Category: Türkiye

  • Amara’da Festival Düzenlenecek : Neworz Coşkusuyla 4 Nisan’ı Kutlayalım

    Amara’da Festival Düzenlenecek : Neworz Coşkusuyla 4 Nisan’ı Kutlayalım

    RIHA- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 76’ncı doğum günü dolayısıyla 3-4 Nisan tarihlerinde Riha’nın Xelfetî ilçesinde festival düzenlenecek. Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’ın doğduğu Amara Mahallesi’nde bir açıklama yaparak etkinliklere katılım çağrısında bulundu.

    Kürt Halk Önderi’nin doğduğu evin önünde gerçekleştirilen açıklamaya, köy halkının yanı sıra DEM Parti Amed Milletvekili Ceylan Akça, kayyım atanan Xelfetî Belediye Eşbaşkanları Saniye Bayram ve Mehmet Karayılan ile çok sayıda yurttaş katıldı. Evin duvarlarına Abdullah Öcalan’ın geçmiş yıllara ait fotoğrafları asıldı.

    Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Mülkiye Gülmez, kadınlar başta olmak üzere herkesin 4 Nisan etkinliklerine katılması gerektiğini belirterek, gençlerin başlattığı yürüyüşe destek çağrısı yaptı.

    Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) Eşbaşkanı Kerem Canpolat ise İmralı’daki tecridin sürdüğünü vurgulayarak, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın barış ve özgürlük çağrısına sahip çıkılması gerektiğini söyledi. Canpolat, “4 Nisan’ı sahiplenmek, özgürlüğü ve barışı sahiplenmektir” diyerek tüm halkı festivale katılmaya davet etti.

    Açıklama, alkışlarla sona erdi.

    (MA)

  • Kürt Halk Önderi’nden Bayram ve Newroz Mesajı

    Kürt Halk Önderi’nden Bayram ve Newroz Mesajı

    İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş, Ramazan Bayramı kapsamında aileleriyle görüştü. Görüşmeye Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve yeğeni Ömer Öcalan, Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar, Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın kız kardeşi Sabiha Aslan katıldı.

    DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan, sosyal medya hesabından görüşmeye dair açıklama yaptı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajını paylaşarak, halkın Newroz ve Ramazan Bayramı’nı kutladığını belirtti.

    Ömer Öcalan, şunları belirtti: “Ramazan Bayramı vesilesiyle İmralı Ada Hapishanesi’nde bulunan Sayın Abdullah Öcalan, Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar ile 31 Mart tarihinde aileleri olarak bir görüşme gerçekleştirdik. Türkiye, Ortadoğu ve dünyada önemli gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, Sayın Abdullah Öcalan‘ın mesajını kamuoyunun bilgisine sunuyorum: ‘Newroz’da halkımızın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı büyük bir coşku ile sahiplenmesini selamlıyorum. Tekrardan halkımızın Newroz’unu ve Ramazan Bayramı’nı kutluyorum.”

  • Bir rant ve katliam aracı olarak ‘imar barışı’

    Bir rant ve katliam aracı olarak ‘imar barışı’

    Türkiye’de 12 Eylül sonrası “imar barışı” düzenlemeleri, neoliberal politikaların uygulanmasının bir aracı olarak görüldü. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri 8 defa imar affı çıkarıldı.

    MUHAMMED KAYA

    Kurdistan, Türkiye ve Suriye’yi vuran depremin üzerinde 5 gün geçti. Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki iki depremin ardından rant politikaları aracı olarak görülen ‘imar barışı’ denilen imar affı tekrar sorgulanmaya başlandı.

    İMAR BARIŞI VEYA İMAR AFFI NEDİR?

    İlki Turgut Özal liderliğinde 12 Eylül askeri darbesi sonrası neoliberal politikalar doğrultusunda 1984’te çıkarılan imar affı, en son 2018’de tekrarlandı. 2002’de hızlıca neoliberal politikaları temel hükümet program ve politikası olarak kabul edildi. 2022 yılı sonunda AKP-MHP iktidarının en küçük ortağı BBP lideri Mustafa Destici tarafından imar barışı kanun teklifi sunuldu. Böylece 1980’den bu yana 14; AKP iktidarı döneminde 9. İmar affı düzenlemesi girişimde bulunuldu. 9. İmar affı düzenlemesi Meclis Çevre Komisyonu’nda kaldı. Bir seçim ve rant yatırımı olan imar affı ile İmar Kanunu’na aykırı şekilde inşa edilmiş, iskan sorunu olan; bahçesi, balkonu, otoparkı imara aykırılık içeren ve kaçak kat mülkiyeti problemi olan yapılar düzenleme kapsamına alındı. Yani İmar mevzuatına veya ruhsata aykırı yapılara verilecek yapı kayıt belgesiyle kaçak yapılara resmi olarak izin verilmesi hedeflendi.

    Özellikle deprem bölgelerinde imar barışı düzenlemesiyle kaçak yapılara ilişkin konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2018’deki imar barışıyla Yapı Kayıt Belgesi alan binalar için yıkılma endişesinin son bulacağı belirtildi. Aynı bakan, deprem açısından yapılarda alınması gereken tedbirleri kendilerinin değil de yapı sahiplerinin alması gerektiğini açıkladı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yapı güvenliği olmadığı belgelenen yapıların depreme dayanıklılıklarının denetlenmediğini, sorumluluğun yapı sahiplerinde olduğunu söyledi. BBP lideri Mustafa Destici tarafından 11 Ekim 2022’de Türkiye Meclisi Başkanlığına “İmar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” sunuldu. Teklif ile “Başvurularda olağanüstü yoğunluk yaşanması; Yasanın uygulama şartlarının vatandaşlar tarafından tam olarak anlaşılamaması; başvuru şartları nedeniyle belgeleri iptal edilenler hakkında uygulanan idari ve para cezalarının iptal edilmesi”nin amaçlandığı belirtildi. İmar Kanunu’nun geçici 16. Maddesinde getirilen düzenleme incelendiğinde; yalnızca başvuru sürelerinin uzatılmasıyla yetinilmediği görülüyor. Daha önce imar affı kapsamına alınan 31 Aralık 2017’den önce yapılmış İmar Kanunu’na ve ilgili mevzuata aykırı ve kaçak yapıların kapsamı genişletilmesi ve 30 Temmuz 2022’den önce yapılmış tüm yapılara af getirilmesi hedefleniyor.

    DEVLET SORUMLULUKTAN KAÇIYOR

    İktidar elitleri, açıklamalarında imar barışı düzenlemesine “vatandaşların mağduriyeti” gerekçe gösterdi. Halbuki gündeme getirilen imar affıyla kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihi, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilen bina ve tesisler dâhil olmak üzere, bütün kaçak yapılar yasal hale getirildi. Tek ölçü ise kaçak yapıyı inşa edenin devlete para vererek başvuru yapması oldu. Böylece devletin kasasını dolduran bakanlık, kendi denetim ve inceleme sorumluluğunu topluma yıkmış oldu. Nitekim bakan açıklamasıyla yasal olarak bir yapı için mühendislik hizmeti alma, gerekli zemin etüdü yapma, uygun malzeme kullanma, hatalı proje uygulama ve projede olmayan eklenti ve eksiltmeler yapılıp yapılmadığı yönündeki denetim sorumluluğundan devlet kaçmış oldu.

    TMMOB: İMAR AFLARI YASAKLANMALIDIR

    TMMOB tarafından 2020’deki İzmir depremi sonrası hazırlanan raporda, imar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatların iptal edilmesi isteniyordu. Üç yıl önceki raporda, yapılması gerekenler için şunlar belirtiliyordu: “Yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması önem arz etmektedir. İçinde yaşadığımız binaların tasarım, inşa, denetim ve bakım süreçlerinin rant amaçlı yaklaşımlarla sürdürülmesi, depremlerin yıkıcı sonuçlarla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır. Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır. Bu çerçevede; denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir. İmar afları yasaklanmalıdır. İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir.”

    KATLİAM ARACI İMAR BARIŞI

    Meclis’e sunulan 2022 imar barışı düzenlemesine tepki gösteren Maraş Mimarlar Odası ve Maraş Koordinasyon Kurulu Başkanı Mimar Yunus Emre Kaçamaz, kaçak yapılara af getirilmesinin, imar barışı değil imar katliamı olduğunu söyledi. Kaçamaz, 2018’deki torba yasada belirtilen ve 30 Aralık 2019’a kadar esnetilen bütün kaçak yapıları yasal hale getiren imar affıyla 3 milyon 119 bin 947 binaya yapı kayıt belgesi verildiğini hatırlattı. Nitekim, 11 Ekim 2022’de Meclis Başkanlığına sunulan “İmar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nde, daha önceki yasanın kapsamı daha da genişletildi; 30 Temmuz 2022’den önce yapılmış tüm yapılara af getiriliyor.

    İMAR BARIŞI ÖVGÜSÜ VE OY TALEBİ

    AKP’liler, bir rant aracı olarak görülen imar barışı düzenlemeleriyle sürekli “vatandaş mağduriyeti” vurgusunu öne çıkardı. Meclis İmar Komisyonu’nun AKP’li üyesi,  “Gerekli bir düzenlemeydi. Hem devlet hem vatandaş kazanacak” dedi, ancak 2018 imar barışı düzenlemesiyle ilgili konuşan Bakan Murat Kurum, imar barışı ile hedefledikleri geliri elde edemedikleri için imar barışında süreyi uzatmayı değerlendireceklerini söyledi. 31 Ekim’de başvuru süresinin biteceğini hatırlatan Kurum, daha önce “40 milyar TL” olarak hedeflenen gelirin ise 5 milyar TL’de kaldığını belirtti.

    AKP-MHP iktidarının bir rant aracı olarak gördüğü imar barışı düzenlemesi iktidara yakın kişiler reklamlarda oynatılarak toplum özendirildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2018’de çekilen imar barışı reklam filminde AKP’ye yakınlığıyla bilinen oyuncu ve çizer Hasan Kaçan yer almıştı.

    ANF

  • Muhalif yayınevleri krizle boğuşuyor

    Muhalif yayınevleri krizle boğuşuyor

    Türkiye’deki ekonomik kriz yayınevlerini de vurdu. Bazıları kapandı, bazıları da baskı adetini düşürüp evden çalışmaya başladı. Zaten kitap yasaklama gibi baskılarla uğraşan devrimci sosyalist yayınevleri, ekonomik krizle de boğuşuyor.

    Devletin sansür baskısıyla karşı karşıya olan devrimci yayınevlerinin sorunlarına ilişkin Belge Yayınları ve Ceylan Yayınları ile konuştuk. İki yayınevi de baskı sayılarının düşmesine dikkat çekerken, sadece maliyetlerinin değil, yayıncı ile okurun buluştuğu fuarlara katılım ücretlerinin de arttığını, birçok devrimci yayınevinin bu artıştan dolayı fuarlara katılamadığını belirtti.

    Ceylan Yayınları’ndan Hüseyin Gültepe, mevcut tabloyu şöyle anlattı: “Bir süredir içinde olduğumuz bu sıkıntılı süreç, yayıncı ve yayınevlerinin ilk defa karşılaştığı bir kriz değil, ancak en şiddetlisi dersek, abartmış ya da yanılmış olmayız. Yayınevlerinin büyük bölümü ücretli fuarlara katılmama kararı almak zorunda kaldı, okurla temasını ciddi oranda düşüren bu durumun yanı sıra yayın programları askıya alındı, hatta kapanan yayınevleri de sayıca hiç az değil. Yayıncılık, tarihinin en sıkıntılı girdaplarından birinde şu an. Sosyalist, devrimci yayın kuruluşları elbette bu krizi en yakıcı şekilde yaşıyor. Sayısız olanaksızlık içinde var olan ve var eden devrimci yayıncılar açısından dayanışmanın dışında özgün örgütlülüklerin zorunluluğunun da bir kez daha karşımıza çıktığını düşünüyoruz.”

    Belge Yayınevi’nden Sinan Zarakolu ise ekonomik krizlerin, sol, sosyalist, muhalif yayınevlerini varoluşsal çelişkileriyle bir kez daha yüz yüze bıraktığını belirterek, şöyle devam etti: “Bu yayınevleri yanında spesifik belli alanlarda kültür yayıncılığı yapmaya çalışan yayınevlerini, dernek, kültür merkezi ve sivil toplum kuruluşlarını da dahil edebiliriz. Ekonominin dengeli gidişatı içerisinde tüm bu yayınevleri her ne kadar ticari teşekkül olarak kurulmuş olsalar da kar amacı gütmeden, sadece sürdürülebilir bir çalışmanın koşullarını iyi kötü sağlayabiliyordu. Böylece politik-kültürel ana akımların dışında bilgi çeşitliliğinin sağlanması ve bu alternatif kaynaklara erişimin görece daha okur dostu maliyetlerle kolaylaştırılması hedefleri belli bir ölçüde tutturulabiliyordu.”

    KİTAP ALIP OKUMAK LÜKS OLDU

    Ekonomik krizin, insanların enerji, barınma, gıda gibi temel ihtiyaçlarında radikal bir enflasyonu beraberinde getirdiğine dikkat çeken Zarakolu, şunları ifade etti: “İnsanların sahip olduğu bu ihtiyaçların dışında varoluşları için harcayabilecekleri kaynaklar, kriz patlak verir vermez bir çırpıda yağmalanmış oldu. Bir okur için ‘bu ay okuyacağım kitapları aldım, rafıma koydum’ diyebilmek, çok hızlı bir biçimde lükse dönüştü. Kuşkusuz bu yayınevleri ve onları ayakta tutmaya çalışan insanlar da aynı derdin kuşatması altında. Bu nedenle mecburen sunulan kitapların fiyatları arttırılıyor. Bu artış, hayatın diğer alanlarında yaşananın çok altında olsa da zaten kaynağı kısıtlanmış okur için kitaba ulaşmayı daha da güç hale getiriyor. Hem okurlar hem de yayınevleri giderek daha da fazla sayıda insanın gelirinin asgari ücret seviyesine indirgendiği bir gidişatın esiri olmuş durumda. Ne kar amacı gütmediği için hiçbir zaman kaynak birikimine sahip olmamış bu yayınevleri okurları ne de kesintisiz biçimde gelir yitimine tabi tutulmakta olan okurlar yayınevlerini sübvanse edebilecek durumda. Yaşamakta olduğumuz yaman çelişkinin özeti bu olsa gerek.”

    KAĞIT SIKINTISI

    SEKA kağıt fabrikasının kapatılması sonrası zaten bir kağıt sorunu yaşandığını belirten Gültepe, kağıdın ithal edilmesi ve ithal kağıdın da tekeller eliyle dağıtımından dolayı, yayıncılıkta tek seslilik olduğunu belirtti.

    Zarakolu ise zaten baskı sayısı adetlerinin azalmasından dolayı kağıt sıkıntısının en çok endüstriyel yayın yapan yayıncıları vurduğunu söyledi.

    DÖNEMSEL KRİZLERDEN BAĞIMSIZ

    Maliyetlerin artmasından sonra baskı sayılarının azaldığını belirten Zarakolu, bazı devrimci yayınevlerinin dijital baskı denilen az sayıda baskıya yöneldiğini, matbaada kitap basmanın maliyetinin daha fazla arttığını, okuyucu profilinin de değiştiğini belirterek, şöyle konuştu: “Okuyucu profili sürekli olarak değişmekte, ki bunu ötesinde tüm dengelerin değişmekte olduğu bambaşka bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla bunu dönemsel krizlerden bağımsız düşünmek gerekiyor. Hayat değiştikçe, yeni kuşaklar geldikçe bu değişim kaçınılmaz. Ancak bu değişimin seyri hakkında bir şeyler mutlaka konuşulmalı. Güncel ekonomik krizden bağımsız olarak bir tez öğrencisinin tezini/araştırmasını gerçekleştirirken duyduğu gibi bir kaynak iştahına sahip okurlar, okuma grupları ile giderek daha az karşılaşıyor olmamızı sorgulamalıyız. Bunu sadece depolitize olan insanlar giderek daha da dijital ortamların esiri oluyorlar, şeklinde açıklayamayız. Dolayısıyla yayınevlerinin sunduğu içeriklerin, yayıncılığın niteliği de bu sorgulamanın bir parçası olmalı. Kısaca bu profil değişimini sürekli olarak okurların yeni gelişen bilgi/içerik beklentileri ve buna karşılık yayınevlerinin ne kadar doyurucu olduğu denklemi içinde takip etmeli… Okurlarla alakalı her sorgulamaya sundukları içeriklerle beraber yayınevlerini de dahil etmek durumundayız, yayınevlerinin ve okurların toplamındaki profil değişimine bakmalıyız.”

    ÇOK DAHA BÜYÜK SORUNLARLA YÜZ YÜZE

    Dengesizleşen fiyat artışları sonrası devrimci yayınevlerinin önceliklerinin değiştiğini belirten Zarakolu, yayıncının, yayıncılık yerine işin tüccarlık kısmına daha çok zaman ayırdığını, iş yerlerinin kiralarının artması, gelen faturaların her ay zamlı olarak gelmesi, giderlerin her geçen ay artması sonucu, yayıncılık yerine ‘nasıl ayakta kalırım’ diye düşündüğünü söyleyen Zarakolu, “Basılacak kitapların sıralamasındaki olası değişimleri sadece ekonomik gerekçelerle açıklayamayız, birçok başka nedeni olabilir. Sol, sosyalist, muhalif yayınevlerinin yayın programına girmiş olan tüm kitapların belli bir yayın çizgisi içinde yer aldığını varsaymak gerekir. Eğer bu konuda şüphe varsa zaten bu krizden bağımsız olarak bir kimlik yitimini işaret eder. Konunun nicel tarafına da bakmak gerek. Senede 100 başlık yayınlayan endüstriyel bir yayınevinin sıralama öncelikleriyle ticari avantaj araması söz konusu olabilir ama senede on yirmi başlığı ancak yayınlamış bir yayınevi sıralama değişikliği yapsa dahi büyük bir fayda yaratamaz. Sol, sosyalist, muhalif yayınevleri, yayın programlarındaki bir iki yer değişikliğinin getireceği küçük avantajların telafi edemeyeceği çok daha büyük sorunlarla yüz yüze.”

    TELİFSİZ KİTAPLARA YÖNELME

    Gültepe ise yayıncıların, daha az maliyeti olan telifsiz kitaplara yöneldiğini belirterek, “Fiyat artışları, okurla yayınevinin arasında uçurum oluşturmuş olabilir ancak bir büyük problem daha var: Yayıncılar, kur sebebiyle yükselen telif ücretleri sebebiyle telifsiz kitaplara bir mecburi istikamet şeklinde yönelmek durumunda kaldı. Yayın skalasındaki renkleri silmezse de solduran bu durum, yayın politikalarına yeniden yeniden şekil veriyor ve girdabı derinleştiriyor” dedi.

  • İnsanlar ölüyor, silah tüccarları zenginleşiyor

    İnsanlar ölüyor, silah tüccarları zenginleşiyor

    Silah şirketleri karlarını geçen yıla göre yüzde 1,9 artırıp kazançlarını artırmayı sürdürüyor. SIPRI’nın yayınladığı raporda, dünyanın en büyük 100 silah şirketi 2021’de toplamda 592 milyar dolar kazanç sağladı. En büyük pay yine Amerikan silah sanayisinin kasasına girdi. 

    Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2015 yılından beri silahlanama ve bundan kar edenler raporunu hazırlıyor. 2021 yılı raporunun verilerine göre Kuzey Amerikalı silah üreticileri savaş ve buna bağlı silah teknolojilerinin satışında yüksek karlar ele etmeye devam ediyor. 

    ABD silah şirketlerinin karlılık oranındaki düşüşün dönemsel olduğuna dikkat çeken uzmanlar, savaş üzerinden yapılan ticaretin en karlı kalemlerden olmaya devam ettiğini söylüyor. 2022 SIPRI Raporu’nun yazarlarından Şiao Liang, bu düşüşün ekonomide yaşanan ve hâlâ tam olarak aşılamayan “long covid” durumu ile ilgili olduğunu belirtiyor. DW’ye konuşan Liang, “Tedarik zincirlerinde yaşanan kesintilerden en çok etkilenenler ABD’li (Amerika Birleşik Devletleri) şirketler oldu. Buna bir de ABD’de, 2021’de görülen yüksek enflasyon eklendi. Temel nedenler bunlar” ifadelerini kullandı.

    Türkiyesiz kan ticareti olmaz

    SIPRI’nün yayımladığı rapora göre, dünyadaki en büyük 100 silah şirketi arasında iki Türk şirketi de yer alıyor. Rapora göre, ASELSAN ile Aerospace’in toplam silah satışları 2021 yılında 3 milyar 400 milyon dolara ulaştı. Listenin 56’ncı sırasında bulunan ASELSAN, bir önceki seneye kıyasla silah satışlarını yüzde 6 oranında artırarak toplam 2 milyar 200 milyon dolarlık ciro elde etti. 2020 yılında “Dünyanın en büyük 100 silah şirketi” listesinin dışında kalan Aerospace ise silah satışlarını yüzde 62 oranında artırarak yeniden listeye girmeyi başardı. Rapora göre, listenin 84’üncü sırasında yer alan şirketin silah satışlarını bir yıl içerisinde bu denli artırabilmesinde Anka-S İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) Türk ordusuna teslimatı etkili oldu.

    Avrupa hızla silahlanıyor

    SIPRI raporuna göre, cirosunu yükselten bölgelerin başında ise yüzde 4,2’lik artışla Avrupa geliyor. Üstelik bu veriler, Ukrayna savaşı öncesine ait.

    Ukrayna savaşının etkilerine de değinilen SIPRI raporunda, Avrupa ve ABD’de silahlara olan talebi anormal ölçüde arttırdı. “Ukrayna’ya gönderilen silahlar ABD ve Avrupa ülkelerinin envanterinden çıktı ve bu eksiklerin tamamlanması gerek” diyen Liang, “Siparişlerin artacağından eminiz, ancak bu durum 2022 mali tablolarına kazanç olarak yansır mı, bunu net bir şekilde söylemek için erken” söyleminde bulundu.

    Savaş Rheinmetall’e de yaradı

    Bugün itibarıyla Avrupa’da, siparişlerin büyük oranda artacağı öngörüsünde bulunan tek savunma sanayi şirketi Almanya merkezli Rheinmetall. Şirket, Ukrayna’ya zırhlı araç gönderecek ülkelerin, bu açıklarını kapatmak için siparişlerini 2023’te yüzde 30 ila 40 oranında artıracağını tahmin ediyor. 

    Buna en iyi örnek ABD’de üretilen Javelin tanksavar füzeleri ile ilgili siparişler. Washington yönetimi 2022’nin Ekim ayına dek Ukrayna’ya 8 bin 500 adet Javelin füzesi gönderdi. Bu da üç ila dört yıllık bir üretim süresine denk geliyor.

    Polonya, asker sayısını beş yıl içinde iki katına çıkarmayı hedefliyor. Finlandiya, hava kuvvetlerine yatırımı önemli ölçüde artırma kararı alırken, Yunanistan, Fransa ve İtalya milyarlarca euro değerinde silah alımı için anlaşmalar imzaladı. Almanya’da ise Başbakan Olaf Scholz, savaşın başlamasından kısa süre sonra ordu için 100 milyar euro bütçe ayrılacağını duyurmuştu.

  • AABK Kurucusu Turgut Öker serbest bırakıldı

    AABK Kurucusu Turgut Öker serbest bırakıldı

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) kurucu başkanı ve HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Turgut Öker, serbest bırakıldı.

     

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi eski milletvekili Turgut Öker, Ankara’da gözaltına alındı.  Adıyaman 1’inci Sulh Ceza Hakimliği’nce “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hakkında aranma kararı bulunan Öker, Ankara Adliyesi’ne getirildi.

    Adliyede Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile Adıyaman Savcılığı’na bağlanan Öker ifade verdi. Avukatıyla birlikte ifade veren Öker’e, Adıyaman’da 20 Mart’ta katıldığı Newroz konuşması suçlama konusu yapıldı. Öker’in “örgüt propagandası” yaptığı öne sürüldü. İfadesi alınan Öker, serbest bırakıldı.

    SUÇLAMA KONUSU KONUŞMASI

    Hakkında soruşturma açılan Öker’in, 20 Mart 2022 Newroz’unda şunları söylemişti: “Birlik olmadan bu karanlığı yıkma şansımız yok. Bugünün diktatörlerini birlikte yıkma dışında bir şansımız yok. Bu meydanda Alevi, Sünni, gençler, kadınlar var; bu umut veriyor. Barış için kitlendik ve halaya durduk. Demokrasi ve özgürlük neredeyse biz oradayız. HDP bizi birleştirdi. Hiçbir baskı bu soylu davayı engelleyemez. Bu ülkede demokrasi Kürt halkı haklarına erişmeden olmaz, Aleviler inançlarını özgürce yapmadan olmaz.”

     

  • Turgut Öker Ankara’da gözaltına alındı

    Turgut Öker Ankara’da gözaltına alındı

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı ve HDP eski milletvekili Turgut Öker, Ankara’da gözaltına alındı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Turgut Öker, gözaltına alındı.

    Öker hakkında Adıyaman 1’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından “örgüt üyesi olma” iddiasıyla aranma kararı çıkarıldığı bildirildi.

    Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Öker, emniyet işlemleri ardından adliyeye sevk edilecek.