Daiş çetelerinin son yayınladığı propaganda videosunda vahşetinin sınırlarını aşarak yeni bir barbarlığa imza attı. Videoda Kürt oldukları söylenen 5 kişi yaşları 09-12 arasında çocuklara infaz ediliyor. İnfazı gerçekleştiren çocuklardan birisinin İngiliz olduğu iddia edildi.
Dün cihatçı bazı sitelerde yayınlanan videoda, ‘asker’ giyimli beş çocuk ve Daiş’in rehinelerine giydirdiği turuncu tulumlarıyla diz çökmüş beş erkek görülüyor. Videodaki ses, öldürülen kişilerin Kürt olduğunu ve Kürtlerin son dönemde örgüte karşı elde ettiği kazanımlardan dolayı cezalandırıldığını anlatıyor. Ancak infaz edilen kişilerin kimlikleri, nerede rehin alındıkları veya ne zaman öldürüldükleri belirtilmiyor.
Videonun Suriye’nin Raqqa kentinde çekildiği iddia ediliyor.
Daiş canavarlarının daha önce çocukları savaşçı olarak yetiştirdiği dehşet görüntüleri kamuoyuna yansımıştı
HER BEŞ ÇOCUK AYRI MİLLETLERDEN
Videodaki çocukların bazılarıysa 10 yaşından küçük görünüyor. Videoda çocukların görüntülerinin önünde yazılan isimlerde, çcukların İngiliz, Mısırlı, Kürt, Tunuslu ve Özbek olduğu belirtiliyor. Çocukların isimleri;Abu Abdullah al-Britani (İngiliz), Abu Ishaq al-Masri (Mısırlı), Abu Fu’ad al-Kurdi (Kürt) ve Yusuf al-Uzbaki (Özbek) olarak gösteriliyor. Daiş daha önce de, Rakka’daki ‘çocuk ordusu’na ait olduğu belirtilen görüntüleri yayımlamıştı. 2015 tarihli bir BM raporuna göre örgüt giderek daha fazla çocuğu intihar bombacısı ve savaşçı olarak kullanıyor.
Beş çocuktan birisi 12 yaşındaki bir ingiliz
BRİTANYALI ÇOCUK JOJO MU?
Videoda 12 yaşında mavi gözlü Abu Abdullah al-Britani isimli çocuğun İngiliz olduğu iddia edildi. Daily mail gazetesinde bugün çıkan haberde Cihatçı gelin olarak bilinen Sally Jones’un oğlu JoJo olduğu iddia edildi.
İngiltere’nin Kent şehrinden olan 47 yaşındaki İngiliz Sally Jones 2014 yılında oğluyla beraber Suriye’ye gidip cihatçı gelin olarak gitmişti. Sally Jones’un beraberinde götürdüğü oğlu Jojo Aralık 2004 yılında doğmuştu.
2014 yılında Suriye’ye cihatçı gelin olarak giden Sally Jones ve videodaki Abu Abdullah al-Britani isimli çocuk olduğu iddia edilen 2004 doğumlu Jojo
Oğlunu da alarak Suriye’ye giden Sally Jones adlı İngiliz kadın orda müslüman olmuş ve Britanyalı Daiş çetesi Junaid Hussain ile evlenmişti. Güvenlik ve istihbarat kaynaklarına göre Junaid Hussain Ağustos 2015’teki bir hava saldırısında öldürüldüğü tahmin ediliyor.
https://youtu.be/QOuOjW9YIZo
İngiltere’de yayımlanan Economist dergisinin bu haftaki sayısında Gaziantep saldırısı ve Cerablus operasyonuyla ilgili iki makale yer alıyor.
Economist, Gaziantep’te Cumartesi akşamı bir düğünü hedef alan ve 54 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili haberinde, saldırının ‘zaten çevresi sarılmış olan Kürtleri daha da çok dehşete düşürdüğünü’ yazıyor.
Türkiye’de son bir yılda 5 IŞİD saldırısı olduğunu hatırlatan Economist’in makalesi şöyle devam ediyor:
“IŞİD son saldırılarında turistik yerleri ve kamu binalarını hedef aldı. Cumartesi akşamı Gaziantep’te yapılan saldırıdan önce İstanbul’da Atatürk Havalimanı’na saldırmıştı. Ama genel olarak IŞİD’in ana hedefi Kürtler. Gaziantep’te polis baskını sırasında kendisini patlatan IŞİD’linin bilgisayarından, bir Kürt düğününe saldırma planları bulunmuştu”.
“Türkiye hükümetine ve uzmanlara göre, IŞİD’in Türkiye saldırılarındaki amacı, Türkiye’nin Suriye’de ABD öncülüğündeki koalisyona desteğini cezalandırmak ve Kürt-Türk çatışmasını artırmak. Bunu kısmen başarıyorlar da…”
Artan PKK ve IŞİD saldırıları ile 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’nin yakın tarihindeki en kırılgan döneminden geçtiğinin belirtildiği makale şöyle son buluyor:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, IŞİD terörünü ayrı bir sorun olarak ele almaktansa, darbe girişimini planlayanları, kendisine muhalif bürokratları, Kürt militanları ve cihatçıları aynı keseye koyuyor. Pazar günü Gülencilerle PKK ve IŞİD arasında hiçbir fark olmadığını söyledi.
“Cumhurbaşkanı, ülkesine yönelen her tehdidi, Türkiye’yi zayıflatma komplosunun bir parçası olarak görme eğiliminde ve şu ana kadar bundan çok zarar gördü. Ülkesinin birden çok tehditle yüz yüze kaldığı bu dönemde, bu yaklaşımın işe yaradığını söylemek zor.”
Economist, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyindeki IŞİD ve PYD hedeflerini vurması ve Cerablus operasyonuyla ilgili makalesine “Suriye’deki savaş daha da karmaşıklaşıyor” yorumuyla başlıyor.
Suriye’deki son gelişmelerin özetlendiği makalede ‘ittifakların değiştiği ve zaten çok sönük olan barış umudunun giderek kaybolduğu’ belirtiliyor.
Economist’e göre Kürtlerin elindeki Haseke’ye 18 Ağustos’ta Suriye ordusunca düzenlenen hava saldırısı, bu değişimin en önemli göstergesi:
“Yakın geçmişe kadar, eli kanlı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Kürt militanlara dokunmamıştı. Ama Haseke’de iki taraf yumruk yumruğa geldi”
Economist, Türkiye için de dinamiklerin değiştiğini, Türkiye hükümetinin IŞİD terörü ve Kürtlerin güç kazanması endişeleriyle Rusya’yla yeniden yakınlaşırken, Esad hakkındaki söylemini de değiştirmeye başladığını belirtiyor.
Türkiye’nin Cerablus operasyonunun Kürtler tarafından ‘Suriye’nin kuzeyinde kontrol ettikleri bölgeleri birleştirememeleri için yapılmış bir harekât’ olarak algılandığını belirten Economist, Kürtlerin “sessizce geri çekilmeyeceğini” yazıyor:
“Türkiye’nin saldırılarının Kürt direnişiyle karşılaşma, yani bir Amerikan müttefikinin, ABD’nin bir vekiliyle ve Amerikan uçaklarının hava koruması altındaki bölgelerde karşı karşıya gelme riski var.
“[…] Kürtler sessizce geri çekilmeyecek. PYD Eş Başkanı Salih Müslim, ‘Türkiye’nin Suriye bataklığında kaybedecek çok şeyi var’ dedi. Kürtlerin komutasındaki Suriye Demokratik Güçleri de ‘ülkelerini, doğrudan ya da dolaylı işgallere karşı savunacaklarını’ açıkladı.”
Economist, tüm bunlar olurken, Rusya’nın da Lazkiye’deki hava üssünü kalıcı hale getirerek ve İran’la daha yakından çalışarak, bölgede daha sağlam bir varlık kurma peşinde olduğunu belirtiyor:
“Carnegie Moskova’dan Dmitri Trenin ‘Orta Doğu, Rusya’nın 21. yüzyıl süper gücü olma ihtirasları için bir platform haline geldi’ diyor. Ancak Rusya bunu yaparken Suriye’deki inatçı ve genişleyen savaşın bataklığına saplanma riskiyle de karşı karşıya. Bu durumda, kalıcılık pek de arzu edilir bir şey olmayabilir.”
Roj Kadın, tecrit koşulları altında tutulan Kürt halk önderi Abdullah Öcalan ile irtibata geçilene kadar, her Çarşamba, saat 13:00’te, Wood Green kütüphanesi önünde eylem gerçekleştireceğini açıkladı.
Kürt Halk Meclisi de, Roj Kadın öncülüğünde, 5 Nisan 2015’ten bu yana görüşülmeyen, Öcalan için her Cuma 19:00’da, Trafalgar Meydanı’nda eylem yapılacağını duyurdu.
Roj Kadın, eylem programına 24 Ağustos Çarşamba günü başladı. Wood Green High Street’te bulunan kütüphanenin önünde toplanan kitle ‘‘Turkish state, fascist state’’ (Türk devleti, faşist devlet) ve Turkish state, terrorist state’’ (Türk devleti, terörist devlet) sloganlarını sıkça tekrarladı.
Eylemin amaçlarına ilişkin bildiri dağıtan kitle, atılan sloganlarla bölgeden geçen halkın dikkatini çekti.
Eylemde konuşan, Roj Kadın sözcüsü, Türkan Budak, Londra’daki Kürt halkının duyarlı davranarak planlanan eylemlere katılmaları için çağrıda bulundu.
‘‘Önderliğe karşı bir vicdan ve insani borcumuz var’’ diyen Budak, konuşmasına şöyle devam etti: ‘‘Türk devletinin ne yapacağı- uluslararası güçlerin de desteğini alarak- nerede, nasıl vahşileşeceğini kestirmek maalesef mümkün olmuyor. Onun için de tüm halkımızın çok ciddi şekilde duyarlı olması gerekiyor.
‘‘Yaklaşık 70 yıllık bir yaşamını bu halkın özgürlük mücadelesine adamış bir önderlik: 17 senedir bir adada rehin tutulmaktadır. Kürtler her adım attıklarında önderlik üzerindeki baskı bize karşı bir koz olarak sürdürülmektedir devlet tarafından. Bizim de önderliğin özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıkmamız gerekiyor.’’
Roj Kadın sözcüsü Türkan Budak
Öcalan ile irtibata geçilene kadar eylem programlarının devam edeceğini ifade eden Budak şöyle devam etti: ‘‘Bundan sonra her Çarşamba günü, saat 1’de burada olmalıyız. Roj Kadın öncülüğünde, önderliğin özgürlüğü sağlanıncaya kadar; en azından önderlikten bir haber, bağımsız kuruluşlar tarafından, avukatları, ya da ailesi tarafından bir haber gelinceye kadar tüm halkımızın bu duyarlığı gösterip. Hareket ikinci bir açıklama yapıncaya kadar- hepimizin, sadece kendimizi katarak değil, etrafımızı, çocuklarımızı da katarak- bu mücadeleye destek olup ve büyütmesi gerekiyor. Çünkü bizim geleceğimiz, onurumuz ve şerefimizdir.’’
Roj Kadın ve Kürt Halk Meclisi her Çarşamba, saat 13:00’te, Wood Green kütüphanesi önünde; her Cuma, saat 19:00’da, Trafalgar Meydanı’nda eylemlerine devam edecektir.
Ciwanen Azad UK gençliği bugün düzenlediği yürüyüşte Kürt halk önderi Abdullah Öcalan için özgürlük talebinde bulundu.
Son dönemlerde eylemlerine aralıksız devam eden Ciwanen Azad UK gençliği Öcalan’ın özgürlüğü sağlanana kadar eylemlerine devam edileceğini de açıkladı. Kuzey Londra’nın Manor House yeraltı tren istasyonunda okunan basın bildirisinin ardından kitle, Kürt ve Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı Haringey bölgesi güzergahında düzenlenen yürüyüşte, gençler ‘terörist Türkiye, Öcalan’a özgürlük, yaşasın Önder Öcalan, hemen şimdi özgürlük’ sloganları attı ve yüzlerce bildiri dağıttı. Gençlik, kortejin en önünde İngilizce olarak hazırlanan ‘Öcalan’a özgürlük’ yazılı pankartı taşıdı.
Ciwanen Azad UK gençleri Haringey bölgesinde yolu trafiğe kapatarak kırmızı, yeşil ve sarı meşaleleri yaktı. Bir süre Haringey tren istasyonu çevresinde sloganlar atan gençler eylemi burada sonlandırdı. Gençlik ayrıca, yarın (21 Ağustos) Pazar günü yapılacak Britanya Kürt Halk Meclisinin organize ettiği ve Hyde Park Corner’da başlayacak olan ‘Öcalan’a Özgürlük’ büyük yürüyüşü içinde çağırıda bulundu.
Geçtiğimiz gün merkez Londra’da yapılan kitlesel Öcalan’a Özgürlük yürüyüşünde bir İngiliz polisi önce genç bir eylemciye ardından Roj Kadın meclisi üyesi bir temsilciye fiziksel ve sözlü saldırıda bulundu. Eylem boyunca görev yapan ve sürekli eylemcilerin arasına karışan iki İngiliz polisinin gün boyu süren provokasyon uğraşları başarısız oldu.
Haber: Fotoğraf Erem Kansoy-TelgrafNews
Uzun süredir Kürt halkı Daiş çetelerine karşı savaş veren en büyük güç olarak Avrupa’da kabul görmesi ile özellikle İngiltere’de düzenlenen bir çok eyleme göz yuman veya müdahale etmeyen İngiliz polisi İngiltere’de yaşayan Kürt’lere karşı tavır almaya başladı.
Daha önceki dönemlerde eski Türk Başbakanı Davutoğlunun Londra ziyaretinde de Kürt halkına karşı şiddete başvuran İngiliz polisinin akıllarda kalan son çılgınlığı olsa da özellikle Kobane sürecinden önceki dönemlerde ingiltere’de yaşayan Kürt’leri, baskın, tutuklama, sınır dışı etme ve kriminalize etmesiyle İngiliz polisi namı biliniyor.
TelgrafNews Facebook sayfasında bulunan 14 ağustos saat 15:33’teki video paylaşımının, 11:10 dakikasından itibaren İngiliz polisinin ağıza alınmayacak sözleri açıkca görülüyor.
Sebepsiz yere zor kullandı
CW 3206 yaka numaralı İngiliz polisi ırkçı söylemi ve kadına yönelik ağıza alınamayacak ağır küfürü ile büyük tepki topladı.
Olay görgü tanıklarında şok etkisi yaratırken yürüyüşte bulunan diğer polislerden de olumsuz tepkiler yükselmesine neden oldu.
Yürüyüşün son bulacağı BBC binasına yaklaşık 10 dakika mesafe uzaklıkta iken, Ciwanen Azad UK meclisi üyesi genç bir kadını kortejin en önünde yürürken sebepsiz yere kolundan sert bir şekilde tutup kenara çekmesi ile hem dikkatleri hemde sert tepkileri çeken CW 3206 yaka numaralı, İngiliz olduğu anlaşılan polis sadece bu sebepsiz ve çirkin hareketiyle sınırlı kalmadı.
“Burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz!”
Kortejin BBC binasına gelmesine dakikalar kala ise yine ayni yaka numaralı polise yaptığının yalnış olduğunu belirten, Roj Kadın Meclisi’nden bir temsilciye yönelik çirkin bir saldırıyı daha gerçekleştiren polis olayın büyümesine neden olsada bunun bir provakasyon çalışması olduğunu anlayan eylemciler stratejik davranarak polisi saf dışı bıraktı.
temsilcinin CW 3206 yaka numaralı polise genç bir kadına sebepsiz yere şiddet içerikli bir uygulama göstermesinin yanlış olduğunu söylemesi üzerine, polis ağıza alınamayacak çok ağır bir küfürle cevap verdi. Bu esnada agresif tavırlarıyla zaten okları üzerine çeken polisin etrafını saran eylemciler ve İrlandalı aktivist Mak Campell sarf edilen çirkin küfüre tanık oldu. İngiliz polisine sert tepkiler gösterilirken, CW 3206 yaka numaralı provakatör polis dayanamayıp içindeki ırkçılığı açığa çıkardı.
Davranışını yanlış bulup tepki gösteren eylemcilere, ‘burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz’ şeklinde ırkçı ve ayırımcı bir söylemle kayıtlara geçmeyi başaran polisin yaptıklarına kendi meslek arkadaşlarıda tanık oldu. Bunun üzerine polisin görev alanı değiştirilerek kortejin sonuna alındı.
https://youtu.be/FyXX6SRxnnA
İfadeler alınıp tutanak yazıldı
Yaşanan provokasyon girişiminin ardından BBC binası önünde, bölgede görev yapan başka bir polis tarafından öncelikle genç kadın dinlendi ve notlar aldı. Daha sonra görgü tanıklarındanda yaşananları dinleyen polis memuru görgü tanıklarının iletişim bilgilerini aldı ve tutanak hazırladı. Tutanağı hazırlayan polis memuru, tutanağın en kısa sürede ilgili merciye ulaştırılacağını, işlemleri başlatacağını ve yaşanan olaydan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.
Saldırgan ve ırkçı söylemler sarf eden İngiliz polisine karşı yasal işlem başlatılması bekleniyor.
Sayısız eylemde polis müdahalesi yok
İngiltere’de yaşam sürdüren yurt sever Kürt halkı ve dostları Türkiye ve Kürdistanda yaşanan Kürtlere ve ortadoğu halklarına karşı yürütülen savaşın hem derhal son bulması, Önder öcalana özgürlük, daiş çetelernin insanlık dışı zulmünü dünyaya duyurma, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları, Kobane süreci gibi çok ciddi ve önemli alanlarda sayısız radikal eylem gerçekleştirdi.
Özellikle Londra’da düzenlenen ünlü Londra köprüsünün trafiğe kapatılması, Muhafazakar partinin merkezde bulunan ofisinin işkali, Heatrow hava alanının, en işlek yer altı istanyonlarının ve yoğun trafik alan büyük kavşakların işkali başta olmak üzere sayısız radikal eylem gerçekleştiren Kürt hareketine karşı her zaman çevrede geniş güvenlik önlemleri alsada İngiliz polisi bu güne kadar Davutoğlu eylemi dışında hiçbir eylemde müdahale etmedi.
İngiliz polisinin göçmenlere yönelik kriminalizasyon politikaları
Özellikle son 1 yıl içerisinde İngiltere’de yaşayan Türk ve Kürt göçmenlerine yönelik İngiliz polisinin kriminalize etme politikaları giderek artıyor. Başta, ‘PKK’ye katılacak’ gerekçesiyle yaklaşık 2 yıl tutuklanan genç Kürt kızı olmak üzere, bir çok sorgulama ve yine eylemlerde proveke girişimleri ile İngiliz polisi halkları düşmanlaştırmaya ve kriminalize etmeye yoğun çaba harcadığı artık gözle görülür hale geldi.
Geçtiğimiz aylarda, Halk Cephesi ve Andolu Kültür Derneği çadır eylemine çevik kuvvet ile baskın yapan İngiliz polisi bununla kalmayıp Halk Cphesi üyelerinin evlerinede baskınlar düzenlemişti. Baskınlardan akıllarda kalan görüntüler ise küçük bir kız çocuğunun gösleri önünde annesinin İngiliz polisi tarafından saçlarından tutularak yerlerde sürüklendiği zulmü ve küçük çocuğu feryadı kalmıştı.
Yine ayni tutum içerisinde İngiliz polisi, Türk eski Başbakanı Davutoğlu protestosu ve Halk Cephesi baskınlarında olduğu gibi 18 yaş altı çocuklarıda zor kullanarak tutuklamış ve ‘saatler sonra 18 yaş altı olduğunu gördük’ gereçesiyle serbest bırakarak dehşet dolu anları güzel çocukların temiz yüreklerine kazımıştı. İngiliz polisinin başta Türk soluna yönelik ev baskınların da insanlık dışı uygulama ve yöntemler içerdiği de bilniyor.
Her fırsatta başta Kürtler olmak üzere, sosyalist, demokrat ve devrimci her kesimi kriminalize etme çabası içerisinde olan İngiliz polisi öyle görülüyor ki stratejik provekelerini hızlandıracaktır.
Son dönemlerde polis takibi
Hemen hemen her eylem ve etkinlikte kolayca tesbit edilebilinen sivil İngiliz polislerinin de kitle etrafında fır dönmesi de dikkatleri çekiyor. Başta Heatrow havaalanı eylemleri olmak üzere bir çok eylemde de İngiliz polisi video kayıt cihazları ile kitleyi kayıt altına almayada halen düzenlenen eylemlerde devam ediyor.
Bir süredir başta Kürdistan ve Türkiye ile olmak üzere, Avrupa’da da devam eden ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemlerinden biride Londra merkezde düzenlendi. (Pazar) günü Londra’nın ünlü Trafalgar meydanında, Britanya Kürt Halk Meclisi’nin çağırısı ile toplanan kitle ‘Öcalan’a Özgürlük’ adı altında hem Öcalan’ın özgürlüğü hem de Minbij zaferini selamladı. Trafalgar meydanında bir süre sloganlar atıldı ve yüzlerce ‘Öcalan’a Özgürlük’ başlıklı bildiri dağıtıldı. Ardından, Oxford Circus’ta bulunan BBC televizyonu binasına kadar yürüyüş gerçekleştirdi.
Haber – Aledin Sinayiç
Londra en ünlü meydanlarından olan Trafalgar Square’de Öcalan’a özgürlük’ şiarıyla Kürtler ve dostları bir araya geldi. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan posterleri ve PKK, KCK, YPG bayrakları kaldıran kitle, sık sık “Öcalan’a Özgürlük, imralı cezaevi kapatılsın, terörist Türkiye” sloganları attı.
Sabrımız kalmadı
Trafalgar meydanında yapılan konuşmalarda Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kınanırken, bir yıldan fazladır devam eden görüş yasağının derhal kaldırılıp ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesi çağrısı yapıldı. Britanya Kürt Halk Meclisi adına yapılan açıklamada, artık Kürt halkının sabrının kalmadığı ifade edilerek, Türk devletinin çığlıklarımıza kulak kapatmaya devam etmesi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği uyarısı yaptı.
Tecrid insanlık dışı
Eyleme katılan insan hakları savunucusu ve papaz Joe Ryan bir konuşma yaparak Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması çağrısı yaptı; ‘‘Bir süre önce bir delegasyonla beraber Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunduk, ancak bu talebimiz Türk devleti tarafından red edildi. Bu yönlü çalışmalarımıza ve eylemlerimize devam edeceğiz. Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit koşulları insanlık dışı olup kesinlikle kabullenebileceğimiz birşey değildir. Katolik klisesi papazı, bir insan hakları savunucusu ve Kürtler gibi aynı süreçlerden geçmiş bir İrlandalı olarak Kürt halkıyla dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğim. Kürt lider Abdullah Öcalan özgür olana kadar eylemlerimize devam edeceğiz.’’
İngiliz devleti Kürtleri dinlemeli
Bir süre önce ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası başlatan Britanya’nın en büyük sendikası Unite the Union’dan Steve Turner Öcalan’ın özgürlüğünün önemine değindi: ‘‘Abdullah Öcalan son 17 yıldır Türkiye’de imralı adasında bir cezaevinde tecrit altında tutulmaktadır. Birkaç devletin gizli servisleri ortaklığında yapılan bir operasyonla hukuksuz bir şekilde kaçırılan Abdullah Öcalan ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Kürt halkının sesi kısılmak istendi. Bizler ülkenin en büyük sendikası olarak Öcalan’a Özgürlük kampanyası başlatmış olmaktan onur duyuyoruz. Kürdistan kentlerindeki savaş ve Öcalan üzerindeki tecrit uluslararası hukuk ihlali ve ciddi bir insan hakkı ihlalidir. Öcalan’ın özgürlüğü barış açısından çok önemli, çünkü o barış sürecinin mimarıdır. Bir taraf cezaevindeyken barış görüşmeleri yürüyemez, bu yüzden Türk devleti derhal buna son vermelidir. Britanya devleti de Kürtleri görmezden gelmeyi bırakıp sürece müdahil olmalıdır. Türk devletinin yaptıkları kesinlikle kabullenilmemelidir. Abdullah Öcalan Nelson Mandela değildir. Ama ikisi arasında büyük parallelikler vardır. İkisi de halkının özgürlüğü için büyük bedeller ödemişlerdir.’’
Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarını derhal durdurması çağrısı yapan Steve Turner ‘Öcalan’a Özgürlük’ sözüyle konuşmasını sonlandırdı.
Trafalgar meydanında bir saat devam eden mitingden sonra kitle yürüyüşe geçti. Pazar günü olması ve havanından güneşli olmasından kaynaklı kalabalık olan Londra merkezinde yürüyüş boyunca bildiriler dağıtıldı. BBC binası önüne varan kitle adına İrlandalı aktivist Mark Campbell ve Ercan Akbal birer konuşma yaptı. Yapılan konuşmalar ardından eylem sona erdi.
Güne ırkçı İngiliz polisi damgasını vurdu
Yürüyüş devam ederken görevli bir polisin bir kadın aktiviste dönük şiddet içeren hareketi kısa süreli gerginliğe yol açtı. Görevli aktivist kitlenin önünden yürürken polis sert bir şekilde kolundan tutarak yolun kenarına çekti. Polisin bu hareketi üzerine bazı eylemciler polise sert tepki gösterdi. Davranışını yanlış bulup tepki gösteren eylemcilere, ‘burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz’ şeklinde ırkçı cevap veren polis memuru tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Eylem bitiminde orada bulunan diğer polisler tarafından yaşanan olay ile ilgili tutanak tutuldu.
Şengal’de, Ezidilerin Daiş’in katliamına uğramalarının ikinci yılında, Londra’daki Kürt kadın kurumları ve dostları başbakan Theresa May’e mektup teslim ederek, katliamın soykırım olarak kabul edilmesi için Birleşmiş Milletlere baş vurmasını talep ettiler.
Peace in Kurdistan- Women’s Alliance (Kürdistan’da Barış- Kadın Birliği), Roj Kadın Meclisi ve Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) temsilcileri dahil, çok sayıda kadın mektuba imza attı.
Katliamın yıl dönümü olan, 3 Ağustos Çarşamba günü Roj Kadın Meclisi eş-sözcüsü Türkan Budak, Peace in Kurdistan temsilcisi Melanie Gingell, Haringey belediyesi encümeni Makbule Güneş ve Yeşil Parti Avrupa Parlamenteri Jean Lambert mektubu Başbakanlık konutu 10 Downing Street’e mektubu teslim ettiler.
Soldan: Türkan Budak, Melanie Gingell, Jean Lambert, Makbule Güneş
Heyet, özellikle Ezidi kadınların kaçırılıp köle ve seks kölesi olarak satılmalarına dikkat çekmet istediklerini ifade etti.
Budak, ‘‘Kendisini feminist olarak tanımlayan İngiltere’nin yeni başbakanı, Theresa May’e bu mektubu bırakıyoruz. Kendisinin, bir kadın olarak, aynı zamanda özellikle feminist kimliğini öne çıkaran bir kadın olarak bu olaya duyarsız kalmaması gerektiğini düşünüyoruz’’ diyerek, kadın başbakandan daha duyarlı hareket etmesini beklediğini ekledi.
Budak şöyle devam etti: ‘‘İki bin den fazla Ezidi kadının nasıl Arap aşiretlerine, Arap zenginlerine köle olarak pazarlandığını, aynı zamanda pazarlarda seks kölesi olarak satıldığını, bu kadınların yaşadıklarına duyarsız kalmaması noktasında kendisiyle görüşmek istedik. Şengal katliamının ikinci yılında, tutsak edilen Ezidi kadınlar için, konuya ilişkin May’e mektup bırakıp, sorularımıza cevap ve kendisinden destek istedik. İki binden fazla kadın hala esir durumdalar. May’in sorularımıza kısa zamanda cevap vereceğine dahil başbakanlık yetkilisinden bilgi aldık.’’
Peace in Kurdistan kampanya koordinatörü Gingell, Birleşik Krallık’ın Ezidilerin yaşadıklarını soykırım olarak tanımlamaları gerektiğini ve ülke kamuoyunun da bu yönlü düşündüğünü ifade etti. Devletin yasal işlemleri gerekçe göstererek soykırımı tanımadıklarını ifade eden Gingell, şöyle konuştu: ‘‘Bu adımı atma nedenimiz, bu ülkede yoğun bir kamu düşüncesi, Ezidi kadınları için bir şeylerin yapılması için harekete geçilmesinden yana. 3,500 Ezidi kadın hala tutsaktır.
‘‘Avam Kamarası, bunun soykırım olduğuna dahil bir önerge onayladı. Çok çeşitli kaynaktan elde edilen bilgi gösteriyor ki, Şengal’de yaşananlar bir soykırımdı. Ve hala da devam ediyor.
‘‘Mağdurlar ve kurtulanlar yabancı ülkelerden bir şeyler yapmalarını bekliyorlar. Dünyada, son 50 yılın en kötü suçudur bu. Birleşik Krallık Soykırım Sözleşmesini imzaladı ve bu anlaşmayı imzalayarak, harekete geçmek için yasal bir zorunluluk taşıyor.
‘‘Şimdiye kadar, harekete geçmekte başarısız oldular. Buna ilişkin yürüttükleri siyaset, Parlamentonun bu yönde karar vermemesi, ve soykırım kararının hukuki merciler tarafından alınmasıdır. Bizim önerdiğimiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bir araştırma komisyonu kurulması için bir önerge sunmaları. Ve devamında da Uluslararası Suç Mahkemesine sevk edilmesi. Bu yol, hükümetin soykırım konusunda karar verme yetkisi olmama sorununun önüne geçebilir. Biz bu yönlü adım atılması için her hangi bir engel görmüyoruz.
‘‘Britanya hükümetinin zamanında harekete geçmemesinin sonsuz utanç yaratacağını düşünüyorum.’’
Haringey Belediye encümeni ve aile içi şiddet danışmanı, Güneş, ‘‘Binlerce Ezidi kadın Daiş tarafından esir alındı, kölelik ve sek köleliğine zorlandılar. Kürt asıllı kadın ve encümen olarak, aynı zamanda işim gereği yaptıklarımdan dolayı, yeni başbakanımızın dikkatine getirmek istedim bu konuyu. Ve açıkçası, ailelerinin haber alamadığı binlerce kadına ne olduğunu da tam olarak bilmiyoruz. Uluslararası kamuoyunda bu konuyu gündeme getirmek istedik’’ dedi.
Uzun yıllar Kürt dostu olan Lambert, şöyle konuştu: ‘‘Ezidilere, ve özellikle de kadınlara iki yıl önce olanları unutmamamız çok önemli. Boko Haram’ın kaçırdığı kızlar gibi, oradaki toplum ve ailelerin unutulmadıklarını bilmeleri çok önemliydi. Adaletin, uzun sürse de, yerini bulacağını bilmeleri önemli ve dünyanın olanlara ses getirmeye devam etmeleri şart.’’
May’e yazılan mektubun bir kısmı şöyle:
‘‘Bugün, Edizi halkına yönelik toplu ve sistematik düzende insan hakları ihlalleri başlamasının ikinci yıl dönümünde, size ve Britanya devletine harekete geçmeniz ve soykırım olarak adlandırabilinecek, Irak ve Suriye’de Ağuston 2014’den itibaren bu suçu işleyenlerin hesap vermeleri için gereken adımları atmanızı talep ediyoruz.
‘‘Uluslararası bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti Soruşturma Komisyonu’nun Ezidilerin soykırım yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini kesin olarak belirlediğine göre, Birleşmiş Krallık devletinin uluslararası bir çözüm bulma çağrılarına katılma, hareket ve gecikmeden, gerçekleşen barbar vahşet için hesap verme zamanıdır.
‘‘Birleşik Krallık devletinin Soykırım Sözleşmesinin dördüncü maddesi kapsamında, uluslararası sorumluluklarını kabul etme zamanıdır. Dördüncü maddeye göre, sadece soykırımı işleyenler değil, aynı zamanda soykırım işlemeye teşebbüs edenler ve/ya soykırım suçuna dahil olanlar.
‘‘Bunun dahilinde, sizden Daiş’in işlediği suçlar için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine bir önerge sunmanızı istiyoruz. Bunun sonrasında da Suriye’deki durumu Uluslararası Suç Mahkemesine sunmanız, ya da bu amaçla, ilk fırsatta, gerekli coğrafi ve geçici yargı mahkemesinin kurulması.’’