Cuma günü İngiltere’de iniş yapmak isterken Hampshire kentinde bir otomobil pazarının üzerine düşen özel bir jette bulunanların Bin Ladin’in aile bireyleri olduğu bildirildi.
İtalya’nın Milan kentinden havalanan Suudi Arabistan kayıtlı özel bir jet, Cuma günü İngiltere’nin Hamshire bölgesindeki Blackbushe Havaalanı’na iniş yapmak isterken düştü.
Uçak havaalanı yakınındaki açık bir otomobil pazarının bulunduğu yere çakıldı. Polise göre uçakta bulunan pilot ile üç kişi öldü. Kurtulan olmadı. Uçağın düşmesi sonucu yerde herhangi bir yaralanma olmadığı bildirildi.
İngiltere’deki Suudi Arabistan Büyükelçiliği ölenlerin El Kaide’nin şefi Usame Bin Ladin’in aile bireyleri olduğunu doğruladı.
Büyükelçilik, Twitter hesabında yaptığı açıklamada Bin Ladin’in oğullarına ve yakınlarına başsağlığı diledi. Büyükelçilik, ölenlerin kimlik bilgileri konusunda herhangi bir detay vermedi
Uçağın düşün nedeni konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.
Bugün öğlen saatlerinde İngiltere Başbakanlık binası önünde bir araya gelen grup AKP hükümetinin savaş politikalarını protesto etti.
https://youtu.be/_S8unmjlpvs
İngiltere başbakanlık binası önünde çadır açan grup Türk devletinin iki haftadan fazladır devam eden saldırılarını protesto etti. Britanya Demokratik Güçbirliği çağrısıyla toplanan grup Türk devletinin Suruç katliamından sonra başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere sol-sosyalist kesimlere dönük saldırıları protesto edildi.
Suruç katliamı ve ardından gelişen infaz ve tutuklama furyası başta olmak üzere Türk savaş uçaklarının bugün Kandil’de bulunan Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 10 sivilin yaşamını yitirmesi de protesto edildi.
Başbakanlık binası önünde çadır açan grup hazırlanan ingilizce bildirileri yoldan geçen insanlara dağıttı. Yapılan açıklamalarda ‘AKP’nin seçim yenilgisi ile beraber seçim olmamış gibi halen eski iktidarını sürdürdüğünü ve iktidarı elden bırakmamak için ülkeyi bir savaş alanına dönüştürdüğü’ ifade edildi. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit, Açıklamada ayrıca, Gazi cemevine yönelik saldırılar, Kürt özgürlük hareketine dönük hava operasyonları, yaşanan tutuklamalar, yargısız infazlar ve Suruç katliamının bir biriyle ilişkili olduğu ve hepsinin de AKP’nin savaş konseptinin bir parçası olduğu belirtildi.
ZERGELE KÖYÜNDE NE OLMUŞTU?
Türk devletine ait savaş uçaklarının hedef aldığı Kandil’in Zergelê köyünde, ilk belirlemelere göre sivil halktan 10 kişinin yaşamını yitirdiği ve 15 ağır yaralındı. 8 roketin isabet ettiği köyde birçok evin isabet aldığı ve ölü-yaralı sayısının daha da artabileceği bildirildi. Enkaz altında olanların da bulunduğu kaydedildi.
Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamdan 6 saat sonra Kürdistan Hükümeti Başkanlığından yumuşak bir kınama mesajı geldi.
Kürdistan bölgesel hükümeti başkanlığı resmi web sayfasından yaptığı iki paragraflık açıklamada şöyle denildi; “Kürdistan Bölgesi’nin sivil halkının şehit olmasına neden olan bu bombardımanı kınıyoruz. Türkiye, sivilleri yönelik bombardımanı tekrarlamamasını istiyoruz.’’
Kürdistan bölgesi başkanlığının yayınladığı açıklamanın ikinci paragrafında da PKK’yi suçlayarak şunları belirtti; ‘‘PKK, savaşı Kürdistan topraklarından uzak tutmalı’’
Tek Bir Türk Basını Bile Katliamı Halen Görmedi
Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamın üzerinden 6 saat geçmesine rağmen halen Türk medyasından ses çıkmadı.
Türk medyası 2011 yılında da Türk savaş uçaklarının Roboski’de 34 sivilin yaşamını yitirmesiyle ile sonuçlanan katliamı 24 saat sonra görmüştü.
Medya Savunma Alanları’na bağlı Kandil alanı bu sabah saat 04:00’ten itibaren Türk savaş uçakları tarafından bombalanıyor. Türk savaş uçaklarının sivil yerleşim yerlerinden Kandil’e bağlı Zergelê köyünü hedef aldığı öğrenildi. ANF haber ajansında yer alan haberle ilgili fotoğraflar ve saldırı anının videoları da yayınlandı.
https://youtu.be/oQR7B9tOS9c
Türk devletine ait savaş uçaklarının hedef aldığı Kandil’in Zergelê köyünde, ilk belirlemelere göre sivil halktan 9 kişinin yaşamını yitirdiği ve 15 ağır yaralının olduğunu aktardı. 8 roketin isabet ettiği köyde birçok evin isabet aldığı ve ölü-yaralı sayısının daha da artabileceği bildirildi. Enkaz altın olanların da bulunduğu kaydedildi.
Katliamda yaşamını kaybedenlerin isimleri şöyle: Nedim, Piro, Necip, Salih, Karox, Hemine, Êyşê, Mihemed Emin ve Abdulkadir.
Bu saate kadar Güney Kürdistan hükümeti ve Irak hükümetinden kendi vatandaşlarının katledilmesine dönük bir açıklama yapılamadı.
Türk medyası da katliamın üzerinden 5 saat geçmesine rağmen halen katliamvari saldırıyı duyurmuş değil.
Kürdün ölüsüne tahammül edemeyen, mezarına bile savaş açan bir zihniyet Kürdün yaşayanı ile barışabilir mi?
Cevabını sona bırakarak devam edelim. Devletin askerleri bu hafta içerisinde Bagok Dağı’nda 43 Gerillanın mezarının bulunduğu şehitliği tahrip edip, Nusaybin halkının 1 Eylül Dünya Barış günü, o şehitliğe defnettiği Agit Suruç’un cenazesini mezarından çıkarıp götürdüler, daha doğrusu kemiklerini… Çünkü; Agit 2010 yılında yaşamını yitirmiş yirmi yıllık bir gerillaydı…
Bu olay Kürtler için bir ilk değildi. Daha önce de Kürdün ölüsüne yapılmadık hakaret ve zulüm kalmamıştır. Ölüye yapılan işkenceler; organlarını kesip resimlerini çektirmeler, tecavüz etmeler, kafalarına, ayaklarına ipler geçirip gezdirmeler, gezdirirken kafalarına tekmeler atmalar, alanlarda bırakıp kurtlara köpeklere yem etmeler ve daha nice barbarlık… Devletin ölülerimizle savaşı hep vardı. Yıllar geçti ama zihniyet hiç değişmedi…
1970 yılları, Yer Yine Nusaybin ve Yine Aylardan TEMMUZ …
Mahmud adında bir ortaokul öğrencisi… Okuduğu okul yakılır, suçu, Mahmud ve birkaç arkadaşının üzerine atarlar. Mahmud’un arkadaşları tutuklanır ama Mahmud kendini mayınlı tarlaya vurup Nusaybin’in kardeş kenti Qamişlo’ya kaçar. Bir yanda zindan, diğer yanda mayın tarlası. Mahmud, “devletin” ne kadar zalim olduğunu daha çocuk yaştayken bilir, işte tam da bu nedenle “devletin” eline düşmektense mayınlı tarlayı tercih eder.
Bir süre Qamişlo’da kaldıktan sonra anasını ve kardeşlerini özleyen Mahmud Nusaybin’e geri dönmeye karar verir. Dönüşünde de kız kardeşine küçük bir ayna ve erkek kardeşine de bir gömlek alır. Mahmud, gece saat 12 civarı telleri geçip mayınlı alana ulaşır. Bu arada nöbetçi askerler onu fark edip ateş ederler. Askerlerin açtığı ateş sonucu yaralanan Mahmud, olduğu yerde yaralı halde durmadan çığlık atar. Nusaybin, sınırın sıfır noktasında, Mahmud’un ailesinin evi ise tam da tellerin bitişiğindedir. Tellerin yakınında ki mahalle halkı, Mahmud’un çığlıklarıyla damlara çıkar. Dama çıkanlar arasında Mahmud’un annası da vardır. Ana, oğlunun sesini tanır ve yüreğine bir hançer saplanır ama diğer çocukları analarını onun Mahmud olmadığına ikna eder. Tüm mahalleli, o gece Mahmud’un çığlıklarıyla damlarda sabahlar. Gün ağarır, güneş etrafı aydınlatır. Mahmud, sesi kısılmış halde, halen çığlık çığlığadır, gözü annesinin evindedir. Annesini ve kardeşlerini damda gören Mahmud; “Hawar, hawar yadê, ez lawê te Mehmûd, qey ji êvara xwedê ve tu dengê lawê xwe yê di nav xwînê de nakî” (İmdat imdat, Anam, ben senin oğlun Mahmud, akşamdan beri bu kanlar içinde inleyen oğlunun çığklıklarını duymazmısın!!!)
Bütün gece çığlık çığlığa inleyen kişinin, yavrusu olduğunu anlayan ana oracıkta bayılır. Kendisine geldikten sonra tellere doğru koşar, ama askerler bırakmaz. Tellere yaklaşan herkese ateş açar askerler. Ana, ateş açılmasına rağmen Mahmud’una doğru koşar ama mahalle halkı bırakmaz, öğleden sonra çığlıklar susar, kan kaybından ölmüştür Mahmud…
Tüm girişimlere rağmen, kimsenin cenazeyi almasına izin vermez askerler. İbret-i alem olsun diye cenazenin orda kalmasını ister komutan, başına gece gündüz nöbetçi koyar. Temmuz ayının sıcağı etrafı kavurmaktadır. Köpeklerin Mahmud’un cenazesini yediğini damından izleyen anne aklını yitirir. Kendini sokaklara vuran ana, bir uçtan diğer uca ‘Hawara! Hawara! Lawo!’ diye sürekli haykırır. 14’üncü gününde, ana bir fırsat bulup kendisini sınıra atar ve Mahmud’una yetişir. Farkeder askerler, ateş açarlar anaya, sadece bir kolu kalmıştır oğlundan geriye kalan, ananın elinde kalan Mahmud’una ait tek bir kol, onu da tellere takıldığında komutan elinden alır ve beyaz tülbentine bağlayarak tellere asar…
16’ıncı gününde, ana tekrar Mahmud’una doğru koşar mayınlara aldırış etmeden. Mahmud sadece birkaç kemiktir artık. Mahmud’unun kemiklerini eteğine doldurup kaçar, geçer tellerin diğer tarafına.
Nöbet tutan asker, devlet babanın verdiği kutsal akbabalık görevini layıkıyla yerine getirmediği için tanrı-devletin yer yüzündeki yansıması olan üstlerinin hışmına uğrar. Komutan, nöbette uyuyan askeri, Cemsenin arkasına bağlar ve karakola kadar sürükler. Askerin de öldüğü söylense de durumu netleşmiş değil.Bu arada, ananın evine asker baskın yapar kemikleri geri almak için, ana kemikleri saklamıştır. Askerler kemiklerin yerini söylemesi için anaya yapmadığı eziyeti bırakmaz. Ama ananın ağzından tek bir kelime bile çıkmaz, anayı mahkemeye verirler. Mahkeme ananın akli dengesinin bozuk olduğuna karar vererek serbest bırakır…
Eslîxan Yildirim”in “Kurdistan û Sînor” adlı kitabında, bu olayın her dakikasının canlı tanığı olan 60 yaşındaki bir ana anlatıyor. Okurken içim titredi, o anları hayal etmeye gücüm yetmedi. Düşünsenize, o ananın yavrusunun cansız bedeninin köpekler tarafından yiyilişini izlerken çektiği dayanılmaz acıyı! Düşünemezsiniz, çünkü çoğunuzun bünyesi bu olayın gerçekliğini kabul etmeye bile yetmez.
İşte devletin halkına reva gördüğü zulüm ve hakaret. Binlerce ana halen Kürdistan’da çocuklarının kemiklerinin özlemiyle nefes alıyor, yarı yaşar bir halde… Şimdi BaşNebbaş Erdoğan’ın ve korosunun Mısır’a, Suriye’ye, Filistin’e ağladığını görünce kelimeler yetersiz kalıyor. Agid’in amcasının BaşNebbaş Erdoğana cevabı; ‘‘Lanet olsun sizinle aynı yerde nefes bile alışımıza, vicdanınız kurusun’’
Kürdün diline, kültürüne, yaşam tarzına, toprağına ve kimliğine saldıran bir tarihin sahipleridir onlar. İşte böyle bir tarihin mirasçıları ve o zihniyetin torunlarıdır Bagok’taki mezarlığı yıkan, Agit’i mezarından çıkarıp kaçıran NEBBAŞ’lar ve GORNEBAŞLAR…
Başlarken sorduğum sorunun hepimizin gerçek yaşamda ki karşılığı Agid’in amcasının cümlesidir;
‘LANET OLSUN SİZİNLE AYNI YERDE NEFES BİLE ALIŞIMIZA’…
Alaattin Sinayiç / 05.09.2013
…..
Evet, tam iki sene önce yazdığım bir yazı. Yine aynı böyle bir dönemdeydi.. Türk devletinin Kürdün ölüsüyle uğraştığı bir dönemdi. Devletin Kürdün ölüsüyle olan imtihanının hiç bitmediği dönemler. Düşünsenize bir devletin ÖLÜSEVİCİ yöneticileri yıllardır Kürdün herşeyi ile uğraştığı yetmiyormuş gibi ölüsüyle uğraşmaktan zevk alır bir duruma gelmiş.
Yukarıdaki 13 ismin size hiçbirşey ifade etmediğini biliyorum. Ancak sadece 13 isimden ibaret değil durum. Onalarında sarılıp öpmeye doyamadığı anaları, gözlerine bakmaya doyamadıkları sevgilileri, eş dostları, arkadaşları, yaşamları vardı.. Ortaçağ karanlığının yeniden hortlatıcısı olan AKP’nin teşaron işçisi olan Daiş çetelerine karşı Rojava’da savaşırken yaşamını yitiren 13 gencecik insan…
Hayatlarının baharında, güzellik uğruna çirkinliğe karşı ölüme giden bu gençlerin cansız bedenleri 5 gündür Güney Kürdistan-Türkiye arasındaki Habur sınır kapısında bekletiliyor…
Devleti yöneten ÖLÜSEVİCİ GORNEBAŞLAR güruhunun, ülkeyi kan gölüne dönüştürdükleri yetmediği gibi ölülerimizle de alay ediyorlar. Kürt halkının gururu ve onuruyla oynuyorlar. Tıbkı, İstanbul’daki evinde bir şafak vakti katledilen Günay Özarslan’ın cenazesinin üç gün boyunca defnedilmesine izin verilmediği gibi…
Müslümanlar ile Haçlılar arasındaki büyük savaşlarda bile taraflar ölülerini defnedebilsin diye savaşa ara verilirdi… İnanın Muhammed yaşıyor olsaydı şuan sizin temsilini yaptığınız İSLAM’dan istifa ederdi…
Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüseviciliğinizden…
Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüsevicilikten…
Kamuoyu araştırmaları, aşırı sol söylemleri ile öne çıkan İşçi Partisi Genel Başkan adayı Jeremy Corbyn’ın liderlik yarışında rakiplerini açık ara farkla geride bıraktığını gösteriyor. Geçtiğimiz hafta Birleşik Krallığın en büyük sendikası olan UNISON’ın da Jeremy Corbyn’i destekleme kararı alması liderlik yarışında Corbyn’in şansını daha da yükseltti. Unison’ın hemen ardından CWU sendikasının da Corbyn’i destekliyoruz kararı geldi.
Jeremy Corbyn, İşçi Partisi Genel Başkanlık yarışında açık ara önde
Corbyn yarışı kazanırsa parti içi darbelere maruz kalabilir
Tony Blair: Corbyn’a destek çıkılmaması yönünde çağrıda bulundu
Corbyn’ın yarışı kazanmasını engellemek adına parti içi planlar yapılıyor
Corbyn’ın seçilmesi, İşçi Partisi’ni sağ kanattan, sol kanada taşıyacak
John Gaffney: “Corbyn, albenisi ve vizyonu olan tek lider”
Jeremy Corbyn kimdir?
Corbyn’a liderlik yarışında nasıl destek olabilirsiniz?
Corbyn, havuz medyasının karalama kampanyasına rağmen çıkan anket sonuçlarına göre, birinci tur liderlik yarışında diğer üç ana rakibi Andy Burnham, Yvette Cooper ve Liz Kendall’ı geride bıraktı. Anket sonuçlarına göre oylamada; Corbyn %43, Burnham %26, Cooper %20 ve Kendal %11 olarak görünüyor.
Rakiplerine kıyasla gücü hafife alınan Corbyn’ın, yapılan anket sonuçlarında birinci çıkması, rakipleri ve sol eğilimlerden haz etmeyen İşçi Partisi milletvekilleri açısından kasvetli bir haber olarak değerlendiriliyor.
Liderlik yarışında sendikalar ve kitle örgütlerinin desteğini arkasına almış olan Corbyn’ın gücü, büyük ölçüde partinin yeni ve genç üyelerinden geliyor gibi görünüyor.
Muhafazakar Hükümetin yoksulları hedef alan kesinti politikalarına karşı en etkili mücadeleyi veren liderlerden biri olan Corbyn’ın Genel Başkan adaylığı, İngiltere Medyası tarafından eleştirilere maruz kalmıştı.
Şimdilerde Corbyn’nın bu yükselen çıkışını engellemek için neler yapılabileceği tartışmaları yürütülüyor. Bazı üst düzey İşçi Partisi milletvekilleri, Ed Milliband dönemi saygınları ve partinin “yumuşak solu’nun” Corbyn’ın yarışta birinci çıkmasını önlemek için adım atmaları gerektiğine inanıyor.
TONY BLAIR: “EĞER KALBİNİZ JEREMY CORBYN İLEYSE KALP NAKLİ YAPTIRIN”
Kötü şöhreti ile anılan İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair, Londra’da yaptığı bir konuşmasında, İşçi Partisi aktivist ve destekçilerine Jeremy Corbyn’ı seçmemeleri konusunda çağrıda bulundu. Blair çağrısında daha da ileri giderek “Eğer kalbiniz Jeremy Corbyn ileyse kalp nakli yaptırın” dedi.
The Daily Telegraph’ın yayımladığı bir habere göre: Eğer Jeremy Corbyn liderlik yarışını kazanırsa, parti içi bir darbeye maruz kalacak. Diğer bir deyişle Liderlik yarışını aşırı solcu bir adayın kazanmasının yaratmış olduğu korku nedeniyle, bazı kıdemli İşçi Parti milletvekilleri, eğer Corbyn genel başkan seçilirse, görevinden defetmek için planlar yapıyor.
PARTİ İÇİNDEKİ SAĞ KESİM CORBYN’E KARŞI KOMPLO PEŞİNDE
Bu konuda yetkili bir ağızdan yapılan diğer bir açıklama ise şöyle:
“Parti içi darbe, Corbyn seçildikten hemen sonra olabilir, bu durum partiyi daha derin krizlere sokacak ve bölünmelere sebep olacak, ancak Corbyn başkanlığında bir felaketi önlemek için gerekli olacaktır.”
Corbyn’ın Genel başkanlık görevinde, 2020 yılında yapılacak olan genel seçimleri görecek kadar uzun süre kalamayacağını söyleyen düşmanlarının açıklamalarını da bunlara ekleyebiliriz.
Öyle görünüyor ki, Corbyn genel başkan seçilsede parti içi baskı, komplo ve uyarılarla da mücadele etmek zorunda kalacak.
Bir Kabine Bakanı’nın The Telegraph’a yaptığı açıklama ise; “Eğer Corbyn kazanırsa, parti olarak kendimizi yok etme konusunda büyük bir tehlikeye sokmuş olacağız.”
Eski Genel Başkan Ed Miliband zamanında uygulamaya konularak, Parti üyesi olmayanların 3 sterline oylamaya katılabilmeleri; aşırı sol militan eğilimli aktivistlerin partinin bu yasal boşluğunu kullanarak, Corbyn’ın kazanması için bu yolla partiye sızdıkları ileri sürülüyor.
Parti tüzüğündeki bu yasal boşluğun ortadan kaldırılması için çağrılarda bulunan milletvekilleri var. Aşırı sol militan eğilimli aktivistlerin parti oylamasına burunlarını sokmaması gerektiği söyleniyor.
Öte yandan Sosyalist Parti gazetesi; Corbyn’ın kesinti mağduru insanları savunacağını belirterek, liderlik yarışında Corbyn’ı desteklediği açıklamasını yaptı. Eğer Corbyn seçilirse İşçi Partisi’nin tüzüğünde yer alan “Militan Eğilim” yasağını kaldırmalıdır deniyor.
İşçi Partisi’nin geçmişinde baktığımızda partiden ihraç edilen militan eğilimli milletvekilleri var.
Parti üyesi olmayanların £3 vererek liderlik yarışında oy kullanmalarındaki amaç; resmen partiye üye olmadan sıradan seçmeni teşvik etmek. Şu ana kadar binlerce genç dahil olmak üzere, 17 binden fazla kişi oylamaya katılmak için destek çıktı. Buna Muhafazakar Parti destekçileri de dahil. Ancak bu durum fesat karıştırmak için oy kullanıyorlar iddiasına yol açtı.
Aşırı solcu eğilimleri ile tanınan Corbyn’ın, liderlik yarışında birinci çıkması sonucu, İşçi Partisi’ni sağ politikalarından uzaklaştırarak sola kaydırması endişeleri var. Bu endişeleri göz önünde bulundurursak Corbyn’ı hedef alan açıklamaların devam edeceği aşikar.
Mesela, Tony Blair’in eski özel danışmanı John McTernan, Corbyn’ın adaylık yarışına dahil olabilmesi için oy veren 35 milletvekilini “moron” olarak adlandırıyor.
TÜM KOMPLOLARA VE SALDIRILARA RAĞMEN CORBYN YARIŞI KAZANABİLİR
Anlaşılan yapılan tüm bu açıklamalar, bazı kesimleri Corbyn’a karşı harekete geçirmiş durumda. 66 yaşındaki emektar solcunun önünü kesmek için ellerinden geleni ardına koymayacakları kesin. Ama belli ki Corbyn, inandırıcılığı ve güvenilirliği ile büyük bir kesime ulaşmayı başarmış.
İngiltere’nin İşçi Partisi ve liderlik konusunda en üst düzey uzmanı Prof. John Gaffney, The Telegraph’a yaptığı açıklamasında Corbyn ile ilgili şunları söylüyor:
“Albenisi ve vizyonu olan tek lider. Tabiki de Corbyn liderlik için en popüler aday. Çünkü diğer üç adayda çekicilik ve ikna edici söylem eksikliği var. Ama Corbyn’ın kalpleri kazanmak için karizması ve etkileyici bir dili var. Diğerlerindeki ilham eksikliği onun popüler olmasını sağladı.
Parti, Corbyn’ın adaylık yarışına dahil ederken kendisini neye bulaştırdığının farkında bile değildi. Böylece Parti’de sol görüşlü birisini öne sürmekle kalmadılar, aynı zamanda Parti’de eksik olan bir politik filozofu da öne çıkarmış oldular. Şimdi de bunun sonuçları ile uğraşıp duruyorlar.”
Parti içi dengeleri şimdiden bozan Corbyn’ın bu ani yükselişi eğer bir komploya maruz kalmaz ve tabi eğer seçildikten sonra başkanlık koltuğunda kalırsa, İşçi Partisi’nin kimyasını bozacağa benziyor.
1984 Yılında ırkçılığa karşı protesto hakkı eyleminde polis tarafından gözaltına alınırken.
JEREMY CORBYN KİMDİR?
1983 yılından bu yana Londra’nın Kuzey İslington Bölgesi milletvekili olan Corbyn sosyal adalet ve barış konularında mücadelesinden hiç vazgeçmedi.
Kemer sıkma politikaları ekonomik bir zorunluluk değil, politik bir tercihtir diyen Corbyn:
“Ülke için zor seçimler yapmak zorunda kaldığımız zamanlarda her zaman kamu hizmetlerini koruyacağız” diyor.
Savaşı Durdurun Koalisyonu’nun da Başkanı olan Corbyn, kendisini anlatırken şu mesajı veriyor:
“İlk milletvekili seçildiğim yıllardan bu yana, daha iyi bir toplum için mücadelem konusunda kararlılığım bugün de devam ediyor.
Corbyn, refah devleti, ulusal sağlık sistemi, insan hakları, ekoloji, ırkçılık ve savaş karşıtı konularında uzun yıllardır mücadele vermiş ve vermeye de devam ediyor.
Corbyn’ın yıllardır mücadelesini verdiği önceliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Zenginlerin vergilerinde artışa gidilmesi ve ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlamaları,
NHS’in özelleştirilmesinin durdurulması,
Sosyal konutların herkese açık olması,
Nükleer silahlardan kurtulmak,
Muhafazakar Hükümetin yoksulları hedef alan politikalarına son vermek,
Adaleti ve eşitliği sağlamak ,
Irkçılığa karşı durmak,
Daha yeşil ve güvenli bir dünya
Corbyn, geçtiğimiz haftalarda gazetemize verdiği röportajında; “Abdullah Öcalan sorunun bir parçası değil çözümün bir parçasıdır. PKK terör örgütleri listesinden çıkarılmalıdır” demişti.Ayrıca Suriye Kürt halkının öz yönetimini destekleyen açıklamalar yapmıştı.
Corbyn’a Liderlik Yarışında Nasıl Destek Olabilirsiniz?
Corbyn’ın, İşçi Partisi Genel Başkanlık yarışını kazanmasını sağlamak için; Parti üyesi olmadan £3 ödeyerek destek olmanız mümkün. Bunun için http://www.jeremyforlabour.com/ web adresini ziyaret edebilirsiniz.
Çarşamba 12 Ağustos 2015 (12:00)– Oy kullanabilmek için son tarih
Cuma 14 Ağustos 2015– Oy pusulalarının gönderileceği başlangıç tarihi
Perşembe 10 Eylül 2015 (12:00) –Oy pusulaları için son tarihi
Saturday 12 Eylül 2015– Liderlik yarışı sonuçlarının açıklanacağı özel konferans
Yukarıda belirtmiş olduğumuz web adresinde Jeremy Corbyn şu mesajı veriyor:
“İşçi Partisi’ndeki zamansız görevim, nerede bir haksızlık varsa ona karşı durmak oldu. Haksızlık kavramı beni siyasi hayatım boyunca hep tahrik etti.
Ben, sendika temsilcisi, yerel meclis üyesi olmanın yanı sıra, halkın vekili olmaktan da gurur duyuyorum. Amacım bulunduğum konumdaki gücümü kullanarak, her platformda haksızlıklara karşı sesini duyuramayanların savunuculuğunu yapmak olmuştur.
Şimdi İşçi Partisi’nin Genel Başkanı olmak için sizden destek istiyorum. Bu rolü, sizinle birlikte çalışarak yapılan birçok yanlışı düzeltmek için istiyorum.
İşçi Partisi yine toplumsal bir hareketin öncüsü olmalıdır. Partimiz haksızlıklara karşı durmak için kurulmuştu. Çok sıkca yolumuzu kaybettik, bizi destekleyenleri ihmal ettik, basın ve güçlü ticari çıkarlar yüzünden sindirildik.
Kemer sıkma politikaları, insanlara hayati zararlar veriyor ve fırsatlarını ellerinden alıyor.
Hiçbir liderin bilgelik üzerinde tekeli yoktur. Bu yüzden, partimizin bağı olan sendikalarla, çeyrek milyona ulaşan üyeleri ve partimize kayıtlı gönüllüler ile toplumsal bir hareket başlatmamız gerekiyor.
Kazanmak için partimizin en güçlü özelliği olan “insanlardan”yararlanmalıyız.
Bizim amacımız insanlara umut vermektir: daha iyi bir dünya umudu, daha fazla eşitlik ve adalet, barış ve dayanışma…”
Rojava’nın Qamîşlo kentine bağlı Til Berak’ta 2 Mart’ta yaşamını yitiren Britanya vatandaşı YPG’li savaşçı Konstandinos Erik Scurfield’in (Kemal) cephe arkadaşları Nottingham’da bulunan mezarını ziyaret etti.
Foto: Can Atas
İngiltere’nin Nottingham kentinde bulunan mezarını ziyaret eden Macer Gifford, Jac Holmes ve Jordan Matson cephe arkadaşları Konstandinos Erik Scurfield için göz yaşı döktü. Ailesinin Kosta, mücadele arkadaşlarının ise Kemal dediği Konstandinos Erik Scurfield 2 Mart’ta Rojava’nın Cezire kantonunda Daiş’e karşı en ön cephede savaşırken yaşamını yitirmişti.
Kosta’nın ailesinin de katıldığı mezar ziyaretinde duygusal anlar yaşandı. Gözyaşlarına hakim olan YPG’li uluslar arası gönüllü savaşçı Jordan Matson çiçeklerle mezara bıraktığı notta şunları yazdı;
‘‘Seni gerçekten çok özlüyorum büyük çocuk. Sen gerçekten hepimizin en iyisiydin kardeşim. Ben de oraya geldiğimde giriş kapısında görüşürüz.
Seni Seviyorum. Jordan’’
Aslen Amerikalı olan Jordan Matson uzun bir süredir Rojava’da YPG saflarında savaşıyor. ‘Rojava’nın Aslanları’ olarak bilinen uluslararası gönüllülerin sembolleri haline gelen Jordan Matson kısa bir süredir Avrupa’da bulunuyor.
İngiliz Macer Gifford ve Jac Holmes ise geçtiğimiz ay Rojava’dan dönmüşlerdi. Rojava’da aylarca Daiş’e karşı en ön cephede savaşan Macer Gifford İngiltere’ye döndüğünden bu yana çeşitli toplantı ve basın kuruluşlarında Rojava’yı ve YPG’nin direnişi kamuoyuna anlatarak Rojava için destek çağrıları yapıyor.