat ve Nûjiyan Erhan gibi kadınlardan devraldığımız inançla, bizden önceki kadınların “Erkekler ne hüküm verir demeden yazmaya devam edeceğiz” sözünü yineliyoruz.

    Yayın hayatına başladığımız günden bu yana sitemize 10 kez erişim engeli getirildi. Örgüt propagandası yaptığımız gerekçesi ile hakkımızda 4 dava açıldı. Hakkımızda açılan bütün davalar beraatle sonuçlandı. Batman’da fuhuşa sürüklenen çocuğun sesi, tecavüze maruz bırakılan İpek Er’in çığlığı olduk. Her koşulda kadınların, çocukların, hayvanların ve doğanın sesi olmaya devam etmek için…

    Vardık, varız, var olacağız! Kadının kalemiyle, hakikatin izinde JINNEWS, özgürlüğün sesi

  • İpek Er’in annesi Jinnews’e konuştu: Devlet ve belindeki silaha güvendi

    İpek Er’in annesi Jinnews’e konuştu: Devlet ve belindeki silaha güvendi

    İpek Er’i tecavüzü soncu ölüme sürükleyen uzman çavuş Musa Orhan’ın tahliye edilmesine tepki gösteren anne Hakime Kılınç, “Sağ olduğum sürece davacıyım. Canımdan vazgeçerim bu davadan vazgeçmem. Belindeki silaha ve devlete güvenerekten bunları yaptı” dedi.

    Siirt’te İpek Er’e tecavüz eden ve Batman’da ölüme sürükleyen uzman çavuş Musa Orhan’ın tahliye edilmesine yönelik tepki gösteren Er’in annesi Hakime Kılınç, sağ olduğu sürece davadan vazgeçmeyeceğini söyledi. Jinnews’in ulaştığı anne Kılınç, “Sağ olduğum sürece İpek’in davasını bırakmayacağım. Gözlerimle o adamın yargılandığını, ceza aldığını göreceğim. Adalet yok, olsaydı serbest bırakılmazdı. Onu nasıl bırakırlar? Nerede adalet, nerede hukuk? İpek’in cansız bedeni gözümün önünden gitmiyor. Onu serbest bırakan savcıdan, hakimden de davacıyım. Bunu bize yaşatmaya hakları yok. İpek günlerce hastanede hayatta kalmaya çalıştı. Artık dayanacak gücüm yok. Bir alıyorlar bir bırakıyorlar. Bu nasıl adalettir. Babası, annesi hiç kimsesi arayıp ‘oğlumuz adına özür dileriz’ bile demedi. Bir başsağlığı dilemediler. Çocuklarını koruyorlar. Aklamaya çalışıyorlar. Ben kabul etmem, kabul etmiyorum. İpek ölmedi, İpek o adam ceza almadan ölmeyecek. İpek’in kemikleri sızlıyor. Ben İpek rahat uyusun diye her şeyi yapacağım” sözlerini kullandı.

     

    DEVLETE GÜVENEREK YAPTI

    “Ömrüm olduğu sürece ayaklarımın üzerinde olacağım ve bu davanın peşinde olacağım” vurgulayan Kılınç, şöyle devam etti: “Ben uyuyamıyorum, bir şey yiyemiyorum. Benim aklım fikrim İpek’te. Benim aklım fikrim o adamın yargılanmasında. Benim içimi rahatlatacak tek şey o adamın cezalandırılması olacak. Fotoğrafını her yerde paylaşıyorlar ama bu yetmez. O kişi en ağır cezayı almalı. Onu asla affetmeyeceğim. Buna hak ettiği cezayı verebilecek hakim ya da savcılar yok mu? Onların adaletine artık güvenmiyorum. Onu koruyanların da yakasından düşmeyeceğim. Kızımı hem kaçırdı hem tehdit etti o adam ve ‘seni nasıl götürdüysem öyle de öldürürüm’ demişti. Kızım intihar ederken de yazdığı mektupta bu kişinin ona neler yazdığını söylemişti. Başına gelen her şeyi yazmıştı kızım. Devletin ve onun korkusundan mektubu saklamıştı. Belindeki silaha ve devlete güvenerekten bunları yaptı.”

     

    KANININ DÜŞTÜĞÜ YERİ TEMİZLEMEDİK

    Kılınç, karara yönelik tepkisini şöyle sürdürdü: “Süleyman Soylu’nun ‘siz bunu nasıl bıraktınız’ deyip karşısında durması gerekirdi. İpek’in kendini vurduğu odayı, kanının düştüğü yeri bile daha temizlemedik. Ben İpek’imin parçalanmış bedenini unutmuyorum. Unutmayacağım. Sen askersin diye kadınlara tecavüz mü edeceksin? Sen neye güveniyorsun? Kızım korkudan bize bir şey söyleyemedi. Ben bu davanın peşinde olacağım. Tüm Türkiye, tüm dünya bunu bilsin.”

     

  • Başaran: Tecavüzü aklamaya çalışanların kim olduğu ortaya çıktı

    Başaran: Tecavüzü aklamaya çalışanların kim olduğu ortaya çıktı

    Tecavüz faili Uzman Çavuş Musa Orhan’ın tahliyesine tepki gösteren HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, İçişleri Bakanı Soylu’nun partilerine yönelik açıklamaları hatırlatarak, “Tecavüzü aklamaya çalışan, teşvik eden ve katilleri cesaretlendirenlerin kim olduğu ortaya çıkmış oldu” dedi.

    Batman’ın Beşiri ilçesinde tecavüze maruz bırakılıp, intihar eden İpek Er’in katil zanlısı Uzman Çavuş Musa Orhan’ın tahliye edilmesine yönelik tepkiler sürüyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, olayın ilk gün ortaya çıktığından beri üstünün örtülmeye çalışıldığını söyledi. Failin ısrarlı bir şekilde tutuklanmadığını ancak gelen tepkiler üzerine tutukladığını hatırlatan Başaran, “Hiçbir gerekçe serbest bırakma gerekçesi olamaz. Serbest bırakılma gerekçesini bilmesek de bu gerekçenin failin kimliği olduğunu ve bir koruma çalışması sonucu olduğunu görmüş olduk” dedi.

     

    ‘TAHLİYE SİSTEMATİK BİR POLİTİKA’

    Orhan hakkında ailenin defalarca suç duyurusunda bulunduğunu fakat bu taleplerinin ret edildiğini hatırlatan Başaran, tahliyenin sistematik bir politikanın sonucu olduğunu dile getirdi. Başaran, “Maalesef gördük ki failin kimliği tutukluluğuna bir hafta müsaade ediyor. Daha önceden ‘ben bu meseleden kurtarırım’ diye kendisi de belirtmişti. Şuanda onun pratiklerini yaşıyoruz. İpek Er çığlını duyurabilmek iççin yaşına son verdi. Bundan daha başka tutuklama gerekçesi olabilir mi? Bugün tutuklanmayacak da ne zaman tutuklanacak? Kadınlar olarak takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

     

    ‘KİMLERİN CESARETLENDİRDİĞİ ORTAYA ÇIKTI’

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Musa Orhan’ın tutuklanmasına dair oluşan gündeme “Bu olayın bazı çevreler tarafından gündeme getirilmesinin temel nedeni HDP milletvekillerinin yaptıklarının üzerine örtmektir” sözlerini hatırlatan Başaran, şöyle konuştu: “Olay nasıl yaklaştıklarının bir göstergesi. İçişleri Bakanı, olayı araştıracaklarına, olayla ilgili kadının yanında yer almaları yönünde bir tavır sergileyeceklerine hedef gösteriyor. Olayın üstünü örtmeye çalıştıklarını bir kez daha gösterdi. Kadına yönelik şiddete ve tecavüze nasıl yaklaştıklarını bir kez daha gösterdi. Sürekli bizi hedef gösterme siyasetiyle aslında kendi suçlarını kendi pratiklerini toplumun gözü önünde yokmuş gibi gösterme yaklaşımıdır. Kadına yönelik şiddet kimden gelirse gelsin bu konudaki tutumumuz çok net. Bu tutumumuzu bütün kadınlar ve Türkiye toplumu gördü. Biz hiçbir olayın üstünü örtme gibi bir tavır seğrilemedik. Olay bize intikal ettiği anda net bur tutum koyarak tavır sergiledik. Tavır sergilemeyenler, tecavüzü aklamaya çalışanlar, kadın cinayetlerine teşvik edenler ve katilleri cesaretlendirenlerin kim olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu.”