Category: slıder

  • Sanatçı ve İktidar İlişkisi

    Sanatçı ve İktidar İlişkisi

    Gökhan Yavuzel


     “Mala taparsan mallaşırsın.” demiş ve eklemişti, üstad İlyas Salman: 

     “Aşkı, şiiri ve kavgayı bilmeyen insandan hayır gelmez. Çünkü dünyada aşık olunacak çok güzel, uğruna şiir yazılacak çok güzellik ve kavga edilecek çok onursuz var.”

     Bu ilk çıkarımdan güce tapanlar gücün esiri, iktidara tapanlar ise iktidarın kölesi olur, tespiti çıkar. Kişi her neyin uğraşı içindeyse kendi irade ve aklıyla hareket etme sorumluluğunu üstlenebilmelidir. Başkasının aklı ve fikrine tüm iradesini teslim ediyorsa; bağımsız değildir, modern bir köledir. 

     Özellikle toplumların estetik, düşünce ve üretkenliğini üstlenen sanatçılar özgür ve muhalif olmak durumundadır. Sanatçı aksaklık ve yanlışlık olduğu için muhaliftir, o bugünün dünyasını onarmak ve daha da güzelleştirmek için sosyal sorumluluklar alır. Üstünkörü muhalif değildir, o neyi niçin savunduğunu bilir, gücün ve zorbanın karşısında halkının yanında olabilendir. Savaş yerine barışı; toplumsal düzensizliğe karşı huzuru; yıkım karşısında ise umudu ve mücadeleyi besler.  

     Zülfü Livaneli “Serenad” isimli romanında “Bütün iktidarlar öldürür” tespitini yapar. Tarih konusuna hakim olanlarda tasdik eder ki, kan dökmemiş bir iktidar henüz peydah olmadı… Ancak iktidarın tabi olduğu sistem, yönetim biçimi ve halkla olan ilişkileri potansiyel yaklaşımın ölçüsünü belirler. Ulus-Devlet’çiliğin radikal hali şovenizmi ve onun üst aşaması olan faşizmi doğurur. Baskı, medya sansürü ve fikir özgürlüğünün kısıtlanması gibi sebepler buna örnektir. Daha somut olması açısından Türkiye örneğini vermek yanlış olmayacaktır. Burada sanatçı mevcut iktidarın baskı ve tektipleştirmesine karşı özgür iradesini ortaya koyma yolunda dirençli olması elzemdir, ki sanatçıyı özgün kılan en temel özelliği bu olsa gerek. O halkının kanayan yarasına melhem olabilmeli, hiç değilse bozuk koşulları düzeltmek adına çaba verebilmelidir. O sadece mevcut konjenktüre karşı teorik önerileri ve tartışmalarıyla sınırlı kalmamalıdır, en zor koşullarda bile pratiğiyle bunu destekleyebilmelidir. 

      İktidar öldürme aracına dönüşmüş ve farklılıkları dışlayıp imha etme sürecinde bir diktatör doğuyorsa o devletin sonu gelmiş demektir. Keyfivari yönetim modeli uzun ömürlü değildir, ancak despotizmin farkına varmadığı; öfkesiyle meşru ve azınlıkta da olsa bilinçli bir muhalif devrimci halk kitlesi doğmuş ve karşı hamle için uygun ve nesnel koşulları beklemektedir. Bu karşı çıkış elbette ki, icab etmesi halinde iktidarın koruyucu güvenlik ve kurumlarını imha etmek için silahlı ve kanlı bir taktik doğuracak, sonu gelmez düşünülen iktidarın sonunu getirecektir… 

     Bu aşamada etkin ve üretkenliğini halktan almış sanatçıların tercih, söylem ve pratiği halkın gücünü ve iktidarın çaresiz yenilgisinin teşhisinde, güçlü bir faktör olarak önümüze çıkmaktadır. Ona düşen misyon; halkçı reformlar ya da devrim öncesi, kitlelere haklı ideolojik bir eğitimin ve öğreticiliğin zeminini oluşturmak ve bilinç aşılatmaktır. Bazı doktrinlerin yahut zamansız kalkışmaların yeteri kadar kitle oluşturamamış olmasının nedenleri bir önceki yenilgilerin temel sebepleri sayılmakla birlikte; partisel olgunluğun, ideolojik yoğunluğun ve politik derinliğin hayata geçirilememiş olmasına bağlanabilir. 

     İktidar cephesi, bir zor kullanma aracı olarak düşünüldüğünde bugün özellikle Türkiye’de gelmiş olunan bütün baskı, yıldırma ve öteki yahut öteki düşünen ve iktidar ile aynı düşünmeyen bireyler üzerinde de ciddi baskılar söz konusudur. Hayatını zindanlarda veya diasporada geçirmek zorunda kalan insanların mücadele ve üretkenlik alanını zayıflatacağını düşünen yönetimin gözden kaçırdığı diğer husus; bu insanların zor koşullarda daha dinamikleştiği, etki alanını genişlettiği ve derin politik ve sanatsal hakimiyetini büyüttüğü gerçeğidir. 

     Bu kanlı, aldatmacalı, sömürü ve katliamlarla dolu geçmiş oluşturan iktidarlar kadar suçlu bir diğer cenah ise; bazı soytarıların parti ya da sivil toplum kuruluşları himayesinde solun ve hatta ülkenin en gerçekçi sanatını üretenler olduklarını iddia etmesi, bununla da yetinmeyip kavramsallaştırdıkları bazı sol literatürlerle devrime hizmet ettiklerini vurgulamaları, iktidarın ortaya sunduğu politikaların sadece terimlerini değiştirerek destek vermeleri ve halktan yana tutum almamaları, opürtünist kavramın belki de en somut temsilcileridir. Buna karşın sesini yükseltmeye çalışan Toplumcu-Gerçekçi sanatçıların güçlü medya organlarının olmayışı ve toplumun çoğunluğuna ulaşmasını sağlayacak araçlardan mahrum olması, baskı ve yıldırmalarla boğuşması gibi sebepler popülist akımın yandaş ve fırsatçılığını üstlenen kesimlere karşı kaybı biçiminde yorumlanabilir, ancak bu ne gerçek, ne rasyonel ne de kabul edilebilirdir… Çünkü talihin tersine döndüğünü ve tekerrür edeceğini tarihsel olgularda destekler. 

     Sonuç olarak, sanatın ve sanatçının eğitsel ve kültürel yönü mücadele alanlarını kapsayacak; zorba ve dikta rejimlere karşın en yüce silah olarak bilinç düzeyine tesir edecektir. İktidar cephesinin kullandığı ve kullanacağı meşru olmayan araçlar, onların gücü ve üstünlüğüne rağmen yenilgiye uğrayacaktır… 

     Aydınlık günlere

    Selamlar.    

  • Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Alevilerden Türk Elçiliği önünde Kılıç protestosu

    Hikmet Erden


     Britanya Alevi Federasyonu, Madımak katliamı katillerinden Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından affedilmesini Türk elçiliği önünde protesto etti. Türk elçiliği, elçilik binası önüne siyah çelenk bırakılmasını ise İngiliz polisi eliyle engelledi.

    Britanya Alevi Federasyonu’na (BAF) bağlı Alevi kurum temsilci ve üyeleri, Londra’daki Türk Büyükelçiliği önünde bir araya gelerek Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Sivas’ta 33 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Katliamından müebbet hapis cezası alan Ahmet Turun Kılıç’ı af ederek serbest bırakmasını protesto etti. Ellerinde, “Yakanları da aklayanları da affetmiyoruz”,  “Biz bitti demeden bu dava bitmez” yazılı dövizler ile Madımak katliam fotoğraflarını taşıyan grup, sık sık,

    “Katil Erdoğan,” “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”  ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı.

     

    ELÇİLİĞİN SİYAH ÇELENK KORKUSU

    Açıklama öncesi Elçilik binası önüne siyah çelenk bırakmak isteyen eylemcilere Türk Elçiliği talimatıyla polisler tarafından izin verilmedi. İngiliz polisi, Türk Elçiliği’nin ‘Siyah çelenk elçilik binası ile fotoğraflanmasın’ talimatı verdiğini söyleyerek, çelengin bırakılmasına izin vermeyeceklerini bildirdi. Federasyon Başkanı İsrafil Erbil’in yaptığı girişimler sonuçsuz kalırken,  ‘Elçilik talimatı var’ denildi. Buna tepki gösteren BAF Genel Başkanı Erbil, “Büyükelçiyi anlıyoruz. Bu karar bir insanlık ayıbıdır. Polis talimatları üzerine çelenk bırakmamızı engelliyorlar. Çelenkle kapı girişindeki büyükelçilik yazısını aynı karede olmasını istemiyorlarmış. Çünkü bu onların tarihi yüz karası ve utancıdır. İnsanlık suçu işlemişler ve halen insanlık suçu işleyenleri aklıyorlar, af ediyorlar. Bu utancı onların yüzüne haykırmaya devam edeceğiz” dedi.

     

     

    Elçilik binası karşısında bir açıklama yapan Erbil, Madımak katliamının insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın af kararının

    hukuki değil siyasi olduğunun altını çizdi.  Madımak katillerinden Kılıç’ın Erdoğan tarafından af edilmesini sert bir dille eleştiren Erbil, “Sivas katliamı davasında katillerin avukatlarını bakan ve milletvekili yapan zihniyet elinden benzin bidonuyla insanları yakmaya giden katilin kendisini de salıverdi. İktidar çevrelerinin bu davaya yaklaşımın da açık yanlı tutum ve davranışları tüm kamuoyunun bilgisi dahilindedir” dedi.

     

    BARBAR KATİLLER AFFEDİLEMEZ  

    Alevi toplumunun yüzyıllardır sistemli katliamlara kurban edildiğini vurgulayan Erbil, “Madımak insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlık suçu işlemiş barbar katiller için zaman aşımı olmaz, affedilmeleri ise asla kabul edilemez. İnsan haklarına dayalı hukuk mantığı da bunu asla kabul etmez” diye kaydetti. Sırp kasabı Radoyan Kazadzic’in serbest bırakılması Bosnalılar için ne ifade ediyorsan yada bir Nazi dönemi suçlusunun af edilmesi Yahudiler için ne anlama geliyorsa Ahmet Turan Kılınç’ın af edilmesinin de Alevi toplumu üzerinde aynı etki bıraktığını vurguladı. Erbil, Kılıç için verilen af kararının iptal edilerek Madımak katillerinin yakalanarak adalet karşısına çıkarılmasını isteyerek, geçmişle yüzleşilmeden unutulan her katliamın yeni katliamlara zemin hazırladığını kaydetti.

    Açıklamanın ardından sırtlarını Elçilik binası önüne dönen katılımcılar, daha sonra Elçilik binası karşısına yanlarını getirdikleri dövizleri astılar.

     

  • Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Eskioğlu’na TCCA’dan teşekkür plaketi

    Kıbrıs Türk Toplum Merkezi, (Turkish Cyriot Community Association – TCCA) Faruk Eskioğlu’na “Londra’da Bizim’Kiler” çalışmasından dolayı “teşekkür plaketi” verdi.

     

    1 Şubat Cumartesi günü  “628-630 Green Lanes, Haringey, N8 0SD” adresindeki TCCA’de yapılan kitap tanıtım panelinde gazeteci yazar Eskioğlu ve kitabın İngilizce editörü Ertanç Hidayettin konuşmacı olarak katıldı. Etkinliğe bir süre önce aramızdan ayrılan Hulus Çağlar İbrahim’in eşi ve Hasan Raif’in ailesinin de aralarında bulunduğu 30’un üzerinde katılım oldu.

     

    Açılış konuşmasını yapan TCCA Başkanı Niyazi Enver, Türkçe ve İngilizce kaleme alınan “Londra’da Bizim’Kiler”in toplum tarihinin gelecek kuşaklara taşımada önemli bir işlevi olacağını belirterek yazarı ve çalışmaya katkıda bulunanları kutladı. Enver, üçlü kitap setinin sert kapak özel baskısını Hulus Çağlar İbrahim ve Hasan Raif’in eşlerine hediye ederken, İlker Kılıç’ı da saygıyla yâd ederek üçünçü kitabı Kılıç ailesine ulaştıracaklarını söyledi.

     

    Enver, Eskioğlu’na kurum adına hazırlanan “Toplumsal hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimizle” yazılı plaketi vererek çalışmalarını sürdürmesini diledi.

     

    Duygusal anların yaşandığı etkinlikte Rosemerry İbrahim de eşi Hulus Çağlar İbrahim’in bir efsane olduğunu belirterek bu kitaplarla efsanenin unutulmayacağından dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Gülşen Raif de Eskioğlu’nun uzun süren çalışmalarını ailecek bildiklerini belirterek “Rahmetli eşim Hasan da sağ olsaydı bu gece mutlaka aramızda olurdu” diye konuştu.

     

    Ertanç Hidayettin de “Londra’da Bizim’Kiler”in Türkiye’den 150 ve Kıbrıs’tan 100 yıllık göçün tarihini ele aldığını belirterek çalışmanın her evin kütüphanesinde bulunması gerektiğini ve araştırmacılara da ciddi bir kaynak olacağını söyledi. Kitapta yer alan ve şimdi hayatta olmayan isimleri sayarak yâd eden Hidayettin, toplumun sözlü tarihini de yazıya geçiren “Londra’da Bizim’Kiler”in bu açıdan da önemli bir işlev yüklendiğini söyledi.

     

    Eskioğlu da araştırması boyunca kendisine destek olan, panelde ev sahipliği yapan ve kendisini ödüllendiren TCCA’e teşekkür ederek başladığı konuşmasında, toplumun kitaplara olan ilgisine de teşekkür etti.

     

    Kitapta yer alan ilginç olayları özetleyen Eskioğlu, kendisinin bir bilimadamı olmadığını fakat bilim insanlarının yorumlayabileceği ciddi bir arşiv toplaması ve sözlü tarih çalışması yaptığını söyledi. Eskioğlu bir soru üzerine çalışmasından alıntılar yaparak toplumdaki üç önemli köşe taşını “1970’lerdeki Wimpy Grevi, 1990’lardaki Kürt ve Alevilerin kimlik arayışları ile 2000’lerde tekstilin emek ucuz ülkelere taşınmasıyla ortaya çıkan büyük işsizlik ve onun ileride yarattığı sorunlar sayılabilir” dedi.

     

    Kitaplarının içinde yaşanılan ülkede toplumu görünür kılmasını dileyen Eskioğlu, kitapla ilgili ayrıntılı bilgi ve satış noktalarının londradabizimkiler.com‘dan öğrenilebileceğini söyledi. Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in de konuşmacı olarak katılacağı bir sonraki kitap panelinin 16 Şubat Pazar saat 13’te “Mildmay Ward, Londra N1 4RX” adresindeki Türk Eğitim Birliği’nde olacağı öğrenildi.

  • Londra’da tutuklu şair Çomak ve tutsaklar için dayanışma etkinliği

    Londra’da tutuklu şair Çomak ve tutsaklar için dayanışma etkinliği

    İngiltere Exiled Writers Ink (Sürgün Yazarlar) kuruluşu ve Norveç PEN işbirliği ile Londra’da tutuklu şair İlhan Sami ÇOMAK ve tüm politik tutsaklar için zengin bir etkinlik gerçekleşti. 

    Londra merkezli The Poetry Cafe’de gerçekleşen, modetörlüğünü  emekli avukat ve şair Michael Baron’un üstlendiği etkinliğin ilk bölümü Exiled Writers Ink’ten Jennifer Langer’in açılış konuşması ile başladı. Ardından şair İlhan Sami Çomak’ın etkinlik için kaleme aldığı mektubu Türkçe ve İngilizce okundu. Devamında insan hakları avukatı, ceza hukuku uzmanı ve ünlü şairler Ahmed Arif ve Cemal Süreya’yı anlatan ”Ben Kolay Ölmem” tiyatro oyununun yazarı Ali Has,  İlhan Sami Çomak şahsında politik öğrenci ve tutsakların hukuki durumuna değinen bir konuşma yaptı. Yine 2016’da İstanbul’da İlhan Sami Çomak’ın duruşmasına katılan insan hakları avukatı Margaret Owen mahkemedeki gözlemlerini anlattı ve şair Çomak’ın yaşadığı hukuksuzluğa insan hakları açısından bir konuşma yaptı.

    Macar kökenli mülteci bir ailenin çocuğu olan ödüllü şair George Szirtes, Macar şairi Gyula Illyés’in 1950 yılında yazılmış meşhur “Tiranlık Üzerine Bir Cümle” isimli uzun şiirinden bir bölümü okudu. Şarkıcı Suna Alan’ın müzik dinletisi ile devam eden ilk bölümde, edebiyat çevirmeni, şair ve Norveç PEN’in hapishanedeki yazarlar Türkiye danışmanı Caroline Stockford Norveç PEN adına bir konuşma yaptı ve Stocford şair Çomak davasının takipçisi olacaklarını vurguladı. Ardından şair, çevirmen, editör ve Hapisteki Yazarlar Komitesi üyesi Erkut Tokman, İlhan Sami Çomak’ın şiiri üzerine bir konuşma yaptı. Açık Şiir isimli bir edebiyat girişimi oluşturduklarını ve şair Çomak’ın şiirinin daha da tanınır kılınması için bu girişim aracılığı ile çalışacaklarını söyledi. Şair Çomak’ın şiirlerinin okunduğu ilk bölüm ardından verilen arada katılımcılar tarafından Çomak’a kartpostallar yazıldı.

    Etkinliğin ikinci bölümünde yeniden sahne alan sanatçı Alan, sürgünde yaşama veda eden ünlü Kürt şairi Cegerxwîn’in şiirinin bestesi olan ‘’Hate Ber Derî’’eserini, yine Mamak cezaevinde 1980 darbesi sonrası katledilen yayıncı İlhan Erdost’un abisi Muzaffer İlhan Erdost’un ‘’Kederin Kardeşiyim’’ isimli şiirinin bestesini seslendirdi. Şair Çomak’ın şiirlerinin İngilizce tercümelerinin okunduğu  ikinci bölümce edebiyatçı Erkut Tokman, şair Çomak’ın şiirini anlatan kısa bir tiyatrikal performans sergiledi. Yine şair Michael Baron, şair Çomak’a ithafen yazdığı Swimmer (Yüzücü) isimli eserini okudu. İkinci bölümün sonuna yaklaşılırken Açık Şiir girişimi tarafından hazırlanan videoda şair Çomak’ın haftada 10 dakikalık telefon hakkı sırasında, bir şiirini okurken kaydedilen sesi ilk kez katılımcılar tarafından dinlendi. Duygulu anların yaşandığı video gösterimi sonrası öğretim üyesi, hapishanelerdeki öğrenciler ve politik tutuklular alanında uzman insan hakları aktivisti ve şair Çomak’ın vasisi İpek Özel, katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.

    Şair İlhan Çomak 1994 yılında henüz 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken, çok işkenceli on altı günlük gözaltı süresinden sonra tutuklandı. AIHM’in 2007’de adil yargılanmadığına dair hükmüne rağmen, son 26 yıldır tutuklu yargılanan Çomak’ın cezaevinde iken çıkardığı 8 şiir kitabı var. Çomak’ın son şiir kitabı “Geldim Sana” dosyası geçtiğimiz yıl Sennur Sezer birincilik ödülüne layık görüldü. 

    Foto: Suat Eroğlu

  • Emek Tiyatrosu Yüzlerce Sabah’ı sahneledi

    Emek Tiyatrosu Yüzlerce Sabah’ı sahneledi

    Tiyatrocu Saray Karakuş tarafından yazılan ve Londra Emek Tiyatrosu tarafından oynanan Yüzlerce Sabah adlı oyun Londra’da sahnelendi.

    Tiyatro ve oyuncu Saray Karakuş tarafından yazılan Yüzlerce Sabah adlı oyun Londra Emek Tiyatrosu tarafından Millfield Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.  Tiyatroseverlerin yoğun ilgi gösterdiği oyunun yönetmeniliğini Ali La Pax ve İdil Sönmez yaparken, toplam da 22 oyuncu yer aldı. Yine oyun sırasında işaret dili kullanılarak engellilere dönük canlı anlatım yapılması ise dikkat çekti. Oyun aile işletmesi olan bir cafenin düzenli müşterileri olan yaşlı bir çiftin hikayesi anlatılırken, oyun da farklı kimlikler, kültürler, gençlik ve yaşlılık konuları iç içe geçiyor.

    Yine local bir bölgenin farklı kimlik ve yapıların yansıma biçim bir cafeteryadan yola çıkılarak anlatılıyor. İzleyenlerin ayakta alkışladığı oyun da iki İngiliz tiyatorucu da yer aldı. Saray Karakuş oyunu, Enfield bölgesinde belediye başkanlığı yaptığı dönemde huzurevinde kalan yaşlı birinin anlattıkları üzerinden kurguladığını belirtti. İzleyenlerin ayakta alkışladığı oyun sonunda yazar Karakuş oyuncu ve yönetmenlere teşekkürlerini iletti.

    Yüzlerce Sabah oyuncuları ise şöyle: Grek Ryan, Onur Kupcu, Arda Afşar, Berta Sarıkaya, Sevgi Şenses, Derya Cino, Işık Akpınar, İnan Çiftçi, Gülhan Tetik, Ercan Boz, Fırat Sac, Eren Kaya, İdil Sönmez, Ali La Pax, Nurcan Şahin, Berna Sarıkaya, Hande Erel, Gülcan Ergisi, Hüseyin Köroğlu, Çiğdem Asar Karagöz ve Aygül Ağırgöl) tek tek kutluyorum.

  • Nazım Yüce ve Salih Azgan Londra’da anıldı

    Nazım Yüce ve Salih Azgan Londra’da anıldı

    Kürt Halk Meclisi tarafından Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) ve Salih Azgan (Cahit) için bir anma düzenlendi.

     

    Londra Kürt Halk Meclisi tarafından 25 Ocak 1998 yılında yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) ve Rojava’da yaşamı yitiren Salih Azgan (Cahit) için KCC binasında bir anma düzenledi. Anmaya, Yüce ve Azgan ailelerinin yanı sıra, şehit aileleri, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yüzlerce kişi katıldı. Saygı duruşu ile başlayan anma da önce 1991 yılında PKK”ye katılan ve bir çok kez savaşta yaralanmasına rağmen son olarak Rojava’da Türk devlet güçlerinin saldırıları sonucu yaşamını yitiren Salih Azgan için hazırlanan slayt gösterildi.

     

    Slayt gösteriminin ardından şiirler okunurken, bu kez Britanya’dan 1992 yılında PKK’ye katılan ve 1998 yılında yaşamını yitiren Nazım Yüce (Agit) için hazırlanan belgesel gösterildi. Yüce’nin yaşamını konu alan belgesel anmaya katılanlar da duygu dolu anlar yaşatırken, özellikle 1996 yılında Zagroslar da karlı bir yolculuk sırasında ayağı soğuktan kangren olup kesilmesine rağmen, yürüttüğü mücadele ve azim dikkat çekti.

     

    ŞEHİTLERİMİZE LAYIK OLACAĞIZ

    Belgesel gösteriminin ardından KCDK-E tarafından bir açıklama yapıldı. PKK’nin şehitler hareketi olduğu vurgulanarak, “Önder Apo’nun söylediği gibi bizler ödediğimiz bedeller ve canlar la mücadeleyi büyüttük. İşte bu şehitlerimizin ödediği bedeller ile halkımız yok oluştan varoluşa dirilişten özgürlüğe giden yolda büyük mesafeler kat etti. Bugün bütün dünya PKK ve Kürt halkını tanıdı. Bu şehitlerimiz olmasaydı bizler onurlu bir yaşamın sahibi olamayacaktık. Şehitler olmasaydı onurlu halklar içerisinde yerimizi alamazdık. Bugün bir kimlik ve onurlu bir yaşam varsa bu şehitlerin emekleri ve ödedikleri bedellerle gerçekleşmiştir. Bugün onurlu bir şekilde biz Kürdüz diyebiliyoruz. Bizler de bu ödenen bedellere bir halkın umudu ve özgürlüğü kimliği ve onuru için bedel ödeyen şehitlerimize layık olacağız. Onların gerçeğe dönüştürdüğü hayallerini koruyup büyütüp geliştirmekte bizim sorumluluğumuzdur. Onlara layık olabilmek için daha fazla mücadele daha fazla örgütlenme içerisinde olacağız Bizler Agit ve Cahit yoldaşların bayrağını ve silahını asla yerde bırakmayarak onların yarattığı değerler ile mücadeleyi büyütüp zafere götüreceğiz” dedi.

     

    ‘O KÜRDİSTAN AŞIĞIYDI’

    Anma da Salih Azgan’ın ailesi adına bir konuşma yapan Muztafa Azgan, Cahit’in bir Kürdistan aşığı olduğunu vurgulayarak, “Hep Kürdistan dağların dan söz ederdi. Mücadele ile 1988 yılında tanışmıştır. Önce Türkiye metropollerin de çalışma yürüttü ve deşifre olunca 91 yılında yönünü dağlara verdi. Katılım yaptıktan sonra Kürdistan’ın tüm coğrafyasında en çetin koşullar da savaştı ve mücadele etti. Onlarca defa yaralanmasına rağmen ayağını ve bir gözünü kaybetmesine ragmen asla mücadele saflarını terk etmedi. Hatta Avrupa’ya çıkarmak istediğimiz de bile ‘Ben Kürdistan aşığıyım. Yaşam gerekçem Kürdistandır’ diyerek bunu red etti. Cahit heval aşık olduğu topraklar da şahadete ulaştı. Bizler için büyük bir onur abidesidir” diye kaydetti.

     

     

    ‘TEREDDÜTSÜZ YAŞAMIN SAHİBİYDİLER’

    Anma da söz alan Londra Kürt Halk Meclisi Şehit Aileleri Komitesi üyesi Ali Poyraz ise Kürt özgürlük mücadelesinin şehitlerin büyük emeği ile bugünlere geldiğinin altını çizerek, şunları söyledi: “Onlar asla diz çökmedi. Ne Türk faşizmine nede DAİŞ barbarlarına. Türk faşizmi de barbarlar da şehitlerimizin karşısında diz çöktüler. Yaşamlarının sonuna kadar bu fedakar ve onurlu direnişin sahibi oldular. Cahit ve Agit heval aynı süreçler de mücadeleye katılıyorlar. Özellikle Kürt halkının dirilişinin gerçekleştiği ve ancak Türk devletinin en yoğun saldırılarının olduğu bir dönemde yönlerini Kürdistan dağlarına verdiler. Kürdistan’ın bir çok alanında mücadele de tereddütsüz bir katılım gösterdiler. Agit yoldaşın ayağı testere ile kesiliyor. Ancak o ülke de mücadele yürütmek konusunda ısrarını ve talebini dile getiriyor. Şahadetinin tarihini bilmesine ragmen ‘ölürsem mücadeleye nasıl katkı sunarım’ diyerek ‘Beni Kürdistan’ın kalbi Amed’e gömün’ demiştir. Şahadetinde bile bu mücadele ve halkının kaygısını taşımıştır. Bizler böylesi bir direniş ve şehitler geleneğinden geliyoruz. Hayallerinin ve özlemlerinin takipçisi olarak şehitlerimize layık olacağız.” Yapılan konuşmaların ardından anma etkinliği “Şehit namırın” sloganları ile sona erdi.

  • Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

    Winter: Otizm’de ABA seçeneğini es geçmeyin

     SUNA ALAN

     

    Bugün dünyada her 59 çocuktan 1’i otizm riski ile dünyaya gelmekte ve bu rakam her yıl artış eğilimi göstermektedir. Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisi, erken tanı ile yoğun, sürekli özel eğitim. Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir.

     

    Uygulamalı Davranış Uzmanı Canan Winter ile ABA (Uygulamalı Davranış Analizi) terapisi, otizmli çocuklarda öğrenme bozukluğu, İngiltere’de otizmli çocukları olan ebeveynlerin izleyeceği yol ve yöntemler üzerine konuştuk.

     

    Öncelikle bize ABA nedir açıklar mısınız?

    Applied Behaviour Analysis ya da Uygulamalı Davranış Analizi bir bilim dalı, bir disiplindir. Deneysel davranış psikolojisinden elde edilmiş olan prensiplerin hayatın çeşitli alanlarında, eğitimde, iş sektöründe, hayvan eğitiminde, ikstisadi modellerde ve sosyal medyada uygulamalı olarak kullanılmasıdır. ABA ya da UDA genellikle otizm tedavi yöntemi olarak biliniyor. Halbuki ABA büyük şirketlerde ya da fabrikalarda personel motivasyonunu arttırmaktan tutun, trafik kurallarını uygulamaya kadar yaşamın her alanında kullanılıyor.

     

    Peki, bu işi yapan kişilerin unvanı nedir? Siz kendinizi ne olarak tanımlıyor ve ABA’yi hangi alanlarda kullanıyorsunuz?

     

    Ben davranış analistiyim ve uygulamalı davranış analizini eğitim alanında, öğrenme bozukluğu olan çocuklarla uyguluyorum.

     

    Öğrenme bozukluğundan kastınız nedir?

     

    Öğrenme bozukluğu bir insanın birtakım bariyerler sebebiyle geç ve güç öğrenmesidir. Davranış analisti, öncelikle öğrenme bozukluğu olan bireylerin öğrenmesini engelleyen bariyerlerin ne olduğunu araştırır, gözlem yapar, veri tutar, bireyle birebir ilişki içinde olan kişilerle konuşur, onların fikirlerini alır ve bu bariyerleri nasıl aşacağına dair bir plan yaparak kişiye özel bir eğitim planı çıkartır. Ben yetişkinlerle değil çocuklarla çalışıyorum. Dolayısıyla çocukları ev ve okul ortamında gözlemliyorum. Anne babalarıyla, öğretmenleriyle konuşuyorum, önceden hazırlanmış ve analizi kolaylaştıran birtakım formlarımız var, onları doldurtuyorum ve gerekirse deneysel gözlemler yapıp çocuğun tepkisini ölçüyorum. Sonra bütün bu bilgiler ışığında çocuğa özel bir eğitim programı çıkartıyorum. Ben veya bir ABA özel öğretmeni çocukla birebir çalışarak programı uyguluyor. Bu arada anne babaya ve gerekirse kardeş, anane, dede evde her kim çocukla birebir ilişki içindeyse, onlara eğitim veriyoruz ki anne baba da hem tedaviyi anlasın, hem de bu tedaviyi evde öğretmen yokken de kullanabilsin. Uygulama sırasında sürekli veri topluyoruz. Anne babadan da veri toplamasını istiyoruz. Sonra bu verileri değerlendiriyoruz. Bu sayede çocuğun ne kadar ilerlediğini, hangi yöntemlerin çocukta işe yaradığını ya da yaramadığını, yeni bir programa ihtiyaç olup olmadığını kolayca biliyoruz.

     

    Sizin eğitim verdiğiniz çocukların ne gibi öğrenme bozuklukları var?

    Daha önce de değindiğim gibi öğrenme bozukluğu sadece otizm değil. ABA otizm tedavisi olarak biliniyor çünkü otizmli bireylerin eğitiminde tek başına uygulandığında ABA kadar işe yarayan başka bir bilim dalı yok. Ancak ABA ADHD, disleksi, disgrafya, diskalkuli, auditory processing disorder (işitsel işleme bozukluğu), language processing disorder (dil işleme bozukluğu), pervasive developmental disorder (yaygın gelişimsel bozukluk), Willis sendrom, Down sendromu gibi pek çok öğrenmeyi engelleyen bozukluklarda kullanılıyor. Benim öğrenci profilim otizmli, ADHD’li ve disleksik çocuklardan oluşuyor. Uzmanlık alanım otizmli çocuklar üzerine.

     

    Eğitim programı sadece akademik eğitim sanırım?

     

    Veliler ve inanın okullardaki öğretmenler de sadece akademik eğitim programı zannediyor ABA’yi. ABA programının içinde elbette akademik eğitim de var ama ABA’in amacı kişiye ileride kendi kendine yaşayabilecek becerilerin kazandırılmasıdır. ABA’in asıl odaklandığı nokta toplumsal açıdan önem taşıyan davranışlar geliştirebilmektir. Tuvalet eğitiminden çanta toplamaya, uyku ve yemek düzeninden üstünü başını giymeye, alışverişe gitmekten interneti güvenli kullanmaya kadar her türlü beceri kişinin ihtiyacına göre ABA programına dahil edilebilir. Elbette okuldaki başarıyı arttırmaya da yarar ama ondan öncesinde özellikle otizmli ve ADHDli çocuklarda davranış bozukluklarını düzeltmede (vurma, bağırma, kendini yerden yere atma, küfür etme vs gibi), olumlu davranış kazandırmada (paylaşma, görgü kuralları, dil becerileri gibi) kullanıyoruz. Örneğin çocuk bir şey istediğinde kendini yerden yere atıyorsa, önce istediği şeyi toplum kurallarına uygun biçimde yani konuşarak istemeyi öğretiyoruz; böylece çocuk yerden yere atma davranışının yerine konuşarak anlaşmayı koyuyor. Sonra bu beceriyi sadece tek bir nesne ya da istek için değil, diğer isteklerini ifade etmek için de kullanmayı öğretiyoruz. Tuvaletini halıya yapmak yerine tuvalete yapmayı, ilgi istediğinde anneye vurmak yerine konuşarak ifade etmeyi ya da beklemeyi öğreniyor. Okulda birisine istemediği bir şey yaptığında küfür etmek yerine konuşarak halletmeyi öğretiyoruz. Çocuğun tek bir noktada kazandığı beceriyi genel beceriye dönüştürüp başka ortamlarda da kullanmasını sağlıyoruz. Küçük çocuklarda bunu oyun aracılığıyla, büyük çocuklarda başka birtakım yöntemlerle – mesela konuşamıyorsa resimlerle ve belirli bir sistemde- öğretiyoruz.

     

    Peki eğitim programını nerede uyguluyorsunuz? Evde mi, okulda mı?

    Kişiye özel eğitim programları evde ve/veya okulda uygulanabilir. Ben açıkçası sadece okulda uygulanan ABA programlarına taraftar değilim çünkü ABA bir ekip işi. Anne babanın bu eğitimi veren insanlar arasında olması çocuğun gelişimini, ilerlemesini çok etkiliyor. Sadece okulda birtakım kurallar uygulandığı ve çocuk evde boş bırakıldığı zaman bu kurallar asla alışkanlığa dönüşmüyor. Çocuk evdeki başıboş durumu ya da toleransı okulda da bulabileceğini zannediyor. O yüzden tavsiyem programın mümkünse hem evde hem okulda uygulanması.

     

    Siz ABA ile nasıl tanıştınız? Neden bu işi yapıyorsunuz?

    Benim ABA ile tanışmam tamamıyla bir tesadüf. Ben 1994’te İstanbul İngilizce İktisat bölümünden mezun oldum ama para piyasası hiçbir zaman öğretmenlik kadar ilgimi çekmedi. O yüzden hemen akabinde Marmara Üniversitesi’nden öğretmenlik sertifikası aldım ve özel okullarda ve devlet okullarında İngilizce öğretmenliği yaptım. Kızım doğduğunda ara verip çeviri yapmaya başladım. 30’dan fazla kitabı İngilizce’den Türkçe’ye çevirdim. Sonra İngiltere’ye taşındım ve yeniden öğretmenliğe döndüm. Özel bir okulda International Baccalaureate (IB) sisteminde 2-18 yaş arası öğrencilerle çalıştım. Bu arada gönüllü arkadaşlarla Surrey’de bir okul açtım. Okula konuşma yapmaya gelen bir ABA danışmanından iş teklifi aldım ve part-time ABA tutor olarak çalışmaya başladım. Manevi ödülü o kadar yüksekti ki kendimi geliştirmek için önce Kanada’dan ABA üzerine iki kurs aldım. Birkaç sene sonra da okulda çalışmayı bırakıp tamamıyla ABA’ye yöneldim ve Belfast’ta Queen’s University’de ABA üzerine yüksek lisans yaptım. 9 sene ABA okulu, özel eğitim okulu, normal okullar ve ev ortamında otizmli ve ADHD’li çocuklarla çalıştım, hala çalışıyorum. Board of Certified Behaviour Analysts (Amerika) ve UK-SBA (Society of Behaviour Analysts) üyesiyim.

     

    Son olarak ebeveynlere tavsiyelerinizi alabilir miyim?

     

    Velilere öncelikle çocuklarını iyi gözlemlemelerini ve çocuklarında bir sorun işareti gördüklerinde es geçmemelerini tavsiye ederim. Özellikle otizm ve keza ADHD küçük yaşta teşhis edildiğinde çok kolay ve çok çabuk yol alınabiliyor. Maalesef İngiltere’de maddi sorunlardan dolayı çocuklara erken yaşta teşhis koymuyorlar. Dolayısıyla anne baba da önemsemekten vazgeçiyor ya da tedaviye başlamakta gecikiyor. Çocukta bir belirti gördüklerinde sadece NHS’ın söyledikleriyle hareket etmemelerini tavsiye ederim. Aynı zamanda, özellikle otizmli çocuklarda playgroup ve Reception class döneminde çocukla ilgili bol şikayet geliyor ama ne yazık ki hiçbir şey yapılmıyor. Ne zaman çocuk birinci sınıfa başlıyor, şikayet artıyor ve çözüm arama sürecine giriliyor.

     

    İkinci tavsiyem otizmli çocuklarda velilerin ABAyi mutlak ve mutlak tedavi seçeneklerinin arasına alıp değerlendirmeleridir. Bana ABA’yi masa başı programı olduğu için istemediğini söyleyen veliler oldu. ABA bir masa başı programı değildir. ABA bir teknik ve metodlar  bütünüdür. Bu teknik ve metodları oyuna, derse, uykuya, konuşmaya, tuvalet eğitimine dahil ederek kullanıyoruz. Ceza yöntemlerinden dolayı ABA istemediğini söyleyen veliler oldu. Ceza yöntemleri asla ve asla çocuğa herhangi bir zarar verecek yöntemler değildir. Cezadan kastımız mesela ödevini yapmayan çocuğun ipad ya da xbox’la oynamasına izin vermemek. Bir veli bana oğlunun ceza olarak merdiven altındaki dolaba kapatıldığını ve bundan dolayı epilepsi nöbetlerinin başladığını anlattı. Bu bir ceza değil, bu işkencedir!

     

    Üçüncü tavsiyem çocuklarına ne tür tedaviyi uygun görürlerse görsünler tedaviyi yapacak kişinin eğitimini, yöntemlerini, İngiltere’de bu işi yapma yetkisinin olup olmadığını, hangi meslek birliğine üye olduğunu araştırsınlar. Bu ülkede her mesleğin bir birliği var. Bu birliğe girememiş biri, bu ülkede o işi yapma ehliyeti olmayan kişi demektir.