Category: Oktay Şahbaz

  • Çocuklar ve Sınırlar

    Çocuklar ve Sınırlar

    Etrafımızda çok görüyoruz, günümüzde bir çok aile çocukları serbest bırakıldığında özgüvenleri yüksek olan bireyler olacaklarına dair düşünceleri vardır. Bunun yanında bir çok aile sınırlar koymayarak çocuklarını kendilerine daha da fazla yaklaştıklarını ve onların kendilerine her koşulda saygı göstereceklerini düşünürler. Fakat yine çevremizde ve etrafımızda gördüğümüz kadarıyla durum böyle işlemiyor. Tam tersine bunu yapan aileler çocukları belli bir yaşa geldiğinde kendilerini dinlemeyen ve tamamen isyankar, baş edilemeyen bireyler olabiliyorlar. Kural koyan anne ve babalar, sanıldığını gibi, çocuklarına daha az ilgi ve sevgi göstermezler, aksine onların hayatını düzene sokarak güvende hissetmelerini sağlar, sevgilerini başka yollardan göstermeyi tercih ederler. Bu konuda yapılan bir çok araştırmaya göre, kural ve sınırlar çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Çocuklar anne ve babalarının yetkin olduklarını hissettiklerinde ve kendilerini koruyabileceklerini bildiklerinde dış dünyayı bir tehdit olarak görmez ve keşfetmeye başlarlar.

    Bir çok çocuk doğal olarak kendisi için neyin gerekli, neyin daha yararlı ve önemli olduğunu başlangıçta bilemez. Bu konuda kimi zaman etrafından kimi zamanda TV’de gördüklerinden etkilenir. Büyüyen bir çocuğun her aşamasında anne ve babanın koyduğu kurallar çocuğun kendisine zarar vermeden iyi alışkanlıklar geliştirerek sosyal uyum için gerekli becerileri elde etmesini sağlar. Çocuğun hayatla ilgili birçok şeyi öğrenmesi ve kendi kendine yetecek hale gelmesi her anne ve babanın temel isteği olmak zorunda. Çocuklarımızı ne kadar seversek sevelim onların öz güveni yüksek bağımsız bireyler olmaları, hayatlarında başarılı olmalarındaki önemli niteliklerden bir tanesi.

    Kurallar ve sınırlar koymak çocuklarımızın tüm özgürlüklerini ellerinden aldığımız anlamına gelmez. Tam tersine, çocukların kendilerini güvende hissetmek için anne ve babalarının sınırlandırmalarına ve yönlendirmelerine ihtiyaçları vardır. Çocuklar anne ve babalarının rehberliğine güvenmek isterler. Anne ve baba tutarsız ve istikrarsız davrandıklarında çocukların çıkardığı sonuç ‘kurallar bu sefer bozulabildiyse demek ki başka sefer de bozulabilir’ olur. Örnek vermek gerekirse, akşama kadar eğitimin öneminden bahsedip yaz tatilinde iki hafta fazla tatil yapmak için sınırsız yalan söylemek gibi! Kuralların net ve istikrarlı olmadığı evlerde büyüyen çocukların okulda da sıkıntı yaşaması muhtemeldir.

    Çocuklar sınırlar sayesinde aynı zamanda ilişkileri tanımlarlar. Mesela burada yetkili olan kimdir? Ne kadar ileri gidebilirim? Çok ileri gidersem ne olur? Gibi soruların cevaplarını çocuklar çizilen sınırlar ve koyulan kurallar sayesinde bulurlar. Okullarda çocuklar genellikle sınırları çok iyi bilirler çünkü öğretmenler her öğrenciye aynı derecede yaklaşmak zorunda. Kurallara uymayan öğrencinin yeni yada eski olması bir şeyi değiştirmez, önemli olan o kurala uyulmasıdır. Çocukların topladıkları bilgiler yetişkinlerle olan ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda onları yönlendirir. Ancak toplanan bilgilerde tutarsızlık olduğunda çocuklar da nasıl davranacaklarını şaşırırlar ve sıkıntılar yaşarlar. Bu sorunlar çözülmediğinde ileride hem aile hem de eğitim hayatında sorunlar yaşamak kaçınılmazdır.

  • Öğretmenler nasıl bir eğitim sistemi istiyor?

    İngiltere’de genel seçimlere yaklaşırken öğretmenler arasında endişeli beklenti başladı. Son 5 yıldır koalisyon hükümetinin eğitim politikaları altında bir çok öğretmen ya ezildi yada mesleği bıraktı. Sadece geçen yıl binlerce öğretmen mesleği bırakırken, yeni mezun olan öğretmenlerin %40 meslekteki ilk iki yılını doldurmadan işi bıraktı. Emekli yaşının yükseltilmesi, müfredattaki değişiklikler, performansa göre ücret ve sayısız teftiş bir çok öğretmeni sevdiği mesleğin sonuna getiriyor. İngiltere ve Avrupa’nın en büyük öğretmen sendikası olan NUT (Ulusal Öğretmenler Birliği) bu konuda bir manifesto yayınlayarak taleplerini dile getirdi. Sekiz maddeden oluşan bu manifestoda kendilerinden daha çok eğitimin geleceğini düşünen öğretmenler seslerini duyurmak için her yöntemi deniyor. Gelin bu maddelere beraber bakalım.

    Birinci madde eğitimin bütçesinin korunması. Öğretmenlerin ilk talebi olabilecek bir enflasyon artışına göre okulların bütçelerinin korunması. Bütçenin korunması çocuklarımıza daha iyi araç gerecin yanında gereken yardım ve desteği almasını sağlayacaktır. Bunun yanında okulların gereken öğretmen kadrosunda sahip olmalarını sınıf sayısının korunmasını eminim hepimizin ortak talebi ve isteğidir.

    Öğretmenlerin ikinci maddesi ise çocuklar için geniş ve kapsayıcı bir müfredat. Çocukların 7 yaşından itibaren sınav yağmuruna tutulduğu bir müfredat yerine onların bilgi, yetenek ve becerilerini geliştirecek bir eğitim anlayışını isteyen öğretmenler okulların ‘sınav fabrikası’ olmasını istemiyor. Dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olan Singapur Başbakanı Prime Minister Lee Hsien Loong dediği gibi ‘Let us prepare every child for the test of life, not just a life of tests’ yane ‘Çocuklarımızı test dolu bir yaşam yerine, hayatın testine hazırlayalım’.

    Öğretmenlerin eğitim için istedikleri bununlar bitmiyor. Yukardaki taleplerin yanında öğretmenler ayrıca çocuk yoksulluğunun son bulmasını istiyor. Dünyanın 6 büyük ekonomisi olan İngiltere’de yaklaşık yarım milyon çocuk gıda bankaları (Food Banks) adlı yardım kuruluşlarından geçiniyor. Öğretmenler her çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılandığı olanaklar ile beraber tüm çocuklar için okul yeri talebini dile getiriyor. Okul yerlerinin her geçen gün azaldığı İngiltere’de NUT ve bir çok öğretmen hükümetin okul inşa etme yetkisinin tekrar belediyelere verilmesini talep ediyor. 2016’da yaklaşık 250 bin öğrencinin okulsuz kalma tehlikesi yaşayacağı İngiltere’de buna tek kaynak genellikle sınıf sayısının 35’e kadar yükseltilmesi oluyor – buda ciddi endişe verici bir durum!

    Koalisyon hükümetinin eğitime yaptığı en büyük saldırılardan bir tanesi de diplomasız ve yetersizlik belgesi olmayan öğretmenler. Bu uygulamaya göre herkes hiç bir eğitim ve stajdan geçmeden öğretmenlik yapabilir anlayışı. Nasıl bir doktor staj ve eğitim almadan ameliyat yapamazsa staj görmeyen ve gereken yeterlilik diploması almayan biride öğretmenlik yapamaz. Bu anlayışı yaymak isteyen koalisyon hükümeti eğitimde ucuz iş gücünün kapılarını açmak istiyor. Bu tür öğretmenlik mesleğini nerdeyse ayaklar altına atan uygulamalar yerine öğretmenlerin iş yükünü azaltıp onların kağıt kürek işinden daha çok derslerini yoğunlaşması konusunda yardımcı olmak öğrenciler için daha faydalı olacaktır. Bunlarda öğretmenlerin talep ettikleri diğer maddeler.

    Öğretmenlerin en son ve en çok üstünde durdukları son madde ise ‘Eğitimin kar için değil çocuklar için’ olması talebi. Serbest okullar (Free Schools) Akademiler gibi okul modelleri ile özel şirketlerin ve bireylerin eğitime girmesini sağlayan anlayış bir çok gencin eğitim olanaklarını çoğaltmak yerine azaltıyor. Bunun yanında okulların hademesinden tutunda kantinine, bilgisayarlarından tutunda çöpünü kadar her servisi özel şirketlere teslim eden hükümet böylelikle bu harcamanın tekrar kamu alanına dönmesindense özel şirketlere gitmesini tercih ediyor. Okulları eğitim yuvaları olmaktan çıkartıp kar amaçlı şirketler, öğrenci ve velileri de müşteri haline getiren bu anlayışın kaldırılması geleceğimiz için daha olumlu olacaktır. Velilerin ve öğrencilerin üstüne düşen ise her konuda öğretmenlerine destek olup adil, eşit ve parasız bir eğitim mücadelesinde onların yanında olmaları.

  • Ailelerin zarar veren hırsları

    Ailelerin zarar veren hırsları

    Toplum olarak çocuklarımızın eğitimde başarılı bireyler olmasını isteriz. O kadar isteriz ki bunun için maddi olarak her şeyi yapmaya hazırızdır. Manevi olarak ise topu hep başka yerlere atmışızdır, bahanemizde her zaman hazırdır ‘Dili bilmiyorum’ ‘İngiliz eğitim sistemi bizim oraya göre çok değişik’ vs. Eğer anne veya baba olarak hayatımızda başarısız ve yanlış kararlar verip hep pişmanlık duyan bireyler isek o zaman hırsımız kontrol edilemiyor olabiliyor. Bunu da genellikle ‘Onun çocuğu yapıyor sen niye yapamıyorsun’ ‘Baksana bilmem kimin oğlu/kızı sınavlarda ne sonuçlar almış’ gibi söylemler ve benzetmeler ile dile getiririz. Bu konuda biraz sorumluluk alıp çocuklarımız ile daha fazla zaman geçirmek ve onları anlamaktansa paramızın gücüyle her şeyi yapmaya çalışırız. Hatta bazen buda yetmez, gerici, ırkçı ve birlikte yaşam önünde büyük engel ve tehlike arz eden cemaat okullar veya hafta sonu ders verilen Türk okullarında soluğu çocuklarımız ile alırız. Duyduğumda büyük bir hayal kırıklığı yaşadığım bu konuyu bu haftaki yazımda işlemek istedim. Her zamanki gibi umarım yardımcı olur.

    Cemaat okulları gerek İngiltere’de gerekse de Avrupa’nın bir çok şehrinde ilk ve ortaokul seviyesinde dersler verir. Okullar bir cemaat lideri veya dini sermaye tarafından finanse edilir. Öğretmenlerinin büyük bir çoğunluğu Türkiye’den gelir ve gittikleri ülkenin müfredatını doğru dürüst bilmezler. Öğretmenliklerin dışında burada çalışanların bir çoğu dindar bir kesimden gelir ve imam yada başka dini görevler yapmışlardır. Bu okulların bir çoğu öğrencilere ücretsiz olmasına rağmen bazıları ücret talep eder. İlk aşamada normal bir okul havası verilen bu kurumlarda dini eğitim her zaman birinci plandadır. Bir yandan normal dersler veriliyor gibi görünse de bu okulların ileri hedefi her zaman çocuk ve gençleri dindar bir kesimin parçası yapmak olur. Sadece dindar olmak yine iyi, burada daha çok istenen daha dinci bir nesil yetiştirmektir. Bu okullar çocukların yaşadıkları ülkeye entegre olmaları ve orayı kendi ülkeleri gibi görmelerini istemez. Sürekli bölücü propaganda ve dini eğitim ile bunun önüne geçerler.

    Hafta sonu ders veren Türk okulları ise bunlardan daha ileri bir yerdedir. Fakat yine burada da Türk olmak, bayrak ve marş sevgisi her zaman öne çıkartılır. Benimsenen kültür sadece Türk kültürü olur, başka kültürle ile bir araya gelmek nerdeyse suç gibi gösterilir. Bu okullarda genellikle başta konsolosluk ve daha sonra diğer devlet kurumlar tarafından finanse edilir. Niyet bellidir, sen bir Türk’sün ve öyle kalmalısın, zaten Türk’ün Türk’ten başka dostu da yoktur gibi söylemler ile çocukların beyinlerine zarar verilir.

    Tekrar yazının başına dönecek olursak bu iki modeli hırs ile şöyle bağlayabiliriz. Maalesef bir çok aile çocuklarının gelişimlerini ve bu topluma uygun bireyler olmasını unutup bu gibi kurumlara çocuklarını teslim edebiliyor. Tek istedikleri benim çocuğum öbür çocuktan başarılı olsun ama nasıl olursa olsun mantığı. Çocuğum nasıl bir yerde eğitim alıyor, tam olarak ne öğreniyor bunlar sanki umurlarında değil. Eğitim sadece iyi sonuçlar ve iyi raporlar almak olarak görülüyor , eğitimin aynı zamanda bir bireyin yaşadığı ülke ve toplum ile uyumlu olması gerçeğini göz ardı ediyor. Özellikle İngiltere gibi çok kültürlü toplumlarda bu özelliğin olması çocuklarımızın yarın bir gün iş ve kariyerlerinde uyum sorununu ne kadar çok yaşayacaklarını belirler. Daha da tehlikelisi bu süreçten geçen bir çocuk bugün olmasa bile yarın bir gün bir başkaldırı durumu sergiler ve ailesi ile ilişkileri kopma aşamasına getirir. Hafta sonları camilere ve Türk okullarında zorla götürülen veya hafta içi 5 gün üst üste cemaat okullarına giden çocukların daha orta okulu bitirmeden bu başkaldırıyı göstermeleri bilenen ve benimde bizzat şahit olduğum bir tespiti gösteriyor.

    Kontrolsüz hırs her zaman tehlikeli sonuçlar doğurmuştur. Bir spor müsabakasında bunu yapan sporcu kısa dönemde bir başarı elde etmesine rağmen uzun dönemde ciddi bir sakatlık yada kariyerini bitiren bir darbe ile hayat boyu çekeceği bir sıkıntı ile kalır. Fakat çocuklarımızın hayatı bir spor müsabakası değil, kayıp edilecek çocuklarımızın geleceği, buda her şeyden daha önemlidir. Bizler anne baba olarak hayatımızda yanlış seçenekler yapmışsak ve hayatta başarılı olamıyorsak bunu çocuklarımızı kurban ederek telefi etmeyelim. Bu bencillikten başka bir şey olmaz..

  • Sınavlara Hazırlanmanın Tam Zamanı

    Sınavlar, her çocuğun ve ailenin korkulu rüyasıdır. Yeni yıla girdiğimize göre sınavlarda yaklaşıyor anlamına geliyor. İster ilkokulda olun, ister ortaokulda ister kolej veya üniversitede İngiltere’de Mayıs ve Haziran ayları sınav dönemine tekabül ediyor. Bir çok çocuk bu dönemde hem ailesi hem de okul tarafından büyük bir baskı altına alınır. Beklentiler yüksektir ama yardım hiç bir zaman yeterli değildir. Öğrencinin yaşı kaç olursa olsun bu dönem her zaman zor bir dönemdir. Bir çocuk bu döneme daha iyi nasıl hazırlanır? Bu haftaki yazımda bu konuda yardımcı olmaya, önemli gördüğüm bir kaç öneri yaparak değineceğim. Umarım yardımcı olur…

    Sınavlara hazırlanmanın en önemli noktası her şeyi son dakikaya bırakmamak ile başlar. Her ne kadar bu anlayış etrafta yaygın olsa bile bilenmesi gereken bunun en iyi yöntem olmadığı gerçeğidir. Bir çalışma programı doğrultusunda günlük düzenli ders çalışan çocuklar her zaman başarılı olmuşlardır. Kaç dersiniz var? Toplamda kaç sınav yapacaksınız? En çok hangi derste zorlanıyorsunuz? Bu soruların cevaplarını yazdıktan sonra bir çalışma programı yapmak mümkün olacaktır. Bu doğrultuda bir öğrenci okul sonrası zamanını birer saatlik seanslara bölerek ne kadar ders çalışacağını belirleyebilir.

    Sınavlara hazırlanırken bol bol soru çözmek önemli. Fakat soru çözerken iki nokta daha da önemli, hangi soruları çözeceğiniz ve ne kadar iyi çözdüğünüz. Sınavlara hazırlanırken bir öğrenci için en iyi soru bankası geçmiş sınav kağıtları olacaktır. Bir öğrenci bu kağıtları ister okulda öğretmeninden isterse de kitapçılardan temin etmesi mümkün ve kolaydır. Daha sonra bilgisi dahilinde bu soruları çözmek öğrenci için faydalı olacaktır. Çözmekten daha da önemlisi aslında bir öğrencinin bu çalışmadan çıkartması gereken sonuç konuya ne kadar hakim olduğunu anlamasıdır. Bunun içinde yapılacak en iyi etkinlik soruyu çözdükten sonra cevabı bir arkadaşına yada öğretmenine anlatması. Hem cevabını anlatmak hem de vardığı sonuca nasıl ulaştığını belirtmesi önemli. İyi yapıldığında öğrenciye ciddi bir öz güven gelecektir, iyi yapılmadığı takdirde öğrencinin eksikliğini görmesine ve o konuyu tekrar çalışma ihtiyacı duymasını sağlayacaktır.

    Sınav çalışırken en çok yapılan etkinlik not veya yazı yazmaktadır. Klasik olan bu yöntem dışında bilgiyi resim veya diyagram ile anlatmak bazı şeyleri daha iyi hatırlamamızı sağlayacaktır. Görsel olması beynimizin bazı bilgileri bazı şekiller veya resimler ile bağ kurmasını ve hafızamıza kolay ulaşmamızı mümkün kılar. Bu konuda en iyi hazırlık için ilk olarak öğrencinin bir konu seçmesi olacaktır. Daha sonra seçtiği konu hakkında bildiği her şeyi sıralamak ile başlayacaktır. Sıralama yapıldıktan sonra hatırlamakta zorlanılan alt başlıkların işaretlenmesi lazım. Son olarak her işaretlenen alt başlığa uygun resim veya diyagram çizilip tekrarlanılır. Öğrencinin bundan sonra yapması gereken konuyu resimler veya diyagramlar kullanarak birine anlatması olacaktır.

    Yukarda belirtiğim gibi sınav dönemi herkes için, özelliklede öğrenci için, stresli bir dönemdir. Bu dönemde sakın çocuklarınızdan 24 saat ders çalışmalarını beklemeyin. Onlardan sadece düzenli ve programlı ders çalışmalarını bekleyin. Konu aralarında dinlenmelerini önerin, gezmelerini, sağlık bir şekilde beslenmelerini sağlayın. Sınavların önemini anlatın ama hiç bir zaman ‘Dünyanın sonuymuş’ gibi bir psikoloji ile yaklaşmayın. Başarılı olsa da olmasa da çocuklarınızın bir sonraki adımı sağlam atmaları için onlara yardımcı olun. Başka bir alternatifiniz olmamalı!

  • Çocuklar Aileleri Yönetebilir mi?

    Çocuklar Aileleri Yönetebilir mi?

    Hepimiz çocuklarımızı çok severiz. Onların mutlu olması için elimizden geleni yapmaktan kaçınmayız. Fakat bunu yaparken bazılarımız kontrolü elden bırakıp her şeyi çocuklarımızın yönetmesine izin veririz. Her şey onların istekleri doğrultusunda olur, onlar isteyince yenilir, onlar isteyince gezilir yada onlar isteyince yatılır. Öyle aileler ve çocuklar görüyorum ki gerçekten deyim yerindeyse ailelerini ‘ellerinde oynatıyorlar’. Peki bunun çocuklarımıza ne gibi bir faydası ve zararı olabilir? Böyle yetişen çocuklar ileride eğitimde ve iş hayatında ne tür sorunlar bekliyor? Bu haftaki yazımda sizlere bu konudaki düşünce ve görüşlerimi dile getireceğim.

    Gerek çalıştığım okulda, gerek aile ortamlarında gerekse de çevrede farklı aile yapıları ile karşılaşıyorum. Bu aile yapıları arasında beni en çok tedirgin eden ise kontrolü çocukların elinde olan aile yapıları. Görmesem bile aslında bunu bir çok anne babadan da bizzat duyuyorum “parmağında oynatıyor bizi” “ne istese yaptırıyor” diye. Misafir evde otururken, çocuğu ‘sen de uyu’ dediği için misafiri bırakıp gidip yatan, her istediğini yapmak için sokak sokak çocuğunun peşinden koşan yada ağlayıp sızladığı için cebindeki tüm parayı tablet yada oyuncağa harcayan, Ya da son günlerdeki en büyük sorunlardan biri haline gelen çocuğunu bilgisayar/tablet önünden kaldırmak için saatlerce çocuğuna yalvaran anne baba. Umarım bu örnekler bir çoğumuza tanıdık gelmiştir. Bu örnekleri zenginleştirmek ve farklılaştırmak mümkün.

    “Aman aman üzülmesin!” diye yapıyoruz. Bazen kolayımıza kaçıyor. “Ağlamasın şimdi kim uğraşacak, dediğini yapıverelim” diyoruz. Bazen bu durum o kadar çok oluyor ki, fark etmeden yeni bir alışkanlık ediniyoruz, hem de istemediğimiz bir alışkanlık. Bu konuda çalışma yürüten The Parent Coaching Academy bu durumu şöyle bir örnek ile anlatıyor “Eğer aile hayatı bir araba ise; direksiyonda anne ve/veya baba oturuyor. Yanında ise eşi. Zaman zaman şoför değişimi olmalı tabii. Arabanın nereye gideceğine; nerede durulacağına anne baba ortak karar vermeli. Çocuklar ise arkada. Tabii ki onların da söz hakkı var ama, ebeveynler her seferinde arkaya dönerse araba bir yerlere toslayabilir. Ya da çocuklar arkadan gördükleri kadarıyla yolu tarif ederse, yanlış yerlere gidilebilir.”

    Umarım bu örnekten yola çıkarak kontrolün neden biz anne ve babalarda olması gerektiğini anlamışızdır. Ailenin ve çocukların yönetimi biz anne ve babaların sorumluk alanında olması gerekiyor. Kararlar ve kurallar, neyin ne zaman, ne kadar ne niçin yapılacağı aile tarafından belirlenmeli. Bu çocuklarımız ile bir şey konuşmayacağız yada onların düşüncelerini almayacağız anlamına gelmiyor. Onların fikirleri ve istekleri tabi ki sorulacak, alınacak karara katkıları olacak, ama bu anne ve babanın önderliğinde yapılacak. Çocukları bazı kararları kendi istekleri doğrultusuna değiştirmek için içimize işleyen bakışlarıyla, “annecim babacım noolur” “mummy please” gibi sözleriyle bazen de bağırıp çağırma ağlama sızlamalarıyla çaba göstereceklerdir. Ama burada önemli olan anne ve babanın tutumlu davranması. Bu konuda tutarlı davranış gösteren aileler her zaman daha disiplinli bireyler yetiştirmiştir. Bu disiplini erken yaşta alan bir çocuk sorunsuz bir eğitim süreci yaşar ve hayata daha sağlam bir tutumla başlar. Evet çocuğumuzun ağlaması yada acılı bakışlarına karşın belki bir kaç defa üzülebiliriz ama uzun dönemde aslında onlara hayatın nasıl işlediği konusunda büyük bir derste vermiş oluruz.

    Kontrolü ele almak ve bu anlamda yapılması gerekenleri yapmaya çalışmak kısa dönemli bakıldığında işleri zorlaştırabilir. Ancak uzun dönemli düşündüğümüzde daha istikrarlı ilişkiler ve sağlam bir aile yapısı için gerekli…

  • Akademi Okulları Sınıfta Kaldı

    Akademi Okulları Sınıfta Kaldı

    Akademi okulları hakkında çok konuşuldu. Kimisine göre çok iyi, kimisine göre ise çok kötü. Bir çok politikacı Akademi modelini geleceğin okul modeli olarak sundu ve toplumu buna inandırmak için elinden geleni yaptı. Bazı yerlerde akademi okullarını faydalı göstermek için yeni binalar yapıp, yeni üniformalar seçip göz boyamaya çalıştılar. Aslında bir çok eğitimci, profesör ve müdür sorunun okul modelinden daha çok gereken bütçe olduğunu söyledi. Buna rağmen politikacılar kimseyi dinlemedi ve akademi okullarının faydalı olduğunu söylediler. Bu hafta içi Parlamento’da bir çok değişik parti milletvekilinin içinde bulundu Eğitim Komisyonu yaptıkları açıklamayla eğitim dünyasında büyük bir yankı yarattılar. Eğitim komisyonu akademi okulları üzerine yaptıkları araştırmadan yola çıkarak ‘Akademi modeli okullarının eğitim standartlarını yükseltmediğini’ açıkladılar. Komisyon bu sonuçtan yola çıkarak herkesin devlet bütçesi alan tüm okulların güçlü ve zayıf özellikleri konusunda dürüst olmaya çağırdı.

    Akademi okulları özellikle Hackney ve Haringey gibi bölgelerde oldukça fazla. Var olan okullara daha fazla bütçe ayırıp bu okulları geliştirmektense hem Haringey, hem de Hackney bölgesi bu okulları Akademi yapmayı tercih etti. Akademi yapmasındaki en büyük sebeplerden biri deyim yerindeyse sorumluluğu kendi üstünden atmaktan başka bir şey değildi. Bunu yaparken söylenen tek bir şey vardı, okullarınız akademi olacak ama eğitim kalitesi artacak. Fakat hem bu araştırma, hem de yaşadığımız bölgelerdeki okulların dereceleri de gösteriyor ki, sorun modelden daha çok gerekli bütçede. Eğitim Komisyonu bu gerçeğin üstünü kapatıp akademi okullarını tek kurtuluş olarak yorumlayan hükümet yetkililerini bu konuda ‘dürüst bir savunma’ yapmaya davet etti.

    Raporda dikkat çeken bir başka önemli nokta ise akademi okullarının yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarına faydasının olmadığı. Akademi okullarının ortaya çıkması ve yayılması için sıkça kullanılan bu argümanında böylece boşa çıktığını görebiliyoruz. Komite başkanı, Graham Stuart, yaptığı açıklamada akademi okulları hakkında şunları söyledi: “Akademi okulları okullar arasındaki rekabeti artırmak için faydalı oldu. Bu yöntemle devlet okullarına alternatif oldular ve işler kötüye gittiğinde onların yerini almak için hazır duran okullar oldular”. Graham Stuart raporda bir çok önemli noktaya değinirken aslında yapılması gereken en önemli noktanın eğitim konusunda açık olma gerekliliğine değindi.

    Bu konu herkesi ilgilendirdiği kadar bizim toplumumuzu da ilgilendiriyor. Akademi okulların yoğun olduğu bölgelerde yaşıyoruz. Bu okullar yapılırken bir çoğumuz yeni bir binaya yada formaya kanıp çocuklarımızın geleceğini buralarda gördük. Daha da kötüsü bu okulların eğitime faydasından daha çok zarar verdiğini söyleyen kurum ve kuruluşları dinlemedik ve kulak asmadık. Bu rapor ve kampanya gruplarının yaptıkları araştırmalar bir çok şeyin politikacılar tarafından açıkça söylenmediğini gösteriyor. Eğitim hem bizim hem de çocuklarımız için önemli bir konu. Bu konuda doğru kararlar vermek için tüm argümanları dinleyip ona göre karar vermek herkes için önemli.

  • Yoksullaşan Çocuklu Aileler

    Yoksullaşan Çocuklu Aileler

    İngiltere’de hayat koşulları gittikçe zorlaşıyor. Dünyanın en büyük ekonomiklerinden biri olan İngiltere’de yaklaşık 1 milyon insan, bunun 400 bini çocuk, yiyecek bankaları olarak bilinen yardım kuruluşlarından geçimini sağlıyorlar. Bunun yanında İngiltere’de çalışan yoksullar adlı bir kavram yaklaşık 5 milyon insanı etkiliyor. Çalışan yoksullar kavramı daha çok asgari ücret ile çalışıp geçimini sağlayamayan kişiler için kullanıyor. Bu insanlardan bir kısmının da yiyecek bankalarından geçindikleri dikkat çeken bir başka gerçek. Bu haftaki yazımızda İngiltere’de bu anlamda yaşanan zorlukların bazılarına değineceğiz.

    İngiltere’nin saygın kuruluşlarından biri olan Joseph Rowntree Foundation’nin yaptığı araştırmaya göre İngiltere’de parasal sıkıntı riskini en çok yaşayan kesimin çocuklu aileler olduğunu açıkladı. Rapora göre yetersiz gelirli veli ve çocukların sayısının 2013 yılından bu yana 3 kat arttığına dikkat çekildi. Araştırmayı yapan Joseph Rowntree Foundation yetkilileri bunun sebebini genç ve çalışma çağındaki yetişkinlerin gelirlerindeki durgunluk ve sosyal yardımların kesilmesine bağladı. Araştırmanın sonuçlarını bir bireyin asgari anlamdaki ihtiyaçları üzerinden hesaplayan Joseph Rowntree Foundation’un bulguları hükümet yetkileri tarafından eleştirildi. Hükümet bu bulguları bir taraftan eleştirirken diğer yandan bir çok yardım kuruluşu ve hatta İngiltere Kiliseler Birliği durumun rapordakinden daha kötü olabileceğine dikkat çekti.

    Asgari ücretin 21 yaşı üstündekiler için £6.50 olduğu İngiltere’de ücretlerin enflasyonun altında kalması bir çok kişiyi zor durumda bırakıyor. Bunun yanında Londra’da yaşayan bir çok kesim burada her şeyin daha pahalı olmasından dolayı asgari ücretin Londra’da Londra Yaşam Ücreti olarak değiştirilip en az £10 olması gerektiği konusunda kampanya yürütüyor. Buna bağlı olarak insanların gelirlerinin yükselmesi bir yana, yaklaşık 8.1 milyon veli ve çocuğun gelirlerinin kendilerine gereken temel gelirin altında olduğu gerçeği herkesi şaşırtsa gerek.

    Bu koşullarda büyüyen çocukların suç işlemeye ya da diğer suçlara karşı daha yatkın oldukları bilinen bir gerçek. Var olan koalisyon hükümeti ve öyle görünüyor ki bundan sonraki hükümetlerde bir yandan sosyal yardımlardan ciddi kesintiler yapıp koşulları zorlaştırarak bir yandan da ücret yükselişlerini engelleyerek bir çok aileyi kırılma noktasına getirecekler. Hiç şüphesiz bu zor koşullar her zaman olduğu gibi en çok çocukları etkileyecektir. Göçmen olarak geldiğimiz bu ülkede artık kalıcı olduğumuzun farkına varıp kendi sorunlarımıza karşı daha duyarlı olmanın zamanı geldi de geçiyor gibi. Duyarlı olup yerli göçmen bu sorunları yaşayan herkes ile ortak hareket etmek hem kendimiz hem de çocuklarımızın geleceği için atacağımız en iyi adamlardan