Londra Göksunlular Dayanışma Derneği, hayatını kaybeden Şükrü Taşçı’yı (Şükrü Abi) saygıyla anarak, “Acımız büyük, Şükrü Abi’nin çizdiği yolda devam edeceğiz” dedi.
Londra`da Kürt ve Türk toplumu tarafından yakından tanınan Şükrü Taşçı bir diğer adıyla ‘Şükrü Abi’ pandemiden dolayı geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti.
Maraş’ın Göksun ilçesinden olan Taşçı, uzun yıllar hem Cemevi’nde hem de Britanya Alevi Federasyonu’ndan çalışmalar yürüterek emek verdi. Eylem ve etkinliklerde toplumsal duyarlılığı ile bilinen Taşçı’nın ölümü büyük üzüntü yarattı.
Londra Göksunlular Dayanışma Derneği
İngiltere’de yaşayan Kürt ve Türk toplumunun sevilen simalarından Şükrü Taşcı’nın hayaını kaybetmesinin ardından, Göksünlular SDK Derneği Yönetim Kurulu Taşçı’nın ailesi ve sevenlerine sabır diledi. Dernek yöentiminin yayınladığı mesajda; “Çok değerli büyüğümüz, barışımız, kıymetlimiz, başımızın tacı, yol göstericimiz Şükrü Taşçı canımızı Hak’a uğurluyoruz. Acımız sonsuz, çizdiğin yolda devam edeceğiz. Gözün arkada kalmasın.” denildi.
Türk ordusunun Güney Kürdistan’ın Gare bölgesinde esir asker, polis ve MİT’çilerin bulunduğu kampı bombalayarak, 13’ünün ölümüne neden oldu. AKP-MHP rejimine bağlı Türk medyası ise Türk ordusunun esir askerlerin bulunduğu kampı bombalayarak ölümlerine yol açmasını gerilla güçlerine bağlamak istedi. Ancak bugüne kadar 40 yıllık savaşta PKK gerillaları esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı ve hümanist yaklaşımları ile dikkat çekti. Ancak Türk devleti ise hiçbir savaş hukuku tanımadığı gibi esir düşen gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguladığı kayıtlara geçti.
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
Türk devleti son 40 yılda hem Kürt halkına hem de PKK gerillarına yönelik ‘kirli bir savaş’ yürüttü. Bu savaşta en çok konuşulan konulardan biri ise ‘esirler’ oldu. Son olarak gerilla 6 yıldır elinde tuttuğu ve yaşam haklarını koruduğu 13 esir asker ve polis Gare Alanı’ndaki kampa yönelik Türk ordusunun hava bombardımanı ve binlerce asker ile yaptığı operasyonda hayatlarını kaybetti.
Türk ordusu 13 ölümü gerilla güçlerinin üzerine yıkmaya çalıştı. Erdoğan rejimine bağlı Türk basını gerçeği ters yüz etmek istesede yaklaşık 40 yıldır sürdürülen savaşta gerillanın esirlere tutum ve yaklaşımı Türk medyasının kirli yüzünü ortaya koyuyor.
TÜRK ORDUSU VAHŞETİN ADI OLDU..
Türk devleti ve ordusu bugüne kadar kirli savaşın daniskasını yürütmüş ‘insanlığı utandıran’ karelerin sahibi oldu. Esir alınan gerillaları infaz edip cansız bedenlerine vahşet uyguluyor, kafaları kolları, gözleri burunları kesiliyor, kimi zaman yakılarak ateşe veriliyordu. Bu uygulamalar her seferinde deşifre edilmesi fotoğrafların yayınlanmasına ise hem AKP Hükümeti döneminde hem de 90’lı yıllar da sessiz kalınarak onaylandı. Türk ordusunun Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni ayaklar altına aldığı uygulamalar karşısında bugüne kadar Türkiye’de hiç bir ordu görevlisi hakkında açılmış tek bir dava yada soruşturma yok.
’İNSANLIK UTANSIN’
Son 20 yıllık yakın tarihte Türk ordusunun işlediği bazı savaş suçları şunlar;
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
-Nisan 1993: PKK tarafından ilan edilen ateşkesin hemen ardından Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında 11 gerillanın cesedine işkence yapıldı. Dönemin Özgür Gündem Gazetesi’nin ele geçirdiği fotoğraflarda gerillaların işkence edilmiş cansız bedenlerinin üzerine postallarını koymuş askerlerin resmine yer verilerek, ’Barışa vahşetle yanıt’ manşeti atıldı.
Yine gerillalara yönelik nasıl bir vahşetin sergilendiği 7 Ağustos 1994 yılındaki Özgür Ülke Gazetesi’nin manşetine yansıdı. Bir özel harekat timinin ellerinde gerillanın kesilmiş başları ile çektiğrdiği fotoğrafları insanlığı utandırdı. Ve gazetenin o günkü manşeti ’İnsanlık Utansın’ oldu.
Ağustos 1993: İkiyaka dağlarında düzenlenen operasyondan dönen timlerin araması sırasında Mahmut İlhan (Sekvan) isimli gerilla yaralı bir şekilde yakalandı. Bir Tv kanalının görüntülerinde Türk ordusuna esir düştüğü belgelendi. Ailesi, İlhan’ın akıbeti konusunda bilgi sahibi olmadığını açıkladı.
Haziran 1994: Bitlis’in Tatvan İlçesi Kender Dağı kırsal alanında 21 gerilla askerlerin pususuna düşürülerek katledildi. Yaralı ve esir alınan gerillalar infaz edildi. Gerillalara ait toplu mezar daha sonra Aralık 2004 tarihinde ortaya çıktı.
21 Ağustos 2005 Trabzon’un Maçka İlçesi’nde TSK ve Emniyet birimleri tarafından bir gerilla savunmasız bir durumda iken infaz edildi.
2 Mart 2005: Şırnak’a bağlı Cizre-İdil arasında kitle çalışması yürüten HPG gerillası Gafur Can silahsız bir halde iken infaz edildi.
Ağustos 2006: Beşiri kırsalında yaşanan çatışma sonucunda sağ yakalanan Doğu Kürdistan doğumlu HPG gerillası Xebat Ciwanro kod adlı Abbas Emani infaz edildi. İnfaz fotoğraflar ile belgelendi. Yine aynı çatışmada yaşamını yitiren gerillalara işkence yapılarak yakıldıkları görüldü. Aileler cenazeleri teşhis edemedi.
23 Mayıs 2007: Şırnak kırlasında düzenlenen operasyonda Akif Yılmaz kod isimli HPG’li Tuncay Mihyaz sağ yakalandıktan sonra infaz edildi. Cenazeyi yıkayanlar Mihyaz’ın gözlerinin çıkarıldığı, burnunun ise tamamen kırıldığını açıkladılar.
13 Temmuz 2007: Şemdinli kırsalında çıkan çatışma sırasında iki gerilla esir düştü. Diyarbakır doğumlu Yusuf Taş ve Doğu Kürdistan doğumlu Tekoşer kod adlı Faysal Muhammed Pur daha sonra patlayıcılarla infaz edildi.
Temmuz 2010: Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi, Siirt’in Pervari İlçesi ve Hakkari’nin Şemdinlik ve Yüksekova İlçeleri’nde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cansız bedenlerine işkence ettiği ortaya çıktı. Hitler Faşizmi’ni ve Saddam Rejimi sırasındaki insanlık suçlarını aratmayan görüntüler de, HPG’lilerin bir çoğununu gözlerinin çıkarıldığı, kafataslarının olmadığı, boyunlarının kırıldığı ve vücutların da bıçak izleri olduğu görüldü.
KİMYASAL SİLAHLAR KULLANILDI…
Gerillalara yönelik savaş suçları bunlarla sınırlı değildi. Savaş suçu olan kimyasal silahlar kullanıldı ve misket bombalar atılması her türlü vahşet te uygulandı. Yine Mardin’nin Derik İlçesi Tepebağ bölgesinde 23 Ağustos’ta çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Mehmet Dölek ve Mustafa Tangüner adlı HPG’lilerin yaralı yakalandıktan sonra kurşuna dizilerek infaz edildikleri ortaya çıktı. Cenazelerinin yıkanması sırasında vücutlarında işkence izleri olduğu, kulaklarının kesik ve yine vücutlarında sigara söndürüldüğü görüldü. Fotoğraflanarak aileleri aracılığı ile yapılan suç duyurularından ise hiç bir sonuç çıkmadı.
‘VAHŞET TEŞHİS ETTİREMEDİ’
Yine Kürtlerde infiale yol açan 24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla kırsalında kimyasal gazlar kullanılması 14 HPG’li yaşamını yitirdi.
Türk devleti ve ordusu tüm tepkilere ve tüm kınamalara rağmen bu insanlık ayıbını sürdü. 3 Şubat 2008’de Bingöl’ün Dallıtepe kırlasından askerlerin HPG gerillalarına yönelik yürüttüğü operasyonda 10 gerillanın yaşamını yitirdiği bilgisi ulaştı. Ancak gerillaların sağ yakalanarak infaz edildiği haberi ulaşırken, tıpkı Şemdinli, Gümüşhane ve Siirt’te olduğu gibi gerillalara yoğun işkence yapıldığı, kollarının ve boyunlarının kırıldığı ve gözlerinin çıkartıldığı ortaya çıktı. Ve teşhise giden aileler çocuklarını teşhis edemedi.
GERİLLALAR İNSANLIK DERSİ VERDİ’
Türk ordusunun vahşetine karşı PKK gerillaları 40 yıllık savaşta esir aldığı asker yada polislere Cenevre Savaş Sözleşmesi’ni uyguladı. Gerillalar, asker yada polisi yine bu sözleşmeye göre sağ salim insan hakları kurumlarına yada ilgili kurumlara teslim ederek, Türk ordusunun kirli savaşına karşı insanlık ve hukuk dersi verdi adeta.
Gerillalar 90’lı yıllardan bu yana onlarca askeri ve polisi esir aldı. İlk esir alma eylemi 10 Ekim 1992 yılında gerçekleşti. PKK’nin ilk kaçırma eylemi olarak tarihe geçti. Van-Tatvan Karayolu Şapur mevkiinde yol kontrolü yapan gerillalar tarafından bir astsubay 2 er ve bir imam esir alındı. Askerler daha sonra ailelerine teslim edildi.
20 Ağustos 1993 yılında PKK bu kez Batman’ın Kozluk İlçesi yakınlarından yine yol kontrolü sırasında minibüste bulunan 13 askeri esir aldı. Bu askerlerde sağ salim ailelerine teslim edildi.
Aralık 1994 yılında Hakkari’nin Uludere İlçesi kırsal alanında çatışmada yaralanan İbrahim Yavli isimli bir asker, esir alındı. Gerillalar tarafından tedavisi yapıldı ve yeniden hayata döndürüldü. Yaylı, iki yıl sonra Refap Partili milletvekilleri ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir heyete teslim edildi.
Temmuz 1996 yılında Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Ortaklar Karakolu’na gerillalar tarafından baskın düzenlendi. Gerilllalar baskın sırasında 8 askeri alı koydu. Askerler daha sonra Federal Kürdistan Bölgesi’nde RP Milletvekili Fethullah Erbaş, dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal ile yine şimdiki AKP Diyarbakır Milletvekili ve dönemin Mazlum-Der Genel Başkanı İhsan Arslan’dan oluşan bir heyee Zele kampınd bir basın toplantısı ile sağ salim teslim edildi.
‘ESİR ASKER’DE POLİS’TE SAĞSALİM ULAŞTI’
Yıl 18 Temmuz 2005 ve Erzurum Karayolu’nda bu kez HPG gerillaları tarafından yapılan yol kontrolünde, Adıyaman’dan memleketi Trabzona’a giden jandarma komando er Coşkun Kırandı esir alındı. Kırandi 4 Ağustos 2005 tarihinde Dersim’in Kutu Deresi mevkii Güleç Köyü kırsalında aralarında İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, dönemin İHD Diyarbakır Şube Başkanı ve HDP eski Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş ve sanatçı Ferhat Tunç’tan oluşan sivil bir heyete sağ salim teslim edildi.
9 Ekim 2005 yılında PKK gerillaları bu kez Şırnak ve Midyat Karayolu üzerinde yol kontrolü yaparken Cizre İlçesi’nde görevil polis memuru Hakan Açıl’ı esir aldı. Gerillalar Açıl’ın yanındaki nişanlısını ise serbest bıraktı. Açıl tam 110 gün sonra 27 Ocak 2006 günü Zaho kasabasında 8 kişilik insan hakları heyeti ve babası Muammer Açıl’a sağ salim ve sağlıklı bir şekilde teslim edildi.
‘GERİLLA İLE ASKER BİRBİRLERİNE SARILDI’
Devlet infaz etti ,gerilla ‘insanlık dersi’ verdi
22 Ekim 2007 tarihinde Güney Kürdistan’a sınır bölgesinde bulunan Oremar Bölgesi’nde Türk ordusu ile HPG gerillalarının şiddetli çatışmasının ardından 8 asker gerillalar tarafından esir alındı. Esir alınan askerler Zap bölgesinde bulunan Çemço mevkiinde DTP’li milletvekilleri Aysel Tuğluk, Osman Özçelik ve Fatma Kurtulan ile Federal Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanı Hacı Mahmut Osman, Uluslararası Tolerans’ın Başkanı Kerim Sincari’nin bulunduğu bir heyete teslim edildi. Askerler ile gerillaların birbirlerine sarılarak ayrılması ise PKK’nin savaş hukuğuna uyduğunun açık göstergesi oldu. Ancak bu görüntüler daha sonra askerlerin tutuklanmasına yol açtı. Türk devleti bununla da yetinmeyerek heyet üyeleri hakkında dava açtı.
Gerilla güçleri Amed’in Lice İlçesi’nde 10 Eylül 2011 tarihinde uzman çavuşlar Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve sağlık teknisyeni Aytekin Turhan’ı esir aldı.
Esir alınan askerler ilk defa Roj Tv tarafından görüntülendi ve röportajlar yayınlandı. Esir olmalarına rağmen askerlerin morali gözlerden kaçmadı. Sağlık ve genel durumlarının iyi olduğunu dile getirirken, insan hakları kurumlarına da kendilerinin gerilladan teslim alınması konusunda çağrı da bulunuyorlardı. Askerlerin ve sağlık görevlisinin “Rehin alındığımız günden beri bize çok iyi davranıyorlar. Hiç bir kötü muamelede bulunmadılar. Kendi yararlandıkları imkanlardan bizi de faydalandırdılar. Gerillalar bizi ailemize kavuşturacaklarına ve ellerinden gelini yapacaklarını söylediler“ şeklinde konuşuyordu. Ancak Türk devleti gerilla alanlarına o dönem tıpkı Gare’de olduğu gibi yoğun bombardıman ve operasyonlarda bulundu. Türk devleti kendi askerlerini imha ederek, gerillanın üzerine yıkmaya çalıştı. Ancak gerilla güçleri esirleri bir süre sonra yaşamlarını tehlikeye atarak, oluşturulan bir heyete sağsalim teslim etti.
Esirler konusunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 2013 yılında Barış Süreci kapsamında Halk Savunma Güçleri’ne bir çağrıda bulunarak esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Gerilla güçleri anında bu çağrıya yanıt vererek farklı tarihlerde esir alınan ve içerisinde bir Kaymakam’ında bulunduğu 8 asker ve polisi içerisinde dönemin BDP milletvekill Hüsamettin Zenderlioğlu, , İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ile MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Çoban’dan oluşan heyete teslim etti.
Tüm bunlar gösteriyor ki Türk ordusunun vahşetine karşı gerillalar Cenevre Savaş Sözleşmesi’ne ve insan haklarına tümüyle uyduğu insan hakları örgütleri tarafından da dile getirildi. Öyle ki gerillaların bu insani yaklaşımları karşısında esir alınan askerler daha sonra Türk ordusunun vahşetini yazarak, tepkilerini ortaya koydu.
SEVGİNİN DİLİNİ ÖĞRENDİM’
Türk devletine karşı gerillanın tutumunu ise Türk ordusunda subaylık yaparken PKK’ye esir düşmüş ve esaretinin ardından gelen özgürlükle Türk ordusundan ayrılan Yener Soylu’nun şu ifadeleri özetliyor: “Orada PKK’nin ‘anarşist’, ‘terörist’ ve ilkel milliyetçi çizgiyi değil de insanlık hareketi olma yönündeki önlenemez arzu ve istekte onurlu bir hareket olduğunu, sevginin diline saygının tarzına, paylaşımın esaslarına ulaşabilmenin mücadelesini verdiğini öğrenecektim. Biz savaşan ordu mensupları değil savaş kuralı Cenevre Sözleşmesi’nin tek bir maddesini bile yakaladığımız gerillalara uygulamayı esas almazdık. En belirgin kanıtı ise yakalanan gerillanın işkenceye tabi tutularak zorla itirafçılığa zorlanmasıdır” diyerek özetliyordu.
Koronavirüs salgınından en kötü etkilenen ülkelerden biri olan İngiltere’de ekonomi geçen yıl yüzde 9,9 oranında küçüldü.
300 yıldan uzun bir süredir yıllık en büyük kaybı yaşayan İngiliz ekonomisi yıl sonuna doğru toparlanarak durgunluğa girmekten kurtuldu ve 2021 yılı için düzelme sinyalleri verdi.
Resmi verilere göre ülkenin milli geliri yılın son çeyreğinde yüzde 1 oranında arttı. İkinci kısıtlamanın devreye girdiği kasım ayında yüzde 2,3 küçülen ekonomi aralık ayında yüzde 1,2 büyüdü.
Uzmanlar koronavirüs kapsamında alınan kısıtlamaların gevşemesiyle ekonominin güçlü bir şekilde toparlanacağını düşünüyor.
Fakat İngiltere Merkez Bankası Brexit ve yeni salgın önlemleri nedeniyle İngiliz ekonomisinin 2021’in ilk üç ayında yüzde 4 oranında küçüleceğini tahmin ediyor. Bankanın öngörülerine göre ekonomi ancak 2022 yılı başlarında Covid-19 öncesi seviyelere dönebilecek.
Ekonomi Bakanı Rishi Sunak da açıklanan verilerin pandeminin ekonomi üzerndeki şok etkisini gözler önüne serdiğini vurguladı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük borçlanmayı yapan hükümetin teşvikleri ne kadar sürdüreceği ise mart ayı başında hazırlanacak yeni bütçede belli olacak.
Aşılama hızı ümit veriyor
İngiltere, Avrupa’da İspanya’dan sonra salgından en büyük darbeyi alan ekonomi oldu. Fakat aşılama konusunda diğer Avrupa ülkelerine göre daha hızlı hareket ediyor olması da yine düzelme konusunda da hızlı olacağı tahminlerini artırıyor.
Ülkede sanayi sektörü salgından daha az etkilenirken ülke ekonomisinin bel kemiği konumundaki hizmet sektörü büyük bir darbe aldı. Öte yandan istihdam konusunda devletin sağladığı teşvikler sayesinde işsizlik oranlarındaki artış beklentilerin bir hayli altında kaldı.
Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen ve farklı ülkelerdeki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırmalar yapan Sallux Vakfı, Türk saldırganlığının önlenmesi için AB ve ABD’ye yaptırım önerisi yaptı: “Türkiye’ye NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtin.”
Çalışmaları 2011 yılından bu yana Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenen, parlamentodaki Hıristiyan partilerin görüşleri doğrultusunda araştırma çalışmaları yapan Sallux Vakfı (2016 sonuna kadar: Avrupa İçin Hıristiyan Siyaset Vakfı), yayınladığı 35 sayfalık raporla Türkiye’nin sınır ötesi saldırganlıkları dolayısıyla NATO güvencesinden mahrum bırakılmasını önerdi. Johannes de Jong ve Christiaan Meinen tarafından hazırlanan raporda Türkiye’nin NATO ve Avrupa Birliğinin güvenliğini tehdit ettiği belirtilerek, “Bu yayın, Türkiye’ye davranışını değiştirene kadar NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamında artık korunmadığını açıkça belirtmenin neden demokratik ilkeler ve NATO Antlaşması ile tutarlı olacağını ve AB, ABD ve NATO güvenliği açısından faydalı olacağını açıklamaktadır” ifadelerine yer verildi.
Türkiye bir güvenlik sorunu
Türkiye’nin Fransa’daki son DAİŞ saldırısı ardından sergilediği tutum ve bunun “Yeni Osmanlıcılık” konseptiyle ilişkisi anlatılan raporda, “Türkiye’nin gerçekten bir güvenlik sorunu teşkil ettiğinin” Erdoğan’ın Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan’a karşı diplomatik ve silahlı tırmanışlara girişmesiyle “Avrupa’nın tamamen uyandığı bir gerçek” haline geldiği belirtildi. Vakıf, şu öneride bulundu: “Hem Avrupa Parlamentosu üyelerine hem de AB üye devletlerinin parlamento üyelerine Türkiye ile AB’ye katılım müzakerelerinin ve bu müzakerelerle bağlantılı olarak Türkiye’ye sağlanan her türlü fonun sona erdirilmesini tavsiye ediyoruz. Bu yayın, Türkiye’nin Avrupa güvenliğini nasıl baltaladığını anlatıyor. Bu çerçevede Türkiye ile Gümrük Birliği de sona erdirilebilir.”
Yaptırımsızlığın nedeni
Türkiye’nin saldırganlıkları dolayısıyla hem Avrupa Parlamentosunda hem de ABD Kongresi ile Senatosunda yaptırım çağrılarının sıklaştığını ama bunların bugüne kadar “yalnızca bağlayıcı olmayan yanıtlar veya daha yumuşak ifadeler ve yaptırımların uygulanmasının reddedilmesinin” söz konusu olduğunu belirten vakıf, bunun gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Hem Avrupa’da yeni bir mülteci dalgası korkusu hem de ticari çıkarlar, söz konusu Dışişleri Bakanlıklarını Türkiye’de artan baskı ve muhalefetin susturulmasının yanı sıra saldırganlık ve insan hakları ihlallerini de göz ardı eden bir politikaya bağlı tuttu. Bu politika, Türkiye’nin bu politikayı hiçbir bedel ödemeksizin genişleyebileceğinin ve düşmanca eylemleri sürdürebileceğinin bir işareti olarak gördüğü gittikçe daha açık hale geldikçe, artık daha savunulmaz hale geliyor.”
Hava değişiyor
Rapora göre Dışişleri Bakanlıklarında Türkiye’ye ilişkin “havanın değişmekte olduğuna” ve bir kırılma yaşandığına dair “net sinyaller” var.
Türkiye’nin askeri eylemlerinin ve düşmanca davranışlarının AB üye devletleri ve ABD tarafından bugüne kadar Türkiye’nin diğer politikalarından ayrı olarak değerlendirildiği, hatta Efrîn’in işgali gibi bazı durumlarda “kışkırtılmamış askeri düşmanlık ve insan hakları ihlallerinin Batılı yetkililer ve bakanlar tarafından bile haklı çıkarıldığı” belirtilen raporda Türkiye’nin 2013’ten bu yana izlediği dış politikanın bir özetine de yer verildi.
Türkiye’nin Suriye’de uzun süre Batı desteğinin kendi desteklediği İslamcı gruplara gitmesini sağladığı, bu desteğin zamanla Suriye Demokratik Güçlerine kaydığı ve Türkiye’nin “aşırılık yanlıları ve cihatçıların gevşek bir ittifakı haline gelen muhalefetin tek ‘hamisi’ konumuna” geldiği belirtilen raporda, “Türkiye, bu aşırılık yanlıları havuzunu; özellikle de Efrîn, Libya, Kuzeydoğu Suriye ve Dağlık Karabağ’da dahil olduğu birçok ardışık çatışmada kullanıyor. Suriye Ulusal Ordusu (SNA) saflarında bir dizi DAİŞ savaşçısı tespit edildi ki, bu Türkiye’nin DAİŞ’e verdiği destek göz önüne alındığında şaşırtıcı değildir” ifadelerine yer verildi.
‘Amacımız Türk saldırganlığından korumak’
Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong, çalışmalarıyla ilk amaçlarının “Kuzeydoğu Suriye ve Kuzey Irak ile Türkiye etrafında Türk saldırganlığından etkilenen herkesi ve ayrıca Türkiye’nin kendi vatandaşlarını Türkiye’den korumak” olduğunu belirtti.
Sallux Vakfının Türkiye raporunu hazırlayanlardan Johannes De Jong
NATO Antlaşması’nın 5. Maddesinden doğan korumanın kaldırılmasının olabilecek en etkili yaptırım olduğunu düşündüklerini belirten De Jong, “Bu hamle Türkiye’yi kendi güvenliğini düşünmeye zorlayacaktır ve sınırdışı saldırılarına engel olacaktır. Bu Türkiye’deki rejim üzerinde de ciddi baskı uygulayacaktır” dedi.
Raporlarının parlamentolardaki milletvekillerine Türkiye’nin saldırganlıklarını kanıtlama şansı vereceğini, bunun yanı sıra etkinliklerle de bu öneriyi görünür kılmaya çalışacaklarını belirten De Jong, devam etti: “Biz ‘Türkiye’yi NATO’dan atın’ demiyoruz. Bu hem saçma hem de yasal olarak uygulanamaz olur. Ama Avrupa ve Amerika’nın bugüne kadarki yaptırımları uygulamaya çalışmaları da zaman kaybı olur. Bizim önerimiz aslında gerçekçi, somut ve hayata geçirilmesi olasılığı da olan bir öneri.”
Almanya’nın sınır dışı kararı ile tehdit ettiği Dr. Banu Büyükavcı ile dayanışma eylemleri sürüyor. Kararın Almanya ile Türkiye arasındaki politik ilişkilerin sonucu olduğunu belirten Dr. Büyükavcı, “Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor” dedi.
Almanya’da TKP/ML’ye yönelik açılan dava nedeniyle 9 kişiyle birlikte yargılanan Dr. Banu Büyükavcı 28 Temmuz 2020’de Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Nürnberg Kliniği’nde psikoterapist olarak çalışan Büyükavcı hakkında sınır dışı kararı da alınmıştı. Avukatları temyiz başvurusunda bulunması ve gerekçeli karar henüz açıklanmamasına rağmen Nürnberg Yabancılar Dairesi “Federal Almanya Cumhuriyeti için tehlike arz ediyor” gerekçesiyle Aralık 2020’de Büyükavcı’nın sınır dışı edilmesi sürecini başlatmıştı.
Dayanışma eylemleri büyüyor
2005 yılından itibaren Bavyera’da yaşayan ve hakkında açılan dava nedeniyle yaklaşık 3 yıl tutuklu kalan Büyükavcı’nın sınır dışı kararının durdurulması için Aralık ayından bu yana dayanışma eylemleri organize ediyor. Nürnberg’de Ver.di Sendikası önünde her hafta çarşamba günü Büyükavcı için eylem düzenliyor. Sendika binasına büyük bir pankart asılarak Büyükavcı ile dayanışma ilan edildi ve Nürnberg kentinin “insan hakları kenti” adına uygun davranması talep edildi.
‘Yalnız olmadığımı hissediyorum’
Sınır dışı kararı ve gösterilen dayanışmayı gazetemize değerlendiren Banu Büyükavcı, avukatlarının kararın durdurulması için başvuru yaptığını dile getirdi. Kararın uygulanıp uygulanmayacağını önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyleyen Büyükavcı, çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütünün kendisi için dayanışma kampanyası başlattığına değindi. Her çarşamba günü Ver.di Mittel Franken yönetiminin sendika önünde kendisi için eylem yaptığını belirten Büyükavcı, şunları belirtti: “Başlatılan eylem beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü. Salgın döneminde yüzlerce insan benim için bir araya geliyor. Şu ana kadar beş kez yapılan eylemle geniş bir kamuoyuna ulaşıldığını düşünüyorum. Bir süre parti ve sendika yaptığı açıklama ve yazdıkları mektuplarla yanımızda olduklarını gösteriyorlar. Bu da bizlere güç veriyor. Mutlaka ki bunlar da davanın gidişatında etkili olacaktır. Dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyor ve yalnız olmadığını hissediyorum.”
‘Özgürlük mekanlarla sınırlı değil’
Tutuklandıkları süreçte izolasyona maruz kaldıklarını hatırlatan Büyükavcı, “10 kişi tutuklanarak yaşamdan koparıldık. Aylarca izolasyona tabi tutulduk. Özgürlüğümüz kısıtlandı ama bizler de özgürlüğün mekanlara hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Bu yüzden de cezaevinde, hücrede ya da hayatın herhangi bir yerinde insanlar kendini özgür hissedebilir. Bizim düşüncelerimiz özgürlük içindir” şeklinde konuştu. ‘Almanya’da bir ilk’
Sadece kendisinin değil davada yargılanan diğer arkadaşlarının da mağdur edildiğine işaret eden Büyükavcı, “Ceza sadece bana verilmedi. Sinan Aydın, Musa Demir için de sınır dışı işlemleri var. Bazı arkadaşlarımıza 20 yıl, bazılarına ömür boyu Almanya’ya giriş yasağı getirildi. Almanya’da hiç kimseye bu kadar süre giriş yasağı verilmemişti” diye aktardı. Çıkarları birleşiyor
Büyükavcı, birlikte mücadele etmenin önemine değinerek “Mücadeleyi birlikte veremezsek yarın olacaklara karşı hazırlıklı olamayız” diye ekledi. Kararın Türkiye ile Almanya ilişkileriyle bağına da dikkat çeken Büyükavcı son olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Alman devleti Erdoğan ve TC faşizmini eleştirir gözükse de sonuç itibari ile çıkarlar doğrultusunda birleşiyorlar. Son 4 yıl içinde yaklaşık 30 kez Almanya Türkiye’ye silah satışında bulunmuştur. Mülteci politikalarında Türkiye’yle anlaştıklarını da düşünüyorum. Alman devleti sınıfsal konumu gereği kendilerine muhalif olarak gördüğü işçi, emekçi ve komünistlere karşıdır. Alman devleti de bizi kendine tehdit olarak görüyor.”
LONDRA- Kürdistanlı toplum tarafından yakından tanınan ve yakalandığı kanser hastalığına yenik düşen Hacı Özdemir, yakınları ve yoldaşlarının katılımıyla Tottenham Park Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.
Kürt yurtsever Hacı Özdemir toprağa verildi
Kürdistanlı ve Türkiyeli toplumun yakından tanıdığı ve uzun yıllar Kürt Toplum Merkezi’ne (KCC) emek vererek çalışmalar yürüten Hacı Özdemir, uzun süredir savaştığı kanser hastalığına yenik düşerek hayatını kaybetti.
Elbistanlı Alxas bölgesinden olan Hacı Özdemir için bugün ilk önce Wood Green Cemevi’nde bir uğurlama etkinliği düzenlendi. Burada yapılan uğurlamanın ardından Özdemir’in cenazesi uzun yıllar emek verdiği Haringey’de bulunun Kürt Toplum Merkezi’ne getirildi. Burada yapılan uğurlama törenine ailesi yakınları ve çok sayıda yoldaşı katıldı.
Etkinlikte yapılan konuşmalar da, Hacı hevalin değerli bir yoldaş olduğu ifade edilerek, “Uzun yıllar Kürt halkına ve demokrasi mücadelesine büyük emekler verdi. Yoldaşımızı bir kez daha anarken anılarını gerçekleştirme sözü veriyoruz” denildi. Burada yapılan uğurlamanın ardından Özdemir’in cenazesi Tottenham Park Mezarlığı’nda ailesi, sevenleri ve yoldaşlarının katılımıyla son yolculuğuna uğurlandı.
Uzun yıllardır Londra’nın Tottenham bölgesinde toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında hizmet veren Cyprofood, toptan içecek satış merkezini hizmete açtı. Cyprofood’un yan tarafında Cyprofood Drinks adı altında hizmete açılan toptan içecek yerinde yüzlerce ürün satılıyor.
Cyprofood, 14 yıldır toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında Tottenham’da hizmet veriyor. Ürün kalitesi, çeşitliliği ve uygun fiyatları ile marka haline gelen Cyprofood, toptan içecek yerinde de aynı prensipleri esas almayı hedefliyor. Alkollü ve alkolsüz yüzlerce içecek ürünün satışının yapıldığı merkezde hem Birleşik Krallık hem de Avrupa’da üretilen ürünler bulunabiliyor. Türkiye’den de şarap, bira ve rakı başta olmak üzere birçok içecek ürünün bulunduğu satış merkezinde pazarın en çok aranan ürünlerini tedarik etmek mümkün.
‘Ürün çeşitliliği, kalite ve uygun fiyat’
Cyprofood tarafından gazetemize yapılan açıklamada; ”Yıllardır toptan gıda, taze meyve ve sebze alanında Londra’da hizmet veriyoruz. 14 yıllık bir deneyim ve tecrübe ile yolumuza devam ediyoruz. Ürün çeşitliliği, kalite ve uygun fiyat hep bizim temel ilkelerimizden oldu, bundan sonra da bu ilkeleri yeni yerimizde de hayata geçireceğiz.” denildi.
Açılışa özel indirimli fiyatlar
Açılış nedeniyle tüm ürünlerde büyük bir indirim yapan Cyprofood Drinks, toptan içecek alanında pazarın öncülerinden olmayı hedefliyor.
Cyprofood Drinks Unit A6, Brantwood Road, Tottenham London, N17 0DX adresinde hizmet veriyor. Daha fazla bilgi için 0208 801 0101 numaralı telefondan arayabilir veya info@cyprofooddrinks.co.uk email adresinden iletişime geçebilirsiniz.