Category: Kadın

  • İngiltere hükümeti aile içi şiddetle mücadele için 2 milyon sterlinlik destek paketi açıkladı

    İngiltere hükümeti aile içi şiddetle mücadele için 2 milyon sterlinlik destek paketi açıkladı

    İngiltere’de hükümet, koronavirüs salgını nedeniyle ilan edilen sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında aile içi şiddet ihbarlarında artış olduğunu belirterek, online yardım hizmetleri ile telefon yardım hatlarının desteklenmesi için 2 milyon sterlinlik destek paketi açıkladı.

    İçişleri Bakanı Priti Patel Cumartesi günü, aile içi şiddet mağdurlarına destek olmak için ulusal çapta yeni bir kampanya başlatıldığını da açıkladı.

    Bakan Patel bu kapsamda vatandaşlardan ellerine kalp çizerek, fotoğrafları sosyal medyadan paylaşmalarını ya da evlerinin camlarına asmalarını, böylece şiddete maruz kalanlara “yalnız olmadıklarını göstermelerini” istedi.

    Kampanyaya katılan Aden Hallem, 2 yıl boyunca partnerinden fiziksel ve duygusal şiddet gördüğünü belirterek, “Hükümetin şiddete uğramış olanların iyiliğini ciddiye alıyor olması içimi ısıttı” dedi.

    İngiltere’de Ulusal Aile İçi Şiddet Yardım Hattı’nı arayanların sayısında sokağa çıkma kısıtlamaları yürürlüğe girdiğinden beri yüzde 25 artış oldu.

    Bakan Pitel Cumartesi günkü açıklamasında, aile içi şiddet yardım hattını arayanların sayısında önceki 24 saatte yüzde 120 artış olduğunu açıkladı.

    Patel, şiddete uğrayan kişilerin acil çağrı merkezi 999’u arayarak, konuşamayacak durumda olması halinde 55’i tuşlamasını istedi.

    Yardım kuruluşları otellerin şiddet kurbanlarını ağırlamasını istiyor

    İçişleri Bakanlığı’nın bu kampanyası, yardım kuruluşlarının otel zincirlerinden aile içi şiddetten kaçan kadın ve çocuklara kalacak yer sağlaması çağrısıyla harekete geçtiği bir döneme denk geliyor.

    Guardian gazetesi, iki yardım kuruluşunun otel zincirlerinde bu konuda talepte bulunduklarını ve otellerden çok sayıda olumlu dönüş aldıklarını yazıyor. Ancak oteller İngiltere hükümetinin Fransa ve İtalya’nın yolundan giderek, otellerde kalanların oda ve yemek ücretlerini karşılaması gerektiğini söylüyor.

    Kadına yönelik şiddetle mücadele eden yardım kuruluşları koalisyonundan İçişleri Bakanlığı’na gönderilen bir mektupta otellerin odalarını açmaya hazır olduğu vurgulanarak, “Hükümetten üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz” deniyor.

    Kadınların Eşitliği Partisi lideri Mandu Reid: Okyanusta damla

    Kadınların Eşitliği Partisi lideri Mandu Reid ise, sokağa çıkma sınırlamalarının üçüncü haftasında adım atıldığını söyleyerek, hükümeti geç kalmakla suçladı.

    Mandu Reid, “Online hizmetler ve telefon hatları için sağlanan ek 2 milyon sterline çok ihtiyaç olsa da, bu sadece okyanusta bir damla” dedi.

    Reid, aile içi şiddet tedbir kararlarının sokağa çıkma kısıtları süresinin tamamını kapsayacak şekilde uzatılması, güvenlik güçlerinin bu kararları uygulamak için yönlendirilmesi ve bu davalara öncelik verilmesi çağrısı yaptı.

    Bakan Patel, artan tehdide karşı güvenlik güçleri, yardım kuruluşları, yerel yönetimler, iş dünyası ve okullarla birlikte çalışıldığını kaydetmişti.

    Maliye Bakanı Rishi Sunak da, yardım kuruluşlarına koronavirüs salgını sırasında destek olmak için 750 milyon sterlinlik yardım paketi açıklamıştı. Destek olunacak kuruluşlar arasında aile içi şiddete karşı mücadele verenler de bulunuyor.

    İçişleri Bakanlığı’nın bu hafta kampanya konusunda toplumdaki farkındalığı artırmak için reklam kampanyasına başlaması bekleniyor.

  • Roj Women’dan aile içi şiddete karşı ‘destek hattı’

    Roj Women’dan aile içi şiddete karşı ‘destek hattı’

    Roj Kadın Vakfı tarafından aile içi şiddete karşı bir yardım hattı oluşturarak, kadınlara yönelik hukuki ve sosyal destek oluşturuyor.

    Koronavirüs dolayısı ile milyarlarca insan eve kapanırken, istatistikler ve açıklamalar aile içi şiddette ise artış olduğunu gösterdi. Merkezi Londra’da bulunan Roj Women Association (Roj Kadın Vakfı) tarafından aile içi şiddete karşı destek hattı oluşturuldu. Bu kapsamda özellikle aile içerisinde şiddete uğrayan, kadın ve çocuklar için ilgili kurumlara yönlendirmeler yapılırken, acil destek için ise bir telefon hattı kuruldu.

    Roj Kadın Vakfı’na ait ‘07883499973’ nolu numarayı arayıp destek alıp ilgili kurumlarla rahat ilişki kurula bilinecek. Bu numara arandığında tüm görüşmeler gizli tutulacak ve tercümanlık dahil her konuda destek sunulacak.

     Aile şiddete uğrayanlara yönelik bir bildiri de hazırlanarak, acil tehlike içinde olanların ‘999’ nolu polis hattını aramaları istendi. Polisin acil olarak koruma ve güvenlik sağlayacağı belirtildi.

    Aile içi şiddet maruz kalındığın da aranabilecek diğer kurumlar ve görevleri ise şöyle:

    *ÜCRETSİZ 24 SAAT ULUSAL AİLEİÇİ ŞİDDET YARDIM HATTI

    Eğer yapabileceklerinizle ilgili konuşmak istiyorsanız, Women’s Aid ve Refuge’ün ortaklığıyla çalışan Ücretsiz 24 Saat Ulusal Aile İçi Şiddet Yardım Hattı’nı 0808 2000 247 nolu telefondan arayabilirsiniz. Yardım Hattı Language Line’nın (Dil Hattı) üyesidir ve bir tercümana ulaşmanızı sağlayabilir Bu hat aile içi şiddete maruz kalan kadın ve yakınlarına duygusal destek ve bilgi sağlar. Yardım Hattı tam eğitilmiş, tümü kadın çalışan ve gönüllülerden oluşmuş olup, 24 saat, haftanın yedi günü hizmet vermektedir. Bütün konuşmalar gizli tutulur ve ülkenin neresinde olursanız olun, ücretsizdir.

    Yardım Hattı görevlileri sizinle eldeki seçenekleri tartışır ve hakkında bilgilendirilmiş bir seçim yapmanıza yardımcı olurlar. Ne istemediğiniz bir seçimi zorla yapmak durumunda kalacaksınız, ne de hazırlıksız bir karar verme sizden beklenecektir.

    LGBT’LİLER İÇİN YARDIM HATTI

    Aile içi şiddete maruz kalan LGBTİ+ kişiler için de ulusal bir yardım hattı mevcuttur. Saat sabah 9 ile 1 arası, ve öğleden sonra 2 ile 5 arası, Pazartesi’den Cuma’ya kadar Broken Rainbow Yardım Hattı’na 08452 604460, minicom 0207 231 3884 nolu telefonla ulaşabilirsiniz.

  • Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya’da 8 Mart coşkusu

    Britanya ve Londra’da bir araya gelen binlerce kadın yapılan yürüyüş ve şölenler ile 8 Mart’ı kutlarken, eril zihniyete, kadına yönelik eşitsizliğe, baskı ve şiddete, kapitalist moderniteye karşı direnen ve mücadele eden dünya emekçi kadınları selamlandı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla başta Londra olmak üzere Britanya’nın bir çok kentinde bir araya gelen Kürdistan ve Türkiyeli kadın örgütleri şölen ve yürüyüşlerle 8 Mart’ı kutladı.

     

    KÜRT KADINLAR SOKAKTA İSYANDA…

    8 Mart dolayısıyla Women’s Strike tarafından Cavendish Meydanı’nda yüzlerce kadın bir araya gelerek bir yürüyüş gerçekleştirdi. Kürt Kadın İnisiyatifi’nin de katıldığı eylemde, kadınlar ulusal giysileri ile rengarenk bir görüntü oluşturdu. Burada yapılan konuşmalar da, kadına yönelik şiddetin kaynağında kapitalist modernite ve ataerkil sistemin olduğu vurgulanarak, tüm kadınların bu sisteme karşı direnişin ve mücadelesinin her gün yükseldiği ifade edildi. Kürt Kadın İnisiyatifi burada yaptığı açıklamada, Rojava’da yaşanan kadın devrimine vurgu yaparak, Saralar’dan Zilanlara, Arinler’den Leylalara Kürt kadını öncülüğünde Rojava’da bir Kadın Devrimi’nin yaşandığı belirtildi. Yapılan konuşmaların ardından kitle Oxford Street’e doğru yürüyüşe geçti. YPJ bayrakları ile devrimci kadın öncülerin posterlerinin açıldığı yürüyüşte, sık sık “Jin Jiyan Azadi” sloganları atıldı.Yürüyüş sırasında Akustik ritim grubu renkli görüntüler oluştururken çevredekilerin büyük ilgisini çekti. Yürüyüş halay ve sloganlarla son buldu.

     

    KCC’DE COŞKULU 8 MART ŞÖLENİ

    Kürt Kadın İnisayitifi tarafından bir diğer 8 Mart etkinliği ise Kürt Toplum Merkezi’nde gerçekleşti. Kürt kadın devrimcilerinin posterlerinin asıldığı salonda kadınlar ulusal giysileri ile şölen de yerlerini aldı. Şölende yapılan konuşmalar da dünyayı direnen kadınların değiştireceği vurgulanarak, eril zihniyetin saldırılarına karşı boyun eğmeyen ve özgürlük ateşini diri tutan Sakine Cansızlar dan Hevrin Xelef’e devralınan direniş çizgisinin tüm coşkusu ile ilmek ilmek örüldüğü belirtildi. Şölende, sanatçı Zeyno sahne alırken, kadınlar hareketli şarkılar eşliğinde halaya durdu. Gece de sık sık, “Jin jiyan azadi” ve “Biji Serok Apo” sloganları atıldı.

    ALEVİ KADINLAR 8 MART’I KUTLADI  

    Merkezi Londra’da bulunan Britanya Alevi Federasyonu Kadın Komisyonu tarafından BAF Konferans Salonu’nda kitlesel bir şölen düzenlendi. Şölen bir dakikalık saygı duruşu ile başlarken, ilk olarak Anatolian Beats Group sahne aldı. Ardından bir konuşma yapan Enfield Alevi Kültür Merkezi Sözcüsü Elif Can, 8 Mart’ın tarihçesine vurgu yaparak, kadınların birlikte tek yürek tek ses olması gerektiğini ifade etti. Kadınlar üzerinde sistematik bir şekilde

     devlet terörizmi ile karşı karşıya olduklarını ifade eden Can, “.Bir canın tırnağı kanasa bizim yüreğimiz kanar. Biz Aleviler olarak her türlü eşitsizliğe ve baskıya sesimizi yükselttik yükseltmeye devam edeceğiz” diye kaydetti. Yapılan konuşmaların ardından sanatçı Derya Alibabaoğlu Kürtçe ve Türkçe şarkılar seslendirdi. EAKM Müzik Grubu’nun da sahne aldığı şöylende, oyuncu Gülistan Sarbas’ın kadınları anlatan tiyatral gösterimi sahnelendi. Şölen de son olarak Nefes Esemble sahne aldı.

     

    KADIN ÖRGÜTLERİ İAKM’DE BULUŞTU

    Londra’daki 8 Mart etkinliklerinin bir diğeri ise Londra Cem Evi’nde gerçekleşti. Dersim-Der, Gik-Der, Paz-Der, SKB, Yeni Kadın ve Alxas Kadın Komisyonu tarafından ortak organizasyonla gerçekleşen 8 Mart şölenine yoğun ilgi gösterildi. Saygı duruşu ve sinevizyon gösterimi ile başlayan etkinlikte ortak açıklamayı Hanım Akdemir yaptı. Akdemir, Hüsniye Bozoklar’dan Sakinelere kadar insanlığın onurlu yaşamını örgütleyen kadınların verdiği dirençle bugünlere geldiklerini vurgulayarak, “Türk devleti ve emperyalistlerin saldırılarına ve İŞİD çetelerine karşı başkaldıran Arinlerin Dilşanlardan Deniz Fıratlara ve nice savaşçılarımıza selam olsun. Bizi bugünlere getiren tüm kadın devrimcilere selam olsun” dedi. Akdemir’in konuşmasının ardından modern halk dansları, tiyatro gösterimi ve müzik ile program sürdü.

     

    DAY-MER’DE ANMA VE ŞÖLEN

    Kürt ve Türk Toplum Merkezi Day-Mer ve Kırkısraklılar Toplum Merkezi’de “8 Mart’ın aydınlığında karanlığa hayır” adlı bir etkinlik gerçekleşti. Sinevizyon gösteriminin yapıldığı etkinlikte, Rosa Luxsemburg’tan Clara Zetkinlere kadın devrimciler anılarak mücadeleri anlatıldı. Kapitalist sistemin kadınlar üzerindeki eşitsizliğine vurgu yapılan etkinlikte, kadın mücadelesinin dünü ve bugünü anlatıldı.

     

    KÜRT KADIN RENGİ DAMGASINI VURDU 

    Britanya’nın bir çok kentinde de 8 Mart dolayısıyla binlerce kadın sokaklara çıkarak isyandaydı. Yapılan yürüyüş ve etkinliklere Kürt Halk Meclisi Kadın Komisyonları’da kitlesel olarak katıldı. Galler, Edinburgh, Liverpool, Hull ve Sheffiel’te yapılan yürüyüşlere Kürt kadınları kitlesel olarak katılan kadınlar, ulusal elbisleri ile dikkat çekti. Yapılan eylemler de TJK-E bayrakları, Paris’te katledilen üç Kür kadını; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylamez ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resim ve flamaları taşınırken, sık sık “Jin jiyan azadi” sloganları attı.

  • Londra’da kadınlar sokakta isyandaydı

    Londra’da kadınlar sokakta isyandaydı

    LONDRA- Londra’da bir araya gelen onlarca kadın örgütü ve binlerce kadın, polis-devlet şiddetine, eril sisteme, emek sömürüsüne, kadına yönelik şiddete karşı ve cinsiyet eşitlikçi bir sistem için sokaklara çıkarak 8 Mart’ı kutladı.

    Milion Women Rise öncülüğünde Londra Born Street üzerinde bir araya gelen binlerce kadın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Meksika’dan Kürdistan’a Türkiye’den Arjantin’e kadar bir çok kesimden ve onlarca kadın örgütünün katıldığı 8 Mart buluşmasında rengarenk görüntüler oluştu. Kadınlar, yaşadığı şiddeti ve eşitsizliği pankart ve dövizlere yansıtırken, “Biz birlik olursak şiddete son veririz”,  ‘Hemen adalet istiyoruz, kadınların birleşmesi engellenemez, nereye gidersek gidelim ne giyersek giyelim evet- evet demektir hayır ise hayır, güç kadında”, “Kadın cinayetlerine karşı birleşiyoruz”, “Şiddete hayır”, şeklinde sloganlar atıldı. Kadın örgütleri kendi renkleri ve ortak talepleri ile alandaki yerini alırken, Türkiye ve Kürdistan’daki kadın cinayetleri, politik kadın tutsaklar ve gazetecilere dönük baskılar da meydandaki taşınan dövizler ile dile getirildi. Kürdistan ve Türkiyeli kadınlar da alanda yerini alırken, Day-Mer, Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), Alevi Kadın Komisyonları, Kurd-AKAD ve Kürt kadın kurumları da kendi renkleri ve talepleri ile alandaki yerini aldı.

     

    LAS TESİS PERFORMANSI SERGİLENDİ

    Bond Street üzerinde toplanan kadınlar buradan kortej halinde Londra’nın en işlek caddesi Oxfort Street üzerinden Trafalgar Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.  Kadınların danslar eşliğinde şarkılar söylediği eylemde, Şili’de feministlerin başlattığı ve kadına yönelik şiddete karşı tüm dünyaya yayılan Las Tesis dans performansı sergilendi. Gösterim sırasında kadınların polislere dönerek söylediği,  “Tecavüzcü sendin, tecavüzcü sensin. Polis, Hakimler Devlet Başkan Baskıcı devlet bir erkek tecavüzcüdür. Baskıcı devlet bir erkek tecavüzcüdür” şeklindeki şarkı sözleri ise dikkat çekti..

    KADINLAR ASLA YENİLMEZ

    Yürüyüş boyunca “Ne istiyoruz ? Güvenli sokaklar, Ne zaman istiyoruz? Şimdi, Birlik Olan Kadınlar Asla Yenilmezler” sloganları ise hiç susmadı. Mor renklerin hakim olduğu yürüyüş te, Meksika Chiapaslı kadınların ulusal giysileri ile renk kattığı  eylem de, Türkiyeli bir grup dindar kadın ise anneleri tutuklandığı için cezaevinde büyümek zorunda kalan çocukları ‘Demir parmaklıklar ardında’ gösteren bir tiyatral gösterimle anlattı.

    Yürüyüş sorunda yapılan 8 Mart konuşmaların da ise polis-devlet-erkek şiddetine, eril sisteme, emek sömürüsüne, kadına yönelik şiddete karşı kadınların ortak örgütlenmesinin daha fazla büyüyüp geliştiği ifade edilerek, adalet, eşitlik ve özgürlük vurgusu yapıldı. Eylem Trafalgar Meydanı’nda sloganlarla son buldu.


  • Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor

    VAN – Van’da birçok eylem ve etkinlikte en ön saflarda yer alan ve baskılara karşı yaşamı boyunca mücadele eden Besna Akdoğan, kadınları 8 Mart’ta da alanlarda olmaya çağırdı.
    Özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hak mücadelesinde ön saflarda hep kadınlar yer aldı. Van’da yaşayan Besna Akdoğan da (65) onlardan biri. Her Kürt kadını gibi hayatı göç ve mücadeleyle geçen Besna, 30 yıl önce devlet baskılarından kaynaklı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinden Yüksekova’ya, oradan da Van’a göç etmek zorunda kalır. Van’da yapılan eylem ve etkinliklerde ön safları, tüm yıldırma politikalarına karşı ise alanları terk etmeyen Besna, kadınları 8 Mart alanlarına davet ediyor.
    ‘Van’da da devlet baskısı devam etti’
    Yıllarca katıldığı eylemlerde sürekli şiddet ile karşı karşıya kaldığını aktaran Besna, kadınların daha fazla ses çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Kadının hem erkek hem de devlet tarafından baskı altında tutulduğuna dikkat çeken Besna, “Devletten yana çok eziyet, cefa gördüm. Çocuklarım sürekli tutuklanıyordu. Bu nedenle İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Van’a geldik burada arsa aldık, ev yaptık. Yine devletin baskıları devam etti. Her türlü işkenceyi uyguladılar. Her zaman halkımın yanındayım. Bunca şehit verdik hepsi bizim evladımız. Onların arkasındayız, bu davayı da bırakmayacağız” ifadelerini kullanıyor.
    ‘Kürt kadının var olduğunu dünyaya gösterelim’
    Kürt mücadelesinde kadınların ön saflarda yer aldığını söyleyen Besna, bütün kadınların el ele vererek alanlara akması gerektiğini dile getiriyor. “Kürt kadınının var olduğunu dünyaya göstermeliyiz” diyen Besna, 8 Mart’ta da sokaklara çıkılması gerektiğine vurgu yapıyor. 8 Mart’ın kadınların erkekler ile “hesap günü” olduğu değerlendirmesini yapan Besna, “Bütün dünya kadınları ayaklanmalı. Sloganlar atmalıyız, coşkuyla kutlamalıyız. Son zamanlarda ne yazık ki kadınlar evden çıkmıyor, seslerini çıkarmıyor. Kadınlar her zaman bu davada en önde oldular. Şimdi de bütün yük kadının omuzlarında. Kadın kendini kandırmamalı, ayakları üzerinde durmalı. Kadın her şeyi yapabilir” diye konuşuyor.
    ‘Kadının elinin değdiği yer güzelleşir’
    Kadınların özgürleşmek için daha fazla alanlarda olması gerektiğini ifade eden Besna, “Biz bu zamana kadara evlatlarımızı, canımızı, malımızı verdik. Devlet elinden dayak yedik, işkence gördük, hapis yattık. Kadın artık korkmasın. Kadın kendini özgürleştirsin, daha büyük adımlar atsın, daha çok özgürleşsin. Kadın sadece evinde değil her zaman her yerde özgür olsun. Kadın neye el atsa güzelleşir, çiçek açar, aydınlanır” sözlerini kullanıyor.
    ‘Beyaz tülbentlerimizden korkuyorlar’
    “Devlet kadınlardan korkuyor” diyen Besna, son olarak da şunları söylüyor: “Polis beyaz tülbentlerimizden, fistanlarımızdan, sloganlarımızdan, konuşmamızdan korkuyor. Bize ‘beyaz tülbentleri çıkarın renkli takın’ diyorlar. Polis buraya geldiği zaman cesurca konuşuyoruz. Kadınların artık evlerinin dışına çıkması lazım. Gün içinde hiçbir şey yapmasalar bile en azından iki Barış Annesini ziyaret etmeliler. Buradan tüm kadınlara sesleniyorum 8 Mart’ta sokaklara akmalıyız.”
  • Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya

    Şeyda İpek


    (Erkekler İçin) Hayat Kolaylaştıran Ürün Dizaynları

    Kadınlar birçok konuda erkekler ile aynı sonuçları almak için daha çok çalışmak zorunda. Bu sadece iş yerinde erkeklerin gördüğü saygıyı görmek gibi soyut kavramlar için değil, tarlada aynı ürünü üretmek için de böyle. Bunun en önemli sebebi insanlar için hayatı ve iş gücünü kolaylaştırması gereken araçların kadınlar için dizayn edilmemiş olması. Bunun günlük hayattaki en basit örneği, kadınlar olarak ne elimize ne cebimize sığan cep telefonları. Kadın eline sığmayan bir başka alet ise piyanolar. Bunun acısını küçük ellere sahip Christopher Donison adlı bir erkek piyanist de çekmiş.

     

    • Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkede tarım makineleşmeye başlayınca kadınların tarıma katılım oranı düşüyor. Bunun sebepleri arasında kadınların bu makineleri almaya yetecek maddi durumlarının olmamasının yanında makinelerin kadınlar tarafından kullanımının zor olması da yer alıyor.
    • Yine tarım alanında yapılan “kalkınmalar” kadınlara danışılmadan yapılıyor. 2012 yılında Gates Vakfı tarafından hazırlanmış bir rapor buna güzel bir örnek vermiş: Sadece erkeklere sorulduğunda tarımda en önemli şey verim. Bunun için bir kurum verimi yüksek ekin hazırlamış. Fakat bu ekinler daha sonra çiftçiler tarafından rağbet görmemiş. Çünkü gerçek hayatta çiftçilerin arasında kadınlar da var ve kadınların öncelikleri farklı. Onlar için bu ekinleri ekmek uzun süreli hazırlık istiyor. Ayrıca bu ekinler verimli olsa da pişirmek için uzun süre istiyorlar. Daha sonra o ürünü pişirecek olan kadınlarında zamanı yok.
    • Ses kontrollü sistemler kadın seslerini anlamakta ve ayırt etmekte zorluk çekiyor. Mesela Google’ın ses-tanıma yazılımı erkek seslerini anlamakta %70 daha başarılı. Ses kontrol sistemleri arabalarımızdan ameliyathanelere kadar birçok yerde kullanılmakta ve bu tehlikeli sonuçlar getirebiliyor. Bir teknoloji şirketi sahibinin fikrine göre kadınların tek yapması gereken ses eğitimi alarak erkek gibi konuşmayı öğrenmeleri! Fakat tabii ki sorun kadınlarda değil. Bu eşitsizliğin en büyük nedeni bu tarz sistemleri eğitmek  için kullanılan veri tabanlarının yeterince kadın ses ve konuşma kalıpları barındırmaması.
    • Sadece ses tanıma yazılımları değil, yüz tanıma ve çeviri yazılımları da bu veri boşluğundan muzdarip. Kadınların veri tabanlarında doğru ve yeterli şekilde temsil edilmemesi yüzünden Bilim Kadınları’nın da sıkça karşılaştığı bir durum var: İngilizceye çevrilen twitlerde bilim kadınlarına erkek zamiri olan he olarak hitap edilmesi. İş başvurularında CV’leri tarayan algoritmalar da bu tarz veri eksikliğinden dolayı kadınlardan gelen başvuruları erkeklere göre başarısız algılıyor.
    • Silikon Vadisi gibi yerlerin erkekler tarafından domine edilmesi yeni ürünlerin çoğunlukla erkeklere yönelik olmasını sağlıyor. Kadınların hayatını kolaylaştıracak, yeni dizaynlı meme pompası gibi, ürünler fon sağlayan erkekler tarafından önemli görülmüyor. Bu isteksizlik mantıklı değil. 2018 yılında toplanan veriler gösteriyor ki kadınlar aldıkları her 1 dolar için 78 centlik kazanç sağlarken erkekler sadece 31 cent kazanç sağlamış. Bu üstünlük uzun süreli kazanca bakınca da devam ediyor.
    • Teknoloji endüstrisinin birçok köşesi erkekler tarafından domine ediliyor. Bunun sonuçları çoğunlukla yeni teknolojilerin kadınlar tarafından kullanımının zor ya da imkansız olması, veya kadınlarının ihtiyaçlarına cevap vermemesi. Mesela koşu bantları veya Fitbitler erkek fizyolojisine ve hayatına göre ayarlandığı için kadınların kalori yakma ve adım atma verilerini yanlış yorumluyor. Sanal Gerçeklik (SG) kıyafetleri kadınların vücuduna tam uymadığı gibi gözlükleri de erkeklerinkine göre küçük olan yüzümüze tam oturmuyor. Bunun yanında bazı SG gözlükleri maskaralı gözleri algılamıyormuş!
    • Araba kazalarında hayat kurtarıcı olması gereken emniyet kemerleri sadece erkek bedenine göre tasarlanmış modeller üzerinde denenmiş. Yine araba koltukları da böyle. Avrupa Birliği dahil hiçbir yerde bu tarz güvenlik yöntemlerinin kadınlar için test edilmesi şart değil. Kadınların kas oranı ve vücut yapıları erkeklerden genel olarak farklı. Memelerimizin olması ve hamilelik bu farklılıkları hepten arttırıyor. Fakat erkek-odaklı araba dizaynları bu farklılıkları dikkate almıyor. Verilere göre kadınlar erkeklerden daha az oranda kaza yaptıkları halde daha yüksek oranda ölüm tehlikesi altında kalıyorlar. Büyük olasılıkla kadın vücudu gözardı edilerek yapılan dizaynlar bunun bir parçacı, fakat veri toplayan beri gelsin!
    • Kadınların bir erkeğe ihtiyaç duymadan günlük hayatına adapte edebileceği mekanizmalar bulmak için kadınlarla konuşmayı akıl edemiyor icatçılar. Dünyanın dört bir köşesinde kullanılan üç-taş ocağı denen ortasında odun, kömür gibi bir yakıtın bulunduğu üç taştan oluşan geleneksel bir ocak türü var. Bu ocak etrafa zehirli dumanlar saçıyor. Ocak başında en çok zaman geçiren kadınlar olduğu için bu zehirli gazlar en çok onları etkiliyor. Onlarca yıl boyunca birçok kurumun evlere temiz ocak türleri getirme çabaları yetersiz kalmış. Onlara göre suçlu değişim istemeyen kadınlar. Halbuki temiz denen ocaklara bakıldığında bunların kadınların hayatını birçok yönde olumsuz etkilediği görülüyor. Mesela bazıları pahalı ve kadınların parası yok. Bazıları dikkat istiyor ve kadınların gün içinde yapacak bin türlü işi var, ocak başında bekleyemezler. Bazıları sürekli bakım gerektiriyor ve bu erkek işi. Kadınların yeni bir teknolojiyi adapte etmelerindeki çok büyük bir etken o teknolojinin kadınları erkeklere muhtaç etmemesi. Bu arada ocak sorununa en sonunda kadınlara danışılarak bulunan bir çözüm eski ocaklara eklenen, ucuz bir baca mekanizması. Bu icat için neredeyse 50 sene beklemek gerekmiş!

     

    Doktora Gitmek

    Kadın bedeninin erkek bedeninden sapmış bir anomali gibi görülmesi çok yaygın bir alışkanlık. Bir başka alışkanlık ise tıp ve ilaç bilimcilerin kadınları normalin dışında, hormonal değişimleri çalışmalarda kontrol edilemeyecek, gizemli yaratıklar gibi algılaması. Bunun sonucu ise kadınların ihtiyaç duydukları tedavilerin bulunmaması, hatta birçok hastalığın kadınlarda teşhis bile edilememesi.

     

      • Kadınlar ilaç ve tedavi çalışmalarında yeterince, hatta bazen hiç, temsil edilmiyor. Bu çoğunlukla kadınları etkileyen hastalıklar için bile böyle. Bu temsil eksikliği hayvan, hatta hücre seviyesindeki deneylerden başlıyor ve her aşamada devam ediyor. Buna verilen en büyük mazeret kadınların adet dönemindeki hormonların istatistikleri etkileyeceği. Bu mazeret bilimsellikten ve etikten uzak. Erkeklerin de hormonal değişimler yaşadıkları biliniyor. Ama en önemli nokta: adet gören insanlar ilaç almasın mı? Ki çok görülen bir olay birçok ilacın adet döneminde işe yaramaması, çünkü o dönemdeki etkileri deneyler ile çalışılmamış. ABD’de ilaç yan etkilerini yaşayanların büyük çoğunluğu kadınlar. Kusmadan sonra kadınlar için en büyük yan etki ‘bu ilaç bir işe yaramadı’.
      • Kadınların ilaç ve tedavi gelişiminde temsil edilmemesinin yan etkisi sadece işe yaramayan ilaçlar değil. Bu eksiklik kadınların hayatını değiştirecek ilaçların geliştirilmesini engelliyor. Mesela neden adet sancısı için bir ilaç yok piyasada? Bazı ön çalışmalar Viagra’nın kadınlarda adet sancısını azalttığını göstermiş, fakat bu sorunun önemli bir durum olmadığını düşünen şirketler ve kurumlar detaylı çalışmalar için fon ayırmıyor. İlaçların yanında tıbbi aletlerin de kadınlar üzerindeki etkisi çok bilinmiyor. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan kalp pili tarzı araçlar erkeklerde daha çok işe yarıyor. Bu tarz araçların ne zaman takılacağı ise yine erkeklerden toplanan verilere göre verilen bir karar.
      • Bazı hastalıklar kadınlar ve erkeklerde değişik semptomlarla başlıyor. Bunlardan belki de en önemlisi kalp krizi. Hepimizin küçük yaşta filmlerden öğrendiğine göre kalp krizi yaşlı, şişmanca bir erkeğin göğsünü tutması ile gösterir kendini. Halbuki birçok kadında kalp krizi semptomları mide bulantısı ve karın ağrısı. Bu ‘normalden farklı’ semptomlar doktorlar tarafından göz ardı ediliyor. Kadınların kalp krizinden ölme riski erkeklerden daha yüksek. Teşhis eksikliği bunun nedenlerinden biri. Diğer nedenler tabii ki kalp krizinden korunma ve tedavi yöntemlerinin kadınlar için değil erkekler için optimize edilmiş olması.
      • Kadınların semptomları sağlık personeli tarafından dikkate alınmıyor. Belki erkeklerin de ‘doktor beni dinlemedi’ tarzı sızlanışları vardır, fakat bu deneyim büyük oranda kadınları etkiliyor. Kadınların ağrı ve acıları çoğunlukla fiziksel bir hastalık değil de duygusal nedenlere bağlanıyor. Sırt ağrısı için doktora gidip antidepresan ile eve gönderilen kadınlar nadir değil. Bu inançsızlık kadınların hastalıklarının teşhisini senelerce geciktirebiliyor. Mesela ABD ve İngiltere’de endometriyozis adlı, rahim hücrelerinin vücutta başka yerlerde büyümesi ile oluşan bir hastalığın teşhisi 8-10 seneyi bulabiliyor. Bu hastalığın en büyük semptomu: aşırı karın ağrısı. Bayıltacak kadar olabiliyor bu ağrı, ama kadınlar ‘strestendir’ diyerek eve gönderiliyor.
  • Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!

    Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!


    Küçükken anneannem mor eteğimle sokakta oynamama izin vermezdi. Taytlar pantolonlar geçirip çıkardım üzerime. Etekli, sarışın kızlara bakıp özenirdim. Sanki o eteğin yokluğu beni görünmez yapıyordu. Mahalle maçı yapan oğlanların ilgisini çekmiyor, bir türlü dönüp bakılacak kadar güzel hissetmiyordum. Güzelliğin defter arasına kalp çarpıntısıyla bırakılmış akrostiş bir şiire, teneffüs aralarında kız kıza kikirdemelere, gizli bir bilginin yarattığı adına arkadaşlık dediğimiz ortaklıklara yol açtığı zamanlardı. Güzellik nasıl da her şey demekti! Bir de çalışkan öğrenciysen! Matematiğe kafan basıyor, hücreleri mikroskopla gözüne sokmaları gerekmeden uzaktan tanıyorsan.

    Ben mikroskopla görmeden inanmayanlardandım. Hayal gücüm bir rapunzel saçlı prenseslere, bir de şu suya bile karışan hidrojenle oksijene kızgındı. Başka şeyler hayal ediyordum. Sonu hep bir sahnede ödül aldığım, bazen yazar, bazen fen bilimlerini parmağında oynatan bir profesör, bazen de dünya şampiyonu ilk kadın futbolcu olduğum düşlerle bitiyordu. O zaman herkes mecburen fark edecekti beni. Mahalle maçı neymiş, ben dünya şampiyonu olmuştum. Üstelik birkaç dilde röportaj veriyor, İngilizce öğretmeni ‘’repeat after me’’ diye sınıfta öfkelenedursun, dünya basınını kendime hayran bırakıyordum. Bu hayallerin sabahı koşa koşa aynaya baktığım ve yine nalet olası gözlerimin yeşil oluvermediği gerçeğiyle kararıyordu.

    Dokuz yaşında neredeyse her gün bilim kadını ya da ünlü bir yazar olma düşüyle daldığım uykulardan kahverengi çekik gözlerle uyandım. Hangisi benim düşümdü, hangisi renkli gözlü Barbie bebeklerden kalmıştı? Baktım gözlerimin bir sabah yeşil, mavi, hadi en olmadı elaya döneceği yok ben de çalışkan olmaya karar verdim. Dünyanın en çalışkanı! Matematikten din bilgisine bütün konuları ezberleyip, durmadan yıldızlı beş almaya başladım. Yeşil gözlü olmaktan biraz daha zordu tabii. Yeri geldiğinde uzun duaları bile hatasız okumayı, yirmi beş soruluk testlerden en fazla iki yanlış çıkarmayı gerektiriyordu. Profesörlüğe dair hayallerimi ardı arkası gelmeyen konu testleriyle rafa kaldırdım. Elli yaşında bile, laboratuvarımda buluşlar yapmak isterken beni rahat bırakmayacaklar, ikide bir test çözdüreceklerdi demek bana. Bilim benim için dört şıklı test sorusu demek oldu.

    Çalışkan olunca çok sevildim. Öğretmenler yere göğe sığdıramıyor, kopya timi sınavlarda etrafıma denk gelebilmek için çırpınıyordu. Başkalarıyla aynı suçu işlediğim halde cetvelle avucuma vurulmadı. Hatalarımda annemle babamı arayacağını söyleyerek tehdit etmedi müdür yardımcısı. Ben yine de hata yapmadım. Ya biterse korkusuyla. Ya beni de matematikten 1 alanlar gibi arka sıralara atarlarsa diye. Şimdi düşünüyorum da nice güzel yetenek, belki ressam, en hakikisinden bir şair, bir zanaatkâr ya da sadece kendine inanan bir insan olabilecek niceleri arka sıralara atılarak etkisiz eleman, istenmeyen bir hayalet olduğuna inandırılmıştır.

    İlkokul yıllarında o dönem televizyonda denk geldiğim bir filme öykünerek olsa gerek, yirmi yıl sonra açmak üzere bir mektup yazmışım kendime. “Sevgili gelecekteki ben” diye başlıyor mektup. “Mutlaka çalışkan olmalısın!” Hayata dair keşfettiğim bu şahane bilgiyi heyecandan devrilen cümlelerle tekrarlayıp durmuşum. Hata yapmayacak, çok çalışkan olacak, en iyi okullarda okuyacak, böylece sevilecekmişim. İnsan sevilmeye ne hasret, hem de her yaşta. Biraz gözlerim doldu ne yalan söyleyeyim. Keşfettiği çok gizli hayatta kalma iksirini gelecekteki haliyle paylaşan küçük kızı bulup sarılmak istedim. Onun elinden tutacak, bu kadar kafaya takma diyecektim. Düşeceksin, hayatının en büyük başarısızlığı sandığın başarısızlıklar yaşayacaksın. Çalışkan olmakla engelleyemeyeceğin yaralar alacaksın. Hayat keşfettiğini sandığından biraz daha çetrefil çıkacak. Bazen bir festival, bazen korku filmi. Korktuğunda gözünü sımsıkı kapayacaksın, yine de yok olup gitmeyecek. Orada dikilip seni mücadeleye çağıracak. Gideceksin sen de. Bata çıka, düşe kalka. En kötü halinde de seni seven çıkacak. Hem de sırf düzgün doldurduğun sınav kâğıdına göz ucuyla bakabilmek için değil, yalnızca sen olduğun için.

    Bugün yirmi yıl sonra okumak üzere başka bir mektup yazdım kendime. “Sevgili gelecekteki ben!”, diye başladım, “seni çok seviyorum”. Başına bin bir türlü iş gelmiş olmalı. Eminim elinden geleni yapmışsındır, üzülme. Bugün elimde geleceğini mükemmel kılacak harika buluşlar yok. Belki de hiç olmadı. Gelecekteki hali mutlu olsun diye mektup yazan o masum inançta saklı büyük sır. İnancın hala baki mi? Öyleyse devam. Hayatı kestirilemez olduğu için tutkuyla sevmedik mi?

    Görsel: PING ZHU
    Kaynak: 5Harfliler