Category: slıder

  • İmam Şiş: Süreç yasal güvenceye kavuşmadan direnişime son vermeyeceğim

    İmam Şiş: Süreç yasal güvenceye kavuşmadan direnişime son vermeyeceğim

    İmam Şiş: Zindanlardan yapılan açıklamaları olduğu gibi haklı buluyor, kabul ediyor ve tecride tümden son verildiği deklare edilmediği ve yasal güvenceye alınmadığı sürece ben de eylemime kararlılıkla devam edeceğimi belirtmek istiyorum.

     

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla Galler’in Newport kentinde 141 gündür açlık grevi direnişini sürdüren İmam Şiş, bugün yapılan avukat görüşmesini çok büyük bir adım ve başarı olarak gördüğünü ancak tecride son verildiği tümden deklare edilmediği sürece ve yasal güvenceye alınmadığı müddetçe açlık grevi direnişine devam edeceğini açıkladı.

    Açlık grevi direnişi 141’inci güne giren İmam Şiş’in açıklaması şöyle;

    ‘‘7 kasımdan bu yana Leyla Güven yoldaşın öncülüğünde başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevleri eylemleri bugün itibariyle büyük bir başarı elde etmiş, Önderlik 8 yıl aradan sonra ilk kez 2 mayıs günü avukatları ile görüşmüştür. Edinilen bilgilere göre Önder Apo’ya yönelik uygulanan hukuksuz tecridin tam olarak kırılmadığı anlaşılmış olsa da, Türk devletinin faşizan İmralı politikaları derinden bir kırılmaya uğramış ve faşizm bu direnişle birlikte büyük bir darbe alarak bir kez daha kökünden sarsılmıştır. Tüm bunlara rağmen; zindanlarda ölüm orucu eylemi yapan yoldaşlar başta olmak üzere, direnişçi tüm arkadaşlarıma bağlılığın gereği olarak; Zindanlardan yapılan açıklamaları olduğu gibi haklı buluyor, kabul ediyor ve tecride tümden son verildiği deklare edilmediği ve yasal güvenceye alınmadığı sürece ben de eylemime kararlılıkla devam edeceğimi belirtmek istiyorum.

    ‘‘Açlık grevi direnişlerinin bu başarıya ulaşmasında gerçekleştirdikleri tarihi fedai eylemler ile sürece müdahale eden Şehid Zülküf Gezen, Ayten Beçet, Mahsum Pamay, Yonca Akıncı, Siraç Yüksel, Zehra Sağlam ve Medya Çınar arkadaşları sevgi,özlem ve minnetle anıyor, onların şahsında tüm kahraman şehitlerimize mücadeleyi başarıya ulaştıracağımızın sözünü veriyoruz.

    SIRA ÖNDER APO’YU ÖZGÜRLEŞTİRMEDE

    ‘‘Ayrıca bu direnişi başlatan sevgili Leyla Güven başta olmak üzere, tüm zindan direnişçilerini, diğer alanlarda bulunan tüm direnişçi yoldaşları ve bu eylem süresince her türlü saldırıya karşı canla başla direnen Analarımızı, tüm halkımız ve dostlarımızı saygıyla selamlıyor, onlarla birlikte aynı direnişte yer almaktan onur duyduğumu belirtmek istiyorum. Bu eylem boyunca kölece alışkanlıklarının esiri olan çevrelerin sessiz kaldıkları yetmiyormuş gibi; özgürlük gibi en kutsal bir amaç için eyleme geçenleri sorgulatan tavırlarını da kınıyor ve onları da bir an önce özgürlük mücadelesinden yana doğru tutum takınmaya davet ediyorum. Hiç kimse ve hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Şimdi sıra Önderliği ve Kürdistanı tamamen özgürleştirip, yerel seçimler ile birlikte zaten çatırdayan AKP-MHP faşizmini tümden yıkmanın zamanıdır.

    ‘‘Biz Kürt halkı açısından Önder Apo’nun İmralı zindanında tutulduğu her saniye, Önderliğin Kurdistan şehirlerinde ve köylerinde özgürce halkının arasında olmadığı her dakika, O’nun sesini duymadan geçip giden her bir gün başlı başına bir tecrittir ve İmralı zindanı parçalanıp Önderliğin fiziki özgürlüğü sağlanmadan da yerinde durmak, oturmak, izlemek, kapitalist modernitenin çarkına su taşımak tüm herkes için en büyük ayıp olarak anlaşılmalıdır.

    MÜCADELEYİ DAHA DA BÜYÜTME ZAMANI

    ‘‘Özgürlüğü uğruna onbinlerce kahraman evladını şehid veren biz Kürt halkına statüsüzlüğü, kimliksizliği ve kölece bir yaşamı dayatan bu kapitalist modernitenin cilalı yaşam kalıplarını ve bireyci, aileci, mülkiyetçi sahte özgürlük anlayışını artik ret etmeli ve kendi demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü sistemimizi inşa ederek onurlu bir barışı da; Kürt halkının iradesini ve özgürlük taleplerini görmezden gelen tüm kesimlerin gözünün içine sokarak onlara en iyi cevabı vermeliyiz. Bunları gerçekleştirmenin yegane yolu ise Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlamayı tüm mücadelemizin odak noktası ve önceliği haline getirmektir.

    Son olarak: Denizlerin idam edildiği 6 mayıs 1972 günü söyledikleri son sözleri olan “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” şiarına bağlılığın gereği olarak; 6 mayıs 2019 tarihi de Önder APO’nun liderliğinde Kürt ve Türk halklarının demokratik özgür  birlikteliklerinin ve geleceklerinin teyit edildiği günün adı olmuştur. Bu anlamda dünyanın neresinde olursa olsunlar tüm herkesi mücadeleyi yükseltmeye ve Tecriti tümden ortadan kaldırmak için, Demokratik ve Özgür bir Ortadoğu,Eşit ve Adil bir dünya için insanlık görevlerine sahip çıkmaya çağırıyorum.’’

    Açlık grevi direnişine devam etme kararı veren Şiş açıklamasını ‘Yaşasın halkların kardeşliği ve sosyalizm mücadelesi!, Yaşasın Demokratik Konfederalizm ve Önderi Abdullah Öcalan!’ şeklinde sonlandırdı.

    Asrın Hukuk Bürosu: 2 Mayıs’ta Öcalan ile görüşmemiz oldu

    ASRIN HUKUK BÜROSU AÇIKLAMASI;

    Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 2 Mayıs tarihinde gerçekleşen görüşmeye dair Taksim Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda avukatlar Faik Özgür Erol, Newroz Uysal ve Rezan Sarıca katıldı.

    Faik Özgür Erol şunları söyledi:

    Değerli basın mensupları, bugün yapacağımız basın açıklaması esasen 2 Mayıs tarihinde İmralı Adası’nda Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleşen avukat görüşmesine dairdir. Bu görüşmeyi gerçekleşmesi için 4 avukat olarak başvurmuştuk, iki avukat arkadaşımızın görüşmesi kabul edildi ve gerçekleşti.
    Görüşmeyi gerçekleştiren iki arkadaşım Av. Newroz Uysal ile Rezan Sarıca. Size iki metin okuyacaklar, biri görüşmenin gerçekleşmesine ilişkin Asrın Hukuk Bürosu’nun açıklamasıdır.
    Diğer metin ise bu görüşmede Sayın Öcalan ve diğer üç müvekillimizin imzası ile kamuoyuna çağrı ve duyuru metnidir.

    Bu metnin bize ulaşması hafta sonunu bulduğu için bu açıklama bugüne kalmış.
    Bununla birlikte görüşmeci arkadaşlarımızın sunacağı duyurunun Türkiye demokrasi mücadelesi açısından önemi büyük olan 6 Mayıs’ta paylaşmanın anlamlı olduğu için sözü arkadaşlarıma bırakıyorum.

    Öcalan’ın avukatı Rezan Sarıca tarafından okunan açıklama şöyle: “İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunmakta olan müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan ile 02.05.2019 tarihinde avukatları olarak bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşme 27 Temmuz 2011 tarihinden bugüne 810 başvuru sonrası gerçekleşen ilk avukat görüşmesidir. Bu görüşmeden yaklaşık iki hafta önce yaptığımız bir itirazı karara bağlayan Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, İmralı’daki tüm müvekkillerimiz açısından avukat ile görüşme yasağının kaldırılmış olduğunu tebliğ etmiştir.

    Görüşmenin gerçekleşmesi amacıyla yapmış olduğumuz başvuru aynı zamanda İmralı Cezaevi’nde bulunan diğer müvekkillerimiz Sayın Veysi Aktaş, Sayın Hamili Yıldırım ve Sayın Ömer Hayri Konar ile görüşme taleplerini de içermesine rağmen görüşmeye izin verilmemiştir. Yine görüşme başvurusu geçmişte olduğu gibi dört avukat olarak yapılmış, sadece iki avukatın görüşme yapmasına izin verilmiştir.

    AİLE GÖRÜŞÜ REDDEDİLDİ

    Görüşme esnasında not ve evrak alışverişine izin verilmemiştir. Bu görüşme sonrası 6 Mayıs Pazartesi için yapılan aile/vasi görüş başvurusu hukuki engel olmamasına rağmen kabul edilmemiştir.

    Sayın Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde 8 yıla yakın bir süre avukatları ile görüştürülmeyip diğer üç müvekkilimiz ile henüz hiçbir görüşme gerçekleşmemesi ve başvuru yapan avukatların bir kısmının görüşme talebinin reddedilmiş olması avukat ve aile görüşme hakkının devamlılığı ile hukuki güvenliğin sağlanması konusunda bizleri kaygılandırmaktadır. Avukat görüşmelerinin periyodik olarak devam edeceğine dair bir bilgi ya da öngörü bizde de müvekkilimizde de mevcut değildir.

    YAKLAŞIK 1 SAATLİK BİR GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİ

    Yine görüşme içeriğinde Sayın Öcalan’dan öğrendiğimiz üzere kendisine verilmek üzere idareye teslim edilen günlük basının kendisi ile paylaşılmayıp; avukatları ile yapmış olduğu mektup gibi yazışmaların engellenmiş olması da iletişim hakkı üzerindeki kısıtlılığı teyit etmektedir. Mutlak tecrit koşullarında bütün imkansızlıklara rağmen kendi barışçıl pozisyonunu ısrarla koruyan Sayın Abdullah Öcalan’ın yasal haklarının bir an önce tesis edilmesi için yetkilileri göreve, kamuoyunu da duyarlılığa davet ediyoruz.
    02.05.2019 tarihli görüşme yaklaşık 1 saat olarak gerçekleşmiştir. Sayın Öcalan, diğer üç müvekkilimizin de altında imzasının olduğu bir belgenin tarafımıza verilmesini istemiş; söz konusu belge bizlere hafta sonu ulaştırılmıştır.”

    ÖCALAN VE İMRALI’DAKİ 3 TUTSAĞIN AÇIKLAMASI

    Avukat Newroz Uysal açıklamayı okumadan önce, “Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu metin ne bir müzakere metni, ne de bir mutabakat metnidir” dedi.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve İmralı’daki diğer 3 tutsağın imzasını taşıyan Açıklama şöyle:

    KAMUOYUNA DUYURU

    İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır.

    Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşma ve çatışma kültüründen uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır.

    Türkiye’nin ve hatta bölgenin sorunlarını, başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz.

    İnanıyoruz ki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Suriye’deki sorunların çatışma kültüründen uzak durularak; içinde bulundukları konumun, durumun Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüme ulaştırılması amaçlanmalıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin hassasiyetlerine de duyarlı olunmalıdır.

    Cezaevleri içindeki ve dışındaki arkadaşların direnişlerine saygı duymakla birlikte, sağlıklarını tehlikeye atacak ve ölümle sonuçlandıracak konumlara taşıracak noktaya taşımamalarını önemle belirtmek isteriz. Bizim için onların akli, fiziki ve ruhi sağlıkları her şeyin üstündedir. Ayrıca en anlamlı yaklaşımın zihinsel ve ruhi duruşun geliştirilmesiyle bağlantılı olduğuna inanıyoruz.

    Bizlerin İmralı’daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesinde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır.

    Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.

    İmralı’daki duruşumuz nedeniyle merak eden, tavır koyan herkesi saygıyla anarken, yüksek bir teşekkürü de borç biliriz.

    ABDULLAH ÖCALAN, HAMİLİ YILDIRIM, ÖMER HAYRİ KONAR, VEYSİ AKTAŞ

     

  • Londra’daki 1 Mayıs Kutlamasında Yüzlerce Kişi Yürüdü

    Londra’daki 1 Mayıs Kutlamasında Yüzlerce Kişi Yürüdü

    Bir Mayıs Dünya Emekçi Bayramı nedeniyle başkent Londra’da yapılan yürüyüş ve mitinge binlerce kişi katıldı. Kürdistanlı ve Türkiyeli sosyalistlerin yoğun katılımı dikkat çekti. Yüzlerce Kürdistanlı ve Türkiyelinin katıldığı 1 Mayıs kutlamasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit te kınandı.

     

    1 Mayıs Dünya Emekçiler günü vesilesiyle başkent Londra’da düzenlenen yürüyüş Karl Marks kütüphanesi önünde başladı. Çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli sol sosyalist kurumun da katıldığı yürüyüşün sonunda Trafalgar Meydanında bir miting düzenlendi. Kürt Halk Meclisinin de kitlesel katıldığı eylemde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resminin olduğunu ve ‘Öcalan’a Özgürlük’ yazıldığı büyük balon yürüyüş boyunca taşındı.

    Trafalgar Meydanında yapılan mitingte birçok sendika ve kurum temsilcisi konuşma yaparak kapitalizme karşı ortak mücadele etme mesajları verdi. Kürdistanlı ve Türkiyeli kurumlar adına konuşma yapan Gik-Der üyesi Eylem Özdemir, devam eden açlık grevi direnişlerine dikkat çekti. Türkiye, Kürdistan ve dünyanın birçok yerinde binlerce kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevi direnişinde olduklarını ifade eden Özdemir, Britanyalı emekçilere dayanışma çağrısı yaptı.

    Yapılan konuşmalardan sonra miting Kürtçe ve Türkçe ‘Yek Gulan-1 Mayıs’ şarkısıyla sona erdi.

  • İmam Şiş: İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış…

    İmam Şiş: İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış…

     

    ‘‘Gerçek zincirler

    duygularımızın ve arzularımızın

    yarattığı zincirlerdir.’’

    Spinoza

    Genel olarak 1 Mayıslarda; kapitalist üretim ilişkileri içerisinde ücretli emek işçiliği yapan emekçilerin örgütlü olduğu işçi hareketleri ve sendikalar tarafından sokaklara dökülüp eşit ve adil hak talepleri için mücadele edilirken, ezilenin ezileni ücretsiz ev işçisi olan kadınlar ise; hiçbir ücret karşılığında değil, ev içerisinde severek ürettikleri emeklerinin, kapitalist sistem ve devlet aygıtının oluşturduğu sınıflı toplum içerisinde para karşılığı çalışan erkekler tarafından sömürüldüğü Ataerkil aile kurumu olan evlerinin kapısına o gün için kilit vurup, 1 Mayıslarda meydanlarda bir araya gelerek o günü ayrıca bir grev ve bayram gününe çevirmezler.

    İmam Şiş*-Newport/Galler

    Ayrıca, gece gündüz sayıp sövdüğümüz kapitalist, faşist, sömürgeci devletlerin 1 Mayıs’ı ücretli resmi tatil yapmamasını anlarız da; işçi hareketlerini destekleyen Sosyalistler ve özellikle de emeğe en çok kutsallık atfeden Önderlik ve PKK’yi destekleyen işyeri sahiplerinin neden 1 Mayıslarda kendi iş yerlerini kapatmayıp, kâr elde ettikleri artı değeri üreten işçilerine bir gün olsun ücretli izin vermeyip, onlar ile birlikte meydanlarda emek sömürüsüne son verilmesi için mücadele etmediklerini hiç anlayamayız.

    Karl Marx: “Kaybedecek zincirlerinizden başka bir şey yoktur, dünyanın tüm işçileri birleşin.” derken bu tespit hem doğru hem de eksiktir. Kendisi gibi Yahudi olan ve Karl Marx’tan çok önceleri yaşayan Spinoza ise bu konuda şöyle diyor: “Gerçek zincirler duygularımızın ve arzularımızın yarattığı zincirlerdir. Yalnızca duygusal kölelik diye bir şey vardır ki, bu da evrenseldir.”

    Bu sözden yola çıkarsak eğer, günümüz de para denen arzu nesnesine olan bağımlılık; ücretli hizmetin zemini, tüm iş sözleşmelerinin art düşüncesi, hem işverenin hem de işçinin farkında olduğu tehdidin temelidir diyebiliriz.

    Emeğin sömürüsü üzerinden kendini kurumsallaştıran Kapitalist yapılar (Devletler, finans kuruluşları, bankalar, büyük şirketler) orta ve küçük çaptaki işverenleri yegane para tedarikçisi yani kendi küçük acentaları durumuna getirmiştir.

    Bu hiyerarşik sömürgeci sistem tüm gücünü ücretli emekçilerin bedenlerini hizmete koşma işi ve arzunun para denen nesneye sabitlemesinden alır. Şayet tahakkümün ilk anlamı, bireyin kendi arzu nesnesine ulaşmak için başka bir bireyi aracı olarak kullanma ihtiyacıysa, o zaman ücretli emek ilişkisinin bir tahakküm ilişkisi olduğu da kesindir.

    Fakat günümüzde toplumsal yaşam içerisinde, veya Marxist terminolojiye göre “toplumsal alt yapılarda” yaşayabilmek için ve yaşamın devamlılığını da sağlamak için ilk önce yiyip içmek, giyinmek, üremek ve korunmak gereklidir. En kutsal hak olan yaşama hakkı için olmazsa olmaz olan tüm bu gereksinimlerin olabilmesi için ise tabi en başta da barınmak ve yurt edinmek gereklidir. Peki yurt sevgisinin de temeli olan tüm bu yaşamsal gereksinimleri kim karşılıyor diye bir soru soracak olsak cevabı ne olurdu? Tâbi ki kadınlar ve analar! Evet şurası bir gerçek ki eskilerin deyimiyle yuvayı her zaman ve her yerde dişi kuş yapıyor.

    Peki bir soru daha soracak olursak eğer; günümüzde tahakkümcü kapitalist üretim ilişkilerinin arzu nesnesi olan para kimin kontrolünde? Ne yazık ki erkeklerin ve babaların!
    Buradan da anlaşılacağı üzere Sosyalizme ilk önce evin içerisinde başlamak lazım.

    Kısacası; eğer yaşamın devamlılığı için gerekli olan tüm gereksinimler daha çok Ana Kadın tarafından sağlanıyorsa, o zaman ekonominin gerçek sahibi de olması gerektiği gibi kadınlardır. Yani eğer erkek(Baba), kadın(Ana) ve çocuklar arasında ataerkil aile kurumu içerisinde yaşanan bir tahakküm ilişkisi varsa (ki vardır), bu ilişkiler içerisinde şekillenen işçiler ve egemen sınıflar arasında kapitalist üretim ilişkileri içerisinde yaşanan tahakküm ilişkilerini sonlandırmanın yolu da; tarih, sınıf ve cins (tarihsel-toplum) bilincine kavuşacak şekilde eğitilmiş olan kadınların ve işçilerin örgütlenerek kazandıkları ücreti bir araya getirip komünal bir bütçe oluşturmaları ve bu komün ekonomisini; Anacıl doğası gereği iktidara, tahakküme ve sömürüye daha kapalı olan, daha adaletli ve paylaşımcı olan kadınların öz-erk ve öncü olacağı merkezlerde yani Demokratik halk meclisleri bünyesinde oluşturmalarıdır.

    Toplumlar ve halklar bu sayede hem kendi kooperatiflerini oluşturarak ortak üretip, eşitçe paylaşabilecekleri bir ekonomik sistem ve daha sonra ortak bir pazar inşa edecekler, hem emeklerini sömüren egemen sınıfların sistemini bir süre sonra işçisiz bırakacak noktaya getirecekler veya onları da demokratik, eşitlikçi bir çizgiye çekeceklerdir, hem de demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü sosyalist bir sistemde gerçekten özgürce yaşayabileceklerdir.

    Son olarak; Karl Marx’ın belirttiği gibi insan sadece kapitalist maddi üretim ilişkileri içerisinde kendi doğasına, varlığına ve emeğine yabancılaşmıyor; insanı aynı zamanda ve her şeyden önce bireycileştiren ve kendi tarihsel-toplumsal kimliğine yabancılaştırarak insanlıktan çıkaran temel ilişkiler, iktidarcı ve erkek egemenlikçi ataerkil toplum yapılarının kadın üzerinde kurduğu tahakkümcü ve mülkiyetçi ilişkiler oluyor. Spinoza’nın da anlatmak istediği üzere: Gerçek zincirler duygularımızın ve arzularımızın yarattığı zincirlerdir. Gönüllü kölelik diye bir şey yoktur. Yalnızca duygusal kölelik diye bir şey vardır ki bu da evrenseldir.

    Tüm bu yazılanlardan sonra çözüm olarak; Önder Apo’nun belirttiği üzere “Devrimler ilk önce zihniyette inşa edilir”. İnsanın insanın kurdu yapıldığı, yaşamın basit bir at yarışına dönüştürüldüğü, her dakika bir kadının şiddete maruz kaldığı, tecavüze kurban edildiği, alınıp satıldığı, öldürüldüğü ve en kutsal emek olmasına rağmen, Kadının bir meta ve kadın emeğinin de en değersiz bir konuma indirgendiği bu sistemde; başkalarının açlığına, yoksulluğuna, ölümlere karşı duyarsız kılınmış, sadece güdülere odaklanmış bir şekilde sınırsızca tüketmeye koşan ve kararmış vicdanlarıyla bundan zevk duyan sürülerin ve robotların ayakta tuttuğu kapitalist moderniteye karşı; demokratik moderniteyi inşa etmek isteyen bireylerin gerçekleştireceği ilk devrim de tabi ki kadın, zihniyet ve yaşam tarzı devrimi olacaktır. İnsanlığı felakete sürükleyen bu kriz ve kaos ortamından çıkış yapmak ve bu zincirlerden başka türlü kurtulmak mümkün değildir.

    * Imam Şiş; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla 17 Aralık 2018 tarihinden bu yana Galler’in Newport kentinde açlık grevi direnişinde. 

    Not:Frédéric Lordon-Kapitalizm, Arzu ve Kölelik,Marx ve Spinoza’nın işbirliği kitabından faydalanılmıştır.

     

  • Londra’da açlık grevleri ile dayanışma eylemi

    Londra’da açlık grevleri ile dayanışma eylemi

    İngiltere’nin başkenti Londra devam eden açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla bir eylem düzenlendi. Yapılan eylemde polisler ve bir grup faşist ile kısa süreli gerginlikler yaşandı.

     

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla HDP Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve yayılan açlık grevi direnişi beşinci ayında devam ederken, başkent Londra’da çok sayıda Kürdistanlı ve dostlarının katıldığı bir yürüyüş düzenlendi.

    Birleşik Krallık başbakanlık binası önünde yapılan konuşmalar ile başlayan yürüyüşe 14 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan direnişçiler Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz da katıldı. Yapılan konuşmalarda Birleşik Krallık hükümetine sessizliğini kırma çağrısı yaptı. Yapılan konuşmalardan sonra kitle yürüyüşe geçti. Brexit lehine yürüyüş yapan İngiliz faşist bir grup ile kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Yürüyüş devam ederken polisler PKK lehine atılan sloganlara müdahale etmeye çalışırken polislerle de kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

    Trafiğin çok yoğun olduğu Trafalgar meydanında bulunan kavşakta kitle oturma eylemi yaptı. Polisin tüm ısrarlarına rağmen kitle yarım saat boyunca yolu trafiğe açmadı. Kitle oradan da Leicester Meydanına kadar yürüdü.

    Kitlenin eylemi metroda da devam ederek, kuzey Londra’da bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezinde sona erdi.

     

  • Britanya Dışişleri Bakanlığı Önünde Açlık Grevi Eylemi

    Britanya Dışişleri Bakanlığı Önünde Açlık Grevi Eylemi

    İngiltere’nin başkenti Londra’da açlık grevi eylemlerine dikkat çekmek amacıyla Dışişleri Bakanlığı önünde bir eylem düzenlendi.

    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla devam eden açlık grevi direnişine dikkat çekmek amacıyla bugün Birleşik Krallık Dışişleri bakanlığı önünde bir eylem düzenlendi. Eyleme 14 Mart’tan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişinde olan Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz da katıldı. İki saat süren eylemde yapılan konuşmalarda Birleşik Krallık hükümetine duyarlılık çağrısı yapıldı. Eylemden devam ederken Dışişleri Bakanlığı yetkililerine açlık grevleri ve talepler ile ilgili bir de dosya sunuldu.

    Dışişleri Bakanı: konuyu araştıracağım

    Dün Birleşik Krallık parlamentosunda yapılan genel kurulda açlık grevlerini gündeme getiren İşçi Partili milletvekili Lloyd Russell-Moyle dışişleri bakanı Jeremy Hunt’a soru sordu. Lloyd Russel genel kurulda sorduğu soruda şunları ifade etti; ‘Galler’in Newport kentinde İmam Şiş 108 gündür açlık grevinde. Dün kendisini ziyaret ettik.İmam Şiş ile beraber binlerce Kürt şuan Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevinde. Türkiye bir NATO üyesi, şuan Türkiye’de çok sayıda Milletvekili ve gazeteci cezaevinde. Dışişleri bakanı bu konu hakkında bir girişimde bulunacak mı, Türk devleti yetkilileri ile konuyu görüşecek mi, ve Galler Meclisinin kabul ettiği önergenin gereğini yapacak mı?’’

    Dışişleri bakanı Russel Moyle’a verdiği cevapta şunları belirtti; ‘Bu konunun detaylarına bakacağım, araştıracağım. Türkiye bir NATO üyesi olabilir, ingiltere’nin yakın bir dostu olabilir ancak bu Türk devletinin insan hakları ihlallerini dile getirmeyeceğiz anlamına gelmiyor’’

     

     

  • Owen: Batı’nın sessizliği utanç verici

    Owen: Batı’nın sessizliği utanç verici

    Tecride karşı 5 günlük açlık grevine giren 87 yaşındaki İngiliz insan hakları savunucusu Margaret Owen, yaşananlar karşısında Batı’nın sessiz tavrından utanç duyduğunu ifade etti.

    İnsan hakları savunucusu ve Hukukçu Margaret Owen, İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Demokratik Kürt Toplum Merkezinde dün akşam yaptığı bir basın açıklamasıyla 5 günlük açlık grevine başladı. Yapılan basın açıklamasına 14 Mart’tan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan Ali Poyraz, Nahide Zengin ve Mehmet Sait Yılmaz ile beraber dönüşümlü açlık grevinde olan 15 eylemci katıldı. İrlandalı Rahip Joe Ryan, İngiliz Sanatçı Maxine Peake, Yazar Rahilla Gupta, Akademisyen Thomas Jeffrey Miley ve Sendikacı Stephen Smiley da eyleme katıldı.

    ‘TECRİDİN NE İNSANİ NE HUKUKİ YANI VAR’

    Owen, yaptığı eylem ile bu sessizliği kırmaya bir nebze olsun katkı sunmak istediğini söyledi.

    Owen, şöyle konuştu: “Bugün Türk hapishanelerinde bir tutsağın daha yaşamını yitirdiğini duydum. Çok derin bir üzüntü içerisindeyim. Bu yaşananlar karşısında batı devletlerinin, medyanın sessizliği, görmezden gelmesi beni daha da üzüp, kahrediyor. Utanç verici bir sessizlik var.  Bu yüzden bu 87 yaşımda açlık grevine girme kararı aldım, bu sessizliği kırmak için. Bu yüzden bugün burada sizlerle olmak bana gurur veriyor. Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ne insani ne de hukuki bir yanı vardır.’’

    İNGİLİZ HÜKÜMETİNE ÇAĞRI

    İngiliz hükümetine seslenen Owen, sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı:

    ‘‘Leyla Güven’in durumu olağanüstü kritik bir noktada, yine cezaevlerindeki 7 bin tutsağın durumu da aynı şekilde. Buradan Britanya hükümetine tekrar seslenmek istiyorum, Türkiye’de yaşanan adaletsizlik ve soykırıma seyirci kalınmasın, kendi halkını katleden Türk devletine silah satmasın. Demokratik ve barış sürecinin tekrar başlaması gerekiyor ve bunu başarıya ulaştıracak tek kişi Öcalan’dır.

    Bugün süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlamadığım için utanıyorum. Yaptığım bu sembolik açlık grevi ile umarım bu sessizliği kırmaya katkım olur.’’

    İrlandalı Rahip Joe Ryan, “en basit bir insani ve hukuki hak için insanların bedenlerini ölüme yatırmak zorunda kalmaları dünyamız açısından büyük bir trajedi” diyerek, tecridin bir an önce kaldırılması çağrısı yaptı.

    Eyleme katılan isimler de İngiliz hükümetine çağrı yaparak, Türk devletinin insanlık suçlarına ortak olmamasını istedi.

    Açlık grevindeki Ali Poyraz ise yaptığı açıklamada, 87 yaşındaki Margaret Owen’in kararının kendileri açısından çok anlamlı olduğunu ifade ederek, tüm Kürt halkının da bu kararı iyi okuması gerektiğini belirtti.

    Yapılan konuşmalardan sonra Sinn Fein Partisi’nin gönderdiği dayanışma mesajı okundu.

  • Londra’da Görkemli Newroz Kutlaması

    Londra’da Görkemli Newroz Kutlaması

    İngiltere’nin başkenti Londra’da yapılan Newroz kutlamasına binlerce Kürdistanlı ve dostları katıldı. 24 Mart Pazar günü yapılan kutlamada yapılan konuşmalara açlık grevi direnişleri ve fedai eylemler damgasını vurdu.

    İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Finsbury Parkta kutlanan Newroz’a binlerce Kürdistanlı ve çok sayıda Britanyalı milletvekili, sendikacı ve aktivist de katıldı. Newroz alanı PKK, YPG ve YPJ bayrakları ile süslenirken, açlık grevi direnişindeki Leyla Güven, İmam Şiş ve Nasır Yağız’ın fotoğraflarıyla beraber çok sayıda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bayrakları taşındı.

    Sahne arkasına ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Leyla Güven ve Mazlum Doğan ile fedai eylem gerçekleştiren Zülküf Gezen, Uğur Şakar, Ayten Beçet ve Zehram Sağlam’ın büyük boy resimleri asıldı.

    Öğlen saatlerinde başlayan Newroz’un açılış konuşmasını Britana Kürt Halk Meclisi eşbaşkanları Ercan Akbal ve Besime Başer yaptı. Açlık grevi direnişçilerini ve fedai eylemcileri selamlayarak konuşmasına başlayan Ercan Akbal, bu Newroz’un direniş hamlesini yeni bir evreye taşıdığını ve bu hamlenin sonucunda faşizmin mutlaka yenileceğini söyledi.

    Konuşmacılar arasında Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Jonathan Barley, İşçi Parti milletvekili Loyd Russel Moyle, Hackney Belediye Başkanı Phillip Glanville, Haringey Milletvekili Catherine West, HDP eski milletvekili Osman Baydemir ve Demokratik Sol kitle örgütleri ve sendikacılar vardı. Yapılan konuşmalarda açlık grevleri ile dayanışma mesajları verirken, Türk devletine adım atması çağrısı yapıldı.

    14 Mart’tan bu yana Londra’da açlık grevinde olan Ali Poyraz, Mehmet Sait Yılmaz ve Nahide Zengin Newroz alanına girerken coşkuyla karşılandılar. Sloganlar eşliğinde sahneye çıkan açlık grevi direnişçileri adına Ali Poyraz bir konuşma yaptı. Poyraz konuşmasına fedai eylemciler Uğur Şakar, Zülküf Gezen, Ayten Beçet ve Zehra Sağlam’ı selamlayarak konuşmasına başladı. Poyraz konuşmasında açlık grevi direniş hamlesinin mutlaka sonuç vereceğini ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılacağını, AKP-MHP faşizminin yenileceğini söyledi.

    Programda Firaz Dağ folklor ekibi yerini alırken, Seyda Perinçek, Chopi ve Grup Seyran sahne aldı.l