Birleşik Krallık’taki sendikacılar tarafından 2016 yılında parlamentoda startı verilen ‘Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’ büyüyerek devam ediyor. Devam eden kampanya ile ilgili Londra Büyükşehir Belediyesi salonunda bir resepsiyon düzenlendi. Düzenlenen resepsiyona kampanyayı yürüten sendikaların temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda, toplum temsilcisi, politikacı ve aktivist katıldı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin kaldırılması için Kürdistan ve dünyada açlık grevleri ve destek eylemleri devam ederken, başkent Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’ kapsamında düzenlenen resepsiyonda Öcalan’a özgürlük talebi ön plana çıktı.
Birleşik Krallık emek cephesinde büyüyerek devam eden kampanya resmi olarak UNITE, GMB, FBU, ASLEF, TSSA, RMT, USDAW, PROSPECT, GFTU, PCS, EIS, TUC, THOMPSONS SOLICITORS, CWU ve NEU adlı sendikalar tarafından yürütülüyor.
Londra Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Unmesh Desai’nin ev sahipliğinde Büyükşehir Belediye ana binasında yapılan resepsiyonun açılış konuşmasını Belediye Meclisi başkan yardımcısı Jenette Arnold yaptı.
Resepsiyonda Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri Desai ve Arnold’un yanısıra Stephen Smellie-Unison sendikası, Simon Dubbins-Unite the union sendikası, Stephen Cavalier-Thomson Solicitors, Ali Gül Özbek-Kürdistan’a Adalet ve GMB sendikası temsilcisi birer konuşma yaptı.
Öcalan’a Özgürlük Kampanyası eş başkanı Simon Dubbins tarafından gazetemize yapılan açıklamada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve özgürlüğünün sağlanması çağrısı yaparken, devam eden açlık grevleri ile dayanışmanın daha da büyütülmesi çağrısı yaptı.
‘‘Bu yıl 70 yaşına girecek olan sayın Öcalan 20 yıldır İmralı cezaevinde. Türkiye’deki koşullar her gün biraz daha kötüleşirken, ve Rojava’ya yönelik saldırı tehditleri devam ederken, bu zor zamanlarda biz sendikacıların dayanışma çalışmalarımızı da iki katına çıkarmamız hayati önemdedir.’’
Britanya’nın en büyük ve önemli sendikaları Türk devletinin Efrin’i işgal girişimine karşı eyleme geçti. Üç gün önce Unison sendikası tarafından Boris Johnson’a gönderilen mektuptan sonra Unite sendikası, GMB ve NUT sendikası da birer mektup gönderdi
Bir buçuk milyon üyesiyle Britanya’nın en köklü ve en büyük sendikası, Unite Türkiye’nin Efrin işgal girişimlerine yönelik ‘savaşı durdurun’ çağrısını İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson’a gönderdi. Gönderilen mektupta “Suriye’nin kuzeyindeki saldırılar yalnızca Türkiye’nin Kürtlere yönelik soykırım politikasının tırmanması olarak görülebilir” ifadelerine yer verildi.
UNITE Genel Sekreteri Len McCluskey, Efrîn’de Kürtlere yönelik işgal girişimine tepki göstererek, Dışişleri Bakanı Boris Johnson’u barış, demokrasi ve hoşgörü mücadelesi vererek, saldırıları durdurmak için tüm yetkisini kullanmaya çağırdı. McCluskey, Johnson’a yazdığı mektupta “Bildiğiniz gibi, Kuzey Suriye’de Kürt halkı, müttefiklerimiz ve DAİŞ ile mücadelede kritik öneme sahip. Şüphesiz İngiltere’yi ve uygar dünyayı, DAİŞ’in temsil ettiği barbarlığı korumada büyük bir rol oynamışlardır” ifadelerine yer verdi.
Türkiye’nin insanlığa saldırısı söz konusu
“Efrîn’in Suriye iç savaşında tam bir barış ve güvenlik alanı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebepten dolayı yerlerinden edinilen birçok insan mülteciler bu bölgeye gidip sığınmışlardı” diyen McColuskey, Johnson’u Türk devletinin saldırılarını durdurması için harekete geçmeye çağırdı. UNITE olarak bölgede yaşanan insani krizle ilgili kaygı ve endişelerini de dile getiren McColuskey, “Bizim gibi NATO üyesi bir diğer ülke olan Türkiye, şu anda herhangi bir saldırıya uğramış değildir. Kendilerinin insanlığa saldırısı söz konusudur. Bu insani krizin kaynağında kendi saldırganlıkları var” dedi.
Tutumunuzu değiştirin
Mektupta Kürtlere yönelik saldırılar da kınanarak, Temmuz 2015’te PKK ile yapılan görüşmelerin sona ermesinden bu yana Türkiye’nin kendi ülkesindeki Kürtlere karşı savaş açtığını da açıkça belirtti. “Muhafazakar yönetim daha fazla görmezden gelmemeli” vurgusu yapılan mektupta “Efrîn’in Türkiye’nin sınırlarına hiçbir tehdit oluşturmadığı açıktır ve Türk devletinin vereceği zulümleri gözler önüne sererken Türkiye’nin ‘meşru güvenlik endişeleri’ne değinmeye devam etmenizden ciddi hayal kırıklığına uğramaktayız” vurgusu yapıldı.
Müttefiklerimiz saldırı altında
“BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan Birleşik Krallık hükümetini ve ‘Dış sekreter’ olarak sizi hemen harekete geçmeye çağırıyoruz” diyen UNITE, Türk ordusunun Efrîn saldırısını durdurmak ve etkilenen güçleri desteklemek için derhal harekete geçme çağrısında da bulundu ve ekledi: “Barış, demokrasi ve tolerans için mücadele eden müttefiklerimiz bu sıkıntılı bölgede Türk saldırısı altındadır.”
NUT: Sınır koruması bahane!
Efrîn saldırısına ilişkin bir kınama da Britanya’nın en büyük eğitim sendikalarından biri olan Ulusal Öğretmenler Birliği Sendikası (NUT) tarafından yapıldı. NUT, İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’a da ayrıca mektupla Türk devletinin Efrîn işgalini kınayarak konuyla ilgili 3 maddelik talepte bulundu.
NUT Genel Sekreteri Kevin Courtney imzalı mektupta, “Efrîn insanlarının en hızlı şekilde harekete geçerek güvenliğini sağlamanız için size yazıyorum. Farkındasınızdır ki; 20 Ocaktan bu yana Türkiye, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte Kuzey Suriye’nin Kürt Bölgesi Efrîn’e hava saldırıları başlatmıştır. Türk ordusunun ‘sınırlarımızı korumak’ bahanesiyle suçsuz Kürt insanlarına saldırdıklarının tamamen farkındayız. Efrîn Suriye krizinde en sakin ve en sorunsuz bölge iken Türkiye’nin buraya saldırması tamamen yersiz ve tanımlanamazdır” denildi.
NUT’un talepleri
Avrupa İnsan Hakları, 2017 raporlarına göre Türkiye’nin hem sınırlarının ötesinde hemde kendi ülke topraklarında insan haklarını çok kez ihlal ettiğine dikkat çekilen açıklamada şu talepler sıralandı:
*Derhal en uygun şekilde Efrîn insanlarının güvenliğinin sağlanması ve garanti altına alınması,
*Saldırıları kınayan açıklamalar yapmalısınız,
*Britanya’nın Türkiye ile olan silah ticaretini derhal durdurun” denildi. Elektronik postayla Britanya Dış İlişkiler Bakanı Boris Johnson’a ulaştığı öğrenildi.
UNİSON: Türkiye’ye silah satmaktan vazgeçin
1.3 milyon üyesiyle Britanya’nın ikinci büyük emek örgütü olan UNISON sendikası bir açıklama yaparak, İngiliz hükümetinin işgalci Türk devletinin Efrîn’e yönelik işgal saldırısı karşısında derhal harekete geçmesi ve bu ülkeye silah satışını durdurmasını istedi. Efrîn’e yönelik işgal girişimi yayınladığı bir bildiri ile protesto eden 1 milyon 300 bin üyeli işçi sendikası UNISON ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanı Borris Johanson’a da özel bir mektup gönderdi.
UNISON Genel Sekreteri Dave Prentis imzalı ve Dışişleri Bakanı Borris Johnson’a hitaben hazırlanmış bildiride şu ifadeler bulunuyor: “Türk ordusunun Efrîn’e düzenlediği operasyonlardan oldukça kaygılıyız. Yoğun Kürt nüfusunun yanı sıra Efrîn toplumunda ayrıca göçmenler de bulunuyor. Bu göçmenlerin bir çoğu Suriye’nin değişik bölgelerinde savaştan etkilenen ve yerlerinden edilen insanlardır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği’nin raporunda 2011’den bu yana 5.4 milyon Suriyeli’nin yerinden göçettiği belirtiliyor. Türkiye’nin düzenlediği saldırılarda bu insanların sayısının hızlı bir şekilde artacağını düşünüyoruz. Türk devleti ile PKK arasındaki ateşkesin 2015 Temmuz’da kopmasının ardından, Kuzey Kürdistan’da çok sayıda Kürt, Türkiye’nin saldırıları sonucu yaşamını yitirdi. Türkiye’nin Kürt bölgeleri ve Suriye’nin kuzeyine saldırılarına devam etmesi, 2015 Temmuz ayındaki politikalarının devamı gibi görünüyor. Sizden talebimiz, derhal Türkiye’yi Efrîn’e ve Suriye’deki diğer Kürt bölgelerine saldırmaması konusunda uyarmanızdır. Bir diğer önemli talebimiz ise İngiltere’de üretilen silahları, Türkiye’ye satmaktan hemen vazgeçmenizdir. Ayrıca satılan silahların Türkiye ve Suriye’deki Kürtlere karşı kullanılmayacağını garanti etmenizi istiyoruz.”
GMB: İki yüzlü politikaya son verin
Öte yandan İngiltere’de 700 bin üyesi olan GMB Sendikası İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson’un açıklamalarına tepki gösterdi. GMB sendikası Johnson’un Efrîn işgal girişimini Johnson’un “Türkiye’nin sınırlarını koruması girişimi” olarak lanse etmesini “yanlış, bilgisiz ve ikiyüzlü” olarak niteledi. GMB’nin açıklamasında özetle şu ifadeler kullanıldı: “Gerçek şu ki, Suriye’deki ihtilaf esnasında Efrîn ülkenin en sakin bölgesi olmuştur ve Türkiye için tehdit oluşturmamaktadır. Türkiye’nin saldırılarının hemen durdurulmasını talep ediyoruz ve Johnson’un ikiyüzlü yanlış politikalarının da son bulmasını istiyoruz.”
Türk devletinin Efrin’e yönelik saldırıları devam ederken, dünyanın her köşesinde eylemler de büyüyerek devam ediyor. Dünyanın birçok merkezinde olduğu gibi başkent Londra’da da büyük bir yürüyüş düzenlendi. Binlerce kişinin katıldığı eylem Oxford Circus’ta bulunan BBC televizyonu önünde başlayıp Downing Street’te bulunan başbakanlık konutu önünde sona erdi.
Dün (Cumartesi) Londra’nın Oxford Circus yakınında bulunan BBC televizyonu binası önünde başlayıp Downing Street’ta tamamlanan yürüyüşe 10 bine yakın kişi katıldı. Kürt Halk Meclisi, Britanya Alevi Federasyonu, Daymer ve Gikder’in de aralarında bulunduğu Britanya Demokratik Güçbirliği bileşenlerinin bir araya gelerek oluşturduğu platformun organize ettiği yürüyüşe çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasetçi katıldı. Avrupa’nın en büyük savaş karşıtı sivil toplum örgütü olan ve daha önce Filistin için yaptığı eylemlerde 100 bin insanı bir araya getiren Stop The War Coalition da eyleme katılarak destek verdi.
Kurumlar kendi bayrakları ve hazırladıkları pankartlarla eyleme katılırken YPG ve YPJ bayrakları çoğunluktaydı. BBC televizyonu binası önünde toplanan kitle yürüyüş öncesi mini bir miting gerçekleştirdi. Eyleme destek veren çok sayıda kurum temsilcisi birer kısa konuşma yaptı. İlk konuşmayı Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Evrim Yılmaz yaptı. Yılmaz konuşmasında Kobane ruhuyla Efrin’e sahip çıkmanın insani bir sorumluluk olduğunu ve bu konuda seferberlik ruhuyla sürece cevap olmanın önemi dikkat çekti.
https://youtu.be/xrV3rSt54kU
Eylemde yapılan konuşmalardan satırbaşları:
‘Türk devletinin saldırıları sivil ölümlere neden oluyor’
İşçi Parti Lideri Jeremy Corbyn gönderdiği yazılı mesaj: (Milletvekili Dan Cordon tarafından okundu): ‘‘Kürt halkı ile dayanışma duygularımı gönderiyorum. Şuan Suriye’de acil ihtiyaç olan şey bir ateşkestir. Bu aşamadan sonra sorunların diyalogla siyasi yöntemlerle çözülmesi gerekmektedir. Yeni bir çatışma sadece ölümü artıracaktır ve çözüme bir katkı sunmayacaktır. Dış güçlerin müdahalesi Suriye’ya daha fazla yıkımdan başka birşey getirmeyecektir. Türk devletinin Efrin’e müdahalesi şuan halihazırda sivillerin ölümüne neden olmaktadır, bunların içinde Suriye’nin diğer bölgelerinden savaştan kaçıp oraya Efrin’e göç edenler var. Birleşik Krallık hükümeti Suriye’ye yönelik dış müdahalenin durdurulmasında etkisiz kalmıştır.’’
‘Türk devletine silah satışı durdurulmalı’
Ulusal Eğitim Sendikası eşbaşkanı Louise Regon: ‘‘Efrin’e yönelik saldırılar kesinlikle kabul edilemez. Biz sendikacıların bir sorumluluğu da şuan Efrin halkıyla dayanışmaktır. Biz sendika olarak Birleşik krallık hükümetine Türk devletinin saldırılarını durdurması için yazılı talepte bulunduk, talepte ayrıca Türk devletine silah satışının da acilen durdurulmasını istedik.’’
Ulusal Sendika Temsilcileri Ağı başkanı Rob Williams: ‘‘Diktatör Erdoğan öncülüğündeki Efrin’de Kürt halkına karşı uygulanan faşist devlet terörüne karşı şuan sizin yanınızda olmak onur verici. Boris Johnson’un Türk devletine destek açıklamaları utanç verici.’’
‘Saldırılar devam ederse barış uzak olur’
İşçi Parti Milletvekili Dan Cordon: Bölgede barış için savaşanların hep yanındayız. Biz bölgenin barışa kavuşmasını istiyoruz. Ama Türk devleti gibi ülkelerinin istedikleri zaman bir yeri işgal etme girişimleri devam ederse bu barışın gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. İşçi Parti’nin Kürt halkıyla dayanışması devam edecektir.
Dayanışma Ekonomisi Derneği başkanı Cold Massey: Biz iki senedir Rojava’daki kooperatiflerle dayanışma içindeyiz. Bu işgal sadırılarına karşı tüm kesimlerin olduğu gibi Birleşik Krallık’taki kooperatiflerin de karşı durması ve sesini yükseltmesi çok önemli.
‘Gerçek terörist Türk devletidir’
Sosyalist İşçi Partisin yöneticisi Charlie Kim: Partimin sizinle dayanışma içinde olduğunu, sizlerle beraber olduğunu söylemek istiyorum. Gerçeklerin ortaya çıkma zamanıdır. Asıl Türk devletinin gerçek terörist olduğunu tüm dünyaya göstermemiz gerekiyor. Erdoğan’ın elleri kanlıdır, ve Birleşik Krallık hükümeti de silah satarak bu cinayetlere ortaktır. Efrin halkıyla dayanışmak, Kürt halkı için adalet talep etmek hepimizin sorumluluğu.
Sosyalist Parti sözcüsü Paula Mitchell: Türk devletinin barbar saldırılarına karşı bugün Kürt halkıyla, Efrin halkıyla dayanışma içinde olmak bizim için onur verici. Kürt halkı barbar Daiş’e karşı kahramanca mücadele etti, ve şimdi ABD ve diğer koalisyon güçleri Türk devletinin işgal girişime seyirci kalmaktadır. Sosyalist ve demokratik bir Ortadoğu için Kürt halkıyla dayanışmamız sonuna kadar devam edecektir.
‘Efrin Erdoğan rejiminin sonu olacaktır’
Akademisyen Doktor Thomas J. Milley: ‘‘Şuan Ortadoğu’da demokrasi, özgürlük ve birlikte yaşam için mücadele veren tek güç olan Kürt halkına böylesi bir saldırı kabul edilemez. Erdoğan kendisini neyin beklediğinin farkında değil. Efrin onun rejiminin sonu olacaktır. Kürt halkı direnmeye devam ediecektir ve tüm dünyaya nasıl direnilmesi gerektiğini bir kez daha öğretecektir.’’
Efrin halkı ile dayanışma platformu adına Britanya Alevi federasyonu başkanı İsrafil Erbil: ‘‘Bugün Efrin’de Kürt, Ermeni, Ezidi, Alevi mazlum halkların çocuklarını katleden Erdoğan ve çevresindekiler 15 Temmuz’da Türk askerinin boğazını kesenlerdir. Erdoğan kendi halkına büyük yalan söylüyor, bu bir vatan savunması değildir. Şuan Erdoğan İşid, El kaide, El Nusara ve ÖSO ile iş tutuyor. Zaman mazlumun yanında olma zamanıdır, zaman zaman mazlumlarımın biraraya gelme zamanıdır.’’
Eylemde ayrıca PYD Britanya temsilcisi Ehmed Muslim, Britanya Kürt Halk Meclisi EŞbaşkanı Evrim Yılmaz, Unite sendikası yöneticisi Simon Dubbins birer konuşma yaptılar.
Yapılan konuşmaların ardından kitle yürüyüşe geçti. Yaklaşık iki saat süren yürüyüşten sonra Downing Street’te bulunan başbakanlık binası önünde toplanan kitle ana caddeyi trafiğe kapatarak eyleme devam etti. Eylem devam ederken Efrin’e yönelik saldırılarla ilgili geniş bir dosya Başbakanlığa sunuldu.
Ulusal Eğitim Sendikası eşbaşkanı Louise RegonUlusal Sendika Temsilcileri Ağı başkanı Rob Williamsİşçi Parti Milletvekili Dan CordonSosyalist İşçi Partisin yöneticisi Charlie KimAkademisyen Doktor Thomas J. MilleyBritanya Alevi federasyonu başkanı İsrafil Erbil
Türk devletinin Afrin’e yönelik işgal girişimleri ve saldırıları Londra’da protesto edildi. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği önünde öğlen saatlerinde yapılan protestoya Kürdistan’nın dört parçasından yüzlerce Kürt ve dostları katıldı.
Türk devletinin Kürt halkına dönük düşmanca politikaları ve Afrin’e yönelik işgal girişimleri başkent Londra’da yüzlerce kişi tarafından protesto edildi. TC Londra Büyükelçiliği önünde yapılan eylemde açılan YPG ve YPJ bayraklarının yanında eyleme katılan ABD’li ve Britanyalı Kürt dostları ABD ve Birleşik Krallık bayrakları ile eyleme katıldılar. Eyleme Unite sendikası yöneticisi Simon Dubbins, İnsan hakları savunucusu hukukçu Margaret Owen, Akademisyen Rahila Gupta ile beraber çok sayıda Kürt dostu ve kurum katılarak Türk devletinin işgal girişimlerini protesto ettiler.
Sık sık ‘Afrin Erdoğan’a mezar olacak’, ‘TC Kürdistan’dan defol’, ‘Yaşasın YPG, YPJ’ gibi sloganlar atılırken, üzerinde İngilizce olarak ‘TC Afrin’den çek ellerini’, ‘Türk devleti saldırılarına son ver’ yazılı pankartlar açıldı.
Erdoğan ateş ile oynuyor!
Eylemde yapılan konuşmalarda Erdoğan’ın ateş ile oynadığı ve olası işgal girişiminin büyük bir savaşa evirileceği ve bunun bölgedeki tüm halklara kandan başka birşey getirmeyeceği ifade edildi.
Uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bilgi paylaşımı sözleşmesi yürürlüğe girdi ve ilk paylaşımlar 2018 yılının ilk günlerinde maliye yetkilileri ve bankalar arasında gerçekleşti.
Konunun önemini paylaşımlar sonrası idrak etmeye başlayan Avrupa’da yaşayan Türkiyeli vatandaşlar; panik yaşamaya başladı ve ne yapacaklarını bilmeden yetkili kişilerden bilgi almaya çalışıyorlar. Biz de konu hakkında finans konusunda yıllardır uzmanlaşmış bir kurum olan Ulus Group yetkilisi Haydar Ülüş’ten bilgi almaya çalıştık. Ülüş, konu ile ilgili özellikle İngiltere merkezli HSBC Bank’tan müşterilerine mektuplar gittiğini anlattı. Telaşa kapılmış onlarca müşterisinin de kendisini arayarak bilgi almaya çalıştığını dile getiren Ülüş, “Yıllardır dilimizde tüy bitti, insanlarımıza anlatamadık. Bu ülkenin vergi sistemi şeffaflığı talep ediyor. Bu şeffaflık yerine getirilmediği taktirde ağır yaptırımlar ve cezalar öngörüyor. Şimdi artık bu aşamaya gelinmiş durumda. Önerimiz insanların biran evvel bilgili ve tecrübeli muhasebeciler ile çalışmaları” dedi.
Hem Yardımlar Kesilecek Hem de Ceza Kesilecek!
Avrupa’da yerleşik olup doğdukları ülkelerde yatırımlar yapan ve bu yatırımları yerleşik oldukları ülkelerin maliyesine bildirmeden yardım alan her kişiyi yakından ilgilendiren bu konu, 2018 yılının gündemini işgal edeceğe benziyor. 2015 yılında 106 ülke arasında imzalanan anlaşma gereği mal beyanı yapılmasını gönüllük çerçevesinden çıkarıp zorunluluk çerçevesine sokan anlaşma 1 Ocak 2018 itibariyle hayata geçirilmeye başladı. Daha önce mal beyanını mahkeme aracılığıyla yetkili birimlere aktaran ülkelerin maliye yetkilileri, şu anda istedikleri zaman istedikleri bilgiyi 2018 yılında 106 ülke arasında imzalanan anlaşma gereği maliye yetkililerinden talep edebilecek.
Bu anlaşmaya göre; Britanya’da ve Avrupa’da yaşayan bir kişinin Türkiye’de hesabı varsa, varlığı varsa yerleşik olduğu ülkenin maliyesiyle bu bilgiyi paylaşma zorunluluğu var.
“Türkiye Uyguladığı Kararları Akıllıca Alıyor”
Bu bilgi paylaşımının bugün gündeme gelmesinin nedenini sorduğumuz Haydar Ülüş, Uluslararası terörizme karşı finans kaynaklarını durdurmak ve engellemek başlığı altında böyle bir sözleşmeye imza atıldığına dikkat çekti. Türkiye’nin bu bilgi paylaşımı anlaşmasının altına imza atma nedenlerinin sorgulanması gerektiğine de dikkat çeken Ülüş, alınan siyasi kararların çok akıllıca alındığını ve ötekileştirilmeye çalışılan bir milletin varlığını tehdit eder bir sistem uygulanmaya çalışıldığına işaret etti. Son 10 yıldır bu çalışmanın alt yapısının oluşturulmaya çalışıldığının bilgisini veren Ülüş, “Bu yılın ilk günlerinde bu çalışma yaşama geçmeye başladı. Özellikle İngiltere merkezli çalışan HSBC’den müşterilerimize mektuplar gelmeye başladı. Elinde mektuplar kapımızı aşındıran müşterilerimizin işlemlerini en ince ayrıntısına kadar inceleyip formlarını dolduruyoruz. Gereken makamlara; müşterilerimizin bir suç işlemediğini, bilgi eksikliğinden kaynaklı böyle bir durum yaşadıklarını anlatıyoruz. İngiltere Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelirler ve Gümrük Departmanı (HMRC) verdiğimiz bilgilerin doğruluğunu inceliyor ve gereğini yapıyor” dedi.
Yalan Beyanda Bulunuyorsanız Suç İşliyorsunuz!
Bu durumun sadece Türkiyelileri kapsamadığının da altını çizen Haydar Ülüş, “Britanya’da yaşayan herkes için geçerli bu durum. Hindistanlılar, siyahiler, Türkiyeliler bu gibi milletlerin kendi ülkelerinde yatırımları var. Britanya’da yaşayıp Britanya’da vergi mükellefi iseniz ve yurt dışında kaynaklarınız ve gelirleriniz var ise bunları yerleşik olduğunuz ülkelerdeki vergi birimlerine bildirmeniz gerekiyor. Örnek verirsek; sosyal yardım veya emeklilik maaşı, patent haklarından para aldınız mı? Veya şahıslardan para mı aldınız, başka ülkede para kaynağınız var mı? Hesaplarınız arası faiz kazançlarına kadar; sizin diğer kira gelirleriniz dahi varsa bunları bildirmeniz gerekiyor.
Siz bu bölümü doldurmazsanız yalan beyanda bulunuyorsunuz. Suç işlemiş oluyorsunuz. Birçok insan bu suçu işledi ve bu suçun içinde. Önemli olan bunun farkına varılması ve gereken bildirimleri uygun zaman diliminde yetkili birimler ile paylaşmak. Aksi taktirde mevcut yardımlarınızın kesilmesinin yanında geçmiş 6 yıl hatta 10 yıla kadar vergi incelemesine tabi tutulabiliyorsunuz ve vergi cezasının yanında caydırıcı ve örnek oluşturması açısından ciddi cezalarla da karşı karşıya kalabilirsiniz” diyerek durumun ciddiyetinin farkına varılması gerektiğini anlattı.
Haydar Ulus
Formların Amacı
Özellikle son dönemlerde, bankalar tarafından mevduat sahiplerinden istenen; hangi ülkede mukim yani yerleşik olduğumuz, hangi ülke veya ülkelerde vergilendirildiğimiz, vergi numaralarımız ve diğer adres vs. gibi soruları içeren formların esas gayesi, bilgi paylaşımı altyapısının oluşturulmasına yöneliktir.
Aslında, devletler arasında zaten yürürlükte olan “Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları” bu paylaşıma imkan tanıyordu. Ancak, sadece özellikli durumları veya talep edilmesi durumunda bu bilgi paylaşımına izin veren uygulama yetersiz kaldığı gerekçesi ile, CRS sistemi uygulamaya geçirildi. Bu sistem, tüm bilgilerin dönemsel olarak ve düzenli bir şekilde, talep edilmeksizin paylaşılmasını zorunlu kılıyor.
Bilgi Paylaşımı Nedir?
Dünya üzerinde sermaye ya da para hareketleri, çeşitli faktörlerin etkisi ile sürekli hareket halinde. Düşük vergi oranları, yüksek faizler, bilgilerin gizliliği, güvenlik gibi faktörler paranın hareketlerini belirleyen en önemli unsurlar. Devletler vergi gelirlerini kontrol altında tutmak, vergi kayıplarını önlemek ve en önemlisi de terör bağlantılı ekonomik girdi çıktıların kontrolünü sağlamak amacıyla kendilerince önlemler almaya başladılar. Bu önlemler devletlerin gerçekleştirdiği G20 zirvesi görüşmelerinde gündemi oluşturan önemli maddelerden biriydi.
Ülkelerarası yapılan antlaşmalar çerçevesinde yürürlükte olan ve birçok ülkenin de taraf olduğu önemli 2 anlaşma mevcut. Bu antlaşmaların biri; ABD tarafından hazırlanan ve tüm ülkelere imzalatılmış olan FATCA (Foreign Account Tax Compliance Act) anlaşmasıdır. Bu anlaşma sayesinde Amerika Birleşik Devletleri, vatandaşlarının tüm dünyadaki gelir ve gelir kaynaklarını izleyebiliyor. Diğer anlaşma ise OECD tarafından hazırlanan ve hem Avrupa Birliği ülkelerini, hem de OECD ülkelerini kapsayan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi”dir. Türkiye’nin her iki anlaşmada da imzası bulunuyor.
Özellikle, OECD tarafından hazırlanan anlaşmanın, Otomatik Bilgi Değişimi (OBD) ya da CRS (Common Reporting Standart) olarak bilinen bölümünün hayata geçirilmesi 2018 itibariyle başladı.
CRS sistemi, özü itibariyle; üye her devletin, kendi bünyesinde yer alan banka ve finansal kuruluşlarından bilgileri toplayıp, bu bilgileri diğer üye devletlerin maliye sistemlerine bildirmesi esasına dayanıyor.
CRS sistemine dahil olan ülkelerin sayısı bugün 106 ülkeye ulaşmış durumda.
Paylaşımlar Neye Göre Yapılıyor?
Burada önemli bir nokta; bilgi paylaşımı, vatandaşlık esasına göre değil, yerleşik olma esasına göre yapılıyor. Yani örneğin; Almanya’da yerleşik olan bir Türk vatandaşının, İngiltere’de bulunan banka mevduat bilgisi, İngiltere devleti tarafından Almanya Maliye sistemi ile paylaşılacak. Türkiye’ye herhangi bir bildirimde bulunulmayacak.
Karşılıklı paylaşılacak olan bilgiler ise; isim ve adres bilgileri, vergi yükümlülüğünde yerleşik olduğu ülke, vergi numarası, doğum yeri ve tarihi, hesap numarası, hesap bakiyesi/değeri, hesaba yapılan ödemeler ve hareketler.
OECD ülkeleri arasında imzalanan bu anlaşma, sadece Bilgi Paylaşımı ile sınırlı değildir. Aynı zamanda, ülkeler arası eş zamanlı vergi incelemeleri, yurtdışında vergi incelemeleri, tahsilat ve tebligat konularında da birtakım iş birlikleri sağlıyor.
Roboski Katliamı’nın 6’ıncı yılı ve Maraş Katliamı’nın 41’inci dolayısıyla Londra’da bulunun Kürt Toplum Merkezi’nde “Maraş’tan Roboski’ye Unutmadık, Unutturmayacağız!” başlıklı panel düzenlendi.
Türk Devleti’nin Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünü bombalaması sonucu 34 genç yaşamını yitirmişti. Katliam davasına ilişkin herhangi bir gelişme olmazken, Kürtler ve dostları katliamın 6’yılında yaşamını yitirenleri kimi etkinliklerle andı. Londra’da ise bu bağlamda “Maraş’tan Roboski’ye Unutmadık, Unutturmayacağız!” başlıklı bir panel düzenlendi.
Kürt Toplum Merkezi’nde yapılan panele Kürt siyasetçi Faysal Sarıyıldız, akademisyen Aziz Tunç telekonferans ile katılırken, HPD Milletvekilleri Müslüm Doğan ve Erdal Ataş ise halkla bir araya geldi. Panelin moderatörlüğünü sanatçı Ali Sizer Yaptı.
‘Katliamlar krizlerin derinleştiği dönemlerde yapılıyor’
Yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşundan sonra konuşmalara geçildi. Panelde ilk olarak söz alan Faysal Sarıyıldız, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin katliamlar tarihi olduğunu belirterek, “Bu katliamların Türk Sünni kimliğini korumak amacıyla yapıldığının tanığıyız. Bu katliamların yapıldıkları dönemlere bakılırsa Türk siyasi yapısının dönemeçlerine denk geldiğini görürüz. Yani krizlerin derinleştiği dönemlerde geliyor bu katliamlar” dedi. Ulus devlet anlayışının tüm farklılıkları biat etmeye zorladığının altını çizen Sarıyıldız, konuşmasını şöyle sürdürdü: “ Kürtler ve Aleviler yok olmamak için Cumhuriyet tarihinden beri direniş halinde oldular. Direniş halinde oldukları için sürekli katledildiler. Bu anlamda cumhuriyet tarihi kana bulanmış, lanetli bir tarihtir.”
Kürdistan’da son 2 yılda yaşananlara da yakından tanıklık eden Sarıyıldız, şöyle devam etti: “ 2 yılda dünyanın gözü önünde Kürdistan’da kentlerin yakılması, Kürt çocuklarının toplu halde yakılması gibi kirli katliamlar gerçekleşti. Bu da egemenlerin ne kadar zorda olduklarını gösteriyor. 1978 Maraş katliamı da bu kirli katliamlardan biriydi. Orada büyüyen Türkiye sol hareketi ve Kürt özgürlük hareketine gözdağı vermek içinn bu katliamlar yapıldı. Bu tür katliamlar onların kirli yüzünü ortaya çıkardı ve direnen halkların tepkisi, öfkesi büyüdü.”
‘Türk Devleti katliamlar ile kendisini korumaya çalışıyor’
19 Aralık ile 9 Ocak arasında Türk devletinin pratikleştirdiği 4 ayrı katliamın yaşandığına dikkat çeken akademisyen Aziz Tunç, “Maraş’tan sonra cezaevlerindeki katliamlar, Roboski Katliamı ve Sakine Cansız yoldaşlarla birlikte 4 katliam gerçekleşti. Türk Devleti 1922’den beri kendisini katliamlar yaparak var etmeye çalıştı. Hala da katliamlar yaparak kendilerini korumaya çalışıyorlar. Maraş katliamı son değildi, Roboski’ de son olmadı. Bu katliamlar tesadüfen gelişmiyor” diye ifade etti. Katliamlardan bizzat devletin sorumlu olduğuna vurgu yapan Tunç, devlet deyiminin soyut olmadığını somut anlamda devlet kurumlarının bu katliamlarda ki sorumluluğuna değinerek “ Sakine Cansız yoldaşların katledilmesinde devlet kurumlarının somut olarak bunu pratikleştirdiğini gösteren video görüntülerini çok yakın zamanda izledik. Aynı durum Roboski için de geçerli” diye ifade etti.
Katliamcılardan mutlaka hesap sorulması gerektiğini söyleyen Tunç, sözlerini şöyle sona erdirdi: “ Mevcut koşullarda devletin toplumsal dinamiklere yönelik uyguladığı baskı, HDP’lilere verilen cezalar onların gücünde değil onların kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Zafere en yakın olduğumuz bir dönemde yaşıyoruz. 70 ve 80’lerde bu kadar örgütlü ve direnme potansiyeli güçlü bir durumda değildik. Dolayısıyla bu açıdan bakarak sadece katliamların olmamasına izin vermemek üzerinden kendimizi sınırlamamalıyız, katliamcılardan hesap soracak bir dönemi yaşıyoruz.”
Daha fazla acı yaşanmasın diye mücadele etmeliyiz
Mevcut AKP iktidarının kendisine muhalif olan herkese saldırdığını dile getiren HDP Milletvekili Erdal Ataş, “ Biz tabiki tüm bu katliamları hatırlarken, acılarımızı tekrar tekrar yaşamak için değil, sürdürdüğümüz bu mücadelede bu halklar bir daha bu acıları yaşamasın diye çaba vermeliyiz” diye ifade etti.
İnsanlar arasında yaratılmak istenen ayrımcılığın küçük bir azınlık tarafından yapılmak istendiğini vurgulayan Ataş, “Bizim coğrafyamızda tüm bu oyunlara rağmen inanç üzerinden yapılmak istenen tüm oyunlar boşa çıkarılmıştır. Ama hala katliam girişimleri de devam etmektedir” şeklinde kaydetti.
Kürtlerin tüm katliamlara rağmen Türk devletinin imha politikalarına karşı bir arada yaşamayı savunduğunu ve bunun mücadelesini verdiğini söyleyen Ataş, “ Kürtler 70’lerde başlattıkları mücadele ile bugün ülke gerçekliğinin de herkes tarafından kabul edildiği bir pozisyona gelip, milyonlara ulaştılar. Bugün de Ortadoğu’da daha özgür bir dünya için mücadele etmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.
Direniş arttıkça, devlet şiddeti arttı!
Direnenlerin gücü oranında devletin şiddeti ve baskıyı arttırdığına değinen HDP Milletvekili Müslüm Doğan, “Devlet bir şiddet organıdır, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki egemenlik aracıdır. Egemenliğini korumak için elbetteki bu yollara başvuracaktır. 78 Maraş Katliamı’nın esas nedeni işçi sınıfının, devrimci mücadelesinin güçlendiği bir dönem yapılmış olması gerçekten manidardır. Bu devletin gözünden kaçmamıştır ve devlet eliyle bir katliam gerçekleşmiştir. Roboski’de de Kürt özgürlük mücadelesinin geldiği boyut itibariyle ortaya konan bir gözdağıdır. Açıktır ki devlet bu katliamı gerçekleştirmiştir” diye ekledi.
HDP üzerindeki baskılara da değinen Doğan, sözlerini şöyle bitirdi: “ Demokratik siyasetin bu derece sınırlandırılması hangi ülkede görülmüştür? Arjantin’de bile, Şili’de bile bu durumla karşılaşılmadığını gösteriyor raporlar bize. HÖH gibi paramiliter yapıların oluşması söz konusu. Rejimin korkusu nedeniyle bu güçler oluşturuldu. O yüzden tüm muhalifler kendi siyasi yapılarını koruyarak, bir araya gelebilmelidir. Bugün ki AKP’nin kurduğu karanlık sisteme karşı bir araya gelerek çok şey yapılması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Gerçekten de Türkiye’de çok zor şartlar söz konusu. Milletvekillerimize verilen cezalara baktığımızda resmen bir sömürge hukuku uygulanmaktadır. Örgütlü alanlarda, devrimci cepheyi oluşturmalıyız. Çok geniş bir demokrasi cephesine ihtiyaç var.”
Panelde son olarak bir konuşma yapan Aktivist Arzu Pesmen, Türkiye’dede yıllardır iktidarda olan tekçi zihniyetin, kendisi dışında hiçkimseyi kabul etmediğini ve her türlü saldırıyı mubah gördüğünü belirttikten sonra, toptan saldırıya karşı topyekûn direniş olması gerektiğini ifade etti.
Panel sinevizyon gösterimi yapıldıktan sonra sona erdi.
On yıldan fazladır inşaatı devam eden Cemevi’nin yeni binası Pazar günü yapılan büyük bir tören ile açılışı gerçekleştirildi. Açılışa Türkiye ve Birleşik Krallık parlamentosu üyeleri ile birlikte çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ve Alevi vatandaş katıldı.
Londra’nın Wood Green bölgesinde açılan ve 2,800 metrekare alan üzerine kurulan İAKM ve Cemevi Avrupa’nın en büyük Cemevi ünvanını kazanmış oldu. Pazar günü yapılan geniş katılımlı açılış törenine aralarında Türkiye’den HDP ve CHP’li milletvekilleri, İşçi Partili milletvekilleri ve bölge belediye başkanları ve meclis üyelerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Gülbanklarla yapılan kurdele kesme töreninden sonra misafirler binayı gezdi. Akşam saatlerinde de Avrupa’dan gelen dedelerin de katılımıyla Cem bağlandı ve semahlar dönüldü.
‘Avrupa’nın en büyük dergahı’
‘Avrupa’nın en büyük dergahı’ olarak adlandırılan İAKM ve Cemevi açılışına katılan Türkiyeli ve İngiliz siyasetçiler Türkiye’de devam eden hukuksuzluklara ve Aleviler üzerindeki baskılara değindiler.
‘Kendi vatanlarında almadıkları hakları başka ülkelerde almaları buruk bir mutluluk’
Açılışta bir konuşma yapan CHP Milletvekili Hüseyin Çomak, Alevilerin Türkiye’de tarih boyunca rutin olarak katliama uğradıklarını ve sistematik olarak asimilasyona tabi tutulduklarını ifade etti.
‘‘Aleviler, Selçuklu imparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminde rutin olarak katliama uğradıklarını ve sistematik olarak asimilasyona uğradılar ve bugün de bu politikalar halen devam etmektedir. Bugün Alevilerin kendi vatanlarında alamadıkları hakları başka ülkelerde elde etmeleri bizim için buruk bir mutluluktur.’’
‘Çok karanlık günler yaşıyoruz’
Törende bir konuşma yapan HDP Milletvekili Müslüm Doğan da Türkiye’de yaşanan son gelişmelere değinerek, ülkenin çok karanlık bir süreçten geçtiğini ve yeni bir devlet modeliyle karşı karşıya olduklarını belirtti.
‘‘Çok karanlık günler yaşıyoruz ülkemizde, yeni bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. Siyasal İslam’ın yeni rejimi Alevilere, Kürtlere ve ötekileştirilen halklara hayat hakkı tanımıyor. Öyle bir hale geldi ki, bürokraside bir Alevi yönetici bulamıyorsunuz, bir Kürt yönetici bulamazsınız. Kürt coğrafyası tarumar edildi, yıkıldı, yakıldı. 90 yıldır Aleviler ve Kürtler için değişen bir şey yok. Tek bir çözüm yolu var; Aleviler tek başına sorunlarını çözemez, Kürtler tek başına sorunlarını çözemez. Tüm kesimlerin içinde olduğu genişletilmiş bir demokrasi cephesi ile buna karşı mücadele edebiliriz. Bu şekilde AKP’nin bu karanlık rejimine son verebiliriz.’’
‘Korkmuyoruz, Teslim olmayacağız!’
Törene katılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat yaptığı konuşmada son dönemde dillendirilen saldırılara değinerek,korkmadıklarını ve teslim olmayacaklarını belirtti.
‘‘Bugün burada Avrupa’nın en görkemli Cemevi’nin açılışına tanıklık ediyoruz. 30 yıldır Aleviler olarak Avrupa’da örgütleniyoruz ve birçok kazanım elde ettik.
Cumhuriyet döneminde üzerimize düşen bütün vatandaşlık yükümlülüklerimizi yerine getirmemize rağmen, halen daha kendimizi anlatmak zorunda kalıyoruz. Bu tekçi, ırkçı gerici zihniyeti bir kez daha lanetliyoruz. Avrupa’da yaşayan biz Alevileri tehdit ediyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. Bizler Kerbela’da Yezid’e nasıl biat etmediysek, bunlara da teslim olmayacağız. Korkmuyoruz, kimi gönderirlerse göndersinler korkmuyoruz.’’
‘Başbakanımızın yaptıklarından utanıyorum’
İşçi Parti Milletvekili Joan Ryan da törene katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmasında Alevilere yönelik baskılara dikkat çeken Ryan, İngiliz hükümetin Türkiye ile devam eden silah ve diğer ticari alışverişten duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
‘‘Türkiye’de yaşananları yakından takip ediyoruz. Birleşik Krallık hükümetinin ekonomik ticareti ve silah satışını insan haklarının önüne koyması kabul edilemez. Türkiye’de insanlar katledilirken, işkence görürken, tutuklanırken Başbakanımızın Türkiye’ye gidip silah ticareti yapmasından utanç duyuyorum. Bunun karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.’’
‘Her katliamdan sonra daha da güçlenerek geldik’
Nesimi’nin darağacındaki hikayesi ile konuşmasına başlayan Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, ‘Alevileri her katlettiklerinde daha da güçlenerek geri geldiler, Sivas’ta yaktıkları sazımız bugün Avrupa’da binlerce gencimizin sırtındadır.’ dedikten sonra, Cemevi’nin yeni binasının tamamlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etti.
Açılışa katılan Haringey Belediye Başkanı Stephan Mann, Alevi toplumunun başarılarından söz etti. Avrupa’nın en büyük cemevinin bölgelerinde hizmet veriyor olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.