Category: KÜRDİSTAN

  • Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    “…İnsan suretindeki her şeyin kurtuluşunu slogan edinmiş olanlar, insan cinsiyetinin bir yarısını ekonomik bağımlılıkla siyasal ve sosyal köleliğe mahkûm edemezler. (…) Emekçi kadınlar, faşizmin sizi erkeğin hizmetçisi ve doğurma makinası derecesine indirgemek istemesi üzerinde kafa yorun. Faşizmin işkenceyle öldürdüğü ya da zindanlarında tutsak ettiği cesur kadınları, kadın savaşçıları unutmayın…”

    Yukarıdaki satırlar kadın mücadelesinin ölümsüz önderlerinden Clara Zetkin’in Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması önerisini yapmadan önce yaptığı konuşmadan alıntıdır. Clara, unutmamayı, sahip çıkmayı ve geleceği örgütlü mücadele ile yeniden yaratmayı öğütlüyordu. Binlerce yıllık kadın kültürünün, direnişin ve örgütlü gücünün bir yansıması olan 8 Mart, o günden sonra farklı coğrafyalarda kadınlar için direnme, unutmama günü olarak var olageldi. 21. yüzyılın özgürlük mücadelesinin temel yapı taşı olan kadın mücadelesinin her coğrafyada farklı bir rengi, biçimi var. Kuzey Doğu Suriye yani tüm dünyada bilinen adıyla Rojava’da 8 Mart’ın rengi direniş ve özgürlük.

    40 yıllık miras

    Mevcut ulus-devlet sisteminin yarattığı baskıyı hegemon güç paylaşım savaşına çeviren ataerkil sistemin oyun tahtasına dönen Suriye’de iç savaş 10 yıldır coğrafyayı esir aldı. Bu esarete karşı örgütlü bir güç olarak ortaya çıkan Rojava, hegemon güçler arasındaki tercih yapmaktan ziyade kendi özgücü ile sistemini oluşturmak için kolları sıvadı. Son 10 yıla direnişi ve oluşturduğu alternatif sistemi ile damgasını vuran Rojava Devrimi’nin arkasında 40 yıla yakın bir direniş ve mücadele kültürü var.

    Şilan Kobane’nin izinden

    Bir adım geriye gidersek aslında Rojava’daki kadınların direniş bilinci 1980’lerde başladı. Rojava’da kadınların 8 Mart için ilk bir araya geldikleri tarih 1987 yılıydı. Qamişlo’da bir evde gizli gizli yapılan buluşmada amaç kadın örgütlenmesinin zeminini daha güçlendirmekti. 2004 yılında Irak’ta bir komplo ile katledilen PYD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Meysa Baqî (Şilan Kobanê), Rojava’da özgürlük bilincini ve 8 Martların öncülüğünü yapan sembol isimlerden oldu.

    İlk 8 Mart şehidi Nazliye Keçel

    Rojava’daki ilk kitlesel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği 2004 yılında Qamişlo’nun Terteb köyünde yapıldı. İsyan ve özgürlük bilinci ile binlerce kadın ulusal kıyafetleri ile 8 Mart alanında buluştu. Rejim güçlerinin saldırısı sonucu miting erken bitirilmek zorunda kaldı. Çok sayıda kadın tutuklandı ve tutuklanan isimlerden bir tanesi de Nazliye Keçel idi. Rejim güçlerinin saldırısı sonrası gözaltına alınan Nazliye’den bir daha haber alınamadı. 2005’te Rojava’da yaşayan halklardan kadınların bir araya gelmesi ile Yekîtiya Star kadın örgütü kuruldu. 2009’da Rojavalı kadınlar Yekîtiya Star öncülüğünde bu kez Derik’te kitlesel bir 8 Mart etkinliği gerçekleştirdi. Yine rejim saldırdı kadınlar yine direndi.

    Devrimi ilk kucaklayan: Gulê Selmo

    Devrimin adım adım örgütlendiği Kuzey Doğu Suriye’de Yekîtiya Star üyesi Gulê Selmo, Halep’in Şêxmeqsud bölgesinde 13 Mart 2012’de Baas rejim güçleri tarafından katledildi. Cenazesi kitlesel bir törenle kadınların omuzlarında toprağa verilen Gulê, Rojava Kadın Devrimi sürecinin ilk şehidi olarak adlandırıldı. Rojava Devrimi ardından ilan edilen özerklik sistemi ile 8 Mart’ın sahip olduğu önem daha da yoğunluk kazandı. Rojavalı kadınlar adeta her günü 8 Mart’a dönüştürdü. Devrimin ardından kadınlar savunma, toplumsal çalışmalar, kültür, diplomasi ve yönetim alanlarında ilan ettikleri özgün örgütlülükler ile kadın mücadelesinde önemli adımlar attı. Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) ilan edilmesi ile birlikte Ortadoğu’da kadının özgürlük umutları yükselmeye başladı.
    2012: Kadınlar 8 Mart’la devrimi örüyor

    8 Mart, 2012’de Rojava’da devrim ilanının hazırlıkları ile start aldı. Kadınlar 8 Mart’ta direniş ruhu ile toplantılar gerçekleştirdi ve birçok kentte eylemler düzenledi.

    2013: Demokratik özerklik ve özsavunma

    19 Temmuz Devrimi’nin ardından inşa çalışmalarına hız veren kadınlar; Efrîn, Kobanê ve Cizir kantonlarında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için ilk kez yasaksız sokaklara çıktı. 5-8 Mart tarihleri arasında gerçekleşen eylemlerde ön plana çıkan mesajlar, ‘Demokratik özerklik ve özsavunmanın güçlendirilmesiydi.

    2014: Devrimin rengi kadın rengi

    Kürt kadınları 4 yıl boyunca özerklik sistemine kadın eliyle şekil verdiler. 21 Ocak 2014’te Cizir’de demokratik özerklik sistemi ilan edildi, kadınlar üst düzeyde sorumluluk aldılar. Sistemin bütün kurumlarında eşbaşkanlık sistemini hayata geçiren kadınlar, 8 Mart’ta yine sokaklardaydı. Yekîtîya Star öncülüğünde yapılan 8 Mart kutlamalarının mesajı, “Rojava Devrimi’nin Rengi, Kadının Rengidir” oldu.

    2015: Kadınlar sınırda sınırsız özgürlükte buluştu

    Kobane’de YPJ öncülüğünden çetelere karşı verilen mücadele 26 Ocak 2015’te zaferle sonuçlandı. Kobanê direnişinin sembolü olan Arîn Mîrkan’ı unutmayan kadınlar mücadelesine sahip çıkma sözü verdi. Rojavalı kadınlar Cizîrê Kantonu’nda, Qamişlo kentinde, Nusaybin sınırında kutladıkları 8 Mart ile sınırsız özgürlükte buluştu. Kürt, Arap, Asuri ve Süryani kadınları giydikleri ulusal kıyafetleri ile “Kobane düşmedi, kadın mücadelesi sürüyor” mesajı verdi. Rojava’da da kadınlar Efrîn ve Halep’te de bir araya gelerek 8 Mart’ı kutladı.

    2016: Direniş sürüyor

    Rojava’da kadınlar 2005’ten itibaren çatı örgütü olan Yekîtîya Star, 6. kongresini gerçekleştirdi ve daha geniş tabanlı örgütlenme için Kongreya Star adını aldı. Kongreya Star öncülüğünde 2016’da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşıladı. Minbic, Tabqa’nın özgürleştirme hamlesinin başladığı bu yıl görkemli eylemler gerçekleştirildi. Hesekê, Qamişlo, Amûdê, Til Temir, Dirbêsiyê, Serêkaniyê, Zergan şehirleri ve çevre köylerinden binlerce kadın 8 Mart kutlamalarına katılmak üzere Dirbêsiyê’de Hesekê yolu üzerinde buluştu.

    Tirbespiyê, Girkê Legê ve Dêrik kentlerinden binlerce kadın ise 8 Mart kutlamaları için Kuzey Kürdistan’daki Özyönetim Direnişleri’ni selamlamak için Cizîra Botan’la sınır olan Endîwer’de buluştu.

    Kadınlar, “Kadın özgürlüğü öğür toplum mücadelesinin temelidir” , “Özgür kadınla Demokratik Suriye’ye doğru” mesajını verdi.

    2017: Minbic ve Tabqa’da ilk 8 Mart kutlamaları

    Minbic ve Tabqa’nın IŞİD çetelerinden temizlenmesiyle kara çarşafları yakarak YPJ’lileri zılgıtlarıyla karşılayan kadınlar ilk kez 8 Mart kutlamasını 2017’de gerçekleştirdi. 8 Mart’ın görkemli geçtiği yerlerden biri de Efrîn Kantonu’ydu. Kongreya Star öncülüğünde kadınlar yöresel kıyafetleriyle, “Jin, Jiyan Azadi” sloganlarıyla buluştu. Cizre Kantonu’nda ise kadınlar 8 Mart kutlamaları için Dirbêsiyê’nin Kepez köyünde buluştu. Kadınların 8 Mart mesajı; “Kadın Devrimi, Özgür Toplumu İnşa Ediyor” oldu.

    2018: İşgale karşı kadınlar Efrîn’de buluştu

    Türkiye ve ona bağlı çete gruplarının 20 Ocak’ta Rojava Özerk Kantonu olan Efrîn’e işgal harekatı başlattı. 2018’de kadınların temel gündemi işgal saldırılarına karşı devrimi savunmak oldu. Kuzey Doğu Suriye kentlerinden binlerce kadın ‘Çağın Direnişi’nin verildiği Efrîn’de buluştu. Kent meydanında yapılan 8 Mart mitinginde işgale karşı direnişin sembollerinden Avesta Xabur ve Barin Kobanê’nin şahsında YPJ’lilerin direnişi selamlandı.
    Yine Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kentinde kadınlar 8 Mart’ta alanlara çıkarak işgalcileri lanetledi. İlk kez 8 Mart etkinliğinin gerçekleştiği yer ise Reqa oldu. Özgürleştirilmesinin ardından ilk 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşılayan kentteki kadınlar, “Efrîn’in savunulması kadın devriminin savunulmasıdır” mesajı ile sokaklara indi.

    2019: Tecridi kıralım özgür yaşayalım

    Kongreya Star öncülüğünde 2019’da kadınlar Türkiye’nin saldırılarını kınadı ve “Tecridi kıralım Rêber Apo ile özgür yaşayalım” mesajı ile 8 Mart etkinlikleri düzenledi. Başta Qamişlo ve Reqa olmak üzere Kuzey Doğu Suriye’nin bütün kentlerinde kadınlar miting ve etkinliklerde buluştu. Görkemli etkinliklere sahne olan Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kenti kadın rengine boyandı.

    Efrîn işgali ardından Şehba’da direnişini sürdüren Efrînli kadınlar da göçmen kamplarında bir araya gelerek işgale karşı 8 Mart’da direnişi bir kez daha haykırdı.

    2020: Mücadelemiz özgürlük, direnişimiz zafer

    Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmen tüm kadınların ortak özgürlük çabası Rojava devriminde hayat buldu. Ve Kuzey Doğu Suriye’de kadınların bu yılda gündemi özgürlük ve direniş.

    Kongreya Star Rojava Koordinasyonu öncülüğünde Süryani Kadın Birliği, Sara Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Örgütü, Suriye Kadın Meclisi, Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi, Cizre Bölgesi Kadın Komitesi, Kevana Zêrîn Kadın Kültür Sanat Hareketi ile birlikte Arap kadınlar ve birçok kadın örgütünden temsilci, “Mücadelemiz Özgürlük, Direnişimiz Zaferdir” sloganı ile yola çıktı.

    Bu yıl 8 Mart eylemlerinde; Türkiye ve ona bağlı çetelerin işgal saldırılarında yaşamını yitiren Hevrîn Xelef , Yade Aqîde ve Amara Renas şahsından Rojava Devrimi’ni hedef alan saldırılara karşı direniş mesajları ön planda.

    Ve son söz Hevrîn’in…

    Ve son söz; Rojava Kadın Devrimi’ni binlerce kadın adım adım ördü. Kadın hareketi için büyük bir miras bedellerle var edildi. Clara ile başladık, Rojava Devrimi’nin düşünsel ve pratik emekçisi olan ve 12 Ekim’de Türkiye ve ona bağlı çeteler tarafından katledilen Hevrîn Xelef’in Rakka’nın özgürleştirilmesinin ardından kentte yapılan ilk 8 Mart kutlamasında yaptığı konuşma ile bitirelim.

    Şöyle diyordu Hevrîn: “DAİŞ’in karanlığını parçalayan kadınlar bugün burada ilk kez 8 Mart’ta buluştuk. Daha yürüyecek çok yolumuz var. Emekle, sabırla, inatla.(…) Sakine’lerin, Şilan’ların, Slava’ların, Arin’lerin, Destan’ların bu topraklar için ödediği bedelleri unutmadık unutmayacağız. Onlar bize özgürlüğün ve direnişin ne olduğunu gösterdi. Bu yoldan bir milim dahi şaşmadık şaşmayacağız…”

  • Çözüm sürecini kim bitirdi?

    Çözüm sürecini kim bitirdi?

    ‘Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti.’

    Artı TV’de yayımlanan Odak programında, çözüm süreci tartışmaları ve HDP’ye baskılar mercek altına alındı. Ezo Özer’in sunduğu programın konuğu Oslo görüşmeleri katılımcısı, 19. dönem DEP Milletvekili ve KNK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar oldu.

    Türkiye’deki barış görüşmelerinin neden başarıya ulaşamadığını değerlendiren Aydar, “Herkes kendi penceresinden bakıyor. Bizim penceremizden baktığımızda son 15 yıllık süreçte bütün yapılan girişimleri yakından bilen biri olarak söylüyorum; Eğer bu süre içerisinde başarıya ulaşmamış ise Türkiye devletinin çözüme yaklaşımı aslında çözümü istememesidir” dedi.

    Bu sorunun anadilde eğitim, Kürtlerin kendisini yönetmesi, bir irade olarak kabul görmeleri ve bunun anayasal statü çerçeve içerisine oturtulması gerektiğini söyleyen Aydar, “Türkiye devletinin bu konudaki yaklaşımı, sorunu hareketin elindeki silah olarak görüyor. Silahları alabilirse ‘sorunda yoktur’ diye bakıyor” ifadelerini kullandı.

    Devletin görüşmelerde herhangi bir projesinin olmadığını söyleyen Aydar, devletin kendi içerisinde net olmamasından kaynaklı görüşmelerin tıkandığını söyledi. Zaman kazanmak veya kimseyi kandırmak gibi niyetlerinin olmadığını söyleyen Aydar, o dönemde aracılarında olduğunu, üçüncü taraf ve gözlemcilerin yer aldığını belirterek, “Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti” dedi.

    ‘MUTABAKATA UYULSAYDI BU KADAR ÖLÜM OLMAYACAKTI’

    Dolmabahçe mutabakatına uyulmuş olsaydı bugün bu kadar ölüm ve yıkımın olmayacağını söyleyen Aydar, “Süreç yürüdüğünde insanların yüzü gülüyordu, yakma yıkma yoktu, işkence yoktu, insanlar ölmüyordu, Türkiye dış politikada rahattı, ekonomi iyi seyrediyordu. Ama şuandaki izolasyona bakın, duruma bakın, yaşanan ölümlere bakın” dedi.

    Türkiye’nin özgürlükler bakımından 146. sırada olduğunu söyleyen Aydar, Türkiye’nin üçüncü sınıf bir ülke dahi olmadığını söyleyerek bu sorunun çözülmemesi durumunda daha da kötüye gideceğini söyledi.

    ‘BUNLARDAN ÇÖZÜM BEKLEMEK AKILLICA OLMAZ’

    Gare harekatını ‘Hezimet’ olarak değerlendiren Aydar, “Yeni bir çözüm sürecini bunlardan beklemek akıllıca bir şey olmaz. Herkes bir araya gelip bunları götürmeli. Gidecekleri için de bu kadar saldırgan oluyorlar zaten. Bunların ne İnsan Hakları Eylem Planı’na ne de başka bir söylemine inanmamalı, inanmıyorda zaten kimse” dedi.

  • Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Özel savaş politikası olarak bölge kentlerinde kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve cinsel saldırı failleri cezasızlık zırhıyla korunuyor.
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2020 verilerine göre, 300 kadının katledildiği ülkede, 94 kadın taciz ve tecavüze uğradı, 49 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı. Bir özel savaş politikası olarak özellikle bölge kentlerinde kadına ve çocuğa yönelik cinsel saldırılarda failler asker, polis ve korucu olarak karşımıza çıkıyor.

    2020 yılının Ocak ayından bu yana bölge kentlerinde ortaya çıkan kimi olayların failleri asker, polis ve korucu oldukları sabitken, devlet kaynaklı cinsel saldırı faillerinin cezasızlık zırhı ile korunduğu görüldü. Son aylarda bölge kentlerinde yaşanan ve failleri asker, polis ile korucuların olduğu taciz, tecavüz ve cinsel saldırıların bazıları şöyle:

    FAİL POLİS

    Mardin’in Derik ilçesinde, 25 Şubat 2021’de ilçede görevli trafik polisi Y.Y., 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulundu. Olay, öğretmenevinde konaklayan polis Y.Y.’nin odasına yemek götüren 12 yaşındaki çocuğun çıplak bir şekilde odadan çıkıp kaçmasıyla ortaya çıktı. Öğretmenevi çalışanları, odadan kaçarak uzaklaşmaya çalışan çocuğu yakalayarak koruma altına aldı. Çocuğun yaşadıklarını anlatması üzerine polise haber verildi. Polis Y.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    FAİL KORUCU

    Mardin’in Savur ilçesine bağlı bir mahallede, 18 Şubat 2021’de bir kadını taciz ettikleri gerekçesiyle korucu H.B. ile R.Ç. gözaltına alındı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan korucular, jandarmadaki ifadelerinin ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Haklarında soruşturma başlatılan korucuların silahlarına el konuldu. Tacizci korucular tutuksuz yargılanıyor.

    26 Ocak 2021’de Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Çevik Kuvvet Şube’de görevli polis Enes T. emniyette çalışan sivil memur G.A.Ü.’ye tecavüz etti. Olay, G.A.Ü.’nün yaptığı suç duyurusu üzerine öğrenildi. G.A.Ü., bir gün sonra maruz bırakıldıklarını bağlı olduğu birimin müdürüne anlattı. Bunun üzerine bir polis eşliğinde hastaneye götürülen G.A.Ü., 28 Ocak’ta İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade vererek, Enes T. hakkında şikayetçi oldu. Olayın basında yer alması ardandan Enes T.’nin görevden alınmasıyla yetinildi.

    FAİL UZMAN ÇAVUŞ

    Batman’da 7 Temmuz 2020’de İpek Er (18), uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğradıktan sonra intihara sürüklendi. Kamuoyundaki tepkiler üzerine gözaltına alınıp tutuklandıktan kısa bir süre sonra serbest bırakılan Orhan hakkında “nitelikli cinsel saldırı” suçundan dava açıldı. Ancak yapılan bütün itirazlara rağmen Orhan tutuksuz yargılanıyor.

    Şırnak’ta 15 Temmuz 2020’de 13 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan uzman çavuş Aslan A., tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. Uzman çavuş Aslan A. hakkında “cinsel istismar” ve “silahla tehdit” suçlarından açılan dosyalar da birleştirildi. Şırnak Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında “cinsel istismar” suçundan verilen 2 buçuk yıl hapis cezası ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek ertelendi.

    ASKER, POLİS VE KORUCU

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 15 yaşındaki bir çocuğun aralarında asker, polis ve korucuların olduğu iddia edilen 27 kişi tarafından tecavüze uğradığı ortaya çıktı. Olay, çocuğun 12 Aralık 2020’de Gercüş Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayet başvurusuyla öğrenildi. Olaya ilişkin açıklama yapan emniyet, valilik ve cumhuriyet başsavcılığı, failleri bırakıp “algı operasyonu” diyerek haberi yapan ve yayanların peşine düştü.

    Van’da 31 Temmuz 2020’de, çocuk yurdunda kalan bir çocuk Çocuk İzleme Merkezi’nde (ÇİM) verdiği ifadede Elazığ Kovancılar Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı’nda görevli uzman çavuş Tufan A. tarafından tecavüze uğradığını anlattı. Savcılığın hazırladığı iddianamede, uzman çavuş Tufan A.’nın “sarkıntılı yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı” suçundan yargılanmasını istedi. Tutuksuz yargılanan Tufan A’nın önümüzdeki aylarda görülecek duruşmaya zorla getirilme kararı verildi. Dava, Van 7’nci Ağrı Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Hanlar (Xanika) köyünde korucu Abdulkerim İ. tarafından tecavüze maruz bırakılan Nurcan Fidan (20), 2 Temmuz 2013 tarihinde evde bulunan av tüfeğiyle yaşamına son verdi. Nurcan Fidan’ın ailesi ise, 7 yıldır adalet arıyor. Aile, iki kez suç duyurusunda bulunmasına rağmen korucu bir kez dahi gözaltına alınmadı ve olayın üstü kapatılmaya çalışıldı.

    Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 2013 yılında Uzman Çavuş E.T.’nin tecavüzüne maruz kaldıktan sonra sığınma evine yerleştirilen Ayşe Çeçen (17), bir süre sonra ailesi tarafından sığınma evinden alınarak öldürüldü. Ne Ayşe Çeçen’i öldüren aile bireyleri ne de tecavüz faili uzman çavuş E.T. herhangi bir ceza almadı. Geçtiğimiz günlerde görülen karar duruşmasında, sanıklar beraat etti ve dosya kapatıldı.

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 7 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunan korucu Mehmet Ali K.’nin yargılandığı davanın karar duruşması da geçtiğimiz günlerde görüldü. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, Mehmet Ali K.’ye “Çocuğa cinsel istismar” suçundan 14 yıl, “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ise 9 yıl olmak üzere toplamda 23 yıl hapis cezası verildi.

  • Dersimli kadınlardan çağrı: Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz

    Dersimli kadınlardan çağrı: Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz

    Tehlike altındaki diller arasında bulunan Kürtçenin Kirmançkî lehçesinin yok olmaması için çağrıda bulunan Dersimli kadınlar, “Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2008 yılında yok olmaya yüz tutmuş dillerin kapsamlı bir haritasını çıkardı. “Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası” adlı raporda, yaklaşık 4-6 milyon insanın anadili olarak konuştuğu Kürtçenin Kirmançkî (Zazakî) lehçesi de yer alıyor. Türkiye’deki nüfus oranına göre, Türkçe ve Kurmancî’den sonra en çok Kirmançkî konuşuluyor.

    Dünyanın birçok ülkesinde dillerin korunması ve yaşatılmasına yönelik kapsamlı programlar hayata geçirilirken, Türkiye’de “21 Şubat Dünya Anadil Günü”, diller üzerindeki baskı ve yasakların devam ettiği koşullarda karşılanıyor. Dersimli kadınlar, eğitim, iş yaşamı gibi birçok alanda Kirmançkî dilinin konuşulması için çağrıda bulundu.

    ‘YOK OLACAĞIZ’

    12 Eylül Askeri Darbe sonrası kentten başlayan göçle birlikte dil ve kültürün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirten Hatice Güler (60), o günden sonra her gelen hükümet tarafından dil ve kültürlerinin unutturulmaya çalışıldığını söyledi. Güler, “12 Eylül darbesinden sonra bize yaşatılan baskılara dayanamayıp şehirlere yerleştik. Daha sonra yapılan politikalarla dilimiz, kültürümüz, kaybolmaya, unutulmaya başlandı” diye belirtti.

    Çocukların kendilerini ana dillerinde ifade edememenin eksiklik olduğunu ifade eden Güler, “Biz istiyoruz ki, çocuklar daha o yaşlarda dilimizi öğrensinler. Almanya ve Fransa’da dilimiz resmiyet kazanmışken, öğretiliyorken, neden bizim ülkemizde dilimizi resmiliğe kavuşturmuyorlar? Çocuklarımız asimile ediliyor. Bir dilimiz kalmış, onu da yok etmesinler. Dilimiz unutulursa hepimiz yok olacağız” diye konuştu.

    Tüm baskılara rağmen Kirmançkî dilinde konuştuğunu ve anadilini unutmadığını belirten Hatice Türkmez de, “Bu kadar baskıya rağmen hala dilimizi konuşuyoruz. Biz bu baskılara karşı dilimizi unutmadıysak, gelecek nesillerimizde dilimizi konuşmalı, sahip çıkmalıdır” diye seslendi.

    ANADİLDE İBADET 

    Yaşamın her alanında anadillerini kullandıklarını söyleyen Elif Yalnız ise “İbadetlerimizi de anadilde yerine getiriyoruz. Dersim’de kadınlar Türkçe bilseler dahi, ibadetlerin hepsi Kirmançkî yapılıyor. Diyarlarımızın ismi anadilimizle söylenir. ‘Ya Xızır, ya Düzgün Bawa, Munzur Bawa’ deyip ellerimizi güneşe açarız. Dersim halkı bunun bilincinde olmalıdır. Dilimiz yok olmamalı” şeklinde konuştu.

    Yüksel Kasun ise annesinden öğrendiği dili bugüne kadar taşıdığını ve asla anadili dışında başka dil kullanmayacağını söyledi. 3 çocuğu olan Kasun, çocuklarıyla da Kirmançkî konuştuğunu ifade etti. Kasun, anadilin önemine değinerek, şunları söyledi: “Kızım kendi anadili ile konuşuyor. Ancak yaşıtları onu anlamıyor. Bu yüzden herkes kendi çocuklarıyla anadiliyle konuşmalı ve onlara dili öğretmelidir. Bununla birlikte hastanelerde, okullarda konuşulmalıdır. Mesela hastaneye gittiğimizde, sorunlarımızı doktorlara anlatamıyoruz. Çünkü bilmiyorlar. Başımızın ağrıdığını söylesek, doktor başka bir şey anlıyor. Doktorlar da öğretmenler de bilsin, öğrensin ve konuşsun. Kirmançkî dilinin resmiyet kazanmamasının tek nedeninin baskılardır.

  • Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi  -DOSYA HABER-

    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi -DOSYA HABER-

    Türk ordusunun Güney Kürdistan’ın Gare bölgesinde esir asker, polis ve MİT’çilerin bulunduğu kampı bombalayarak, 13’ünün ölümüne neden oldu. AKP-MHP rejimine bağlı Türk medyası ise Türk ordusunun  esir askerlerin bulunduğu kampı bombalayarak ölümlerine yol açmasını gerilla güçlerine bağlamak istedi. Ancak bugüne kadar 40 yıllık savaşta PKK gerillaları esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı ve hümanist yaklaşımları ile dikkat çekti. Ancak Türk devleti ise hiçbir savaş hukuku tanımadığı gibi esir düşen gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguladığı kayıtlara geçti.

    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi

    Türk devleti son 40 yılda hem Kürt halkına hem de PKK gerillarına yönelik ‘kirli bir savaş’ yürüttü. Bu savaşta en çok konuşulan konulardan biri ise ‘esirler’ oldu. Son olarak gerilla 6 yıldır elinde tuttuğu ve yaşam haklarını koruduğu 13 esir asker ve polis Gare Alanı’ndaki kampa yönelik Türk ordusunun hava bombardımanı ve binlerce asker ile yaptığı operasyonda hayatlarını kaybetti.
    Türk ordusu 13 ölümü gerilla güçlerinin üzerine yıkmaya çalıştı. Erdoğan rejimine bağlı Türk basını gerçeği ters yüz etmek istesede yaklaşık 40 yıldır sürdürülen savaşta gerillanın esirlere tutum ve yaklaşımı Türk medyasının kirli yüzünü ortaya koyuyor.

    TÜRK ORDUSU VAHŞETİN ADI OLDU.. 

    Türk devleti ve ordusu bugüne kadar kirli savaşın daniskasını yürütmüş ‘insanlığı utandıran’ karelerin sahibi oldu. Esir alınan gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguluyor, kafaları kolları, gözleri burunları kesiliyor, kimi zaman yakılarak ateşe veriliyordu. Bu uygulamalar her seferinde deşifre edilmesi fotoğrafların yayınlanmasına ise hem AKP Hükümeti döneminde hem de 90’lı yıllar da sessiz kalınarak onaylandı. Türk ordusunun Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni ayaklar altına aldığı uygulamalar karşısında bugüne kadar Türkiye’de hiç bir ordu görevlisi hakkında açılmış tek bir dava yada soruşturma yok.

    ’İNSANLIK UTANSIN’ 

    Son 20 yıllık yakın tarihte Türk ordusunun işlediği bazı savaş suçları şunlar;

    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi

    -Nisan 1993: PKK tarafından ilan edilen ateşkesin hemen ardından Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında 11 gerillanın cesedine işkence yapıldı.  Dönemin Özgür Gündem Gazetesi’nin ele geçirdiği fotoğraflarda gerillaların işkence edilmiş cansız bedenlerinin üzerine postallarını koymuş askerlerin resmine yer verilerek, ’Barışa vahşetle yanıt’ manşeti atıldı.
    Yine gerillalara yönelik nasıl bir vahşetin sergilendiği 7 Ağustos 1994 yılındaki Özgür Ülke Gazetesi’nin manşetine yansıdı. Bir özel harekat timinin ellerinde gerillanın kesilmiş başları ile çektiğrdiği fotoğrafları insanlığı utandırdı. Ve gazetenin o günkü manşeti ’İnsanlık Utansın’ oldu.
    Ağustos 1993: İkiyaka dağlarında düzenlenen operasyondan dönen timlerin araması sırasında Mahmut İlhan (Sekvan) isimli gerilla yaralı bir şekilde yakalandı. Bir Tv kanalının görüntülerinde Türk ordusuna esir düştüğü belgelendi. Ailesi, İlhan’ın akıbeti konusunda bilgi sahibi olmadığını açıkladı.
    Haziran 1994: Bitlis’in Tatvan İlçesi Kender Dağı kırsal alanında 21 gerilla askerlerin pususuna düşürülerek katledildi. Yaralı ve esir alınan gerillalar infaz edildi. Gerillalara ait toplu mezar daha sonra Aralık 2004 tarihinde ortaya çıktı.
    21 Ağustos 2005 Trabzon’un Maçka İlçesi’nde TSK ve Emniyet birimleri tarafından bir gerilla savunmasız bir durumda iken infaz edildi.
    2 Mart 2005: Şırnak’a bağlı Cizre-İdil arasında kitle çalışması yürüten HPG gerillası Gafur Can silahsız bir halde iken infaz edildi.
    Ağustos 2006: Beşiri kırsalında yaşanan çatışma sonucunda sağ yakalanan Doğu Kürdistan doğumlu HPG gerillası Xebat Ciwanro kod adlı Abbas Emani infaz edildi. İnfaz fotoğraflar ile belgelendi. Yine aynı çatışmada yaşamını yitiren gerillalara işkence yapılarak yakıldıkları görüldü. Aileler cenazeleri teşhis edemedi.
    23 Mayıs 2007: Şırnak kırlasında düzenlenen operasyonda Akif Yılmaz kod isimli HPG’li Tuncay Mihyaz sağ yakalandıktan sonra infaz edildi. Cenazeyi yıkayanlar Mihyaz’ın gözlerinin çıkarıldığı, burnunun ise tamamen kırıldığını açıkladılar.
    13 Temmuz 2007: Şemdinli kırsalında çıkan çatışma sırasında iki gerilla esir düştü. Diyarbakır doğumlu Yusuf Taş ve Doğu Kürdistan doğumlu Tekoşer kod adlı Faysal Muhammed Pur daha sonra patlayıcılarla infaz edildi.
    Temmuz 2010: Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi, Siirt’in Pervari İlçesi ve Hakkari’nin Şemdinlik ve Yüksekova İlçeleri’nde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cansız bedenlerine işkence ettiği ortaya çıktı. Hitler Faşizmi’ni ve Saddam Rejimi sırasındaki insanlık suçlarını  aratmayan görüntüler de, HPG’lilerin bir çoğununu gözlerinin çıkarıldığı, kafataslarının olmadığı, boyunlarının kırıldığı ve vücutların da bıçak izleri olduğu görüldü.

    KİMYASAL SİLAHLAR KULLANILDI… 

    Gerillalara yönelik savaş suçları bunlarla sınırlı değildi. Savaş suçu olan kimyasal silahlar kullanıldı ve misket bombalar atılması her türlü vahşet te uygulandı. Yine Mardin’nin Derik İlçesi Tepebağ bölgesinde 23 Ağustos’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Mehmet Dölek ve Mustafa Tangüner adlı HPG’lilerin yaralı yakalandıktan sonra kurşuna dizilerek infaz edildikleri ortaya çıktı. Cenazelerinin yıkanması sırasında vücutlarında işkence izleri olduğu, kulaklarının kesik ve yine vücutlarında sigara söndürüldüğü görüldü. Fotoğraflanarak aileleri aracılığı ile yapılan suç duyurularından ise hiç bir sonuç çıkmadı.

    ‘VAHŞET TEŞHİS ETTİREMEDİ’ 

    Yine Kürtlerde infiale yol açan 24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla kırsalında kimyasal gazlar kullanılması 14 HPG’li yaşamını yitirdi.
    Türk devleti ve ordusu tüm tepkilere ve tüm kınamalara rağmen bu insanlık ayıbını sürdü. 3 Şubat 2008’de Bingöl’ün Dallıtepe kırlasından askerlerin HPG gerillalarına yönelik yürüttüğü operasyonda 10 gerillanın yaşamını yitirdiği bilgisi ulaştı. Ancak gerillaların sağ yakalanarak infaz edildiği haberi ulaşırken, tıpkı Şemdinli, Gümüşhane ve Siirt’te olduğu gibi gerillalara yoğun işkence yapıldığı, kollarının ve boyunlarının kırıldığı ve gözlerinin çıkartıldığı ortaya çıktı. Ve teşhise giden aileler çocuklarını teşhis edemedi.

    GERİLLALAR İNSANLIK DERSİ VERDİ’ 

    Türk ordusunun vahşetine karşı PKK gerillaları 40 yıllık savaşta esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı. Gerillalar, asker yada polisi yine bu sözleşmeye göre sağ salim insan hakları kurumlarına yada ilgili kurumlara teslim ederek, Türk ordusunun kirli savaşına karşı insanlık ve hukuk dersi verdi adeta.

    Gerillalar 90’lı yıllardan bu yana onlarca askeri ve polisi esir aldı. İlk esir alma eylemi 10 Ekim 1992 yılında gerçekleşti. PKK’nin ilk kaçırma eylemi olarak tarihe geçti. Van-Tatvan Karayolu Şapur mevkiinde yol kontrolü yapan gerillalar tarafından bir astsubay 2 er ve bir imam esir alındı. Askerler daha sonra ailelerine teslim edildi.

    20 Ağustos 1993 yılında PKK bu kez Batman’ın Kozluk İlçesi yakınlarından yine yol kontrolü sırasında minibüste bulunan 13 askeri esir aldı. Bu askerlerde sağ salim ailelerine teslim edildi.

    Aralık 1994 yılında Hakkari’nin Uludere İlçesi kırsal alanında çatışmada yaralanan İbrahim Yavli isimli bir asker, esir alındı. Gerillalar tarafından tedavisi yapıldı ve yeniden hayata döndürüldü. Yaylı, iki yıl sonra Refap Partili milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir heyete teslim edildi.

    Temmuz 1996 yılında Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Ortaklar Karakolu’na gerillalar tarafından baskın düzenlendi. Gerilllalar baskın sırasında 8 askeri alı koydu. Askerler daha sonra Federal Kürdistan Bölgesi’nde RP Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ile yine şimdiki AKP Diyarbakır Milletvekili ve dönemin Mazlum-Der Genel Başkanı İhsan Arslan’dan oluşan bir heyee Zele kampınd bir basın toplantısı ile sağ salim teslim edildi.

    ‘ESİR ASKER’DE POLİS’TE SAĞSALİM ULAŞTI’ 

    Yıl 18 Temmuz 2005 ve Erzurum Karayolu’nda bu kez HPG gerillaları tarafından yapılan yol kontrolünde, Adıyaman’dan memleketi Trabzona’a giden jandarma komando er Coşkun Kırandı esir alındı. Kırandi 4 Ağustos 2005 tarihinde Dersim’in Kutu Deresi mevkii Güleç Köyü kırsalında aralarında İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, dönemin İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş ve sanatçı Ferhat Tunç’tan oluşan sivil bir heyete sağ salim teslim edildi.

    9 Ekim 2005 yılında PKK gerillaları bu kez Şırnak ve Midyat Karayolu üzerinde yol kontrolü yaparken Cizre İlçesi’nde görevil polis memuru Hakan Açıl’ı esir aldı. Gerillalar Açıl’ın yanındaki nişanlısını ise serbest bıraktı. Açıl tam 110 gün sonra 27 Ocak 2006 günü Zaho kasabasında 8 kişilik insan hakları heyeti ve babası Muammer Açıl’a sağ salim ve sağlıklı bir şekilde teslim edildi.

    ‘GERİLLA İLE ASKER BİRBİRLERİNE SARILDI’  

    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
    Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi

    22 Ekim 2007 tarihinde Güney Kürdistan’a sınır bölgesinde bulunan Oremar Bölgesi’nde Türk ordusu ile HPG gerillalarının şiddetli çatışmasının ardından 8 asker gerillalar tarafından esir alındı. Esir alınan askerler Zap bölgesinde bulunan Çemço mevkiinde DTP’li milletvekilleri Aysel Tuğluk, Osman Özçelik ve Fatma Kurtulan ile Federal Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari’nin bulunduğu bir heyete teslim edildi. Askerler ile gerillaların birbirlerine sarılarak ayrılması ise PKK’nin savaş hukuğuna uyduğunun açık göstergesi oldu. Ancak bu görüntüler daha sonra askerlerin tutuklanmasına yol açtı. Türk devleti bununla da yetinmeyerek heyet üyeleri hakkında dava açtı.
    Gerilla güçleri Amed’in Lice İlçesi’nde 10 Eylül 2011 tarihinde uzman çavuşlar Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve sağlık teknisyeni Aytekin Turhan’ı esir aldı.

    Esir alınan askerler ilk defa Roj Tv tarafından görüntülendi ve röportajlar yayınlandı. Esir olmalarına rağmen askerlerin morali gözlerden kaçmadı. Sağlık ve genel durumlarının iyi olduğunu dile getirirken, insan hakları kurumlarına da kendilerinin gerilladan teslim alınması konusunda çağrı da bulunuyorlardı. Askerlerin ve sağlık görevlisinin “Rehin alındığımız günden beri bize çok iyi davranıyorlar. Hiç bir kötü muamelede bulunmadılar. Kendi yararlandıkları imkanlardan bizi de faydalandırdılar. Gerillalar bizi ailemize kavuşturacaklarına ve ellerinden gelini yapacaklarını söylediler“ şeklinde konuşuyordu. Ancak Türk devleti gerilla alanlarına o dönem tıpkı Gare’de olduğu gibi yoğun bombardıman ve operasyonlarda bulundu. Türk devleti kendi askerlerini imha ederek, gerillanın üzerine yıkmaya çalıştı. Ancak gerilla güçleri esirleri bir süre sonra yaşamlarını tehlikeye atarak, oluşturulan bir heyete sağsalim teslim etti.

    Esirler konusunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 2013 yılında Barış Süreci kapsamında Halk Savunma Güçleri’ne bir çağrıda bulunarak esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Gerilla güçleri anında bu çağrıya yanıt vererek farklı tarihlerde esir alınan ve içerisinde bir Kaymakam’ında bulunduğu 8 asker ve polisi içerisinde dönemin BDP milletvekill Hüsamettin Zenderlioğlu, , İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Çoban’dan oluşan heyete teslim etti.

    Tüm bunlar gösteriyor ki Türk ordusunun vahşetine karşı gerillalar Cenevre Savaş Sözleşmesi’ne ve insan haklarına tümüyle uyduğu insan hakları örgütleri tarafından da dile getirildi. Öyle ki gerillaların bu insani yaklaşımları karşısında esir alınan askerler daha sonra Türk ordusunun vahşetini yazarak, tepkilerini ortaya koydu.

    SEVGİNİN DİLİNİ ÖĞRENDİM’ 

    Türk devletine karşı gerillanın tutumunu ise Türk ordusunda subaylık yaparken PKK’ye esir düşmüş ve esaretinin ardından gelen özgürlükle Türk ordusundan ayrılan Yener Soylu’nun şu ifadeleri özetliyor: “Orada PKK’nin ‘anarşist’, ‘terörist’ ve ilkel milliyetçi çizgiyi değil de insanlık hareketi olma yönündeki önlenemez arzu ve istekte onurlu bir hareket olduğunu, sevginin diline saygının tarzına, paylaşımın esaslarına ulaşabilmenin mücadelesini verdiğini öğrenecektim. Biz savaşan ordu mensupları değil savaş kuralı Cenevre Sözleşmesi’nin tek bir maddesini bile yakaladığımız gerillalara uygulamayı esas almazdık. En belirgin kanıtı ise yakalanan gerillanın işkenceye tabi tutularak zorla itirafçılığa zorlanmasıdır” diyerek özetliyordu.

    SİYAR AMED

  • Londra’da Rosa ve Nubar anıldı

    Londra’da Rosa ve Nubar anıldı

    6-9 Eylül arası, Dersim-Büyükköy Kırsalında ölümsüzleşen TKP/ML MK üyesi Komünist Önder Nubar (Erol Volkan İLDEM) ve TKP/ML TİKKO birim komutanlarından ROSA (Fadime Çakıl) için İngiltere’nin başkenti Londra’da Partizan tarafından anma gerçekleştirildi.

    27 Eylül pazar günü saat 15:00 da yapılan anma etkinliği Nubar (Erol Volkan İLDEM), ROSA (Fadime Çakıl), Koray Aspir ve son süreçte ölümsüzleşen devrim ve komünizm şehitleri anısına saygı duruşuyla başladı.

    Daha sonra TKP/ML MK tarafından yayınlanan açıklama okundu. Açıklamada Nubar (Erol Volkan İLDEM) ve ROSA (Fadime Çakıl)’ın mücadele yaşamı hakkında bilgiler verildi. Devamında ise “Elbette yoldaşlarımızın gözü arkada kalmayacak. Onlar davaya bağlı oldukları kadar yoldaşlarına sonsuz bir güven içindeydiler. Şimdi tüm militanlarımızın, üye ve kadrolarımızın bu güveni her hücresinde hissetme ve kavgayı büyütme zamanıdır. Geleceği kazanma iradesinin örgütlenmesi, geleceği kazanma savaşının sürdürülmesi ancak Halk Savaşı çizgisinde Yeni Demokratik Devrim, Sosyalizm ve Komünizm davasına sıkı bir bağlılıkla olanaklıdır. Partimiz bu iradenin ete kemiğe bürünmüş somut halidir. Şan ve şeref olsun Marksizm-Leninizm-Maoizm Güzergahında Halk Savaşına!” görüşlerine yer verildi.

    Açıklamanın ardından ise Sinevizyon gösterimi yapıldı.

    MLKP adına yapılan konuşmada ise “Şehitlerimizin bizlere bıraktığı sorumluluk bilinci ve mücadele kararlılığı ile devrimci dayanışma ve birlikte mücadeleyi büyüteceğimize söz veriyor,şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz” denildi.

    Konuşmada baskı ve zulmün şehirlerde ve dağlarda sürdüğünü ve buna karşı ortak mücadelenin önemine değinildi.

  • Efrin kent merkezinde patlama

    Efrin kent merkezinde patlama

    Efrin kent merkezinde bomba yüklü bir aracın patlatılması sonucu ilk belirlemelere göre 3 kişi yaşamını yitirdiği, 14 kişi de yaralandı.

    Türkiye’nin desteklediği Suriye Millî Ordusu’nun (SMO) denetimi altında bulunan Efrin kent merkezinde bomba yüklü bir araç infilak etti. Kent otogarı yakınlarında park halinde bulunan aracın büyük bir patlatma yaşandı.

    Yerel kaynaklardan yansıyan ilk bilgilere göre patlamada 3 kişi yaşamını yitirdiğini, 14 kişi de yaralandı. Ölü sayısının artabileceği belirtiliyor.