Category: slıder

  • Gazetecilik bir aşktır!

    Gazetecilik bir aşktır!

    Erem Kansoy

    Dünyanın neresinden hangi dil,din veya ırktan olursanız olun yaptığınız işin adı gazetecilikse, bir çok yönüyle bu mesleğin özde çalıştığınız kurum, genelde okuyucuya karşı sorumluluklarınız olduğunu bilmek durumundasınız. Elbette gazeteciliğin sanatsal bir boyutuda vardır, gazetecinin sanatı detayları iyi kullanmasıyla renklenir ve güçlenir.

    Örneğin, kişi yaşamındaki alışkanlıklarını, politik görüş ve ideolojilerini yaptığı işe yansıtırken gazeteci bunu tarafsızlık ilkesi ile ustaca yapabilme sanatını başarıyla icra edebilendir.

    Gazetecinin, bilgi ve belgeye dayalı yazdığı haberler kamuoyunda ciddi sonuçlar doğurur. Gazetecinin politikacılara sorduğu sorular önemli lobi çalışmalarının zeminini oluşturur, gazetecinin halk arasındaki araştırmaları örgütlenmeyi ve bilinçlendirmeyi güçlendirir, gazetecilerin çektiği fotoğraflar yüz yıllarca belge niteliği taşıyan unsurlar olarak saklanır ve bir çok yönden kıymetlidir. Gazetecilik zahmetli iştir! Hele hele yaşadığımız bu dönemde, canınız ip üstünde. Tarihteki örnekleride gazetecilerin yaşantısına ışık olmaktadır, Metin Göktepe’ler, Hrant Dink’ler, Kutlu Ada’lılar gazetecilik ile ölüm arasındaki ince çizginin ta kendisi! Katledileninden tutunda, tutsak edileninden, ülkesinden edinelinden, tehdit ve baskılarla yaşam sürdüren bir gazeteci ordusu yaratılmış bugün.

    Tüm bu onurlu duruş içerisinde gazete ve gazetecilik camiasında elbette kendini bilmez haysiyetsizlerde başa koşmaktadır.

    Yalan,yanlış ve yandaş  haberler, şişirme haberler, ekonomik kaygıyla hazırlanan yazılar, saçma salak makaleler, bilgisiz ve içi boş yayımlanan düz yazılar, görsel usluba uymayacak rezalet fotoğraflar, ilk okul çocuğu eğitim seviyisendeki hazırlanmış soruların çok önemli pozisyonlardaki insanlara reportaj diye sorunlar ve bize yutturmaya çalışanlar.. varda var.. Fakat gazetecilik, yürekten yaşantısını gazeteci gibi yaşayan gazetecilerin onurlu duruşu, temiz kişilikleri ve dünyaya kattıkları güzellikleri sayesinde halen böylesi çömezler zaman zaman moda olsada gazetecilik ayaklar altına alınmamıştır, çünkü yürekli gazeteciler halen işinin başındadır!.

    Bu nedenle gazetecilik mesleğini yerine getirenlerin; insani değerleri güçlü, ahlaki olgunluğu yakalamış, güvenilir kişiler olması bir mecburiyettir. Gazetecinin kaleme aldığı her yazı ya da haber, çeşitli çevrelerden tepki almaya, gazeteciyi güç odaklarıyla karşı karşıya getirme potansiyeline sahiptir. Gazeteci bu durumlarda, gerektiğinde iktidara ve güç odaklarına karşı zorlu mücadeleyi göze alan insandır.

    Gazetecilik doğası gereği gruplara menfaat bağıyla bağlı olmamayı, dürüstlüğü, önyargılardan, fanatizmden kurtulmuş ruh halini, insan haklarına, inançlara saygılı davranmayı gerektirir.

    Yasama, Yürütme ve Yargı’dan oluşan 3 devlet gücünü denetleyen ‘denge’ olarak kabul edilen medya sektörünün bu hayati derecede önemli görevini tatmin edici düzeyde yapabilmesi için her anlamda güçlü bir yapıda olması gerekir…

    Demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından biri olan Gazetecilik mesleğini icra eden insanların, baskı odaklarına boyun eğmeden, tarafsız olarak mesleklerini yerine getirmeleri oldukça önemlidir. Bu da gazetecilerin ekonomik ve sosyal haklarının iyi olmasına bağlıdır…

    Güçlü gazeteci iktidar için de ülke için de çalıştığı kurum için de ciddi bir kazanım demektir…

    Sedat Simavi’nin gazetecilere bir öğüdü var, “Genç gazeteci arkadaşlarıma” diye başlar ve şöyle devam eder:

    ‘Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.’

    Evet, gazetecilik yorucu bir meslek, işe başlama saatiniz vardır ama çıkış saatiniz belli değildir.

    Salonların yerine, sokakları tercih edersiniz çoğu zaman…

    Yeri gelir bir feryadın, yeri gelir bir acının içinde bulursunuz kendinizi…

    Bazen de içiniz kan ağlarken, cebinizde beş kuruş yokken; şen kahkahaların atıldığı bir zevk masasının halini ölümsüzleştirirsiniz objektifinizde.

    Sevmezseniz, aşkla koşmazsanız haberin peşinden çabuk yorulursunuz.

    Annenizi, babanızı, eşinizi hatta çocuğunuzu saatlerce bekletirsiniz ama habere yetişmek veya haberi yetiştirmek için yeri gelir tüm zaman limitlerini zorlarsınız.

    Yani kısacası…

    İçinizde aşk yoksa yapamazsınız bu işi…

     

  • İşçi Partili Milletvekili: Türkiye’deki Gidişattan Kaygılıyız

    İşçi Partili Milletvekili: Türkiye’deki Gidişattan Kaygılıyız

    İşçi Parti Londra-Walthamstow milletvekili Stella Creasy Birleşik Krallık Dışişleri bakanı Boris Johnson’a Türk devletinin Kürtlere ve Alevilere yönelik saldırılarından duyulan kaygılarını bir mektupla ileterek, Birleşik Krallık’ın bu konuda girişimde bulunmasını talep etti.

     

    İşçi Parti milletvekili Stella Creasy, Dışişleri bakanı Boris Johnson’a yazdığı 23 Temmuz tarihli mektubunda Türkiye’de yaşanan başarısız darbe girişiminden sonra Türk devletinin Kürt ve Alevi toplumuna yönelik tehditlerinin daha da arttığını ifade etti. Creasy mektubunda kendi seçim bölgesinde yaşayan çok sayıda Türkiyelinin kendisine ülkelerinde yaşanan tehlikeli gidişattan duyulan kaygılarını ilettiklerini ifade ederek, darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıkanların Kürtleri ve Alevileri hedef alan saldırıların gerçekleştiğini belirtti.

    Creasy mektubunda şunları ifade etti; ‘‘Türk devleti tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalif olan kesimler ‘hain’ ilan edilerek saldırılara maruz kalmaktadır. Üç aylık olağan üstü hal ilan edilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin askıya alınması bu yönlü kaygıları büyütmektedir.’’

    Creasy mektubunun sonunda Birleşik Krallık hükümetinin bu konuda Kürt ve Alevi toplumunun korunmasına yönelik girişimlerde bulunmasını talep etti.

  • Nefret Suçlarıyla Mücadelede Yeni Tedbirler

    Nefret Suçlarıyla Mücadelede Yeni Tedbirler

    Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Amber Rudd, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması (Brexit) kararının verildiği referandumla ülkede artış gösteren nefret suçlarıyla ilgili olarak, “Nefretin masada yeri yok. Bunun kökünü kazımak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.” dedi.

    Haber: Egemen Arkut

     

    İçişleri Bakanı Amber Rudd, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması (Brexit) kararının verildiği referandumla ülkede artış gösteren nefret suçlarıyla ilgili olarak, “Nefretin masada yeri yok. Bunun kökünü kazımak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.” dedi.

    Ulusal Polis Müdürlüğü Konseyinin (NPCC) verilerine göre, 23 Haziran’da yapılan AB referandumunun yaklaşık bir hafta öncesinden 14 Temmuz’a kadar geçen sürede İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da 6 binden fazla nefret suçu bildirildi. Verilere göre ülkede nefret suçları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20 arttı.

    Gelişmelere ilişkin açıklamada bulunan İngiltere İçişleri Bakanı Rudd, nefret suçlarıyla nasıl baş edildiğine yönelik emniyet güçlerinin çalışmalarının yeniden inceleneceğini kaydetti.

    Nefret Suçlarıyla Mücadelede Yeni Tedbirler 2
    Amber Rudd

    Rudd, “Nefret saçanlar, diğer insanların milleti, ırkı veya dini öz geçmişlerinden dolayı (onlara) taciz ve saldırıda bulunmanın uygun olduğu mesajını veriyor. Bu kişilere çok net bir mesajım var: Bunları sineye çekmeyeceğiz. 21. yüzyıl Büyük Britanyasında nefrete hiçbir şekilde yer yok. Nefretin masada yeri yok. Bunun kökünü kazımak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.” diye konuştu.

    Rudd ayrıca, nefret suçlarıyla mücadele çerçevesinde hükümetin hazırladığı “Nefret Suçu Hareket Planı” adlı yeni uygulamayı detaylandırarak, ülkedeki polislik faaliyetlerini bağımsız olarak inceleyen Majestelerinin Emniyet Müfettişliğinin de emniyet yetkililerinin nefret suçlarını daha iyi nasıl kavrayabileceği ve nefret suçu olaylarında nasıl hareket edebilecekleri yönünde incelemede bulunmak için görevlendirileceğini aktardı.

    Hükümetin yeni uygulamasıyla nefret suçu teşkil eden olayların yetkililere daha fazla bildirilmesi amaçlanıyor.

    Hükümetin, özellikle toplu taşımada yaşanan nefret suçlarının nasıl önlenebileceği yönünde toplumlarla çalışmalarda bulunulması planlanırken, okullardaki nefret ve ön yargıyla mücadele kapsamında da eğitimcilerle çalışılması öngörülüyor.

    kümet ayrıca, ülke genelinde dini toplumların endişelerini dikkate alarak, ibadethanelerin korunmasının güçlendirilmesi için 2,4 milyon sterlin değerinde güvenlik önlemi ve ekipman fonu oluşturulacağını duyurdu.

    Referandum süresince ülkenin AB’den ayrılması yönünde yürütülen kampanyanın önde gelen isimleri, dikkatleri özellikle göç konusuna çekerek ırkçılık ve yabancı düşmanlığını “hortlatmakla” suçlanıyor.

    İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya’dan oluşan Birleşik Krallık’ta AB referandumuna giden süreçte özellikle göçmenlere karşı ırkçı söylem öne çıkmıştı.

    Yüzde 52’lik bir oranla AB’den ayrılma sonucunun alındığı referandumun hemen ardından camilere ve göçmenlerin kültürel merkezlerine yönelik saldırılar meydana gelmişti. Temmuz ayının ilk haftasında Londra’da 3 camiye içerisinde beyaz toz bulunan paketler yollanmış, bir camiye de içi çürümüş domuz eti bulunan torba fırlatılmıştı.

    NEFRET SUÇLARINDA YÜZDE 20 ARTIŞ

    Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması (Brexit) sonucunun çıktığı referandum sürecinde ve ardından, ülkede nefret suçlarında artış yaşandı.

    Ulusal Polis Müdürlüğü Konseyi’nin verilerine göre, 23 Haziran’da yapılan referandumdan yaklaşık bir hafta öncesinden 14 Temmuz’a kadar geçen sürede İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da 6 binden fazla nefret suçu bildirildi. Güncel verilere göre ülkede nefret suçları geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 20 arttı.

    16-30 Haziran tarihlerinde 3 bin 192, 1-14 Temmuz tarihlerinde ise 3 bin 1 ihbar alındığı belirtilen açıklamada, günde ortalama 200 nefret suçu işlendiğine dikkat çekildi. Resmi verilere göre en fazla nefret suçunun işlendiği gün 289 ile referandum sonucunun ilan edilmesinden bir gün sonra, yani 25 Haziran oldu. 
Nefret suçları içinde çoğunluğu şahsa karşı suçların oluşturduğu belirtilen açıklamada, bunların da daha ziyade taciz, fiziksel saldırı, hakaret, tükürme şeklinde ortaya çıktığı kaydedildi. Bu suçları ise kamu düzenini bozan ve mülke zarar veren suçların izlediği ifade edildi.

  • Türkiye’de Yaşanan Darbe Girşimine Londra’dan Bir Bakış

    Türkiye’de Yaşanan Darbe Girşimine Londra’dan Bir Bakış

    15 Temmuz Cuma akşamı Türkiye’de adı önce Başbakan Binali Yıldırım tarafından ‘Kalkışma’ olarak nitelendirilen ve daha sonra da darbe olarak adlandırılan bir askeri cunta girişimi yaşandı. Yaşanan darbe girişiminden sonra bir televizyon programına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm kitlesini alanlara davet etti. Erdoğan’ın çağrısı üzerine meydanlara çıkan kitle ile askerler arasında çatışmalar yaşanmış ve yüzlerce insan yaşamını yitirirken Türkiye tarihine kara bir leke daha eklenmiş oldu.

    Haber: Bedran Özkan

     

    Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Kürt, Sosyalist ve Demokrat yurttaşlar da yaşanan darbe girişimini değerlendirdi.

    ‘Darbede başka kesimlerin ve NATO’nun da parmağı var’

    koordinatörü Mehmet Aksoy
    Mehmet Aksoy

    İngiltere’de İngilizce yayın yapan Kurdish Question Editörü Memed Aksoy darbenin karışık bir pot-pori darbe olduğunu, devletin bu darbeyi Fethullah Gülen üzerine yıkmaya çalıştığını ifade ederek, ‘Devlet diğer kesimlerle uzlaşmaya çalışsa da, darbede başka kesimlerin ve NATO’nun da parmağı var. İlk günlerde, bu meselenin de Ergenekon soruşturmaları gibi sulandırılacağı görülüyor. 70,000’den fazla insan görevden uzaklaştırılmış veya gözaltına alınmış durumda. Yani AKP-Erdoğan darbeye karşı darbe yapıyor. Hatta darbenin AKP içine doğru yönelmesi büyük olasılık. Aslında devlet tüm kurumlarıyla çökmüş durumda ve dikiş tutacağa benzemiyor. Devlet-hükümet-asker tümüyle suçlu ve darbenin sorumlusu, ilişkiler de reformlarla düzelecek gibi görünmüyor. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ortadoğu’daki diğer devletler gibi ‘failed nation-state’ yani başarısız bir ulus-devlet olarak görülebilir” dedi.

     

    ‘Avrupa’ daki Kürtler ve sosyalistler olarak Rojava’daki gibi Kuzey’de de üçüncü yol savunması yapmalıyız’

    Aksoy mevcut sistemden bir demokratikleşme hamlesisinin çıkmayacağını söyleyerek tüm demokrasi güçlerinin bir blok etrafında toplanması önerisinde bulundu ve bu anlamda HDP’nin çağrısının da önemli olduğuna vurgu yaptı. Bunun da yetersiz kalabileceginin altını çizen Aksoy, “İç savaş tehlikesinin önümüzdeki aylarda-yılda gündeme gelmesi büyük bir olasılık. Bunun engellenmesi için herşey yapılmalı ama demokrasi güçlerinin durdurabileceğini düşünmüyorum. Bu durumda Kürtlerin öz-yönetimlerini ve savunmalarını daha fazla geliştirmeleri gerekiyor. Rojava, Kuzey Kürdistan için bir örnek bu anlamda. ‘Üçüncü yol’un savunulması her anlamda önemli ve gerekli. Bizde Avrupa’daki Kürtler, demokratlar ve sosyalistler olarak buradaki örgütlülüğümüzü güçlendirip, gelişecek devrimsel bir sürece elimizden gelen katkıyı sunmamız gerekiyor. Tartışmalar, hazırlıklar şimdiden yapılmalı” ifadelerini kullandı.

    ‘Darbe mekaniği 7 Haziran’dan sonra devreye konuldu’

    bkhm kongre evrim yilmaz
    Evrim Yılmaz

    Londra’daki Kürt Toplum Merkezi Eş Başkanı Evrim Yılmaz ise, Kürt sorununun çözüm görüşmelerinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın darbe sürecini ön gördüğünü ve uyarıda bulunduğunu belirterek, “Öcalan eğer çözüm süreci başarıya ulaşmazsa bir darbe mekanığı gelişecektir demişti ve nihayetinde görününen ve yaşanan da bu olmuştur. Darbe mekaniği çözüm görüşmelerindeki samimiyetsizlik, 2014 sonunda MGK’da alınan savaş kararı ve 7 Haziran HDP başarısı sonrası devreye girdiği söylenebilir” dedi. Yılmaz, Kürdistan’ın aylardır bu darbe sürecini yaşadığını, sokağa çıkma yasağı, Kürtlere dönük katliamlar (Sur, Cizre, Gever, Silopi ve Nusaybin’de olduğu gibi), milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, DAİŞ barbarlarının AKP destekli Kürtlere saldırıları daha sayfalarca ifade edebilecek birçok yönelimler hepsi sıkıyönetim ve ohal yöntemleri olduğunu söyledi.

     

    ‘Kirli iktidar savaşının bir parçası olmayacağız’

    Hükümetteki çatlağın son dönemde daha belirgin hale geldiğini kaydeden Yılmaz, “Erdoğan iktidarda kalmak için Kürtlere savaş açtı. Darbe mekaniğı asıl o zaman başladı. Ordu Kürdistan’da yoğun bir savaşın aktörü oldu ve darbe yapabilecek gücü kendinde gördü. Siyaseti yeniden dizayn etme girişimine kalkıştı. Bunun diğer nedenleri olarak ise AKP politiklarına karşıtlık, dış ilişkilerin Türkiye ye kazandırdığı kötü imaj, iç rahatsızlıklar vb olarak da görülebilinir. Erdoğan bu rahatsızlıkları ve olası bir hareketliliği gördü ve bu yüzden de dış politika değişikliğine gitti. Rusya ve İsrail ile özür dileyerek yeniden ilişkilerini düzeltme çabası şimdi daha iyi anlaşılıyor” dedi. Yılmaz, “Yapılan bu darbe girişimi her kimden gelirse gelsin bizler darbe anlayışına karşıyız. Demokrasinin alternatif olduğu görüşündeyiz. Türkiye yıllardır bir darbeler ülkesi durumundadır. Az yaşamadı bu darbeleri ve sonuçlarını bugün dahi yaşıyoruz. Hiç bir zaman halkların yararına, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin çıkarına olmadığı kesindir. Bu anlamda karşısında olduğumuzu, bu kirli iktidar savaşının bir parçası olmayacağımızı çok net ifade ediyoruz” dedi.

    ‘Yaşanan olaylar tümüyle AKP iktidarını güçlendirmeye yönelik’

    Kürt Toplum Merkezi diğer Eş Başkanı Ali Poyraz da yaşanan darbe sürecine ilişkin şunları dile getirdi.

    bkhm Ali poyraz
    Ali Poyraz

    15 Temmuz darbe pratiğinin klasik darbelerden farklı olduğunu ve darbenin yapılmaya çalışıldığı gecede iktidarı devirmeye yönelik bir adım olmadığını belirterek, “İleleyen saatlerde de görüldü ki tüm çabalar, RTE’yi desteklemeye ve güçlendirmeye yönelikti. Bundan dolayı yer yer komik pozisyonlar yaşandı. İlk andan itibaren darbeden de AKP’den de yana olmadığımız bir çok kurumumuz tarafindan kamuoyuna açıklandı” dedi. Yaşanan olayların tümüyle AKP iktidarını güçlendirmeye yönelik olduğunu, bu darbenin esas aktörlerinin AKP’nin derin güçleri olduğunu kaydeden Poyraz, “Her iki durumda da baş aktör, RTE’nin kendisidir. İktidarını ve diktatörlüğünü güçlendirme ugruna insanların katledilmesini göze almıştır. Askerliğin a’sini bilenler gece saat 8-10 arasi darbenin olmayacağını çok iyi bilir. Yine bu darbe ise, neden hareket başlamadan 14 saat önce camilerin maaşlı imamlarina email gönderilmiştir” diyerek planlı bir çalışmanın yapıldığını savundu.

    Sonuç olarak 15 Temmuz gecesinin RTE’nin tek adamlığını resmileştirdiğini ve bunun şuanki uygulamalardan rahat bir şekilde anlaşıldığını belirten Poyraz, “Bu nasıl bir darbe girişimidir ki gözaltına alınan zanlıların daha sorgusu bitmeden bir çok değişik alandan 30.000’den fazla kişi görevinden alındı ? Bu organizasyon uzun bir hazırlığın ürünüdür. AKP yandaşları ve medyası her ne kadar kabul etmese de bu darbe bekleniyor ve biliniyordu. Daha Nisan ayında Washington Pos’ta çikan bir haberde,”RTE kendi elini güçlendirmek için bir darbe girişimi yaptirabilir” denilmişti” diyerek darbe girişiminin gelişim sürecininin bilindiğini savundu.

    ‘Ne darbe Ne de AKP!’

    Gikder temsilcisi Helin Pekgöz
    Helin Pekgöz

    İngiltere’deki Göçmen İşçiler Derneği(GİK-DER) Başkanı Helin Peköz de “Ne darbe ne AKP faşizme karşı birleşik direnişe” sloganıyla bu darbeye karşı olduklarını belirtti. AKP ile Erdoğan kliğinin iktidarını sağlamlaştırmak için önce ittifaklar yaptığını belirten Peköz, “Erdoğan iktidarının cephe aldığı kesimlerin giriştiği askeri darbe, faşist zulüm ve barbarlığın başka güçler eliyle sürdürülme çabasından başka bir şey değildir. İkisi de halklara, işçi ve emekçilere düşman. Kürdistan’da kentleri yerle bir etti. Yüzlerce insanı barbarca katletti, binlercesini tutukladı, yüz binlercesini göçe zorladı. IŞİD’e verdiği destekle gerçekleşen ve yüzlerce insanın katledildiği Suruç, Amed, Ankara, İstanbul-Sultanahmet ve Atatürk Havaalanı katlaimları dosyalarına gizlilik kararı koydurarak örtbas etmeye çalışıtı” dedi.

    ‘Avrupa ‘ daki işçi ve emekçiler olarak birleşik mücadeleyi büyüteceğiz’

    Askeri darbe girişiminde bulunanların da bugüne kadar halklara faşist zulümler uygulayanlar olduğunu belirten Peköz, “Darbe girişiminde bulunurken, tıpkı 1980 faşist darbesinin başı Kenan Evren gibi ”sulh’tan, barış”tan bahsetmeleri, onların faşist zulmünü gizleyemeyecektir. Onlarda AKP-Erdoğan’dan farklı değildir. Bundan dolayı ne askeri faşist darbe, ne de AKP-Erdoğan faşizmi! Avrupa’da yerli göçmen işçi ve emekçiler faşist Türk devletinin halklarımıza uyguladığı zulme, insanlık dışı uygulamalara karşı birleşik mü

  • Yeni Başbakan Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıf!

    Yeni Başbakan Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıf!

    Avrupa’nın son yıllardaki en önemli gelişmelerinden birisi olarak kabul edilen Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkma kararı özelde Birleşik Krallık siyasetinde adeta deprem etkisi yaratmış, AB’nin geleceğini de tartışmaya açmıştı. 24 Haziran’da yapılan referandumdan yüzde 52 ile çıkma taraftarlarının zaferle çıkması Birleşik Krallık siyasetinde tüm dengeleri alt üst etmiş ve ülkeyi yeni bir rotaya sürüklemişti.

    Aladdin Sinayiç

     

    Eski başbakan David Cameron bu yeni rotada dümenin kendisinde olmasının doğru olmayacağını söyleyerek istifa etmişti. Referandum öncesi yazılarımızda özellikle Cameron’a başbakanlığı getiren referandum vaadinin aynı zamanda kendisinin siyasi hayatına mal olabileceğini yazmıştık. Aslında Brexit kararı sadece başbakanı değil, tüm Birleşik Krallık siyasetini derin bir krize sürüklemişti.

    Sosyalist kimliğiyle Birleşik Krallık siyasetinde yeni bir heyecan yaratan Ana Muhalefet Partisi lideri Jeremy Corbyn’e karşı parti içi savaş başlatılmış ve yapılan güven oylamasında İşçi partili milletvekillerin yüzde sekseni Corbyn karşıtı oy kullanmış, ama buna rağmen özellikle parti tabanının büyük desteği ile Corbyn istifa etmeyerek mücadeleye devam etme kararı almıştı. Brexit kampanyasının adeta sembolü haline geline ırkçı politikalarıyla bilinen UKİP lideri Nigel Farage tam da siyasi anlamda yıldızının en parladığı dönemde ‘görevimi tamamladım’ gibi bir söylemle herkesi şaşırtarak parti liderliğinden istifa etmişti. İktidar partisi olan Muhafazakarların başına Brexit kampanyasının başını çekenlerden birisi olan Boris Johnson’ın gelmesine kesin gözüyle bakılırken, kendisinin bu görevi yapmak için doğru kişi olmadığını ifade ederek liderlik yarışından çekilmişti.

    Ülkenin Yeni Rotasında Yeni Bir Demir Lady!

    Yukarıda –mişli zamandaki cümlelerle Birleşik Krallık siyasetinde yaşanan derin krizin son bir ayını kısaca anlatmaya çalıştık. Böylesi derin bir krizin yaşandığı bir dönemde başbakanlık koltuğuna kimin oturacağına tüm dünya kilitlenmişken, son altmış yıldır en uzun dönemli İçişleri Bakanlığı yapan Theresa May tüm Brexitçi rakiplerini geride bırakarak ülkenin yeni rotasında dümenin başına geçti. Ülkenin ikinci kadın başbakanı ünvanını alan May yeni oluşturduğu kabinedeki önemli bakanlıkları (İçişleri, Adalet, Eğitim, Kültür Medya Spor, Çevre, Uluslararası Gelişme bakanlıklara ve Lordlar Kamarası Liderliği) kadınları getirerek uzun bir zamandır savunduğu ‘feminist’ kimliğine gönderme yapıyordu. Hatta başbakan olarak parlamentoda yapılan ilk soru-cevap oturumunda, ana muhalefetin, ‘Muhafazakarlar bugüne kadar kadınlar için ne yaptı?’ sorusuna, ‘kadınları başbakan yaptı’ sözüyle cevap vererek aslında iktidar partisinin toplumsal anlamda kadına çok birşey vermediğini de söylüyordu.

    Gerekirse 100 bin İnsanın Ölümünü Onaylarım!

    Başbakanlığının ilk haftasında yani geçtiğimiz hafta parlamentoda ilk icraatı 40 milyar sterline mal olacak Nükleer silah başlıklı savaş füzelerini taşıyan 4 tane denizaltı gemisinin yenilenmesi kararı oldu. Nükleer silahların yenilenmesinin tartışıldığı oturumda SNP milletvekili George Kerevan’ın ‘Yüz bin masum insanın ve çocuğun ölümüne neden olacak nükleer saldırıyı bireysel olarak onaylamaya hazır mısınız?’ sorusuna karşılık May’in hiç düşünmeden ‘evet, gerektiğinde yaparım’ demesi bir yanda kendisini Demir Lady’e (Margaret Thatcher) benzetenlerin çok ta haksız olmadığını gösteriyordu, zira bugüne kadar hiç bir politikacı bu soruya bu denli direk onaylayan bir cevap verme cesaretinde bulunmamıştı.

    Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıflarla Dolu

    Biraz geç te olsa yazımızın ana konusu olan ülkenin yeni başbakanının Kürtler ile ilgili nasıl bir sınav vereceğine gelirsek, İçişleri bakanlığı dönemindeki pratiğinden kaynaklı umutsuz bir tablo ile karşı karşıya olsak ta son dönemde Türkiye ile gerilen iplerin Kürtlere nasıl yansıyacağını kestirmek zor.

    Başbakan May İçişleri bakanı olduğu dönemde Kürt kurumları ve aktivistlerine yönelik kriminalize etme çalışmaları tavan yaptı. Mesela 17 yaşındaki genç Kürt kızı ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmek’ suçlamasıyla hapis cezasına çarptırıldı. Bu PKK’nin ‘terör’ listesine alındığı 2001 yılından bu yana bir ilk olarak kayıtlara geçti.

    silan-ozcelik2

    Yine May’in İçişleri bakanı olduğu son altı sene içerisinde Kürt kurumları sayısız defa soruşturmalara maruz kaldı, bazı yöneticileri gözaltına alındı. Yine Avrupa vatandaşı olan birçok Kürt aktivist sınır dışı edildi. Bu dönemde onlarca Kürt kurumu çalışanının yasal olarak bir sorun teşkil edilmediği halde hiç bir gerekçe gösterilmeden vatandaşlık başvuruları red edildi. En yaygın olan baskılardan birisi yine onlarca Kürdün yurtdışı yolculuklarında havalanlarında maruz kaldıkları keyfi sorgulamalar, uçaktan indirmeler, üzerlerindeki küçük miktardaki paraların dahi alınmasının tavan yapması. Yine bir süre önce Paris katliamı anmasına gitmek için giden kadınların sınırda saatlerce bekletilerek bazılarının üzerlerindeki 5 sterlinin dahi alınması Kürtlere yaklaşımın diğer açık bir örneğiydi. Ve bunlara benzer bir çok girişim…

    Türkiye İle Gerilen Siyasi İlişkiler Normalleşir mi! 

    Referandum döneminde eski başbakan Cameron’un defalarca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ancak 3 bin yılında girebileceğini söylemesi iki ülke arasında gerginliğe neden olmuştu. Cameron’un 3 Bin yıl belirlemesi referandumda, Brexit taraftarlarının kampanyalarında Türkiye’nin AB’ye üye olup 70 milyon vatandaşının İngiltere’ye geleceği propagandasına karşın bir hamle olarak ortaya çıksa da aslında Türkiye gerçeğini ortaya koyuyordu. Yine Cameron parlamentodaki başbakanlığının son konuşmasında gider ayak Kürtler için, ‘Kürtler inanılmaz bir şekilde cesur savaşçılar’ diyerek 3 bin yılı belirlemesi ile Erdoğan’ı daha da kızdırmıştı. Bu dönemde gerilen siyasi ilişkiler devletlerin siyasetleri karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu olduğu için mutlaka bir süre sonra tekrar rayına oturur, oturmasına da Boris Johnson’ı nereye koyacağız emin değilim.

    Erdoğan Sapık Diyen, PKK’ye Sempati Duyan Bir Dışişleri Bakanı!

    Hepimizin bir zamanlar ‘Osmanlı torunu Londra büyükşehir belediye başkanı oldu’ haberlerinden tanıdığımız Londra eski belediye başkanı ve yeni dışişleri bakanı Boris Johnson bir süre önce Birleşik Krallık’ta The Spectator dergisi tarafından yapılan ‘Erdoğan’a hakaret’ şiir yarışmasını kazanmıştı. Şiirinde Erdoğan için sapık gibi ağır hakaretler barındıran terimler kullanan Johnson havuz medyasında manşetlere taşınmıştı.

    Johnson belediye başkanlığı döneminde Daily Telegraph köşesindeki yazısında Kürdistan devletinin kurulmasının Britanya tarafından engellendiğini ve Kürtleri bastırmak için Britanya’nın kimyasal gaz kullandığını itiraf etmişti. Johnson Kürtlerin karşı karşıya kaldığı insanlık trajedisine Britanya’nın sessiz kalmaması gerektiğini ve biran önce harekete geçmesi gerektiğini ifade etmiş ve bunu ahlaki bir görev olarak tanımlamıştı.

    Yine PKK’ye katılmaya teşebbüs etmekten ceza alan genç Kürt kızının davasıyla ilgili ulusal bir kanala demeç veren Johnson, mahkemenin kararını saçmalık olarak değerlendirmiş, PKK ve Peşmerge’ye sempati duyduğunu açıklamıştı.

    Şimdi bir yanda referandum sürecinde gerilen siyasi ilişkiler, bir yanda da Johnson’un dışişleri bakanı olması, Birleşik Krallık ile Türkiye ilişkilerini nereye götüreceğini hep birlikte göreceğiz. Üzerine de Erdoğan’ın darbe girişimi bahanesi ile Türkiye’de yarattığı korku imparatorluğu….

     

     

     

  • North Middlesex Acil Bölümü Krizi ‘Ulusal Skandal’

    North Middlesex Acil Bölümü Krizi ‘Ulusal Skandal’

    North Middlesex Hastanesi Acil Servis Krizi Halk Toplantısında Değerlendirildi

    North Middlesex hastanesinin acil bölümüne ilişkin kriz durumu, Edmonton milletvekili Kate Osamor’ın düzenlediği, halk toplantısında değerlendirildi. Osamor, North Middlesex hastanesi acil bölünde yaşanan krizin ulusal bir skandal olduğunu ifade ederken, NHS’e (Ulusal Sağlık Kurumu) yapılan genel kesintilerin bu sorunlara yol açtığı da ifade edildi.

    Nisan ayında Care Quality Commission tarafından yapılan inceleme sonucunda hastanenin acil bölümünün ‘yetersiz’ ve hastaların hayatlarını tehlikeye attığını raporlaması üzerine harekete geçen bölge milletvekilleri, Pazartesi günü (25 Temmuz), Edmonton’da bir halk toplantısı düzenlediler.

    Green Towers Community Centre’da gerçekleşen toplantıda, Osamor yanı sıra, Wood Green & Hornsey milletvekili Catherine West, North Middlesex hastanesi strateji direktörü Richard Gourlay, Edmonton Green bölge encümeni Abdul Abdullahi ve Enfield Healthwatch başkanı Deborah Fowler mevcut durumu anlattılar.

    Ulusal Skandal 1

    Osamor, hastaneyi kullanan tüm bölgelerin milletvekillerinin ortaklaşa çalışarak hastanenin acil bölümünün hizmetini düzeltmeye çalıştıklarını ifade etti ve toplantıdaki ilk amaçlarının konuyla ilgili diyaloğu başlatmak olduğunu dile getirdi.

    Acil servisteki durumun açığa çıkması üzerine, hastane adımlar atarak özellikle doktor sayısının neden olduğu uzun bekleme zamanlarını azaltmak için önlemler alıyor. Hastane yetkilisi Gourlay acildeki doktor sayısının arttığını ve kalıcı olarak çalışacak deneyimli doktorlar aradıklarını belirtti.

    Osamor, bölge seçmenlerinin endişeli olarak hastanedeyken kendisini arayıp ‘annemi buraya getirdim, kalayım mi başka bir yere mi gideyim’ dediklerini ve bunun kabul edilmez olduğunu ifade etti ve yedi saat acilde bekleyen hastaların olduğunu duyduğunu söyledi.

    Osamor, bölge milletvekilleri olarak Sağlık Bakanlığından sorularına cevap alamadıklarını ifade etti. ‘‘Parlamenterler olarak devamlı sorular sorduk. Ulusal bir müdahale istedik çünkü bu sadece North Middlesex hastanesinde olmuyordur. Bu sadece yerel bir sorun değildir. Ulusal bir skandaldır.’’

    ‘Hastane çalışanlarını suçlamıyoruz’

    Osamor, özellikle hastane çalışanlarını durumdan sorumlu tutmadıklarına vurgu yaparak, ‘‘Hastane çalışanları çok zor durumlar altında çalışıyorlar. Hastanede yapılan incelemeler sorunların nelerden kaynaklandığını ve nelerin düzelmesi gerektiğini gösteriyor. Biz kesinlikle çalışanları suçlamıyoruz. Onlar, bazı zamanlar, acilde günde 600 hastayı görüyorlar. Çok zor şartlarda, en iyi hizmeti vermek için, ellerinden geleni yapıyorlar.’’

    Acil servis gereğinden fazla kullanılıyor

    Osamor, hastaneyle ilgili raporda öne çıkan önemli bir konunun acil bölümüne çok fazla bir bağlılık olduğunu ve bunun mahalle doktoru gibi ilk etap sağlık hizmetlerine ulaşmaktaki sorundan kaynaklandığını anlattı: ‘‘Acil bölümün gereğinden fazla kullanılması bu sorunun hastanenin dışında da yaşandığını gösteriyor. Yerel halkın mahalle doktorlarına erişimlerine bakmamız gerekiyor. Rahatsız olduğunuzda mahalle doktorunuzdan randevu alamadığınızda kendinizi acilde bulursunuz. Mahalle doktorlarının nasıl işletildiğine bakılması gerekiyor. Bir randevu için iki, üç hafta bekleyenler var.’’

    Osamor bölgedeki sosyoekonomik duruma da dikkat çekti: ‘‘Diğer bir sorun, Edmonton’ın bazı bölgelerinde insanlar çok uzun yaşamıyorlar. Aynı belediyenin diğer bölgelerinde insanlar daha uzun yaşıyorlar. Ve bizler buna da bakmamız gerekiyor.’’

    Ülke genelinde acil servislerde bekleme saatlerinin gerilediğini söyleyen West, bir çok doktorun iş bırakmasının bunda büyük etkisi olduğunu dile getirdi: ‘‘Yurt dışına taşınıp çalışmak isteyen doktorların sayısı çok yükseldi. Ciddi bir sağlık elemanı takviye sorunu var. AB’den ayrılma kararı durumu daha da kötü götürebilir. Hastaneler Portekiz gibi ülkelerden doktor ve hemşire getirtmek istiyorlar çünkü bu ülkede yeterli sayıda yok. Hükümet, hemşire eğitimine ayırılan bütçeyi kesti.’’

    West, ambulans ve mahalle doktoru hizmetlerinde de kesintiler yapılmasının ülke genelinde acil hizmetlerindeki sorunu büyüteceğini ifade etti.

    West, şöyle devam etti: ‘‘Biz devamlı olarak, Enfield ve Haringey için daha geniş bir bütçe talep ediyoruz çünkü geleneksel olarak Enfield, Haringey ve Barnet’e ayırılan sağlık ekonomisi Londra’nın diğer bölgelerine göre daha düşüktü.’’

    Hastane yetkilisi Gourlay, son aylarda acil bölümünde durumu nasıl düzelttiklerini ve daha da neler yapacaklarını anlattı.

    Ulusal Skandal 1

    Gourlay, Eylül 2015 yılında acil serviste bekleme saatlerinde gerileme yaşandığını ve hastaların sadece yüzde 60’ının dört saat içerisinde muayeneye alındığını anlattı. Nisan ayında bu rakamın %78 son dört haftada, %80 üzere ve son iki haftada %90’ın üzerinde olduğunu anlattı. Hükümetin acil servislerdeki bekleme hedefi, kullanıcıların %95’inin dört saat içerisinde doktor tarafından görülmeleridir.

    Ülke genelinde bir acil servis sorunu olduğunu tekrarlayan Gourlay, ‘‘Londra’nın en yoğun hastanelerinden birisiyiz. Ülke genelinde de en yoğun acil hizmeti olan hastanelerden birisiyiz. Günde ortalama 500 hasta acil servisi ziyaret ediyor, ve daha önce belirtildiği gibi, bu sayı 600’e de ulaşabilir. Günde 100, bazen 130 ambulans geliyor’’ dedi.

    Gourlay, North Middlesex acil bölümünün kapanma tehlikesine ilişkin şöyle konuştu: ‘‘Acil bölümün kapanma tehlikesi var. Ama benim düşüncem, geleceğe baktığımızda, North Middlesex hastanesinin üzerinde kesinlikle bir acil bölüme ihtiyaç vardır. Bir çok sağlık kurumu da buna bağlılar. Kapatılması durumunda bölgedeki hastaneler yeterli olamazlar.’’

    Gourlay, acil hizmette bekleme saatlerinin özellikle doktor sayısının az olmasından kaynaklandığını ve bu durumu düzeltmek için harekete geçip yeni doktorlar işe aldıklarını anlattı.

    Mahalle doktoru kayıtınız yoksa yardım alabilirsiniz

    Bir çok kişinin GP kaydının olmadığından kaynaklı, rahatsızlandıklarında acil bölüme gitmek zorunda kaldığını anlatan Fowler, Healthwatch Enfield’in bu konuda destek verebileceğini söyledi. Fowler, mahalle doktoru kaydının kolay bir prosedürle yapılabileceğini fakat, kendi yaptıkları araştırmalarda konuştukları insanların %70’inin kaydının olmadığını söyledi.

  • İngiliz temsilcilerden Erdoğan’a tepki, Öcalan’a destek!

    İngiliz temsilcilerden Erdoğan’a tepki, Öcalan’a destek!

    Geçtiğimiz gün İngiliz sendikalarının SPOT (Solidarity with Turkish People), Day-Mer aracılığı ile düzenlediği basın toplantısında ortak bir bildiri okunmuş ve 15 Temmuz sürecine ilişkin Erdoğan’a büyük tepki gösterilmişti. İngiltere’nin en büyük sendikası olan UNITE’ın yanısıra yine en büyük  kurum ve kuruluşlardan olan, PCS, UNITE, NUT, RMT, Stand up to Racism, Unıte against Facism, Green Party ve ITF’in onayladığı basın bildirisi Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a deyim yerinde ise ‘saldırılarını durdur!, oyunların ortaya çıkıyor’ mesajı içerdi.

    Haber-Fotoğraf: Erem Kansoy

    15 Temmuz sürecinden buyana İngiltere’de de politik ve sendikal çevrelerden tepkiler gün geçtikce büyürken İngiliz basınıda darbe girişiminin Erdoğan’ın kumpası olabileceğine yönelik sayısız başlıklar atıldı.

    Çeşitli mercilerden 15 Temmuz darbe girişimine önelik sayfa sayfa açıklamalar, değerlendirmeler ve analizler yayınlanırken, İngiltere’nin en çok üyeli sendikalarından biri olan RMT (Demiryolu İşçileri Sendikası) Başkanı Sean Hoyle ve İngiltere’de aktif geniş tabanlı Stop the war coalition (Savaş Karşıtı Koalisyon ) Başkanı  Chris Nineham ile Day-Mer ve SPOT yönetim kurulu üyesi, NUT (National Union of Teachers) üyesi Oktay Şahbaz gazetemize Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın senaryonusunu değerlendirerek, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a özel olarakta  açıklama yapılması gerektiği yönünde, çağrı yaptılar.

    İngiliz temsilcilerden Erdoğan'a büyük tepki! 1

    Hoyle ve Nineham, özellikle Kürt halkı ve ezilen tüm halkalarla Erdoğan ve rejimine karşı omuz omuza duracaklarını da belirtirken Şahbaz ise Türkiyenin sürüklendiği kaos içerisinde ibrelerin Türk Cumhurbaşkanı Erdoğanı göstermesine yoğun çalışmalar ile derhal mani olunması gerekliliğinin vurgusunu yaptı. İngiltere’nin 1.5 milyon üyesi ile en büyük sendikası olan UNITE yazılı açıklaması ile tepkileri büyütürken, Hoyle ve Nineham, darbe girişiminin ardından, Erdoğan ve AKP Hükümetinin, başta hukuk ve eğitim alanları olmak üzere, kendisine muhalif kesimlere karşı savaş açmasının kabul edilemeyeceği vurgusu yaparakk tüm üyelerini konuya hassasiyet göstermeye çağırdı.

    Hoyle, darbe girişiminden sonra on binlerce kişinin gözaltına ve açığa alınmasının ise ancak diktatörlükle açıklanabileceğininin altını çizerek, bu uygulamalarla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesinin mümkün olamayacağını söyledi.

    Yine İngiltere’de geniş tabanlı kurum Stop the war coalition başkanı, Nineham ise darbe girişiminin başarısız olmasından sonra bu durumu AKP’nin kullandığını ve daha fazla saldırı politikalarını hayata geçirdiğini belirterek Kürt halkı ile dayanışma mesajı verdi.

    NUT (National Union of Teachers) üyesi Oktay Şahbaz ise İngiliz sendikaların ortak basın açıklamasının önemi ile Türkiye’deki son süreci gazetemize değerlendirdi

    İngiliz temsilcilerden Erdoğan'a büyük tepki! 1

    Chris Nineham- Stop the war Coalition Başkanından Kürt halkına destek mesajı

    “ Bizler Stop the war organizasyonu larak her zaman herşeyden önce Türkiye bölgesinde özellikle Kürt halkını savunduk ve yanında olduk.

    Demokratik hak ve hukuklar çerçevesinde de Ortadoğu ve Türkiye’de de yine Kürtlerin savunarak savaşı durdurmak istiyoruz. Tüm bunlarla ilişkili olarak, 15 Temmuz darbe girişimi senaryosunun karşısında duruyoruz. Erdoğanın antidemokratik yaptırımlarına karşıyız.

    Özellikle darbe girişiminin Kürt savaşçılara ve Öcalana’da yöneltilmesi çok büyük olasık, dolayısıyle bizler Stop the War Coalition olarak tüm yapımız ve tüm gücümüzle Kürt halkının yanında omuz omuza mücadele edeceğiz.”

    Nineham: Öcalan’ın tutsaklığı kabul edilemezdir!

    “Kürt halk önderi Abdullah Öcala’ın tutsak edilmesi bugün kabul edilemezdir bunun yanında çok uzun yıllardır Türkiyenin Kürt halkına uyguladığı baskı da öne çıkarılmalı ve vurgulanmalıdır. Herkes çok iyi görmelidir ki Önder Öcalan ve Kürt halkı Türk medyasında uzun zamandır sanki teröristlermiş gibi gösteriliyor ve halkı O’nlara karşı düşman etmeye yönelik çok çirkin bir oyun var.

    Bizler koalisyon olarak kesinlik ve de kesinlikle Kürt halkının mücadelesini ve Önder Öcalana özgürlük taleplerimizin sesini yükseltmemiz gerekiyor. Türkiye’nin demokratik bir yer olması için Kürtlerin haklarını ve ezilen toplumlar ile Öcalan’ın özgürlüğünü konuşmalıyız.”

    İngiliz temsilcilerden Erdoğan'a büyük tepki! 1

    RMT-Başkanı: “Erdoğan’ın konuşmasında geçen ‘darbe allahın bir lutfudur’ ibaresi yaşananların ciddiyetini gösteriyor”

    “Türkiyedeki mini darbe girşimi ve ardından Erdoğan’ın konuşmasında geçen ‘darbe allahın bir lutfudur’ ibaresi yaşananların ciddiyetini gösterirken öte yandan binlerce insan tutuklandı ve masum insanlarda hayatını kaybetti. Erdoğan tüm bu hamleler ile Türkiyede diktatörlüğü getirip yönetime geçmek istemesini göstermektedir. Mevcut düzende düşünce özgürlüğü ve eşitlik hakları ayaklar altına alınırken, bizler RMT olarak Türkiye’de yaşayan ve ezilen her kesimler dayanışma içerisinde omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtmek isterim.” Hoyle, SPOT ve DAY-MER’le birlikte çalışmanın önemine değindi ve darbelerin hiç bir zaman işçilerin çıkarına olmayacağını, Türkiye halklarının darbelerden çok çektiğini de belirtti.

    Hoyle: “Kürt halkının 15 Temmuz sonrası endişelerini iyi anlamak gerek”

    “Milletvekilleri, sendika yöneticileri, sivil toplum örgütleri olarak hepimizin derhal Kürt lideri Öcalan ile ilgili sağlıklı bilgi edinilmesine yönelik taleplerde bulunmalı ve özgürlüğü için çalışmalar yürütmeliyiz. Türkiyede geçmişte hapishanelerde bir çok insan kayboldu bunu görmezden gelemyiz aksine öne çıkarmalıyız,

    Bence Amnesty International ile ortak çalışmalarda yürütüp hapishanelerdeki tutsakarın kayboluşları araştırılmalı ve Kürt lider Öcalan’ın sağlığı-yaşantısı ile ilgili açıklamayı iligli yerler geciktirmeden yapmalıdır.”

    Day-Mer ve SPOT yönetim kurulu üyesi Oktay Sahbaz: “Avrupa’da yürüteceğimiz çalışmalar Türkiye’deki demokrasi mücadelesinde büyük rol oynayacak”

    “Deyim yerindeyse kötü giden bir darbe hareketinden sonra bir çok şey konuşulup tartışılmaya başlandı. Özellikle Erdoğan ve AKP rejiminin önümüzdeki dönem ne yapacağı konusunda bilinmezlik devam etsede temelinde yaşadığımız ülke İngiltere’de yaşayan halk ve İngiltere’deki mücadeleci kesimler sol kesimler, kampanya grupları ve sendikacılar, Erdoğanan yanlış giden darbe hareketini demokratik bulmuyor ve Tük, Kürt halkları ile dayanışma mesajları veriyor.

    Erdoğan uçak alanında yaptığı açıklamada ‘benim için bu darbe allahın bir kutfudur’ anlamında bir cümle kurmuştu, bu altında çok derin manalar taşıyan bir cümleydi. İngiliz sendikacıların bunları iyi etüt edebilmesi için yardımcıolmaya çalışıyoruz ve çok yoğun toplantılar yapıyoruz. Hala hazırda bugün Türkiye’nin Kürdistan bölgesinde zulum gören, her gün vahşetle yüzleşen ve hayatlarını kaybeden Kürt halkı var. Bunun dışındada konuşması yasaklanan, düşüncesi yasaklanan, bir basın ve ifade özgürlüğü sorunu da devam ediyor. Akademisyenlerin barış talepleri görmezden geliniyor yada LGBT’li veya diğer toplumların bu konulardaki yalepleri duymazdan geliniyor.

    Erdoğan kendine göre ‘paralele’ yapılardan kurtulur kurtulmaz ilerici demokrat ve sosyalist çevrelere daha güçlü saldıracaktır. Bu anlamda uluslar arası mücadelenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz, İngiliz sendikaları ile ortak çalışmalar yürütüp bilgi aktarımını sağlıyoruz.

    İngiltere’deki mücadeleci kesimin yüzde 80’inin oluşturan sendika kurum ve kuruluşlar ile iletişmde olmak ve Türkiyedeki demokrasi dışı süreci aktarmak çok önemlidir. Bu kurumlarla yapacağımız bir açıklama, yapacağımız bir talep bugün İngiltere’nin kuzeyinden güneyine bir çok alana yayılmasını sağlaycak ve Türkiyedeki demokrasi mücadelesinde bunun büyük bir rol oynayacağını da düşünüyorum.”