Category: slıder

  • SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi

    Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da devam eden saldırılarını protesto etmek amacıyla başkent Londra’da bulunan İktidar partisi (Muhafazakarlar) genel merkezi Kürdistanlı eylemciler tarafından işgal edildi.

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 2
    Londra’da bulunan iktidar partisi genel merkezi işgal edildi

    Bugün öğlen saatlerinde parlamento binası önünde başlayan eylem yapılan basın açıklamasından sonra yürüyüşle devam etti. Yüzden fazla eylemci Türk devletinin kuzey Kürdistana yönelik topyekün saldırılarını protesto ediyor. Eylemciler Londra merkezinde bulunan İktidar Partisi genel merkezi binasına girip işgal eylemi yaptı.

    İki saattir devam eden işgal eylemi ile beraber parti yetkilileri görüşmeyi Kabul etti. Britanya Kürt Halk meclisi eşbaşkanının da aralarında bulunduğu 3 kişilik heyet partinin üst düzey yetkilileriyle görüşmek için Parlamento binasına geçti. Heyetin görüşmesi ile beraber işgal eylemi de devam ediyor.

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 1

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 2

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 3

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 4

    SON DAKİKA: İktidar Patisinin Londra’daki Genel Merkezi İşgal edildi 5

  • BBC Önünde ‘Her yer Kürdistan, her yer direniş’ Sloganları

    BBC Önünde ‘Her yer Kürdistan, her yer direniş’ Sloganları

    16 gündür sıkıyönetimin ve sokağa çıkma yasağının devam ettiği Cizre’de Miray bebeğin katledilmesinin ardından bir çok başkentte organize edilen eylemler ile halkın tepkisi giderek artıyor. Kürt halkı ve ezilenlerin sesini dünyaya duyurmayı amaçlayan eylemlere Londra’dan da destek gecikmedi.

    Haber foto Erem Kansoy

    Britanya Kürt Halk Meclisi’nin çağırısı ile merkezi Londra’da bulunan BBC binası önünde ‘Her yer Kürdistan, her yer direniş!’ şiarı ile bir araya gelen kalabalık burada yapılan konuşmaların ardından ünlü Leicester meydanına doğru yürüyüşe geçildi. Trafiğin durdurulması, İngilizce atılan sloganlar ve İngilizce dağıtılan bildiriler ile çevredekilerin duyarlılığını artırmayı hedefleyen eylemde BBC ve diğer ana akım medya kuruluşlarına Türkiye ve Kürdistan’daki katliamlara sessiz kalınmaması çağırısı yapıldı.

    bbc onu tc protesto
    ‘Türk devleti Kürtleri katlediyor’

    Britanya Kürt halk Meclisi eyleme yaptığı çağırıda “ Değerli halkımız ve değerli dostlar. Ülkemiz bir ateş çemberinden geçiyor. Bu ateş ya Kürtleri yakacak ya da özgürlük sevdalılarının elden ele dolaşan meşalesi olacak. Bu tarihi anda ‘Her yer Kürdistan, her yer direniş!’ şiarıyla halkımızın sesini dünya kamuoyuna duyurmaya devam edelim BBC önünde vicdanları donmuşları harekete geçirelim.” İfadelerine yer verdi. BBC merkez binası önünde toplanan kitle aralıksız olarak “Terorist Turkish state” (terörist Türk devleti), “we want peace we want justice”( barış ve adalet istiyoruz), katil devlet halka hesap verecek sloganları atıldı.

    bbc onu tc protesto2
    Londra’da bulunan BBC Televizyonu önünde yapılan eylemde Kürdistan’da yaşanan vahşete sessiz kalınmaması çağrısı yapıldı

    Eylemde, Westminister adalet ve barış komisyonu yöneticisi Joe Ryan, peace in Kurdistan kampanyası yöneticisi ve avukat Melanie Gingell, toplumlara yönelik kriminalize karşıtı kampanya öncüsü Les Levidow, Rojava dayanışma grubundan Zaher Baher, Maraş Katliamı tanıklarından araştırmacı yazar Aziz Tunç, aktivist Mehmet Aksoy yer aldı. Stop the war coalition ise eylemde okunmak üzere bir dayanışma mesajı gönderdi. Hazırlanan basın bildirisi ve seslenişi Kürt Halk Meclisi yetkililerinde Ayşegül Erdoğan İngilizce olarak okudu. Bildirinin okunmasının ardından konuşmacılar sırayla söz hakkı aldı.

    bbc onu tc protesto joe ryan
    insan hakları savunucusu Joe Ryan

    ‘ŞUAN BİLE ÇOCUKLAR VE KADINLAR ÖLDÜRÜLÜYOR’

    Adalet ve Barış Komisyonu yöneticisi Joe Ryan konuşmasında “çok uzun yıllardır coğrafyadaki Türk Kürt sorununu yakından takip ediyorum, bu süreçte Kürt’lerin büyük haksızlıklara uğradığı açıkça ortadadır, bugün burada Kürt halkı ile dayanışma göstermek, acılarına ve mücadelesine ortak olmak adına bulunuyorum. Barış görüşmeleri, sözde demokratik Erdoğan hükümeti tarafından baltalanmıştır, konuşmama şuan devam ettiğim sırada Orada şimdi kadın ve çocukları öldürüyorlar, barış ve demokrasi adına hiçbir şey yapmıyorlar.” Şeklinde konuştu.

    ‘YAPILANLAR İNSANLIK ADINA BİR AYIPTIR’

    Toplumlara yönelik kriminalize karşıtı kampanya öncüsü Les Levidow ise kalabalığa seslenişinde “ Türkiye ve Kürdistan’da insan hakları ihlali yapılmaktadır, seçimler adil ve demokratik gerçekleştirilmedi. Suçsuz insanlar tutuklanıyor hapishanelerde ve göz altında işkenceye maruz kalarak öldürülüyor veya kriminalize ediliyor. Bir çok insanın ailesi ve çevresi de kriminalize edilmeye çalışılıyor. Yapılanlar insanlık ayıbıdır ve insan haklarına aykırıdır.” Sözlerine yer verdi.

    bbc onu tc protesto aziz tunc
    Aziz Tunç


    ‘KAZANMAYA EN YAKIN OLDUĞUMUZ ZAMANDAYIZ’

    Aziz Tunç yaptığı konuşmada, “Sizlerle olmanın heyecanını yaşıyorum saygılar sunuyorum, vahşice bir savaş sürdürülerek, Kürdistan’da onurlu Kürt halkının mücadelesi, örgütlü direnişi kırılmaya çalışılıyor. Bir gerçek vardır ki gözden kaçırmamalıyız, bunca yıl süren direnişimizde son zamanlarda kazanmaya en yakın olduğumuz zamandayız. Hiç bir güç bizi geriletmemelidir. Biz örgütlü gücümüzle, yobazlığa ve zorbalığa karşı kazanmak için mücadelemizde kazanmaya en yakın bulunduğumuz noktadayız.” İfadelerine de yer verdi.

     

    Yapılan açıklamadan sonra kitle yolu trafiğe kapatarak ünlü Leicester meydanına doğru yürüyüş düzenledi. Yürüyüşün sonunda yapılan duyarlılık çağrısından sonra eylem sona erdi.

    bbc onu tc protesto1

    bbc tc protesto 3

    bbc onu tc protesto 3

    bbc tc protesto

  • Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Tarihin En Büyük Krizini Yaşıyor, Morglarda Yer Kalmadı

    Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet Tarihin En Büyük Krizini Yaşıyor, Morglarda Yer Kalmadı

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sert ifadelerle eleştirdi. Yolsuzluk olaylarında büyük artış olduğunu, gazetecilerin cezaevine atıldığını, hukukun üstünlüğünün ayaklar altına alındığı ve komşularla krizin derinleştiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, özellikle 5 temel sorun alanının ortaya çıktığını ifade etti. Türkiye Cumhuriyetinin tarihin en büyük krizini yaşadığını belirten Kılıçdaroğlu, morglarda yer kalmadığı ifade etti.

    Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi:

    13 yılda Türkiye’nin 5 temel sorun alanı ortaya çıktı. Terör, ekonomi, eğitim, toplumsal barış, hukuk. Asgari ücretin ne olduğunu bilmezlerdi, asgari ücreti bizden öğrendiler. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Vatandaşa sorun ‘Adalet var mı?’ diye. Gazeteciler doğru haber yaptıkları için cezaevinde. Hukukun üstünlüğü… Hangi üstünlük? Adaleti kim bu hale getirdi? Hangi vatandaşımın can ve mal güvenliği var? Birilerinin üstünlüğü var. 17-15 Aralık’a darbe dediler. Hırsızlığınız ortaya çıktı. ‘Darbeye karşıyız’ diye vatandaşı kandırdılar. 21. yüzyılda darbe mi olur? Gelin darbeyi araştıralım dedik, hayır dediler.

    BİZİM BİR DİKTATÖR BOZUNTUMUZ VAR

    Bizim bir diktatör bozuntumuz var. Cumhuriyet Savcılığı’na gizli ibareli bir yazı yazıyor. Cumhurbaşkanı’na hakaret konusunu araştırın, bana bilgi verin diyor. Kimsin sen? Türkiye’nin çivisi çıktı diye boşuna demiyoruz. Cumhurbaşkanı bunu yaparsa sade vatandaşı da yapacaktır. Örnek alacaktır.

    Sayın Davutoğlu gelecek. Hoşgeldiniz diyeceğiz. Elbette konuşacağız. Neleri söyleyeceğini ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgiliyse nasıl bir başkanlık anlatacak. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ekonomi politikası var mı? İşsizliğin hangi noktaya geldiğini çocuğu işsiz olan bir babaya sorun bakalım. Yolsuzluk almış başını gidiyor. TÜRGEV’in adı artık ‘götür gel’.

    Komşularla sıfır sorun dediler. Kavga etmediğimiz ülke kalmadı. Değerli yalnızlık dediler, neresi değerli? Rus uçağını biz değil, komutan düşürdü dediler. Komutan değil, Fethullah Gülen düşürdü dediler. Arap Birliği, Türk hükümeti kınadı. Türkiye’yi bu hale kim getirdi?

    Diktatör bozuntusunun bir de sözcüsü var. Gazze ablukasının hafifletmesinden bahsediyorum diyor. Yutmayacağın lokmayı niye ağzına alıyorsun. 

    Kimse unutmasın; ODTÜ Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli markalarından biridir. Öğrenciler ve öğretim üyeleri üzerine baskı kurmaya çalışıyorlar.

    Yıllardır orada namaz kılınıyor, ibadetlerini yapıyorlar. Bu provokasyona dikkat edin. 10’un üzerinde mescit var. Hiçkimse namaz kılıyor diye saldırıya uğramadı. ODTÜ’ler üniversitelerine sahip çıkacak. Diktatör bozuntusu ‘gereğini yapın’ diyor. Allah bilir savcıya yazı yazmıştır. ODTÜ’ye tankla, topla, TOMA’yla giremezsin. ODTÜ’ye girmek istiyorsan sınavla girersin.

    MORGLARDA YER KALMADI

    Morglarda yer kalmadı, bebekler öldürülüyor. Ölen kadının cesedini ailesi alamıyor. Böyle bir travmayı Türkiye Cumhuriyeti yaşamadı. Suriye’deki fotoğraflara bakın, aynı fotoğraflar. Ülkeyi bu hale getiren kimdir?

  • Can Dündar Guardian’a Yazdı: Erdoğan ve Suriye ile ilgili gerçeği açığa çıkardım. Bunun için beni hapse attırdı

    Can Dündar Guardian’a Yazdı: Erdoğan ve Suriye ile ilgili gerçeği açığa çıkardım. Bunun için beni hapse attırdı

    Türk devletinin Suriye’deki silahlı gruplara silah göndermesini haber yaptığı için tutuklanan Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar İngiltere’nin saygın gazetelerinden Guardian gazetesine yazdı. Gazetede yayınlanan yazı şöyle:

    “Türkiye’de, hükümetin kendisi kadar eski bir tartışma yeniden gündemde. Bu kez konuyu Türk hükümetinin Suriye’ye gizli silah sevkiyatı yeniden gündeme taşıdı.

    2014’ün başlarında Türk istihbarat servisine (MİT) ait olduğu anlaşılan bir kamyon, Suriye sınırında durduruldu. Jandarma ve konvoydaki istihbarat görevlileri birbirlerine silah çekti. Bu, devlete hâkim olmak için mücadele eden iki bloğun karşı karşıya geldiği andı. Kamyon arandı. Kamuflaj olarak kullanılan ilaç kutularının altında silahlar ve cephane bulundu. Kamyon biraz bekletildi. Ancak hükümet yetkililerinin müdahalesinden sonra Suriye’ye geçmesine izin verildi.

    ‘Olayın üstü kapatıldı’

    Hükümet derhal konvoyu durduran jandarma (komutanı) ve savcıyı açığa aldı ve tutuklattırdı. Kamyonlarda insani yardım malzemesi olduğu duyuruldu. Erdoğan Hükümeti’nin Suriye’deki iç savaşa müdahale ettiği iddialarını gündeme getiren bu olay derhal kapatıldı.

    Ancak Mayıs 2015’te Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştığım Cumhuriyet gazetesi bu olayın görüntülerine ulaştı. Kamyonun silah dolu olduğu çok açık görülüyordu. İstihbarat servisinin bir komşu ülkede yaşanan iç savaşa yasa dışı olarak silah taşıdığı belgelenmişti. Bu büyük bir haberdi. Fotoğraflarla operasyonun ayrıntılarını yayımladık. İnternet sitemize de görüntüleri koyduk.

    ‘Öyle bırakmam onu’

    Erdoğan zor durumda kaldı. Haberi yalanlamadı. Bunun yerine yayını sansürlemeyi ve sorumlu gazeteciyi, yani beni tehdit etmeyi seçti. Devlet kanalında, “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek. Öyle bırakmam onu” dedi. Görüntülerin “devlet sırrı” olduğunu ve bunları yayımlamanın “casusluk” faaliyeti olduğunu ekledi. Dahası bunun devletin değil kendi sırrı olduğunu teyit edercesine savcılığa bireysel suç duyurusunda bulundu.

    Benim için vatana ihanet ve casusluk amacıyla gizli bilgiyi ele geçirip yayımlamaktan iki müebbet hapis cezası talep etti. Bu, devletin cumhurbaşkanının arzularının ceza mahkemesi yargıçları tarafından emir olarak kabul edildiğini çok iyi bilen bizlerin tutuklanacağının göstergesiydi. Nitekim 26 Kasım’da, Jandarma’nın ‘Evet MİT tırlarında silah vardı” haberini yapan Ankara temsilcimiz Erdem Gül’le birlikte tutuklandım.

    Tutuklanmadan tam 10 gün önce Cumhuriyet adına Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Basın Özgürlüğü ödülünü aldım.

    Tutuklanmamız konusunda yerel ve uluslararası basınla insan hakları örgütlerinin eleştirileri üzerine Adalet Bakanı ‘her ülkenin güvenlik konusunda hassas olduğunu’ söyledi ve Julian Assange ile Edward Snowden’ı örnek gösterdi. ABD’inin Türkiye Büyükelçisi cevap verdi: “Biz bilgiyi sızdıranın peşine düştük, yayımlayanın değil.”

    ‘Güvenliğe tehdit basını susturmaya gerekçe olabilir mi?’

    Bu, basın özgürlüğü konusunda dibe vuran baskıcı Erdoğan rejimine yeni bir darbeydi. Bu aynı zamanda, İran-Contra’dan Watergate’e, Pentagon Belgeleri’nden Clive Ponting davası gibi birçok skandalda hep sorulan soruları bir kez daha gündeme getirdi. Devletin güvenlik ihtiyacı, halkın bilme hakkıyla çelişince öncelik kimindir? Güvenliğe tehdit, hükümetin medyayı susturma girişimine gerekçe olabilir mi? “Devlet sırrı” mührü yönetimlerin kirli işlerini örtmek için bir örtüye dönüşürse, bunu yırtıp atmak gazetecinin görevi değil midir? Toplumun çıkarlarına en çok neyin hizmet ettiğine kim karar verir?

    Casusluk suçlamasıyla karşı karşıya olan ve İstanbul’da hücreye atılan bir gazeteci olarak bu sorulara yanıt arıyorum ve vardığım sonuç şu ki, hiçbir ‘devlet sırrı’ etiketi ya da “devlet güvenliği” gerekçesi, devlet suçuna izin vermez. Bu nedenle kendimi Winston Churchill’in sözleriyle savunuyorum: “Resmi Sırlar Yasası, ulusal savunma için çıkarıldı… ve gerçeğin gizlenmesinde kişisel çıkarları bulunan hükümet yetkililerini korumak için kullanılmamalı.”BBC Türkçe

  • Milletvekili Sarıyıldız Tüm Yönleriyle Cizre’yi ve Orada Devam Eden Direnişi Yazdı

    Milletvekili Sarıyıldız Tüm Yönleriyle Cizre’yi ve Orada Devam Eden Direnişi Yazdı

    Cizre ve Silopi 15 gündür, yani 900 saattir kapalı cezaevine dönüştürülmüş vaziyette. Cezaevinde dahi ziyaretçi hakkınız var. 15 gündür Cizre ve Silopi’ye on binlerce asker ve özel harekât polisi dışında hiç kimse giriş yapamadı.

    Devlet saldırılarının başladığı ilk günden bu yana aralıksız olarak Cizre’de bulunan Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız, yaşanan olayların en yakın tanıklarından birisi. Halkın direnişini, devletin saldırılarını yerinde takip eden Sarıyıldız gözlemlerini yazdı:

    “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı…” Tam da böyle bir zamandı. Bir bahar günüydü, cevval bedenlerin menzile bir an önce varmanın tez canlılığı, hafif korku, fısıldaşmalar ve bayramsı heyecan bütün Cizrelileri sarmıştı. Bütün bu karmaşık duyguların Cizre’ye sirayet ettiği tarih 1992 Newroz’u. Bütün yollar, sokaklar, caddeler, köy yollarındaki patikalar Newroz’a akıyordu. Mahalle aralarında tutulan halaydan sonra sımsıkı kenetlenme zamanıydı. Çünkü yine bugün olduğu gibi demirden imal edilen zulüm makinaları; tanklar ve zırhlı araçlar kenti kuşatmıştı. Bayram kana bulanmalıydı. Atalardan miras alınan muhayyeli meftuna çevirmenin, tam vaktiydi. Çünkü, özgürlüğü haykıran ve ölüm kefenini yırtan bir halkın çığlığı egemenleri her daim deliye çevirmiştir. İşte o deli, çılgın ruh o gün Cizre’yi kana buladı…

    Cizre o zamandan sonra yara aldı, debelendi, düştü, kalktı. Ancak, o ilk günkü özgürlüğe kavuşmanın tez canlılığını ve bayramsı heyecanını hiçbir zaman yitirmedi. Bazı  kentlerin zamanı, takvimin zamanından hızlı akar. İşte çocukluğumun kenti Cizre böyle bir kent. Onun içindir ki Cizre hep bir adım önde olmuştur. Nice tufanları gören Cizre bu sebepledir ki muktedirler ile her zaman mukavemet halinde olmuştur. Cizre’nin zulme itiraz eden bu toplumsal ruh hali yakın dönem siyasi geçmişinin yanında tarihi ve kültürel karakteristiğinden gelmektedir. Cizre Osmanlılar döneminde de özerk yaşamını elinden almak isteyen Osmanlı Sultanına da itiraz etmiştir. Her sokağında direnişin bir anısı ve tarihi olan bu kenti “ıslah” etmek öyle sanıldığı gibi kolay değil. Bugünün Sultan’ı da bunu idrak edecek.

    Tecrübeyle sabit olan bu kentin özgürlük tutkusu tank ve topla yeniden ehlileştirilmek isteniyor. Cizre ve Silopi 15 gündür, yani 900 saattir kapalı cezaevine dönüştürülmüş vaziyette. Cezaevinde dahi ziyaretçi hakkınız var. 15 gündür Cizre ve Silopi’ye on binlerce asker ve özel harekât polisi dışında hiç kimse giriş yapamadı. Devletin en ağır silahları ile bu iki ilçeye saldırılıyor. Silopi’de Ferhat Encü ve Aycan İrmez arkadaşımız bulunmakta. Ben de Cizre’nin 15 gündür devam eden vahşet günlerinin tanığıyım. Aynı zamanda 15 gündür bir halkın umutla, dirençle tank ve topa karşı yüreğini nasıl barikata çevirdiğinin şahidiyim.

    İlk önce öğretmenleri gönderdiler, sonra memurları. Başka bir ülkede savaş çıktığında, yurdum insanının can güvenliğin için apar topar “ülkeye dön” çağrısı yapar gibi…. Ülkenin batısına ait olan her şeyi çıkardılar. Çıkardılar, çünkü steril bir katliam için ortam uygun hale getirilmeliydi. Bir tek silah, üniforma, tank, top ve devletin en soğuk yüzü olan “güvenlik aygıtı” kaldı. Hükümet ricalleri böyle buyurmuştu; devletin çizdiği hudutları aşan “potansiyel teröristler”e had bildirilmeliydi. Generaller ve paşaların kibirli siluetleri ile harita üzerinde parmaklarını bastıkları alanları yerle yeksan etme zamanıydı.

    CİZRE DİRENDİKÇE, ONLAR ÇILGINLAŞTILAR…

    14 Aralık’ı 15 Aralık’a bağlayan gece Cizre kuşatması başladı. Ve tekmil verildi. Silah seslerinin gecenin sessizliğini yırtması ile vahşet günleri başladı. 1990’lı yıllarda devletin ceberut ve zalim yüzünü çok iyi tanıyan Cizreliler, hızlıca üst katları terk ederek, aşağı katlara ve bodrumlara sığındı. Evlerin üst katlarına isabet eden havan topu ve bomba atar mermileri sonucu büyük katliamlar yaşanmamış ise bu alınan tedbirin sonucuydu. Ancak, devlet gözünü her zamankinden daha fazla karartmıştı. “Kendi kendimi yönetmek istiyorum”,  “Ankara’nın katı hegemonyasını kabul etmiyorum” diyerek sistemde devrimci bir kara delik açan bu kent mutlaka cezalandırılmalıydı. Sokakta her canlı vurulmalıydı. Ki öyle oldu. Elektriklerin kesildiği mahalle içerisindeki en ufak ışık huzmesinin göründüğü her ev vurulmalıydı. Cizre, karanlığa ve ebedi sessizliğe gömülmeliydi. Tepede kente nizam vermeye çalışan keskin nişancılar çift gözlü evinin odasında Kuran Kursu hocası Hediye Şen’i vurarak başladılar öldürmeye. Hediye Şen, evinin bahçesindeki lavaboya giderken vuruldu. Çıkmadan önce eşi ile vedalaşan Hediye, cellatlar tarafından her an vurulabileceğini iyi biliyordu… Kabataş’ta ‘kardeşimize saldırdılar’ yalanını atıp kıyamet koparanlar, başörtülü bir kadının bedenini delip geçen 8 kurşunu görmedi. Çünkü, Hediye onların mümini değildi… Doğan Aslan, İbrahim Akhan, Lütfü Aksoy, Yılmaz Erz, Selahattin Bozkurt, Zeynep Yılmaz, Cahide Çıkal, Doğan İşi, Mehmet Tekin, Mehmet Saçan, Dikran Sayaca, Azime Aşan, Ferdi Kalkan, Abdulmecit Yanık, Hacı Özdal, 3 aylık bebek Miray İnce, Ramazan İnce, Hüseyin Ertene ve henüz beş yaşındaki Hüseyin Selçuk vuruldular sırasıyla. Bir de mensubu oldukları halk gibi kimliksiz 3 bebek annelerinin karnın da doğmadan yaşam hakları ellerinden alındı. Ceninleri dahi kurşunlayarak, kefene saran devlet şanına şan kattı! Şen olası Ankara! Bu kent firüzan yüzlü bebeklerine ve çocuklarına canhıraş çığlıkları ile son kez dokundu. Acı ve inancı aynı anda sinesine ekti bu kent… Ama, tepelerde her ölüm ile zafer nidaları atanlar bu kentin umudunu öldüremediler. Cizre direndikçe, onlar çılgınlaştılar…

    Cizre’de büyük bir yıkım ve acı var. Ancak,  bütün bu yaşanan zulme rağmen bir mağduriyet kimliği üretilmiyor. Devletin neden bu kente yöneldiğinin farkında. 80’lik yaşlı bir amcanın, “devlet tankı, topu, generali ve on binlerce askeri ile bu kenti kuşatma altına aldıysa demek ki hakikat yolundayız. Yüzlerce yıldır acı çekiyoruz. Bir yüzyıl daha acı çekmeye ve kimliksiz yaşamaya sebatımız yok. Bedel ödemeye hazırız” sözlerinin meali şudur: Kürtler yüzyıl önceki esarete asla artık rücu etmeyecek. Kürtler 20. Yüzyılda kendisine dayatılan ve birçok katliamın, sürgünün ve yıkımın müsebbibi olan statüsüzlüğü bu yüzyılda kabul etmeyeceğini ifade ediyor.

    İNCE SİTEM KALIN BİR DUYGUSAL KOPUŞA EVRİLİYOR

    Cizre, kendisine karşı başlatılan topyekun saldırıların hendek meselesi olmadığını, Kürdün varlık arayışını ve statü talebini boğma girişiminin olduğunun çok iyi farkında. Yüzyıllık tekçi ulus devlet anlayışına itiraz eden Kürtler bu nedenle direnmekten başka çaresinin olmadığının bilincinde.

    Ama Cizre’yi yaşadığı ölümden ve yıkımdan daha da üzen bir şey var. SESSİZLİK. Eskiden Kürdistan’da yaşanan yıkıma karşı kayıtsız kalan Batıya karşı ince bir sitem vardı. Ancak, Cizre ve diğer direniş kentlerinde devletin vahşetine karşı gözünü ve kulağını kapatan Batıya karşı var olan ince sitem kalın bir duygusal kopuşa doğru eviriliyor. Cizreli bir gencin ‘Filistin intifadasına karşı methiyeler dizenler Türkiye’nin İsrailleşmesini neden görmüyor. Gezi’de Kürtler olmasına rağmen ‘niye yoklar’ diyenler bilmeli ki; Gezi’deki direnişin 10 katını bu ceberut sisteme karşı veriyoruz. 6 ayda yüzlerce insanımızı kaybettik. Hani neredeler en çok da onlara güvendik. Ama yalnız bırakıldık’ serzenişi bir kişinin değil bir halkın sitemidir. Kürdün direnişine ortak olmak, Batı’ya kaybettirmez. Aksine bu direniş demokratik, ortak geleceğin en güçlü harcıdır.

    Kürtler, menzil-i maksudu olan özerkliğe doğru koşuyor. Bu menzile ulaşmak için her zamankinden daha fazla kararlı. Bu kararlılık olmasaydı hangi güç aylarca bedenlerini tanklara karşı siper edebilirdi. İşte Türkiye Cumhuriyetinin önündeki en büyük hendek iki metreden oluşan çukurlar değil. Asıl hendek Kürdün özgür yaşama iradesidir. Vesselam, bu irade olduğu müddetçe hiçbir güç bu halkı yenemeyecek.

    Tac-ı serimiz olan şehitlerimizi minnet ile andıktan sonra usulca aradan çekilip sözü şaire bırakmanın vakti…

    “Savrulup duran bir zaman diliminde 
Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler 
Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı 
Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür…”

     

    Faysal Sarıyıldız

    HDP Şırnak Milletvekili-CİZRE

    Kaynak: ANF

  • Kuzey İngiltere’yi Sel Vurdu

    Kuzey İngiltere’yi Sel Vurdu

    Noel Bayramının kutlandığı Cuma günün ardından, Kuzey İngiltere’de, aşırı yağışların nehirlerin taşmasına yol açmasıyla, büyük alanlar sular altında kaldı.

    York'ta sular altında kalan ev ve arabalar
    York’ta sular altında kalan ev ve arabalar

    York, Leeds ve Manchester’da çok sayıda ev boşaltıldı. Başbakan David Cameron bugün böldeyi ziyaret etti.

    Yaklaşık 25 bin evin hafta sonunda elektriksiz kaldığı Manchester’da, 1000’in üzerinde evde henüz elektrik bağlantısı sağlanamadı.

    Kurtarma ve temizleme çalışmalarına 300 askerin ilk olarak görevlendirildiği sel felaketinde, daha sonra 200 asker katıldı. Bin asker de ihtiyaç doğrultusunda görev için bekletiliyor.

    Leeds’de 1000 ev sular altında kaldı. York’ta 20’den fazla yol selden dolayı ulaşıma kapalı.

    Price Water Coopers muhasebe şirketi Desmond ve Eva fırtınaların yol açtığı sel zararının 1.5 milyar sterlini bulacağını ilk olarak açıklasa da, KPMG muhasebe şirketi, zararın beş milyar sterline ulaşabileceğini açıkladı. KPMG, bu rakamda bir milyar sterlin, sigortasız, ya da yetersiz sigortaların zararlarının da yer aldığını belirttiler.

    Ev ve iş yerleri için acil yardım fonları hazır bulunuyor.

    Kuzey İngiltere’yi Sel Vurdu 2

    Son iki günde elektriği kesilen 24,750 eve tekrar bağlantı sağlandı, fakat Manchester bölgesinde 1,100’de henüz elektrik yok.

    Bölgeyi ziyaret eden, Cameron ‘yeterli önlemleri aldık’ açıklamasını yaptı ve daha neler yapılabilirdi diye gözden geçirileceğini söyledi. Cameron, sel felaketlerine karşı, Muhafazakar hükümetinin en fazla bütçeyi ayırdığını söyledi, fakat, mevcut durumda ve iklim değişikliğinden kaynaklı bu bütçenin yeterli olmadığı söyleniliyor. Uzmanlar, başbakanın uyarılara rağmen yeterli önlemler almadığını söylediler.

    Meteroloji dairesi, İngiltere’nin, kayıtta olan, en yağışlı Aralık ayını yaşadığını açıkladı. Çevre Dairesi dokuz bölgede ciddi sel uyarısının olduğunu açıkladı; bu bölgelerde hayati tehlike riski bulunuyor. 53 bölgede de sel bekleniyor; bir an önce tedbir alınması gerekiyor. 70 bölgede sel olasılığı bulunuyor- bu bölgelerde hazırlıklı olunsun uyarısı yapıldı.

    İngiltere’de son olarak, Kasım’da fırtına Desmond, Cumbria bölgesinde sele yol açmıştı; daha önce de, Şubat ayında Somerset bölgesinde sel yaşanmıştı.

    10 Kasım’dan itibaren, Abigail, Barney, Clodagh, Desmond ve son olarak, 22 Aralık’ta Eva fırtınaları İngiltere’yi vurdu. Aralık ayın sonunda Frank fırtınası bekleniyor.

  • Aziz Tunç: 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır

    Aziz Tunç: 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır

    Britanya Kürt Halk Meclisi ve Göçmen İşçiler Kültür Derneği (Gik-Der) tarafından organize edilen ve konuşmacı olarak araştırmacı yazar Aziz Tunç’un konuk olarak katıldığı “Maraştan Roboski’ye Katliamlar, Unutmadık Unutmayacağız” isimli panel Pazar akşamı Gik-Der lokalinde gerçekleştirildi.

    Aziz Tunç: 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır 1
    Aziz Tunç Londra’da Düzenlenen Panelde Konuştu

    Panel başta Maraş ve Roboski katliamlarında hayatını kaybedenler olmak üzere Aralık ayında ölümsüzleşenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.

    Açılış konuşmasının ardından sözü panelin konuğu olan Aziz Tunç aldı. Tunç bugünkü katliamların geçmişten bağımsız ele alınamayacağını belirterek, Osmanlının son dönemlerinde uygulanan katliam ve asimilasyon politikalarına değindikten sonra yeni kurulan cumhuriyetinde bu politikaları sürdüren bir anlayışa sahip olduğunu söyledi.

    “1915-1937 arasında bu topraklarda asli unsur olan Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani’lere yönelik katliamlarda bu kesimler geriletilerek Türk Sunni kesimin çoğunluğu sağlanmaya çalışılmıştır. Aynı dönemde Kürtlere ve Alevilere yönelik katliamlarda asıl olan onları etkisizleştirerek kontrol altında tutmak olmuştur. 1960’lara kadar tarih böyle ilerlemiştir. 1960’lardaki dünya çapında gelişen toplumsal duyarlılıkta bu topraklarda ilk olarak karşılığını Kürt ve Aleviler arasında bulmuştur. Bundan daha doğal olanı düşünülemezdi. Çünkü ezilen ve hor görülen bu kesimlerle devrimcilerin buluşması kadar doğal bir olay olamazdı.”

    KATLİAMLAR, EN İYİ BİLDİKLERİ YÖNTEM

    “70’lere gelindiğindeyse artık egemen sınıflar eskisi gibi yönetemez duruma düştüklerinde en iyi bildikleri oyunu sahneye koydular; katliamlar. ilk olarak 16 mart ’78 katliamıyla başlayan süreç 1 Mayıs 78’le devam ederken paramiliter güçler devreye sokularak sokak infazları yaşanmaya başladı. Ancak işler egemenlerin istediği gibi ilerlemiyordu. Bu kadar katliam ve saldırıya karşı devrimci güçler güçlenerek ilerleyişini sürdürdü.”

    Maraş katliamının daha iyi anlaşılması için arka planı bu şekilde açıkladığı belirten Aziz Tunç daha sonra şöyle devam etti; “Maraş katliamına gelindiğinde neden Maraş sorusu sorulabilir. Katliam politikaları 78 devreye sokulduğunda Malatya, Elazığ gibi başkaca yerlerde kitlesel katliam girişimleri olsa da istediklerini hayata geçiremediler. Maraş bölgesel olarak tarihsel olarak direniş geleneği yüksek bir merkezdi. Sindirilemeyen Kürt ve Alevi kitlesinin yoğun bulunduğu bir merkezdi.” Maraş katliamı devlet tarafından organize edilmiş koordineli bir katliamdır. Bunu gerek dönemin başbakanı Ecevit’in daha sonra çıkan belgelerinde gerekse de katliamın hazırlanışı uygulamaya konulması süreçlerinde çok net bir şekilde görmekteyiz.”

    “Maraş yargılanmaları denen şey de koca bir yalandan ibarettir. Burada da asıl amaç katillerin aklanması ve devletin katliamdaki rolünün gizlenmesidir.”

    ÇOK BÜYÜK BİR TRAVMA YAŞANMIŞTIR

    Katliamların ortaya çıkardığı en büyük sonuçlardan biri de travmalar olduğunu söyleyen Tunç, “Şu anda bu salonda da yakından tanıdığımız Maraş katliamında ailelerini yitirmiş dostlarımız bulunuyor. Bir arkadaşımızın gözlerinin önünde annesi, ablası ve 3 aylık kardeşi öldürülmüştür ve o günden bu yana konuşma yetisini kaybetmiştir. Bunlar çok ağır travmalardır. Son kitabımı yazarken de bu örneklerle çok fazla karşılaştım. Amacım toplumsal hafızamızı taze tutarak Maraş katliamını unutmamak, unutturmamak. Bir gün zafer kazandığımızda burada benimde en ufak bir katkım olacaksa bundan çok mutlu olacağım” dedi.

    BU SÜREÇTEN ZAFERLE ÇIKACAĞIZ

    Konuşmasının ikinci bölümünü güncel siyasal gelişmeler üzerine sürdüren Aziz Tunç sözlerini şöyle sürdürdü; “başta da dediğim gibi katliam bir devlet geleneği olarak devam ediyor. 19 Aralık hapishaneler katliamı, 28 Aralık Roboski katliamı, Suruç, Amed, Ankara ve 1 Kasım sonrası Kürdistan’da her gün yaşanan katliamlar, devletin yönetemediği anda başvurduğu yok etme geleneğinin bir sonucu.

    Ancak şunu belirtmek istiyorum; asla umutsuz değiliz, karamsar olamayız. Bakın bugün yaşadıklarımız 12Eylül’den daha ağırdır, ’93 de yaşadıklarımızdan aşağı kalır yanı yoktur. Gençler, bebekler yaşlılar öldürülüyor, cenazeler sokaklarda kalıyor, evlerde buzlanarak saklanıyor. Ama, direniş baş eğmeden, büyüyerek sürüyor. Kürt Özgürlük Hareketi 12 Eylülden çok daha ileri düzeyde örgütlü ve güçlü. Keza Türkiye Devrimci Hareketinin ileri bölüklerinin KÖH ile kurduğu bağlar da çok ileri düzeyde. İşte bu yüzden bu günlerden zaferle çıkacağız. Bugün değilse de yarın bu süreçten güçlenerek çıkacağız.”

    Aziz Tunç: 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır 1
    Maraş’tan Roboski’ye adlı panele çok sayıda kişi katıldı

    Panelin ikinci bölümünde ise önce kurum temsilcileri söz aldı. İlk sözü Britanya Kürt Halk Meclisi temsilcisi alarak Roboski katliamına değindikten sonra, öz yönetim ve direnişleri selamlayarak “dün nasıl Çillerleri, Mesut Yılmazları, Ecevitleri vb. çöpe attıysak Erdoğan ve çetesini de tarihin çöplüğüne atacağız. 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır” dedi.

    Ardından Gik-Der adına söz alan konuşmacı “Sayın Aziz Tunç katliamcı devlet tarihini ve arka planını çok güzel açıkladı. Şimdi yüzümüzü Kürdistan’a direnişe ve birleşik mücadeleye dönmeliyiz” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “.Görevimiz devrim yangınını batıya taşımaktır. Bir kaç gün önce İstanbul’da katledilen iki kadın yoldaşımız, bu kavgayı batıda omuzlamak için yürütülen mücadelenin bir parçasıydılar. Katliamlara karşı yapmamız gereken öz yönetim direnişleriyle el ele vererek birleşik mücadele cephesini büyütmektir”.

    Daha sonra soru cevap bölümüne geçildi. Katılımcıların sorularının yanıtlamasının ardından son sözü yine panelist Aziz Tunç aldı ve “93’de köyler boşaltıldı. Bugün şehirler, ilçeler boşaltılıyor. Ancak direniş kırılamıyor, aksine büyüyor. Eskiye göre daha hazır ve örgütlüyüz. O halde susmak ve kanıksamak, umutsuzluk yok. Direniş kazanacak. Biz kanacağız” diyerek sözlerini bitirdi.

    Aziz Tunç: 2015 direniş yılı oldu, 2016 zafer yılı olacaktır 1