Category: slıder

  • Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Av. Sertbay: Ankara Anlaşması’nda yüzde 90 oranında kabul alıyoruz

    Hikmet Erden


    Morgan Has Solicitors avukatlarından Emre Sertbay, AB’den ayrılan ve geçiş sürecine geçen İngiltere’de Ankara Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu ve bu dönem yapılan başvurular da yüzde 90 oranında kabul aldıklarını belirtti. Sertbay, İngiltere’nin 11 aylık geçiş sürecinde AB ile yapacağı anlaşma ve müzakerelerin Ankara Anlaşması’nın da nasıl dizayn edileceğine karar verileceğini belirterek, Avustralya’da uygulanan puanlama sisteminin uygulamaya konulabileceğini belirtti.

    İngiltere’nin 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrıldığı Brexit ardından 11 aylık AB ile müzakere süreci de start almış oldu. Türkiyeli toplumu yakından ilgilendiren ve Brexit ile birlikte ne olacağı belirsiz hale gelen Ankara Anlaşması başvuruları ise sürüyor. Ancak, İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Anlaşması’nın 11 ay sürecek olan geçiş sürecinde yeni prosedür netleşecek. Londra’da faaliyet yürüten ve başarılı hukuk Firması Morgan Has Solicitors avukatlarından Emir Sertbay, Ankara Anlaşması konusunda başvuruların sürdüğünü ve şu aşama da herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ifade ederken, bundan sonra ki süreci ve olasılıkları değerlendirdi.

     

     

    Öncelikle Ankara Anlaşması nedir?

    Toplumumuzun çoğu Ankara Antlaşması ile haşır neşir olduğu için belki de bileceklerdir bu vereceğimiz bilgileri. Ankara antlaşması bilindiği gibi İngiltere’de iş kurmak maksadıyla Türkiye vatandaşlarına AB anlaşmaları üzerinden verilen bir haktır. Buraya gelip Ankara Anlaşması üzerinden Türkiye vatandaşları hayatını kurabilir. İlk etapta 12 aylık bir vize ardından 3 yıllık ve yine uzatma olarak bir 3 yıllık başvurunun da ardından 5 yılınız dolduğunda süresiz oturum hakkına kavuşuyorsunuz. Bu oturumun ardından vatandaşlık hakkı doğuyor. Tabi ki bu vatandaşlık başvurusu için B1 ve Life İn UK adlı bir sınavı geçmek zorundasınız. Tabi ki bunun yanı sıra 5 yıl boyunca vergiler düzenli ödenecek, herhangi bir kriminal davaya karışılmayacak ve aleyhe sivil bir dava olmaması gerekiyor. Home Office tabi ki kendi imtiyazları ve farklı kararlar verme hakkı vardır. Tabi genel olarak başlangıç ve son arasında 6 yıllık bir süreç yaşanıyor. Ankara antlaşması uzun yıllardır burada uygulanan bir vize türüdür.

     

    Peki Ankara Anlaşması şu an ne aşamada?

    Şimdi tabi ki İngiltere’nin AB’den 31 Ocak itibari ile çıkış yapması ile birlikte bu vize türünün geleceği hakkında tabi ki insanlar da bir kaygı ve merak oluştu. Ankara Antlaşması’nın geleceği hakkında şu tarih itibari ile kesin bir yargıda bulunmak yanlış olur. Bilindiği gibi 31 Aralık 2020 tarihine kadar AB’den çıkışla ilgili bir geçiş süreci yaşanacak. 31 Aralık’a kadar İngiltere AB ve diğer ülkeler ile birlikte müzakereler yaparak anlaşmalar yapmaya çalışacak. Bunun içerisinde göçmenlik, ticaret diğer AB ülke vatandaşlarının hakları ve çalışma  şartları, özellikle sağlık gibi alanlarda nasıl imtiyazlar sağlanacağı ve bundan sonra gelecek olan AB vatandaşlarına uygulanacak prosedür gibi bir dizi müzakereler yürütülecek.

     

    Bu süreç uzayabilir mi?

    Kulislerde konuşulan şudur: Bunun bir yılda tamamlanması çok zor. Bir yıl içerisinde bitmeyeceği için bu müzakerelerin 31 Aralık’ta bitmeyecek ve uzun bir dönem sürebilir. İngiltere’nin AB’den kaynaklı uyguladığı Ankara Antlaşması’da müzakere edilecek. Bu müzakereler de benim tahminim 31 Aralık 2020’ye kadar bir anlaşma olmaz ise bu konuda bu anlaşma bitmemiş olacak. Tabi ki bu süreçte rahatlıkla başvurular yapılabilecek. Geçiş süreci olduğu için taraflar müzakere halinde. Şu anda hiç bir hak etkilenmedi. Bunun tersi bir açıklama yok.

     

    31 Aralık sonrası ne olacak?

    Asıl mesele de budur. Şimdi 31 Aralık sonrası başvuru olabilecek mi. Şimdi İngiltere’deki ilgili bakanlık ve kurumlar yapmış olduğu açıklama, Biz AB’den çıkarken bütün sınırların kontrolünü elimize almak ve ülkemize yapılan göçte gelecek olan kişilerin özelliklerini bilmek istiyoruz. Avustralya sistemi olan puanlama sistemini hayata geçirmek istiyoruz. Bu puanlama sistemi de tamamiyle kişinin özellikleri ile olacak bir puanlama sistemi olacak. Birincisi geçmişte iş planı ile gelip başvuru yapmanız gerekiyordu. Ankara Anlaşmasın da en temel konu iş planıdır. Siz bu işi burada yapacağınızı söylüyorsunuz ve vergi ödeyeceğinizi söylüyorsunuz. Gerçekten bu normal ve reel midir. Benim tahminimce İngiliz Hukuk sistemi getirilecek. Minimum bir konuşma kapasitesi isteyecekler. Günlük bir İngilizcenizin olmasını ön görür İngiliz hukuku. İngilizce şartı getirilecek. Bu sunduğumuz iş planının burada yapılıp yapılamayacağına bakacaklar. Geçmişte bununla ilgili ne kadar deneyim var. Şu andaki Ankara Anlaşmasında kişilerin SGK sisteminden kaynaklı bu adamın nerede çalışıp çalışmadığını göremezsiniz. Şu an yaptığımız başvurular da kayıtsız olarak çalıştığı yerlerden de referanslar bırakıyoruz  ama ilerleyen zamanlar da Ankara Anlaşması devam edecekse İngiliz Hukuku kapsamında iyileştirmeler yapılacak. Kişisel geliştirme eğitim ve deneyim ispatı ve kanıtları sunulması getirilecek. O zaman daha kalifiye eleman olma şartı olacak.

     

    Başvuru kabul oranınız nedir?

    Şu an yüzde 80-90 arası başvurular kabul ediliyor. Kabul edilmeyenler de para kaynağı konusunda sıkıntılardan kaynaklı. Onu da aşabilecek bazı belgeler sunabiliyoruz. Ama bu bir sonraki anlaşma da daha katı olacak.

     

    Yeni düzenleme de neler olabilir?

    İşçi vizesi için 3. Dünya ülkelerinden başvuruları mesela bir komite inceliyor ve bu konuda deneyim, diploma, tecrübe gibi konular da büyük bir titizlik gösteriliyor. Yani bu ülkede gerçekten başarılı olup olmayacağına bu komite karar veriyor ve ondan sonra vize veriliyor. Şimdi yeni anlaşma da buna benzer bir düzenleme getirilebilir. Yani banka daki paranın kaynağı ve vergi gibi konular da daha sıkı uygulamalar gelebilir. Ankara Anlaşması bu tür vizelere benzetilebilir. Ki yüksek oranda böyle bir şey gelişebilir. Birde vize ücreti talep edecekler. Mevcut durumda vize ücreti talep edilmiyor ancak yeni anlaşma da böyle bir ücret getirme olasılığı var. Mesela sağlık sistemini kullanmak için bir ücret ödenmiyor. Ancak yeni düzenlemede bunun için de bir ücret talep edilebilir.

     

    Yani işi zorlaştıracaklar?

    Tabi ki zorlaşabilir. Çünkü herhangi bir İngiliz vatandaşı başka bir ülkeden eşini getirebilmesi için, vergi ödemek, belirli bir gelire sahip olmak, sağlık konusunda 30 aylık bir sigortası olmak ve yani neredeyse binlerce pound ödeme zorunluluğu var. Böylesi bir başvuru da 4 bin pounda yakın bir gider ortaya çıkıyor. Ama Ankara Anlaşması’nda durum tamamiyle avukatlık ücreti ödemeniz yeterli oluyor. İngiltere zaten bu imtiyazları kendi İngiltere vatandaşları ile eşit hale getirmek istiyor. Yani bir İngiliz vatandaşı eşini getirmek için 4 bin pound öderken AB ülkesi birisi yada Ankara Anlaşması’nda böyle bir gider oluşmuyor. Bu aradaki uçurumu eşit hale getirmeye çalışacaklar.

     

    Peki 31 Aralık sonrası başvurular devam eder mi?

    12 ayın sonunda bir anlaşmaya varılırsa dahi başvurular devam edecek. Geriye dönüş bir düzenleme olacağını düşünmüyoruz. Çünkü yasayı geriye doğru işletmeyebilirler. Ancak anlaşma sağlandıktan sonra oluşacak yeni prosedür ne olur bu konu anlaşmada sonra netleşir. Bakın Hükümet bir süre önce bir niyet beyanında bulundu ve ‘Brexit tarihinde ülkede Ankara Anlaşması ile bulunanların hakları korunacak. Vize uzatımları ve kalıcı oturum başvuruları şu anki yasaya göre işleme alınacak’ denildi. Yani 31 Aralık tarihine kadar başvuru yapanlar eski sisteme göre işleme tabi tutulacaklarını bekliyoruz. Elbetteki bu bir niyet beyanıdır ve kesinlik ifade etmiyor.

  • İngiltere mavi pasaporta geçiyor

    İngiltere mavi pasaporta geçiyor

    Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere 30 yıl sonra yeniden mavi pasaporta geçiyor. İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office) mart ayından itibaren yeni pasaportların kullanıma gireceğini açıkladı. Brexit ile Avrupa Birliği üyeliğini bırakan İngiltere, uzun yıllardır kullanılan bordo pasaportlarını da yenisiyle değiştiriyor.
    Birleşik Krallık’ta mavi pasaportlar 1921 yılında kullanıma girmiş, 67 yıl sonra, AB üyelerinin daha uyumlu pasaport düzenlemesi kapsamında kullanımdan kaldırılmıştı.
    İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel, yeni pasaportların ‘ülkenin milli kimliği’ ile yeniden buluşacağını ileri sürdü.
    Passport İndeksi’ne göre dünyada 81 ülke mavi pasaport kullanırken, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler bordo pasaport kullanıyor.
    EN GÜÇLÜ PASSAPORT JAPONYA’NIN
    The Henley Passport Index, 2020 yılının ilk haftasına girildiğinde dünyanın en güçlü pasaportları listesini güncelledi. Geçen sene olduğu gibi dünyanın en güçlü pasaportu 2020’de de Japonya oldu. Japonya pasaportuna sahip olanlar geçen sene 190 ülkeye vizesiz seyahat edebilirken bu rakam 2020’de 191’e yükseldi.
    Listede Singapur ikinci (190), Güney Kore ve Almanya üçüncü (189), İtalya ve Finlandiya (188) ise dördüncü sırada yer aldı. İspanya, Lüksemburg ve Danimarka ise 187 ülkeye vizesiz seyahat özgürlüğüyle beşinciliği paylaştı. İngiltere pasaportu ise 8’inci sırada yer aldı. İngiltere pasaportu ile 184 ülkeye vizesiz giriş sağlanabiliyor.
  • Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    Salona sığmayan coşku: Kongre faşizme meydan okuyor

    ANKARA- HDP’nin 4’üncü Olağan Kongresi’ne Türkiye’nin dört bir yanından katılan halklar, salonun dışına taşan atmosferi, “faşizme meydan okuyor” diye yorumladı.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4’üncü Olağan Büyük Kongresi, Ankara Spor Salonu’nda (Arena) devam ediyor. Kongreye, Türkiye’nin dört bir yanından erken saatlerde gelen binlerce kişi salondaki yoğunluktan dolayı dışarıda bekliyor. Salon ve bahçesini dolduran binlerin slogan, halay, türkü ve coşkusu, Ankara sokaklarında yankılanıyor.
    Kadınların yöresel kıyafetleriyle halayları coşturduğu kitle, “Jin jiyan azadî” “Bê serok jiyan nabe”, “Selam selam İmralı’ya bin selam”, “Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde sık sık sloganlar atıyor.
    POLİS RAHATSIZ OLDU! 
    Salon dışına taşan kitlenin attığı sloganlardan rahatsız olan polis zaman zaman müdahale etti. HDP’li vekillerin araya girmesiyle müdahale gerginliğe dönüşmedi.
    Salonda yerlerini alan binlerce kişinin coşkusu, gösterilen sinevizyona, Türkiye devrimci hareketinin liderleri ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yansımasıyla doruğa ulaştı.
    Kongreye katılanlar duygu ve düşüncelerini ajansımızla paylaştı.
    ROBOSKİLİ ANNELER KONGREDE
    Roboskili Anneleri’nden Kadriye Encu , kongreye başarılar dilediğini belirterek, “Biz dilimize sahip çıkıyoruz. Umarım HDP daha ileriye gider, güzel günler görürüz. HDP benim için aydınlıktır, halkların birlikte yaşamıdır” dedi. Roboskili Anne Hazal Encu de kongrenin özgürlük kongresi olduğunu vurgulayarak, “Bakın halklar ne kadar çok. Biz kesinlikle başaracağız” dedi.
    ‘SOYLU’YA VE FAŞİZME VERİLMİŞ EN BÜYÜK CEVAPTIR’
    Kongre için İstanbul’dan gelen Nedim Genç ise kongredeki atmosferi şu sözlerle tarif etti: “Süleyman Soylu’ya ve HDP’yi bitirmeye çalışan faşizme verilmiş en büyük cevaptır.” Kongrenin ülke ve dünya barışına vesile olacağını belirten Gençi kongrenin tüm halklara umut olacağını vurguladı.
    TUNÇ: BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK KONGRESİ OLSUN
    Sokağa çıkma yasaklarında Cizre bodrumlarında yakılarak katledilen Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç da salonda yer aldı. Özgürlük ve barış istediklerini dile getiren Tunç, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekerek, “Tecrit sona ersin artık. Kimse ölmesin, tüm dünyada barış istiyoruz. HDP her şeyimizdir. Yolumuzu aydınlatıyor. Halkın iradesi güçlüdür, hiçbir şey yıkamaz. Birlik olalım, özgürlük ve barış ısrarımızı sürdürelim. Bu kongre de barış ve özgülük kongresi olsun” diye belirtti.
    ‘UMUDU BÜYÜTÜYORUZ’
    Adana’dan gelen Gülseren Turan, kongredeki coşkunu faşizmi geriletmenin bir başlangıcı olduğunu dile getirdi. Turan, “Hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı tüm halkların ortak mücadele zemini oluşturma alanıdır. Bu kongreyle umudu büyütüyoruz. Kararlıyız, tüm Türkiye halklarını, demokrasi güçlerini barış zemininde buluşmaya davet ediyoruz. Kongrenin bunlara vesile olmasını diliyoruz” diye konuştu.
    ‘UMUDUN FOTOĞRAFI’
    Antalya’dan gelen Ali Çiftçi, kongrenin atmosferini tarif etmenin zor olduğunu belirtti. Çiftçi, kongre için, “Halkların, demokrasiye, birlikte yaşama ve daha güzel günlere olan umdun fotoğrafı” olarak tanımladı.
    Dersim’den gelen İbrahim Kasun, kongre atmosferini “Bu kongre bizim için büyük anlam taşıyor. Türkiye’de AKP-MHP faşizmine karşı muhalefet eden tek parti olan HDP, Türkiye’de tek muhalif parti olma görevini üstlenmiştir. Bugünkü coşku da mücadelenin karşısında faşizmin ne kadar gerilediğinin göstergesidir” diye anlattı.
    ‘KONGRE FAŞİZME MEYDAN OKUYOR’
    Antalya’dan kongreye katılan Ertuğrul Barka ise, “Kongre faşizme meydan okuyor. Burada cesur, kararlı ve coşkulu halklar görüyoruz. Türkiye mozaiği büyük bir direngenlik, kararlılık ve birlikte mücadele isteği ile burada” diye belirtti. Kongreden aydınlık umut ettiğini dile getiren Barka, “Aydınlanma bu kongrede bir adım daha artmış olacak. HDP, özgürlükleriyle her konuda eşitliği, kardeşliği, ekoloji değerleri, kadın ve insan halkları en önemlisi yaşamın sürdürülmesinden yana” diye konuştu.

    KÜRTÇE VURGUSU

    Katılımcılar, Kürtçeye yönelik baskı ve engellemelere dikkati çekmek amacıyla Aram Tigran’ın Zimanê Kurdî şarkısını hep bir ağızdan söyledi.

  • ‘Sosyalist değişim’ için mücadele zamanı!

    ‘Sosyalist değişim’ için mücadele zamanı!

    İbrahim Avcıl


     

    Britanya’nın 1 Ocak 1973 yılında başlayan AB üyeliği bundan tam üç buçuk yıl önce gerçekleşen referandum sonuçlarının yasal olarak uygulamaya konulması ile beraber 31 Ocak 2020 yılında sonlandı. 2016 yılında gerçekleşen referandum da her ne kadar Britanya halkının bir kısmı yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve göçmenliği sorun olarak görmelerinden kaynaklı çıkış için oy vermiş olsa da, azımsanmayacak büyük bir kesim ve yine sol ve sosyalist kesimler Avrupa Birliği’nin işçi ve emekçilerin değil, özünde patronların birliği olmasından ve bu birliğin dağılmasının, patronlar kulubünün zayıflamasına sebep olabilmesinden kaynaklı AB’den çıkış yönünde oy kullandılar.

    2016 yılında gerçekleşen referandumun hemen arkasından sol ve sosyalistlerin neden çıkış yönünde oy kullandıklarını sorgulamadan bu kesimleri ırkçılar ile aynı kefeye koyanlar aslında, farkında olmadan toplumun yüzde 52’sine bu suçlamayı yönlendiriyorlardı. Ki bu durumda 17 milyondan fazla insanın ırkçı ve göçmen karşıtı olması gerekir. Ancak bu gerçeklikten uzak ve sızlanmaktan başka bir şey değildir. Çünkü AB’den çıkma yönünde oy kullanan bizler ırkçı değil aksine sınıf mücadelesinin gelişmesi ve ilerlemesinden yana olan ve bu temelde çalışma yürütenleriz. Bu konuda kendimizi yeterince anlatamadığımız gerçeği söz konusu. Ancak bu anlatamamaktan kaynaklı ırkçılık ile suçlanmak doğru değil. Avrupa Birliğinin demokratik bir kurum olduğunu ve demokrasi ile yönetildiğini düşünenlerin Yunanistan da Çipras liderliğinde ki Syriza hükümetinin başına gelenlere bakması yeterlidir. AB’nin kemer sıkma politikalarını uygulatmak için nasıl dikta rejimlerinin uyguladığı baskı yöntemlerini Yunan halkına dayatıldığını çok net göreceklerdir.

    Bugün artık Britanya AB’nin bir üyesi değildir. Ancak geçiş süreci diye adlandırılan bir yıllık süreç boyunca AB’den çıkmamış gibi her şey devam edecek. Dolayısı ile 31 Aralık 2020 yılına kadar ki geçiş sürecinde bir antlaşmanın sağlanması için görüşmeler sürecek. Bu tarihten sonra varılan antlaşmaya göre neyin ne kadar değişeceğini daha net görmüş olacağız. Britanya’nın nihayetinde 31 Ocak 2020’de, yani referandumdan tam 3 buçuk yıl sonra AB’den ayrılması, demokrasinin ve halkın Britanya’nın ana akım siyasete ve AB’de kalalım diye ‘Remain’ kampanyasına milyonlarca sterlin akıtan büyük tekellere karşı ciddi bir zaferdir. Kuşkusuz ki 2019 genel seçimlerinde İşçi Partisinin oylarında yaşanan düşüşün İşçi Partisinin 2016 yılında gerçekleşen referandum sonucunu hiçe sayarak ikinci bir referandum politikası izlemesi ile doğrudan alakalıdır. Bugün Brexit’i yaşama geçiren Muhafazakar bir hükümet olmak zorunda değildi. İşçi Partisinin bu politikası kendi kendini yaralamaktan başka birşeye yaramadı. Eğer İşçi Partisi referandum sonuçlarına saygı göstermiş olsaydı bugün çok daha ilerici bir hükümet ile hem Brexit gerçekleşecek hem de İşçi sınıfı bakımından ciddi bir kazanım yaşanılacaktı. Ancak AB delisi kesimlerin ısrarlı baskıları sonucu yanlış politika izlemek zorunda bırakılan İşçi Partisi tarihsel bir yenilgi alarak sınıfa karşı saldırıların yoğunlaşmasının da önünü açmış oldu. İşçi Partisi’nin yaşamış olduğu bu hezimetten dolayı da birçok açıdan İşçi Partisi’ni illeri bir noktaya taşıyan Jeremy Corbyn istifa etmek zorunda bırakıldı. Bugün İşçi Partisi bir liderlik yarışı içerisine girmiş bulunuyor. İşçi Partisinin bu liderlik yarışması ilerici ve demokratik aday olan Rebecca Long-Bailey ile İşçi Partisini 2015 ve öncesi süreçteki Neo-Liberal politikaların uygulayıcısı olan ve sağa yakın olan bir partiyi yeniden yaratmak isteyen 3 aday arasında gerçekleşecek.

    Türkiyeli ve Kürdistanlı İşçi Partisi üyelerinin ve yine toplum derneklerinin, toplumumuzun İşçi Partisi ve ana akım siyasetten beklentilerini göz önünde bulundurarak, bu liderlik yarışmasında Rebecca Long-Bailey’den yana tercihlerini kullanmaları kazanılan bir mevzinin kaybedilmemesi bakımından önemli. AB’den çıkış her ne kadar bir çok insan da hayal kırıklığı yaratmış olsa da, bu hayal kırıklığına uğramış olan ilerici ve demokrat insanların, bu durumu işçi ve emekçilerin lehine çevirme mücadelesinin bir parçaları olmaları gerekir. Dolayısı ile Britanya İşçi hareketinin ve sol kesimlerin önünde iki tercih bulunmaktadır. Ya gittikçe daha da otoriter ve baskıcı bir rejim haline gelen patronların kulubü AB’ye üye olmak için öncülük edecek. Ya da milyonlarca işçi ve emekçinin arzusu olan, değişimin öncülüğüne soyunarak sosyalist değişim için mücadele edecektir.

  • Üç Kadın Sanatçıdan ”Aşk, Özlem ve Kayıp Şarkıları”

    Üç Kadın Sanatçıdan ”Aşk, Özlem ve Kayıp Şarkıları”

    İngiltere’nin başkenti Londra’da ”Aşk, Özlem ve Kayıp Şarkıları” adıyla multikültürel bir konser düzenlenecek.

    The Old Church kilisesinde 28  Şubat akşamı saat 19:30’da Türkçe, Kürtçe, Rumca ve Ermenice halk melodileriyle, sınırları aşan eşsiz bir konser gerçekleşecek.  Sanatçılar Çiğdem Aslan, Suna Alan ve Hatice Yeşil’in sahne alacağı konserde, müzisyenler Cem Tuncer (bas gitar), Dursuncan Çakın (bağlama, kopuz), Erdal Yapıcı (gitar, on telli bağlama), Eser Ebcin (keyboard), Serkan Çakmak (kaval) ve Suat Karakuş (perküsyon) ile eşlik edecekler. 

    İngiltere’deki Türkiyeli toplumun yakından tanıdığı başarılı sanatçı Çiğdem Aslan uzun yıllardır, Türkçe, Yunanca, Kürtçe, Boşnakça, Bulgarca, Romence ve Ladino gibi birçok dilde ve bölgesel tarzda şarkı söyleyen bir şarkıcı. Kürt-Alevi geçmişinden gelen sanatçının 1930’lardan itibaren Küçük Asya ve Yunanistan’dan Rebetiko ve Smyrnaic şarkılarına odaklanan ‘Mortissa’ (2013) ve ‘A Thousand Cranes (Bin Turna)’ (2016) ödüllü, beğenilen albümleri var.

    Özellikle Kürtçe seslendirdiği eserleri ile İngiltere’de öne çıkan sanatçı Suna Alan da yine Kürt Alevi geçmişinden geliyor. Bingöl’ün dengbêj geleneği ve Kürt-Alevi deyişleri, yine büyüdüğü İzmir’in Rum müzik geleneğinden etkilenen sanatçının repertuarında ayrıca Ermenice, Rumca, Sefardi, Arapça ve Türkçe şarkılar da yer alıyor. 

    Saz çalmanın Alevi toplumu için kültürel bir önemi olduğundan sanatçı Hatice Yeşil, müzik yolculuğuna saz çalmakla başladı. İç Anadolu türkülerinde özellikle bozlak eserlerini oldukça başarılı seslendiren sanatçı Yeşil, ayrıca Alevi deyiş ve eserlerini seslendirmektedir. 

    The Old Church, Stoke Newington Church St, Stoke Newington, London N16 9ES adresinde gerçekleşecek konserin biletleri kapıdan temin edilebilir.

  • Kürtçe’ye Sahip Çıkın

    Kürtçe’ye Sahip Çıkın

    Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2000 yılında 21 Şubat tarihini “Dünya Anadil Günü” olarak ilan etti. UNESCO’nun Mart 2013’te yayımladığı Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası’na göre, dünyada konuşulan yaklaşık 7 bin dilin yüzde 40’ı, yani 2 bin 500’ü kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. UNESCO’nun Diller Atlası’na göre, Türkiye’de ise Kürtçenin Kirmançkî (Zazaca) lehçesi dahil olmak üzere 18 dil yok oldu ya da yok olma tehlikesi ile yüz yüze.

     

    KÜRTÇE OKUL VE KURUMLAR KAPATILDI

    2015-2016 yılları arasında uygulanan sokağa çıkma yasakları ve sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası Kürtçenin gelişimi için çalışma yürüten kurumlar Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Yine, 2016’da günlük Kürtçe yayın yapan tek gazete olan Azadiya Welat, Evrensel gazetesinin Kürtçe yayın yapan dergisi Tîroj, Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği (KURDÎ-DER) ve İstanbul Kürt Enstitüsü kapatıldı. Yine, Kürtçe eğitim verilen Ferzad Kemanger İlkokulu, Ali Erel İlkokulu, Ahmet Beyhan İlkokulu (Dibistana Seretayî ya Ahmet Bayhan) da kapatılan yerler arasında yerini aldı.

    Lice ve Silvan’da yapımı tamamlanan okullar da eğitim hayatına daha başlamadan yıktırıldı. Bölgedeki belediyelere atanan kayyımlar eliyle de Kürtçe tabelaların yanı sıra Kürtçe sokak, cadde ve park isimleri silindi.

     

    ‘KURUMLARIN EŞYALARI GANİMET OLARAK ALINDI’

    Kapatılan kurumlar arasında bulunan KURDÎ-DER’de 10 yıl boyunca hem öğretmenlik hem de yöneticilik yapan Rıfat Roni ve KHK ile kapatılan Ehmedê Xanî Akademesi Eşbaşkanı İbrahim Halil Taş, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü dolayısıyla o dönem yaşananlar ve Kürtçe üzerindeki baskıya ilişkin konuştu.

     

    2006’da halkın yoğun talepleri doğrultusunda açtıkları KURDÎ-DER’de on binlerce öğrencinin ders gördüğünü hatırlatan Roni, “1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), 1992’de Kürt Enstitüsü açıldı. 2014 yılında Diyarbakır’da Ferzad Kemanger, Yüksekova’da Dayika Uveyş ve Cizre’de Berivan okulu büyük bir coşku ve katılım ile açıldı. Kürt halkının verdiği mücadele sonucu Kürtçe okullarda seçmeli ders olarak verilmeye başlandı. Kürtçenin gelişimin gören hükümet inkar yoluna gitti ve bir çok kurumu kapattı. Kürtçe öğreten kurumlara ceza yağdırdı. Kurumların malını ganimet ilan edip hepsini aldı ve bunları sattı” dedi.

     

    ‘ONBİNLERCE ÖĞRENCİ BOŞTA KALDI’

    KURDÎ-DER bünyesinde 37 şube açtıklarını kaydeden Roni, “Türkiye metropollerinden tutun bölgenin il ve ilçelerinde verilen eğitimlerde halkın yoğun talebi vardı. Halk KURDÎ-DER’i alternatif olarak görüp çocuklarını buraya gönderiyordu. 10-20 olan sayı zamanla on binlere ulaştı. KURDÎ-DER taleplere cevap olmak için okul öncesi, ilkokul, lise ve üniversite için materyaller düzenleme hazırlığı yapıyordu.  Yaptığımız bu çalışmada diğer çalışmalar gibi KHK’ye takıldı” diye konuştu. Kürtçe ders veren kurumların kapatılması ile on binlerce öğrencinin “sudan çıkmış balığa” döndüğünü kaydeden Roni, daha sonra yapılan çalışmalar ile bir toparlanma durumunun ortaya çıktığını ifade etti.

     

    ‘KÜRTÇE KONUŞTUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLÜYORLAR’

     

    Bir halkın var oluşunun en önemli göstergelerinden birinin dil olduğuna dikkati çeken Roni, dilini konuşamayan veya bilmeyen insanların özgür olmadığını kaydetti. Dünya Anadil Günü’nün saldırı altında olan dillerin dayanışma günü olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Roni, saldırılara karşı çıkıp, dilleri hakkettiği yere getirilmesinin ardından bu günün bayram olarak kutlanılması talebinde bulundu. Kürtçeye dönük saldırılara cezaevinde şahit olduğuna değinen Roni, “O zaman Türkçe konuş çok konuş dayatması ile insanlar işkenceden geçiliyordu. Şimdi birçok yerde insanlar Kürtçe konuştuğu için ceza alıyor. Öldürülüyor” dedi.

     

    DARBE İLE KÜRTÇE AKADEMİNİN ALAKASI NE?

    KHK ile kapatılan Ehmedê Xanî Akademesi Eşbaşkanı İbrahim Halil Taş da, akademinin 21 Şubat 2012 yılında açıldığını ve 1 Ocak 2017 yılında KHK ile kapatıldığını hatırlattı. Akademi bünyesinde Kürtçe eğitim verdiklerini belirten Taş,  büyük bir coşku ile açtıkları akademinin gerekçe gösterilmeden kapısına kilit vurulduğuna işaret ederek, “Darbe bahane edilerek akademi kapatıldı. Akademi ile darbenin alakası nedir” diye sordu.

     

    ‘BASKILARIN AMACI ASİMİLASYON’

    Kürtlerin yoğun olarak dile sahip çıktığı bir dönemde Kürtçe ders veren kurumların kapatıldığını söyleyen Taş, bununla da asimilasyonun amaçlandığının altını çizdi. Anadil gününün tüm dünyada yok olmak ile yüz yüze kalmış dillerin direnişine ve kendini daha da ilerlemesine şahit olacağı bir gün olması gerektiğini belirten Taş, Kürt dili için de mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı. Kürtçeye yönelik saldırıların yoğun olduğunu ancak buna karşın geri adım atılmadığını vurgulayan Taş, Kürt Dil ve Kültür Ağı, Kürt Dil Platformu ve MED-DER gibi kurum ve kuruluşlar Kürtçenin gelişimi ve asimile edilmenin önüne geçmek için çalışma yürüttüğünü söyledi.  Otoasimilasyona dikkat çeken Taş, devletlerin gözaltı, tutuklama yapabileceğini ancak insanların evine giremeyeceğini söyledi. En büyük eğitimin evde verilebileceğine dile getiren Taş, anne ve babalara çocuklarına Kürtçe eğitimi vermesi gerektiğine vurgu yaptı.

     

  • Londra’da ‘Sêrê Sale’ kutlandı

    Londra’da ‘Sêrê Sale’ kutlandı

    Diren Dicle


    Londra’da yaşayan Kürt Kızılbaşlar tarafından tarihi ve geleneksel Sêrê Sale (Yeni yıl) kutlaması yapıldı. Xızır ile birlikte yapılan kutlama da, Aleviler de dayanışmanın ve paylaşımın önemine değinildi.

    İç Toraslar’da yaşayan Kürt-Kızılbaşlar tarafından geleneksel olarak kutlanan Sêrê Sale (Yeni Yıl) etkinliği Kırkısraklılar Kongre Salonu’nda gerçekleşti. El-Com (Elbistanlılar Derneği), Kırkısraklılar ve Kürecikliler Derneği tarafından düzenlenen etkinliğe çok sayıda kişi katılırken, özellikle Hızır orucunun ertesinde yapılan etkinlik dolayısıyla lokma ve yemekler hazırlandı. Geleneksel Kürtçe manilerin okunduğu gecede, “Sere sale, bine sale, Xızır hate ve male. Xere bidin Kale” (Sene bitti sene başı geldi Hızır eve misafir geldi Dedeye bir hayır verin) denilerek yardım toplandı. Gece de ilk olarak Kırkısraklılar Halk Oyunları ekibi tarafından bir folklor gösterisi düzenledi.

    XIZIR KİMDİR?

    Gösterimin ardından bir konuşma yapan yazar Ali Haydar Ülger Alevilikle Xızır’ı anlatan şiirsel bir anlatımda bulundu. Xızır’ın ne olduğunu soran Ülger, “Xızır el uzatılmazsa açlıktan ölecek milyonlarca çocuk varken toklara lokma dağıtmak mıdır? Xızır evimizi açmazsak soğuktan donacak açlıktan ölecek denizler de boğulacak binlerce göçmen ve mültecimidir? İnsanlar yetiş ya imdat diye çığlık atarken acaba yatağında rahat uyumak mıdır? Yoksa ses çıkarılmazsa zulümle yaşamaya maruz kalmış insanlık mahsun ve mazlumlar yetis ya Hızır darken programlanmış etkinlikler ve faailiyet raporlarını doldurmak mıdır? Xızır gerçekten nedir? Xızır kimdir? İnsanların carına yetişecek kim? Yada kime yetişmeli nasıl yetişmeli? Yoksa basit bir program mıdır?” diye sordu.

    XIZIR PAYLAŞIMIN SEMBOLÜDÜR

    Xızır’ın Aleviler için kutsallık arz eden mitolojik bir figure olduğunu belirten Ülger, şunları söyledi: “Özü ve anlamı ise derin bir insani dayanışma sembolüdür. İnsancıl olmanın ve paylaşmanın inançsal temelidir. Onun adına neler mi yapılır? Saz çalınır nefesler dile gelinir. Deyişler sözlenir. Kömbeler, börekler, çörekler, tavuklar, kaburgalar ve lokmalar paylaşılır. Yakarışlar yapılır. Cem olunur. İşte tüm bunlar üzerine Yetiş Ya Hızır denilerek hakka seslenilir. Hızır umutsuzlara umuttur. Hızır haktır. Hızır yalnızların gariplerin yoldaşıdır. Merhamettir. Açlığa tokluk olandır. O kimsesizlerin kimsesidir. Sevdasıza sevda muhabbetsize muhabbettir. O gönül adıdır.”

    DİL ÖLÜRSE GÖZÜMÜZ AÇIK GİDER

    Ülger’in ardından söz alan yazar Ahmet Güven ise Kürtlerin dilini, kimliğini ve geleneklerini unutmaması gerektiğini söyleyerek, “Dil ölürse gözümüz açık gider. Yeni yıl Mezopotamya Alevilerin Şubat ta kutlar. Sanat ve kültürümüz ölmemeli. Kürt Alevilerin özel ve önemli bir günüdür Sersal” dedi. Güven, ardından Kürtçe mani ve öyküler ile geceye renk kattı.

    KÜRTÇE SEÇMELİ DERS OLMALI

    Kürecikliler Derneği Başkanı Mustafa Doğan’da dilin önemine vurgu yaparak, “Yaşadığımız topraklar da dilimiz ve kültürümüz asimile edilmeye çalışılmıştır. Birileri kendi kültürlerini dayattılar. Biz o kültürleri her ne kadar öğrendikse de kendi kültürümüzden uzaklaşmaya başladık. Yeni nesillere maalesef aktaramadık. Bugün geldiğimiz ülkeler de bize illa şu dili öğrenin diye dayatma da bulunmuyor. Bizler bir toplumsal çalışma yaratmalıyız. Bazı Avrupa ülkelerin de seçmeli Kürtçe dersler veriliyor. Biz de bunun için çalışmalara başladık ve bunu burada da gerçekleştirmeliyiz. Aileler de kendi kültürlerini dillerini koruyup geliştirmelidir” diye kaydetti.

    Yapılan konuşmaların ardından lokmalar dağıtılırken, sanatçı Haydar Erdoğan yöresel ezgiler seslendirdi. Son olarak sahne alan Koma Zelal’in söylediği Kürtçe hareketli şarkılar eşliğinde katılanlar halaya durarak, Sere Sale’yi kutladı.