Category: slıder
-

Alxaslılar Birlik ve Dayanışma Gecesi’nde buluştu
Londra ALXAS-Kom tarafından gerçekleşen Birlik ve Dayanışma Gecesi rengarenk görüntülere sahne olurken, Tolga Sağ, Suna Alan ve Orhan Bilge sahne aldı. Alxaslılar ek hizmet binasının açılışının da yapıldığı gece de, İşçi Partili milletvekili adayları da söz alarak destek istedi.Londra’da aktif çalışmaları ile dikkat çeken ve Elbistan’ın Alxas yöresine ait olan Alxaslılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Alxas-Kom) yüzlerce üyesinin katılımıyla Birlik ve Dayanışma Gecesi düzenledi. Geceye, İşçi Partisi Kuzey Enfield Milletvekili Adayı Feryal Clark Demirci, HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, İşçi Partili Enfield ve Tottenham milletvekilleri, demokratik kitle örgütü temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. Dayanışma Gecesi, Alxas Com yönetim binasının yanında yapılan ve içerisinde konferans, düğün, sinema ve tiyatro gibi etkinliklerin yapılabileceği ek hizmet binasında gerçekleşti. Binanın açılışı davul zurna ve halaylar eşliğinde yapılırken, gece renkli görüntülere sahne oldu.‘MÜCADELE EDECEĞİZ’Gecenin açılış konuşmasını yapan Alxas Com Başkanı Kazım Kılıç, Alxaslıların dernek binasının tam kapasite olarak hizmete girdiğini söyleyerek, maddi ve manevi katkı sunanlara teşekkür etti. Derneğin kısa sürede Türkiye’den gelen siyasetçi, yazar ve sanatçıları ağırlayan önemli bir merkez haline geldiğini söyleyen Kılıç, “Ülkenin demokratikleşmesi ve farklı inanç gruplarına yönelik baskı ve zulmün sona ermesi için mücadelesi içerisinde yer aldık. Dernek olarak Kürt ve Alevi toplumunun hak ve özgürlükleri ile inançlarını özgürce yaşayabilecekleri bir ortam yaratılması için çaba harcayacağız. Ülkedeki sosyal ve siyasal gelişmelere dönük toplumda duyarlılık oluşturmaya çalıştık çalışacağız” dedi.DEMİRCİ VE DOĞUŞ’A DESTEKİşçi Partisi Kuzey Enfield Adayı Feryal Clark Demirci ve West Bromwich adayı İbrahim Doğuş için destek isteyen Kılıç, bu iki aday ile dayanışma içerisinde olunması gerektiğinin altını çizdi. Gecede söz alan Feryal Demirci, 12 Aralık’ta seçilmeleri halinde İngiltere’nin 6 bin yıllık parlamento tarihinde ilk defa kendi toplumlarının temsilcilerin yer alacağını söyledi. Demirci, Ssçim kütüklerine herkesin yazılmasını ve oy kullanmalarını isterken, kendisine aday olma sürecinde destek olan herkese teşekkür etti.HALAYA DURULDUKonuşmaların ardından sanatçı Orhan Bilge sahne alarak Alevi deyişleri ve türküleri seslendirdi. Bilge’nin ardından sahne alan Suna Alan ise seslendirdiği Kürtçe ezgi ve şarkılar ile geceye katılanlara müzik ziyafeti sundu. Alan’ın şarkılarına kimi zaman eşlik edilirken, hareketli şarkıları ile coşku kattı. Alxaslıların gecesinde son olarak sanatçı Tolga Sağ sahne aldı. Tolga Sağ, türküleri ile geceye renk kattı. Gece boyunca sanatçıların söylediği şarkı ve türküler eşliğinde Alxaslılar halaya durarak eğlendi. -

Özerk Yönetim 3 çocuğu İngiltere’ye iade etti
Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi, DAİŞ’li ailelerin 3 çocuğunu İngiltere Dışişleri Bakanlığı heyetine teslim etti.İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet, İngiltere vatandaşı DAİŞ’li ailenin 3 çocuğunu teslim almak üzere bugün Kuzey ve Doğu Suriye’ye geldi. Sêmalka Sınır Kapısı’ndan Qamişlo’ya geçen heyette, İngiltere’nin Suriye Özel Temsilcisi Martin Longden ile dışişleri bakanlığı yetkilileri yer alıyor.Heyet, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı Ebdulkerîm Umer, Kadın Komitesi Başkan Yardımcısı Derya Remedan ve YPJ Genel İlişkiler üyesi Aytan Îsa tarafından karşılandı.Görüşmenin ardından bir açıklama yapan Ebdulkerîm Umer, heyet ile Türk devletinin işgal saldırılarını ve bölgenin demografik yapısını değiştirme politikalarını ele aldıklarını belirtti. Ebdulkerîm, heyet üyelerinin Türkiye, Fransa, İngiltere ve Almanya arasında gerçekleştirilecek dörtlü zirvede zorla yerinden edilen sivillerin güvenli bir şekilde evlerine dönüşü için baskı uygulayacaklarını belirttiğini aktardı.Martin Longden ise Özerk Yönetim’in koordinesiyle bölgeye geldiklerini ve çocukları teslim aldıklarını söyledi. Martin, Özerk Yönetim ve QSD’ye çabalarından ötürü teşekkür etti. -

Labour Adayları DAY-MER’de halkla buluştu
LONDRA-İşçi Partisi (Labour Party) Kuzey Londra adayları DAY-MER’de düzenlenen Halk Toplantısı’nda bir araya gelerek, sol sosyalist seçmenden oy istedi. Seçim vaatlerini anlatan Labour adayları, ekolojiden sağlığa çetelerden uyuşturucuya kadar yerel ve genel siyasette yapacakları projeleri anlatarak, sorunların çözümünün İşçi Partisi iktidarı olduğunu vurguladılar.
Londra DAY-MER binasından düzenlenen halk toplantısına İşçi Partisi Kuzey Enfield Adayı Feryal Clark Demirci, Edmonton Adayı Kate Osamor, Wood Green Adayı Catherine West ve Edmonton Adayı David Lammy katıldı. Yoğun bir katılımın olduğu ve Demokratik Güç Birliği temsilcilerinin de hazır bulunduğu toplantıda, adaylar hem kendilerini tanıttı hem de seçim vaatlerini anlattı. Özellikle, Adayların tanıtıldığı toplantı da, ritanya’nın muhafazakar parti döneminde konut sorunundan işsizliğe eğitimden sağlığa kadar yarattığı sorunlara dikkat çekildi. Konut sorununun had safhaya ulaştığını anlatan İşçi Partili adaylar binlerce insanın sokaklar da kalmak zorunda kaldığını ve on binlerce insanın da sosyal konut talebinin ise karşılanamadığına değindi.
HALK HİZMET ALAMIYOR
İnsanların konut bulmakta zorlandığını ve genel yardımlardan faydalandığı için emlak şirketlerinin agresif tutumlarına maruz kaldığını ifade eden adaylar, sorunun ancak İşçi Partisi’nin iktidarı ile birlikte hayata geçirilecek projelerle çözülebileeğinin altı çizildi. Sağlık ve eğitim gibi bir çok konuda hükümetin yaptığı kesintilerin halkın daha kötü koşullar da yaşamasına ve hizmet almasına sebep olduğuna değinen adaylar, muhafazakar partinin iktidarının sürmesi halinde bunun daha da katmerleşerek süreceğine dikkat çekti.
TOPLUMSAL ÇÖZÜM PROJELERİ
Sağlık sisteminin içler acısı bir durumda olduğunu söyleyen adaylar, muhafazakar partinin halkın sağlığını hiçe saydığını ifade etti. Kuzey Londra’da özellikle Tottenham, Enfield, Edmonton ve Hackney bölgelerin de gençlerin uyuşturucu ve çetelere bulaştığına dikkat çeken, adaylar, şiddete ve uyuşturucuya bulaşan gençlerin sorunlarına dönük sosyal, ekonomik ve kültürel çözümü derhal geliştireceklerini beyan etti. Özellikle bu bölgeler de yaşanan güvenlik probleminin ise polisiye tedbirlerle değil toplumsal çözüm projeleri ile aşılabileceğini ifade eden adaylar, seçilmeleri ve İşçi Partisi’nin iktidara gelmesi halinde bu sorunlara ilişkin nasıl bir yol ve yöntem izleyeceklerini aktardı.
OYLAR LABOUR PARTİYE
Labour adayları Türkiye’nin dış politikasının tüm halkları etkilediğine dikkat çekerek, özellikle Kürtlere yönelik baskı ve sindirme politikalarına karşı da tavır alacak bir tutum halinde olacaklarını beyan ettiler. 12 Aralık seçimlerine kısa bir süre kalırken seçmen kütüklerine kayıt yaptırmayanların bir an önce kayıtlarını yapmalarını isteyen Labour adayları, herkesin mutlaka sandığa giderek oyunu kullanmasını istedi.
-

Britanya Kürt Halk Meclisi 12 Aralık tutumunu açıkladı
LONDRA-Britanya’da 12 Aralık’ta yapılacak olan genel seçimlere ilişkin tutumunu açıklayan Kürt Halk Meclisi, Kürt halkının dostu olan milletvekili adaylarına destek çağrısı yaptı.
Britanya Kürt Halk Meclisi olarak 12 Aralık’ta yapılacak olan Birleşik Krallık genel seçimlerine ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Brexit tartışmaları gölgesinde gerçekleşecek olan seçimlerin Kürtler açısından da önemli olduğu vurgulanarak, “12 Aralık seçimlerinde tüm halkımızı Kürt ve Kürt Halkı’nın dostu olan milletvekili adaylarını desteklemeye davet ediyoruz” denildi. Halkı, seçmen kaydını yaptırmaya ve oy kullanmaya davet eden Kürt Halk Meclisi, “Bu konuda yardım isteyen yurttaşlarımız kurumlarımızdaki seçmen danışma masalarına başvurabilirler. Bu dönem halkımızın hem yerel hem de ulusal çıkarları için aktif ve etkili bir tutum almamız gerekiyor” denildi. Açıklamanın devamın da ise Kürt Halk Meclisi seçimler de tam destek vereceği adayları şöyle sıraladı:
Enfield North bölgesinde Feryal Demirci,
West Bromwich bölgesinde Ibrahim Doğuş,
Southgate bölgesinde Bambos Charalambos,
Brighton-Kemptown bölgesinde Lloyd Russell-Moyle,
Glasgow South West bölgesinde Chris Stephens,
Dwyfor Meirionnydd bölgesinde Liz Saville
Edmonton bölgesinde Kate Osamor
Halk Meclisi’nin açıklamasında devamında seçmen kaydı bulunmayanların
https://www.gov.uk/register-to-vote adlı adresten kayıt yapmaları istendi.
-

‘Modern tarihimizin en büyük adaletsizliği’
Aladdin Sinayiç-Londra
‘‘Benim geldiğim ülke ve kültür yüzyıllardır bu topraklara sadece savaş ve bölücülüğü taşıdı ve bu gerçekliğe rağmen buradaki halkların bir ingiliz kadına gösterdikleri samimiyeti, sevgiyi ve o temiz duyguyu anlatabilmek zor… Kürdistan ve bu topraklarda yaşayan insanlara olan sevdadır bizi burada tutan. Modern tarihimizin en büyük adaletsizliği karşısında sessiz kalmayacağız!’’ Dani Ellis
Rojava devrimi ile birlikte enternasyonal dayanışma çok daha anlamlı bir boyuta taşındı; uzaktan, teorik, sözde kalan ve sloganda dayanışma, yerini gerçek ve yerinde dayanışmaya bıraktı. Kilometrelerce ötede yaşayan halkların acısını hisseden, o uzak topraklardaki direniş ve inşa edilen toplumsal sisteme kendisini dahil etmek isteyen binlerce enternasyonalist genç yönünü Rojava’ya, umut vadeden topraklara verdi.
Britanya’dan Rojava’ya giden çok sayıda enternasyonalist YPG ve YPJ saflarında savaştı, bazıları da toplumsal yaşamın inşasında yer aldı. Bu Britanyalı gençlerden yedisi farklı tarihlerde yaşamlarını yitirdiler. Oliver Hall (Canşer Zagros), Jac Holmes (Şoreş Amanos), Luke Rutter (Soro Zinar), Ryan Lock(Berxwedan Givara), Dean Carl Evans (Givara Rojava) ve Konstandinos Erik Scurfield (Heval Kemal) DAİŞ’e karşı verilen savaşta yaşamlarını yitirirken, Anna Campbell (Helin Qereçox) Efrin’de Türk devletinin hava bombardımanında yaşamını yitirdi. Yine Britanya’da büyüyüp Rojava devrimine katılan Kürt aktivist Mehmet Aksoy (Firaz Dağ) YPG Basın biriminde çalıştığı dönemde Rakka’da DAİŞ’in saldırısında yaşamını yitirmişti.
Rojava’da bir süre kalıp Britanya’ya dönenler de devletin kriminalize politikalarıyla karşı karşıya kaldılar. Geri dönenlerin çoğu gözaltına alındı, bazıları da tutuklandı. Şimdiye kadar yargılananlardan sadece Aidan James 4 yıl hapis cezası aldı, geriye kalanların hepsi yargılandıkları davalardan beraat etti. Rakka ve Efrin direnişlerinde yer alan Jamie Janson ülkesine geri döndüğünde gözaltına alınmış ve günlerce sorgulanmıştı. Yargılaması devam eden Jamie Janson İngiliz devletinin baskı ve kriminalize politikalarına daha fazla dayanamayıp geçtiğimiz Eylül ayında kendi yaşamına son verdi.
Bu zorlukların hepsine rağmen halen Rojava’da olan çok sayıda Britanyalı var. Bunlardan bir tanesi de 32 yaşındaki Dani Ellis.
Dani Ellis, Oxford üniversitesinde mühendislik okumuş yine bu alanda yüksek lisans yapmıştı. Mezuniyetinden sonra mevcut eğitim ve çalışkanlığıyla birçok önemli işlerde çalışabilecekken, o tüm deneyim ve tecrübelerini toplumsal çalışmalar için kullanmıştı. Eski bir büyük tekne almış, bunu onarmış ve eve dönüştürmüştü. Londra’daki kanal üzerindeki bu teknede yaptığı odalar birçok evsize yuva olmuştu.
Dani geçtiğimiz yılın Aralık ayında Rojava’ya geçti. Özellikle Türk devletinin işgal saldırıları başladığından bu yana savaşın yoğunlaştığı bölgeden günlük olarak videolu günlükler yayınlayarak bölgedeki durumu yerinden aktarıyor. Birçok uluslararası basın kuruluşuna verdiği röportajlar ve geçtiği görüntülerle Batı medyasının ve sosyal medyanın bilgi kaynağı oldu.
Şuan savaşın ve işgal saldırıların en çok yoğunlaştığı yerlerden birisi olan Til Temir’de bulunan Dani Ellis ile telefon üzeri bir söyleşi gerçekleştirdik;
Rojava’ya gidiş amacım;
‘‘Kürdistan’da kurulan tamamen farklı toplumsal sistemi son birkaç yıldır büyük bir ilgi ile takip ediyordum. Faşizmin yükselişi, küresel ısınma, büyük ekonomik eşitsizlik ve savaşlar gibi insanlığın yüzyüze kaldığı devasal kriz ve kaosa çözüm getirmede Abdullah Öcalan’ın Demokratik Konfederalist fikirleri çok ilgimi çekmeye ve anlamlı gelmeye başlamıştı. Anna Campbell’ın (Helin Qereçox) yaşamını yitirişi haberini aldıktan sonra böylesi bir topluma nasıl katkı sunmak için hayatımı nasıl kullanabilirim konusunda çok zor ve derin bir duygu yoğunlaşması yaşadım; Anna daha iyi bir yaşam için hayatını feda etti, ve ben hiç bir şey yapmıyordum. Çok yoğun sorgulamadan sonra Anna’nın ayak izlerini takip edip Rojava’ya gitmeye karar verdim.’’
Rojava’yı anlatabilmek;
‘‘Tüm hayatını Kapitalist modernite içerisinde geçirmiş olan birilerine buradaki toplumsal yaşamın ne olduğunu ve insanda nasıl bir duygu yarattığını tümden anlatabilmek, anlamasını sağlamak imkansız. Buraya gelip yaşamak ve deneyimlemek gerekiyor anlayabilmek için. Yaşamın her köşesine etki eden demokrasinin coşkusunu görmek gerekiyor.
Rojava, tüm ülkeleri sömürgeleştiren, tüm insan ilişkilerini zehirleyen ve sonu gelmez kar açlığı güden Kapitalist sistemi kökünden ortadan kaldırmayı vadeden ve için için yanan bir ateş. Her birimiz bulunduğumuz yerlerde bu ateşe biraz benzin dökebilir ve bir gün tüm dünyayı saracak büyüklüğe taşıyabiliriz.
Burası insanlık tarihi için inanılmaz bir önem taşıyor. Bu benim açımdan insanlığın geleceği açısından en büyük umuttu. Bu topraklar alternatif topluma, özellikle de kadına, çevreye, ve toplumun her bölümüne büyük bir umut. Çok kültürlü, ve barışçıl bir sistemin sahibi.’’
Türk işgali başladığından bu yana yaptıklarım;
‘‘Rojava’ya geldiğimden bu yana birçok toplumsal çalışma içerisinde yer aldım. Türk devleti Serekaniye ve Gre Spi’ye saldırmaya başladığında Qamişlo’da Heyva Sor ile bir toplantıdaydık, Jinwar ve diğer bazı köylere güneş enerjisi kurmak ile ilgili bazı projeleri tartışıyorduk. Saldırılar başlayınca güvenlik amacıyla Enternasyonal Komünü boşalttık.
İlk hafta Derik’te kaldım, RiseUp4Rojava kapsamında bazı kampanyalar örgütlüyorduk. Bir arkadaş ile beraber röportajlar yapmaya ve videolar çekmeye başladık. Kısa bir süre içerisinde uluslararası medyanın ilgisini çekmeye başladık ve günde 4-5 röportaj yapmaya başladık. O günden bu yana Til Temir ve etrafındaki köylerde, yaşanan çatışmaları, amansız direnişi takip ediyoruz. Yaşanan gelişmeleri anlık olarak sosyal medyada paylaşıyor ve uluslararası medyaya bilgi ve görsel meteryal aktarıyoruz. Günler çok uzun ve zaman çok yoğun; birçok sefer hava bombardımanı ve füzelerin hedefi olduk.’’
Serekaniye’ye giden insani konvoyun parçası;
‘‘Beni şimdiye kadar en çok şoke eden şey, Serekaniye’de gördüğümüz çetelerin, yılın başında Deyr-ez Zor’da gördüğüm DAİŞ’liler ile tıpa tıp aynı olmalarıydı. Serekaniye’ye girerken yoldaki çetelerin hepsi işaret parmaklarını havaya kaldırıp ‘Allah u Ekber’ diye bağırıyorlardı. Onlar birkaç sene önce aynı şekilde bu topraklara saldıran tecavüzcü, bozguncu, katliamcı ordunun aynı türüydü, sadece bu sefer Türk üniformaları vardı üzerlerinde.
Serekaniye’deki hastane çok kötü durumdaydı, elektrik yoktu, temiz su kalmamıştı, ve ısıtma sistemi yoktu. Çok ıslak ve soğuktu, tüm duvarlar şarapnel parçaları ve mermiler ile delik deşik olmuştu. Hastanedeki yaralılar bizlere bir haftadır hastanenin ağır bir saldırı altında olduğunu söylediler. Türk ordusu sağlıkçıları, insani konvoya ve ambulanslara saldırma konusunda hiç çekinmemişti. Ölüm kokuyordu her yer.’’
Uluslararası tepkiler;
Devletlerin tavırları elbette ki karşıt bir pozisyonda, NATO ülkeleri Türkiye’yi kendi taraflarında tutmanın gayreti ve çabası içerisindeler. Bununla boğazı kontrol altında tutma, silahlarını depolama, ticari ilişkilerini koruma ve Suriyeli mültecileri Türkiye’de tutma gayreti içindeler. Rusya ve Esad rejimi de durumdan mutlular, çünkü Rojava’yı parçalama, güçsüz bırakma ve buradaki Demokratik Feminist toplumu ortadan kaldırma istemleri var.
Fakat diğer tarafta milyonlarca insanın Rojava için ayağa kalkışı var. Dünyanın heryerinde çok ciddi eylemler devam ediyor, Türk ürünleri boykot ediliyor, kampanyalar düzenleniyor. Bunlar biz eve buradaki insanlara büyük bir moral ve umut kaynağı.
Tehlikeye rağmen orada tutan duygu;
‘‘Benim geldiğim ülke ve kültür yüzyıllardır bu topraklara sadece savaş ve bölücülüğü taşıdı ve bu gerçekliğe rağmen buradaki halkların bir İngiliz kadına gösterdikleri samimiyeti, sevgiyi ve o temiz duyguyu anlatabilmek zor… Kürdistan ve bu topraklarda yaşayan insanlara olan sevdadır bizi burada tutan. Burada tanıdığım herkes çok samimi ve sevgi dolu.
Bu yüzden burada kalıp halkın umutlarını, acılarını paylaşıp dünyaya taşımak istiyorum, bunun dışında bir seçenek tanımıyorum kendime.
Şu an yaşanan saldırılar inanılmaz düzeyde üzücü. Ama yaşanan tüm ihanet ve barbarlığa rağmen genç kadınların başta olmak üzere tüm toplumun direnişine baktığımda büyük bir umut görüyorum halen.’’
-

Demirci ve Doğuş seçim çalışmalarını sürdürüyor
LONDRA- İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimlikli adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş seçim bölgelerinde ev ev kapı kapı dolaşarak seçmenden oy istiyor. Demirci ve Doğuş, Kürt ve Türkiyeli topluma bir çağrı yaparak, hem seçim kütüklerine kayıt yaptırmalarını hem de seçim çalışmalarına destek vermeleri istendi.
Britanya’da yapılacak olan 12 Aralık genel seçimleri öncesi partiler kıran kırana bir seçim çalışması yürütürken, İşçi Partisi’nin Kürt ve Alevi kimliklik adayları Feryal Clark Demirci ve İbrahim Doğuş ise seçim bölgelerinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Demirci aday gösterildiği Kuzey Enfield bölgesinde seçim kampanyası çalışmaları kapsamında her gün sabah, öğlen ve akşam programları ile halkla buluşuyor. Kapı kapı dolaşarak seçim vaatlerini anlatan Demirci, seçmenleri sağlıktan ekonomiye işçi haklarından sosyal güvenliğe kadar partilerinin politikaları konusunda bilgilendiriyor. Seçmenlerden oylarını isteyen Demirci, Londra’daki demokratik kitle örgütleri ile de bir araya gelerek ortak çalışmalar yürütüyor. Bu kapsam da kongre, konferans ve sanatsal etkinlikler de halkla buluşan Demirci, tüm toplumsal kesimlerden destek talebinde bulunuyor.
ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMANIN SONUCUDUR
Demirci, İngiltere’de bir ilki başardıklarını ve bu başarının Kürt ve Türkiyeli toplumun örgütlü çalışmasının bir sonucu olduğunu vurgulayarak, ‘Bu başarı sadece benim bireysel başvurum değil bu toplumun İşçi Partisi ile yollar da sokaklar da meydanlar da bir araya gelerek emek vermesinin sonucudur. Bu başarıyı bir üst aşamaya taşımak için 12 Aralık seçimlerin de herkesin oy kullanması gerekiyor. Benimle birlikte West Bromwich East bölgesinde İbrahim Doğuş arkadaşımız da aday gösterildi. Eğer biz 2 aday başarır ve seçilirsek İngiltere genelinde 2 Alevi milletvekilimiz olacak” dedi.
DOĞUŞ SEÇİM ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR
West Bromwich East bölgesinde seçim çalışmalarını yürüten İbrahim Doğuş ise gönüllü, aktivist ve İşçi Partisi yöneticileri ile birlikte seçim bölgesinde hummalı bir çalışma yürütüyor. Doğuş’un seçim çalışmaları kapsamında haftada 20 bini aşkın bildiri dağıtılırken, çalınmadık kapı ise bırakılmıyor. Bölge de bulunan Pakistanlılardan Kürdistanlılalara Hindistanlılar dan Polonyalılara kadar bir çok göçmen topluluğun ibadethaneleri ve toplumsal kurumları ziyaret ediliyor. İngiltere’deki sağlık sisteminin eleştirildiği ve sosyal kesintilerin had safhaya çıktığını anlatan Doğuş, çözüm politikaları ve projelerini aktarıyor. Bölge de yoğun bir ilgiyle karşılaşan Doğuş, Türkiyeli toplumun çalışmaların da aktif yer alması için çağrı yaptı. Doğuş, her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydederken, gösterilen ilgi ve desteğin seçimi rahatlıkla kazanacaklarını gösterdiğini söyledi.
KÜRT HALKININ BİR FERDİYİM
Doğuş, sosyal medyayı da aktif kullanarak, özellikle facebook üzerinden çalışmalarını gündelik olarak buradan yapılan paylaşımlarla da seçmenlerine aktarıyor. Muhafazakar Parti’nin ülkede büyük tahribatlar yarattığını ve emekçilerin tüm sosyal haklarını elinden aldığını ifade eden Doğuş, barınma, istihdam, sağlık, uyuşturucu ve yozlaşma gibi konular da çözümün adresinin İşçi Partisi olduğunu ifade etti. Kürt bir aday olduğunu ve İngiltere’ye Türk devletinin baskıları sonucu ailesinin göç etmek zorunda kaldığını da seçmenlerine anlatan Doğuş, Rojava’da Kürtlerin İŞİD’e karşı nasıl bir mücadele verdiğine de değiniyor. Doğuş, seçilmesi halinde Kürt halkının içinden gelen bir milletvekili olarak Parlamento’da yer bulacağını vurguladı.
Britanya’da 12 Aralık’ta yapılacak seçimler Brexit tartışmalarının ortaya çıkardığı bir sonuç. Yapılan erken genel seçimler de Demirci ve Doğuş İşçi Partisi listelerinde yer buldu. Seçilmeleri halinde ise Britanya Parlamento tarihinde ilk defa Kürt ve Alevi kimlikli milletvekilleri yer alacak.
-

Kadınlar Erkek / Devlet şiddetine karşı sokaklarda
HEVİ CAN KARDU
59 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo diktatörlüğüne karşı özgürlük mücadelesi yürüten, insan hakları ve demokrasi için ses yükselten, bu nedenle Trujillo tarafından “terörist” ilan edilen Mirabel kız kardeşler, kod isimleriyle “Kelebekler”, diktatörlüğün askerleri/çeteleri tarafından cinsel saldırıya uğradıktan sonra sopalarla dövülerek öldürülmüşlerdi. Öldürüldüklerinde Patria 36, Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Erkek/devlet şiddetinin yarattığı bu cinayetler, basına “kaza” olarak yansıtılmıştı. İnsanlık tarihinin bu utanç gününün tarihi 25 Kasım 1960 tır. Ama insanlık bu tarihten önce de utanıyordu ve sonra da utanmaya devam etti.
Bu utanca karşılık, o günden beri de birçok ülkede kadınlar kararlılıkla sokaklara çıkıyor, erkek/devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor. 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında aktivistler; 25 Kasım’ı, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul etti. Daha sonra 1999 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu günü “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti.Kadınlar erkek şiddetine her gün, her an, her alanda, her yerde maruz kalıyor. Konuştuğumuz dilde, okulda, üniversitelerde, işyerlerinde, mecliste, sokakta, tüm yaşam alanlarında sürekli erkek şiddetinin çeşitli formlarının yeniden ve yeniden üretildiğine tanıklık ediyoruz.
KADINLARIN SESİ SUSTURULMAK İSTENİYOR
Türkiye’de seçilmiş kadın milletvekillerinin tutuklanmasının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, sivil inisiyatifin ve kadınların özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz. Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarını kapatarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. “Ölmek istemiyorum” çığlığını sosyal medyada tüm toplumun “izlediği” Emine Bulut’un başına gelenin münferit bir suç olayı olmadığını, asıl suçluların kadını düşman gören erkek egemen zihniyetin, kadınları koruyamayanların ve “duyulmayan” ya da “izlenmeyen” diğer kadın cinayetlerine sessiz kalanların olduğunu biliyoruz.
2018 YILINDA 440 KADIN KATLEDİLDİ
“İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. 2018 yılında yaşanan toplam 440 kadın cinayetinin kadınla değil, “erkeklik”le ilgisi olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Kadın sığınmacıların, göçmenlerin kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırıldığından, emek sömürüsünden, fuhuşa zorlandığından haberdarız. Sığınmacı kız çocuklarının erken yaşta ve para karşılığı evlendirilmesinin kültürle bir ilgisi veya zor durumda olan sığınmacıların tek ve zorunlu seçimi olamayacağını, bunun ticari cinsel sömürü olduğunu, bunun savaştan kaçan insanları, çocukları istismar eden erkek şiddeti olduğunu ve kadının ve kız çocuklarının en ağır sistematik cinsel şiddete maruz kaldığını biliyoruz.
KADINLARIN GÜCÜNDEN KORKUYORLAR
Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci politikaları ile kadınları katlederek toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların, Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas’ın katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.
İNGİLTERE’DE ŞİDDET YAYGIN
Sadece Türkiye’de, Ortadoğu’da değil, kadınlar dünyanın her yerinde erkek şiddetine maruz kalmaktadır. “Demokrasi beşiği”, “gelişmiş” veya “medeni” toplumlarda da kadınların katledildiğini, ayrımcılığa uğradığını, bu nedenle erkek şiddetinin sadece az gelişmişlikle ya da eğitimsizlikle açıklanamayacağını çok iyi biliyoruz. İngiltere’de ve Galler’de her 4 kadından 1’i hayatlarında aile içi şiddete uğramakta ve haftada 2 kadın şu anki veya eski eşi tarafından öldürülmektedir. Her 5 kadındanbiri 16 yaşından sonra herhangi bir cinsel şiddete maruz kalmakta, her yıl yaklaşık 85.000 kadın tecavüze uğramakta, ve 400.000’den fazla kadın cinsel saldırıya uğramaktadır.
ORTAK MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ
Tüm kadınları erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, dayanışmaya ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.
23 Kasım Cumartesi gecesi Londra merkezde düzenlenen gece yürüyüşüne (Reclaim the Night) katılıyor, erkek/devlet şiddetine karşı sokakları işgal ediyoruz. Önemli bir not, Gece Yürüyüşü sadece kadınlarındır. Toplanma yeri: Hanover Square, London, W1
25 Kasım Pazartesi akşam saat 18:30’da Piccadily Circus’ta Direniş Gecesi (Night of Resistance) eylemine katılarak Kuzey Suriye ve Rojava’lı kadınların direnişine ve özgürlük mücadelesine sahip çıkıyoruz.
Yaşasın kadın dayanışması. Her bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.



