Category: KÜRDİSTAN

  • 14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitlerini sadece bugünde anmıyoruz. Onların büyük direnişçilikleri bugün insanlık mücadelesinin verildiği her yerde temsilini bulmaktadır.

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR 1

    Ali Boyraz-Londra

    Kürdistan ve PKK tarihinde bir çok önemli dönemeçler vardır. 14 Temmuz Direnişi de Kürtlerin ve insanlığın mücadelesinde bu derecede önemli bir role sahiptir.

    O halde 14 Temmuz direnişi neden bu kadar önemlidir?

    14 Temmuz Direnişi , Kürdistan’da ve Türkiye’de mücadelenin en zorlu koşullarında yeniden ayağa kalkışın ve, “Ben de varım, bizim mücadelemizi bitiremezsiniz” demenin adıdır.

    12 Eylül 1980 faşist askeri darbe yapıldıktan sonra Kürdistan ve Türkiye’de devrimci hareket ve gruplara yönelik şiddetli bir saldırı geliştirilmiştir. Toplu tutuklamalar, sokak ortasında insanların kurşunlanarak öldürülmesi, stadyumlarda kitlesel göz-altılarla toplu işkenceye maruz bırakma, köy meydanlarında insanların öldüresiye dövülmesi, hukuksuz bir şekilde 250,000 insanın tutuklanması gibi insanlık dışı uygulamaları çoğaltarak sıralamak mümkündür.

    Faşist askeri darbenin hedeflediği tek şey, Kürdistan’da geliştirilen mücadelenin halkla birlikte beton mezara gömülmek istenmesidir.

    Bu dönem bırakalım PKK mücadelesini, Kürtlük adına ne varsa yok edilmek istenmiştir. Bunun merkezi olarak da Diyarbakır 5 nolu zindan seçilmiştir.

    Diyarbakır zindanının içinde yaşananlar bugün de tam olarak bilinmemektedir. Tespit edildiği kadarıyla 1981-1984 arasında 70 kişi işkence sonucu yaşamını yitirmiştir. Ancak, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu sayı çok daha fazladır. Orada yaşayanlar, “anılarını” anlatırken daima “vahşet” vurgusu yapar. Ama Diyarbakır 5 nolu da yaşananlar vahşetle bile izah edilememektedir.

    Bir hücrenin, bir koğuşun yan taraftaki hücre ve koğuşta yaşananları öğrenme şansı olmamıştır. Bir çok şey yıllar sonra öğrenilmiştir. Yani, burada yaşayanlar bile tam olarak nelerin yaşandığını aylar- yıllar sonra öğrenebilmişlerdir.

    Yüzbaşı Esat Oktay ile birlikte getirilen 90 kişilik özel komando birliği bu zindandaki direnişi ve dışarıdaki halkın da iradesini kırmak için özel eğitilmişlerdir.

    Esat’ın kendisi de bizzat Kıbrıs’ta kontrgerilla eğitimi görmüştür.

    Diyarbakır zindanında hangi direnişten bahsedilecekse önce zindan ve dışarıdaki koşullara bakmak gerekiyor. Zindan ve dışarıda yoğun ve kontrolsüz bir baskı, katliam ve sindirme varken, PKK’nin de Kürdistan’dan yurtdışına çekilmiş olma gerçekliği vardır. Kaba deyimle, yaprağın kımıldamadığı bir süreçtir. Bu donemde Diyarbakır’da PKK’nin bir çok kadrosunun yanında 5,000 kişiye yakın tutuklu vardır. Yoğun bir baskı yaşanırken sürekli bir direniş çabası da vardır. Dolayısıyla bu süreç, PKK ve Kürdistan halkının mücadelesinin zindanda temsil edildiği bir süreçtir. Egemenler de bunu bildiği için zindanda vahşette sınır tanımamışlardır.

    Direniş kırılarak teslim alma ve kişiliksizleştirme temel politika haline getirilmiştir.

    Bunun karşısında ise tüm olanaksızlıklara, iletişimsizliğe, akla-hayale sığmayan uygulamalara rağmen DİRENİŞ kararı bedenlerle ortaya konulmuştur. 14 Temmuz Ölüm Orucu kararı verildiği zaman temel talep, askeri mahkemelerde siyasi savunmalara izin verilmesi ve ardından ise cezaevi koşullarının insanileştirilmesi olmuştur.

    Enternasyonalist KEMAL PİR, ‘‘ilk ölenler bizler olmalıydık, PKK’ye layık olmak gerekir”, demişti.

    Hayri Durmuş, ‘‘mezar taşıma bu halka borçludur yazın”, ‘‘Kürdistan Vietnamlaşıyor bu insan çığlıklarını unutmayın”, demişti.

    Kürdistan Gençliğinin Kızıl Yıldızı ALİ ÇIÇEK, ‘‘PKK bize teslimiyeti değil, direnişi öğretti”, demişti.

    AKİF YILMAZ, ‘‘bu halk için ne yapsak azdır”, diyerek 14 Temmuz Büyük Ölüm orucunun önemini daha ilk günden ifade etmişlerdir.

    14 Temmuz kararlılığı, Kürdistan’da ileride geliştirilecek olan gerilla mücadelesinin de ilham ve güç kaynağı olmuştur.

    Kemal Pir 7, M. Hayri Durmuş 12, Akif Yılmaz 15, ve Ali Çiçek 17 Eylül’de şehit olana kadar bu kararlılıktan kesinlikle taviz vermeyerek düşmanı kahretmiş ve şehadetleriyle de tarihin gidişatını değiştirmişlerdir.

    14 Temmuz direniş ruhu en zor koşullarda direnerek ayağa kalkışın ve haykırmanın adidir.

    Yine her koşulda düşmana karşı durabilecek iradenin gösterilmesidir. Bu irade, azim, kararlılık ve başarı bugün Şengal’de, Kobani’de ve direnen tüm insanlıkta temsilini bulmaktadır.

    Bu anlamda 14 Temmuz direnişi, aynı zamanda Kürdistan halkının mücadelesinin tetiklendiği andır.

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitleri halkların özgürlük kavgasında yaşamaya devam edecektir.

    Temmuz 2015

  • Kobane Katliamında Ağır Bilanço: 152 Ölü, 180 Yaralı

    Kobane Katliamında Ağır Bilanço: 152 Ölü, 180 Yaralı

    DAIŞ çetelerinin dünkü saldırısında kent merkezi ve BerxBotan köyünde katledilen Kobaneli sayısı 152’ye çıktı. Çetelerin elinde bazı rehinelerin de olduğu belirtiliyor. Yaşamını yiterenlerin 120’si toprağa verildi.

    https://www.youtube.com/watch?v=RXA2Agy-USM

    Kobane Şehit Aileleri Kurumu’ndan alınan bilgilere göre; DAIŞ çetelerinin Kobane’nin 30 km güneyinde yer alan Berx Botan köyü ile Kobane merkezine yönelik saldırılarında çocuk, yaşlı ve kadınlardan oluşan toplam 152  sivil savunmasız insan katledildi. Yaralı sayısı ise, 180 olarak açıklandı.

    152 kişiden 26’sının Berx Botan köyünde ,126’sının ise Kobani kanton merkezinde katledildikleri öğrenildi.

    Yetkililer, bu sayının hastaneye getirilen cenaze sayısına göre belirlendiğini, sayının daha da artmasından endişe duyduklarını belirtti.
    Kobane Katliamında Ağır Bilanço: 152 Ölü, 180 Yaralı 2

  • SON DAKİKA! GIRÊ SPÎ (TIL ABYAD) DE ARTIK ÖZGÜR

    SON DAKİKA! GIRÊ SPÎ (TIL ABYAD) DE ARTIK ÖZGÜR

    Komutan Rubar Hamlesi’nin finalinde DAIŞ işgaline son veren YPG ve Burkan El Fırat güçleri zafere ulaştı. Girê Spî de 2 yıllık aradan sonra özgürlüğüne kavuştu.

    SON DAKİKA! GIRÊ SPÎ (TIL ABYAD) YPG DENETINDE 1

    Operasyonu an be an takip eden ANHA muhabirleri, YPG ve Burkan El-Fırat güçlerinini DAIŞ çetelerine yöenlik başlattığı Kıskaç Harekatı’nın zaferle sonuçlandığını ve saat  21.20 dolaylarında  Girê Spî’nin çetelerden temizlenerek özgürlüğüne kavuşturulduğunu bildirdi.

    Kentteki tüm yüksek binalarla sınır kapısına YPG ve Burkan El Firat bayrakları dikildi.

    YPG komutanlarından Husên Koçer de Girê Spî’nin özgürleştirildiğini doğruladı.

    YPG ve Burkan El Firat güçleri, özgürleştirilen şehirde arama tarama faaliyetleri başlattı.

    Çetelerin birçoğunun Türkiye tarafına kaçtığı görüldü. Türk askerleri bazıları gözaltına aldı.

    SON DAKİKA! GIRÊ SPÎ (TIL ABYAD) YPG DENETINDE 2

    Kaynak: ANHA

  • Cezaevinden Seçim İzlenimleri

    Cezaevinden Seçim İzlenimleri

    Yazar Özgür Amed, hükümlü bulunduğu Diyarbakır D Tipi Hapishanesinde 7 Haziran genel seçimlerini, vekil tahminlerini, “hapishane bilgi işlemi” ve sonuçları nasıl heyecanla beklediklerini bianet’e yazdı.

    Cezaevinden Seçim İzlenimleri 1

    Bugünü, yani 8 Haziran’ı, siyasi tutsaklar olarak çok heyecanlı ve umutlu geçirdik. Gece bitmek üzere ve şu an bu satırları yazarken ikinci bir mutluluk yaşıyorum. Pencere kenarındayım ve nerden geldiğini bilmediğim muhteşem bir parça dinliyorum. Melodiler karanlığı delip bana ulaşıyor. Yani günü iyi bir finalle kapatmak üzereyim. Oda arkadaşlarım da hazır yatıyorken ben de bugüne geliş sürecimizi ve seçimi nasıl atlattığımızı özetlemeye çalışacağım. Dikenli yollara sapmadan, sizi de yormadan kısa notlarla bizdeki seçim şöyle:

    Newroz’dan bu yana cezaevindeki bitmek bilmez, her gün tartışılan bir konu idi seçim. Hiçbir yer bu mekân kadar bu sürecin takipçisi olamaz. Günler boyu program takip etmeler, okumalar ve onların tartışılması, her cepheden tüm olasılıkları anlama çabası aldı başını gitti. Tüm canlı yayınları izledik, kaçırdığımız detayları görüşlerde aile ve avukatlar üzerinden öğrenmeye çalıştık. Kartondan yaptığımız tahta üzerinde il il hesaplar, geçmiş seçimlerle kıyaslamalar hala duruyor. HDP Bilgi İşlem bizim kadar çalışmamıştır.

    Ercan Hevalin cebinde cumhurbaşkanlığı seçiminden kalma bir kupür elden ele dolaşıp tekrar onun cebine iniyordu. Bir sonraki seçim için rafa kaldırdı. Kısmımızın en fantastik yorumcusu Sadık Hevaldir. Aynı zamanda yaşça en büyüğümüz. Sadık Hevalin kendine has bir seçim algoritması vardı. Yatarken kurguladığı simülasyonları sabahları bizimle paylaşıyordu. Bir on gün önce seslendi ve yaz dedi. “HDP en az 80 vekil çıkaracak” Heval ne ettin! En fazla 77 civarı oluyor. İkna edemedik. Ve 8 Haziran’da haklı çıktı. Bu haklılığın gururu ile şimdi volta atıyor.

    Burada yaklaşık 210 oy kullanıldı. Bunun 200 tanesi HDP çıktı. Bağımsızlarda kalan veya adli suçlular arasında kalanların AKP’ye verdiği birkaç oy var. Asıl bomba ise MHP’ye de bir oyun çıkmış olması. Rakamla: 1. Heyecan yapmayın hemen, o oy da gidemedi ülkücü camiaya. Çünkü bir arkadaş yanlışlıkla basmış. Madem öyle, gel böyle kuralından yola çıkarak HDP’ye de tekrar evet basıp oyu yakmış. Yani oy intihar etmiş.

    Yaklaşık 250 kişi de oy kullanamadı. Ben de o şanssız arkadaşlardan biriyim. Hükümlü olduğumuz için oy hakkımız yok. Bizim kısımdan bir arkadaş oy kullanmaktan döndüğünde elini açıp gösterdi. “Merak etme, senin içinde evet’i bastım” dedi. Avucunda iki evet mührü vardı.

    Seçim günü kahvaltıdan sonra tüm arkadaşları topladım ve hepsinden tek tek bir oran söylemesini istedim. Bizim kısım alt ve üst kat olmak üzere, 6 oda ve toplam 19 kişiyiz. “Sadık heval, yüzde kaç olacağız?” dedim. “Yüzde 16” dedi. En yüksek oran ondan geldi. En düşük oran ise Ömer Hevalin yüzde 10.3 tahmini idi. Ortalamamızı hesapladım: Yüzde 11.8 çıktı. En iyi tahmini yapan arkadaş M.Ö 550’li yıllarda kurulan bir direniş örgütünde üye olduğunu söyleyen Fexri Heval oldu.  Yüzde 13.5 demişti. Ödül olarak dev bir alkış, fıstık fındık verdik. Seçim bitti! Sandıkların hepsi açıldı ama Sadık Heval hala umutlu, oy oranının artmasını bekliyor.

    Sadık Heval daha önce pek çok hesap yapmıştı. Onun hesaplarına göre 175 vekil çıkarıyorduk. Örneğin sadece iki vekil çıkaran Yalova’ya üç tane HDP vekili vermişti. Yalova yüzde 23 çıkaracağız, deyip durdu. Yalova takıntısının özel bir nedeni var ama bize söylemiyor.

    Hapis kesinlikle mekân ile ilgili değil. Lakin bazen kendini dört duvar arasında hissettiğin zamanlar var. Amed mitinginde bomba patladığında da öyle oldu. Yüreğindeki acı yumru olup göğüs kafesine yapışıyor. Çıkmıyor oradan. Çıksa da duvara çarpıp geri geliyor. Acı seninle kalıyor, aşamıyor duvarı. Canlı izledik her şeyi. O an orada olmak istiyorsun. Sevinç illa ki ortaklaşacak bir an, bir kişi bulur ama acıyı zamanında paylaşma isteği daha fazladır,  daha çok tetikler. İki gün sonra da o bizimle kalan acıyı çığlıklar ile nihayet gökyüzüne savurduk. Sandıklar açıldıkça acı da o sandıklardan dışarı çıkıyordu.

    Akşam kurulduk. Barajdan yana tek bir tereddüdümüz yok ama AKP ve onların gözü dönmüşlüğünden, çalınacak oylardan çok kaygılıyız. Tek korkumuz bu yönlü. Oy oranımız yükseldikçe rahatladık, eridik. Hatta gardiyanlar da gelip bizimle oturdu ve beraber izledik. İsterseniz bu gece sizi odaya kilitleyelim biz dışarıda kalalım dedik ama kabul etmediler.

    Saatler akşam 23:00’e yaklaştığında sloganlar, bağırış ve çağırışlar her tarafı inletiyordu. Diğer kısımlardan da sesler bize ulaşıyordu. Muazzam bir sevinç her tarafı sarmıştı. Tüm kısımlar aynı anda harekete geçtiğinde, duvar ve telleri aşan ses orkestrası tarifi zor bir duygu ortaya çıkıyor. Bu seçim zaferi ile tekrar bu duyguyu hissettik. Gece çok uzun oldu. Uyku haram idi. Sabaha karşı artık rahatça yatağa uzanabildik. Aylardır binbir zorlukla kafa patlatma ile geçen süre yerini sabah kucaklaşmaya bıraktı. Kimse görmedi, duymadı ama çok büyük sevinç yaşadık. Bunu bilin isteriz.

    Şimdi tüm kısımlarda ben bunu demiştim, bu oranı demiştim, en yakın ben tutturdum kavgası var. Yeni gündem konusu ise nur topu gibi koalisyon meselesi…

    Durum bizde özetle böyle.

    Pek çok şey söylenebilir ama bir iki kelam ile duygularımı ifade edip bağlayalım sözü. Siyasi tarihi, bilinç ve ruhu, vatanı, kimliği, dili yok denilen ve en önemlisi varlığı kuşkulu kabul edilen Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Romanlar, Aleviler kısacası tüm ötekiler, emekçiler, ezilenler, hor görülenler artık meclisin içinde resmi olarak varlar. Haykıracaklar. Meclis ilk defa 1923’teki ilk haline, çoğulcu temsiliyetine benzedi. Bu önemlidir kanımca. Sömürgeciliğe karşı 84’te ilk sıkılan kurşundan sonra dağıtılan bir bildiride “Sizleri, yaşamınızı, geleceğimizi karartan bu faşist barbarlığa karşı direniş mücadelesini yükseltmeye, sahip çıkmaya çağırıyoruz” denmişti. Eruh sokaklarında dolaşan bu bildiri, ilk defa karşılık buluyor. Karşılık buldu. Eğer insan dâhil olduğu siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilerin bir toplamı ise, HDP Gramsci’nin iddia ettiği “kolektif özne” olabilmiş demektir.

    Çünkü tüm farklılıklar aynı eylem talebinde bulundu. Eylemini harekete geçirdi. Unutulan miras tekrar hatırlandı. Benjamin “Unutulmak üzere olayların, durumların, yüreklerin devrimci bir güç taşıdığını” iddia eder. Bu seçim zaferi unutulan en büyük devrimci gücü yani umudu tekrar hatırlattı. Her şey yeni başlıyor. Hepimize başarılar.

    Amed D Tipi’nden kucak dolusu selamlar. Tüm arkadaşların selamı var… (ÖA/AS)

     

    Bianet.org

     

    Roboski katliamını yapanları yargılamaya bile yeltenmeyen devletin hakim ve savcıları, Roboski katliamı protesto eylemlerine katıldığı için Yazar Özgür Amed’e 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası Verdi. Amed 23 Şubat 2015’ten bu yana cezaevinde.

  • Demirtaş: HDP’nin güneşi 81 ile yeter, ampule gerek yok

    Demirtaş seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu saat itibariyle Türkiye artık başkanlık tartışması, diktatörlük tartışması son bulmuştur. Artık HDP’nin güneşi 81 ile yeter, ampule gerek kalmadığını ispatlamış olduk” dedi.

    londra-demirtas5

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu saat itibariyle Türkiye artık başkanlık tartışması, diktatörlük tartışması son bulmuştur. Bu muazzam zaferin ortaya çıkmasında milyonların emeği var, gönüllü kolektif bir akıl var. Bir üst, komplo aklı değil, çirkef aklı değil, halkın ortak vicdanı ve ortak aklı var” dedi.

    Demirtaş’ın konuşması şöyle:

    “Zorlu eşitsiz, adil şartlarda gerçekleşmeyen bir seçim kampanyasını tamamladık. Öncelikle bu seçim kampanyasını demokratik özgür bir ortamda gerçekleşmediğini açıkça ifade etmek istiyorum.

    Devlet gücüne, devletin bütün imkanlarına karşı bir partinin, iktidar partisine devletin bütün olanaklarını arkasına alarak yürüttüğü bir kampanya ve saldırıya karşı bizler Türkiye’nin ezilenleri olarak, Türkiye’nin yoksulları, emekçileri, barıştan, adaletten ve özgürlükten yana olanları olarak, muhteşem bir zafer ve muazzam bir başarı elde ettik. Hepimize, bütün Türkiye’ye şimdiden hayırlı olsun.

    ÖZGÜRLÜKDEN, DEMOKRASİDEN, BARIŞTAN YANA OLANLARIN ZAFERİDİR

    Bu seçimde özgürlükten, demokrasiden, barıştan yana olanlar kazanmış, baskı otoriterlik, kibirli duruştan yana olan ve kendini Türkiye’nin tek sahibi olarak görenler kaybetmiştir. Kazananlar Türkiye’nin özgür yarınlarına sevdalı olanlardır. Bütün ezilenlerin, bu ülkede yaşayan bütün etnik kimliklerin, bütün inançların Alevilerin, Sünnilerin, Hıristiyanların, Musevilerin, bu topraklarda ötekileştirilmiş olanların ortak zaferidir. Bu zafer Türkiye’de işçilerin, işsizlerin, köylülerin, çiftçilerin, emeği sömürülenlerin yani solun ortak zaferidir. Bu zafer, ülkede demokratik, sivil bir anayasa, çoğulcu, özgürlükçü bir anayasa isteyenlerindir. 12 Eylül anayasasına, onun dayattığı yüzde 10’luk baraja karşı duranları, demokratik çözüm ve barış, Kürt sorununda barışçıl çözümden yana olanların, Kürtlerin de bu ülkede onurlu bir halk olarak yaşamak isteyenlerin zaferidir. Bu ülkedeki kadınların ortak zaferidir.

    Bizler seçim kampanyası boyunca meydanlarda, alanlarda ne söylediysek arkasındayız, ne söz verdiysek arkasındayız. Artık HDP gerçek bir Türkiye partisidir. Türkiye HDP’dir, HDP Türkiye’dir. Bunu başarmış olmanın büyük gururunu, zaferini yaşamayı hak ediyoruz.

    ‘AKP TÜRKİYE’NİN DOĞUSUNDA SIFIRLANMIŞTIR’

    Seçimin en önemli sonuçlarından birisi de AKP’nin bu kibirli tavrı ile Kürt sorunu, müzakere, çözüm masası yoktur diyerek Türkiye’nin doğusunda sıfırlanmıştır. Bu seçim döneminde bize inanarak, bize güvenerek, hangi gerekçe ile oy vermiş olurlarsa olsunlar, hiç kimseyi mahcup etmeyecek bir duruş ortaya koymuş olacağız. Bize emanet oy vererek, de HDP’nin Türkiye’de demokratik siyasetin önünü açmak için oy verenlere…

    Bu saat itibariyle Türkiye artık başkanlık tartışması, diktatörlük tartışması son bulmuştur. Bu muazzam zaferin ortaya çıkmasında milyonların emeği var, gönüllü kolektif bir akıl var. Bir üst, komplo aklı değil, çirkef aklı değil, halkın ortak vicdanı ve ortak aklı var. HDP bundan sonra Türkiye halklarının aleyhine hiçbir projenin içinde olmadığı gibi bundan sonra da olmayacaktır. Bütün proje ve kararlarımız Türkiye’nin geleceği ve özgürlüğüne dair olacaktır. HDP’yi oluşturan bütün partilere teşekkür ediyorum. Bizimle ittifak halinde seçimlere giren tüm partilere teşekkür ediyorum. Bizimle ittifak kurmamalarına rağmen destek açıklamasında bulunanlara teşekkür ediyorum. Yine bu seçim sürecinde kampanyada uğradıkları saldırılarda, provokasyon girişimlerinde yaşamını yitiren arkadaşlarımız, bütün mücadele hayatımız boyunca yitirdiğimiz arkadaşlarımıza Allahtan rahmet, ailelerine ve halkımıza baş sağlığı dileklerimizi ifade ediyoruz.

    Kolu, bacağı, eli kopan arkadaşlar en çok bu zaferi hak ediyordu. Onların hepsine sonsuz teşekkür sunuyorum. Özellikle yüreği yaralı, yüreği yanık Kürt annelerine armağan ediyoruz.

    Ölümü göze alan, coşkulu mücadeleleri elbette ki zafere ulaşacaktır. Yaralı arkadaşımız var, yüzlerce gözaltı ve tutuklu arkadaşlarımız var, onların her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hepsine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum.

    Sayın Öcalan’a bu başarının ortaya çıkmasından dolayı teşekkür ediyoruz. Bu başarıda onun büyük emeği var.

    Özgür basın çalışanları, bu kampanyanın mimarlarındandır, teşekkür, sosyal medya ekibimiz…

    Müşahitlerimiz ve gönüllü olarak oyları koruyanlara teşekkür ediyoruz.

    Bu zafer bizim değil, halkın zaferidir, bütün Ortadoğu’da ezilen bütün halkların zaferidir. Ben inanıyorum ki Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek bir zaferi elde ettik. Önümüzdeki dönemde HDP tek başına iktidara yürüyecektir. IŞİD barbarlığına karşı yiğitçe direnildiyse, bugün HDP saflarında da aynı derecede bir direniş sergileniyor. Artık HDP’nin güneşi 81 ile yeter, ampule gerek kalmadığını ispatlamış olduk.”

  • SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama

    SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama

    Yüzbinlerin tarihi bir seçim mitingi gerçekleştirdiği HDP’nin İstasyon Meydanı’ndaki mitinginde nedeni belli olmayan iki patlama meydana geldi. Onlarca yaralı var….

    Patlamanın nedeni ilk olarak trafo patlaması olarak açıklansa da ikinci patlamanın yaşanması olayın bir saldırı olduğunu gösteriyor.

    Miting dağılıyor, Türk polislerlerinin halka saldırısı da devam ediyor.

    SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama 1

     

    Ayrıntılar birazdan…

  • “Özgürleştirme ve Yeniden İnşa Birlikte Sürecek”

    “Özgürleştirme ve Yeniden İnşa Birlikte Sürecek”

    “Özgürleştirme ve Yeniden İnşa Birlikte Sürecek” 1

    Kobani Kantonu Yönetimi Başkanı Enver Müslim: “Kobani’yi yeniden inşa ederken, kendi irademizle ve gücümüzle; halkımızı, topraklarımızı, onurumuzu savunmaya da devam edeceğiz.”

    Kobani’nin yeniden inşası için Amed’de 2-3 Mayıs tarihlerinde düzenlenen konferansın sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi: “İnançla el ele vererek tüm sömürgeci güçlere en güzel cevabı Kobani’yi hep birlikte inşa ederek vereceğiz. Birlik ruhu ile korunmuş Kobani’nin, inşasının da bu ruhla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.”

    Kobani’nin demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir şekilde yeniden inşasının yanı sıra direnişin yarattığı etkilere de yer veren sonuç bildirgesinde şu açıklamalar da dikkati çekiyor: “Kobani direnişiyle hem askeri anlamda hem de siyasi anlamda ilk kez Kürdistani güçler birbirine bu kadar yakınlaştı ve sömürgeci zihniyetin sınırlarını anlamsızlaştırdı. Toplumun iradesi, iktidarcı kapitalist sistemin tüm saldırılarını boşa çıkarılabileceğini kanıtladı.”

    Bu açıklamalara bakılırsa; Ortadoğu’da Kürtsüz bir barışın ve istikrarın olmayacağı görülüyor. “Kimseye boyun eğmeyeceğiz, ya özgürlük ya ölüm” şiarıyla direnen Kobani, bizlere yeni bir yaşam biçimini öğretiyor ve öğretmeye de devam edecek…

    “Özgürleştirme ve Yeniden İnşa Birlikte Sürecek” 1

    Konferans öncesi Enver Müslim’e yönelttiğimiz sorular arasında göç edenlerin akibeti ve sınır kapısı sorunu da vardı. Konferansta bu iki konuya yönelik alınan kararlar; Kobani halkının tekrar geri dönmesi ve inşa çalışmalarına aktif bir şekilde dahil olması yönündeydi. Sınır kapısı engelinin kalkması için ise; tüm uluslararası kurum ve kuruluşlara diplomatik çalışmalar başlatmaları çağrısı yapıldı.

    Enver Müslim Amed’de, “Kobani’yi yeniden inşa etmek insanlık değerlerine sahip çıkmaktır” sloganıyla organize edilen konferansa yönelik görüşlerini şöyle açıkladı:

    “Amacımız Kobani’nin her yönüyle yeniden inşası; yani şehrin bütün renkleri ile yeniden canlandırılması, çocukların okullarına geri dönebilmesi, göz yaşı döken annelerin topraklarına yeniden kavuşması… Bu konferansla hedeflenen yeniden inşa süreci sadece binaların inşası kapsamıyor: Eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik, ekolojik ve yaşamsal tüm faaliyetleri idame ettirebilmek ve bunları da aşama aşama aktif hale getirebilmek.

    Konferansta sunduğumuz rapor var olan koşullar çerçevesinde detaya inilerek mühendisler tarafından hazırlanmıştır. Birinci aşama mevcut sorunları paylaştırmaktı; herkesin bir görev üstlenebilmesi, ikinci aşama ise bu görev alanlarının dağılımı ve bir sonraki konferansın geniş çapta yapılabilmesi… Yani tüm uluslarası kamuoyunu dahil edebileceğimiz bir çalışma başlatmak. Delegasyonlar bu raporu dağıtıp, paylaşılabilir, tartışmaya açabilir ve daha fazla ne katabilirim diye çalışma yürütebilirler. Bu çalışmalarla beraber yavaş yavaş inşa da devam edecek.

    Kobani yalnızca Kürtlerin şehri değil onu maddi ve manevi anlamda destekleyen tüm insanların şehridir. Bu konferansta Kürdistani bütün değerlerin, örgüt ve kurumların yer alması ve önümüzdeki uluslararası konferans için de bir zemin oluşturacaktır.”

    Direnişin devam ettiği dönemde; “Göstereceğimiz direniş zaferi getirecektir. Daiş’in Kobani’ye girme hesabı yanlıştır” açıklamasını yapan Enver Müslim’in, zafer sonrası Kobani’nin inşası ve bölgedeki duruma yönelik sorularımıza yanıtları ise şöyle:

    Daiş tehlikesinin devam etmesi inşa sürecini nasıl etkileyecek?

    Daiş tehlikesi kolay kolay bitecek gibi değil. Bölgede Musul ve Rakka gibi iki önemli şehri elinde tutuyor ve bunun yanı sıra Çeçenistan ve Afganistan gibi ülkelerden de besleniyor. Daha önceden örgütlenmiş bir yapı olması sebebiyle kolayca bitirilemez. Biz de bunun farkında olduğumuz için Kobani’yi yeniden inşa ederken, kendi irademizle ve gücümüzle; halkımızı, topraklarımızı, onurumuzu savunmaya da devam edeceğiz. Özgürleştirme ve yeniden inşa birlikte devam edecek.

    “Olası bir katliamın vebali herkesin boynunadır”

    Kobani’nin yeniden inşasında uluslararası destek alabilmek için ne tür temaslarınız oldu?

    Bulunduğumuz konum gereği etrafımız Daiş çeteleri ile sarılı ve savaş halen tüm gerçekliği ile devam ediyor. Daiş vahşetine karşı direnen bir halka bütün insanlığın sahip çıkması gerekiyor çünkü bu direniş insanlık onurunun tarihi bir direnişidir. Uluslararası anlamda diyaloglarımız kesilmiş değil; ancak netice itibarı ile çok fazla bir ilerleme de yok. Bu konuda çok büyük bir kaygı taşıdığımızı söyleyemem. Bugüne kadar desteklerini sunanların bunu devam ettireceklerine inancımız tam. Eğer destek göremezsek de, Kobani halkı daha öncede yaptığı gibi yine direnir ve yeniden yapılandırmaya var gücüyle yine devam eder. Ancak olası bir katliamın vebali herkesin boynunadır. Biz yapabileceğimizi yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz.

    Şuan için Kobani’de herhangi bir inşa çalışması söz konusu mu?

    Yeniden inşa boyutuyla birçok kesim tarafından verilmiş sözler var. Tabi bunların hepsi halen söz aşamasında ve pratik anlamda atılmış bir adım henüz yok. Sadece sağlık alanından uluslararası bazı kurumların pratik çalışmaları başladı ve devam ediyor. Yapacağımız diğer konferansta durum biraz daha netleşecek.

    “Yenilmezliğin yenilmesi”

    Rojava’nın insansızlaştırılması yani Kürtsüzleştirilmesi çabaları var mı? Kobani’nin düştü düşecek açıklamaları konusunda neler söyleyeceksiniz?

    Uluslararası destek gören Daiş vahşetinin salmış olduğu korku, işgal ettikleri yerlerde hakimiyetlerini kolaylıkla sağlayabilmeleri, zihinlerde onlar yenilemez algısını yarattı. Kobani direnişi Daiş’in yenilmezliğinin yenilmesidir. Daiş çeteleri Kobani’de hakimiyetlerini kolaylıkla sağlayacaklarını zannediyordu fakat sonuç hiç de bekledikleri gibi olmadı. Ne onların ne de onlar üzerinden hesap yapanların Kobani’deki planları tuttu. Kobani halkı tarihi bir mücadele vererek bu planları bozdu. Bu mücadelenin bedeli yüzlerce gencimizin kanıyla ödendi. Eğer biz Kobani’de direnmeseydik bugün Daiş Türkiye’ye girmişti.

    Kürtler, Türkler, Ermeniler, Asuriler ve Araplar her zaman beraberce yaşadı ve böyle de yaşamaya devam etmek istiyor. Bizler demokratik bir Suriye için mücadele veriyoruz. Her halkın, kimliğin, inancın kendisini özgürce ifade ettiği ve örgütlendiği bir demokratik Suriye için bu mücadelemiz devam edecek. Bu mücadelemiz Ortadoğu sorununa da çözüm olacaktır.

    “Türkiye’nin Daiş ile işbirliği yaptığını kanıtlar nitelikte…”

    Daiş çetesini destekleyen ülkeler olduğunu ifade ettiniz. Hangi ülkeler destek veriyor ve bununla ilgili herhangi bir kanıt veya belge var mı?

    Bir bütün olarak devletleri suçlamak istemiyoruz, ancak kimi kurum ve kuruluşlar aracılığıyla Daiş’e destek ve yardım yapıldığı açıkça ortada. Akçapınar sınır kapısından yaralı Daiş üyelerinin geçirilmesi, Cerablus ve Til Abyad tarafında geçişlerin yapılması, Daiş’in hakim olduğu köylerde Türkiye treninin durması ve Mürşitpınar sınır kapısından giren bomba… Daiş ile işbirliği yapan birkaç ülke gibi, bu saydığım olaylar da Türkiye’nin Daiş ile işbirliği yaptığını kanıtlar nitelikte… Hatta bu yaşananları bizzat Türkiye hükümetine de sorduk ve önerilerde bulunduk. Daiş ile işbirliği yapan kurum ve karanlık organizasyonların açığa çıkarılması için bağımsız bir komisyon oluşturulmalıdır. Tabi ki Türkiye’de Daiş’e düşman olanlar ile ortak mücadele yürütüğümüzü de eklemekte fayda var. Biz mücadelemizi pratik anlamda yürütürken onlar da kendi ağları çerçevesinde teorik anlamda bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Daiş hepimizin ortak düşmanıdır, bu nedenle ortak düşmana birlikte karşı durmalıyız. Bizler Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olmayı temenni ediyoruz. Bizlerin Türkiye’ye yaklaşımı kardeşçe bir yaklaşımdır, Türkiye’den beklentimiz de böyle bir yaklaşımdır.

    “Türkiye’nin bize yaklaşımı Daiş’in yaklaşımından farksız olur”

    Kobani’ye gönderilen insani yardımların geri çevrilmesi ve Mürşitpınar sınır kapısının açılması konusunda Türkiye ile temaslarınız var mı? Bu kapı açılmazsa Kobani’nin inşası nasıl gerçekleşecek?

    Biz Türkiye’nin sınır kapısını açmayacağını iddia etmiyoruz. Fakat üç tarafımız da Daiş çetesi ile çevrili ve Türkiye’de sınır kapısını kapatırsa, o zaman Türkiye’nin bize yaklaşımı Daiş’in yaklaşımından farksız olur. Bizim talebimiz kapının resmi olarak açılmasıdır. Bu konuda devlet yetkilileri ile görüşmelerimiz devam ediyor. En son Başbakan Davutoğlu’na bu konuda bir mektup da gönderdik. Kobani’nin yeniden inşa edilebilmesi, halkın geri dönebilmesi ve yeniden normal yaşamına devam edebilmesi için bu kapının açılması gerekiyor. Mevcut durumdaki gibi sınır kapısının sadece bazı insani yardımlara açık olması yeterli değil. Şuan binlerce kişi Kobani’de yaşamını çok zor koşullarda idame ettirmeye çalışıyor. Bu anlamda çok ciddi ihtiyaçlar var; su ve gıda ihtiyacından ilaç ihtiyacına kadar… Mürşitpınar sınır kapısının açılması konusunda çalışmalarımız ve girişimlerimiz devam edecek.

    Kobani’den göç edenlerin bazıları geri döndü ancak kalanların geri dönmesi için neler yapılıyor?

    Göç edenlerin geri dönüşleri konusundaki çalışmalarımız savaş döneminde bile devam etti. Dönenler için bir kamp inşa ettik. Ancak bunun birçok zorluğu var; şehirde halen birçok patlamamış bomba ve mayın, sınır kapısı ve altyapı sorunu var. Uluslararası kurumlardan bu konuda destek ve dayanışma olmazsa geri dönüşler mevcut durumda biraz zor olacak. Bunun yanı sıra bazı kesimlerin Kobani ve tüm Rojava’nın boşaltılması, insansızlaştırılması gibi uğraş ve istekleri durumu daha da zorlaştırıyor.

    Kantonlar arası yardımlaşma yapılabiliyor mu?

    Mevcut fiziki koşullardan kaynaklı zorluklar var fakat buna rağmen hem Afrin hem de Cezire kantonlarının destekleri devam ediyor.