Category: Kadın

  • Kadını darp ederek gözlatına alan 2 polis görevden uzaklaştırıldı

    Kadını darp ederek gözlatına alan 2 polis görevden uzaklaştırıldı

    Kadıköy ilçesinde maskeyi düzgün takmadığı gerekçesiyle bir kadını darp ederek gözaltına alan polisler görevden uzaklaştırıldı.

    İstanbul’un Kadıköy ilçesinde iki kadına maskesi burnunu kapatmadığı iddiasıyla durdurulup ceza kesilmek istendi. Daha sonra kadınlardan biri polis tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Gözaltına alınan kadınlar bir süre sonra serbest bırakıldı. Gözaltı anına dair görüntülerin sosyal medya üzerinde gündem olmasıyla birlikte polisler görevden uzaklaştırıldı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi gözaltına alınan kadının görüntüsünü paylaşarak, “Maskesi burnunu kapatmadığı iddiasıyla durdurulup ceza kesilmek istenen, daha sonra polislerin sözlü tacizine maruz kalan iki genç kadın darp edilerek gözaltına alındı. ‘Usulüne uygun maske takmamak’ iddiasının karşıtlığı ayaküstü sorgu, para cezası, taciz, darp ve TERS KELEPÇE ile gözaltı. Avukat arkadaşlarımız kadınların yanında ve polisler hakkında suç duyurusunda bulunulacak” dedi.

     

    POLİSİN DE MASKESİ YOK

    Gözaltına alınan kadınlardan biri, Twitter adresinden yaptığı paylaşımda, polislerin de maskesinin olmadığı ve buna itiraz ettiği için gözaltına alındığını söyledi. Paylaşımında, “Kendilerinin de maskesi yoktu zaten. Bunu söyleyip cezayı itiraz ettiğim için beni karakola götürmek istedi. Reddettim ve olay yerinden uzaklaşırken arkamdan gelip beni yakaladı” ifadelerini kullandı.

     

    VALİLİKTEN ÜZÜNTÜ AÇIKLAMASI

    İstanbul Valiliği konuyla ilgili açıklama yaparak, “Gözaltına alınma esnasında kesinlikle görmek istemediğimiz görüntülerin yaşanması bizi çok üzmüştür” dedi. Valiliğin başlattığı soruşturma kapsamında polisler görevden uzaklaştırıldı.

     


    Extra Cash & Carry

  • Ankara’da İstanbul Sözleşmesi eyleminde polis şiddeti

    Ankara’da İstanbul Sözleşmesi eyleminde polis şiddeti

    Ankara Kadın Platformu üyesi kadınlar Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi gerektiği yönündeki tartışmalara karşı eylem yapmak istedi. Eyleme katılan kadınlara polisin müdahalesiyle çok sayıda kadın sürüklenerek gözaltına alındı.

    İktidara yakın çevrelerin ve AKP’lilerin Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini gündeme getirmesiyle kadınların başlattıkları eylemler sürüyor.

    Ankara Kadın Platformu üyesi kadınlar Çankaya Kolej Meydanı’nda bir araya gelerek İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına ilişkin tepkilerini dile getirmek istedi. Polis kadınlara “Burada eylem yapamazsınız, size Kurtuluş Parkı’nı ayırdık” şeklinde anons yaptı. Kadınların Kolej Meydanı’nda yapmak istediği eylemi ‘yasa dışı olduğunu’ ilan eden polis, kadınlara müdahalede bulundu ve eyleme katılan çok sayıda kadını yerlerde sürükleyerek gözaltına aldı.

    Gözaltına alınanlar arasında Mezopotamya Ajansı muhabiri Eylem Akdağ ile birlikte Avukat Sevinç Hocaoğulları ve Arzu Kurt bulunuyor.

    Ankara’da polis şiddetiEylemde gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Avukat Sevinç Hocaoğulları, Nebiye Merttürk, Buse Üçer, Aysun Gençtanır, Zeynep Tan, Aylin Kalp, Kardelen Demir, Emel Vural, Yağmur Alaz Gülveren, Gülçin Polat, Sena Bademli, Arzu Kurt (avukat), Sude Sivri, Gülbahar Gündüz, Beste Uymaz, Tuğba Koçer, Serap Kaplan, Meziyet Yıldız, Deniz Akıl, Sibel Göktaş, Zelalsu Değirmenci, Fatma Kılıçarslan, gazeteci Eylem Akdağ (ANKA-Mezopotamya Ajansı)

  • Gültan Kışanak’tan bir kampanya önerisi

    Gültan Kışanak’tan bir kampanya önerisi

    Tutuklu Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, HDP’nin kadına karşı işlediği suçlar nedeniyle iki milletvekiline yönelik tutumunun olumlu olduğunu ancak ‘yetersiz kalabileceği’ uyarısında bulunarak, “HDP’ye düşen; erkek egemenliğine karşı güçlü bir sorgulama, bilinçlenme ve arınma kampanyası başlatmaktır” ifadesini kullandı. Böyle bir kampanyanın toplumsal bilinçlenme seferberliğine dönüşebileceğini belirten Kışanak, kadın özgürlük çizgisini güçlendirebileceğini öngördüğü soruları da sıraladı. Kışanak’ın Yeni Yaşam gazetesi için kaleme aldığı “Bir kampanya önerisi” başlıklı yazısını paylaşıyoruz.


    Gültan Kışanak


    Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı konusunda amasız, fakatsız, lakinsiz bir tutum almak ve faile gereken dersi/cezayı vermek, en temel kadın özgürlük ilkesidir. HDP Kadın Meclisi ve kadın hareketi; iki milletvekilinin kadına karşı işlediği suçlar konusunda ilk adımda yapılması gerekenleri yaptı, kadın ilkelerine uygun bir tutum alarak, kadın özgürlük değerlerini her şeyin üzerinde tuttuğunu gösterdi. HDP de acil bir şekilde disiplin kurallarını işleterek partiden ihraç kararı verdi. Ancak meselenin sadece tutum almakla sınırlı kalması, “Bir belayı savuşturmak” olur ki bu erkek egemenliğinin derinliğini görmekten uzak bir yaklaşım olur.

    Böylesi bir süreçte kadın meclisine, kadın hareketine, bütünlüklü olarak HDP’ye düşen; erkek egemenliğine karşı güçlü bir sorgulama, bilinçlenme ve arınma kampanyası başlatmaktır. HDP’nin tüm bileşenleri, genel yönetimi ve kadın meclisi hep beraber, hemen bir kampanya başlatarak; başta bu partiye emek vermiş, gönül vermiş, bedel ödemiş, oy vermiş, gelecek umutlarını bağlamış milyonlarca insana ve tüm kadınlara güven vermelidir. Böyle bir kampanya genel olarak kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda da ciddi bir toplumsal bilinçlenme seferberliğine dönüşebilir.

    Kampanyanın birinci ayağı parti içinde “Nerede hata yaptık?” sorusuna cevap aramak olmalıdır. Önce genel merkez yapısında, ardından da tüm il, ilçe ve belde yönetimlerinde, “kadına yaklaşım konulu” eleştiri özeleştiri toplantıları yapılması önemlidir. Kendini düzeltmeyen, kimseyi düzeltemez. İçsel sorgulama, kadınlara güven; partili erkeklere doğrultu verecektir.

    Ardından kampanyanın toplumsal ayağı örülebilir. Kadına karşı her türlü ayrımcılığın, şiddetin ve baskının lanetlendiği, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının anlatıldığı halk toplantıları yapılabilir. 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ne kadar, dalga dalga büyüyen bir bilinçlenme ve cinsiyetçilikten arınma mücadelesi örülebilir.

    “Nerede hata yaptık?” sorusu, politik bir sorudur. Bu soru, HDP’nin kadın özgürlük çizgisini güçlendirecek bir sorudur. Doğru sorular sorabilirsek, doğru yanıtlar da bulabiliriz. Hemen aklıma gelen birkaç soruyu şöyle sıralayabilirim:

    Erkeklik denilen tarihsel despotizmi çok mu hafife aldık?

    Değişim ve dönüşümü bu kadar kolay mı sandık?

    Erkeklerin ikiyüzlü yaşamlarının üzerine yeterince gitmedik mi?

    Genel siyasal çıkarlar, adım adım kadın özgürlük çizgisini aşındırdı da biz mi fark edemedik?

    Kadın yaklaşımını, net duruşunu biraz öteledik mi?

    ‘Toplumsal ittifaklar’, ‘bileşenler’ derken, erkek zihniyetinin kendilerini yaşatacağı boşluklar mı bıraktık?

    Kadına karşı şiddetle mücadeleyi, yaşamlarımızdan uzak, sırf politik bir söylem olarak mı ele aldık?

    Parti içi toplantılarda “erkekliği sorgulamayı” gündeme almayı ihmal mi ettik?

    Ağzı laf yapan kurnaz erkek tipinin ne kadar tehlikeli olduğunu yeterince bilince çıkartamadık mı? Kadınlar yıllarca “özel alan politiktir” derken; ne demek istediklerini anlamadık mı?

    Mekânsal olarak erkek egemenliğinin en korunaklı alanı olan evleri, politika dışında mı tuttuk?

    Kadınlar hep kendilerini eğitmek, değiştirip dönüştürmekle uğraşırken; partili erkekler ‘demokrat/devrimci’ kimliğin arkasına mı sığındı?

    Sorulabilecek daha onlarca soru var…

    “Nerede hata yaptık?” sorusuna cevap aramak; erkek egemen/zorba zihniyeti mahkûm ederek; olası yanlışların önüne geçecektir.

    “Nerede hata yaptık?” sorusunu cesaretle sormak, meseleye yüzeysel yaklaşımları engelleyecek, ağır bedeller ödenerek elde edilen kadın kazanımlarını koruyup geliştirecektir.

    Eminim ki yaşananlar karşısında her kadın ve toplumsal cinsiyet eşitliğine değer veren herkes öfkelenmiştir. Yürüttüğü kadın özgürlük mücadelesinin bedelini “siyasi rehine” olarak ödeyen biz içerideki kadınlar da öfkelendik. “Nasıl olur?” sorusu günlerce içimizi kemirdi. Bu yazıyı kaleme alarak, kadına karşı işlenen suçların hesabının sorulması ve bundan sonra bir daha yaşanmaması için küçük bir katkı yapmak istedim.

    Kadın bedenine, kimliğine, iradesine yönelik her türlü müdahaleyi insanlık suçu sayan; özgür, eşit ve demokratik bir gelecek için mücadele eden bizler, bu değerlere daha fazla sarılarak; bu süreçten kadın özgürlük mücadelesinin güç kazanarak çıkmasını umut ediyoruz.

  • Londra’da İstanbul Sözleşmesi Yaşatır Eylemi

    Londra’da İstanbul Sözleşmesi Yaşatır Eylemi

    Dünyada tüm kadınlar sosyal medya hesaplarında bir birleriyle dayanışarak, kendilerine yönelik saldırılara karşı devletlere meydan okuyor.

    Türkiye’de Kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin hukuksal anlamda önemli bir yere sahip olan İstanbul Sözleşmesi iktidarın hedefinde. İktidar, sözleşmeye dair açıklaması kadınlar başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İktidarın hedefinde olan İstabul Sözleşmesi için pazar günü  Londra Kadın Güç Birliği bileşenleri: SKB Londra, Yeni Kadın, Cemevi Kadın Kolları, BAF, Alhas Kadın Kolları tarafından Trafalgar Square’da Pınar Gültekin’nin ölümünü protesto eyemi gerçekleştirdiler.

    Kadın dayanışmasının yaşatacağını belirten Londra Kadın Güç Birliği sloganlar ve açıklama ile eylemini tamaladı.

     

    Londra Kadın Güç Birliği
    Londra Kadın Güç Birliği

     

    Londra Kadın Güç Birliği
    Londra Kadın Güç Birliği

     

    Londra Kadın Güç Birliği
    Londra Kadın Güç Birliği

     


     

  • Eren Keskin : ‘Fail olan devlet güçleri cezalandırılmadı’

    Eren Keskin : ‘Fail olan devlet güçleri cezalandırılmadı’

    Jin News’den Gülistan Azak’a konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin “Erkek devletin meşrulaştırdığı şiddeti dışarıdaki erkekler uyguluyor” dedi.  Son zamanlarda kadına, çocuğa ve hayvana yönelik şiddet Türkiye’de korkutucu düzeyde artış göstermekte. Bölgede asker ya da polis tarafından süren kadına ve çocuğa dönük suçlara ve İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına ilişkin İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin Jin News’e değerlendirmelerde bulundu.

    İSTANBUL – Asker ya da polis tarafından kadına ve çocuğa yönelik işlenen suçlara dönük cezasızlığın uzun bir geçmişi olduğuna dikkat çeken İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Erkek devletin meşrulaştırdığı şiddeti dışarıdaki erkekler uyguluyor” dedi.
    Son zamanlarda kadına ve çocuğa yönelik suçlarda artış yaşanırken, bölge kentlerinde ise bu suçlar daha çok asker ya da polisler tarafından işleniyor. Geçtiğimiz günlerde Şırnak’ta bir Jandarma Özel Harekat mensubu olan uzman çavuş Aslan A., 13 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulundu. Ertesi gün ise Batman’da uzman çavuş M.O.’nun 18 yaşındaki bir kadına tecavüz ettiği ortaya çıktı. Şırnak’taki fail, halkın tepkisi sonucu tutuklanırken, Batman’da ise fail erkek, serbest bırakıldı. Ardından da Hani-Dicle yolunda iki uzman çavuşun ve Hanili olduğu öğrenilen iki çocuğun içerisinde bulunduğu araç kaza yaparken, bu çocukların neden orada olduklarına dair ise bilgi edinilemedi.
    Bunlar sadece son bir hafta içerisinde basına yansıyan suçlar olurken, bölgede asker ya da polislerin kadın ya da çocuğa dönük suçlarda bir geçmişi de olduğu biliniyor.
    1990’lı yıllarda asker-polisin cinsel saldırı ve işkencelerinin olağanlaşması ile henüz yüzleşilmemiş adeta yeni vakalara davetiye çıkarırcasına failleri bölgeye gönderilmişti. Mardin’in Derik ilçesinde 1993-1994 yılları arasında 13 köylünün faili meçhul bir şekilde katledilmesi ve Şükran Esen’e gözaltında tecavüzün sorumlusu olarak yargılanan, tüm tanık beyanlarına ve adli tıp raporlarına rağmen beraat edilen Tuğgeneral Musa Çitil,  tümgeneral yapılmış, üstüne bir de Diyarbakır’a atanmıştı.
    Yine 1993-94 yılları arasında gözaltına alınan Şükran Esen, Musa Çitil’in karakol komutanı olduğu dönemde bizzat onun talimatıyla cinsel işkenceye maruz kaldığını İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin’e anlatmıştı. Yapılan suç duyurusun ardından başlatılan soruşturma, ‘ırza geçme’ ve ‘kötü muameleden’ Musa Çitil’in de aralarında bulunduğu 405 askerin yargılanmasına dönüşmüştü. Adli Tıp, tecavüze ilişkin rapor vermesine rağmen Musa Çitil hakkında beraat kararı vermişti.  Dava daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gönderilmişti. AİHM “etkin soruşturma yürütülmediği” gerekçesiyle Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etmişti.
    Tüm bunlara rağmen kadına ve çocuğa yönelik suçlarda faillerin cezalandırılmasını, şiddetle mücadelenin bütüncül politikalarla desteklenmesini amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, AKP-MHP iktidarının “çekilme” ya da “çekince koyma” gibi tartışmalarıyla gündeme getirildi. Kadın savunucuları ise, sözleşmenin kaldırılması durumunda kadın katliamı bilançosunun ağırlaşacağı konusunda uyarıyor.
    Bölgede asker ya da polis tarafından süren kadına ve çocuğa dönük suçlara ve İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına ilişkin İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin değerlendirmelerde bulundu.
    ‘Fail olan devlet güçleri cezalandırılmadı’
    Bölgede devletin kadına ve çocuğa yönelik suçlarda uzun bir geçmişi olduğunu belirten Eren, bu suçlara ilişkin dosyaların büyük bir kısmının cezasızlık ile sonuçlandığını söyledi. Geçtiğimiz günlerde Batman’da İ.E.’ye tecavüz eden M.O.’nun serbest bırakılmasını örnek olarak veren Eren şunları dile getirdi: “Bugün yaşananların çok benzerlerini bizler yıllar önce de yaşadık. Herkesin hatırladığı olaylar vardır. Şükran Aydın, Şükran Esen olayı ve ismini anamayacağımız kamuoyuna yansımasını istemeyen yüzlerce kadının dosyasına girdik. Bütün bu süre içinde gördük ki, cinsel işkence faili olan hiçbir devlet gücü bugüne kadar iç hukukta cezalandırılmadı. Evet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye ceza aldı ama iç hukukta büyük bir cezasızlık söz konusu. Batman’da yıllar önce yaşanan kadın intiharları herkesin aklındadır. O kadın intiharlarının arkasında da hep devlet güçleri özellikle askerler tarafından gerçekleştirilen kadınlara yönelik cinsel saldırı olayları vardı. O nedenle bugün yaşananları dünle birlikte değerlendirmek gerekiyor.”
    ‘Yaşananlar, meşrulaştırılan şiddetten ayrı düşünülemez’
    İktidarın bugünlerde dahi söylemleriyle şiddeti meşrulaştırmaya devam ettiğini belirten Eren, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yaşanan bir olay için “Talimat verdim, yakalayınca lime lime edin” sözlerini hatırlattı. Bunun “açık işkence talimatı” olduğunu ve en çok kadın ve çocukları etkilediğini kaydeden Eren, “O nedenle ne Gülistan Doku olayını, ne Şırnak’ta 14 Temmuz günü asker Aslan A.’nın cinsel istismara maruz bıraktığı olay ne de ertesi gün Batman’da asker M.O.’nun tecavüzüne maruz kalan kadının ne de dün cenazesi ortaya çıkan Pınar Gültekin olayını bu meşrulaştırılan şiddetten ayrı düşünmek mümkün değil. Yaşamın her alanında devlet tarafından meşrulaştırılan bir şiddet var. Erkek devletin meşrulaştırdığı şiddeti dışarıdaki erkekler uyguluyor. Bizler bu nedenle ‘kadına yönelik şiddet ve cinayetler politiktir’ diyoruz” ifadelerini kullandı.
    ‘Açıkça ‘yapıyoruz’ diyorlar’
    Kadına ve çocuğa dönük suçların arttığı bir süreçte hükümetin İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmak istemesine tepki gösteren Eren, sözleşmenin kadın kurtuluş mücadelesinin kazanımı olduğunu, bu nedenle kaldırılmasına izin verilmeyeceğinin altını çizdi. İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çekmenin “açıkça kadına yönelik şiddete prim vermek” olacağını belirten Eren, şiddetin devlet tarafından alenileştirildiğini vurguladı. Eren, “30 yıldır insan hakları mücadelesinde yer alan biriyim. Ama bu kadar açıkça devlet tarafından şiddetin meşrulaştırıldığını ilk kez yaşıyorum. Evet, hep uyguladılar şiddeti. Burası soykırımlar coğrafyası. Ama ‘biz yapmadık’ deyip reddederlerdi. Şimdi açıkça ‘yapıyoruz’ diyorlar. Yani jandarma, istihbarat ve polis değişik isimlerle açtıkları Instagram sayfalarında işkence görüntüleri yayınlıyor. Bu kadar açık yapıyorlar artık. O nedenle değişik bir süreç yaşıyoruz. Kadına ve çocuğa dönük şiddet suçları göz önündeyken, bu suçları protesto eden kadınlara polislerin şiddet uyguladığına şahit oluyoruz. Böylesi karmaşık, ironik bir durum içindeyiz” diye konuştu.
    Eren son olarak, “Kadınların işi zor ama mücadelesi bitmez. Yönetenler de bence bu mücadeleden korkuyorlar” dedi.
    Gülistan Azak
  • LGBTİ+ bayrağı açtığı için tutuklanan, işkence gören Mısırlı aktivist Sarah Hegazy’nin son notu: Dünya çok acımasızdın ama affediyorum

    LGBTİ+ bayrağı açtığı için tutuklanan, işkence gören Mısırlı aktivist Sarah Hegazy’nin son notu: Dünya çok acımasızdın ama affediyorum

    Mısır’da bir konserde LGBTİ+ hakları hareketinin sembolü haline gelen gökkuşağı bayrağı açtığı için tutuklanan ve daha sonra Kanada’ya iltica eden insan hakları aktivisti Sarah Hegazy yaşamına son verdi.

    BBC muhabiri Shaimaa Khalil, Hegazy’nin ölümünü Twitter hesabından duyurdu. Khalil, “Sarah Hegazy, Mısır’da bir konserde LGBTİ+ bayrağı açtığı için hapse atılmış bir aktivist. Sarah dün Kanada’da ailesinden, sevdiklerinden uzakta yaşamına son verdi” ifadelerini kullandı.

    Khalil, Hegazy’nin son sözlerini içeren mektubundan ifadeleri de paylaştı: “Bu onun son mesajı: Kardeşlerime; hayatta kalmaya çalıştım, başarılı olamadım. Beni affedin. Arkadaşlarıma: Bu deneyim ağır oldu ve direnmek için çok güçsüzdüm. Beni affedin. Dünyaya: Fazlasıyla zalimdin ama affediyorum”

    Hegazy, 2017 yılında Mısır’da bir konserde LGBTİ+ hakları hareketinin sembolü bayrak açtığı için 50’den fazla kişiyle beraber tutuklanmıştı. Aktivist Hegazy 3 ay hapiste kaldıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı. Hegazy, hapiste gördüğü şiddet ve işkenceden sonra Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşadığını anlatmıştı. Hegazy, 2018’den beri Kanada’da yaşıyordu.

  • Londra’da kadın örgütleri şiddeti protesto etti

    Londra’da kadın örgütleri şiddeti protesto etti

    Almanya’nın Hamburg kentinde 1 Mayıs günü, eski eşi tarafından boğazı kesildikten sonra yakılarak katledilmeye çalışılan Yeni Kadın okuru Meryem Şahin’e yönelik saldırı Londra’da kadın örgütleri tarafından protesto edildi.

    Fiziki mesafe ile yapılan eyleme Yeni Kadın, Enfield Alevi Kültür Merkezi, Sosyalist Kadınlar Birliği, Alxas Kadın Komisyonu, Kurecikliler Kadın Komisyonu

    Cem-Evi ve Avrupa Demokratik Kadın Hareketi üyeleri katılırken, kurumları tarafından protesto edildi. Eylemde “Jin jiyan Azadi” ve“Kadın katliamına son” yazılı pankartlar ile katledilen kadınların fotoğrafları taşındı.

    Eylem’de yapılan açıklamada;

    Covid-19 ile birlikte herkesin evlere kapandığı Avrupa’da kadına yönelik artan katliamlar ve saldırılara karşı ilgili kurumaların harekete geçmesi çağrısı yapılırken, kadına yönelik katliamlara ve şiddete karşı daha fazla örgütlenme ve öz savunmanın gerekliliği vurgulandı.

    Kadın örgütleri eylemin sonunda 6 Mayıs 1972’de Türk devleti tarafından asılarak katledilen, Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, şahsında Mayıs ayında şehit düşen tüm devrim şehitlerini bir dakikalık saygı duruşu ile andı.