Category: SEÇME YAZILAR

  • Kürt Aleviler’de  ‘Sare sâle’ kutlaması / Araştırmacı Yazar: AHMET GÜVEN*

    Kürt Aleviler’de  ‘Sare sâle’ kutlaması / Araştırmacı Yazar: AHMET GÜVEN*

    Kürt Alevilerin/Kurmancların her halk gibi toplumsal ve ekonomik hayatı düzenlemek için kullandıkları bir takvim vardır. Bu takvim Kürtlerin ve Mezopotamya halklarının binlerce yıldan beri kullandıkları Jülyen (Rumi) takvimidir. Bugün hala yaşlıların kullandığı “Ba hasâbî me, ba hasâbî kavn” dedikleri bu takvim bugün kullanılan miladi takvimden 13 gün geridir.

    Bu hesaba göre 90 günlük kış şöyle hesaplanır;

    13 Aralık’da Kara Kış başlar, 10 gün sürer 23 Aralık’a kadar

    23 Aralık’da Zemheri başlar, 40 gün sürer 1 Şubat’ta biter.

    1 Şubat’ta Aura hafta başlar, 8 gün sürer 9 Şubat’ta biter.

    9 Şubat’ta Hızır başlar, 8 gün sürer 17 Şubat’ta biter.

    17 Şubat’ta Kor (Cemre) havaya düşer, 8 gün sürer 25 Şubat’ta biter.

    25 Şubat’ta Kor suya düşer, 8 gün sürer 3 Mart’ta biter.

    3 Mart’ta Kor toprağa düşer, 8 gün sürer 11 Mart’ta biter.

    Kışın son haftası toprağın ısınmasıyla koyunlar ve ke- çiler kuzlamaya başlar, doğa canlanır. Kal u Pir (yaş- lılar); “Urum-ı Şam ek bû (Urum ve Şam bir oldu), Âv bazye dâre, bizin bazye kâre” (su ağaca yürüdü, keçi yavrusuna koştu) derler.

    Bu takvim de bir de Arbinî Peşi vardır. Kış bitti, ba- har geldi derken Arbinî Peşi de ne olacağı belli olmaz, bazen çok şiddetli fırtına da olabilir. 24 Mart’ta başlar ve 5 gün sürer. Yaşlılar, “Bitirsê je Arbinî peşi, camûz vekatini je cati xwe.” (Kork Arbini beşinden, camuzu ayırır eşinden.) diye söylerler. Rivayete göre Arbinî Peşi’de camızın eşinin öldüğü söylenir.

     

    Hikayeye göre; Öğlene kadar fırtına olmuş camız ölmüş. Öğlenden sonra güneş vurmuş, hava ısınmış. Bu sefer düven di- kilmiş gölgesinde camız yüzülmüş.

    Kürt Alevilerin/Kurmacların kullandığı Jülyen takvi- mimde Kış mevsiminde iki belli gün vardır. Bunlardan biri Hızır Orucudur. Diğeri ise Sare Sale’dir.

    Hızır orucu 9 Şubat’ta başlayan ve 3 gün süren oruçtur. Hızır halk arasında olgun insana ve dara düşenin yardımına koşandır.

    Diğeri binlerce yıldan beri yeni yılın başlangıcı olarak kabuL edilen 13 Ocak ve 14 Şubat tarihlerinde yapılan sare sâle kutlanmasıdır. Jülyen takvimine göre kutlanan sare sale 13 Ocak tarihine denk gelmektedir. Kürtlerin bir bölümü sare saleyi 13 Ocak’ta kutlarken, Kürt Aleviler Hızır haftasında 14 Şubat’ta kutlamaktadırlar. Her iki kutlamada mana ve sunumda bazı de-ğişiklikler olsa da benzer şekilde yapılmaktadır. Kurmançlarda Sare sâle kutlaması Hızır haftasının bir parçasıdır. Cemre daha köz olmadan, havaya, suya ve toprağa düşmeden Hızır ile müjdesi gelir. Aynı zamanda bu kutlamaların çocuklar için ayrı bir önemi vardır. O gün köyün bütün çocukları toplanır, içlerinde birini seçip ona yündan bıyık ve sakal yaparak bir sunum hazırlarlar. O Kalik (ihtiyar) olur. Ev ev dolaşıp;

    Sare sâle bine sâle

    Xizir hâte ve mâle

    Bidin sadaqê Kâle

    E ki nadâyî sadaqê Kâle

    La sar kur têkavin çâle

    Türkçesi:

    Bir yıl gitti, yen yıl başladı

    Hızır bu eve geldi

    Verin ihtiyarın sadakasını

    Eğer vermeyen olursa

    Kafa üstü girsin çuvala.

    Böyle bir sunum yapılır. Maniler, kılamlar söylenir, şakalar yapılır. Her ev çocuklara un, yağ, şeker, kuru yemiş gibi yiyecekler verir. Çocuklar toplandıkları yiyecekleri akşama üzeri topluca bir eve götürürler. Kömbe ve yemek yapılır. Çocuklar için sofra kurulur ve hepsi toplanır sofraya kardeşçe, emeğin, bereketin ve iyiliğin tadı çıkarılır.

    *ARAŞTIRMACI-YAZAR AHMET GÜVEN KİMDİR?

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Gözpınar köyünde doğdu. Çocukluk yılları Kayseri Sarız’ın Kırkısrak köyünde geçti. İlk ve orta eğitimini Kırkısrak köyünde tamamladı. Afşin’de başladığı lise eğitimini bir yıl sonra terkederek Londra’ya göçmen olarak geldi ve eğitimine burada devam etti. Middlesex Üniversitesi’nin Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Politik Art, Telgraf, Gerçek, Emeğin Sanatı, Sürek, Haber, Berfin Bahar, Alevi Haber gibi gazete ve dergilerde makaleleri ve şiirleri yayınlandı. Güven’in “Düşlerimin Gül Şafağı” (Şiir), “Alevilik Nedir” (Araştırma-İnceleme), “Nar Taneleri” (Roman) adlı yayınlanmış kitapları bulunuyor.

  • Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    Kürt var da Kürdistan yok mu? Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

    • 1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?
    • 2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    AKP-MHP’nin ulusal çapta tüm devlet partilerini ortak ettiği “ülke bekası” oyununa ilk kez CHP katılmamışken, karşı hamle “ihanet” suçlaması şeklinde oldu ve CHP provokatif şekilde oyuna getirildi!

    CHP Genel Başkanına kim o kötücül aklı verdiyse, uzun süredir oluşturmaya çalıştığı imajı “Kandil” çıkışıyla yerle yeksan etti. Toparlaması kolay olmayacak!

    Zaten AKP-MHP’nin kimyasal silahlar dahil her türlü vahşi yöntemi kullandığından haberi yok mu? Yapabileceklerinin son sınırındalar. Vahşette sınır tanımıyorlar. CHP bu vahşetle mi yarışacak?

    Güya bu sorunu mecliste çözeceklerdi. Ne oldu da birden u dönüşü yapıldı? Açık ihanet suçlamaları dışında bir yerlerden uyarı mı geldi? Yoksa “Kürdistan” gerçeğiyle karşılaşınca mı bu kadar iktidarın kanlı diliyle konuşmaya başladılar? Şok durumu, akıl tutulması böyle oluyor işte!

    Şokta olan sadece CHP ve İYİ Parti değil, onlardan daha fazla AKP-MHP’dir. Ortaklıkları döneminde vahşette sınır tanımadıkları halde çok rahatlıkla “Burası Kürdistan’dır!” sözüyle karşılaştılar. Bir kişi değil milyonlarca insan bunu söylüyor.

    Bir tek kelime hepsinin kimyasını alt üst etti. Adeta kırmızı görmüş boğaya döndüler. Çünkü bunların hayatla, toplumla, gerçeklerle bağı yok.
    Bu söz ilk kez söylenmiyor ve ilk kez duyulmuyor; ama dönemin özelliği nedeniyle turnusol rolünü oynadı.
    Kürt var mı yok mu tartışmasından, Kürdistan tartışmasına geçildi. Zekaya bakın: “Kürt var, ama Kürdistan yok!”

    Yeni soykırımların zemini böyle hazırlanıyor, muhalefet de böyle alet ediliyor işte.

    Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” demesiyle sorun yok olmadığı gibi, Bahçeli’nin yoktur demesiyle de Kürdistan yok olmaz. Her gün bombalamakla yok olmadığı gibi!

    Biraz kendi tarihlerine saygılı olsalar, Selçukludan Mustafa Kemal’e, herkesin Kürdistan adını kullandığını; kurucu meclis’te Kürdistan mebuslarının olduğunu görürler. Bilmiyor değiller ama inkâr ediyorlar.

    Ve günümüzde de Kürdistan adı bir bölünme vesilesi değildir; tarihi ve toplumsal bir gerçeğe saygı gereği kabul görmelidir ve yüzyılın sorununun çözümünde kilit önemde ele alınmalıdır. Bu adın kabulü, ayrı bir devlet kurulması anlamına gelmiyor.

    Bu yalanla Türk toplumunu uyutuyorlar. Bu korkuyu büyüterek Kürt halkına uygulanan soykırımı ve dağlardaki kimyasal saldırıları normalleştirmeye çalışıyorlar.

    Buna karşı, defalarca bu tür saldırılara maruz kalan Rojava’daki halkımız ve kimyasal silahların, Avrupa devletlerinin göz yumması nedeniyle kullanıldığını iyi bilen Avrupa’daki halkımız ayağa kalkmıştır. Bu büyük duyarlılık sayesinde Türk faşizminin yargılanmasına giden sürecin taşları örülmektedir.

    Bu suç Kürdistan’ı yok etmek için işlenmektedir. Bu boğalara “kırmızıyı göstermeyin!” diyenler de var. Haklı olabilirlerdi, ama gerçekten demokratik siyaset yapma ortamı olsaydı!

    Aksine ortada inkâr var, bir halkı ve coğrafyasını yok sayma var, kimyasal düzeye varıncaya dek katliam var.

    Buna karşı direnenlerin “özgür Kürdistan demokratik Türkiye” şiarıyla özetlediği hedef açıktır: Ayrı bir devlet değil, demokrasi!

    Toplumsal, kültürel ve siyasi hakları tanınmış Kürt halkının ayrı bir devlete ihtiyacı yoktur. Bu hakların anlamı yerel demokrasidir, demokratik özerkliğin tam anlamıyla hayata geçirilmesidir.

    Bu kadar hayati, ama asgari düzeyde olan taleplere “bölücülük” gözüyle bakanlar şoven-ırkçı faşist zihniyetin etkisinden kurtulamayanlardır. Bu nedenle Kürdistan deyince Hitler oluveriyorlar.

    Kürdistan; yakılıp yıkılan coğrafyamızdır, yok sayılan dilimizdir, tarihimizdir, kültürümüzdür. Varlık-yokluk sebebimizdir. Faşizmin yok etmeye çalıştığı bunlardır.

    Bu amaçla her gün kol kola oldukları KDP’nin adında da Kürdistan olduğunu bilmiyorlar mı?

    Soykırımcıların Kürt sorunu için “imhayla yok etmek” dışında bir çözümü yoktur. İYİ Parti, CHP, Saadet ve diğerleri farklarını ortaya koymak zorundadırlar.

    Hem nalına, hem mıhına vurmakla olmaz. Lafta değil, oy almak için değil; gerçekten barışçı olacaksınız! Yoksa iktidara benzersiniz.

    Son olarak, meseleye eski kafayla yaklaşanlara iki sorumuz vardır:

    1-Kandil ile Kürt halkını birbirinden nasıl ayıracaksınız? 40 yıldır başaramadınız, bundan sonra nasıl yapacaksınız?

    2-Kürt’ü ve Kürdistan’ı yok sayarak Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?

    Sorular yüz yıllık bir akılsızlığa işarettir: “Kürt var, Kürdistan yok” diyenlerde baş var, akıl yok! Böyle olmasa, etle-tırnağı birbirinden ayırmaya kalkmazlardı.

    Türk halkı, “Kürt ve Kürdistan” adından korkmamalı; tam tersine bunun inkarından korkmalıdır. Çünkü yüz yıllık sorunun sebebi budur. Kabul etmek, ayrılığa değil, tam tersine, birliğe, beraberliğe, çözüme vesile olacaktır.

  • Yöresel kurumlardan Dede Dereli’ye istifa daveti

    Yöresel kurumlardan Dede Dereli’ye istifa daveti

    Londra’da örgütlü 8 yöresel dernek ortak bir açıklama yaparak Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’a istifa çağrısında bulundu. BAİK üyesi Bulut çağrıda bulunan kurumları ‘tabela derneği’ olarak niteledi.

    Geçtiğimiz hafta gerçekleşen İngiltere Alevi Kültür Merkezi (Cem Evi) Kongresi’nde Dede Ali Dereli ile delege ile kurum temsilcileri arasında yaşanan tartışmalar ‘istifa’ çağrısı ile devam ediyor. İAKM’nin 3 Ekim’de gerçekleşen kongresi ilklere sahne olmuştu. Eşbaşkanlık sistemi ile delegenin karşısına geçen Beyaz liste yeşil ve kırmızı listenin birleşmesine rağmen seçimi kazanmış ve ilk kadın başkanı Filiz Koç, Eşbaşkan İbrahim Has olmuştu.

    Ancak, kongre de özellikle Britanya Alevi İnanç Kurumu (BAİK) Başkanı Dede Ali Dereli ile delegeler arasında cenaze erkanların da alınan ücretler, kurumsal konular ve ‘inançsal farklılıklar’ gibi konular da tartışmalar yaşanmıştı.

    Dede Dereli, yöresel derneklere dönük, “Bu kuruma tek kurus harcamamış, hatta engel olmuş, Aleviliğinden utanan, cenazelerini bile dergahımıza getirmeyen kişilerin dernekleri adına irade belirtmelerini Aleviler değerlendirecektir” diyerek eleştirilere cevap vermişti.

    Tartışma sürerken, kongre sonrasında Patolog İsmail Bulut’un yöresel dernekleri hedef alması ise tansiyonu yükseltti. Bulut’un yöresel derneklerin gençleri Aleviliğe karşı düşman ettiklerini iddia ederek, “Türkiye’de Alevi inancını yok sayan Türk ve Kürt örgütleri 1970 yılından beri gençlerimizi inancımıza, yolumuza ve pirlerimize düşman ettiler. Bu görevi Britanya’da köy ve yöre dernekleri üstlenmiş!” dediği ileri sürüldü.

    Bulut’un bu açıklamasının ardından üyelerinin çoğunluğu Alevi toplumundan olan yöre derneklerinden  Alxaslılar, Kırkısraklılar, Tilkililer, Kürecikliler, Nurhaklılar, Yaylacıklılar, Elbistanlılar (El-com) ve Göksunlular Kültür ve Dayanışma Dernekleri sert bir açıklama yaparak BAİK başkanı Ali Dereli ve BAİK üyesi İsmail Bulut’u istifaya çağırdı.


    Yapılan ortak ‘istifa’ çağrısında BAİK Başkanı Dede Ali Dereli’nin her defasında toplumu ayrıştırdığı ve gerdiği ifade edildi.
    Dede Ali Dereli’nin kurumların tüm uyarı ve çabalarını ciddiye almadığı gibi iftira attığı ve kurumları “Aleviliği yıkmakla” suçladığına yer verilen açıklamada, yine İAKM üyesi ve aynı zamanda Dereli’nin eniştesi olan
    İsmail Bulut’un inançlarını hiçe sayarak ‘devlet ağzını’ kullanarak kendilerini tehdit ederek iftira attığını ileri sürdü.
    Açıklamanın devamında kurumlara uzatılan bu dil ve bu tavırın Alevice olmadığı belirtilerek, “Toplumumuza zarar veren bu dil ve tavır bizleri yeni sorumluluklar almaya zorunlu kılmıştır. Bu nedenle Ali Dereli dede ve eniştesi İsmail Bulut’un inanç kurulu görevinden istifa etmelerini arzu ediyoruz” denildi. Yöresel dernekler, bu çağrılarının karşılık bulmaması halinde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiçbir erkana ve hizmete katılmayacaklarını ifade etti.

    BULUT: BUNLAR TABELA DERNEĞİ

    Yapılan açıklama yöresel derneklerin resmi sosyal medya hesaplarından yayınlandı. Açıklama sosyal medya üzerinde sert tartışmalara neden olurken, bir kesim Dereli ve Bulut’u özellikle sol, sosyalist, devrimci ve Kürdistani hareketlere karşı ‘devlet dili’ kullandığını iddia etti. ‘Devlet dili’ iddiası sadece sosyal medya değil yöresel derneklerin de açıklamasında kullanılması dikkat çekti.

    Sosyal medyada yapılan tartışmalarda İsmail Bulut ise yöresel dernekleri bu kez de, yasal haklarını kullanarak yargı yoluna gideceğini açıkladı. Bulut, yöresel dernekleri ‘tabela derneği’ olarak niteleyerek, “Kirli ellerinizi ve emellerinizi Cemevlerimizden çekiniz” dedi. Bulut, kendisine hakaret eden kurum ve kişiler hakkında yasal hakkını kullanacağını da söyledi.

    Yöre dernekleri adına yapılan açıklamanın sonunda, ”Kurumlarımızın aldığı bu karar karşılık bulmadığı taktirde Ali Dereli dede başta olmak üzere bu iki üyenin yapacağı hiç bir erkana ve hizmete katılmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”  denildi.

    Haber: DİREN DİCLE

     

     

  • Kadıköy’de gözaltına alınan gençler darp edildi

    Kadıköy’de gözaltına alınan gençler darp edildi

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için Süreyya Operası önünde açıklama yapmak isteyen gençler darp edilerek gözaltına alındı.

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi için birçok yerde anma programları düzenleniyor.

    İstanbul’da Kadıköy Halitağa’da yapılan anma etkinliğinin ardından Gençlik Örgütleri Süreyya Operası’nın önüne giderek açıklama yapmak istedi.

    Polis, Polonya Caddesi üzerinde göstericilerin önünü kesti. Yürüyüşlerine devam etmekte ısrarlı olan gençlere polis müdahale etti. Müdahaleye rağmen gençlik polis barikatını aşarak Süreyya Operası’na doğru yürüdü. Süreyya Operası önüne kadar gelen gençler ile polisler arasında arbede yaşandı. Polis burada gençlere biber gazı ve plastik mermilerle müdahalede bulundu.

    Burada yaşanan müdahalede çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı. Yaşanan müdahaleden polis gençlerin Süreyya Operası Önünde açıklama yapılmasına izin vermedi.  Ara sokaklarda yürüyen gençlere buralarda da müdahale edildi. Müdahale sonucunda 20’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar darp edilerek yerlerde sürüklendi. (MA)

     

  • Gazeteci Aziz Oruç için dayanışma çağrısı

    Gazeteci Aziz Oruç için dayanışma çağrısı

    Tutuklu Gazeteci Aziz Oruç’un yargılandığı davanın ilk duruşması yarın Ağrı 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Gazeteciler, Oruç’un eşi ve avukatı dayanışma çağrısında bulundu.

    Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık 2019 tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Patnos L Tipi Cezaevi’ne konulan gazeteci Aziz Oruç ile kendisine yardım ettikleri gerekçesiyle tutuklanan Muhammet İkram Müftüoğlu ve HDP Doğubayazıt İlçe Eşbaşkanı Abdullah Ekelek’in yargılandığı davanın ilk duruşması, yarın Ağrı 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Oruç’un eşi, gazeteci arkadaşları ve avukatı dava ile ilgili destek çağrısı yaptı.
    ‘İKTİDAR HEDEF GÖSTERDİ’
    Yarın görülecek duruşmaya destek çağrısı yapan Gazeteci Adnan Bilen, “Aziz Oruç gazetecidir ve hükümet yetkililerinin hedef göstermesiyle, yaptığı gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanmıştır. Tüm gazeteci arkadaşlarımızı Aziz’e destek olmak için Ağrı’ya bekliyoruz. İktidarca hedef gösterilen ve diğer birçok gazeteci arkadaşımız gibi ‘terörist’ ilan edilen Aziz Oruç’un gazeteci olduğunu mahkeme salonunda bir kez daha göstermemiz gerekiyor. Umuyoruz ki yarın adil bir yargılama yapılarak, Aziz serbest bırakılır ve gazeteciliğine kaldığı yerden devam eder” dedi.
    GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
    Gazeteci Oktay Candemir, Oruç’un 7 aydır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğuna dikkat çekerek, “Yaptığı gazetecilik faaliyetleri ve yaptığı haberler suç sayılmıştır. Aziz Oruç yarın hakim karşısına çıkacak. Bizler de meslektaşları ve dostları olarak kendisinin yanında olacağız. Gazetecilik suç değildir” şeklinde konuştu.
    Oruç’un İran üzerinden Ermenistan’a geçiş yaparken, Ermenistan tarafından yakalanarak İran’a teslim edildiğini ifade eden Jinnews muhabiri Şehriban Abi, “İran’a teslim edilen gazeteci arkadaşımız, İran-Türkiye sınırına, tel örgülerinin arkasına atılmış ve adeta ölmekten kurtulmuştur. Yüzlerce arkadaşımız gibi Aziz Oruç da cezaevinde hukuksuzca tutuluyor. Yarın çıkacağı mahkemede serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Gazetecilik suç değildir” diye konuştu.
    ‘GAZETECİLİK KRİMİNALİZE EDİLİYOR’
    Gazeteci Ruşen Takva, “Aziz Oruç gazetecidir. Gazetecinin yeri cezaevi değil, sahada, sokakta haber peşinde koşmaktır. Son yıllarda muktedirin muhalif medya üzerindeki baskısının sonucu gazetecilik mesleği kriminalize edilerek, amacından koparılmaya çalışılmaktadır. Bizler bu algıya karşı olduğumuzu söylemek için yarın Ağrı’da görülecek duruşmayı takip ederek destek olacağız” ifadelerini kullandı.
    DAYANIŞMA ÇAĞRISI
    Oruç ile dayanışma içerisinde olan gazetecilere teşekkür eden eşi Hülya Oruç, “Umarım yarın güzel ve adil şeyler olur. Yarın herkesi destek olmaya ve bizi yalnız bırakmamaya çağırıyorum” dedi.
    ÖRGÜTSEL HİÇBİR DELİL YOK
    Oruç’un daha önce yargılandığı tüm dosyaların toplanıp, tek bir dosya haline getirildiğini dile getiren avukat Erhan Çiftçier, “Geçmişte yaptığı tüm faaliyetler, yargılandığı veya beraat ettiği dosyalar, Doğubayazıt’ta yakalanmasına ilişkin tek bir dosya haline getirilmiştir. Aziz’in Doğubayazıt’ta yakalanmasına ilişkin örgütsel hiçbir delil yok. Yargı eliyle Aziz’e kurulan kumpası boşa çıkarmak için tüm meslektaşlarımızı desteğe çağırıyoruz” diye seslendi.
  • Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi

    Seçim çalışmaları sırasında bir kadına cinsel saldırıda bulunmak suçlamasıyla hakkında dava açılan Mardin Milletvekili Tuma Çelik HDP’den ihraç edildi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Tuma Çelik ile ilgili Meclis’e gelen fezlekenin hemen parti disiplin kuruluna iletildiğini, bunun üzerine 5 Temmuz’da soruşturma bitene kadar tedbiren görevinden uzaklaştırıldığını hatırlattı.

    Oluç, bu süreçte Çelik’in istifa etmiş olmasına karşın parti tüzüğüne göre disiplin soruşturmasının devam ettiğini ve bugün de karar alındığını duyurdu.

    Karara göre Tuna Çelik kesin çıkarma cezası ile partiden çıkarıldı.

    Saruhan Oluç, öğretmen eşi Ebru Işık’a şiddet uygulamakla suçlanan HDP Muş Milletvekili Mensur Işık’la ilgili soruşturmanın ise sürdüğünü söyledi.

    Tuma Çelik, önceki gün “Partimin zarar görmemesi için istifa kararı aldım” diye açıklama yapmıştı. HDP’den yapılan açıklamada ise Tuma Çelik hakkındaki iddiaların haziran ayı sonunda Meclis Grup Yönetimi’nde gündeme geldiği belirtilerek şöyle denmişti:

    “Mardin Milletvekili Tuma Çelik hakkında TBMM’ye iletilen fezlekedeki iddialar Haziran ayının sonunda Meclis Grup Yönetimimizin gündemine gelmiştir. Yapılan incelemenin ardından konu derhal 30 Haziran tarihinde Merkez Disiplin Kurulumuza aktarılmıştır. Merkez Disiplin Kurulu, Çelik hakkında derhal soruşturma başlatmıştır. Bu işlemin başladığı andan itibaren Meclis Grup Yönetimimiz Çelik’in tüm parti ve Meclis faaliyetlerini dondurmuştur. Merkez Disiplin Kurulumuz konuya ilişkin çalışmasını titizlikle sürdürmektedir.”

  • Koronavirüs: İngiltere’de geliştirilen protein tedavisi ‘bir dönüm noktası olabilir’

    Koronavirüs: İngiltere’de geliştirilen protein tedavisi ‘bir dönüm noktası olabilir’

    İngiliz şirket Synairgen’in geliştirdiği yeni Covid-19 tedavi yönteminin klinik deneyleri, hastaların yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duymadan koronavirüsü daha hızlı atlattıklarını ortaya koydu.

    Southampton merkezli biyoteknoloji şirketi Synairgen, geliştirdiği tedavide, vücudun, virüsün yol açtığı enfeksiyonu kaptığında ürettiği interferon beta adı verilen proteini kullanıyor.

    Protein, bağışıklık tepkisinin canlandırılması umuduyla, nebülizatör adı verilen solunum cihazı ile koronavirüs kapan hastaların doğrudan akciğerlerine çekiliyor.

    Klinik deneylerin ilk bulgularına göre, hastanede tedavi gören Covid-19 hastalarının, solunum cihazına ihtiyacı duymak gibi daha ciddi ve kritik bir aşamaya geçmesi ihtimali yaklaşık %79 oranında düşüyor.

    Synairgen, bu tedavi yöntemiyle hastaların iyileşip günlük hayatlarına devam etme ihtimallerinin 2-3 kat arttığını öne sürüyor.

    Şirket ayrıca, tedavi gören hastalar arasında solunum yolu sıkıntıları yaşayıp nefessiz kalanların sayısında da ‘çok belirgin bir düşüş olduğunu’ söyledi.

    Yeni ilaçla tedavi gören hastaların hastanede geçirdikleri zamanın da ortalama üçte bir oranında azaldığı belirtiliyor. Normal şartlarda bir hasta hastanede dokuz gün geçirirken, bu protein tedavisini gören hastaların ise altı gün geçirdikleri ifade ediliyor.

    Çift-kör çalışma yöntemiyle yapılan deneylere 101 gönüllü katıldı. Gönüllüler Britanya genelinde dokuz farklı hastanede Covid-19 enfeksiyonu tedavisi gördü.

    Hastaların yarısına ilaç verildi, diğer yarısına ise ‘plasebo’ denilen ilaçmış gibi gösterilen etkisiz madde verildi.

    Teyit edilmeyen sonuçlar

    Borsa kuralları gereği, şirket deneyin ilk sonuçlarını bildirmek zorunda.

    Klinik deneylerin sonuçları hakemli dergi tarafından henüz yayımlanmadı, araştırmanın tam sonuçları da henüz paylaşılmadı. Bu nedenle BBC tedaviyle ilgili öne sürülen iddiaları doğrulayamıyor.

    Ama eğer deney sonuçları şirketin iddia ettiği gibiyse, bu yöntem koronavirüs enfeksiyonlarının tedavisinde ileriye dönük çok önemli bir adım olacak.

    Deneyden sorumlu bilim insanı Tom Wilkinson, araştırma sonuçlarının daha geniş çaplı çalışmalar sonucunda doğrulanması durumunda, bu yeni tedavinin ‘çığır açan’ bir yöntem olacağını söyledi.

    Wilkinson, deneyin kısmen küçük çaplı olduğunu ama tedavinin hastalara faydasına dair işaretlerin alışılmışın dışında güçlü olduğunu belirtti.

    BBC’ye konuşan Synairgen’in Genel Müdürü Richard Marsden, “Bundan daha iyi sonuçlar bekleyemezdik” dedi.

    Marsden, sonuçları “hastaneye yatırılan Covid-19 hastalarının tedavisinde çok önemli bir dönüm noktası” olarak tanımladı.

    Bundan sonra ne olacak?

    Marsden, tedavinin onaylanması için başka hangi bilgilerin elde edilmesini öğrenmek için bulguları birkaç gün içinde dünya genelinde tıp denetçilerine sunacaklarını söyledi.

    Bu süreç aylar sürebilir. Ama İngiliz hükümeti de birçok farklı hükümet gibi koronavirüs tedavilerinin mümkün olan en kısa sürede onaylanması için çalışacaklarını söylüyor.

    Bu yöntemin, Mayıs ayında remdesivir ilacında olduğu gibi acil kullanım onayı alma ihtimali de var.

    Bir diğer ihtimal de, tedavi görecek hastaların sayısının artmasına yönelik izin verilmesi. Bu yolla, tedavinin güvenli ve etkili olup olmadığı yakından takip edilebilir.

    Eğer, tedavi onaylanırsa, proteinin ve proteinin akciğere verildiği nebülizatörlerin çok büyük miktarlarda üretilmesi gerekecek.

    Marsden, deney sonuçlarının olumlu çıkması ihtimalini değerlendirip şirketlere daha fazla tedarik sağlamaları için Nisan ayında üretimi artırmaları talimatı verdiklerini söyledi.

    Marsden, Synairgen’in kışa kadar her ay ‘birkaç yüz bin’ doz temin etmeyi umduklarını ifade etti.

    Tedavi nasıl işliyor?

    Inteferon beta, vücudun virüslere karşı ilk savunma hattının bir parçası, vücuda viral bir saldırı olabileceği uyarısı yapıyor.

    Koronavirüsün, vücudumuzun bağışıklık sistemlerinden kaçınmak için bu proteinin üretimini bastırdığı görülüyor.

    Yeni ilaç, interferon beta protesinin özel bir formülasyonu. Sprey yöntemi gibi nebülizatör ile hava solunum yollarına doğrudan iletiliyor.

    Akciğerlere doğrudan iletilen protein dozları, bağışıklık sistemleri zayıflayan hastalarda bile güçlü bir virüs karşıtı tepki yaratıyor.

    Interferon beta birçok skleroz tedavisinde de yaygın olarak kullanılıyor.

    Synairgen’in daha önce yaptığı klinik deneyler, bu yöntemin bağışıklık sistemini canlandırdığını ve astım ya da kronik akciğer rahatsızlıkları yaşayan hastaların tedaviyi rahatlıkla tolere edebildiklerini gösterdi.

    Tedavi nasıl test edildi?

    Deneye katılan hiç kimse, deney sonuna kadar hangi hastaya protein verildiğini hangi hastaya verilmediğini bilmiyordu.

    Southampton Hastanesi’nde yeni ilacın hastalara verilmesinden sorumlu hemşirelerden biri olan Sandy Aitken, “Eğer hastalara verdiğinizin hangi ilaç olduğunu bilirseniz bu zihninizde önyargı yaratabilir” dedi.

    Synairgen’in ilaç deneyleri, İngiliz hükümetinin Covid-19 hastalarına yönelik yeni ilaç gelişimini hızlandırmak için Nisan ayında başlattığı Accord adlı programın bir modeliydi.

    Synairgen ekibi, ilacın enfeksiyonun ilk etaplarında daha etkili olabileceğine inanıyor.

    Ekip, yeni ilacın deneyine katılmak üzere, yüksek risk grubunda Covid-19 tanısı yeni konulan hastalar arasında gönüllü bulmakta zorlandı çünkü artık görülen yeni enfeksiyon vakalarında büyük azalma var.

    Kaynak: BBC