Category: Türkiye

  • Sarı, kırmızı ve yeşil tülbente 24 saat gözaltı!

    Sarı, kırmızı ve yeşil tülbente 24 saat gözaltı!

    Van’da, F.Ö. adlı kadın adliye binasındaki kontrol noktasında yapılan arama sırasında çantasında sarı, kırmızı ve yeşil tülbent bulunduğu için 24 saat gözaltında tutuldu. F.Ö., “örgüt propagandası” suçlamasıyla ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

    Van’da, önceki gün kızının boşanma davası için adliyeye giden 49 yaşındaki F.Ö. adlı kadın, X-Ray cihazından geçtikten sonra çantası polisler tarafından arandı. Polisler, çantada sarı, kırmızı ve yeşil tülbent bulmaları üzerine durumu Terör Suçları Soruşturma Savcısı’na bildirdi. Savcılık, tülbenti gerekçe göstererek, kadın hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltı kararı verdi. Karar sonrası F.Ö. İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü. F.Ö. bir günlük gözaltı sürecinin ardından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

     

    F.Ö. : BU RENKLER SUÇ DEĞİL

    Emniyetteki ifadede F.Ö.’ye, “Polis kontrol noktasında yapılan üst aramasında çantanızdan bir adet sarı-kırmızı-yeşil renkte ve PKK/KCK sözde bayrağını simgeleyen bir adet bez parçası bulunmuştur. Bu konuda detaylı ifade veriniz” diye soruldu. F.Ö. ise, bugüne kadar hiçbir siyasi partiye veya sendikaya bir üyeliğinin olmadığını söyledi. F.Ö., “Adliyeye kızımın boşanma davası için gitmiştim. Adliyeye girerken yapılan üst ve çanta aramasında çantamda bulunan bezle ilgili şunları söylemek isterim; Ben bu bezi 10 yıl önce Rus Pazar’ından bir dükkandan aldım. Canlı renkli ve renk renk olduğu için hoşuma gitti ve aldım. Ben bu bezi hiç bir yerde kullanmadım. Ben bunun suç olduğunu bilmiyorum. Ben bu renklerin ve bezin bir suç unsuru olduğunu kabul etmiyorum” şeklinde ifade verdi.

     

    YA TRAFİK IŞIKLARINDAKİ RENKLER!

    F.Ö.’nün avukatı Mehmet Karataş ise, X-Ray’den geçen bir çantanın aranmasının hukuka aykırı olduğunu işaret ederek, “Çünkü kadın hakkında alınmış bir adli arama kararı yoktur. Elde edilen delil hukuka aykırı delildir” dedi. “Müvekkilin çantasından çıkan yeşil, kırmızı ve sarı renkli eşarp/yazma Kürt halkının tarihsel bir gerçeği ve değeri olmakla birlikte dünyada birçok ülkenin bayrağına renk verdiği ve ülkemizde/dünyada trafik ışıklarında da kullanılmaktadır” diyen Av. Karataş, şunları söyledi: “Bu nedenle salt renginden dolayı PKK bayrağına bağlamak hukuk ve yasayla bağdaşmamaktadır. Bir an için hukuki yorumda hataya düşülebilineceği kabul edilse bile gözaltı kararı verilmesi ağır bir yaptırımdır. Zira gözaltı kararı soruşturma için zorunlu ve şüphelinin suçu işlediğini gösterir somut delil olmasına bağlıdır.”

     

    DEĞERLERE SALDIRI

    Söz konusu durumun sadece “örgüt propagandası” şeklinde değerlendirilemeyeceğine dikkati çeken Karataş, şöyle devam etti: “Delil olarak gösterdikleri yeşil, kırmızı ve sarı renkli bez hiçbir örgütün cebir şiddet tehdit içeren eylemini meşru gösteren bir bulgu ya da olgu değildir. Soruşturmanın bir de toplumsal, yani görünmeyen yanı bulanmaktadır. Suçun oluştuğuna delil kabul edilen örtü/bez/eşarp, Kürt halkının yüzyıllardır kabul ettiği ulusal renklerinin değeridir. Soruşturma ile bir nevi Türkiye’de ‘ulusal değerlerinizle var olamazsınız’ mesajı verilmektedir. Bu da Kürt halkının ulusal değerlerine hukuksal zeminde saldırı yöntemidir. Anayasal koruma altında olan dil, din, ırk, renk ayrımın yapılamayacağı yasağının ihlalidir. Yurtdışı ilişkilerde bir ulusa ait renkler sorun edilmezken aynı ulusun yurt içindeki vatandaşına ceza soruşturması başlatılmalı ve gözaltı yapılması ayırımcılıktır, hukuk tanınamazlıktır.”

    Sarı, kırmızı ve yeşil tülbente 24 saat gözaltı!

    RTÜK DE ‘SARI, KIRMIZI VE YEŞİL’E CEZA KESMİŞTİ

    Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) da önceki hafta sarı, kırmızı ve yeşil renkleri gerekçe göstererek, TELE1’e ceza kesmişti. RTÜK, Evrensel gazetesinin 25’inci yaş kutlaması videosunu yayımlayan TELE1’e, “Terörü övmek, teşvik etmek, terör örgütlerini güçlü veya haklı göstermek” gerekçesiyle üst sınırdan idari para cezası vermiş, videoda bir kız çocuğunun elindeki sarı, kırmızı ve yeşil renklerde desenleri olan tülbenti “suç” olarak göstermişti.

  • Kürt işçilerine yönelik saldırı Meclis’e taşınacak

    Kürt işçilerine yönelik saldırı Meclis’e taşınacak

    HDP Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Sakarya’da Kürt işçilerine yönelik gerçekleşen saldırıyı Meclis’e taşımak üzere soru önergesi hazırladı. Kaçmaz, önergesinde İçişleri Bakanı’na “Saldıran kişiler hakkında bir soruşturma başlatılacak mıdır?” diye sordu.
    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Kürt işçilerin Sakarya’da uğradığı saldırıyı Meclis gündemine taşımak üzere soru önergesi hazırladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle hazırladığı soru önergesinde HDP’li Kaçmaz, iktidar ve çevrelerinin kullandığı nefret dilinin toplumu kutuplaştırdığına, bunun sonucunda ırkçı saldırılar ve cinayetler yaşandığına dikkat çekti.
    ŞİRİN TOSUN’U HATIRLATTI
    Kaçmaz’ın önergesinde “Fiziksel saldırıya ve ölüme kadar varacak bu saldırılar özellikle yaz aylarının başlaması ile Kürt kentlerinden ülkenin batı illerine çalışmak için giden işçilere yapılan saldırılarla vuku bulmaktadır.2019 yılında Sakarya’da 21 plakalı araca sadece el salladığı için planlı bir şekilde öldürülen Şirin Tosun bu ırkçı saldırılardan sadece bir tanesidir. Kürt işçiler gittikleri birçok kentte ırkçı ve faşizan saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu saldırılara Mardin’den Sakarya’ya fındık toplamak için giden 16 işçi de maruz kalmıştır. ‘Burası bizim memleketimiz, it sürüleri’ şeklinde tarım işçilerine hakaret eden işveren ve diğer köylüler işçilere saldırmış bu görüntüler sosyal medyada da yer almıştır” ifadelerine yer verdi.
    ‘AKSİNİ İDDİA ETME ÇABALARI’
    Söz konusu saldırının cep telefonu ile kayıt altına alınıp basında yer almasına rağmen AKP Sakarya Milletvekili Ali İhsan Yavuz ve Sakarya Valiliği’nin aksini iddia ettiğini belirten Kaçmaz, önergede “Bu aksini iddia etme çabaları ise saldırıya uğrayanları suçlu, saldırıyı gerçekleştirenleri ise aklama çabasıdır. Saldırı sırasında jandarma karakolunu arayan işçiler jandarma personelinin kendilerinden yer bildirimi talep ettiğini belirtmelerine rağmen valilik böyle bir şeyin yaşanmadığını iddia etmiştir” diye belirtti.
    Kaçmaz, hafta başında Meclis Başkanlığı’na sunacağı önergesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya şu soruları yöneltti:
    “* Sakarya’da Kürt işçilerin organize bir şekilde saldırıya uğradıklarından ülkenin İçişleri Bakanı olarak haberdar mısınız?
    * Sakarya’da Kürt İşçilere saldıran kişiler hakkında bir soruşturma başlatılacak mıdır?
    * İktidarlarınız döneminde kaç tarım işçisi benzer ırkçı saldırılara maruz kalmıştır? Bu saldırılar sonucu kaç tarım işçisi yaşamını yitirmiştir?
    * Gündelik yaşamın bir parçası haline gelen ve başka kimlikleri sürekli ötekileştiren ırkçı yaklaşımları önlemek için ne gibi politikalarınız vardır?
    * Özellikle yaz aylarında başka kentlere çalışmak amacıyla giden Kürt işçilerin her türlü güvenliği için ne gibi önlemler alınmaktadır?
    * Saldırı anına ilişkin görüntüler kayıt altına alınırken Sakarya Valiliği ve Sakarya AKP Milletvekilinin aksini iddia etme çabalarının izahı nedir?”
  • Demirtaş’a hakaret eden AKP’li Akkal hakkında suç duyurusu

    Demirtaş’a hakaret eden AKP’li Akkal hakkında suç duyurusu

    HDP, Selahattin Demirtaş’a hakaret eden AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusunda bulundu

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), sosyal medya hesabından eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’a yönelik hakaret içerikli paylaşımda bulunan AKP Manisa Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusunda bulundu.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda Akkal hakkında TCK’nin 125. Maddesi kapsamına giren “Hakaret suçu”ndan işlem yapılması talep edildi.

    Ne olmuştu?

    AKP Manisa Milletvekili Tamer Akkal, cezaevinde çocuklarıyla görüşme yapması engellenen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında skandal ifadeler kullandı. Akkal, “İt” diyerek Demirtaş’a ve çocuklarına hakaret etti. Akkal, daha sonra yaptığı açıklamada paylaşımı kendisinin yapmadığını öne sürdü.

     

    AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusu
    AKP Milletvekili Tamer Akkal hakkında suç duyurusu
  • Ünsal’dan Soylu’ya: Heyecanlanmışsınız yine, korkmuşsunuz

    Ünsal’dan Soylu’ya: Heyecanlanmışsınız yine, korkmuşsunuz

    Ölüm orucundaki avukat Aytaç Ünsal, Bakan Soylu’ya seslendi: “Dosyada dahi olmadığını bilmenize rağmen Savcı Selim Kiraz’dan bahsetmişsiniz. Etki yaratmaya çalışıyorsunuz.”

    Ölüm orucundaki tutuklu avukat Aytaç Ünsal, hayatını kaybeden Ebru Timtik’in fotoğrafının İstanbul Barosu’na asılmasına tepki gösteren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açık mektup yazdı.

    Ünsal, şunları söyledi:

    “Açıklamalarınızı, bizi elbirliğiyle kapattığınız hastane hücresinde izledim. Heyecanlanmışsınız yine. Korkmuşsunuz. Savunmaya geçmişsiniz. Diyorsunuz ki, ‘Terör örgütü mensuplarının fotoğrafını baroya asanların bu toprakların değerleriyle ilgisi yoktur.’ Peki gerçek buysa neden bu kadar heyecanlandınız? Neden cenaze töreninden bile korktunuz? Katılanlara gaz ve su sıktırmanızın nedeni neydi? Avukat Ebru Timtik’in bu topraklarla bir ilgisi yoksa nasıl olsa kimse katılmazdı cenazesine. Neden serbest bırakmadınız cenaze törenini?”

    İçişleri Bakanı Soylu, “Terör örgütü mensubunun fotoğrafını İstanbul Barosu’na asanları telin ediyorum, kınıyorum, ayıp diyorum, yazık diyorum”

    Avukat Aytaç Ünsal, Adli Tıp Kurumu’nun “hapishanede kalamaz” şeklindeki sağlık raporuna rağmen tahliye edilmeyerek hastaneye sevk edilmişti. Halen pandemi hastanesi de olan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi’nde tutuluyor. Ölüm orucunun 212. gününde.

    Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan avukatlardan Ebru Timtik ise Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

    “Adalet çığlığını bastıramayacaksınız”

    Aytaç Ünsal’ın mektubu şöyle devam etti:

    “Bir konuda haklısınız; avukat Ebru Timtik’in, onurlu hukukçuların, İstanbul Barosu’nun sizin temsil ettiğiniz hiçbir değerle ilgisi yoktur!

    “Dosyada dahi olmadığını bilmenize rağmen Savcı Selim Kiraz’dan bahsetmişsiniz. Etki yaratmaya çalışıyorsunuz. Sahip çıkanları baskılamak için açıkça yalan söylüyorsunuz. Doğru, onların yalancılıkla bir ilgileri yok. Onların komploculukla bir ilgisi yok!

    “Ebru Timtik’in kardeşi avukat Barkın Timtik’e hapishanede size bağlı jandarma cenazeye katılmasına izin vermedi. Refakatçim olan annem ve babam haftalardır hastane hücresinde benimle beraber tutsaklık yaşıyor. Analara, kardeşlere, eşlere böyle bir zulüm yapılıyor. Doğru, onurlu avukatların bu zalimlikle bir ilgisi yok! Neresinde var Anadolu’nun bu zulüm? Yalan, komplo, terör nerede var?

    “Yunus Emre’de, Pir Sultan’da, Dadaloğlu’nda, Köroğlu’nda kimde var böyle değerler?

    “Avukat Ebru Timtik ve adalet için mücadele eden onurlu hukukçular haklıyı, doğruyu ve adaleti temsil ediyor. Ve bugün fiziki olarak ne kadar güçlü olsanız da gerçekte sadece bir avuçsunuz. Farkındayım, bunun paniğini yaşıyorsunuz.

    “Fakat artık tehditleriniz, mafyavari zorbalıklarınızla İstanbul Barosu’nu tehdit etmekten vazgeçin. Boşuna uğraşmayın, ne yaparsanız yapın milyonların adalet çığlığını bastıramayacaksınız!”

     

  • Baydar: Yaşamı savunduğunuzun ispatı HDP’nin barış zincirine katılmak olacak

    Baydar: Yaşamı savunduğunuzun ispatı HDP’nin barış zincirine katılmak olacak

    Yazar Oya Baydar, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair kaleme aldığı yazısında HDP’nin dün açıkladığı Barış Deklarasyonu’na dikkat çekip, “Sözde değil özde barışçı olduğumuzun, yaşamı savunduğunuzun ispatı bugün HDP’nin barış zincirine katılmak olacaktır. Hem de öyle çaktırmadan, arkadan dolanarak değil, cesaretle, açıkça…” diye yazdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, dün Meclis’te düzenledikleri basın toplantısında açıkladıkları “Barış Deklarasyonu” ile ülkedeki tüm siyasi aktörlere Kürt sorununu çözüme kavuşturmak üzere barış için bir araya gelme çağrısında bulundu.

    1 Eylül Dünya Barış Günü öncesi yapılan bu çağrının yankıları devam ederken Yazar Oya Baydar, ülkenin içte ve dışta daha da içerisine sürüklendiği savaş politikaları ile birlikte HDP’nin bu deklarasyonunu ele aldığı bir yazı kaleme  aldı.

    Baydar, T24 için kaleme aldığı “Kahrolsun barış, yaşasın savaş! Kahrolsun hayat, yaşasın ölüm!” başlıklı yazısı şöyle:

     

    “1 Eylül Dünya Barış Günü.

    Dün HDP, Meclis’te Barış Deklarasyonu’nu okudu, bugün de barış için Türkiye’nin en uzun insan zinciri oluşturulacak ama geniş kitlelerin ne barış zincirinden ne barış deklarasyonundan haberi olacak. Çünkü; Türkçü faşist-siyasal İslam blokunun, “Kahrolsun barış, Yaşasın savaş!” korosu, kulakları sağır ederken, ürkütücü olduğu kadar ilkel Kızıl Elma videosu eşliğinde yedi düvele kabadayılık taslama şovu, ortalığı toza dumana bürüyüp görüş mesafemizi sıfırlayacak.

    Toplumsal fay hatlarından, cepheleşmeden, kutuplaşmadan söz edilen Türkiye’de; ne sağ-sol, ne Türk-Kürt, ne Müslüman-laik, ne sünnî-Alevî, bunların hiçbiri değil, bu ülkedeki en derin, en tehlikeli fay hattı; ölümü, savaşı, kanı kutsayanlarla hayatı, barışı, insan onurunu yüceltenler arasındaki zihniyet, vicdan, ahlak uçurumudur.

    İktidardakilere sözüm yok. Onlar, barbarlık döneminden, Orta Çağ’dan, Osmanlı fütuhat kültüründen miras “Yaşasın savaş, Yaşasın ölüm” zihniyetinin çağımızdaki anakronik temsilcileri. Peki muhalefet? Millet ittifakının muhalefet partileri? Onlar ne yapıyor?

     

    Barış güzellemeleri yetmez!

    Tabii ki aynı kefeye koymuyorum, 1 Eylül Dünya Barış Günü münasebetiyle barıştan söz edeceklerini, güzel nutuklar atacaklarını, barışa övgüler düzeceklerini biliyorum. Ne var ki, ne zaman bir dış sorun olsa, iktidarın çatışmacı, militarist, fetihçi, yayılmacı dış siyasetini destekleyeceklerini, “millî çıkarlar” zokasını yutup saldırgan savaş cephesinde saf tutacaklarını da biliyorum. Bugüne kadar hiç şaşmadı, hep böyle oldu. Muhalefet kimi zaman “bağrına taş basarak”, kimi zaman “ülkenin/devletin yüce menfaatleri” için çatışmacı iktidar blokunun arkasında saf tuttu. İktidarın militarist, savaşçı, saldırgan siyasetini azdıran, muhalefetin bu kritik konularda tam kadro “millî cephe”de hizalanmasıdır. (Muhalefet derken, ana muhalefet partisi CHP’yi ve Millet İttifakı ortaklarını kastediyorum.)

    Zaten yıllardır susmayan savaş tamtamlarının yüksek perdeden çalmaya başladığı, iktidarın küçük büyük, örtük açık ortaklarının ağızlarından köpükler saçarak yedi düvele gözdağı vermeye çalıştığı şu günlerde; çatışmacı siyasete itiraz eden, güvenliğimiz sınırlarımızın içinde sağlansın, komşuların topraklarına girilmesin, sorunlar diplomasiyle, diyalogla, uluslararası hukuk çerçevesinde barışçı yöntemlerle çözülsün diyenlerin vatan haini ilan edildiği bir ortamda, barış güzellemeleri yetmez. Yüreğimiz kan ağlıyor ama ne yapalım millî menfaat, demeden, Afrin’i bombalayacak yerli ve millî obüslerin üzerine imza atmayı vatanseverlik saymadan, oy kaygısı gözetmeden, iktidarın çatışmacı militarist politikasının karşısına dikilmek gerekir.

    Seçim stratejisini halkın aş-iş talebi, kitlelerin ekonomik sıkıntıları ve Korona krizinin yarattığı ek tahribat üzerine kurmuş görünen CHP, bırakın savaşın kendisini, savaş havasının bile krizi ne ölçüde derinleştirdiğini, savaşın hepimizin cebinden finanse edileceğini, daha da yoksullaşacağımızı halka anlatmadıkça, savaşla yoksulluk, savaşla ahlakî değer yitimi bağlarını kurmadıkça, barışı savunması retorikten ibaret kalacaktır.

    Bugüne kadar, Millet İttifakı’nın hiçbir üyesinin, AKP’nin yavruladığı yeni partilerin, savaş harcamalarına ve Erdoğan’ın aile çevresinin elindeki sözde yerli ve millî savaş sanayiine karşı çıktığına şahit olmadık. Oysa yakın gelecekte o silahların sadece cebimizi değil bağrımızı da deleceğini söylersem beni aşırı kötümserlikle itham etmeyin.

    Muhalefet; iktidarın içerde bölücü, çatışmacı, dışarda savaşçı ve yayılmacı siyasetine, bu siyasetin ardındaki zihniyete ‘ama’sız karşı durmadıkça, kitleleri bu yönde bilinçlendirmedikçe, yelkenlerini şoven milliyetçiliğin hamaset rüzgârıyla şişirmeyi sürdürdükçe barışçılık içi boşaltılmış bir sözcükten öteye gidemez.

     

    Covid-19 yerli ve millî bir virüs müdür?

    Devlet Bey, 9 Eylül’de İzmir’de “Yunan’ın denize döküldüğü” yerde büyük bir yürüyüş gerçekleştireceklerini açıklıyor övünçle. Kendisinin kabala ve hurufî inançlarla uhuveti olduğunu daha önce de izlemiştik. Yunan’ı denize dökme yürüyüşü her biri 81 kişilik (vardır elbette bir anlamı!) bilmem kaç kolla gerçekleştirilecekmiş. Yani epeyce bir kalabalık toplanacak anlaşılan.

    Covid-19 virüsü de Türk-İslam sentezinden yana yerli ve millî bir virüs ki zahir, Ayasofya’nın açılışında, Malazgirt törenlerinde, 15 Temmuz anmalarında olduğu gibi, 9 Eylül Yunan’ı denize dökme provokasyonunda da vatan hainleri ve kansızlar hariç, kimselere bulaşmayacak. Ama eminim ki, HDP’nin bugün oluşturacağı insan zincirine bulaşacağı istihbar edildiğinden, halkın sağlığı için yüce devletimiz o zinciri kıracak tedbirleri ivedilikle alacak.

    Başını bu iktidarın çektiği, cinnet sınırına gelmiş çaresiz kitleleri de peşinden sürüklediği “Kahrolsun barış, Kahrolsun hayat, Yaşasın savaş, Yaşasın ölüm!” cephesinde olmadığımızın; sözde değil özde barışçı olduğumuzun, yaşamı savunduğunuzun ispatı bugün HDP’nin barış zincirine katılmak olacaktır. Hem de öyle çaktırmadan, arkadan dolanarak değil, cesaretle, açıkça…

    Bakın o zaman iktidarın millî çıkar, millî dava, beka balonları nasıl birer birer patlayacak. Ve savaşın kendi yıkımlarını hazırladığını, aşlarını işlerini azalttığını, güvenliklerini, geleceklerini tehdit ettiğini yaşam deneyimleriyle öğrenen halk nasıl gerçek muhalefete yönelecek…

    1 Eylül Dünya Barış Günü, muhalefet için “Yaşasın barış, yaşasın hayat” sloganıyla ayrımsız tüm barış güçleriyle birlikte yürüme günü olduğunda, ancak o zaman savaş, kan, ölüm cephesi geriletilebilir.”

     

  • AKP’li belediye başkanından Timtik’e hakaret

    AKP’li belediye başkanından Timtik’e hakaret

    AKP’li Sandıklı Belediye Başkanı Mustafa Çöl, ölüm orucunda yaşamını yitiren avukat Ebru Timtik için “gebermiş” ifadesi kullandı.

    Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı Mustafa Çöl, “adil yargılanma” talebiyle girdiği ölüm orucunun 238’inci gününde yaşamını yitiren tutuklu avukat Ebru Timtik için Twitter hesabı üzerinden hakaret içeren paylaşımda bulundu. Çöl, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın katillerinin adliyeye girmesine yardım eden #EbruTimtik ölüm orucu sırasında “gebermiş.”

  • Ölüm orucundaki Timtik yaşamını yitirdi

    Ölüm orucundaki Timtik yaşamını yitirdi

    Halkın Hukuk Bürosu, ölüm orucundaki avukat Ebru Timtik’in yaşamını yitirdiğini duyurdu.

    Halkın Hukuk Bürosu, Twitter hesabı üzerinden Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’nde tutulan tutuklu avukat Ebru Timtik’in yaşamını yitirdiğini duyurdu. Büro hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: “Adil yargılanma talebiyle 238 gündür Ölüm orucunda olan büro avukatımız Ebru Timtik şehit düştü! Tüm meslektaşlarımızı ve halkımızı Bakırköy Dr. Sadi Konuk Hastanesi önüne çağırıyoruz!”

    Ebru Timtik