Ağustos ayında İngiltere ile Fransa arasında bulunan 50 kilometrelik Manş tünelini yürüyerek geçerek İngiltere’ye geçen Abdul Haroun adlı göçmenin iltica talebi kabul edildi.
Sudan asıllı Abdul Haroun demiryollarındaki trafiği aksattığı için yargılanıyordu. İltica talebi geçtiğimiz hafta kabul edilen 40 yaşındaki göçmen hakkındaki davalrın düşmesi bekleniyor. Geçtiğimiz yaz aynı şekilde tüneli geçmeye çalışırken 9 göçmen yaşamını yitirmişti. Güvenliğin en üst düzeye çıkarıldığı tünelin Fransa tarafında halen İngiltere’ye girmek için bekleyen yüzlerce göçmen çok zor koşullarda yaşamını devam ettiriyor.
Daiş’in İngiltere’yi tehdit ettiği ve İngiltere için casusluk yaptığı öne sürülen beş kişiyi öldürdüğü videodaki teröristin Suriye’ye gitmeden önce Doğu Londra’nın Walthamstow bölgesinde oturan İngiliz vatandaşı Siddhartha Dhar olduğu iddia edildi.
Videoyu inceleyen güvenlik güçleri de görüntülerdeki teröristin kimliğinin tespiti için Dhar hakkındaki araştırmalara odaklanıyor. ‘Ebu Rumaysah’ olarak da bilinen Dhar, 2014 yılında ‘terörizme teşvik’ suçlamasıyla tutuklanmış, daha sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.
Eski iş adamı, dört çocuk babası Dhar, Suriye’ye gitmeden önce Londra’nın doğusundaki Walthamstow’da oturuyordu. Dhar, Müslüman olmadan önce Hindu’ydu. Daha sonra ise radikal örgüt el Muhacirun’a katıldı.
KIZ KARDEŞİ: BENZETTİM, SONRA EMİN OLAMADIM
BBC’ye konuşan Dhar’ın yakınları, videodaki sesin ‘şüphesiz’ ona ait olduğunu söyledi.
Dhar’ın kız kardeşi ise videodaki sesi ilk duyduğunda ağabeyi olduğundan endişelendiğini, videoyu daha sonra tekrar izlediğinde ise emin olamadığını ifade etti.
Konika Dhar, “Şok halindeydim. Sesin, hatırladığım kadarıyla ağabeyimin sesine benzediğine inandım, sonra görüntüyü daha ayrıntılı izlediğimde tam olarak ikna olamadım bu da beni rahattı” diye konuştu.
VİDEODAKİ ÇOCUK DA LONDRA’DAN
Videoda, İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahseden 6 yaşlarındaki çocuğun da Londra’lı olduğu iddia edildi.
İngiltere’nin Channel 4 televizyon kanalındaki habere göre, Londra’nın güneyinde Sunday Dare adlı bir kişi görüntülerdeki çocuğu tanıdı ve torunu Isa Dare olduğunu söyledi. Sunday Dare, çocuğun, kızı Grace Dare tarafından Suriye’ye götürüldüğünü ifade etti.
Televizyon kanalına konuşan Sunday Dare, “O benim torunum. İnkâr edemem, torunum o benim. Çok iyi tanıyorum” dedi ve çocuğun propaganda ve ‘kalkan’ amaçlı kullanıldığını söyledi.
Nijerya kökenli İngiltere vatandaşı ‘Hadijah’ olarak da bilinen Grace Dare, 18 yaşına bastığında Müslüman oldu ve 2013 yılında 22 yaşındayken Suriye’ye gitti.
Görüntülerde İngiltere için casusluk yaptıkları iddia edilen beş kişi çölde kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.
Beş kişiden biri, İngilizlerin hava saldırılarında hedef belirlemek üzere kendisinden Daiş çetelerinin konumlarıyla ilgili bilgi vermesini istediğini söylüyor.
Beş kişiden bazıları Rakka’dan olduklarını söylerken, diğerleri Libya’da Bingazi’den olduklarını ifade ediyor.
İNGİLTERE, DAİŞ’İN TEHDİT VİDEOSUNU İNCELİYOR
İngiltere’nin güvenlik ve istihbarat birimleri, Daiş’in İngiltere’ye tehdit içeren videosunu incelemeye alıyor.
İngiltere için casusluk yaptıkları iddiasıyla beş kişinin de öldürüldüğü görülen videodaki İngiliz aksanlı Daiş militanı ile erkek çocuğunun kimliklerinin tespit edilmesine çalışılacak.
Yetkililer, videodaki sesleri Irak ve Suriye’ye gittiği tespit edilen kişilerin sesleriyle eşleştirecek.
Bağımsız kaynaklar tarafından teyit edilemeyen 10 dakikalık videoda İngiltere Başbakanı David Cameron’a yönelik de tehdit var.
Videoda, yaşı 6 ya da 7 olduğu tahmin edilen bir erkek çocuğu da İngilizce olarak ‘inançsız kişileri öldürmekten’ bahsediyor.
Görüntülerdeki casusluk yaptığı iddia edilen beş kişi çölde, kafalarının arkasından kurşunlanarak öldürülüyor.
Beş kişiden biri, kendisinden, hava saldırılarında hedef olmaları için ikisi İngiliz, IŞİD militanlarının konumlarıyla ilgili bilgi vermesinin istendiğini söylüyor.
Beş kişi arasından bazıları Rakka’dan olduklarını, diğerleri Libya’da Bengazi kentinden olduklarını söylüyor fakat hiçbiri İngiltere’den olduğunu ifade etmiyor.
Türk devletinin Kürdistan’daki saldırılarına dikkat çekmek amacıyla Britanya Kürt Halk Meclisi’nin diplomasi çalışmaları devam ediyor. Bu çalışmalar kapsamında yapılan İktidar partisi genel merkezi işgali ile merkez yöneticileriyle yapılan görüşmeden sonra, İngiltere’nin ana muhalefet partisi olan İşçi Parti’nin Edmonton milletvekili Kate Osamor ile bir görüşme gerçekleştirildi.
Salı günü Britanya Kürt Halk meclisi eş başkanı Türkan Budak, İslington belediye meclis üyesi Ayşegül Erdoğan ve Mark Campbell’in katıldığı görüşmede Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları konuşuldu. Kürdistan’da yaşanan son gelişmelerinin aktarıldığı görüşmede Osamor, gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Kürt halkının yanında olduğunu ifade ederek, konuyla ilgili Dış işleri bakanlığı düzeyinde gerekli çalışmaları yürüteceğini ve saldırıların devam etmesi halinde Kürdistan’a gidebileceğini ifade etti.
Maraş Katliamı tanıklarından araştırmacı yazar Aziz Tunç hafta sonu Kurdish Community Centre’de düzenlenen panelde konuştu. Maraş katliamı ve Kürdistan’daki son güncel gelişmeleri değerlendiren Tunç Özyönetimin ertelenmesinin katliamcı zihniyeti meşrulaştıracağını ifade etti.
Araştırmacı yazar Aziz Tunç
Haber-Foto: Erem Kansoy
Öz yönetim ve son siyasi gelişmelerin değerlendirildiği panelde Aziz Tunç, maraş katliamı, seçim süreci ve HDP’nin mevcut koşullar ve saldırılara bağlantılı yaşadığı sıkıntıları da dile getirdi.
Düzenlenen panelde açılış konuşmasını yapan Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Türkan Budak, özyönetimlerin önemine değinerek, toplumun öz yönetimleri iyi anlaması gerektiğini söyledi.
Maraş katliamı, son siyasal süreç ve öz yönetimleri konu alan konuşmasına başlamadan önce Tunç, Londra’da yaşayan topluma duyarlılığından ve seçim sürecindeki büyük katkısından dolayı teşekkür etti.
KÜRT HALKI KAZANMAYA EN YAKIN DÖNEMDEDİR
Aziz Tunç panelde yaptığı konuşmada “Kürt halkı verdiği mücadelede kazanmaya en yakın olduğu zamandadır” ifadelerini de kullanarak mevcut durumu değerlendirdi.
Tunç konuşmasına şöyle devam etti, “Maraş katliamı yıllarca bize şöyle anlatıldı, dönemin devrimci demokratik mücadelesini bastırmak, 12 eylül darbesine giden sürecin önünü açmak amacıyla yapıldığı söylendi. Bu doğrudur fakat eksikliği var, şöyle ki, evet o dönem yükselen toplumsal bir mücadele vardı bu mücadeleyi hazmedemeyp bastırmak isteyen bir siyasal yapı söz konusu idi ancak bölgede yaşayan Kürt’lerin ve Alevi’lerin tasviye edilmek istendiğini, katliam ile ilgili araştırma yaptığınızda çok net ve somut olarak görebiliyoruz.
“Kürtler ve Aleviler dinsel ve etnik
özelliklerinden dolayı ve dönemin toplumsal
mücadelesine kitle olarak ciddi bir destek
sundukları için bu toplumlar için belirlenen
politika tasfiye edilmeye yönelik olmuştur”
Maraş katliamının tartışıldığı yada katliamcı politikaların pratikleştirilmek istendiği, milli güvenlik toplantılarında tartışılan konu yükselen mücadeleci gruplar ile ilgili pek çok şey konuşulmuyordu. Fakat Kürtler’le ilgili gelişmeler ve pozisyonları onları ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Kürtler ve Aleviler dinsel ve etnik özelliklerinden dolayı ve dönemin toplumsal mücadelesine kitle olarak ciddi bir destek sundukları için bu toplumlar için belirlenen politika tasfiye edilmeye yönelik olmuştur.
MARAŞ KATLİAMI BUGÜN DE DEVAM EDİYOR
Maraş katliamı bunun için yapılmıştır. Tüm katliamlar bir birine benzer ve ayni kaynaklı politikların sonucudur. Maraş katliamını yapanlar yine o günkü amaç ve niyetlerle bugün katliamlara deva etmektedir. Bçlgede Kürtler ve Alevi’lerin daha kolay tasvih edilebileceğini, hesaplayarak en azından yapabildikleri kadarıyla o bölgeyi kürtsüzleştirmeye Alevisizleştirmeye çalıştılar. Bunun Pratik sonucu şu oldu ki halen acılarını yaşıyoruz, Maraş katliamı döneminde mücadele veren kesimler önemli bir darbe yemişlerdi. Ayrıca bölgede önemli bir tasfiye süreci başlatıldı, gerek orada katledilerek, gerek yaratılan korku atmosferi ile gerek asimilasyon politikaları ile ortaya çıkan sonuç şu oldu; Aleviler bölgede eskiden sahip oldukları sosyal ve siyasal gücü kaybetti.
Maraşa bağlı bir çok yerde Alevilikten söz etmek mümkün değil, bir tek Maraş’ta Pir Sultan derneği var ki bir çok konuda etkisiz ve zayıf bırakılıyor. Özetle Maraş katliamı ile Alevi’lerin bölgedeki varlıkları hem sayısal olarak azaltıldı hem de sosyal etki güçleri düşürüldü. Bu gün bölgede yaşanan siyasal hareketlilik ve dinamizm büyük ölçüde Kürt siyasal hareketinin enerjisi le sağlanmaktadır. Demek ki Maraş katliamı katliamcıların beklentilerine uygun bir pratiği açığa çıkardı. Maraş katliamı bu gün de devam ediyor diyebiliriz. Kürdistandaki öz yönetimlerin ortaya çıkması ile katliamcı zihniyet bölgede bu gün yine katliamlarına devam ediyor.
HDP’NİN ZAFERİ KATLİAMCI ZİHNİYETİN KİMYASINI BOZDU
7 haziran sürecine gelecek olursam, hatırlamalıyız ki 7 Haziran seçimlerinde HDP 90 yıllık Türkiye siyasetinde bir ilki gerçekleştirdi ve parlamentoda artık, Ermeni oldu, parlamentoda artık bizim arkadaşlarımız sayesinde Alevili’ği açıkca deklare eden vekillerimiz de oldu. Bizim arkadaşlarımızdan önce parlamentoda Kürtlerle ilgili bu kadar etkili faaliyet yürüten kimseler yoktu artık onlarda oldu. Bu 80 milletvekili arkadaşımız son derece zorlu ortamlardan çıkıp parlamentoya girmesi katliamcı zihniyetin kimyasını bozdu. Türkiye’de halklar tüm baskılara ve olanaksızlıklara rağmen gözlerini kulaklarını HDP’ye dikmişti. HDP umut ve güvenç ile kararlılık ve inancı halklara sundu. Bu halka yansıyordu ve etki yaratıyordu. HDP özellikle maraş bölgesinde ve köylerinde yaşadığı en büyük sıkıntı oy çalınmaları olmuştur. Seçim çalışmalarımızda yetersiz görevli sayısı ile çalışmalar yürütüyorduk. Bazı bölgelerde binamız dahi hiç olmadı. Bölgede çok fazla sandık sayısı vardı ve sandık görevlisi arkadaşlarımız sayıca her sandığa yetmiyordu.
Oylarımızın çalınmasının en büyük sebebi bu oldu. 7 haziran seçimleri sadece bizim 80 vekil kazandığımız seçimler değildi, 90 yıldan beri süren bu katliamcı devletin artık durdurulabileceği noktada bir umut yarattı işte tam burada AKP ve devletin diğer güçleri, geriletme sürecini başlatmaya yönelik çalışmaya başlandı. Örneğin AKP hükümetin kurulmasında zorluk çıkardı CHP de buna çanak tutu. 1 Kasım seçimlerinde HDP’nin başarı oranının düşmesinde, zulüm tehdit ve baskılar ya da katliamlar ile göz altılar o kadar etkili olmadı bunun esas sebebi oylarımızın çalınmasıdır. Bu gün bunun teknik bilgilerini paylaşamıyor olabiliriz ama bilinmelidir ki oylar çalındı. AKP baskı,z orbalık ve çalarak tek başına iktidar olma imkanını yarattı.
“Kürt halkı bunca yıl
sürdürdüğü mücadelede
öz yönetim istemeyecekti de
ne isteyecekti”
ÖZYÖNETİMİ ERTELEMEK KATLİAMCI ZİHNİYETİ MEŞRULAŞTIRIR
Öz yönetim meselesini tüm bunları iyi anlamadan tartışmak yersizdir. Katliamların öz yönetim neticesi olduğu söyleniyor, öz yönetim gereklimiydi, olmasa olmazmıydı soruları ile özyönetim yaşanan katliamları durdurmak adına bu zaman diliminde değil de başka zaman dillendirilemezmiy di sorusu gündeme geldi. Öz yönetimleri ertelediğimiz anda katliamcı politikaların meşrutiyetine yol açarız. Yalanlar ile katliamcı zihniyet istediklerini gerçekleştiriyor ama yalanın yalan olması hiç bir şeyi değiştirmiyor. Kürdistan’da bugün katliamların bu kadar açıkça yapılıyor olması, Kürt siyasetinin geliştirdiği demokratikleştirme mücadelesini, HDP nezdinde elde ettiği sonucun devamıdır, devlet kürt siyasetinin mevcut durumun önünü keseceğini anladı. Bunun katliamcı zihniyet tarafından anlaşılması bugünkü saldırıların temel gerekçesidir.
ŞEHİR ŞEHİR KATLİAM YAPIYORLAR
Bu tespite vardıkları için bu gün Kürdistan’da şehir şehir katliam yapıyorlar. Öz yönetim taleplerine sahip çıkmalıyız. Öz yönetim taleplerini savunmak ve sürdürmek katliamcıların katliam yapmasının gerekçesi değildir. Öz yönetim talepleri 3 ay önce gerçekleşmiştir. Eğer öz yönetim talep edilmemiş olsaydı bile bu devlet bu katliamları yine yapacaktı. Suruç katliamında öz yönetim tartışmaları yoktu.
KÜRDE BOYUN EĞDİREMEYECEKSİNİZ
Bizim öz yönetimlerin ilanını bu söz konusu katliam süreçlerini meşruiyeti gibi düşünmemiz ve anlamamız doğru değil. Kürt halkının mücadelesi ne hendeklerle ne de öz yönetim le başladı, bu mücadele 100 yıldan beridir sürdürülüyor. Verilen mücadele sadece öz yönetim için yapılmadı. Bu gün bu söylemlerle bir başkasının katliamlarını meşru kılamaz. Kürt halkı bunca yıl sürdürdüğü mücadelede öz yönetim istemeyecekti de ne isteyecekti. Bu devletin bilmediği bir şey değildi ki. AKP bunun sonuçlarını fark ettiğinden buna karşı katliamcı saldırılarla, önlemeye çalışmaktadır. Fakat Kürt siyasal yapısına ve halkına kimse boyun eğdiremeyecektir. Aylardır süren bu yüce direniş içerisinde bizim herhangi bir tereddüte kuşkuya, düşmemizi gerektiren bir durum söz konusu değildir. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de tanklar tüfekler toplarla günlerce ahlaksızca sürdürdükleri, bu katliam karşısında söz konusu şehirlerin hiçbirinde ne bir gerileme ne de bir teslimiyet söz konusudur.
“Kimin ne söylediğine
değil yaşananların
gerçekliğine bakalım”
Devletin zulumüne ve zorbalığına rağmen biz şuanda kazanmaya en yakın olduğumuz noktadayız. Bu saatten sonar hiç bir baskı AKP Kürt siyasal yapısını ve Türkiye demokratik güçlerini zayıflatamayacak. AKP zayıflatamadığı bu güçlerle daha büyük kayıplar vermek üzere masaya oturacak eğer oturacaksa.
Önümüzdeki süreçlerde masada devlet daha büyük kayıplar verecektir. Unutmayın bundan önce yaşananlarda varlığımızı ifade edemiyorduk, varlığımızı koruyup büyütmek gibi bir sorumluluğumuz vardı, ama bugünkü sorunumuz büyüyen varlığımızla daha güçlü kazanımlar elde etmek ve kürt halkının istediği öz yönetim süreçlerini çok etkili bir şekilde bölgedeki tüm Kürt coğrafyasında örgütlemek gibi bir sürece girdik.
Önemli olan bizlerin bu gelişmeleri iyi inceleyip anlamamız gerekiyor. Bunun böyle olmadığını idda edenlerin ahlaksızlıklarını sorgulayalım yalanlarını gün yüzüne çıkaralım. Bizim taviz vermeyip hiçbir beklentilerine cevap olmayacağımızı anlamalıdırlar. Kimin ne söylediğine değil yaşananların gerçekliğine bakalım. Dünya güçleri Kürt siyasetinin geliştirdiği yapıya hiçbiri karşı değil. Dış güçler gelişmelerinde Kürt siyasetinin yanındadır. Hepinizi uzak olmayan zaferin coşkusuyla selamlıyorum.”
Yapılan soru cevap kısmından sonra panel sona erdi.
Nüfusu 8.6 milyona ulaşan başkent Londra’da yaşayanların yüzde 50’si İngiltere dışında doğanlardan oluşuyor. Yayınlanan renkli haritaya göre başkent Londra’da Türkiye doğumlular üç tane bölgede çoğunluğu oluştururken, Hindistan doğumlular Londra’nın on bölgesinde çoğunlukta bulunuyor.
TÜRKİYE DOĞUMLULAR 3 BÖLGEDE ÇOĞUNLUĞU OLUŞTURUYOR
Nüfusu hızla artan başkent Londra’da yabancı nüfusu da giderek artıyor. Sekiz buçuk milyonu aşan nüfusuyla 32 bölgeden oluşan Londra’nın üç bölgesinde Türkiyeliler çoğunlukta. Açıklanan verilere göre Londra’da Türkiyede doğan vatandaşların yoğunlukta olduğu bölgeler Hackney %38.8, Haringey %36.3, Enfield %32.3.
Londra büyükşehir belediye başkanlığının yayınladığı bu verilere göre 1939 ile 1991 yılları arasında Londra merkezden 2.2 milyon İngiliz Londra dışındaki şehirlere taşındı.
Mevcut verilere göre Londra’da yaşayan 267 bin İngiliz vatandaşı Hindistan’da doğmuş, Hindistan’ı 135 bin ile Polonya izlerken üçüncü sırayı 113 bin ile Pakistan doğumlular alıyor.
Uzmanlara göre 2031 yılında 11 milyon nüfusu bulacak olan Londra’da İngilizler azalırken, yabancıların nüfusu artacak.
Heyva Sor yardım kuruluşu yararına 8 Ocak Cuma akşamı Londra’nın Highbury bölgesinde bulunan Union Chapel’da yapılacak dayanışma konserinde Çiğdem Aslan, Habib Meftah Boushehri, Arash Moradi, Tahir Palalı ve Steve Coghlan sahne alacak.
Tahir Palalı
Kürdistan’da devam eden savaşlardan kaynaklı yerlerinden edilen Kürdistanlılara yardım çalışmaları yürüten Heyva Sor vakfı yararına yapılacak dayanışma konserinin tüm ge- liri ihtiyaç sahiplerine gönderilecek.
Çiğdem Aslan
Islington bölgesindeki, Union Chaphel’de düzenlenecek konserde Türkiye, İran ve Britanya’dan seçkin sanatçılar bir araya geliyor.
Kürt Kızılayı (Heyva Sor) savaş bölgeler- inde yerlerinden edilmiş, çeşitli bölgelerdeki yardıma muhtaç insanlara yardım eli uzatıyor. Heyva Sor özellikle Kürdistan’da çalışmalarına hızla devam ediyor.
Habib Meftah
Çiğdem Aslan, Habib Meftah Boushehri, Ar- ash Moradi, Tahir Palalı ve Steve Coghlan’ın da yer alacağı konser, 8 Ocak Cuma günü saat 19:00-22:30’da gerçekleşecek. Konser ve sanatçılarla ilgili bilgileri bu videoda izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=En70_oJUGeA
Silopi’de dün akşam katledilen 3 kişinin DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar olduğu öğrenildi. Beraberinde katledilen 1 erkek cenazesinin de kime ait olduğu henüz netleşmedi.
DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar
Şırnak’ın Silopi ilçesinde dün akşam saatlerinde Karşıyaka Mahallesi zırhlı araçlarla uzun süre yaylım atışa tutulmuştu. Açılan ateşte yaşamını yitiren 4 kişinin cenazesi Silopi Devlet Hastanesi Morgu’na kaldırılmıştı. Cenazelere ilişkin bilgi almak için hastaneye giden HDP’li vekilleri Aycan Irmez ve Ferhat Encü devlet güçlerince engellenmişti.
3 CENAZE ŞIRNAK’A GÖNDERİLDİ
Akşam saatlerinde 3 cenaze Şırnak Devlet Hastanesi Morgu’na gönderildi. Hastaneye giden HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan savcılıkla görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeden sonra bilgi veren Birlik, cenazelerin DBP PM üyesi Sêvê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve KJA aktivisti Fatma Uyar’a ait olduğunu ifade etti. Birlik, 1 erkek cenazesinin ise yüzü tanınmaz halde olduğu için kime ait olduğunu bilinmediğini kaydetti.
4 KİŞİDEN HABER ALINAMIYORDU
Dün akşam Karşıyaka Mahallesi’nin taranmasından sonra Nayır, Demir, Uyar ve ismi öğrenilemeyen 1 kişiden haber alınamıyordu.