Category: Oktay Şahbaz

  • İnterneti Kullanarak Ders Yapmak

    İnterneti Kullanarak Ders Yapmak

    Ailelerin en çok şikayet ettikleri konuların başında gelir internet kullanımı. Bir çok aile çocuklarının internette çok zaman harcadıklarını ve bunun yüzünden yüzlerini bile görmediklerini söylerler. Yada bir çok aile çocuklarının oturup ders çalışmadığını ve daha çok internet üzerinden ders yapmasından şikayet eder. Bazılarımızda bazen “Bu nasıl ders çalışma diye” söyleniriz. Bu haftalık bu yazımızda bu konuda ailelerin ve öğrencilerin yaşadıkları sorunlara bakıp neler yapıla bilineceği konusunda bilgiler vermeye çalışacağım, umarım yardımcı olur.

    Ders yapan bir öğrencinin bilgi kaynakları vardır. Bundan 10-15 yıl önce bu bilgi kaynakları daha çok kitaplar, ansiklopediler, broşürler, gazeteler veya magazinler olarak geçiyordu. Fakat son dönemlerde özelliklede hızlı internetin gelişmesinden sonra öğrenciler hatta ve hatta öğretmenler için en temel bilgi kaynağı internet oldu. Bugün bir tuşa basarak bir çok bilgiye ulaşabiliyor bir çok şeyi öğrenebiliyoruz. Fakat dikkate almadığımız en temel nokta ise internetteki bilgilerin doğruluğu ve güncelliği. İnternetti kullanan öğrencilerin en az dikkat ettikleri noktalardan biri bu olurken diğer nokta ise internet gibi bir kaynağın ders veya bir proje için nasıl kullanıla bilineceği. Bir çok öğrenci interneti kaynak olarak kullanmayı oradaki bilgiyi doğrudan alıp kendi dersi gibi sunmak olarak algılıyor. Yani, İngilizce haliyle internetten Copy + Paste yapmak, bu bir çok öğrencinin kolaya kaçarak yaptığı yanlışlardan bir tanesi.

    Bir öğrencinin interneti bir kaynak olarak kullanmasında hiç bir sakınca yok. Fakat İnterneti kullanırken dikkat etmesi ve uyması gereken belli temel noktalar var. Bu temel noktalar okullarda öğretmenler tarafında sıkça söylenmesine rağmen bir çok öğrenci halen dikkate almayıp kendi bildiğini yapmaya devam ediyor. Bu noktaları öğretmenler kadar ailelerinde çocukları ile paylaşması önemli. Peki bu noktalar neler?

    1. İnternette bulduğunuz bir bilginin kaynağı önemli. Özel şirket mi? Kamuya ait bir kurum mu? Bu önemli, çünkü bilgiyi bulduğunuz bir sitenin kime ait olduğu bilginin taraflı mı, tarafsız mı olduğunu belirleyecektir.
    2. İnternette bulduğunuz bir bilginin doğruluğunu kontrol edin. Burada söylemek ve vurgulamak istediğim nokta, internette bulduğunuz bir bilgiyi başka siteler ile karşılaştırın. Hatta yapabiliyorsanız iki yada üç siteye bakın ve farklı mı aynı mı görecekseniz. Böylelikle gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.
    3. Bilginin yada sitenin güncelliği önemli. İnternette bulduğunuz sitenin ne zaman güncelleştirildiğine bakın. Aradığınız bilgiye göre ne kadar güncel bir siteye güveneceğinize siz karar vereceksiniz.
    4. Bilgiyi doğru bir şekilde kullanma. Bir çok öğrenci internette bulduğu bilgiyi olduğu gibi kendi bilgisiymiş gibi defterine yada kâğıda kopyalıyor. Daha sonra bunu kendi yapmış gibi öğretmene veriyor – ve büyük olasılıkla ceza alıyor. Çünkü bu yapılan bir başkasının çalışmasını kopyalamaktan başka bir şey değil. Bulduğu bilgiyi kendi anladığı gibi kendi diliyle yazması onun anladığını gösterecektir ve doğru olanda bu olacaktır.
    5. Aileler internet kullanımını sınırlamalı. Bir çocuğun interneti ne kadar kullandığını velisi belirlemesi gerekiyor. Bir öğrenciye ders için 1 yada en fazla 1.5 saat yeterlidir. Bu anlamda aile gereken sınırlamaları getirip harfiyen uygulamak zorundadır. Aksi takdirde internet bağımlılığı gibi gereksiz bir sorun ile karşı karşıya olabilir.

    Çocuklarımız bir daha odalarına çıkıp internetten ders yapmak istediklerinde yukarda belirttiğimiz noktaları hatırlayalım ve çocuğumuz ile bunları paylaşalım. Bu hem sizin için hem de çocuğunuz için faydalı olacaktır.

  • Çocuğunuzun Ev Ödevlerini Takip Edin

    Çocuğunuzun Ev Ödevlerini Takip Edin

    Her gün öğrenciler okuldan eve dönerken, öğrenilen bilgileri pekiştirmeleri, bir sonraki günün derslerine hazırlıklı olmaları ya da yeni bilgiler edinmeleri için öğretmenler tarafından ev ödevi verilir. İlk okullarında ev ödevleri 1 ve ya 2 alıştırmanın dışında çıkmazken, ortaokullarda bu sayı hafta 10-14 alıştırmaya kadar çıkabiliyor. Ev ödevinin niteliği ve niceliği öğretmenden öğretmene değişkenlik gösterir. Bazı öğretmenler öğrencilere çok ağır ev ödevi verirken, ödevin niteliğini göz ardı edebilirler. Bazı öğretmenler ise az, ancak öğrencinin düşünme becerilerini geliştirici nitelikte ev ödevleri verebilmektedir. Öğretmenlerdeki bu farklılıklara karşılık, öğrencilerin ev ödevlerini yapıp yapmamasına göre de birbirlerinden farklılıklar gösterirler.

    Ev ödevlerini düzenli biçimde yapan öğrenciler olduğu gibi, bu görevi düzenli yapmayan öğrenciler de bulunmaktadır. Ev ödevlerini yapan, yada okulda gördüğü dersleri evde üstünden en az bir kez geçip bunu tekrarlayan öğrenci çoğu zaman daha başarılı olur. Zaten öğrenme dediğimiz şey bilgiyi tekrarlamak anlamına geliyor. Bu anlamda bilgi ne kadar çok tekrar edilirse o kadar iyi öğrenilir. İngiltere’de bir çok okul çocukların kendilerini daha iyi organize etmeleri için onlara günlük (planner) verirler. Günlük hem öğrenciye ondanda daha önemlisi veliye verilen ev ödevleri konusunda gereken bilgiyi verir. Bir velinin en temelde yapması gereken bu günlüklere bakıp öğrencisinin ödevlerini yapıp yapmkdıkları konusunda gözlemci olabilir. Bu yöntemle çocuk ailesinin eğitime desteği görüp bunun sadece sözde bir şey olmadığı anlar. Aslında her ailenin kolayca uygulayacağı bu yöntem bir çok aile tarafından eksik bırakılan bir görevi.

    Ailelerin yukardaki yöntemin dışında atabilecekleri başka adımlar var. Bir ailenin ev ödevleri konusunda yapacakları en temel yardım çocuklarına ev ödevlerini yapabilecekleri bir ortamı yaratmak. Eğer evde böyle bir ortam mümkün değilse mahalle kütüphaneleri bu konuda iyi bir alternatif olacaktır. Bunun ile beraber çocuklarının programlı çalışmaları için yardımcı olmaları. Gelişmekte olan çocuklara zamanlarını iyi kullanmalarını öğretmek her velinin en temel görevi. Yani bir çocuk okuldan eve geldiğin ne zaman yemek yiyecek, ne zaman ders çalışacak ve ne zaman eğlenecek, bunların zamanını bilmesi gerekiyor. Her şeyi kendiliğine bıraktığımızda bir çocuğun saatlerce oyun oynayacağı yada televizyon önünden kalkmayacağını biliyoruz. Zamanını iyi kullanan ve bağımsız ders çalışan bir öğrencinin başarısız olması mümkün değildir.

    Ev ödevlerinin öğrencinin başarısı üzerinde olumlu etkilerinin yanı sıra daha başka yararları da vardır. Ev ödevinin öğrencilere yaşam boyu sahip oldukları kendi kendine disiplin, bağımsızlık ve sorumluluk gibi kişisel özellikleri öğretir. Böylesi önemli bir sorumluluğu dershanelerden beklemeyelim, bir veli olarak bizler elimizden geldikçe uygulamaya çalışalım.

  • Okul ile iyi ilişki kurmak

    Bir çoğumuz için okul ile olan ilişkimiz yılda bir yada en fazla iki defa yapılan veli toplantılarının dışına çıkmıyor. Yine çoğumuz için, bu ilişki, burada bize söylenen ve dinlediklerimiz oluyor. Bu haftaki yazımda okul ile aile ilişkisinin önemi ve bunun neden ve nasıl olabileceği konusunda bazı noktalarda bulunmak istedim, umarım faydalı olur.

    Eminim hepimiz okul, aile ve öğrenci üçgenin ne kadar önemli olduğunu sayısız defa duymuşuzdur. Aslında sürekli velilere belirtilen bu kavram herkesin dikkate alması ve en iyi şekilde uygulaması gereken gerçeklerden bir tanesi. Okulun ve öğrencinin iyi bir şekilde çalışması ancak ailenin vereceği destek ile mümkün olabilir. Kimi aile bu ilişki sayesinde çocuğunun durumunu, başarısını veya başarısızlığını öğrenir. Kimi aile ise, daha etkili bir rol alıp okulda çocuklarının öğrendiği dersten tutun da, onların okulunda gönüllü çalışmalar yapmaya kadar gider. Bu üçgeni iyi işleten velilerin çocukları ya başarılı olurlar yada işler kötüye gitmeye başladığında büyük sorunlar ortaya çıkmadan müdahale ederler.

    Okulu ile iyi bir ilişkinin kurulması için okul ve aile arasında düzenli, güvenli ve dürüst bir bilgi paylaşımının olması gerekiyor. Her okulun ailelere bu konuda olanaklar yaratması bir çok müdürün en temel görevi. Ayrıca her müdür okullarının kapısını ailelere ve topluma açıp sınıf ve ev arasında bir bağ kurula bilineceğini göstermesi lazım. Bunu yapan müdür başta veliler olmak üzere, okuldaki öğretmen veya öğrenci olsun herkes kesim tarafından sevilir ve saygı duyulur.

    Bu nokta kadar önemli olan bir şey ise ailelerin okula dürüst ve zamanlı bilgi vermeleri. Dışarıdan içine kapanık olarak görünen bizim gibi toplumlarda bu konuda maalesef bilgi paylaşımı çok az. Çocuklarımızın hayatında önemli olan bazı gelişmeleri zamanında okula bildirmemiz, eğitim seviyesi açısından önemli bir nokta. Örnek verelim, anne ve baba ayrılıyor ya da boşanıyor – yetişkinler için bile çok zor olan bu dönem bir çocuk için (yaşı ne olursa olsun) tahmin edilemeyeceği kadar daha zor bir tecrübedir. Bir çok çocuk böyle dönemlerde kendilerini diğer çocuklardan daha farklı görüp o zamana kadar girmediği ve göstermediği davranışları sergiler. Yine bir başka örnek ise aileden birisinin vefat etmesi olabilir – yine hem yetişkinler için hem de çocuklar için böyle bir şer zor bir döneme tekabül eder ve yardım şarttır. Bu veya buna benzer durumların okullar ile paylaşılması çocuğun okul tarafından gereken yardımı ve desteği almasını sağlar.

    İngiltere’de gerek ilkokullarda, gerekse de ortaokullarda SENCO (Special Education Needs Co-ordinator), yani, Özel Eğitim İhtiyacı Koordinatörleri görev alır. Bu öğretmenler çocukların sağlık, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ile sorumlu olan kişilerdir. Bir okuldaki SENCO öğrenci, veli, bunun yanında bir çok kurum ve kuruluş ile yakından çalışır. SENCO’lar sosyal, sağlık ve psikolojik sorunlar yaşayan çocuklar ile yakından ilgilenip okuldaki öğretmenlere bu tür sorunları olan öğrenciler ile nasıl ilgilenebilecekleri konusunda eğitim verirler. Bu tür ihtiyaçları olan öğrencilerinin velileri ile SENCO sürekli bir diyalog içindedir. Her aile kendi okullarındaki SENCO’lar ile sınıf öğretmenleri aracılığıyla irtibata geçip görüşebilir.

    Ailelerin en temelde okulda öğrencilerinin sınıf öğretmeni, yada İngiltere’deki adıyla ‘tutor’, ile bir diyalog içinde olması gerekiyor. Veli, toplantılarının dışında bu öğretmeni ile diyalog içinde olup çocukları hakkında istedikleri zaman bilgi alabilirler. Bunun dışında genel okul sorunları ile ilgili her veli okul müdürü ile görüşebilir. Müdür ile bu konuda istenilen zamanda randevu talep edip görüşme, duygu ve düşüncelerini bildirme, her velinin temel hakkıdır. Son olarak okulun gidişatı veya okul müdürü hakkında olan şikayet yada öneriler konusunda ise Okul Aile Birliği (School Governors) paneli yada bölge eğitim müdürlükleri (LEA) ile görüşebilirler. Bu bilgilere her gün ihtiyacımız olmasa da, gerek duyduğumuzda kullanabileceğimiz bazı ilişki yöntemleri.

  • Eğitim Kesintileri devam edecek gibi!

    Seçimlere yaklaşırken her parti her konuda bir çok vaatte bulunuyor. Bu vaatler her konuda ortada dolaşırken eğitim konusunda tehlike çanları çalmaya başlıyor. Bu konuda ortada kesin rakamlar olmazken Koalisyon hükümetinin son 4.5 yıldır ortağı olan Liberal parti resmen ‘eteğindeki taşları’ dökmeye başlayıp deyim yerindeyse seçim çalışmalarına start verdi.

    İngiltere’deki saygın eğitimciler sitesi TES’in Liberal parti yetkililerinden aldıkları bilgilere göre, eğer Konservatif parti tekrar iktidara gelirse, eğitim bütçesinin dört de birinin tasarruf politikaları altında kesintiye uğrama durumu var. Bu sayının yıllık miktarı ise 13 milyar sterline tekabül ediyor. Bu rakamın 9 milyar sterlini ilk ve orta okul bütçesinden kesilmesi planlanırken, bu kesintiler sonucu 2 milyon öğrencinin eğitiminin etkileneceği düşünülüyor. Daha büyük bir tehlike ise dar gelirli ailelerin çocukları için okullara yapılan ek ödenek ‘pupils premium’ dan 640 milyon kesinti yapılması planlanıyor. Buda okulların yaptıkları bir çok ek destek programın son bulması anlamına gelecek.

    Hiç şüphesiz bu kesintiler hepimizi korkutmaya yetiyor. Fakat kesinti planları burada durmuyor. Konservatif parti yukarda belirtilenlerin yanında ayrıca ana okul bütçesinden 775 milyon sterlin, 16-19 yaş bütçesinden de 1.6 milyar kesinti planları yapıyor. En son açıklanan sonbahar bütçesinde sağlık hariç her kamu alanından kesinti yapacağı söyleyen maliye Bakanı Osborne ‘ nun ne demek istediği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

    Şimdiye kadar bu yazıda su an iktidarda olan Konservatif partinin önümüzdeki dönem eğitim politikalarını işlemeye çalıştık. Yukarda verdiğimiz rakamlar bu partinin eğitime ne kadar değer verdiğini konusunda umarım sizlere bazı ipuçları vermiştir. Kesintilerin dışında Konservatif ve koalisyon ortağı Liberal parti iktidarda olduğu dönemde aynı zamanda bir çok yeni uygulama getirerek kaliteli ve eşit bir eğitim hakkına son 4.5 yıl boyunca sayısız saldırıda bulundu. Büyük bir skandal olan akademi okulu projesinin genişletilmesi, serbest (free) okul anlayışını başlatmak, ırkçı ve gerici kokan bir müfredat, üniversite harçlarının £9000’a artışı ve EMA programın son bulması bu hükümetin eğitime verdiği değeri göstermek için yeterli örnekler.

    Koalisyon hükümeti iktidar olduğu günden beri ağzından düşürmediği bütçe açığı öyle görünüyor ki önümüzdeki dönem hatta ve hatta önümüzdeki seçim sonrası gündemden düşmeyecek gibi. Şimdiye kadar yapılan onca kesinti ile sadece 35 milyar sterlin tasarruf yapan koalisyon hükümeti 55 milyar daha kesinti tasarrufunu önümüzdeki dönem yapmak istediğini her fırsatta dile getiriyor. Belki de bunda daha tehlikelisi ise üç ana partinin de aynı telden çaldığı gerçeği. Üç ana partide bütçe açığını sağlıkta, eğitimde ve kamu alanlarında yapılacak tasarruflar ile kapatacaklarını söylerken hiç biri alternatif sayılabilecek bir politika üretmiyor. Yaklaşık 120 milyarı tutan vergi borcunu büyük şirketlerden almaktansa kamu alanlarına saldıran bu partilerin aslında aynı renk olduklarını görmemiz zor olmasa gerek.

    Konservatif ve Liberal’ler bunları söyleyip uygularken muhalefet olan işçi partisi acaba alternatif olarak ne sunuyor? Maalesef hiç bir şey! Koalisyon hükümeti bu uygulamalar ile eğitimciler, aileler ve öğrenciler tarafından büyük tepkiler toplarken, işçi partisinin bu anlayışa karşı alternatiflerinin olmaması gerçekten şaşırtıcı. Bırakın eğitimde bir alternatifinin olmasını hiç bir alternatif politika üretemeyen işçi partisinin sırf bunun yüzünden bir sonraki genel seçimleri kazanması zor gibi görünüyor. Genel seçimlere yaklaşırken hem eğitim hem de diğer bir çok alanda söylenilenlere kulak vermemiz önemli. Bununla beraber işçi ve emekçi haklarını ve taleplerini dile getiren, ırkçı kokmayan ve entegrasyon ihtiyacına cevap verecek oluşumlara destek vermek en doğru karar olacaktır.

  • Bir eğitim kalmıştı!!

    Bir göçmen saldırganlığıdır almış başını gidiyor. Göçmenler için o kadar çok negatif şey söylendi ve söyleniyor ki şimdiye dek her şeyi duyduk ve duymaya devam ediyoruz. Önce işimizi elimizden alıyorlar dediler, daha sonra sosyal yardımlarımızı oda yetmedi evlerimiz elden gidiyor dediler. Şimdi ise bütün bunlar yetmiyormuş gibi göçmenler şimdi de okullarımızı ve çocuklarımızın eğitimini elimizden alıyor diyorlar. Tabiiki bu görüş İngiliz ve İngiltere’de yaşayan toplumdan daha çok, sağcı UKIP’in başını çektiği ve diğer üç ana muhalefet partinin de peşine düştüğü hüsnü kuruntudan başka bir şey değil.

    Şimdiye kadar bu anlayışa bağlı bir çok şeyi duyduk. Fakat geçen haftalarda Çalışma ve Emeklilik bakanı Ian Duncan Smith başta kendi partisi olmak üzere bir çok kişiye ‘yok daha neler’ dedirtecek bir açıklama yaptı. Ian Dunca Smith’e göre bu ülkeye yaşamak için gelen göçmen ailelerin çocuklarının verilen eğitime zarar verdiği ve eğitimi değiştirdikleri iddiasını ortaya attı. Buna gerekçe olarak ta göçmen çocuklarının İngilizce bilmemesini, seviyeyi düşürdüklerini ve bunun yüzünden bir çok ailenin çocuklarının okullarını değiştirdiğini söyledi. Bu açıklamayı ne tür bir araştırmaya veya kaynağa dayanarak söylediği belli değil. Buda bir yana, yine kendisi gibi Konservatif partili Eğitim Bakanı Nicky Morgan ise tam bu açıklamanın yapıldığı dönemde aslında göçmenliğin eğitime bir darbe değil aslında faydası olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Çalışma bakanı olan Ian Duncan Smith seçmene umut verecek bir politika yapmakta çok zorlanmış olacak ki kendi bakanlığına ait olmayan bir konuda bile böyle asılsız bir şey söyleme gereksinimi duyuyor.

    Belkide Ian Duncan Smith’e bu konuda en büyük cevap yine geçen haftalarda Bristol Üniversitesi Piyasa ve Kamu Araştırma Merkezi (CMPO)’nin yaptığı raporun sonuçlarının açıklanması ile geldi. CMPO’nun yaptığı açıklamaya göre özellikle Londra’da yaşayan çocukların GCSE sınavlarındaki başarısını göçmen ve çok farklı etnik kökenli toplumların yaşamasına bağladı. Özellikle göçmen ve etnik azınlık çocuklar çıkartıldığında öğrenci sayısının Londra’da sadece 34%, İngiltere genelinde ise 84%’nun İngiliz çocuklardan oluştuğu belirtildi. Fakat bu öğrencilerin başarısına bakıldığında ise sonuçlarının ülke genelindeki en düşük puanlara sahip oldukları görüldü. Fakat bu rakamlara göçmen ve diğer azınlıklardan çocuklar eklendiğinde başarısız öğrenci sayısının Londra’da neredeyse ortadan kalktığı, ülke genelinde ise ciddi bir şekilde azaldığı görülüyor.

    Araştırmaya önderlik eden Simon Burges raporunda “Yaptığımız tüm araştırmalarda göçmen ve etnik azınlık çocukların İngiliz yaşıtlarından çok daha başarılı oldukları gerçeğini sayısız defa gördük. Etnik azınlık sayısının Londra’da ülkenin diğer bölgelerine göre daha fazla olması burada sınav sonuçlarının yüksek olmasında daha fazla etki yapıyor” açıklamasında bulundu. Özellike göçmen ve etnik azınlık çocukların başarılı olmak için daha istekli ve azimli olduklarını dile getiren Burges, bu durumu ‘yüksek aspirasyon ve hırs öyküsü’ olarak adlandırdı. Bir çok göçmen ve etnik azınlıktan olan çocukların Londra ve İngiltere’deki olanaklara yaşıtlarından daha çok değer verdiğini ve bunu da en iyi şekilde kullanarak iyi yerlere gelme isteği raporda değinilen noktalardan bir başkası. Burges son olarak bu başarının İngiliz yerli çocukları da etkilediğini ve onları da daha başarılı olmak için harekete geçirdiğini de raporunda değindi.

    Bu araştırma ve daha bir çok araştırmada gösteriyor ki göçmenler hem sosyal, hem ekonomik, hem eğitsel konum başta olmak üzere her şeyleri ile bu ülkeye katkı sunuyorlar. Yane özellikle son dönemlerde gerek sağcı partiler UKIP ve Konservatif olsun gerekse de geleneksel olarak göçmenleri oy kaynağı olarak kullanan ama şimdi kendisi de diğer partiler gibi göçmen karşı söylemler yapan İşçi partisi, umarız bir çok profesör, üniversite yada araştırmacının yaptığı bu bulguları dikkat alır.

  • Akademi okulların sıkıntılı günleri

    Akademi okulları hem işçi Partisinin hem de şu an iktidarda bulunan koalisyon hükümetinin eğitim sorununu çözmek için güvendikleri okul modellerinin başında geliyordu. Fakat yavaş yavaş bu okulların açıkları ve sıkıntıları ortaya çıkmaya başladı. Devlet bütçesiyle açılan fakat hiç bir devlet kurumuna doğrudan bağlı olmayan bu okullar nerdeyse hemen hemen her gün bir yolsuzluk yada usulsüzlük iddiasıyla gündeme geliyor. Akademi okulları normal devlet okulların aksine, vakıf (charity) statüsü yerine, özel şirket (limited company) olarak geçiyor. Bir çok devlet okulu bölge eğitim müdürlüklerine (LEA) bağlıyken ve bunlar tarafından eğitim seviyeleri ve bütçeleri denetlenirken LEA’lere bağlı olmayan Akademiler bir çok anlamda serbest durumdalar. Ayrıca daha düne kadar bu okullar müfettiş tevtislerine bile tabii görülmüyorlardı. Bu durumdan faydalanan bir çok iş adamı ve şirket bu okulların yönetimlerine girerek okulu bir ‘şirket’ öğrencileri de ‘müşteri’ olarak görüp okul bütçelerinden faydalandılar.

    Sendikalar, öğretmenler, araştırmacılar , yazarlar ve daha bir çok bilir kişi bu okul modelleri hakkında şikayetlerini sayısız defa dile getirmelerine rağmen bu konuda adımlar yeni yeni atılmaya başlıyor. Okullardan sorumlu bakan David Laws geçen hafta yaptığı açıklamada bir çok akademinin eğitim kalitesinin artırılması gerektiğini söyledi. Laws özellikle Harris, Ark ve daha bir çok Akademi zincirini hedef göstererek, Konservatif partiyi şirketlerin başındaki patronları destekleyip çocukların eğitimini hiçe saymak ile suçladı. Law akademi okullarının da devlet okulları gibi hem bölge eğitim müdürlükleri hem de eğitim müfettişleri tarafından teftiş edilmeleri gerektiğini söyledi.

    Özellikle Türkiyeli ve Kürt toplumunun yaşadığı Hackney ve Haringey bölgesi İngiltere’de akademi okulları için bir deneme tahtası olarak kullanıldı. Her ne kadar dışardan yeni binaları ve temiz ortamlarıyla güzel görünse de aslında bu okulların çocuklarımıza verdikleri eğitim kalitesi hakkında şimdiye kadar sayısız olumsuz şey söylendi. Bunun dışında akademilerin şimdiye kadar yaptıkları öğrenci seçme, gereksiz sebeplerinden dolayı çocukları okuldan uzaklaştırma, pahalı üniforma gibi uygulamaların da bir çok çocuğu etkilemiş bulunuyor. Bu okul modellerini iyi tanıyıp kime hizmet ettikleri anlamamız anne-baba olarak yerine getirmemiz gereken önemli görevlerden bir tanesi.

  • Üniversiteye gitmek artık hayal mi?

    Üniversiteye gitmek artık hayal mi?

    Oktay Şahbaz
    Oktay Şahbaz

    19 Kasım 2014’de Londra’nın merkezinde binlerce üniversiteli veya yakında üniversiteye gidecek kolejli genç £6000-£9000 arası artırılan üniversite harçlarını protesto etmek için eylem yaptılar. En son 2010 yılında yapılan öğrenci eylemlerinden sonra bu eylemin bu denli kitlesel ve coşkulu olması gençliğin nerdeyse ‘yeter artık’ dediği bir surecide dikkat çekiyor. Hükümet üniversite öğrencilere yapılan harç dayatmasına çözüm olarak öğrencilere borçlanmaktan başka bir çare sunmazken üniversite eğitimini bitiren bir gencin yaklaşık £45 bin sterlin borçla bitirip, hayata eksi bir yerden başlamasını normal karşılıyor. Yani paran varsa ver oku paran yoksa da borç al ölene kadar borç batağında boğul mantığı ile bir çok gencin geleceği ile oynuyor.

    Çok ilginçtir aslında bu uygula 1997 de iktidara gelen İşçi Partisinin (Labour Party) bir buluşu. 1997’de iktidara gelir gelmez bursları kaldırıp harçları hayata geçiren işçi Partisi hem dün hem de bugün bir çok gencin geleceğini karartmaktan sorumlu. Başta £1000-£1500 liralık harçla başlayan, daha sonra yine işçi Partisi hükümeti tarafından £3500’e çıkartılan uygulama bugün Koalisyonu hükümeti tarafından 2010’de yapılan uygulamayla en az £6000 en fazla £9000 kadar çıkartıldı. Bu uygulamanın ilerleyen günlerde yükseleceğine kesin gözüyle bakılırken özellikle Russel Group üniversitesi olarak bilinen Cambridge, LSE, King’s College gibi prestijli üniversitelerin bu rakamı daha da yükseltmek için Yüksel Eğitim Bakanlığından onay beklediği biliniyor.

    Tabiki bu gelişmeler en başta dar gelirli, yoksul ve göçmen çocukları etkiliyor. Bir çok genç belki de bu gelişmeler karşısında borçlanmaktan korkup, gelişmeleri bir kader görüp, üniversite gitme hayalini rafa kaldırıyor. En son 2010 da yapılan ve yaklaşık 50 bin öğrencinin katıldığı öğrenci eylemlerinden sonra geçen hafta yapılan ve yine binlerce gencin katıldığı yürüyüşte gençlerin verdiği ‘Hayatımızı borç içinde geçirmek istemiyoruz’ mesajı önemli ve herkesin sahip çıkması gereken bir mesaj. Buna da sahip çıkmanın en doğru yöntemi yerli ve göçmen bir çok gencin örgütlü bir şekilde hareket etmesi olacaktır. Geleceklerine sahip çıkmak için bir çok üniversiteli yada kolejli genç bugün ya Ulusal Öğrenci Birlik (NUS)’lerinde ya Harçlara ve Kesintilere Karşı Ulusal Kampanya (NCAFC) grubunda yer almalı. Yada bugün Day-mer Gençlik gibi, Türk ve Kürt toplumu içinde başarılı işler yapan ve yerli göçmen gençler arasında ortak sorunlara karşı ortak mücadeleyi savunan gençlik gruplarında yerimizi almamız hem kendimiz hem de gelecek nesiller için atacağımız en doğru adam olur.