1 Kasım’da yapılacak genel seçimleri kapsamında 18 Ekim Pazar günü Londra’da HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın katılımıyla kitlesel bir seçim etkinliği yapılacak. HDP Britanya seçim koordinasyonu tarafından organize edilen seçim etkinliği 18 Ekim Pazar günü saat 15:30’da Wood Green’de bulunan Dominion Centre’de yapılacak.
HDP Eş genel Başkanı Selahattin Demirtaş
Pazar günü saat 15:30’da HDP Eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın katılımıyla yapılacak seçim etkinliği ihityaç duyulduğu takdirde iki grup halinde yapılması planlanıyor. HDP Britanya seçim koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada her türlü hazırlıklarının yapıldığını ve kitlenin salona sığmaması durumunda iki grup halinde etkinliklerini yapacaklarını açıkladı.
LONDRA’DA OY KULLANILACAK YER VE TARİHLER NETLEŞTİ
Dönem Milletvekili Genel Seçimleri için Londra’da oy kullanma işlemi 22-23-24-25 Ekim 2015 tarihlerinde (Perşembe-Cuma-Cumartesi-Pazar)10:00-19:00 saatleri arasında gerçekleşecek. Londra’da oy kullanacak seçmenler daha önceki seçimlerde de kullanılan Olympia Sergi ve Konferans Merkezi’nde (Kensington, Londra, W14 8UX) oylarını kullanabilecek.
Vatandaşların oy kullanabilmek için Londra Başkonsolosluğuna kayıtlı olup olmadıklarını www.ysk.gov.tr adresinden kontrol ederek teyit etmeleri ve seçimlere üzerinde T.C. kimlik numarası bulunan, fotoğraflı ve geçerli nüfus cüzdanı veya pasaportla gitmeleri gerekmektedir. *Seçim günü nüfus cüzdanında veya pasaportunda T.C. kimlik numarası kayıtlı olan vatandaşlar oy kullanabilecektir.
Bu nedenle, nüfus cüzdanında veya pasaportunda T.C. kimlik numarası kayıtlı olmayan vatandaşların en kısa sürede kimlik belgelerini T.C. Londra Başkonsolosluğunda yenilemeleri gerekmektedir.
Nüfus cüzdanınızı Başkonsolosluğa posta ile müracaat ederek yenilemeniz mümkün olup pasaport yenilemek için Başkonsolosluğa şahsen müracaat etmeniz gerekmektedir.
Londra Başkonsolosluğunda kayıtlı olmayan veya geçerli kimlik belgesi ibraz etmeyen vatandaşların söz konusu tarihlerde Londra’da oy kullanmaları mümkün olmayacak, ancak yurtdışı seçmen kütüğünde kayıtlı olanların 8 Ekim-1 Kasım 2015 tarihleri arasında gümrük kapılarında oy verme imkanları bulunacaktır.
Yurtdışı seçmen kütüğüne göre Edinburg Başkonsolosluğunda kayıtlı olan seçmenler ise yine Londra ile aynı tarihlerde Edinburg Başkonsolosluğunda (Forsyth House, 93 George Street, Edinburgh, EH2 3 ES) oylarını kullanabileceklerdir.
KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü ve görüşmeci heyeti üyesi Barış Burcu ile Kıbrıs’ta barış arayışları süreci ile ilgili tarihsel sürece ve şuanda müzakerelerin ne yönde devam ettiği konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.
KKTC Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu
Uzun yıllardır Kıbrıs adasındaki bölünmüşlük ve sınırların kaldırılması adına devam eden barış görüşmeleri ve müzakerelerde ne noktaya gelindiği merak konusu. Ateşlerin yandığı ve kan gölüne dönen Ortadoğu, gündemi uzun süredir meşgul ederken Kıbrıs’ında stratejik olarak Ortadoğu’ya açılan bir kapı ve batılı güçler için Akdeniz’de bir savaş gemisi olduğu gerçeği göz ardımı ediliyor. Kıbrıs Türk toplumu cumhurbaşkanlığı seçiminde bu sefer sol kökenli bir adayı başa getirerek müzakerelere ivme kazandırmaya çalışırken, garantör ülke Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya karşı ve Kıbrıs meselesine yönelik tutumu ne yönde. Ana vatan- Yavru vatan atışması, müzakere süreci, anlaşılan yada anlaşmaya varılmayan konu başlıkları Türkiye devletinin Kıbrıs politikasına dair daha bir çok konuyu ele aldığımız ve KKTC devleti Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı her hafta bir bölüm olmak üzere yayınlayacağız.
Telgraf: 1968 yılında başlayan barış görüşmelerinden bu güne, Kıbrıs’ta barış arayışları ve müzakere sürecinin tarihini kısaca anlatırmısınız?
Burcu: “1963 yılında başlayan Kıbrıs sorunu barış arayışı görüşmelerini de beraberinde getirmiştir. İki toplumlu görüşmeler 1968 yılında Beyrut’ta başlamıştır. Genelde bilinenin aksine Kıbrıs sorunu 1974 yılında değil 1963’te başlar. Kıbrıs konusu bir şekilde o kadar farklı ve uzun süreçlerden geçti ki, sadece Kıbrıs’lıların değil dünyanın da tahammülü tükeniyor Kıbrıs sorununa, her ne kadar da burada başka coğrafyalarda olduğu gibi gözyaşı, kan, barut olmasa dahi bu kadar uzun bir zamana yayılıyor olması ve stratejik gelişmeler önünde her zaman bir engel teşkil etmesi rahatsızlık vermeye başladı, bu bakımdan günümüzde konjonktür daha uygun hale gelmeye başlıyor. 1968’den beri Kıbrıs barış görüşmeleri devam ediyor, ilk görüşmeler 1968’de Beyrut’da başladı, Denktaş ve Klerides arasında, 1980 yılına kadar, liderler düzeyinde ve gelecekteki çözümün temel prensipleri ne olacak, çerçevesi ne olacak konuları üzerine yoğunlaşmıştı görüşme süreçleri. Tamamen hızlı ve bütünlüklü bir çözüm, kapsamlı bir çözümden ziyade, gelecekte biz bir anlaşmaya varırsak bu anlaşmanın temel prensipleri ne olmalıdır yönünde yoğunlaşmıştı liderlerin ilgi ve dikkati. Meşhur 1977’de Denktaş ve Makarios, 1979’da da Denktaş Kyprianu, zirvesinin sonuçları üretildi. Şimdi bu sonuçlara göre, iki bölgeli iki toplumlu, federal bir Kıbrıs oluşturulacaktı. 1970’lerin ikinci yarısında iki liderin vardığı mutabakatlar bu yöndedir. Bu mutabakatların her birinde 7-8 madde de uzlaşıya varılmıştı.”
Telgraf: 1980’li yıllarda ve özellikle Türkiye’de Turgut Özal döneminde Kıbrıs’ta barış arayışları ne durumda idi ve Türkiye’nin Kıbrıs sorununa düşkünlüğünün kaynağı nedir?
Burcu:“1980’lerden sonra Kıbrıs görüşmelerinde kısa bir duraklama oldu. Biliniyor ki 1980’lerde Türkiye’de yapılan askeri darbe bir çok süreci de geriye götürdü. 1980’lerin sonlarına kadar görüşmelerde bir uyutma dönemi geçti denilinebilir.
Kıbrıs sorununun tekrar canlanması 1987’de Turgut Özal’ın Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyelik müracaatını yapmasıyla başlar diyebiliriz. O günden sonra Kıbrıs sorunu ayni zamanda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ile ilişkilendirilmiş bir sorun haline dönüştürüldü. Aslında bunun mantığı, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’da kurulduğu zaman, kuruluş anlaşmaları, garanti ve ittifak anlaşmaları ile ek protokoller, sadece Kıbrıs Cumhuriyetinin anayasal düzeninin korunması ve bu korunmaya yönelik güvenlik tedbirlerinin alınmasına yönelik değildir, ayni zamanda bölgesel bir de dengeyi sağlar. Örnek verebilecek olduğum bir maddesinde der ki; Kıbrıs Cumhuriyeti bütün garantör ülkelerin üye olduğu bir kuruluşa üye olamaz. Dolayısıyla 1987 de Özal’ın yapmış olduğu müracaatta Kıbrıs Cumhuriyeti O gün için Avrupa Birliği üyesi olmasa dahi daha sonraki süreçlerde Kıbrıs Cumhuriyeti malum sebeplerden dolayı Avrupa Birliği üyesi olduğu için o 1987’De yapılan müracaat bugüne doğru bakıldığı ve okunduğu zaman, aslında öyle bir dengenin oluşturulmasına yönelik yapıldığı görülüyor.”
Telgraf: Türkiye’nin AB üyeliği tutkusu Kıbrıs ve Kıbrıs halklarına ne yönde değerler sundu veya herhangi bir engel teşkil etti mi?
Burcu: “1987’Deki AB müracaatından sonra Türkiye Avrupa ile uyumlaşma sürecine girmek zorunda kaldı, bu uyumlaşma sürecinin her aşamasında, Türkiyeyi batıya daha yaklaştırabilecek, Kıbrıs sorunundaki kalıpları kırabilecek ve çözüme doğru yönelebilecek bir takım açılımlar sunuldu. Örneğin 1990’ların başındaki O meşhur, güven yaratıcı önlemler; Maraş’ın her iki toplumun yararına açılması, Lefkoşa’da ara bölgede bulunan atıl durumdaki uluslar arası hava alanının her iki toplumun faydası için açılması projeleri idi bunlar. O dönemlerde sınır kapıları kapalı idi, Kıbrıs Türkünün dünyayla ve güneyle bir teması yoktu, kopuktuk. Maraş’ın ve Lefkoşa havaalanının açılıyor oluşu hem iki toplumun buluşması hem de orada oluşturulacak özel statülerle toplumların dünyayla teması imkanları ve ticaret imkanları sağlayacaktı. Bu planlar ortaya atıldığı zaman hem gelecek çözüme Kıbrıslı Türkleri ve Rumları hazırlamak bir yakınlaşmayı sağlamak hem kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına yardımcı olacak hem de Türkiye’nin AB’ye hazır oluncaya kadar geçecek zamanı doğru bir çizgide geçirmek maksadıyla önerilmişti bunlar. Bunun en büyü nedeni Türkiye AB üyesi olmak isterken Kıbrıs’ta bir savaş hattı bir düşman hattı ilişkisi içinde olan bir durumla bunu ileriye taşıması mümkün değildi, bu durumu karşılıklı iş birliği haline dönüştürmeye çalışırken sınırın belli alanlarında örneğin Maraş ve Hava alanı gibi, O işbirliğini hayata geçirecek bir uygulamaya döndürmesi bu fırsatı yaratacaktı. TC devleti yetkilileri O zamanlar bu güven yaratıcı önlemleri oldukça desteklemişti. Fakat buna rağmen rahmetli Denktaş güven yaratıcı önlemleri desteklemedi ve bu önlemler hayata geçirilemedi. Eğer zamanında güven artıcı önlemler hayata geçirilse idi geçirdiğimiz 20 yıl boşa gitmeyecekti. Hem TC’nin AB üyeliğine hazırlanma sürecinde daha iyi bir ivme kazandırılmış olacaktı hem de Kıbrıslı Türk ve Rumların ekonomik olarak, siyasal ve kültürel olarak, bu kayıp atıl olarak bekleyen nimetleri de değerlendirebileceği iki toplumun yararına daha sağlıklı bir hayat olacaktı ama bu geride kaldı.”
Telgraf: 1974 yılına geri dönecek olursak, Kıbrıs adasının 1974 yılından bu yana bölünmüşlüğü bir gerçektir. Toplumlar arasında da barış arayışını da bu bölünmüşlük beraberinde getirmiştir. Uzun yıllardır devam eden müzakerelerde bu güne kadar hangi konular görüşülmüş ve başlıklandırılmıştır?
Burcu: “Bizim müzakere sürecimizde biz müzakerelere hangi temel ve zeminde başlayacağımızı önce anlaştık sonrada hangi başlıklar altında bunu sürdüreceğimizi anlaştık. Bu müzakerelerin temel çerçeve ve prensipleri, 11 Şubat 2014’De imzalanan Anastasiades ve Dr. Derviş Eroğlu ortak mutabakat belgesinde kayıtlıdır ve her iki tarafta bu mutabakat belgesindeki unsurları görüşme zemininin esas unsurları olmalarını Kabul ederek görüşmelere başladılar. Ortak mutabakat belgesinin temel unsurları nedir onlardan kısaca bahsetmek isterim, birincisi; eşitlikçi bir federasyon kurulacak, iki, tek egemenliği olan bir federasyon kurulacak ama bu tek egemenlik iki toplumdan eşit neşet edecek, her iki toplum eşit olacak ortak bir egemenlik, federal yapının oluşması iki kurucu devlet tarafından yapılacak. Federal hükümetin yetkilerinin ne olacağı müzakere sürecinde netleştirilip çözüm sürecinde anayasaya yazılacak, bunun dışında kalan bütün yetkiler ise kurucu devletlere ait olacak. Federal yapının yetkilerinin ne olacağı tarafların pazarlığı sonunda ortaya çıkacak ve onun dışında alan yetkilerin tamamı kurucu devletlere bölüştürülecek. Bir diğer prensp te şu idi; bu güne kadar uzlaşılamayan tüm başlıklar masada olacak ve bu başlıklar bir biri ile bağlantılı olarak görüşülecek. Bu şimdiye kadar saydıklarım 11 Şubat anlaşmasında yazılı olanlardır, ve bir görüşmelere başlarken bu anlaşmayı Zemin olarak Kabul ettiğimizi ve güneyinde bu zemini kabulü ile bu zeminde görüşmelere devam ediyoruz.”
Telgraf: Müzakere sürecindeki önde gelen ve hala hazırda görüşülen en önemli konuları açıklarmısınız?
Burcu: “Şuanda 6 tane başlığımız var, birincisi yönetim ve güç paylaşımıdır, diğeri ekonomi başlığı, üçüncüsü Avrupa Birliği başlığıdır, dördüncüsü mülkiyet başlığıdır, beşincisi toprak başlığıdır, sonuncusu ise güvenlik ve garantilerdir. 11 Şubat 2014 belgesinde tüm bu başlıkların detaylı görüşüleceği belirtilse de biz görüşmelerin ilk aşamasında muhataplarımızdan ricacı olduk ve dedik ki biz garantiler konusunu sona bırakmak istedik. Çünkü garantörlerin neyi garanti edeceklerini ortaya çıkarmamız gerekiyor, ikincisi garanti ve ittifak anlaşmaları uluslar arası bir anlaşmadır, uluslar arası bir anlaşmanın bozulabilmesi için o anlaşmaya imza koymuş bütün tarafların yeniden bir araya gelip değişime imza koyması lazımdır. Dolayısıyla sadece Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin yada toplumların bir başlarına bu anlaşmaları değiştirmelerine imkan yoktur. Dolayısıyla bunu sona bıraktık. Bir diğer sona bıraktığımız husus ise toprak başlığının yarısıdır. Çünkü toprak başlığında bir kriterler var birde yüzdelikler var. Kurucu devletlere hangi oranda coğrafya bırakılacak sorununu sona bırakmış olduk. Yeni devletin haritalanmasını biz yine sona bıraktık çünkü bir anlaşma öncesinde bölgelerin netleşmesi toprak ayarlamaları hususunda bir takım açıklamalarda bulunursak, o zaman anlaşmaya varmadan buralardaki hayat kaosa düşebilir. Bu bölgelerdeki hayatın yeniden düzenlenmesi anlaşmadan çıkan düzenlemeler ile yapılacak dolayısıyla bu bölgelerdeki insanlarımızı boş yere tedirgin etmeye gerek yok diye düşündük. Esas çerçevemiz yukarıda belirttiğim başlıklar ile kıstasında görüşmelere başladık. En çok gelişmeyi en kapsamlı başlık olan, yönetim ve güç paylaşımını kapsamlı bir şekilde görüştük. 20 ye yakın ortak kağıt üretebildik.
Yönetim ve güç paylaşımının yüzde 85 oranda uzlaşıldığını söyleyebilirim. Geriye kalan uzlaşılmayan yüzde 15’lik konu başlıklarının ise yönetim ve güç paylaşımında karşılıklı anlayış ve yakınlaşmaların sağlandığını fakat evet anlaştım deme pozisyonunda bulunmadığını söyleyebilirim.”
Görüşmelerde ne gibi konuların konuşulduğunu daha detaylı olarak gelecek haftaki gazetemizden takip edebilirsiniz.
İngiltere Cem Evi yönetim kurulu üyesi, İngiltere Alevi Gençler Birliği eski başkanı ve Avrupa Alevi Gençler Birliği yöneticisi, Ruhi Su Altun gazetemize, günümüzde Alevilik sorunları ve önümüzdeki seçim sürecinde Alevilerin tutumu ile ilgili konuştu.
Röportaj: Erem Kansoy
Çocukluk yıllarından bugüne Alevi kurumlarında aktif bulunan ve İngiltere’de Alevi gençliğinin örgütlenmesine emek veren Ruhi Altun “ingiltere’de yaşayan gençlerimiz özünden koptu gençlerimiz asimile oldu ve yıllardır Türkiye’de devletin bize yapmaya çalıştığı yok etme politikasını biz Avrupa’da kendi kendimize gerçekleştirmekteyiz.” diyerek İngiltere’de yaşayan Aleviler’in sorunlarına da değindi.
Ruhi Altun
Ailesi aslen Dersim’li olup, Kayseri’ye göç eden 1995 doğumlu Ruhi Altun dünyaya Londra’da geldi. Londra’da ilk ve orta eğitimini tamamlayan Altun halen işletme bölümünde bir üniversite öğrencisi.
Telgraf: Alevi kültürü ile nasıl tanıştınız ve dernek aktivitelerine nasıl katkı koydunuz?
Altun: “Babamın sol örgütlerdeki çalışmalarından dolayı küçük yaşta derneklere gidip geliyorduk. Aynı zamanda saz öğrencisiydim. Alevi Kültürü ile saz ve Hacıbektaş’a gidince tanıştım, 10 yaşından itibaren, belirli bir yaşta artık Sivas katliamı, Maraş katliamlarını öğrendim ve böylesi barışçı bir toplumun neden katliamlara maruz kaldığını araştırınca zaman içinde Alevi örgütlerinde ki çalışmalarıma da başlamış oldum. Eski zamanlarda derneğimizde Alevi deyişler söyleyip çalardık, bu sürecin ardından Cem Evinden bir arkadaş grubu içerisinde yürüyüşlere gelip gitmeye başladık yürüyüşlerde ve festivallerde afişler asarak aktifleşmeye başlamıştık.
Telgraf: Geçtiğimiz dönemlere kıyasla, gençlerin derneklere katılım oranı nedir?
Altun: “Geçtiğimiz dönemlere kıyaslayacak olursak gençlerin derneklere katılımı ve aktifliği bu günden çok farklı değil. Etkinlik ve toplantılarda yine kendini geliştirip öğrene bilen gençlerin sayısı her zaman olduğu gibi belirli sayıda kalıyor.”
SEYİT RIZA’LARLA TANIDIM ALEVİLİĞİ
Telgraf: Dernek çalışmalarında sizi en çok ne motive ediyor?
Altun: ”Aile fertlerimden duyduğum ve gördüğüm Alevilik ve günümüzün Aleviliği arasında çok büyük farklılıklar olduğunu gördüm. Ben bütün baskılara rağmen inançsal ve devrimci duruşundan taviz vermeyen önderlerin sayesinde Alevilikle tanıştım. örneğin Hz.Hüseyin’in Kerbela’da yezide boyun eğmemesinden tutun Seyit Rızan’ın bütün zorluklara rağmen son nefesinde bile duruşundan taviz vermeden katledilmesiyle Aleviliği tanıdım, ama zaman içerisinde neden Alevi toplumumun bu değerlerine sahip çıkmadığını anladım. Örneğin inanç önderlerimizin; Nesimi, Pir Sultan abdal vs yaşam felsefelerinin, siyasi duruşu ve inançsal yaşamından yola çıkacak olursak, Aleviliğin iktidarcı uygarlık karşısında direnen bir toplum gerçeği olduğunu ve bu her zaman iktidar için tehlike olduğunu göreceğiz. Bu nedenle Alevi örgütleri içerisine sinsice girmiş yezidlerin gerçek Aleviliğin içini boşaltıp yeni bir Alevi dünyası üretmeye çalıştığını ve Alevilerin bu oyunlara gelip az önce bahs ettiğim değerlerden uzak tutulduğunu gördüm. Bu beni çok etkiledi ve örgütlenmemiz içerisinde daha da aktif çalışmamda çok motive etti diyebilirim.”
Telgraf: Avrupa’da Alevilerin ve Aleviliğin temsiliyetinden bahs edermisiniz, ayrıca Alevilerin Avrupa’ya göç sebeplerinin başında ne gelir?
Altun: “Avrupa genelinde 270 Alevi kurumu aktif şuanda. Hepsi Avrupa Alevi Birlikler Konferderasyonu’na bağlılar, Almanya Köln’de bulunuyor. Cem Evleri bulunduğu ülkenin Federasyonu’na bağlıdır, federasyonlar ise Almanya’daki Konfederasyona bağlıdır.
Dünyada milyonlarca Alevi var. Bu milyonları temsil ettiğini sanan ve kendini bu şekilde pazarlayan bir çok kişiler var. Bu kişilikler Alevi toplumunun inançsal ve örgütsel anlamda bir araya gelmesini de engelliyor. Tabi buda devletin yıllardır Aleviler üzerinde yürüttüğü katliam ve asimile politikalarının bir sonucudur. Artık toplumumuz bu tarz kişilikleri iyi biliyor çünkü bu kişiler benliği ve egosuna yenik düşüp kendilerini deşifre ediyorlar. Yaptıkları çalışmaların toplumsal çıkarlar üzerinde değil aksine kendileri ve çevreleri için kariyer yatırımlarını yaptıklarını görüyoruz.
KİMLİK ÇATIŞMASI ALEVİ GENÇLER AÇISINDAN EN BÜYÜK SORUN
Katliamlar üzerine Alevi toplumu korkulardan ve özgürlük için Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göç ediyor. Bugün Avrupa’da milyonlarca alevi yaşam sürüyor, Aleviler kültürlerini çocuklarına aktarabilmek adına örgütlenmeyi tercih etti bundan 25 yıl önce Almanya’da ilk Alevi kurumu oluşturuldu ve orada filizlenen bu çiçek tüm Avrupa’yı sardı. Bu örgütlülük Türkiye’deki Alevi sorunlarını Avrupa’ya taşırken aynı zamanda kendi sorunlarını da doğurmaya başladı. Yoksul Alevi aileleri Türkiye’nin köylerinden katliamlardan kaçtıkları köylerden gelişmiş ülkelere geliyorlar ve kapitalizm ile tanışıyorlar, kapitalizm ile yeni tanışan bir topluluk olunca kapitalizm sorunlarıyla karşılaşıyorlar, büyük sorun ise aslında çocukları, çocuklar dışarda başka bir hayat evde başka bir hayat, yaşıyorlar bundan dolayı kimlik çatışması, yeni nesiller aslında Avrupada’ki en büyük Alevilik problemi oluyor.”
Telgraf: Peki İngiltere’de yaşam sürdüren Alevi gençlerinin toplumsal duyarlılığı ne durumda?
Altun: “Alevilik hem kapitalizm ile yeni tanıştı, aynı zamanda Aleviliğin kendisi köyden çıkmayan bir inanç, Aleviliği şehirde yaşatma zorluğu yaşanıyor. Eskiden insanlar evlerinde Cem yaparken şimdi artık Cem evleri açıldı, ama sorun insanları bu cem evlerine çekmekte. İngiltere’de yaşayan çocuklarımız özünden koptu gençlerimiz asimile oldu ve yıllardır Türkiye’de devletin bize yapmaya çalıştığı yok etme projesini biz Avrupa’da kendi kendimize gerçekleştirmekteyiz. Tüm bu sorunlarla yüzleşince, bu süreçte toplumsal duyarlılık geç olmasına rağmen arttı ve, örneğin cem evi sayısı çoğaldı üye sayıları arttı. Bu derneklerimiz güçlendikçe her yerde olduğu gibi rant sağlamaya çalışan kişilikler de ortaya çıktı, tabi bu insanlar rantların bittiği yerde kendilerinin de kaybolduğu için bu insanlar hep gelip gitmeli oldu, tabiki bu insanlar topluma ciddi şekilde zarar vermedi ama ileriye gitme konusunda bir katkı da sağlamadı ve toplum oturduğu yerde biraz saymış oldu.”
Ruhi Altun
Telgraf: İngiltere’de Cem Evlerinin tarihsel süreci nasıl gelişti?
Altun: “1993 yılında şuan Dalston’da bulunan İngiltere Alevi kültür merkezi açıldı, 2008-9 yıllarında insanlar Britanya genelinde Cem Evleri açtılar bu son, 2014’de de bu Cem Evleri bir araya gelmesi amacıyla ülke federasyonu kuruldu. 1993 yılından bugüne Cem Evi olması gerektiği gibi sosyal alanda hizmet Verdi.”
ALEVİ GENÇLER OLARAK HDP’NİN YANINDAYIZ
Telgraf: Önümüzdeki Seçim sürecinde Avrupa ve İngiltere’deki Alevi kurumlarının duruşu ve tutumu ne olacak?
Altun: “Devlet seni katleder sonra torunlarının gözünde seni katleden kişiyi kahraman yapar. Aleviler bu oyunlara gelmemelidir. Alevileri kendi kimliği ile mecliste temsil hakkı veren, Alevileri sorunlarını ajandasına koyan ve gerçekten Alevi dünyasında da olan kadın-erkek eşitliği, işçilerin hakları, barışı savunan bir parti var. yani bu süreçte Alevilere HDP dışında başka bir alternatif çıkmıyor. Alevilerin taleplerini tek cevaplayan ve bunun üzerine yapıcı/pozitif politikalar üreten parti HDP’dir. Biz AABK ve Avrupa Alevi gençler birliği olarak HDP ile ittifak kararı almıştık geçen seçimlerde ve erken seçimlerde de aynı kararda kalacağız.”
Telgraf: Sen bir genç olarak özellikle İngiltere’de yaşayan gençlerimize tavsiyelerin nelerdir
Altun: “İngiltere’de yaşayan gençlerimiz kesinlikle siyasetten ve özünden kopmamalıdır. Eğer bizler toplum olarak bir yere geleceksek bu özümüzü bilmek ve sonrasında ekonomik ve siyasal gücümüzü siyasette doğru yönlendirmelerle olacaktır. Ben bu nedenle İngiltere’de yaşayan gençlerimizin okuduğu veya çalıştığı alanda her daim en üst başarıyı hedeflemesini ve Sah Hatayının bir şiarından yola çıkarak “Mert isen bu meydana gel, Meydanda Merdan olunur”. Yani gençlerimizi meydanımıza Cem evlerimize ve derneklerimize üye olup çalışmalara katılmalarını öneriyorum.”
Halkevi bünyesinde açılan Ceylan Önkol hafta sonu okulu 6-13 yaş arası çocuklara eğitim hizmeti vermeye başladı. Kayıtların halen devam ettiği hafta sonu okulunda Matematik, İngilizce, Tiyatro, Kürtçe ve Folklor dersleri veriliyor.
Kendi alanlarında uzman olan bir eğitimci kadro tarafından verilen dersler Pazar günleri Halkevi’nde yapılıyor. Halkevin’de bulunan temiz ve ferah sınıflarda verilen eğitim tamamen ücretsiz olup, ailelere ve öğrencilere büyük bir eğitim fırsatı sunuyor.
ÖĞRENCİLERİN OKULLARIYLA KOORDİNELİ ÇALIŞILACAK
Haftasonu okuluna kayıtlı öğrencilerin okulları ile koordineli çalışacak olan eğitimciler, belirli aralıklarla öğrencilerin okuldaki durumuna göre öğrenciye özel eğitim planları hazırlayacak. Öğrencilerin okuldaki derslerde yaşadıkları yetersizlelikler haftasonu okulunda aşılmaya çalışılacak. Ayrıca öğrencilerin ev ödevlerinde de planlı bir şekilde yardım edilecek.
ANADİL EĞİTİMİNİN ÖNEMİ
Ceylan Önkol hafta sonu okulundaki bir diğer önemli eğitim hizmeti ise Kürtçe dersler. Londra’da büyüyen çocukların büyük bir bölümünün Ana dilinden uzak bir şekilde yetiştirildiği bilinen bir gerçek. Çocukların ana dillerine hakim olması diğer derslerinde de başarılı olacağı bilimsel olarak ta kanıtlanan bir durum.
KAYITLAR DEVAM EDİYOR
Geçtiğimiz hafta başlayan Ceylan Önkol haftasonu okulunda kayıtlar halen devam ediyor. Kayıt yaptırmak isteyenler Pazar günü 31-33 Dalston Lane, London E8 3DF adresinde bulunan Halkevi’ni ziyaret edebilir veya daha fazla bilgi için 020 7249 6980 numaralı telefonu arayabilirler.
Çürüyen bedeni Ikea poşetlerine sarılı olarak, Epping Forest’te, kısmen gömülü olarak bulunan Hıdır Aksakal (53) cinayetinin soruşturması kapsamında bir kişi tutuklandı.
Boksör Çetin ve Musa Yakut isimleriyle de tanınan Aksakal’ın cesedi 9 Eylül’de bulunmuştu.
Remzi Akgüç (40), 25 Eylül’de Aksakal’ın cinayetinden tutuklanıp, ertesi gün Redbridge Magistrates’ Mahkemesine, ve daha sonra, 29 Eylül’de Old Bailey Yüksek Mahkemesine çıkartıldı.
Bir diğer 22 yaşındaki erkek gözaltına alındıktan sonra, soruşturmanın devamı süresince kefaletle serbest bırakıldı.
Aksakal Kent’in, Margate bölgesinde yaşıyordu, aynı zamanda Harringay bölgesine bağlantıları bulunuyordu. Londra Polis Birimi, Metropolitan Police, Aksakal’ın daha önce suça karıştığını ve 1998 yılında işlenen bir cinayetten yargılanıp serbest bırakıldığını açıkladı. Tottenham’da öldürülen, uyuşturucu taciri olarak bilinen, Bülent Giritli cinayetinde yargılanan Aksakal suçsuz bulunurken, Mustafa Sungur suçlu bulunmuştu.
Yapılan otopsi sonucunda, Aksakal’ın ölüm sebebinin silah yarasından olduğu açıklandı. Aksakal son olarak 17 Ağustos’ta Green Lanes’de görüldüğü biliniyor.
Banksy adı 10 yıldır var, ama en çok yeni dönemlerde ana medyaya çıkmış durumda. Son ‘show’u: Dismaland, eğlenememe parkından sonra artık bir ekol olmuş , sokak sanatının en popüler temsili haline gelmiştir.
Berfin Yüce-Londra
Disneyland eğlencesi ve sömürü-tüketim toplumu sistemine karşılık, çevreci ve muhalif bir ses, eleştiri olma amacı ile açılan sergi –gösteri, Ağustos’un son haftası ile Eylül’ün son haftası , Batı İngiltere’nin en yoksul kentlerinden birisi olan Weston Super Mare’de , Banksy’ninde ‘çocukluğumda giderdim’ dediği, şehrin ekonomik yoksulluğundan dolayı , uzun zamandır kapanmış ve dökülmüş, deniz kenarındaki, panayır yerinde izlenime sunulmuş. Banksy’nin kimliğinin bilinmediği göz önüne alınırsa, bu referansın anlamı daha da büyüyecektir.
Adından da anlaşılacağı üzere ; hayal kırıklığı şehrinin , ’hayal satan’, sisteme karşı kurma çabası olarak görülebilir. Serginin içeriği açıldığı şehirlerde anlaşılabilir. Kendisi de bir hayal kırıklığı şehri olan Weston Super Mare’nin, bu kaderinden sıyrılması ve biraz gün yüzüne çıkabilmesi için sergi yeri olarak bu kasaba seçilmiştir. Sonuç başarılı gibi görünüyor. Show ile beraber şehrin daha da popüler hale geldiği ve gündeme çıktığı görülüyor.
Aynı denemeyi Tracy Emin, kendi doğduğu şehir olan, Margate için denedi ve kesin sonuç aldı. Britanya’nın en yoksul şehirlerinden biri olan Margate, Tracy Emin’in bu sergi vb uğraşları ile , bir Tate Galerisi kazandı ve şu an en çok yükselişte olan bir şehir durumda.
Banksy öncülüğünde bir alternatif sanat şöleni de denilebilir. Komedyenlerden, alternatif müzik gruplarına kadar oldukça çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Öyle ki: 57 ayrı sanatçı, sokak sanatçısı, modern sanat ustaları, Damien Hirst dahil, Suriye’den , Rusya’ya büyük bir çeşitlilik. Video gösteriminden , direniş çadırına kadar her sunum bulunuyor. 16 show, komedyenlerden , ünlü yeraltı müzik gruplarına kadar bir çeşitle showda, çeşitli tarihlerde yerlerini alıyorlar. 22 kısa film, toplum yalnızlaşmasından, tüketim toplumu eleştirisine, oradan haksız savaş sonuçlarına kadar bir yelpazede gösterimi var.
Evrensel eşitsizliğin sanatsal şöleni de denilebilir. Çevre kirlenmesinden, ucuz işgücü eleştirisine, evrensel direnişin duyurulmasından, sistem içi kurtuluşun imkansızlığına kadar geniş, psikolojik ve pratik sunumları bir arada bulmak mümkün. Teknolojinin çocukları ve her şeyi esir ettiği, istense de, bu tarzda, sistemin dışına çıkılamayacağının, mesajı her yerde açık bir biçimde kendisini gösteriyor.
Alanın kurulumu ve çalışanların teatral davranışları, başlı başına eleştirel birer mesaj oluşturuyor. Bu koşullarda, eğlence sektörü emekçilerinin durumunu anlatıyor. Bütün çalışanlar mutsuz ve izleyicilere-ziyaretçilere kötü davranıyor. Kendileri oldukça mutsuz birer birey gösterimi sunuyorlar. Anonslarda düzenli olarak alternatif ve provakatif, düzeni yok sayan duyurular yapılıyor.
En can alıcı güncel olanları ise: Enternasyonal Direniş Çadırı ve çadırda sol gençlik grubunun propaganda ve üye çalışmaları sürdürüyor olmaları. Etkinlik canlı bir eyleme dönüştürülüyor. Çadırda Ortadoğu’dan, Güney Amerika’ya, oradan Avrupa’ya direnişler ve bunların muhalif sanatçılar tarafından sunumları yer alıyor.
Fakat bazı isimlere, ayrı dikkat çekilmesi gerek: Josh Kyes, Paco Pomet, Tammam Azzam, Huda Beydoun; en ayrık olanları.
sdf v Bugün sadece bir şey yaparsanız bu yeterli olamayabilir , mesajı başka bir çaresizliğin ifadesi gibi duruyor, modern insanda.
Sergiye görülmemiş yığınsal bir ilgi var. Şehir Brityanya’nın her yanına uzak olmasına rağmen her gün mahşeri kalabalık. Bilet bulmak neredeyse imkansız. Çoğu karaborsa satılıyor. Şehirliler için belirli bir kota ayrılmış. Geri kalan bilet bulursa girebilir. Sayı günlük 4 bin kişi ile sınırlandırılmış. Girişte teatral güvenlik aramaları ve sahte kameralar, polis–gümrükçü rolünde herkesi sert bir tarzda sorguluyor. İçerde, sokak reklam panolarını açabilen anahtar satılıyor ve bir çalışan bunun pratikte nasıl kullanılacağını gösteriyor. Alıp sokağınızdaki reklamı bir propaganda afişi ile değiştirebilirsiniz.
Anlaşılmayan bir tarzda, sergi-showda , tamamen orta-sınıf ve üstü ile orta-sınıf entelektüellerden oluşuyor. Halktan insanlara rastlanmadı denirse yeridir. Halk için bir sergide, neden hiç, hedefi olan halkın bulunmayışının yanıtını oluşturamadım.
Zaten serginin tanım cümlesi amacı yeteri kadar açıklıyor: Bertol Brecht: ’Sanat gerçeğe tutulan bir ayna değil, onu şekillendirmesi gereken bir çekiçtir’.
Aralarında tanınmış milletvekili, yazar, insan hakları savunucuları, sanatçılar ve akademisyenlerin olduğu bir grup kadın tarafından kaleme alınan ve Kürt halkına yönelik saldırılara karşı duyarlılık çağrısı yapan bir mektup İngiltere başbakanı David Cameron’a teslim edildi.
Kate Osamor, Melanie Gingell, Michelle Allison, Evrim Yilmaz
Kürdistan, Irak ve Suriye İçin Kadın Birliği (Women’s Alliance for Kurdistan, Iraq and Syria) bünyesinde kaleme alınan mektuba Prof. Mary Davis, Baroness Glenys Kinnock, İngiliz ve Galler milletvekilleri Kate Osamor, Caroline Lucas, Liz Saville ve yazar Cynthia Cockburn gibi uluslararası alanda tanınan 32 kadın imza attı. Mektup dün İşçi Parti milletvekili Kate Osamor, İnsan hakları avukatı Melanie Gingell, Roj kadın meclisinden Evrim Yılmaz ve KNK Britanya Kadın temsilcisi Michelle Alison’dan oluşan bir heyet tarafından İngiltere başbakanlığına elden teslim edildi.
İngiltere başbakanı David Cameron’a hitaben yazılan mektupta, Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarının acilen durdurulması, Rojava’daki özerk yönetimin tanınması, PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması, çözüm sürecinin tekrar başlaması ve bununla birlikte Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için aktif olarak girişimlerde bulunması çağrısı yapıldı. Peace in Kurdistan Campaign de çalışmaya aktif destek sundu.
Mektupta şöyle denildi:
Sayın başbakan:
Biz, kadın organizasyonları koalisyonu olan ve Kürt kadın hareketi ile çalışan Kurdistan, Irak ve Suriye İçin Kadın Birliği olarak Türkiye ve Irak’ta sivil Kürtlerin Türk devleti tarafından bombalanmasıyla birlikte büyük tehlikeye giren çözüm sürecine acilen dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Temmuz sonu itibariyle Daiş karşıtı koalisyona girmeye karar veren ve bu şekilde NATO’nun da desteğini alan Türkiye şimdiye kadar daiş yerine Kürtleri hedef almıştır.
Daha da ötesi geçtiğimiz haftalarda içinde seçilmişlerin de bulunduğu 1500’den fazla Kürt tutuklanmış, ve Uluslararası af örgütü ve İnsan hakları izleme örgütünün de kınadığı tutuklulara yönelik işkence vakaları yaşanmış. Şok edici Cizre kuşatması bir haftadan fazla devam etmiş.
Çözüm sürecinin tamamen bozulması halinde tüm bölge için büyük riskleri beraberinde getirecektir.
Kürt halkına yönelik saldırıların durdurulması, Türk devletinin askeri gücünü Daiş’e karşı kullanması ve PKK ile barış sürecinin tekrar başlaması için Türkiye üzerindeki bütün nüfuzunuzu kullanmanızı talep ediyoruz. Biz kadınlar olarak savaşın yayılması yerine Kürtlerle barışın inşa edilmesi için çalışmanızı istiyoruz.
Sayın başbakan, hakları için mücadele eden Kürt halkını desteklemenizi istiyoruz. Ne PYD’nin, ne de HDP’nin Erdoğan’ın iddia ettiği gibi sınırları değiştirme ve bölme gibi bir planlarının olmadığını çok net biliyoruz.
Bölgedeki tüm devletlerde çatışmaların bitmesi için model olan Rojava’daki demokratik özerk yönetimi tanımanızı talep ediyoruz. Kadınların Rojava’da sivil ve askeri yaşamın her alanında eşit bir şekilde rol oynamalarından kaynaklı Kürt kadın hareketi dünyadaki tüm kadınlara ilham kaynağı olmuştur.
Son olarak sizden, Türkiye’nin PKK, YPG ve YPJ’ye yönelik saldırılarını durdurması için tüm diplomatic kanalları kullanmanızı bekliyoruz. Gerçek şu ki şuan Daiş’e karşı en etkili ve güçlü mücadeleyi veren Kürtlerdir ve sizlerin desteğini hakediyorlar. Avrupa Birliğinden mevkidaşlarınızla birlikte çalışarak PKK üzerindeki adaletsiz terör etiketini kaldırmanızı, ve Kürt lider Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için çalışmanızı talep ediyoruz. İmralı adasındaki cezaevinden ‘Barış için yol haritası’nı yazan Abdullah Öcalan olmadan barış görüşmelerinin ilerlemesi mümkün değildir.
Saygılarımızla:
Baroness Glenys Kinnock
Baroness Joan Bakewell
Leslie Abdela MBE
Annette Lawson OBE,
Margaret Owen OBE
Kate Osamor -Milletvekili
Caroline Lucas- Milletvekili
Liz Saville –Galler Milletvekili
Evrim Yilmaz, Roj Kadın Meclisi
Michelle Allison, KNK Britanya Kadın Temsilcisi
Cynthia Cockburn, Yazar
Amrit Wilson, Freedom Without Fear Platformu
Dr. Shatha Besarani, Iraqi Women’s League
Meredith Tax, Centre for Secular Space başkanı
Elahe Amani, Global Circles, Women’s Intercultural Network
Intsar Saeed, Avukat, Cairo Center for Development (CCD) başkanı
Anni Pues, İskoç Yeşiller partisi, Uluslararası komite
Maggie Chapman, İskoç Yeşiller Partisi
Angie Zelter, Barış ve Çevre aktivisti
Prof. Mary Davis-Akademisyen
Melanie Gingell, İnsan hakları avukatı
Dr Radha D’Souza, Akademisyen
Hagir Ahmed, CAMPACC
Sofia Beatty, Kürt hakları Aktivisti
Isabel Marler, Feminist
Celia Shenouda, Feminist
Ifra Asad, İnsan hakları aktivisti
Nargis Azaryun, Aktivist, Kabul, Afghanistan
Noorjahan Akbar, Afgan aktivist
Nihal Zaghloul, Kadın hakları savunucusu, Cairo, Egypt
Donna Swita, Kadın hakları aktivisti Endonezya
Evi Zain, Kadın hakları aktivisti Endonezya