Category: Oktay Şahbaz

  • Çocuklarımızda öğrenme isteğini artırma

     

    “Çocuğum ders çalışmıyor” “Her sabah okula zorla gönderiyorum” “Eve gelince hiç ders yapmıyor” bu ve buna benzer lafları ya kendimizden yada başkalarından duymuşuzdur. Hatta ve hatta bazen ileride giderek “Türkiye’deki eğitim sistemi daha iyi en azından orda okulda kalmak var” gibi sitemler ederek çocuklarımızın eğitim konusunda hiç çaba göstermediğinden şikayet ederiz. Peki ‘Süper anne” yada ‘Süper baba’ olmak sorunu çözüyor mu? Acaba çocuklarımızın ev ödevlerini yaparken üzerlerine titreyerek, sürekli öğretmenleri ile görüşerek, okullarına sık sık giderek yada sayısız ders aldırarak başarılı olmalarına yardımcı olabiliyor muyuz? Bu sorunun cevabını araştıran bir grup akademisyene göre cevap hayli ilginç. Bu konuyu araştırmak için yapılan bir araştırmada değişik kültürlerden yaklaşık 25 bin öğrenci ile görüşüldü. Yaklaşık 20 yıl süren bu araştırmada çıkan sonuç ise ne kadar ‘Süper anne’ yada ‘Süper baba’ olursak olalım, yukarda belirtilenleri yapmak çocuklarımızın başarılı olacağı garantisini vermiyor. Peki o zaman çözüm ne? Bu haftaki yazımızda tamda bu soruna bakarak çocuklarımızın başarılı ve okulu sevmeleri için neler yapabileceğimize bakmak olacak.

    Sorun eğitime nasıl baktığımız?

    Her ne kadar veli olarak çocuklarımıza okulun önemi hakkına her gün birşeyler söylesek te, pratikte çocuklarımızın yanında daha çok yaptığımız şey ise okulu ve eğitim sistemini eleştirmek oluyor. Bundan daha da ötesi ve belki de yaptığımız daha büyük yanlışlık ise eğitimi sadece yalın bir akademik çalışma olarak görüp aslında onun akademik özelliğinin yanında aynı zamanda sosyal bir geliştirme aracı olduğunu görmemek. Yani kısacası çocuğum 10 tane A* alsın ama çevresine ve ailesine karşı sorumlu bir birey olmuş, saygılı olmuş, toplumu ve yaşadığı dünyayı düşünen biri olmuş, bana ne!! Yani gerek bizim toplumuzda gerekse de diğer toplumlarda sıkıntı aslında ‘Eğitimin değerini çocuklarımıza iyi ve doğru anlatamama. Eğer eğitimin doğru değerini çocuklarımıza küçük bir yaştan itibaren doğru anlatabilirsek, yani yukarda belirtiğimiz haliyle, onların başarılı bireyler olacağı ihtimalini daha da çok artırmış olmuş oluyoruz. Bir çocuğun başarılı olmasındaki en büyük etken ve motivasyon gücü anne ve babadan gelir. Fakat bu deyim yerindeyse ambulans gibi her acil durumda ortaya çıkmak ile olmaz. Eğer anne baba evde çocuklarına güvenli, düşünceli , cesaret verici bir ortam sağlarsa, çocuk bur pozitiften yola çıkarak başarıyı hem okulda hem de ondan sonra iş hayatında elde edebilir.

    Güvenli, düşünceli , cesaret verici bir ortam nasıl sağlanır?

    Her ne kadar da kolay gibi görünse de güvenli, düşünceli , cesaret verici bir ortam sağlamak bazı aileler için büyük engeller aşmak anlamına gelir. Bu ortamın oluşabilmesi için gereken en temel şey ‘İyi bir tutum’ olacaktır. Buradan aslında niyetimiz çocuklarımızın bizim ne dediğimizi değil, ne yaptığımızı yaptıkları gerçeğini anlamamız ile olacaktır. Çocuklarımızın sorumlu olmalarını istiyorsak bunu söylemek kadar pratikte de göstermek önemli. Bir çok çocuk, kabul edelim yada etmiyelim, anne ve babalarının ‘kopyaları’ gibidirler. Okul hakkında nasıl bir tutum sergilemelerini istiyorsanız o tutumu önce kendiniz sergileyin. Eğitimi ve öğrenmeyi ilginç, eğlenceli ve heyecan verici görmelerini sağlayın. Pozitif olun ve “Ben bunu yapamam” yerine “Ben bunu nasıl yaparım” anlayışını geliştirin.

    İyi bir tutum kadar iyi bir sağlık ta önemli. Donuk ve halsiz çocuklar okulda başarılı olamazlar. Fast food ve hazır yiyeceklerden uzak durun ve onların her vitamin alabilecekleri yiyecekler yemelerini sağlayın. Çabuk pes etmeyin ve onları yiyecekleri sağlıklı yemekler konusunda ikna edin. Hazır yiyeceklerin zararlarını beraber araştırın ve bunları beraber okuyun. Tembel olmalarını engellemek için spor yapmaları konusunda ikna edin ve en önemlisi odalarına elektronik aletleri sokmayın. Bunu yaptıktan sonra son olarak yapacağımız şey ise iyi ilişkiler kurmalarını sağlamak. Okulda çocuklar hem yaşıtları hem de öğretmenleri ile iyi ilişkiler kurup kimi zaman grup ödevlerinde kimi zaman iki kişilik buddiler olarak çalışmak zorundalar. Onlara iyi ilişki nasıl kurulur gösterin, ne kendiniz nede çocuklarınız hakkında gereğinden fazla eleştirisel olmayın. Arkadaş yanlısı, dürüst ve açık olup inandıklarınız konusunda sonuna kadar mücadele etmeyi gösterin. Onlara saygılı, düşünceli ve başka insanların düşüncelerine saygılı olmayı öğretin. Yukarda bahsettiğim noktalar belki çok basit olarak görünüyor ama aslında bir çok ailenin halen düzeltmek için büyük mücadele ettikleri noktalar. İyi bir tutum, iyi bir sağlık ve iyi davranışlar, bunların biri yada ikisi değil, üçünü de başarmak çocuklarımızı başarıya daha çok yakınlaştıracak.

    Herkese kolay gelsin…

  • BME Öğretmenler Konferansı ve Kobane

    BME Öğretmenler Konferansı ve Kobane

    Bu haftaki yazımda sizlere hafta sonu delege olarak katıldığım Ulusal Öğretmenler Birliği (National Union of Teachers (NUT)) Siyah ve Etnik Azınlık Öğretmenler (Black and Ethnic Minorities (BME)) Konferansından bahsedeceğim. Hackney bölgesinde seçilen üç öğretmen delegeden biri olarak katıldığım bu konferansta Siyah ve Etnik Azınlık Öğretmen ve öğrencilerin hem sorunlarını hem de sorunlara karşı ortak mücadele etmek için atılacak bazı adımları da konuşma şansımız oldu. Büyük bir dayanışma ve coşku içinde geçen bu konferansta Kobane de unutulmadı.

    Siyah ve Etnik Azınlık Öğretmenler Konferansı, neden?

    İngiltere’de üç tane öğretmenler sendikası bulunmaktadır. Bu sendikalardan en büyüğü, aynı zamanda Avrupa’daki en büyük öğretmen sendikası da olan NUT’dir. NUT bünyesinde bir çok yerli olduğu kadar BME öğretmeni de barındırıyor. NUT, 1992 den beri var olan Ulusal Konferansının yanında BME Öğretmenler için özel bir konferans düzenleyip gerek göçmen olmaktan gerekse de bu ülkede öğretmenlik yapmaktan kaynaklanan sorunları konuşulması için bir olanak sunuyor. Konferansın en güzel yanlarından biri de sadece öğretmenlerin değil, aynı zamanda siyah ve etnik azınlıktan olan öğrencilerin de sorunları işleniyor ve tartışılıyor.

    Bu konferansta ne konuşuldu?

    BME olan öğretmenler özellikle okullarda yaşadıkları ayrımcılık, düşük ücret ve ağır çalışma koşulları gibi sorunlarına değindiler. Bunun yanında konferans boyunca değinilen en büyük sorunların başında BME öğretmenlerin okul yönetimindeki azınlığına değinildi. Özellikle Londra’da büyük bir BME kesimin olmasına rağmen öğretmenlerin sadece yüzde sekizinin, okul yönetimlerinin ise sadece yüzde ikisinin BME öğretmenlerden oluşmasının altı çizildi ve bu konuda yapılan ayrımcılıktan bahsedildi. Bu durumun ülke genelinde ise daha kötü olması, BME öğretmenlerin yaşadıkları ayrımcılığın gösteren istatistiklerden bir tanesiydi. BME öğrencilere de değinilen konferansta, son dönemdeki eğitim kesintilerden en çok zarar gören siyah ve etnik azınlıktan öğrencilerin olduğunun altı çizildi. Dil yardımının kaldırılması, EMAG gibi işi özellikle dil bilmeyen öğrencilere yardım etmek olan departmanların kapatılması, göçmenler hakkında yapılan dışlanma politikaları, göçmen çocukların yaşadıkları sorunların başında geldi.

    Ortak sorunlara karşı ortak mücadele!

    Bu konuda söz aldığım toplantılarda sorunun etnik kimlikten daha çok sınıfsal bir sorun olduğunun altını çizdim. Bir çok toplantıda yerli, göçmen ve yabancı tüm öğretmenlerin sorunlarının ortak bir kaynaktan geldiğini ve iyi bir mücadelenin de sorunlara karşı ortak mücadele etmekten geçtiğini söyledim. Benim yaptığım bu söylem, konferansa katılan 160 delege tarafından destek gördü ve sunduğum önergeler oylamalarda çoğunluk tarafından desteklenip karar haline geldi. Çözüm konusunda yapılan diğer konuşmalarda ise, özellikle BME öğretmenlerin mücadele içinde daha fazla yer almaları gerektiğinin altı çizildi. Bunu yapmak için ise, BME öğretmenlerin en temelde sendika içinde iş yeri temsilcisi, bölge temsilcisi gibi görevlerde yer almalarının şart olduğu dile getirildi. Temsilciler bu konuda başarılı olan ve şu an sendikanın merkez yürütme kurulunda bulunan Betty Joseph’in örnek alınması önemli olduğunu söylediler.

     

    Solidarity with Kobane!

    Konferansta uluslararası dayanışma başlığı altında yapılan toplantıda Kobane hakkında konuşma fırsatım oldu. Tüm delegelerin katıldığı bu toplantıda İşid saldırılarını ve buna karşı YPG ve YPJ güçlerinin verdiği direnişten bahsettim. Konuşmamın sonunda Kobane’deki direnişin tüm ezilen halkların direnişi olduğunu ve bunun için herkesin sahip çıkıp destek vermesi gerektiğini söyledim. Kobane ile ilgili yaptığım konuşmanın sonunda 160 delege tarafından ayakta alkışlandım ve tüm delegelerden ‘Kürt’lere özgürlük’ ‘Kürt’ler başaracak’ ‘Her zaman Kürt halkıylayız’ destek mesajları aldım. Hatta ve hatta, Birmingham, Leeds ve Islington delegasyonu ‘Solidarity with Kobane’ pankartı yapıp tüm delegeler ile resim çekme çağrısında bulundu. Bu çağrıya tüm 160 delege katılarak Kobane’ye ve Kürt halkına verdikleri desteği gösterdiler. Bunun yanında NUT sendikası başkanı Max Hyde’da sözlü bir destek mesajı yayınladı. Bu mesaj, bu hafta Hayat Tv’de yayınlanacak ‘Arti Eksi Londra’ programında izlene bilinir.

    İşin kısası her anlamda başarılı bir konferans oldu.

    BME Öğretmenler Konferansı ve Kobane 1

  • Çocuklarımız interneti nasıl kullanıyor

    Çocuklarımız interneti nasıl kullanıyor

    İngiltere’de yapılan son bir araştırmaya göre internet kullanım yaşının 3 yaşına kadar düştüğü açıkladı.

    Oktay Şahbaz
    Oktay Şahbaz

    Teknolojinin daha kolayca elde edilmesi ve hızlı internetin yaygınlaşması ile beraber başta çocuklar olmak üzere, gençler ve yetişkinlerin interneti daha fazla kullandıkları kesin.
    Fakat çocuklar interneti kullanırken neleri görebiliyorlar? İnternet hızının yükselm- esi ve ‘Broadband’ olarak adlandırdığımız sisteme geçilm- esinden sonra çocuklarımızın alışkanlıklarını değiştirdiğini görüyoruz.
    Daha önce çocuk- lar sokakta oynarken, şimdi kendi odalarında başka bölgede veya başka bir şehir yada ülkede olan arkadaşları ile oyunlar oynayıp kendilerini eve kapatıyorlar.
    Her ne kadar çoğu zaman çocuklarımız oyun ve ders kaynaklarına baktıklarını düşünsek bile bir çok çocuğun aynı zamanda kendine zarar verme (intihar), pornografi, hayvan gaddarlığı ve yeme bozukluğu sitelerine de baktığı yapılan araştırmada ortaya çıkan başka bir yön. İnternet de çokça zaman harcayan çocuk- larda konsantre gerektiren, kitap okumak gibi, aktivitelere yapmada çok zorlandıkları hem bu araştırmayla hem de bundan önce yapılan bir çok araştırmada ortaya çıkan gerçeklerden biri.
    İnternet nasıl ve ne kadar kullanılmalı?
    İnternet kullanımında bir çok çocuğun en büyük gerekçesi ‘ders yapmak’ olarak dillendiriliyor. Fakat bu ders yapma çoğu zaman internette bulduğumuz bir bilgiyi olduğu gibi almak ve olduğu gibi öğretmenimize kendi dersimiz olarak vermek gibi anlaşılıyor.
    Aslında bu yapılan çoğu zaman deyim yerindeyse kopya çekmekten başka bir şey değildir. Bunu yapan öğrenciler okulda çoğu zaman ceza alırken bu tür alışkanlıkların devam etmesi sizin Telif Hakkı ve Patent yasası altında suç alıp hakkınızda soruşturma açılmasına kadar yol açabilecek kötü bir alışkanlık. İnternetin bugün büyük bir bilgi kaynağı olduğunu hepimiz kabul etmeliyiz fakat aynı zamanda bir çok yalan yanlış ve gelişi güzel koyulmuş bilgilerinde olduğunu bilmemiz önemli.
    İnternet de bulduğumuz bir bilginin önce kaynağını ve güncelliğini incelememiz önemli. Bunun yanında bu bilgiyi en azından bir kaç sitede kontrol etmek doğruluğunu ispatlayabilecektir.
    Son olarak bu bilgiyi kullanırken kelime kelime değil kendi anladığımız biçimde kendi dilimiz ile anlatmamız ‘kopya’ çekmediğimizi gösterecektir.
    İnternet’i ders olarak kullanan öğrencilerin bu olanağı 1-1.5 saat kullanması yeterli bir süredir. Ortaokula giden bir öğrenci günde 3 saatten fazla internetteyse bu büyük bir olasılıkla ders değil, oyun ve sosyal medya (Facebook, Twitter, Snapchat) kullanımıdır, ki bu zararlı olabilir.
    Aileler güvenli internet kullanımı için neler yapabilirler?
    Bir çocuğun teknolojiyi iyi ve güvenli kullanması artık İngiltere Eğitim teftişinin bir parçası olarak kabul edilen bir kriter. Çocuklarımızın teknolojiyi en iyi ve güvenli biçimde kullanmaları kendilerine zarar veren değil faydalı olan bir aktivite olmalı. Bunun için okul kadar ailenin de yapması gereken, dikkatli olması gereken noktalar var. Birincisi çocuklarımızın internet kullanımında mutlaka bir limit getirilmesi gerekiyor. Bir çocuğun internet kullanımı hiç bir zaman ‘sınırsız’ olmamalı. Aile bu konuda mutlaka bir kontrol sistemi geliştirip gereken uyarıları yapması gerekiyor.
    Bunun yanında çocuğunuzun internet kullanımını gözden geçirin, yani çocuğunuzun ‘internet geçmişine’ belli aralıklar ile bakın. Çocuğunuz ancak 13 yaşının üstündeyse sosyal medya (Facebook, Twitter, Snap- chat) kullanabileceği gerçeğini unutmayın. Çocuklarınız internet kullanırken onları görebileceğiniz bir yerde olduklarını sağlayın.
    Son olarak bu konuda kendinizi geliştirip çocuklarını ile bu konuda sohbetler edin, bu konuda internette gerek Türkçe gerekse de İngilizce sayısız kaynağın olduğunu görebilirsiniz. Bu konuda bilgi istiyorsanız bana mail atmaktan çekinmeyin.

    Oktay Şahbaz

    Urswick Ortaokulu Bilgisayar Bölüm Başkanı

    oktyshbz@googlemail.com