Category: SEÇME YAZILAR

  • Çin’de hıyarcıklı veba ortaya çıktı

    Çin’de hıyarcıklı veba ortaya çıktı

    Çin’de sağlık yetkilileri, İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nde bir kişide hıyarcıklı veba görüldüğünü açıkladı. Ülkedeki sağlık uyarı sistemi bir kademe yükseltildi.

    Vebanın görüldüğü çobanın karantinaya aldığı ve durumunun stabil olduğu belirtiliyor. Bakterilerle yayılan hastalık ölümcül olsa da basit antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor.

    Vaka çobanın Cumartesi günü Bayannur kentinde hastaneye gitmesiyle tespit edildi. Hastanın bakteriyi nereden kapmış olabileceği henüz netlik kazanmadı.

    Ülkede hıyarcıklı veba uyarısı en düşük seviye olan 4’ten, bir üst seviye olan 3’e yükseltildi. 3. seviyede, insanlardan veba taşıyabilecek hayvanların avlanmaması ve yenmemesi talep ediliyor.

    Hıyarcıklı veba dönem dönem dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkıyor.

    2017’de Madagaskar’da 300’den fazla vaka ortaya çıkmıştı. Mayıs 2019’da da Moğolistan’da iki kişi hıyarcıklı veba nedeniyle hayatını kaybetmişti.

    Geçmişte çiğ dağ sıçanı etinden bulaşmıştı

    Bakterinin çiğ yedikleri dağ sıçanından bulaştığı anlaşılmıştı.

    Moğolistan’ın başkenti Ulanbatur’da BBC’ye konuyla ilgili bilgi veren bir Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi, Moğol kültüründe çiğ dağ sıçanı eti ve böbreğinin sağlığa iyi geldiğine inanıldığını söylemişti.

    Dağ sıçanları hıyarcıklı veba taşıyıcısı olarak bilinen bir tür. Ülkede dağ sıçanı avlamak yasa dışı.

    Hastalık lenf bezlerinin şişmesiyle kendini gösteriyor.

    Üç ile yedi gün arasında ortaya çıkan bu belirti öncesinde hastalığın diğer belirtileri gribe benzediği için teşhis etmesi kolay değil.

    Öte yandan, Orta Çağ’da kara veba olarak da bilinen bu hastalığın o dönemlerdeki gibi bir salgına dönüşmesi düşük ihtimali.

    Stanford Kliniği’nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Shanti Kappagoda “14. yüzyılın aksine bu hastalığında nasıl yayıldığını artık biliyoruz” diyor ve ekliyor:

    “Engellemenin yollarını da biliyoruz, hastalanan kişileri antibiyotiklerle iyileştirmenin yollarını da…”

    14. yüzyılda veba Afrika, Asya ve Avrupa’da 50 milyon kişi öldürmüştü.

    Londra’da son olarak 1665’te görülen salgın, kentin beşte birinin ölümüne yol açmıştı.

    19. yüzyılda Çin ve Hindistan’da ortaya çıkan hastalık 12 milyon kişiyi öldürmüştü.

  • Kışanak ve Tuncel yine tahliye edilmedi

    Kışanak ve Tuncel yine tahliye edilmedi

    Kürt kadın siyasetçiler Sabahat Tuncel ve Gülten Kışanak’ın yargılandığı davanın 6’ncı duruşmasında da tahliye çıkmadı.
    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) önceki dönem Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Sabahat Tuncel hakkında verilen hükmün, Antep Bölge Adliye Mahkemesi 18’inci Dairesi tarafından bozulması üzerine yeniden başlayan yargılamanın 6’ncı duruşması görüldü. Malatya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Kışanak ve Tuncel tutuklu bulundukları Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Duruşma salonuna koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle sınırlı sayıda kişi alındı.
    Kışanak ve Tuncel tutukluluklarına ilişkin savunma yaparken kadın siyasetçilere yönelik operasyonları kınadı. Kışanak ve Tuncel, asıl savunmalarını bir sonraki duruşmada mahkeme huzurunda yapmak istediklerini beyan etti.  Avukatlar ise uzun tutukluluk süresinin göz önüne alınarak müvekkillerinin tahliye edilmesini istedi.
    TAHLİYE TALEBİNE RET
    Verilen aranın ardından tahliye taleplerini reddederek bir sonraki duruşmayı 4 Eylül olarak belirlendi.
    DAVA GEÇMİŞİ
    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 2016 yılında tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Sabahat Tuncel’in yargılandığı davada; 1 Şubat 2019 tarihinde Malatya 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 12’nci duruşmasında, Tuncel’in savunması alınmadan karar çıkmıştı. 16 hakimin değiştiği 12 duruşma sonunda çıkan kararda, Kışanak’a “örgüte üye olmak” iddiasıyla 11 yıl 3 ay, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 3 yıl, Tuncel’e ise “örgüte üye olmak” iddiasıyla 9 yıl 9 ay, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 5 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.
    İstinaf için Antep Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderilen dosya, 18’inci Daire tarafından 2019’un Temmuz ayında esası etkileyecek şekilde usulden bozulmuştu. Bunun üzerine yeniden Malatya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama başlamıştı.
  • Büyükada Davası: Birimizin ceza alması hepimiz için hak ihlalidir

    Büyükada Davası: Birimizin ceza alması hepimiz için hak ihlalidir

    “Büyükada Davası” olarak bilinen 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı davanın karar duruşmasına yazılı savunma gönderen Peter Frank Steudtner “11 kişiden birinin bile ceza alması hepimiz için hak ihlalidir” dedi.

    “Büyükada Davası” olarak bilinen ve İstanbul’da 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı davanın karar duruşması İstanbul 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Duruşma salonuna, sanık yakınları ve gazeteciler, salonun küçük olması ve koronavirüs salgını nedeniyle içeri alınmadı. Her sanığa bir avukat kısıtlaması getirildi. Avukatlar duruşma salonuna kısıtlı sayıda izleyici alınabilmesi için mahkeme heyeti ile görüşmeler gerçekleşirken, yer olmadığı gerekçesi ile gazeteciler de içeri alınmadı. Yapılan görüşmelerin ardından duruşma salonuna sınırlı sayıda izleyicin girilmesine izin verildi. Almanya, İsveç ve İsviçre konsolosluklarından gözlemciler davayı izledi.
    Tutuksuz yargılanan Taner Kılıç, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Şehmuz Özbek, Veli Acu, Günal Kurşun, Nalan Erken, İlknur Üstün,  Peter Frank Steudtner  ve Ali Ghravi duruşmaya katılmazken, sanık Nejat Taştan ve avukatı hazır bulundu.
    KARAR TARİHE GEÇECEK
    Kimlik tespitlerinin ardından Peter Frank Steudtner avukatı Murat Deha Boduroğlu söz alarak, Steudtner, mahkemeye gönderdiği yazılı savunmasını okudu. Steudtner, savunmasında “Vereceğiniz karar tarihe geçecektir. 11 kişiden birinin bile ceza alması hepimizin haklarının ihlalidir. Kendimizi savunmak için harcadığımız gücü insan hakları için harcamayı tercih ederdik. Gözaltı ve tutukluluk Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelere aykırı uygulamalarla doluydu. Mevcut deliller ve yasalar uyarınca dava kapsamında yargılanan hepimizin beraatını talep ediyorum. Vereceğiniz beraat kararı Türkiye’de insan haklarının bulunduğunu göstereceği gibi Almanya ile ilişkileri de olumlu etkileyecektir” dedi.
    ADALETSİZLİĞE SON VERİN
    Ardından söz alan Ali Ghravi’nin avukatı Oğul Güner Olgun, müvekkilinin mahkemeye gönderdiği yazılı savunmasını okudu. Ghravi savunmasında şu ifadeleri kullandı; “Beşimizi beraat ettirip geri kalanımızı mahkum etmek istiyorsunuz. Hayatımızın 3 yılı vermeniz mümkün değil. Bize verilen zararı gidermeniz mümkün değil ama adaletsizliğe son vermeniz mümkün. Hiçbirimiz tutuklanmamalıydık. Bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adaletsizliktir. Biz terörist değiliz, sadece insan haklarını savunduk.”
    ‘İNSAN HAKLARI YRGILANIYOR’
    Özlem Dalkıran’ın avukatı Aynur Tuncel Yazgan söz alarak müvekkilinin yazılı savunmasını okudu. Dalkıran savunmasında, “3 yıldır bu mahkemede yargılanan burada isimleri yazılı 11 kişi değil, mensubu oldukları insan hakları camiasıdır. Bu mütalaa ‘insan hakları için çalışmak, herkes için hak ve özgürlük talep etmek suçtur’ diyor. Devlet ve devlet dışı aktörlerin gerçekleştirdiği hak ihlallerini belgeleyen ve ifşa eden, devletin ve yetkili kurumlarının ihlalleri önlemedeki ihmalini veya isteksizliğini eleştiren etkilenenlere destek sunan ve adalet arayışlarında yanlarında duran, yeni ihlaller meydana gelmesin diye devlet kurumlarına önleyici tedbirler tavsiye eden insan hakları savunucularını sindirmek ve susturmaktır. Hak savunucularının çalışmalarını ‘sivil toplum görüntüsü altında’ diyerek karalayıp terör bağlantılı suçlamalarla yargılamak, ‘terörle mücadele görüntüsü altında’ her türlü eleştirel sesi bastırmak, toplumu tamamen susturmak amacını taşıyor” ifadelerini kullandı.
    ‘ELEŞTİRİ KABUL EDİLMİYOR’
    “Hangi faaliyetimiz ‘terörü’ destekliyor ya da bunu amaçlıyor” diye soran Dalkıran, “Savcının mütalaasında bu anlaşılmıyor. Maalesef, hak savunucularının yazdığı her haber katıldıkları her toplantı kabul edilemez bir eleştiri olarak görülüyor. Büyükada davasıyla tüm sivil toplum kuruluşları üzerinde dondurucu bir etki yaratıldı. Bu dondurucu etki Gezi davasıyla katmerlendi. Bu davayla Türkiye’de hak savunucularının konuşmak, öğrenmek, tartışmak, planlama yapmak ve hatta dinlenmek için bir araya gelmesinin, uluslararası bağlantılara sahip olmasının, toplantı yapmanın bir bedelinin olduğu mesajı verildi. 3 yıl geçmesine rağmen, Türkiye’ye davet edilen uluslararası insan hakları kuruluşu temsilcileri hala tedirginlikle Türkiye’de toplantıya katılmanın güvenli olup olmadığını soruşturuyor. Bu sorunun cevabını bugün bu mahkeme salonunda öğreneceğiz. Bugün, bu hukuk felaketine bir son verin. Tek ‘silahları’ sözleri, fikirleri ve evrensel hukuka ve değerlere, barışa ve insanlık onuruna saygıları olan hak savunucularını yaftalama, şiddet ve terör ile suçlama geleneğini kırın. Ben ve arkadaşlarım bu davadan başımız dik, vicdanımız rahat, özgür ve haklı olduğumuzu bilerek ayrılacağız. Mahkemenizin adaletten ve hukukun üstünlüğünden yana tutum alacağına ve bu davayı hepimizin hakkı olan beraat kararıyla sonuçlandıracağına inanıyorum. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
    Dalkıran’ın ardından Avukat Aynur Yazgan’ın beyanının tamamlanması sonrası duruşmaya ara verildi.
  • İskoç Galcesi yok olmakla karşı karşıya

    İskoç Galcesi yok olmakla karşı karşıya

    Highlands and İslands Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre, İskoç Galcesi on yıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
    Highlands and İslands Üniversitesi’nde (UHI) dilbilimcilerden oluşan bir ekip tarafından yapılan araştırmaya göre, radikal bir adım atılmaması durumunda İskoç Galcesi on yıl içinde yok olacak. Araştırma sonuçlarına göre, İskoç Galcesi sadece nüfusu giderek azalan yaşlı İskoçlar tarafından rutin olarak konuşuluyor.
    Gelecek yılki ulusal nüfus sayımı için tahminlerin paylaşıldığı araştırmada, Batı Adaları’nda Galce konuşma oranının yüzde 45’in altına düşmesinin beklendiği belirtildi. Uzmanlar bu oranın, Galce dilinin varlık-yokluk sınırı olduğunu ifade etti. Söz konusu çalışmanın Galcenin korunması için İskoçya’da devam eden tartışmaları alevlendirdiği belirtiliyor.
    Araştırmaya göre, Galcenin evde ve gençler tarafından günlük yaşamda nadir konuşulduğuna dikkat çekildi. Sadece Hebrid Adaları’nda birkaç yerli ada halkının yaşlıları tarafından dilin rutin olarak konuşulduğu ifade edildi.
    ANADİLİNİ KORUYAN 11 BİN KİŞİ KALDI
    Araştırmada, Galceyi muhafaza eden ve konuşan 11 bin kişinin kaldığı belirtildi. Prof. Dr. Conchúr Ó Giollagáin, Galcenin çekirdek topluluklarında “günlük konuşulan canlı bir dil” olarak restore edilmesine öncelik acil bir politikaya ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.
    Giollagáin, “Ebeveynler sosyal ve aile ortamlarında çocuklarıyla anadillerinde konuşmaya teşvik edilmelidir. Galce, günlük yaşamın tüm alanları içine sinmelidir” diye belirtti.
    GALCE VE ASİMİLASYON
    Galce, Galler Dil Komisyon’un girişimleriyle Galler’de resmi dil olarak kabul edildi, Hint-Avrupa Dil Ailesi’nden Kelt dilleri içerisinde yer alan Galce, Avrupa’daki en eski dillerden birisi.
    İngiltere’nin asimilasyon politikalarının bir parçası olarak İskoçya ve Galler’de ulusal kimliği yok etme politikalarından Galcede etkilendi.
    İngiltere’den uzak ada bölgelerinde Galce daha faza görünürken, İngiltere’ye yakın bölgelerde neredeyse konuşulmuyor.
  • İngiltere, Venezuela altınlarının kontrolünü muhalif lider Guaido’ya verdi

    İngiltere, Venezuela altınlarının kontrolünü muhalif lider Guaido’ya verdi

    İngiltere’de tutulan Venezuela’ya ait 1 milyar dolarlık altının kontrolü kendini devlet başkanı ilan eden muhalif lider Juan Guaido’ya verildi.

    İngiltere’de yüksek mahkeme, dört gün süren duruşmanın ardından Venezuela altınlarıyla ilgili kararını açıkladı. Yüksek mahkeme, İngiltere’nin muhalif lider Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdığını hatırlatarak, ‘tek ses doktrini’ gereği altınların kontrolünü Devlet Başkanı Maduro yönetiminden aldı. Mahkeme kararında yönetim ve yargının tek ses olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Venezuela Merkez Bankası, mayıs ayında Covid-19 ile mücadele kapsamında İngiltere Merkez Bankası’nda tutulan altın rezervlerini kullanmak istedi ancak erişime izin verilmedi. Maduro yönetimi de altın rezervlerinin kullanımı için yargı yoluna gitti.

    Maduro yönetimini savunan avukatlar, mahkemenin kararını temyize taşıyacaklarını duyurdu.

    İngiltere 2019 yılı başlarında ABD başta olmak üzer diğer ülkeleri takip ederek Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdı. Türkiye ise Devlet Başkanı Maduro’ya destek verdi.

    Kaynak : Euronews

     

  • Dede: AKP-MHP, FETÖ’nün projesini hayata geçiriyor

    Dede: AKP-MHP, FETÖ’nün projesini hayata geçiriyor

    Meclis’e sunulan “çoklu baro” taslağına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, “Avukatlara dönük değişlik FETÖ’nün bir projesidir. O dönem ertelenen bu düzenleme yeniden gündeme getirildi” dedi.

    Hakların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyesi Avukat Ümit Dede, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve “çoklu baro” olarak adlandırılan “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yapılmak istenilenin yargının savunma ayağının ele geçirmek olarak dile getiren Dede, projenin FETÖ döneminde toplumsal tepkiden dolayı hayata geçirilmediğini fakat bugün AKP-MHP ittifakıyla yapılmak istenildiğini söyledi.
    ‘SAVUNMA VESAYET ALTINA ALINMAK İSTENİYOR’ 
    AKP ve MHP’nin baroların sistemini değiştirmek istemesinin 2010 referandumundan sonra yapılan Hakim ve Savcılar Kurulu’na (HSK) yapılan müdahaleden bağımsız ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Dede, “Barolara yapılmak istenilen bunun devamıdır. Biliyorsunuz FETÖ o dönem AKP içerisinde konumlanmış durumdaydı. 2010’da bir FETÖ projesi olarak referandum yapıldı ve yargı sistemi değiştirildi. Bu değişimin ardından FETÖ’cü hakim ve savcıların hızlı bir şekilde kadrolaşarak yargıyı ele geçirdiğine tanık olduk.  15 Temmuz darbe girişiminden sonra da birçok hakim ve savcı FETÖ’cü olduğu iddiasıyla görevden alındı, hemen hemen tamamı mahkum edildi. Avukatlara dönük değişlik de o dönemin bir projesidir. O dönem de bu durum gündeme getirilmişti. Bağımsız yargının savunma ayağını da vesayet altına alacak bir kısım düzenleme öngörülüyordu. Ancak o dönem toplumun ciddi tepki göstermesinden kaynaklı geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ne yazık ki AKP-MHP ittifakı bir FETÖ projesi olan bu projeyi bugün yeniden hayata geçirmek istiyor. Hakim ve savcılar nasıl vesayet altına alındıysa şimdi de yargının savunma ayağı olan avukatlar ve kurumu olan baroları vesayet altına almak istiyorlar. Savunma etkisiz kılınıp, yandaş baroların oluşturulması için böylesi bir kanun teklifini gündeme getirdiler” diye konuştu.
    ANAYASAYA AYKIRI
    Tek adam rejiminin kurumsallaştırılması için tüm kurumların yapısının değiştirilmek istendiğini kaydeden Dede, “Başkanlık sisteminin Türkiye’de uygulanmaması gerektiğini her yönüyle tanıklık etmiş olduk. Eğitimden sağlığa, ekonomiden dış politikaya kadar tüm kurumlarda, tüm alanlarda değişimlere rağmen Türkiye’nin mevcut sistemde yönetilemediği apaçık ortada. Yapılan yasalar da, yasa yapma tekniğine ve teamüllere çok uygun değil. Barolara dönük değişlik de özünde siyasi bir amaç ve birçok çelişkiyi taşıyor. Yapılmak istenilen değişikliğin Anayasa’nın 135’inci maddesine aykırı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Avukatlar bağlı oldukları barolar itibariyle Barolar Birliği Kurulu’nda eşit olmayan bir şekilde temsil edilmeyle karşı karşıya kalacaklar” dedi.
    TÜM TOPLUMU İLGİLENDİRİYOR
    İktidarın ülkeyi polis devletine çevirdiğini, yaşanan tüm hak ihlallerine ve hukuksuzlara karşı baroların seslerini yükseltmesiyle saldırıların hedefi haline geldiğini dile getiren Dede, “Barolara dönük yapılan bu saldırılar aslında topluma yapılan saldırılardan bağımsız ele almak doğru değildir. Baroların bu yasanın gündeme getirilmemesi için geliştirdiği eylemlere karşı siyasi iktidarın gösterdiği tepki muhalif topluma gösterdiği tepkiden farklı olmadı. Ankara’ya yürüyen baro başkanları Ankara girişinde ablukaya alındı ve tartaklandılar. İstanbul’da yapılan mitingde polisin oldukça provokatif bir yaklaşımı söz konusuydu. Birçok ilde yapılmak istenilen bu eylemler polis tarafından engellendi ve izin verilmedi. Bu tutum aslında uzun zamandır tüm muhalif toplumsal kesimlere karşı geliştirilen bir tavırdır. Bu ülkede milletvekillerin yürüyüşüne izin verilmiyor ve tartaklanıyor. Dernek ve siyasi partilerin faaliyetlerine izin verilmiyor ya da gerçekleştirilen etkinliklerde polis zoruyla çok sert müdahale edilmek suretiyle engelleniyor. Baroların eylemlerine karşı devletin geliştirdiği tavır, aslında yapılmak istenilen değişikliğin sadece avukatları ilgilendiren bir değişlik olmadığını tüm toplumu ilgilendirdiğini gösteriyor. Çünkü yapılmak istenilen değişiklikle, savunma bölünüp, yandaş barolar yaratılacak, savunma zayıflatılarak, adil yargılanma hakkı engellenecek” diye konuştu.
    ‘HER ALANDA DİRENECEĞİZ’
    Parti olarak barolara yönelik değişimin gündeme geldiğinde bu yana karşı olduklarını ve her alanda karşı olacaklarını sözlerine ekleyen Dede, şunları söyledi: “Avukatlarla ilgili bir değişlik yapılacak ise muhataplar avukatlardır. Aslında mevcut avukatlık yasasında değişiklik ihtiyacı var. Yapılacak değişiklik konusunda başta barolar olmak üzere ilgili tüm kesimlerle ortaklaşarak bir yasa teklifi hazırlanması gerektiğini ilk günden itibaren söyledik. İktidarın avukatları ve baroları dışarıda tutarak bu teklifi gündeme getirmesi demokratik değildir. Mevcut haliyle düzenleme avukatların sorunlarına çözüm olmayacak, tam tersine sorunları daha da derinleştirecektir. Mecliste ve dışarıda bu teklifin geçmemesi için partimiz elinden gelen tüm çabayı gösterecek ve buna karşı etkin bir mücadele göstereceğiz. Tüm demokratik yöntemlerle bu teklifin geçmemesi için uğraşacağız. Buna karşı hem hukuk komisyonumuz hem de meclis grubumuzun hazırlıkları ve güçlü bir çalışma var. Hem Meclis, hem genel kurul hem de Meclis dışında tüm gücümüzle direneceğiz.”
    MA / Cemil Uğur
  • Leyla Güven’den Avrupa liderlerine mektup

    Leyla Güven’den Avrupa liderlerine mektup

    DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, Türkiye’de artan otoriterleşmeye dikkat çekmek amacıyla Avrupa’nın önde gelen siyasi parti liderlerine mektup gönderdi.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, DTK’nin mühürlenmesi, açılan soruşturma kapsamında 43 kişinin gözaltına alınması, HDP’li belediyelere kayyım atamaları ve Türkiye’de artan otoriterleşme eğilimlerine dikkat çekmek amacıyla Avrupa’nın önde gelen siyasi parti liderleri ve kurum temsilcilerine mektup gönderdi.
    BASKILARA DİKKAT ÇEKTİ
    Güven, mektubunda, “Türkiye’de giderek otoriterleşen siyasi iktidarın, sivil toplumun iradesinin yansıdığı DTK’ye yönelik kriminalize etme ve kapatma girişimlerinin ve siyasal alanın daraltılmasına yönelik müdahalelerin, Türkiye ile Avrupa ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde yaratmakta olduğu tahribatın olası etkileri”ne dikkat çekerek, görüşlerini aktardı.
    MEKTUP GÖNDERİLEN KİŞİLER
    Mektup gönderilenler arasında Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Buric, AKPM Başkanı Rik Daems gibi isimler ile AKPM Grup Başkanları, AP Grup liderleri, Avrupa Konseyi ile BM İnsan Hakları Temsilcileri ve Parlamenterler Arası Birlik gibi Türkiye’nin müdahil olduğu kurumların temsilcileri bulunuyor.