Category: slıder

  • Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Britanya Emek Hareketi; Faşizme karşı savaşta Kürtlerin yanındayız

    Aladdin Sinayiç

    Britanya Emek Hareketinin Kürt halkı ile yıllardır devam eden dayanışması son yıllarda büyüyerek devam ediyor. Britanyalı sendikalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için son üç yılda yoğun bir şekilde kampanyalar yürütmeye devam ediyor. “Freedom for Ocalan” kampanyası 1,5 milyon üyesi bulunan İngiltere ve Galler’in en büyük sendikası olan Unite the Union ve 800 bin üyeli Genel İş Sendikası (GMB) tarafından Avam Kamarası’nda 2016’da yapılan bir açıklamayla start almıştı. Son iki yıldır Britanya’da yapılan en önemli işçi festivalleri olan Durham Madenciler Festivali ve Tolpuddle Şehitler Festivalleri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a adanmıştı.

     

    Araların Unite the Union, GMB, Unison gibi 48 sendikayı bünyesinde barındıran ve 5,5 milyon emekçiyi temsil eden Britanya’nın en büyük emek örgütü TUC, son üç yıldır yaptığı kongrelerde Öcalan’a özgürlük çağrısı yapıyor.

    Öcalan’a Özgürlük Kampanyası içerisinde yer alan 16 sendikadan birisi olan ASLEF sendikası başkanı Mick Whelan ile Kürt halkı ile dayanışma amaçlarını, önümüzdeki ay yapılacak genel seçimleri, Brexit’i ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını konuştuk.

    Kötü gidişata dur deme zamanı

    12 Aralık’ta Birleşik Krallık’ta yapılacak erken genel seçimlerde İşçi Parti’nin kazanacağını düşünen Mick Whelan, toplumun kötü gidişata dur diyeceğini söyledi.

    ‘‘Bence İşçi Partisi seçimlerden başarılı bir şekilde çıkacak, Britanya halkı yolsuzluklardan ve yoksulluktan artık bıktı, insanlar zenginlerin yarattığı sorunların bedelini ödemek istemiyor artık, İngiliz halkı, evsizliğin, yoksulluğun, işsizliğin giderek arttığını görüyor, Ulusal Sağlık Servisine saldırıları görüyor, alınan politik kararların yarattığı baskı ile daha az toleransa sahip bir toplum haline geldik. Irkçılık ciddi bir düzeyde arttı. Benzer durumu Avrupa’nın genelinde de görebiliyoruz, neo liberal politikalar emekçi kesimleri çok yıprattı. Artık buna son verme zamanı geldi.’’

     

    Brexit: Tarihteki en saçma politik karar

    ‘‘Dönemin Muhafazakar Parti başkanı David Cameron kendisinin bile inanmadığı Brexit referandumu kararının amacı aslında sağcı UKIP Partisinden 7 sandalye daha kazanabilmekti. Bu tarihteki en saçma politik kararlardan biri olmuştur. Ben bir demokratım, ve eğer insanlar referandumda bir karar vermişlerse onun yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak bunu nasıl yerine getirdiğiniz önemli. Theresa May ve Boris Johnson’ın Brexit anlaşmaları çok kötüydü ve ne parlamentoda ne de toplumda kabul görmedi. İyi bir Brexit için bu seçimler bir fırsat, İşçi Parti en iyi anlaşmayı yapıp halka sunacak ve son kararı halk verecektir.’’

     

    İşgale karşı tavrımız net

    ‘‘ASLEF 139 yıldır mücadele eden bir sendika, her zaman ırkçılık ve faşizme karşı durduk. Emek Hareketi olarak her zaman ve her yerde baskı altındaki halklar ile dayanışma içerisinde olduk. Kürt’lerin kendi topraklarında özgürce yaşama ve kendilerini yönetme hakkı var, Kürt halkı faşizme karşı hep ön cepheden savaştı.

     

    ‘‘Saldırıların başladığı ilk gün 13 büyük sendikanın genel başkanları olarak başbakan Boris Johnson’a ortak bir mektup yazdık. Mektupta çok net bir şekilde Trump’ın askerlerini çekmesini ve Türk işgalini kınayıp bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik ve Birleşik Krallık hükümetine harekete geçme çağrısı yaptık. Etnik temizlik planlarına dikkat çektik ve Kürt halkına verilen sözlerin yerine getirilmesi çağrısı yaptık.

     

    ‘‘Öcalan’ın yazılarına bakın, sürekli barış çağrıları yaparak demokratik çözüm arayışında. Kürtler sadece adil bir şekilde demokrasiyi yaşama, kendi topraklarında özgür ve kendi iradesiyle yaşama arayışında. Eğer biz burada bu haklara sahipsek o bölgedeki insanların da bu hakları yaşaması için mücadele veriyoruz.’’

     

    Trump’ın ‘kazandım’ dediği savaşı Kürtler canıyla kazandı

    ‘‘Britanya genelinde son yıllarda bir çok saldırı yaşadık, özellikle de Londra’da, bunun sebebi ise dünyada başka insanlara zarar vermek isteyen dogmalara sahip insan gruplarının değişmesi ve çoğalmasıdır. Eğer Kürtleri yalnız bırakırsak ve binlerce DAİŞ üyesiyle uğraşacak yeterli kaynakları yaratmazsak, ve savaş ortamında bu cezaevindeki DAİŞ’liler kaçarsa Avrupa’ya tekrardan yayılıp zehirlerini de yayacaklar. Trump’ın kazandım dediği DAİŞ karşıtı savaşı Kürt halkı canlarını feda ederek kazandı.’’

  • Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    Londra SKB’den 25 Kasım çağrısı

    LONDRA- Londra Sosyalist Kadınlar birliği (SKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla tüm kadınları sokaklara davet ederken, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

    Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. SKB’nin açıklamasında, 25 Kasım 1960 yılından Domonik Cumhuriyeti’nde rejim karşıtı 3 kadın kardeş olan Mirabel kardeşlerin tecavüz ve işkenceyle katledilmeleri hatırlatılarak, “Tıpkı 5 yıl önce Rojava ve kobani’ye DAİŞ’in saldırısı sırasında 3 bin Ezidi kadınının esir alınması ve köle pazarlarında satılması gibi. Yine bir çoğuna tecavüz edilerek hamile bırakılması yada intihara sürüklenmesi gibi . Tarih’e baktığımızda kadınlara yönelik katliam, zülüm taciz ve tecavüz her dönem faşist iktidarların başvurduğu bir yöntem olmuştur. Yine 5 yıl önceside bu katliamlar bizim kaderimiz değil diyerek baş kaldıran kadınlar Rojava devrimin inşasında mihenk taşı oldular. Bu devrimde YPJ li kadınların özel rolu oldu.Rojava devrimi tüm dünya kadınlarına esin kaynağı oldu” denildi.

    ‘İNGİLTERE’DE KADINLAR ŞİDDETE UĞRUYOR’

    Türk Devleti’nin Rojavaya düşmanlığını sürdürürken ve yeni katliamlar gerçekleştirmek isterken kadın devriminide yenilgiye uğratmak istediğine dikkat çekilen açıklamada, işgal ve soykırım saldırılarına karşı önce kadınlar harekete geçmesi gerektiğinin altı çizildi. İngilterede her dört kadından biri erkek şiddetine uğramakta olduğu ve her hafta bir kadının erkekler tarafında katledilmekte olduğu belirtilen açıklamada, devlet yardımından mahrum edilen kadınlar ve özellikle çocuklu kadınların açlık sınırında yaşamakta olduğuna dikkat çekildi.

    ‘KADERİMİZ DEĞİLDİR’

    Dünyada kadınlara yönelik katliamların her gün başka boyutlarıyla artmakta olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bir kısmımız eşlerimiz tarafından katledilmekte bir kısmımız aile fertleri tarafından öldürülmekteyiz. Bir kısmımız açlıktan ,yoksulluktan ölmekteyiz. Kadın haklarını savunucu olduğumuz için ya öldürülmekte yada yıllarca cezalar verilerek hapishanelerde tutulmaktayız. Bu haksızlıklar bizim kaderimiz değildir. Bu sistemi değiştirecek olan biziz” diye kaydedildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde ‘İsyandayız’ diyen SKB’li kadınlar, 25 Kasım’da kadınların örgütlü iradesi kazanacağı vurgulandı. Açıklamanın sonunda ise, “25 Kasım’da özgürlüğün için harekete geç. Ve diyoruzki durmak ve susmak yok” denildi.

  • ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    ‘ABD’li asker ve gazeteciler Rojava için ağladı’

    LONDRA- SOAS Üniversitesi’nde konuşan BBC Muhabiri Jiyar Gol, ABD’nin Rojava’dan geri çekilme sürecindeki tanıklıklarını anlatarak, “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi” dedi.

    İngiltere Kürt Akademisyenler Topluluğu (Kurd-AKAD-UK) tarafından BBC Dünya Servisi muhabiri Jiyar Gol, BBC Arapça Servisi muhabiri Mustafa Hamo ve  insan hakları aktivisti Dr. Azad Derwani’nin katılımıyla ‘Türkiye’nin Rojava İstilası ve Sonuçları’ adlı bir panel düzenlendi. SOAS Üniversitesi’nden gerçekleşen panele çok sayıda öğrenci ve akademisyen katıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Suna Parlak’ın yaptığı panel de ilk konuşmayı BBC Dünya Servisi Muhabiri Jiyar Gol yaptı. 2012’den beri Türkiye, Irak, Suriye ve Rojava’yı yakından takip eden ve yerelden haber aktarımları ile bilinen Jiyar Gol, Rojava ile Türkiye ilişkilerini değerlendirdi. 2012 yılında Türkiye sınırında bir gece de en az iki yüz ve üç yüz  otobüsün Türkiye tarafından Rojava’ya geçtiğini, ve bu araçların Türk askeri araçlarınca eskort edildiklerini kendi gözleriyle gördüğünü söyledi. Türkiye’nin  avrupa ülkelerinden gelen DAİŞ’lilerin en kolay geçiş noktası olduğuna vurgu yapan Gol, İŞİD militanlarının havaalanlarında, gerek kıyafetleri gerekse de davranışlarıyla çok kolay fark edildiklerini belirtti.

     

    MÜSLÜMAN ÜLKELER KÜRTLER’E ‘ADALETSİZ’

    DAİŞ çetelerinin Kobani’ye yönelik saldırılarını Irak ordusundan ele geçirdikleri ağır silahlarla gerçekleştirdiklerini hatırlatan Gol, “Oysa onları karşısında direnen YPG ve YPJ güçlerinin ellerinde sadece basit silahlar vardı. Bu yüzden Kobani’deki savaş kesinlikle adaletsiz, eşit olmayan güçler arasındaki bir savaştı. Diğer adaletsiz durumda, tüm dünyanın, özellikle de müslüman ülkelerin sessizliğiydi. Kürtler saldırıya uğradığında hiç bir müslüman ülkeden Kürtlere yönelik bir sempati yada yardım gösterilmedi. Dolayısıyla Kürtlerin koalisyona katılmaktan başka şansları yoktu” dedi.

     

    ABD’LİLER ROJAVA İÇİN AĞLADI

    Donald Trump’ın kararıyla ABD ordusunun Rojava’dan çekilmeye karar verdiğinde de o bölgede bulunduğunu söyleyen Gol, şunları anlattı: “Yerelde birlikte çalıştığım pek çok Amerikan muhabiri, gazeteci gözyaşlarını tutamayarak ‘Kürtlere ihanet ettik!’ diyorlardı. Çünkü onlar başından beri YPG ve YPJ’li genç gerillaların nasıl kahramanca direndiklerini, nasıl İŞİD’i durdurduklarını birinci elden gözlemlemişlerdi. Çocuğunu Türkiye’nin Rojava işgalindeki saldırılarda kaybeden Nusaybinli bir baba bana şunu söyledi: ‘Benim çocuğum Kobani’de, Raqqa’da İŞİD’e karşı tüm dünya için savaştı bak Türkiye’nin saldırısında hayatını kaybetti ve şimdi tüm dünya sessiz.’ Son olarak Türkiye’nin Rojava işgalinde ki müttefikleri aynı İŞİD gibiler. Adları farklı olabilir ama kullandıkları yöntem gösteriyor ki onların İŞİD’den farkı yok.”

     

    AFRİN’DE MEZARLARI YIKTILAR

    Rojava’nın Afrin kentinden olan  ve şu anda BBC Arapça Servisi’nde çalışanan gazeteci Mustafa Hamo Türkiye’nin Afrin işgalini ve bu işgalin Afrin halkı üzerindeki etkilerini anlattı.  Türk askerleri 18 ay önce Afrin’i işgal ettiklerinde ilk yaptıklarının İŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden gençlerinin mezarlarının bulunduğu iki mezarlığı yıkmak olduğunu söyleyen Mustafa Hamo, “Hatta 46 yıl önce hayatını yitiren Kürt aydın ve yazarı Nuri Dersimi’nin mezarı bile tahrip edilip kemikleri bilinmeyen bir yere götürüldü. Afrin şu an tamamen dış dünyaya kapalı. Türk medyası bile ancak işgalci güçlerin eskortuyla içeri girip onların istediği kadar kalıp onların dikte ettirdikleri şeyleri yazabiliyorlar. Bizim haber kaynağımız sadece aileler” diye anlattı.

     

    AFRİN’DE ÇETECİ BİR ZİHNİYET VAR

    Afrin’in tamamen bir Kürt şehri olduğunu ve çok az sayıda farklı etnisite ve halklardan insanlar olduğuna dikkat çeken Hamo, “Türkiye oranın demografik nüfusunu değiştirmek için başka yerlerden Arapları oraya getirmeye çalışıyor. Ama bunu yaparken de herhangi bir kurala uymuyorlar. Mesela Türkiye ile birlikte hareket eden çeteci bir grup bir Kürt aileyi yerinden edip para karşılığı bir Arap aileyi yerleştiriyor. Kısa süre sonra başka bir çeteci grup o Arap aileyi de çıkartıp daha fazla para veren başka bir Arap aileyi oraya yerleştiriyor. Tamamen çeteci bir zihniyetle hareket ediyorlar. Hiç kimse evini bir saat bile terk edemiyor çünkü o bir saat içinde tüm ev çeteci güçlerce talan ediliyor” dedi.

     

    AFRİN ZEYTİNİ YAĞMALANIYOR

    Afrin’in tek geçim kaynağının zeytinyağı ve bu Suriye’de üretilen zeytinyağının yüzde 30’una tekabül ettiğini ifade eden Hamo, “Bir zeytin ağacının meyve vermeye başlaması için on yıllık bir emek ve zaman gerekiyor. İşgalden dolayı insanlar hem rahat hareket edemiyorlar, hem de zeytinliklere bakamıyorlar. Ayrıca işgalci militanlar zeytinyağının şehir dışına çıkmasına da izin vermeyip çok ucuz fiyata üreticiden alıp yüksek rakamlarla Türkiye piyasasına sunuyorlar” diye belirtti.

     

    İNSANLAR KAÇIRILIP FİDYE İSTENİYOR

    Afrin’deki Türkiye destekli çetelerin akrabaları yurtdışında olan insanları rehin alıp para istediklerini aktaran Hamo, “Oğlu İngiltere’de olan 70 yaşındaki bir adam kaçırılıp işkence edildiği görüntüleri oğluna gönderiliyor ve kendisinden on bin pound fidye isteniyor. Bu sadece bir örnek, bunun gibi yüzlerce kaçırılma, alıkonulma ve işkence örneği var” diye kaydetti. Afrin’deki grupların cihadist olmadığını çünkü hiç bir kurallarının olmadığını söyleyen Hamo, “Türkiye ile hareket eden bu gruplar eski suçlular, uyuşturucu satıcıları, hırsızlar, yani talancılar topluluğu ve para için yapamayacakları hiç bir şey yoktur.  Türk devletinin de bütün amacı, Kürtleri Afrin’den çıkarıp dışarıdan Arap nüfusunu oraya yerleştirerek Afrin’in demografik yapısını değiştirmek” dedi.

     

    Avukat ve insan hakları aktivisti Dr Azad Dewani ise kendisinin doktorasını yaptığı ‘Terörizmin Söylemsel İnşaası: PKK ve diğer Kürt siyasi hareketlerin Türk resmi devlet söylemindeki yeri ve Kürt meselesine yaklaşımı” adlı tezi ile ilgili bir sunum yaptı. Dr .Dewani ko Afrin ve son işgalden örnekler sundu.

     

  • Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    Londra’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı

    HİKMET ERDEN

    Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 82. yılında Londra’da düzenlenen kitlesel bir etkinliki ile anıldı. Anmada konuşan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız” dedi.

    Londra Dersimliler Dayanışma Derneği (DERSİM-Der) tarafından düzenlenen bir etkinlikle idam edilişlerinin 82. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. Gik-Der binasında gerçekleşen anma törenine çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Anma etkinliği kapsamında düzenlenen panele ise HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, Yazar Munzur Çem ve Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil katıldı.  Etkinlik, önce saygı duruşu ardından da Dersim katliamını ve Seyit Rıza’nın tavrını anlatan bir slayt gösterimi ile başladı. Anma etkinliği kapsamında Demokratik Güç Birliği bir açıklama yaparak, özellikle Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına dikkat çekilerek, direniş ve mücadelenin Seyit Rıza’nın direniş ruhu ile sürdüğü vurgulandı.

     

    ‘SİSTEMATİK KATLİAMLAR GELİŞTİRİLDİ’

    Anmada düzenlenen panel de ilk sözü yazar ve tarihçi Munzur Çem aldı. Dersim harekatının sadece Kürtlere yönelik olmadığını Türk olmayan tüm halklara ve kimliklere karşı bir soykırım yok etme politikası uygulandığını vurgulayan Çem, “Önce Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve daha sonra Kürtler katliamdan geçirildi. Bu olay sadece Dersimde değil sistematik bir şekilde katliamların geliştiğini görmekteyiz” diye kaydetti.

     

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının ‘8 milyon Kürt adına sesleniyoruz’ dediklerini hatırlatan Çem, şunları söyledi: “Seyit Rıza ve arkadaşları bir bütün Kürdistan için talepte bulunuyorlar. O dönem bugün ki Rojava sürecine çok benziyor. Ruslar tıpkı bugün ki gibi bir tutum içinde iken ABD ise Rojava’da ansızın Kürtleri bırakmaları gibi Kürtler yanlız bırakıldı.’’

     

    ‘KÖKÜNDEN SÖKECEĞİZ DEDİLER’

    Türkiye’nin kuruluş süreci ve Mustafa Kemal’in Kürtlere bakış açısına da değinen Çem, Şark Islahat Planı ile “TC 1926 yılında Dersim Ali Boğazı’na bir askeri harekat düzenliyor. Bu harekatta bu bölge ‘kangren’ olarak nitelendiriliyor ve kökünden söküp atılması gerektiği söyleniyor. Kürtlerin ıslah edilmesi gerektiğini söyleyerek Şark Islahat Planı’nı devreye koyuyoralar. Bu Kürdistan’a özgü bir yasaldır. Her şeyi Türk soyuna gore yapıyorlar. Kökünden sökmek dedikleri de bu plan ile başlıyor ve soykırım politakası uygulanıyor” diye kaydetti.

     

    ‘MUSTAFA KEMAL’İN İMZASI VAR’

    Dersim 38 silahlı direnişinin 1937 direnişinden daha güçlü olduğunu belirten Çem, Mustafa Kemal’in Dersim soykırımındaki rolüne dikkat çekti. Mustafa Kemal’in Dersim katliamı öncesi “Mustafa Kemal otoriter ve diktatördü. Kürtçeyi yasakladı Kürtleri sürgün ettiren ve altında imzası bulunan kişidir. Onun haberi olmadan sinek bile uçmazdı deyim yerindeyse. Şark Islahat Planı’ndan Dersim soykırımına kadar Mustafa Kemalin imzası vardır. Ordu, Milli Eğitim, Yargı, Polis her şey ona bağlıdır. Bu harekat başta sona kadar Mustafa Kemalin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşiyor” diye ifade etti.

     

    ŞEYH SAİTLERDEN SEYİT RIZALARA..

     

    Çem’in ardından söz alan HDP eski Milletvekili Osman Baydemir ise Şeyh Sait’ten Seyit Rıza’ya büyük bir direniş sergilendiğine dikkat çekerek, “Bu rejim ile baş etmenin yolu ona karşı direnmek ve mücadele etmektir. Bunun yolu da ortaklaşmaktan ve birlikten geçer. Tarih tekerrür ediyor işte. Bugün HDP’nin eşgenel başkanlarından on binlerce Kürde kadar ya zindan da ya sürgünde yada katledildi. Ancak boyun eğdik mi. Hayır eğmedik. Tıpkı Seyit Rıza gibi bu halk boyun eğmeyecek. Seyit Rıza diz çökmedi bizler de diz çökmeyeceğiz” diye kaydetti.

    Artık müzakere ve diyalog zemininin kalmadığını söyleyen Baydemir, “Faşizm zulmünü sürdürmekte kararlı ise bizde direnmekte kararlıyız. Onlar Yezid olmakta kararlıysa biz de Hasan Hüseyin olmakta kararlıyız. Şeyh Sait ve Seyit Rızaların torunlarıyız. Aynı davanın neferleriyiz. Özgürlüğün neferleriyiz” dedi.

     

    ‘SEYİT RIZALARA SAHİP ÇIKACAĞIZ’

    Baydemir’in ardından söz alan Britanya Alevi Fedarasyonu Başkanı İsrafil Erbil, “Mevcut rejimin Aleviler de olsa Kürtler de olsa farklı kimlik ve kültürleri ortadan kaldırılmaya çalışıldığına dikkat çekti. Dersim katliamı sırasında Türk olmayan hangi kimlik olursa olsun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurgulayan Erbil, “Bakın bugün Vatan Partisi denilen bir partinin başındakiler, iktidara gelmeleri halinde ilk işlerinin Seyit Rıza’nın Dersimdeki anıtını yıkacağını vaat ediyor. Nasıl bir nefret ve kinle baktıklarını bize gösterdiği kadar hala Seyit Rıza ve onun ardıllarından nasıl korktuklarını da bize gösteriyor. Dün Seyit Rıza ve arkadaşlarını asarak ortadan kaldırdığını düşünenler bugün devrimci, muhalif, demokrat ve özelde Kürtleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Bizler ise bu katliamlara baskılara karşı daha fazla Seyit Rızalara sahip çıkacağız. Onların yolunda ilerleyeceğiz” diye söyledi. Rojava işgali ve orada yaşanan direnişe değinen Erbil, Rojava’da İŞİD ve El Nusra çeteleri ile birlikte Kürtlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını vurguladı.

    Panelin ardından ise Alevi kültüründe yer alan Lokmalar dağıtılırken, deyişler söylendi. Anma etkinliği son olarak müzik dinletisi ile sona erdi.

     

  • İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

    İsrafil Erbil bir kez daha BAF Başkanlığı’na seçildi seçildi

     

    LONDRA-Britanya Alevi Federasyonu 4. Genel Kurulu Londra merkez binasında gerçekleşti. Genel Kurulda yapılan seçimler de mevcut başkan İsrafil Erbil bir kez daha Başkanlığı’na seçildi.

     

    Alevilerin Britanya’daki önemli kurumlarından biri olan ve çatı örgütü olarak bilinen Britanya Alevi Federsayonu 4. Genel Kurulu gerçekleşti. Enfield’te bulunan BAF Konferans Salonu’nda yapılan Genel Kurul’a çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra delegeler ve yüzlerce üye katıldı. Saygı duruşu ve divan seçimi ile başlayan Genel Kurul’da, ilk olarak Alevi dedesi Ali Dereli söz aldı. Dereli, Alevilerin en önemli sorunun asimile olmaları olduğuna dikkat çekerek, özellikle kendi inanış ve kültürlerinin giderek aşınmasına dikkat çekti. Dereli, asimilasyona karşı kültürlerini ve inanışlarını korumalarının ve geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi. İnanç gruplarının oluşturulmasını gerektiğinin altını çizen Dereli, “İnançsal hizmetleri sazımız, sözümüz ve muhabbetimizle kitlelere ulaştırmalıyız. İnancımızı bu şekilde yaşatmalıyız. Köy ve yöre derneklerin de bu inancımızı geliştirmeliyiz. Derneklerde kağıt oyunları oynamak yerine inançlarımızı kültürümüzü yaşatıp geliştirmeliyiz” diye kaydetti.

     

    ‘BİR HAYALİMİZ VAR’

    Dereli’nin ardından Tokat Alevileri yöresel elbiseleri ile yaptıkları Semah büyük beğeni aldı. Semahın ardından BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil bir konuşma yaptı.

    “Bir davamız var. Bu davayı ileriye taşıyabilmek için bir hayalimiz var” diyen İsrafil Erbil,  “Bu hayalleri gerçekleştirdiğimizde de bir hedefimiz var. Dünyanın tamamını Alevi yapmak için uğraşmıyoruz. Ama dünyanın tamamına Alevilik vardır Alevilik haktır. Aleviler de bu dünyada bu topraklar da herkesle birlikte yaşıyor olduklarını bilmelerini istiyoruz” dedi. Ortadoğu da yaşanan gericiliğe dikkat çeken Erbil, “Sevgi bizim dinimiz başka dine inanmayız. Ama Ortadoğu da petrol için varım petrolün dışındakiler için canı cehenneme diyenler ile ister istemez düşman oluyoruz. Biz bu nedenle dosta düşmana karşı tüm canlara karşı bu toplulukun olduğunu ve haklarının olduğunu söylemek yapmak gibi bir hayalimiz var” dedi.

     

    ‘EŞİKTEKİ VE DÖŞEKTEKİ EŞİTTİR’

    Herkese eşit yaklaştıklarını ifade eden Erbil, şunları söyledi: “Eşikteki ve döşekteki eşittir. Kimi cemevimiz de on aile kiminde yüz aile var. Biz hepsini eşit görerek hepsini bir çatı altında buluşturduk. Tekleştirmek gibi bir derdimiz olmaz. Birleştirmektir derdimiz. Birleşmek ve birlik cemlerimizin vazgeçilmezidir.” Aleviler hala yok sayılan bir halk ve topluluk olduğuna dikkat çeken, Erbil, resmi akıl resmi vijdanın Alevileri hala dıştaladığın ve bunu topluma sirayet ettirmeye çalıştığını söyledi. Geçmişte çocuklarına zarar gelmesin diye bazılarının Aleviliklerini gizlemek zorunda kaldığına değinen Erbil, “Bir millet devletinden daha gerici ve faşistse o milletten korkun. 15 Temmuz darbe gösterisinde bizler kafa kesmelere şahit olduk. Biz Elbistan da buna itiraz ettiğimiz de bizim milletimiz dediğimiz insanlar bize önce saldırdı. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bunu görmeden önümüze hangi davayı hangi hayali koyabiliriz. Kendi kimliğini inkar etmek zorunda kalınıyorsa en küçük bir itiraz bile edilemiyorsa bu nasıl bi durum ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” diye ifade etti. Uyuşturucu ve çetelere karşı projeler geliştirmeleri gerektiğini kaydeden Erbil, BAF’ın Enfield bölgesinde yapmayı planladığı içerisinde Cem Evi, spor ve kültür tesislerinin de bulunduğu kompleks projesini mimarlar eşliğinde delegelere anlattı.

     

    İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

    Erbil’in ardından Genel Kurul misafiri olan İşçi Partisi Kuzey Enfield Milletvekili Adayı Feryal Clark Demir bir konuşma yaptı. Demir, yaptığı konuşma da seçim sürecine değinerek, herkesin seçimler de oy kullanmak için seçmen kayıtlarını yapmasını istedi. Demir’in ardından komisyonların faaliyet, mali ve denetleme  raporları okundu. Zaman zaman tartışmaların yaşandığı Genel Kurul’da son olarak seçime gidildi. Yapılan seçimler sonucunda Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanlığı’na bir kez daha İsrafil Erbil seçildi. Genel Kurul seçimleri ile yeni Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulları da seçildi.

  • Anneleriyle kalan çocuklara tutsak muamelesi yapılıyor

    Anneleriyle kalan çocuklara tutsak muamelesi yapılıyor

    Anneleriyle birlikte cezaevlerinde tutulan çocukların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çeken CİSST Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci ve Miraz Bebeğin Babası Cengiz Zaza Akbaba, çocuklara tutuklu muamelesi yapıldığını söyledi.

    Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye’de en az 864 çocuk annesiyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda. Annesi Gülistan Diken Akbaba’yla birlikte Gebze Kadın Cezaevi’nde tutulan Miraz bebek de bunlardan biri. Hafta içi annesinin yanında kalan Miraz bebek hafta sonu ise babası Cengiz Zaza Akbaba’nın yanında kalıyor. Eşi Gülistan Diken Akbaba’nın yaklaşık üç yıldır cezaevinde olduğunu hatırlatan Cengiz Zaza Akbaba, çocukların cezaevlerinde yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekti. Çocuğun anneyle buluşması başta olmak üzere bir bebeğin en temel ihtiyaçlarına ulaşmasında dahi ciddi sorunlar yaşadıklarını belirten Akbaba, “Bir keresinde Miraz hastaneye giderken annesi yanında götürülmedi. Bu sorunu çözdük derken yeni sorunlarla karşılaştık. Miraz’ın mamaya ulaşımında çeşitli sıkıntılar yaşandı. Oyuncaklarını bile yasakladılar” dedi.

    Miraz’ın en son cezaevine alınmaması meselesine değinen Akbaba, Miraz’ın içeri alınmadıktan sonra ağladığını ve kendisine, “Baba, neden annemin yanına gidemiyoruz” sorusuna Miraz’ı oyalamak amacıyla, “anahtarı kaybettik” diye cevap verdiğini aktardı.

    Cezaevlerinde yaşamak zorunda bırakılan çocukların haklarının açık ve anlaşılır bir şekilde yazılması gerektiğini dile getiren Akbaba, “Çocukların hakları açık ve anlaşılır bir şekilde yazılmadığı için bazı idareler ve görevliler tarafından çocuklar tutuklu muamelesi yapılıyor” dedi. Adalet Bakanlığı’ndan yetkililerle zaman zaman görüşmeler gerçekleştirdiğini dile getiren Akbaba, son olarak “Bakanlık, eğer bir çalışma yapıyorlarsa bizimle de ortaklaştırsın. En kısa zamanda bu çocuklu ailelerin, mağduriyetinin giderilmesi lazım. En azından çocuklu anneler, denetimli serbestlik veya ev hapsi şeklinde uygulamalarla infazlarını tamamlayabilir” diyerek çağrıda bulundu.

     İhlaller saymakla bitmiyor 

    Ceza İnfaz Sistemlerinde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Temsilcisi Cansu Şekerci de cezaevlerinde yaşanan mevcut nüfustan kaynaklı yaşanan sorunlardan çocukların da etkilendiğini dile getirdi. Şekerci, çocukların ayrı yataklarının olmaması, sağlık haklarına, oyuncak ve gıdaya ulaşamama gibi hak ihlallerinin yaşandığını belirtti. Bunların yanı sıra 15 Temmuz 2016’da Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen OHAL ile birlikte cezaevlerinde bulunan kreşlerin kullanımıyla ilgili ihlaller yaşandığını kaydeden Şekerci, “Özellikle OHAL’den sonra kreşler faydalanmanın annenin siyasi ya da adli olmasına göre değiştiğine dair bize bilgi aktarımı oldu. Bunun önüne geçecek denetimlerin olması çok önemli” dedi.

    Alan görünür kılınmalı

     Şekerci, cezaevinde kaç çocuğun yaşamak zorunda bırakıldığını, bu çocukların oyuna, uykuya, sağlığa erişimlerinin hangi düzeyde olduğunun tespit edilmesi için kurumların daha şeffaf bir politika izlemesi gerektiğini ifade etti. Şekerci, “Alanın görünür olması çok önemli, çünkü alan görülmediği takdirde sayılar karanlık sayı haline gelmeye başlıyor, yani ihlallerden haberdar olamıyoruz” diye konuştu.

    Yargı reformunun gündemde olduğu bugünlerde hapsetmenin alternatiflerinin öncelenmesi gerektiğine değinen Şekerci, şunları ekledi: “Hapis cezasının günümüzdeki şartlarıyla insanlara daha çok zarar vereceğini, insan hakkı ihlallerini arttıracağını düşünüyoruz. Denetimli serbestlik tekrar değerlendirilmelidir” dedi. Şekerci, “Bu değerlendirilirken çocukların annesi dolayısıyla değil, birey olmaları dolayısıyla bir şeylerin tartışılması gerektiğini düşünüyoruz.”

  • Çocuk sevmeyen devlet

    Çocuk sevmeyen devlet

    Çocukların maruz bırakıldığı hak ihlallerine karşı mücadele günü olan 20 Kasım’ı karşılarken Türkiye, çocukları sevmeyen devlet vasfını her geçen gün pekiştiriyor. Devlet güçlerince ketledilmekten tecavüze, anadil hakkının gaspından emek sömürüsüne kadar çocuklar için tam bir zulüm cenderesi.

    Birleşmiş Milletler (BM), dünya genelinde çocukların maruz kaldığı ayrımcılık ve hak ihlallerine karşı 1989’da 20 Kasım’ı “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kabul etti. Sözleşme, halen dünya genelinde en çok sayıda ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşıyor. devletin imzaladığı ve çocuk hakları konusunda yükümlülük altına girmeyi taahhüt ettiği belge, çocuklar için daha iyi bir dünya çabasına umut ve ilham vermeye devam ediyor. Türkiye de bu sözleşmeye taraf, ancak çocuklar hala en temel haklarından yoksun oldukları gibi durum giderek daha da kötüye gidiyor.

    Türkiye, 2 Eylül 1990’da yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni, 14 Ekim 1990’da imzaladı. 27 Ocak 1995’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşmeyle her ne kadar çocuk haklarının korunması ve taraf devletlerin bu hakların yaşama geçirilmesi için yükümlülüklere uymaları amaçlansa da Türkiye’de bunun gereğinin yapılmadığı çok açık bir şekilde görülüyor. İnsan Hakları Derneği (İHD), 20 Kasım BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 30. yıl dönümü kapsamında birçok kentte basın toplantısı gerçekleştirdi. İHD ‘Çocuk Hakları’nın 30. yılına ilişkin raporunu da açıkladı. İHD Amed Şube Çocuk Komisyonu Üyesi Ercan Yılmaz, “Çocuk haklarına dair 30 yıllık durum, karanlığın sıradanlığı içerisinde ‘-mış gibi’ kalıyor. Adalet, sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve sosyal yardımlar vb. alanlarda yaşananlara dair ne yazık ki sayısız vaka üzerinden sayfalarca değerlendirme, istatistik vermek mümkün” dedi. Katledilen 4 yaşındaki Leyla Aydemir, 6 yaşındaki Efe Boz, 9 yaşındaki Vail El Suud, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol, 13 yaşındaki Ahmet Yıldız, Seyhan Doğan ve Davut Altınkaynak, 14 yaşındaki Emirhan Nas, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 17 yaşındaki Lütfullah Tacik; çoğu ortaokul ve lise öğrencisi olan ve ‘Manisalı Gençler’ olarak anılan çocuklar; Pozantı, Şakran, Sincan, Maltepe gibi cezaevlerinde kötü muamele ve işkence gören çocuklar; şiddetin farklı türlerine maruz bırakılan kız ve oğlan çocukları, daha birkaç gün önce veliler tarafından yuhalatılan otizmli çocukları örnek verdi.

    Yaşam hakkı yok ediliyor

     Uzun yıllardır çözülemeyen Kürt meselesine yönelik şiddet politikaları ve son yıllarda yeniden başlayan savaşın, en çok çocukları etkilemeye devam ettiğini kaydeden Yılmaz, askeri araçların 16 çocuğu ezerek katletmesi, askeri mühimmat ve savaş atıklarının yol açtığı çocuk ölümleri ve yaralanmalardaki artışın, durumun vahametini gösterdiğini söyledi.

    İşgal saldırısı kurbanları

    Türkiye’nin 9 Ekim’de Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırısı sonucu onlarca çocuğunu yaşamını yitirdiğini ve yaralandığını hatırlatan Yılmaz, sınır bölgelerindeki okullar eğitime ara verdiğini, hastaneler kriz anında birden fazla kişiye acil destek veremediğini, insanların evlerini terk ettiğini belirtti.

    Anadilde eğitim hakkı

     Anadilinde eğitim hakkının gaspına devam edildiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: “2012’den beri yapılan tek düzenleme ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler Seçmeli Dersi’ ve bununla ilgili ataması yapılan 59 öğretmenle sınırlı kaldığı; ders araç gereç ve materyalleri konusunda ihtiyaçların giderilmediği görülüyor. Zorunlu Din Dersi uygulaması ile ilgili AHİM 2007 Zengin ve 2017 Yalçın ve diğerleri kararları; müfredat değişikliklerine rağmen ilgili derste inanca saygı sağlanamamıştır. Ayrıca eğitim sistemi yeterli miktarda kaim ders imkânı sunmamaktadır. Bu imkândan faydalanabilmek için ise dini kanaatini açıklamaya mecbur bırakılmaktadırlar.

    3 bin çocuk cezaevlerinde

     Çocuğa özgü adalet için özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması, onarıcı ve kurum dışı alternatif yöntemlere başvurulması gerekirken, ayrıca kapalı kurumların şiddet ürettiği bilgisi sabitken; 864’ü anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalmak zorunda olan çocuk olmak üzere 3 bin çocuk cezaevlerinde yaşamaya devam ediyor.

    İşgücü sömürüsü

     Çocuk İşçiliği ile Mücadele Eylem Planları hazırlanmasına rağmen pek çok çocuk ağır ve kayıt dışı işlerde çalıştırılmaya devam ediliyor. TÜİK, 2012’den beri ‘Çocuk İş Gücü İstatistikleri’ yayımlanmadığından sorun takip edilemiyor. ‘Sayı yoksa sorun da yok’ anlayışı hüküm sürüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Türkiye’nin ilgili mevzuatı, zorunlu eğitim, istihdama başlama ve çalışma yaşamının temel haklarından biri olan sendikaya üyelik yaşları arasında uyumsuzluk devam ediyor.

    Cinsel istismar meşrulaştırılıyor

     Yetişkinlerin çocukları cinsel yönden sömürmesi anlamına gelen cinsel istismar suçu, çocuğun bedenini bir bütün olarak görmekten uzak, sadece cinsel organlara yönelik temas içeren ve sadece bazı türlerine ilişkin sınırlı olarak algılanmaya devam ediyor. Failler korunuyor, erken yaşta evliliklere izin verilmesi ve önünün açılmasıyla meşrulaştırılıyor. Çocukların bedensel söz hakları yok sayılıyor. Dünya genelinde de çocuk haklarını tehdit eden durumlar Sözleşmenin 30. yılı vesilesiyle UNICEF Genel Müdürünün, ‘Dünya Çocuklarına Mektup’ başlıklı yazısında şu şekilde ifade ediliyor: Küresel iklim krizi ve kirlilik, sürüp giden çatışmalar, savaşlar ve doğal afetler, çocukların ruh sağlığı alanında olumsuz gidişat, kitlesel göç ve nüfus hareketleri, vatansızlık, yoksulluk, eğitim ve çağdaş çalışma fırsatlarına erişimin önündeki engeller, veri hakları ve özel yaşamın çevrimiçi gizliliği ile çevrimiçi yanlış bilgiler. Bu bağlamda çocuk haklarının bir insanlık meselesi olduğu ve sözleşmeye taraf olan devletlerin hem kendi sınırları içerisinde hem de dünya genelinde yükümlülüklerini yerine getirmedikleri açıkça görülüyor.”

    Kaynak : Yeni Özgür Politika