Category: slıder

  • 8 Mart’ın Kısaca 100 Yıllık Öyküsü

    8 Mart’ın Kısaca 100 Yıllık Öyküsü

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü radikal endüstrileşmiş dünyada ideolojilerin güç kazandığı, nüfusun patladığı ve büyük bir alt üst oluşun yaşandığı 1900’lerin başlarından bu yana kutlanıyor.

    1908

    Kadınlar arasında ciddi bir hareketlenme ve eleştirel tartışmalar yaşanıyordu. Sömürü ve eşitsizlikler daha fazla kadını sesini yükseltmeye ve değişim talep etmeye itiyordu. 1908’de 15 bin kadın New York City’de daha kısa çalışma süreleri, daha yüksek ücret ve oy hakkı için sokağa çıktı.

    1909

    Ameikan Sosyalist Partisi’nin kuruluş açıklamasıyla eş zamanlı olarak 28 Şubat’ta ilk Ulusal Kadın Günü kutlaması tüm ülkede yapıldı.

    1910

    Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı’nın ikincisi Kopenhag’da toplandı. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Kadın bürosundan Clara Zetkin bir Uluslararası Kadın Günü oluşturma fikrini ortaya attı. Her ülkede her yıl aynı gün kadınların taleplerini yükselteceği bir gün belirlenmesini önerdi. 17 ülkeden sendikaları, birlikleri, emekçi kadın klüplerini, sosyalist partileri temsil eden ve Finlandiya parlamentosuna seçilen ilk üç kadın milletvekili de içeren 100 kadar kadını bir araya getiren konferans Zetkin’in önerisini onayladı.

    1911

    Kopenhag’da alınan kararın ardından Uluslararası Kadın Günü ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 19 Mart’ta kutlandı. Kadınların çalışma, seçme ve seçilme, eğitime erişme hakları ve ayrımcılığın sonlanması talebiyle düzenlenen mitinglere 1 milyondan fazla kadın katıldı. Bir hafta sonra 25 Mart’ta NYC’de çıkan yangından çoğunluğu İtalyan ve Yahudi göçmenlerin oluşturduğu 140 emekçi kadın öldü. Bu olay ABD’de kadınların çalışma koşullarına dikkat çekti ve sonraki Uluslararası Kadın Günlerinin de odak noktalarından biri haline geldi. Bu yıl kadınların “Ekmek ve Güller” kampanyasına da tanıklık etti.

    1913-1914

    I. Dünya Savaşı’nın arifesinde barış için kampanya yürüten Rus kadınları şubatın son Pazar günü ilk kez Uluslararası Kadın Gününü kutladı. Tartışmaların ardından 1913’te gün 8 Mart’a taşındı ve bugüne kadar küresel ölçekte kabul edilen tarih oldu. 1914’te Avrupa çapında kadınlar savaşa karşı kadın dayanışmasını dillendirmek için sokaktaydı.

    1917

    Şubatın son Pazar günü Rusya’da kadınlar savaşta ölen 2 milyondan fazla Rus askeri için “ekmek ve barış” eylemine gitti. Siyasi liderlerin muhalefetine rağmen kadınlar Çar’ın düşürülmesiyle kurulan geçici hükümet oy hakkı verene kadar greve devam etti.

    1918-1999

    Sosyalist hareketin içinden doğmasının ardından Uluslararası Kadın Günü kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerde kadın haklarının gündeme getirildiği bir küresel gün haline geldi. Yıldan yıla kadınlar güç kazandı. Birleşmiş Milletler yıllar boyunca kadınların toplumsal, ekonomik ve politik yaşama katılımını artırmak ve kadın haklarını ilerletmek için uluslararası çabaları koordine edecek konferanslar düzenledi. 1975 “Uluslararası Kadın Yılı” ilan edildi. Kadın örgütleri ve hükümetler de her yıl 8 Mart’ta düzenlenen etkinliklerle kadınların ilerlemesini kutlamak ve kadının yaşamın her alanında eşitliğe sahip olması için yapılması gerekenleri gündeme getirmek için çalıştı.

    2000 ve sonrası

    Uluslararası Kadın Günü artık Çin, Ermenistan, Rusya, Azerbaycan, Belarus, Bulgaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Moldova, Mongolya, Tacikistan, Ukrayna, Özbekistan ve Vietnam’da resmi tatil.

  • Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Kürt kentlerinde cinsel suçlar cezasız bırakılarak korunuyor

    Özel savaş politikası olarak bölge kentlerinde kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve cinsel saldırı failleri cezasızlık zırhıyla korunuyor.
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2020 verilerine göre, 300 kadının katledildiği ülkede, 94 kadın taciz ve tecavüze uğradı, 49 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı. Bir özel savaş politikası olarak özellikle bölge kentlerinde kadına ve çocuğa yönelik cinsel saldırılarda failler asker, polis ve korucu olarak karşımıza çıkıyor.

    2020 yılının Ocak ayından bu yana bölge kentlerinde ortaya çıkan kimi olayların failleri asker, polis ve korucu oldukları sabitken, devlet kaynaklı cinsel saldırı faillerinin cezasızlık zırhı ile korunduğu görüldü. Son aylarda bölge kentlerinde yaşanan ve failleri asker, polis ile korucuların olduğu taciz, tecavüz ve cinsel saldırıların bazıları şöyle:

    FAİL POLİS

    Mardin’in Derik ilçesinde, 25 Şubat 2021’de ilçede görevli trafik polisi Y.Y., 12 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulundu. Olay, öğretmenevinde konaklayan polis Y.Y.’nin odasına yemek götüren 12 yaşındaki çocuğun çıplak bir şekilde odadan çıkıp kaçmasıyla ortaya çıktı. Öğretmenevi çalışanları, odadan kaçarak uzaklaşmaya çalışan çocuğu yakalayarak koruma altına aldı. Çocuğun yaşadıklarını anlatması üzerine polise haber verildi. Polis Y.Y., tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    FAİL KORUCU

    Mardin’in Savur ilçesine bağlı bir mahallede, 18 Şubat 2021’de bir kadını taciz ettikleri gerekçesiyle korucu H.B. ile R.Ç. gözaltına alındı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan korucular, jandarmadaki ifadelerinin ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı. Haklarında soruşturma başlatılan korucuların silahlarına el konuldu. Tacizci korucular tutuksuz yargılanıyor.

    26 Ocak 2021’de Hakkari İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Çevik Kuvvet Şube’de görevli polis Enes T. emniyette çalışan sivil memur G.A.Ü.’ye tecavüz etti. Olay, G.A.Ü.’nün yaptığı suç duyurusu üzerine öğrenildi. G.A.Ü., bir gün sonra maruz bırakıldıklarını bağlı olduğu birimin müdürüne anlattı. Bunun üzerine bir polis eşliğinde hastaneye götürülen G.A.Ü., 28 Ocak’ta İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade vererek, Enes T. hakkında şikayetçi oldu. Olayın basında yer alması ardandan Enes T.’nin görevden alınmasıyla yetinildi.

    FAİL UZMAN ÇAVUŞ

    Batman’da 7 Temmuz 2020’de İpek Er (18), uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğradıktan sonra intihara sürüklendi. Kamuoyundaki tepkiler üzerine gözaltına alınıp tutuklandıktan kısa bir süre sonra serbest bırakılan Orhan hakkında “nitelikli cinsel saldırı” suçundan dava açıldı. Ancak yapılan bütün itirazlara rağmen Orhan tutuksuz yargılanıyor.

    Şırnak’ta 15 Temmuz 2020’de 13 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan uzman çavuş Aslan A., tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. Uzman çavuş Aslan A. hakkında “cinsel istismar” ve “silahla tehdit” suçlarından açılan dosyalar da birleştirildi. Şırnak Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında “cinsel istismar” suçundan verilen 2 buçuk yıl hapis cezası ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek ertelendi.

    ASKER, POLİS VE KORUCU

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 15 yaşındaki bir çocuğun aralarında asker, polis ve korucuların olduğu iddia edilen 27 kişi tarafından tecavüze uğradığı ortaya çıktı. Olay, çocuğun 12 Aralık 2020’de Gercüş Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayet başvurusuyla öğrenildi. Olaya ilişkin açıklama yapan emniyet, valilik ve cumhuriyet başsavcılığı, failleri bırakıp “algı operasyonu” diyerek haberi yapan ve yayanların peşine düştü.

    Van’da 31 Temmuz 2020’de, çocuk yurdunda kalan bir çocuk Çocuk İzleme Merkezi’nde (ÇİM) verdiği ifadede Elazığ Kovancılar Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı’nda görevli uzman çavuş Tufan A. tarafından tecavüze uğradığını anlattı. Savcılığın hazırladığı iddianamede, uzman çavuş Tufan A.’nın “sarkıntılı yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı” suçundan yargılanmasını istedi. Tutuksuz yargılanan Tufan A’nın önümüzdeki aylarda görülecek duruşmaya zorla getirilme kararı verildi. Dava, Van 7’nci Ağrı Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Hanlar (Xanika) köyünde korucu Abdulkerim İ. tarafından tecavüze maruz bırakılan Nurcan Fidan (20), 2 Temmuz 2013 tarihinde evde bulunan av tüfeğiyle yaşamına son verdi. Nurcan Fidan’ın ailesi ise, 7 yıldır adalet arıyor. Aile, iki kez suç duyurusunda bulunmasına rağmen korucu bir kez dahi gözaltına alınmadı ve olayın üstü kapatılmaya çalışıldı.

    Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 2013 yılında Uzman Çavuş E.T.’nin tecavüzüne maruz kaldıktan sonra sığınma evine yerleştirilen Ayşe Çeçen (17), bir süre sonra ailesi tarafından sığınma evinden alınarak öldürüldü. Ne Ayşe Çeçen’i öldüren aile bireyleri ne de tecavüz faili uzman çavuş E.T. herhangi bir ceza almadı. Geçtiğimiz günlerde görülen karar duruşmasında, sanıklar beraat etti ve dosya kapatıldı.

    Batman’ın Gercüş ilçesinde 7 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunan korucu Mehmet Ali K.’nin yargılandığı davanın karar duruşması da geçtiğimiz günlerde görüldü. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, Mehmet Ali K.’ye “Çocuğa cinsel istismar” suçundan 14 yıl, “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ise 9 yıl olmak üzere toplamda 23 yıl hapis cezası verildi.

  • Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Suna Alan’dan Nûdem Durak için şarkı: ”Dargerînok”

    Londra’da yaşayan sanatçı Suna Alan, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası alan Nûdem Durak  ve onun şahsında tüm politik tutsaklar için ”Dargerînok” (Sarmaşık) isimli bir eser besteledi. Söz ve müziği sanatçı Alan’a ait ”Dargerînok” 5 Marttan itibaren tüm dijital platformlar ve klip ile birlikte YouTube üzerinden yerini alacak!

    Nudem Durak
    Nudem Durak

    Kürt sanatçı Nûdem Durak 2015’te söylediği şarkılar gerekçe gösterilerek tutuklanmış ve 19 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Bayburt cezaevinde tutuklu bulunan Durak için aydın ve sanatçıların da destek verdiği Fransa merkezli uluslararası bir kampanya yürütülüyor. Kampanya kapsamında Fransa, İngiltere, ABD, İsveç, Senegal, Fas, Cezayir, Tunus, Gouadeloupe gibi çok sayıda ülkeden dayanışma gösterildi. Angela Davis, Noam Chomsky, Ken Loach, David Graeber, Peter Gabriel, Roger Waters gibi uluslararası kamuoyunda tanınmış isimler, Durak’ın özgürlüğü için çağrılarda bulundu.

    Nûdem Durak’ın yaşadığı bu hak ihlaline kayıtsız kalamadığını belirten sanatçı Suna Alan, ”Kürtçe kaset dinlemenin suç sayıldığı, ‘suç unsuru’ kasetlerin toprağa gömüldüğü Evren faşizmini yaşamış bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kürtçe şarkı söylediği ve bağlama çaldığı için tırnakları çekilen, işkence gören ve katledilen sanatçıları olan bir halkız. Bu nedenle ”Kürtçe şarkılar söylediği için bir sanatçı hiç 19 yıl ceza alır mı?” şaşkınlığını yaşayanlar kendi tarihlerinden bihaberdirler” dedi.

    Suna Alan
    Suna Alan

    Sanatçı Suna Alan devamla, ”Henüz çocukken politik tutsak yakınlarım nedeniyle cezaevi yollarını arşınlamış biriyim. Müebbet tutuklu oldukları için de bu hala devam etmekte. Onların her biri benim için çok değerli. Hepsini çok seviyor ve çok özlüyorum. Onlar ile kurduğum empati ve bağ sebebiyle özgürlüğün elinden alınmış olması duygusu her zaman bana çok ağır gelmiştir. Hele ki hak ihlali mağduru olarak özgürlüğünüz elinizden alınmışsa bu bir zulüm. Nûdem Durak’ın yaşadığı da tam anlamıyla budur. Kendi dilinde şarkılar söylediği için 19 yıl özgürlüğünden edilmek, hukukdışılığın ötesinde bir ilkelliktir. Kadın bir sanatçı olarak benzer bir mağduriyeti ben de yaşamış olabilirdim. Sırf bu empati ile hareket etmek bile vicdani bir sorumluluk yüklemekte. Yani Nûdem’in yerinde ben de olabilirdim. Söylediğim şarkılar nedeniyle özgürlüğüm elimden alınmış olabilirdi. Ayrıca biz kadınlar her alanda birbirimize ses vermeli, ses olmalıyız ki, sesimiz daha gür ve güçlü çıksın!

    Sanatçı Alan, esere ”Dargerinok” (Sarmaşık) ismini vermesini de şöyle açıkladı: ”Bildiğiniz gibi sarmaşıklar arsız ve inatçıdırlar. Siz dilediğiniz kadar önlerine set çekin, üzerlerini beton ile kaplayın, onlar muhakkak bir yolunu bulur ve gökyüzüne doğru hiç bir engele aman etmeden süzülürler” dedi.

    SUNA ALAN KİMDİR?

    Suna Alan
    Suna Alan

    Londra’da çalışmalarını yürüten şarkıcı ve gazeteci. Çewlik’te doğdu. İki yaşında iken ailesi, İzmir’e göç eden Alan, çok kültürlü bir ortamda çocukluk ve gençliğini geçirdi. Geleneksel Kürt dengbêj müziği ve Kürt Alevi deyişleri ile büyüdü ve Ege’de Rebetiko müziğinden etkilendi. Sanatçı 2018’de DAİŞ tarafından alıkonulan Êzidî kadınlara atfen ”Gulebûka Şengalê (Nadîa)” isimli bir şarkı besteledi.

     

    YouTube Link: https://www.youtube.com/sunaalan12

    Türkçe Çeviri:

    ”Dargerînok” (Sarmaşık)

    Beyaz bir güvercinim

    Pencerenin önünde dolanıyorum ama seni göremiyorum.

    Beyaz bir güvercinim

    Duvarlarının üzerinden uçuyorum, sana ulaşamıyorum.

    Kapı, kapı, kapı da kapalı, sensin özgürlük tutsağı / sensin özgürlük çiçeği

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    ***

    Beyaz bir güvercinim

    Zindandaki sarmaşığın arkadaşı.

    Yeşer sarmaşık!

    Betonların arasından, zindan duvarlarından…

    Yeşer duvarlardan, başını kaldır gökyüzüne

    Duvar diplerindeki sarmaşık!

    Kaldır başını, bir şarkı söyle

    Bir şarkı söyle sarmaşık

    Karanlık odadan özgürlüğe!

  • Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla 6-8 Mart tarihleri arasında ‘panel, kültürel etkinlik ve kadın tutsaklara mektup gönderme başta olmak üzere bir dizi etkinlik düzenlenecek.

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri
    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi, “Kadın kırımına karşı özgür kadını ve toplumu savunma” şiarıyla 3 gün boyunca bir dizi etkinlik gerçekleştirecek. Pandemi nedeniyle özel ve özgün bir program hazırlayan Kadın İnisiyatifi, bu yıl kadın birliği ve dayanışmanın önemine vurgu yapacak. Kadına yaklaşımın özgürlük devrimine yaklaşım olduğunu vurgulayan Kadın İnisiyatifi, kadınların kolektif mücadelesinin erkek egemen sisteme karşı mücadeleyi daha da büyüterek sonuç alacağına dikkat çekecek.

    Kürt Kadın İnisiyatifi, kolektif kadın mücadelesinin bir örneği olarak başta Londra olmak üzere ve Britanya’nın birçok kentinden politik kadın tutsaklarla dayanışma mektupları gönderilmesine öncülük edecek.

    İnisiyatifi mektup eylemine ilişkin şu çağrıda bulundu: “Beş bin yıllık egemen zihniyet, 21’inci yüzyılda da özgür kadın mücadelesine tahammül gösteremiyor. Geldiğimiz coğrafyada bütün kirli ve alçak yöntemler AKP-MHP faşist yönetimi tarafından Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınlara dayatılıyor. Biz Kürdistanlı kadınlar olarak 8 Mart dolayısı ile bir kez daha sokaklara olacağız. Cezaevlerinde olan kadın arkadaşlarımıza kart postallar göndereceğiz. Şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya için seni de yanımızda görmek istiyoruz.”

    Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından yaklaşık 2 aydır çalışmaları sürdürülen ve hazırlıkları tamamlanan etkinlikler şöyle:

    Üç günlük etkinlik kapsamında 6 Mart Cumartesi günü saat 6.30pmde ”Kadın Kırımına Karşı Özgür Kadını ve Toplumu Savunma Zamanı” konulu panel

    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri
    Kürt Kadın İnisiyatifi’nden 3 günlük ‘8 Mart’ etkinlikleri

    düzenlenecektir. HDP milletvekili Meral Danış Bestaş’ın da yer alacağı, panelistler arasında Kadın Hakları Aktivisti ve Yazar Gönül Kaya ve antropolog ve Britanya Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan’da bulunacak. Etkinliğin Zoom linki: 572 342 2768 –Passcode: 700587

    7 Mart Pazar akşamı saat 6.30’da gerçekleşecek kültürel etkinlik gününde Britanya ve bir çok ülkeden kadın sanatçılar sahne alacaklar. Sahne alacak sanatçılar arasında Xecê, Evin Şah, Suna Alan, Jala, Zeyno Durar, Nadia Visser, Paula Darwish, Ruken Yılmaz, Cemile Dinçer ve Amal Saeed Kurda yer alırken, dünyanın her yanından Kürt kadınları ile danışma videoları paylaşılacak.

    Programın son günü 8 Mart, Pazartesi günü saat 11:00’da Harringay postanesi önünde bir araya gelinip, cezaevlerindeki politik kadın tutsaklara kart ve mektup postalayacak kadınlar, ardından saat 12:00’da Kadın Güç Birliği ile Wood Green Kütüphanesi’nin önünde bir araya gelecekler.

    YASEMİN ÇELİK

  • Figen Yüksekdağ: Kobanê davası, bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır! -SÖYLEŞİ

    Figen Yüksekdağ: Kobanê davası, bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır! -SÖYLEŞİ

    ANKARA – Kobanê davasının Seyit Rıza, Şeyh Sait ve 49’lar gibi yargılama ve cezalandırmaları tekrar ya da taklit eğiliminde olduğunu ancak sonuca ulaşamayacağını belirten HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Yakın tarihe bakın, DEP’lilerin hapse atılmasından tutun, kumpas, KCK yargılamalarına kadar bu tür her saldırıdan sonra Kürt siyasi hareketi sıçrama yapmış veya etki çıtasını yükseltmiş” dedi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan “Kobanê soruşturması” iddianamesi, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 3 bin 530 sayfa olarak hazırlanan iddianamede, 108 kişi için “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ve 37 kez “adam öldürme” başta olmak üzere çeşitli suçlardan cezalar talep edildi. Davanın ilk duruşması 26 Nisan Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülecek.

    İddianamede Kobanê olaylarından sorumlu oldukları iddiasıyla Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak da suçlanıyor. Tutuklanmaları 5’inci yıla giren ve Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutsak olan siyasetçilerden Figen, iddianamenin karşılığını ve Kobanê davasının ne anlama geldiğini ajansımıza değerlendirdi.

    * 6 yıl bekletildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş’a yönelik  “derhal tahliye edilmesi” yönünde verilen karar sonrası yaklaşık 3 bin 500 sayfalık bir iddianame hazırlandı. Söz konusu iddianameyi nasıl değerlendirdiniz?

    İddianame değil iftiradır aslında. Hakkımızda hazırlanan bütün iddianameler bu adı hak ediyor ama Kobanê davası tam olarak iftiralar, yalanlar ve asıl suçluları gizleme çabası üzerine kurulmuştur. 6 yılın ve o kadar zorlamanın ardından anca bu kadarı çıktı. Davayı parça parça kurguladılar. Bir yıl önce Selahattin Bey’in tahliye kararını boşa çıkarmak için alelacele iki eş genel başkan için tutuklama kararı verildi ve hakkımızda mükerrer soruşturma başlatıldı. MYK ve parti yöneticilerimiz ise daha önce sürdürülen dava takipsizlikle sonuçlanmış olmasına rağmen aynı iddia ile tutuklandılar.

    Açıklanan iddianamenin önceki fezlekeden ve iddiadan tek farkı hiçbir inandırıcılık kaygısına düşmeden yalan söyleme esnekliğine sahip olmasıdır. Gizli-açık tanık ifadelerini okuduğumda resmen sinirimden güldüm; ne hikmetse her tanığın ifadesi hık demiş diğerinin burnundan düşmüş. Ayrıca hepsinin ifadesinin sonunda matbu bir bölüm var. Gizli tanıklar konferans yapıp, ortak bildiri açıklamış gibi! O kadar akla zarar ve trajikomik şey var ki, daha çok konuşacağımız için burada açmayı gerekli görmüyorum. Ama asıl amaç HDP’yi ve bir bütün olarak halkların demokratik mücadelesini mahkum etmek. Zaten hem iddianamenin geneli hem tek tek kişiler hakkındaki suçlamaların tamamı parti faaliyetlerine dayanıyor.

    “İktidarın bu iki meşru, demokratik ve tarihi halk hareketini mahkum etmek gibi bir takıntısı var ve milyonlarca insanı sanık sandalyesine oturtamayacağına göre, onların nezdinde bireyleri ve demokratik halk hareketi çizgisini temsil eden partileri hedef tahtasına oturtuyor.”

    *Kobanê davası açık ve gizli tanık ifadelerine dayandırılırken neredeyse siyasetçilerin yaptığı her şey iddianamede suçlama konusu olarak yer almış. Bu iddianamenin hazırlanışı ve politik olarak verdiği mesaj ne taşıyor?

    Dediğim gibi davanın ve iddianamenin özü hiçbiri gizli saklı olmayan bütün uygulama süreçleri şeffaf parti faaliyetlerini kriminalize ederek HDP’nin varlığı ve meşruiyetine saldırıdır. Yine defaatle vurguladığımız gibi, hedef halkların, kadınların, gençlerin, emek güçlerinin demokratik direniş hakkını tümden faşizmin karanlığına gömmek; gayrimeşru ilan etmektir. Bakın bugün iki davanın peşine düşmüş bu iktidar; Gezi ve Kobanê davaları… İki davanın sanıklarına bakarsanız bu hareketlerin çapını, niteliğini yansıtmaktan uzak, daha doğrusu onun altında görürsünüz zaten. Ama iktidarın bu iki meşru, demokratik ve tarihi halk hareketini mahkum etmek gibi bir takıntısı var ve milyonlarca insanı sanık sandalyesine oturtamayacağına göre, onların nezdinde bireyleri ve demokratik halk hareketi çizgisini temsil eden partileri hedef tahtasına oturtuyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye ve Kürdistan halklarının demokratik bilinç ve hareketi yargılanamayacak, mahkum edilemeyecek kadar büyüktür.

    * Eylemler sırasında AKP ve Hür Dava Partisi taraftarları eliyle öldürülen onlarca sivilin ismi bile iddianamede geçmiyor. Hatta IŞİD tarafından öldürülen siviller için bile HDP’li siyasetçiler suçlanıyor. Bu durum neyi gösteriyor?

    İşin en acı tarafı da bu zaten. Yıllardır bütün çabalarımıza rağmen Kobanê sürecinde işlenen suçlar, ne Meclis gündemine alındı ne de tek bir soruşturma-dava sonuca ulaştı. Herkes katili, katilleri bilmesine rağmen korkunç bir oyun sahneliyor. Bugün Diyarbakır’da, herhangi bir Kürt ilinde herhangi bir kapıya gidin anlatır size. Ama gördüğüm kadarıyla “Yavuz hırsız ev sahibini haksız çıkarır” hesabı bir durum yaşanıyor bölgede. Yaşamını yitiren canlarımızın aileleri, sürecin tanıkları üzerinde de ciddi bir baskı var. O dönemki parti üye ve yöneticilerimizin yüzde 90’ı şu an ya hapiste ya aktif siyaset dışında, sürgünde. Asıl sorumlular ise iktidarda ya da iktidarın müttefiki. Oysa 6-8 Ekim Kobanê sürecini kirli anlaşmalar ve provokasyonlarla kana bulayanlara halk 7 Haziran’da esaslı bir cevap vermişti. Şimdi yine benzer operasyonlar ve linç hareketlerinde ortaklaşanlar, tarihsel olarak kötü kaybeder. Kimse Kürtlerin ahlakını, gerçeği ayırt etme ferasetini hafife almasın, tepeden bakmasın. Suçlarının hesabını vermedikleri gibi böyle bir komplo davası ile yeni suçlar işleyenler, buna ortak olanlar, bugünün çıkar hesapları peşinde koşanlar, ahlaken ve siyaseten mâhkum olur.

    “Kobanê davası, HDP ana davasından çok, 21. yüzyıl tarihini geçecek bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır.”

    * Kobanê davasında çok sayıda HDP’li siyasetçi yargılanıyor. Hükümetin tabir yerindeyse bu davayı “HDP Ana Davası’na dönüştürme” çabası içinde olduğu söylenebilir mi?

    HDP’yi kapatma, kriminalize etme ve her durumda faşist baskı altında tutma amaçlarının dayanağı haline getirmek istiyorlar. Elbette toptan HDP’nin yargılanması anlamına geliyor. Ama bunda çok zorlandıkları ve başaramayacakları açık. Tarihte sayısız böyle deneme var. Deneyenleri bitirmiş. Yargıladıklarını sandıkları toplumsal hareketler, siyasi ana akımlar, kendilerini hep farklı biçimlerde sürdürmüş ve tarihin kazananı, haklılığı tescil edileni olmuştur.

    Bakıp da görmüyorlarsa, yapacak bir şey yok. HDP ve onu var eden irade, içeride de dışarıda da dimdik ayakta. Yıllardır HDP’nin kurumsal yapısını çökertmek için aklı-tahayyüle sığmayan zulüm uyguladılar. Şimdi de Kobanê davası yoluyla bunu yapamaya çalışıyorlar. Bir taraftan da erkene çekileceği anlaşılan seçime yine HDP’ye vurarak girmeyi, kazanma şansını böyle yükseltmeyi hesaplıyorlar ama Saraydaki hesap yaşama uymaz. Çünkü Kobanê davası, HDP ana davasından çok, 21. yüzyıl tarihini geçecek bir halk, haklılık ve hakikat davasıdır.

    * Bu dava Kürt sorunun nereye geldiğine dair nasıl bir ipucu veriyor?

    Devlet ve iktidar zaviyesinden değerlendirilince, hiçbir yere gelemediğini, eskinin inkar, imha, ceza kodlarına mıh gibi saplandığını gösteriyor. Ama Kürt halk hareketi bu zihniyet ve pratikten farklı olarak gelişti, bilinç ve örgütlülük düzeyini yükselti. Egemen yapı geçmişteki Seyit Rıza, Şeyh Sait, 49’lar gibi yargılama ve cezalandırmaları tekrar ya da taklit eğiliminde olsa da aynı sonuçlara ulaşamaz. Yakın tarihe bakın, DEP’lilerin hapse atılmasından tutun, kumpas, KCK yargılamalarına kadar bu tür her saldırıdan sonra Kürt siyasi hareketi sıçrama yapmış veya etki çıtasını yükseltmiş. Üstelik bugün Kobanê davasında yerel ve dünyasal düzeyde bir haklılık ve meşruiyete sahip. Kimse IŞID hunharlığına karşı kılını kıpırdatmazken, birileri beraber iş tutarken Kürtler ve Türkiyeli demokrasi güçleri bütün insanlık mücadelesi verdi, değerli canlarını yitirdi. Hiçbir zulüm ve adaletsizlik bu haklılıktan kudretli değildir.

    “Ama ‘HDP kapatılsın’ diyenlerin nefretten gözü kararmış, önleri göremiyorlar. Kapatılmaz mı-kapatılır mı gündemine odaklanma lüksümüz yok. Nice yollar açtık, yine açarız.”

    *Kobanê iddianamesinin ardından HDP’nin kapatılması çağrısı “kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalı” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi ve ardından birçok siyasetçi aynı minvalde söylemlerde bulundu. HDP kapatılabilir mi, kapatılırsa ne olur? Tüm bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

    Bizler her durumda önümüze bakmayı, önümüzü görmeyi başarabiliriz. Ama ‘HDP kapatılsın’ diyenlerin nefretten gözü kararmış, önleri göremiyorlar. Kapatılmaz mı-kapatılır mı gündemine odaklanma lüksümüz yok. Nice yollar açtık, yine açarız. Herkesin de bu netliğe, tereddütsüzlüğe sahip olması gerekir. HDP halktır, kadındır, emektir, yaşamdır. Bunlar da her yerde.

    En ufak dikkat dağılmasına izin vermeden demokratik siyasi faaliyetimizi yükseltmek temel motivasyonumuzdur. HDP’nin kapatılması tartışması ve bu yönlü saldırı hesaplarıyla faşizmin bekasını sağlamayı umanlar, umduklarını bulamayacaklar. Sözün özü budur.

    * Kobanê davasının altında yatan öfke ve kin nedir?

    İktidara IŞİD’in yenilgisini hatırlatıyor. Örgütün Kobanê’de yaşadığı yenilgi, iktidarın IŞİD atına oynadığı kumarı kaybedişinin de miladıdır. Bu nedenle 6-8 Ekim sürecinde IŞİD işgaline karşı yapılan demokratik protestoları kendi üzerine alındı ve meşru zemini FETÖ, Hizbullah, Türkiye’deki IŞİD uzantılarının ortaklığı ile provoke etti. 6-8 Ekim olayları denilen şey, Suriye’de ve bölgede IŞİD’i kollamaya hizmet eden bir provokasyon ve katliam saldırısıdır. Katledilenlerin, linç edilenlerin yüzde 90’ı tesadüfen HDP’li değildi. Doğrudan IŞİD’e karşı mücadele edenler, tepki gösterenler hedef alındı. Bu nedenle bir 6-8 Ekim olayları ve katliamı vardır, bir de 6-8 Ekim demokratik direniş ve dayanışma hareketi. Olayların ve katliamın müsebbipleri, ağır suçlarını soylu bir halk dayanışmasını; onur ve vicdan hareketini mahkum ederek silmeye çalışıyor.

    6 yılın ardından öfkelerinin, tahammülsüzlüklerinin olduğu kadar, IŞİD’e destek tavırlarının da sürdüğünü görüyoruz. Bugün bizlere yönelik Kobanê davasından daha açık bir destek olamazdı. Bir yandan Irak’ta, Suriye’de IŞİD yeniden eyleme geçerken, bir yandan Türkiye’de onun hunharlığına karşı mücadele edenlerin ve toplumun savunma sigortası olanların yargılanması da dikkatlerden kaçmamalı.

    “Asıl hedefin halklar olduğu böyle bir davada, özne de odur. Bu nedenle halklarımızı, kadınları, gençleri tüm emek ve demokrasi güçlerini özne bilinciyle davayı sahiplenmeye çağırıyorum.”

    * Son olarak 26 Nisan’da davanın ilk mahkemesi görülecek. Ne hissediyorsunuz, halklara bir çağrınız veya mesajınız var mı?

    Bizler kendi açımızdan hazırlık yapıyoruz elbette. Önceki dava duruşmalarımızda da üzerimize düşeni yapmaya çalıştık, şimdi daha iyisini yapmaya çalışacağız. Hakkın, hakikatin sesini yükseltmek, halkımızı ve demokratik siyaseti mahkeme kürsülerinde en doğru şekilde temsil etmek, onurla taşıyacağımız bir sorumluluktur. Ama asıl hedefin halklar olduğu böyle bir davada, özne de odur. Bu nedenle halklarımızı, kadınları, gençleri tüm emek ve demokrasi güçlerini özne bilinciyle davayı sahiplenmeye çağırıyorum. Yargılananları sahiplenmek için değil, hep birlikte bizleri yargılayanları yargılamak içindir bu çağrı.

    Habibe Eren /JİNNEWS

  • Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Covid-19 önlemleri kapsamında kullanılan maskeler, en yaygın çöp türlerinden biri olan plastik poşetleri geride bıraktı.

    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor
    Covid-19: Atık maskeler çevreyi yok ediyor

    Kuzey Londra Atık Kurumu (NLWA), İngiltere’de her hafta 102 milyon maskenin atıldığını tahmin ediyor. Bu, bir futbol sahasını 232 kez kaplamak için yeterli.
    Covid-19 krizi, dünyanın her yerinden insanları tek kullanımlık maskeler ve eldivenler gibi kişisel koruyucu ekipman takmaya zorladı. Ancak bu ürünlerin atıklarının çevre için daha büyük etkilere sahip olduğu uyarısı yapılıyor.
    İngiltere’de her ay tahminen bin 500 ton yüz maskesi ve eldiven çöpe atılıyor. Ocean Plastic Network yöneticilerinden, Dr. Marco Aurisicchio, “Kişisel koruyucu ekipmanların toplumumuzu nasıl etkilediğini görmek büyük bir şok oldu. Onu yolda ve her yerde buluyoruz. Karantina sırasında, çimlerde onlara rastlamam çok nadirdi” diyor.
    Biyolojik olarak parçalanabilir malzeme çözüm mü?
    Plastik uzmanı Jason Hallet, sorunun üstesinden gelmek için biyolojik olarak parçalanabilir malzeme kullanmak gerektiğini söylüyor.
    Bunun tek dezavantajının maliyet olduğunu söyleyen Hallet, çözüm biyolojik olarak parçalanabilir malzeme ise, hükümetlerin bu malzemelere daha fazla harcama yapmasının gerekebileceğini kaydediyor.
    Bu malzemelerin, sıradan plastiklerden iki ila üç kat daha pahalı olduğu biliniyor.
    Avrupa Plastik Dönüştürücüleri Birliği (EuPC), Covid-19 krizinin doruk noktasında, 2020 İlkbaharında, plastik kullanımını sınırlandıracak Avrupa direktifinin uygulanmasını ertelemek için Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı; ancak talep reddildi.

    Kaynak: Euronews

  • Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    “Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi.”

    Ayşe Gökkan

    Demokratik özerklik; sorumlulukların yerel dinamiklerle ve toplumun yarısı olan kadınla paylaşılmasını inşa eden ruhlu, canlı bir yaşam sistemidir. Ulus devletin güven yitirdiği bir dönemde bin yılları alan bir sürede inşa olmuş mevcut devlet sistemini kurumsal olarak reddetmeden, toplumları birbirine kırdırtmadan, yaşamı birlikte ören kadınların sistemi olarak ele alınmalıdır demokratik özerklik. Bu anlamda sadece bir yönetim modeli değil, tekçi-kutuplaştırıcı homojen ulus anlayışının yerine, devletten bağımsız olarak tanımlanan demokratik ulusun inşasıdır. “Daha az devlet, daha çok toplum” ilkesiyle hareket eden, demokratik ulus birlikteliğini ve demokratik konfederal sistemi esas alan, doğayı talan etmeyen, kendini en yerelden ören canlı bir yaşam biçimidir. Kadınların komşusuyla ve komşunun komşusuyla nasıl yaşayacağına, toplumların özgür iradeleriyle karar verdiği komünal bir sistemdir. Bu komşuluk sadece ev komşuluğu ve mahalle komşuluğu değildir. Ayrıca halkların, inançların, kültürlerin, toplulukların komşulukları, nasıl bir birliktelikle yaşayacaklarına ortak karar verme sistemidir. Bu sistem, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir inşada kadının kendi söz ve kararlarını halkların ve inançların yarısı olarak almasını yani bağımsız özgün kadın örgütlenmesini toplumsal sözleşmeyle teyit eden bir sistem olarak ana hatlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu sistemin ihtiyaç boyutları da kadının bağımsız örgütlenmesi, ekonomi, siyasi, sosyal, diplomasi, hukuk, insan hakları, ekoloji, medya, halklar ve inançlar, dil ve eğitim, kültür, yerel yönetimler, şiddetle mücadele ve özsavunma olarak şekillenmiştir.

    İlk ve son sömürge olmaktan ancak örgütlenerek kurtulabiliriz

    Ulus devletin güvensizleşmesi, paydaş değil yandaş olma sistemi olarak yasallaşması, ciddi bir yıkım haline gelmiştir. Bu yıkımlar karşısında kadınların ve halkların çözümü olarak demokratik özerklik şekillenmektedir. Nitekim; Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi. Ayrıca ilk ve son sömürge olmaktan kurtulmanın ancak mücadele ederek ve örgütlenerek ortaya çıkaracağını da gösterdi.

    Demokratik özerklik özsavunmayı sadece güvenlik boyutuyla ele alm

    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-
    Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-

    az

    Demokratik özerklik; Türk devleti döveceğine, Kürt devleti dövsün hukukunu inşa eden bir sistem değildir. Ya da beni üvey babam döveceğine, öz babam dövsün sistemi değildir. Sokaktaki erkek döveceğine evdeki erkek dövsün de değildir. Demokratik özerklik, yerellerin devlet yetkilerini devralma inşası da değildir. Yine demokratik özerklik kadının erkek egemen zihniyetinin yetkilerini devralma inşası da değildir. Aslında demokratik özerklik; kadın konfederal sisteminde, öncelikle kadının kendini, komün ve meclisler üzerinden örgütlemesinin ifadesidir (eş-sözcülük, eş-başkanlık, özgür-eş yaşam, eş-temsiliyet). Demokratik özerklik; kadın özsavunmasını da, dar anlamıyla sadece güvenlik boyutuyla ele almaz. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi yaşam hakkı başta olmak üzere, değerlerine dayatılan imha ve inkâra karşı öz sistemine kavuşmasını ifade eder. Tüm boyutlarda örgütlenerek, taciz ve tecavüzden kendini kapsamlı olarak korumasını ifade eder. Demokratik özerklik aynı zamanda, kadının öz savunmasını, utanması gerekenlerin yerine utanmaması ve korkması gerekenlerin yerine korkmaması, teşhir etmesi, direnmeyi örgütleyip aralıksız mücadele etmesi olarak da tanımlar.

    Ulus üstü yapılanmayı ifade eder

    Ortak yaşamda demokratik özerklik, halkların kendi demokrasisini ve kendi toplumsal sistemini kurmasıdır. Var olan ulus devlet sistemini, halkın demokratik özyönetim sistemine duyarlı hale getirme mücadelesidir. Demokratik ulus anlayışını esas alır, herhangi bir ulusu esas almaz, ulus üstü yapılanmayı ifade eder. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve mezhepsel, etnik, kadın özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliğidir. Örgütlenmiş toplumun kendi kendini yönetme organizasyonudur.

    Görev ahlaki politik toplumu inşa etmektir

    Tüm bunları yapabilmek için öncelikle entellektüel olma görevlerini yerine getirmek gerekiyor. Görev; hatıra bilimi yapmak değil, ahlaki politik toplumu inşa etmektir. Hem araştırmacı olmak hem de direnişçi olabilmektir. 1’nci doğa ve 2’nci doğa olarak ele alınan her iki alanın sosyal bilimlerle bağını kurarak hakikate yaklaşmaktır. Özne-nesne, biz-öteki, beden-ruh, ölü-canlı ikileminden kurtulmuş ahlaki politik toplum bağını kurmaktır. 5N1K (ne, ne zaman, nasıl, nerede, neden, kim) sorularının erkek egemen devlet aktörleriyle kurgulandığı haberler gibi, bilgi hakikatine ulaşmaya çalışırken önümüze konan kavram ve kuramlar da kurgulanmaktadır. Bu kurgularla krizli ortamlarda herkes kendine göre bir hakikat yolu açma eksiğine girebilir. Güncel sürece baktığımızda DAİŞ’in bu dönemde etkisi azalan ulus devletin etkisini arttıran aktöre dönüşmesi tesadüf değildir. Yine AKP döneminde kadın mücadelesi görünürlüğünü arttırıp alternatif olunca, kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artış göstermesi de tesadüf değildir. DAİŞ’e karşı kadın direnişi ve DAİŞ’in saldırı merkezinin Kürdistan ve Ortadoğu olması da bir tesadüf değildir. Kadınların ve karma toplum dinamiklerin taleplerinin netleşmesine karşı hamle olarak bu talepleri ve mücadeleyi manipüle etme, muğlâklaştırma yöntemleri geliştirilmektedir. Bugün entelektüel olma görevlerinin başında bu manipülasyonu görmek, muğlâklaştırılan alanları netleştirmek ve direnişi güçlendirmek geliyor.