Category: Türkiye

  • Aleviler’den hükümete sert tepki: Cemevi bizim ibadethanemizdir!

    AKP hükümetinin Cemevlerine ibadethane statüsü değil ‘kültür merkezi’ statüsü vereceğinin duyurulmasına Aleviler sosyal medyadan tepki gösterdi. Tepkiler arasında “Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik şarttır!” sözleri de yer aldı. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugünkü kabine gündemimizde talimatımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı bir çalışmayı da görüştük” demişti.

    AKP’ye yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi ise Hürriyet gazetesinde bugünkü (29 Ekim tarihli) yazısında cemevlerinin ‘kültür merkezi’ olarak tanınacağını yazdı. Bu iddialar üzerine Alevilerden sosyal medya üzerinden tepkiler gelmeye başladı. Öne çıkan tepkileri derledik.

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Pir Musa Kazım Engin yaptığı paylaşımda şu tepkiyi gösterdi:

    “İktidar 19 yıldır içeriği olmayan ve sadece oyalama, kandırma amaçlı sözde “açılımlardan” sonuç alamayınca teker teker Cemevlerini ve “biyolojik dedeleri” hedefe alarak kurumları, federasyonları arkadan kuşatmaya almaya çalışıyor. On yıllardır sürdürülen eşit yurttaşlık, yasal ve Anayasal hak ve hukuk mücadelesi bypas edilmeye, bir maaş, elektrik-su parasına mücadele iğdiş edilmeye çalışılıyor. Tüm kurumlar istisnasız bu konuda ivedilikle tutum ve tavır belirlemeli, en yüksek düzeyde bunu seslendirmelidirler! “Gizli görüşme yapılan” 1585 Cemevinin yöneticileri açık ve şeffaf bir şekilde görüşme içeriğini halka açıklamalıdırlar. Tüm kurumların genel merkezleri bölge toplantıları yapmalı üyeleri duyarlı olmaya çağırmalıdır! Kurumların “Yol ve Erkân Kurulları” ‘bir maaşa’ iktidar ile işbirliği yapacak “dedeler” hakkında kalıcı ve bağlayıcı yaptırım uygulamalıdır! Ardından merkezi düzeyde tüm kuruluşların katılımı ile etkili bir basın açıklaması yapılmalıdır! Anayasal ve yasal sınırlar içinde “Sivil itaatsizlik” şarttır!”

    “TALİPLER MAAŞ KABUL EDEN DEDELERİ TANIMAMALIDIR”

    Tepkiler, Engin’in açıklamalarıyla sınırlı kalmadı. Bu gelişmelerin açılım olmadığını, aksine Alevilere yönelik sürekli olarak gündemde olan senaryolardan biri olduğu belirtildi.

    “Faşizmin iktidarda kalabilmesinin tek dayanağı yalan ve demagojidir. Faşizm, Aleviler için yeni bir açılımda bulunacakmış. Faşizmin açılımdan kastı, kendisinin tıkanan yolunu açmaktır” denilerek Aleviler üzerinden iktidarın kendini yenilemeye çalıştığını yazdılar.

    Eğitimci Vedat Kara, “Cemevleri Kültür Merkezi değil, ibadethanedir.” yazarak tepkisini koydu.

    Gazeteci Fatih Portakal Twitter hesabından Selvi’nin yazısına tepki gösterdi. Portakal, “Hala anlamamakta ayak diretiyor yönetenler: kültür merkezi olsun istenmiyor, istenen ibadethane olarak kabul edilmesi. Bu kadar zor mu? Hem sizin izin verip vermemenizle de alakası yok bu işin. Bu insanların hakları. Nokta” dedi.

    Bir Alevi yurttaş ise şu sözlerle tepki gösterdi:

    “AKP 20 yıldır seçim arifelerinde Alevilere yönelik hamleler yapıp seçim sonrası geri çekiliyor, yeni bir seçim arifesinde aynı hamleleri tekrar ediyor. Bu hamleler sonucunda Alevilere hiç bir şey vermediği gibi her geri çekilişte parçalar kopararak ayrılıyor. Ve bizler bu tahribatı sadece seyrediyor aynı tepkileri tekrar ediyoruz. İçimizde zaafları inancından daha etkili o kadar isim var ki AKP’nin sunmuş olduğu (sadece AKP ile sınırlı değil, Alevileri katledenlerden tut, IŞİD’cileri üç beş öfkeli genç görenler dahil) kırıntıların üzerine öyle bir atlıyor ki gözü ne inancı ne değerleri görüyor. Bizim pirlerimiz der ki “erenler cemine gireyim dersen kin ile kibri at da öyle gel” anlaşılan o ki erenler cemine girmek için “kin ile kibir” yeterli gelmiyor; zaafı da atması gerekiyor. Yola inanca en çok zararı zaaflılar veriyor.”

    Yurttaşlardan bir diğeri Selvi’nin yazısını paylaşarak; “Dedeler maaşı reddetmeli. Reddetmezlerse talipler onları tanımamalı.” dedi.

    Twitter’dan bir yurttaş ise “Alevilik kültürmüş ha! Dini inancın kültür olduğu nerede görülmüş? Hz. Hüseyin kültürü için mi öldürüldü? Aleviler, Allah, Muhammed, Ya Ali! derken kültür mü yapıyorlar? Hacı Bektaş Veli de kültür adamıydı değil mi Selvi? Cemevleri Alevilerin mescitleridir.” notunu paylaşıp tepki gösterdi.

    Bazı tepkiler ise şu şekilde:

    “Maaşa bağlayacakları dedelerde Alevileri asimilasyona uğratmak için kurulan vakıflardan çıkan ‘Alevi dedeleri’ olur kesin.”
    seçim geliyor Tayyip’in aklına cemevleri düzenlemesi gelmiş.”
    “2005 – Başbakanlık reddetti.
    2007 – Erdoğan’ın talimatıyla Alevi açılım süreci başlatıldı.
    2008 – Erdoğan: Cemevleri ile ilgili şahsıma ulaşmış bir talep yok.
    2012 – Erdoğan: O cemevi bir ucube olarak yapıldı.
    2013 – Erdoğan: İslam’da tek ibadethane vardır, cami.

    “Ne zaman açılım deseler korkuyorum. Aklıma madımak geliyor ürküyorum. Aklıma Kürt açılımı geliyor tüylerim diken diken oluyor. Bırakın herkes olduğu gibi kalsın açılım saçılım yapmayın.”
    “Vergi alırken beni ayırmıyorsan. Hizmet verirken de ayıramazsın! Cemevi benim ‘ibadethanem’ Kültür merkezi olamaz. Benim hakkım olanı bana ‘vermek’ bu kadar zor mu?”

    KAYNAK: Helin YILMAZ/PİRHA

  • Konya Meram`da ırkçı faşist saldırı

    Konya Meram`da ırkçı faşist saldırı

    Konya’da daha önce ırkçı saldırıya uğrayan Kürt aileye yeni bir saldırı gerçekleştirildi. Faşist saldırıda Dedeoğulları ailesinden 3’ü kadın 7 kişi katledildi.

    Konya’nın Meram ilçesinde yaşayan Kürt aileye ırkçı saldırı gerçekleşti. 12 Mayıs’ta 60 kişilik ırkçı bir grup tarafından saldırıya uğrayıp ağır yaralanan Dedeoğulları ailesine yönelik yeni bir ırkçı saldırıda aile bireyleri katledildi.

    Saldırganların aile bireylerini vurarak katlettiği ardından da evin önünde yere dizerek yakıldığı iddaları var, görüntülerde cenazelerin yanık olduğu açıkça görülüyor. Saldırganlar evi de ateşe verdi.

    Konya Meram`da ırkçı faşist saldırı
    Konya Meram`da ırkçı faşist saldırı

    TJK-E’nin, KCDK-E’nin açıklamalarıyla yapılan çağırlarla, Kürt halkı Avrupa’da sokaklara iniyor. YJA Star’dan yapılan açıklamada ise Serihildan çağırısı yapıldı.

    HDP Konya’daki katliam ardından acil gündemle toplandı

    AKP-MHP’nin hedef göstermesiyle, Konya’da Kürt aileye dönük gerçekleşen ırkçı saldırının ardından HDP “acil” toplanma kararı aldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi üyeleri, Konya’nın Meram ilçesinde yaşayan Kürt aileye dönük gerçekleşen ırkçı saldırının ardından acil toplanma kararı aldı. Kısa süre sonra HDP Eş genel Başkanı Mitat Sancar kameralar karşısına geçerek açıklama yaptı.

    Sancar “Irkçı saldırı AKP – MHP faşizminin oluşturduğu zeminde gerçekleşti. Bu katliamın gerçek sorumlusu Türk devletidir, hepimiz hep birlikte, haklarımızı savunmaya, öz savunmamızı gerçekleştirmeye, devam edeceğiz, bizler ırkçılıı yenecek kadar güçlüyüz.” Dedi.

  • Sîsê nenenin torununa 70 yıl hapis

    Sîsê nenenin torununa 70 yıl hapis

    80 yaşında 3 yıl cezaevinde kalan Sisê Bingöl’ün torunu Zeynel Ali Bingöl hakkında katıldığı Berkin, Roboskî anması ve 1 Mayıs gerekçe gösterilerek 70 yıl hapis cezası isteniyor.

    ”80 yaşında bir kadını tutuklamış bir zihniyet bugün onun torununa, onun yaşı kadar ceza veriyor” diyen Zeynel ”Nenem hep mücadele etti. Ben de bu mücadele mirasını yaşatacağım” diye belirtti.

    80 yaşında tutuklanarak 3 yıl cezaevinde kalan Sîsê Bingöl’ün torunu Zeynel Ali Bingöl de Türk devletinin zulmü ile yüz yüze kaldı. 28 yaşındaki Bingöl hakkında, 1 Mayıs, Gezi Parkı, Berkin Elvan eylemlerine katıldığı gerekçesiyle Bingöl hakkında 70 yıl hapis cezası isteniyor.

    Muş’un Varto ilçesine bağlı Badan köyüne Nisan 2016’da yapılan bir baskında 3 kişi ile birlikte ”örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan 80 yaşındaki Sîsê Bingöl’e 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Yaşadığı birçok rahatsızlığa rağmen Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) ”cezaevinde kalabilir” dediği Bingöl, 85 yaşında infazını tamamladığı için Mart 2019’da tahliye edildi. İki oğlu şehit düşmüş Bingöl’ün, Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’nda okuyan torunu Zeynel Ali Bingöl hakkında da onlarca yıl hapis isteniyor.

    Berkin, Roboskî anması, 1 Mayıs

    Zeynel hakkındaki dava ise 8 yıl öncesine dayanıyor. 2013  yılında gözaltına alınan Zeynel, 1 yıllık tutukluluk ardından tahliye oldu. Hakkındaki suçlamalar ise 1 Mayıs İşçi Bayramı, Gezi Direnişi, Berkin Elvan için yapılan anma etkinliği gibi eylemlere katılmak. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, savcı 8 yıl aradan sonra mütalaasını hazırladı. Avukatı Hüseyin Boğatekin, ”Savcı, müvekkilim hakkında birden çok barışçıl gösteriye katıldığı için 2911 sayılı yasanın 32. maddesi, yine TCK’nin 314/2 maddesi ve 149. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesinden mahkumiyet talep etmektedir. Sonuç olarak müvekkilim hakkında yaklaşık olarak 70 yıla yakın hapis cezası istenmektedir” dedi. Karar duruşmasının 17 Aralık 2021 tarihinde görüleceğini ifade eden Avukat Boğatekin, ”Adil yargılamanın olmadığı bu yargılamada müvekkilim hakkında hukuka aykırı ve haksız bir karar verilmesi kuvvetle muhtemeldir” diye belirtti.

    Demokratik hakkımı kullandım

    Mimar Sinan Güzel Sanatlar Devlet Konservatuarı 3. sınıf öğrencisiyken gözaltına alınan Zeynel, İstanbul’da yoksul mahallelerde çocuklara müzik dersi de veriyordu. Tahliye olduktan sonra müziği geliştirmek ve İngilizce öğrenmek için İngiltere’ye giden Zeynel Ali, Kürt ve Alevi kimliğinden kaynaklı böyle bir zulüm ile yüz yüze kaldığını söyledi. Bingöl, ”Biz üniversiteli gençler olarak demokratik hakkımız olan eylemlere katılıyorduk. Roboskî Katliamı’nı kınadık, Gezi Direnişi ve 1 Mayıs İşçi Bayramı gibi demokratik eylemleri katıldık. Yine Berkin Elvan’ın anmasına katıldık. Bunları zaten mahkemelerde de savunduk” diyerek yargılamaya tepki gösterdi.

    Tehdit edildi, ajanlığa zorlandı

    Gözaltına alındığında kendisine ajanlık dayatıldığını aktaran Zeynel, ”Toplumun her kesimine hitap edebilen, konuşabilen, görüşebilen benim gibi bir gençten istedikleri tek şey onlara daha politik olan bazı insanları ispiyonlamamdı. Tabi ki reddettim” dedi. Tahliye ardından da ajanlık dayatmalarının devam ettiğini söyleyen Zeynel, ”Birkaç defa sokak aralarında tehdit edilmeme rağmen ben bunu ilk günden son güne kadar reddettim. İHD’ye de bu konuda başvurdum. Hem hukuki hem psikolojik hem de hukuksal yardım talep ettim ama açıkçası ben bu kadar ileri gideceklerini bilmiyordum” diye konuştu.

    Dönerse tutuklanacak

    İddianamede kendisine yöneltilen suçlamaların ”Gezi Direnişi ve 1 Mayıs İşçi Bayramı ve Berkin Elvan’ın anmasına katılmak” olduğunu yineleyen Bingöl, bunun sonucunda hakkında 70 yıl ceza istendiğini belirterek, Türkiye’ye gitme durumunda tutuklanacağını söyledi.

    Her şey olabilirsin ama Kürt olamazsın

    Türk devletinin çeteleştiği ve mafya devleti haline geldiğini ifade eden Bingöl, sözlerini şu şekilde sürdürdü: ”Dünyanın birçok yerinde faşizm var ama hiçbiri Kürtlerin ve Alevilerin üzerinde uygulanan kadar değildir. Bir Kürt başbakan olabilir, müzisyen olabilir, belediye başkanı olabilir ama bir Kürt’ün Kürt olmasına izin vermiyorlar. Biz Kürtlük ölçülerinde ne kadar zorlansak bizi o kadar suçlu hale düşürdüler.”

    En büyük yaram

    Nenesi Sisê Bingöl’ün yaşadığı zulmü hatırlatan Bingöl,   ”En büyük yaram odur. Çünkü 2 oğlunu dağda kaybetmiş diğer 2 çocuğunu Varto’da yoksulluk döneminde kaybetmiş bir annedir kendisi. İlk önce evimiz basıldığında ‘Sisi kod adlı terörist’ diye gösterildi ve nenem 3 yıla yakın tutuklu kaldı. 80 yaşında bir kadını tutuklamış bir zihniyet bugün onun torununa onun yaşı kadar bir ceza veriyor” dedi.

    Zeynel son olarak şu mesajı verdi: ”Nenem, torunlarına güzel yaşamlar bırakmak istedi. Evet belki bize istediklerini bırakamadılar ama hep mücadele ettiler. Ben de onlardan bize kalan bu mücadele mirasını yaşatacağım.”

    EREM KANSOY / LONDRA

  • Sancar: HDP’yi kapattırmayacağız!

    Sancar: HDP’yi kapattırmayacağız!

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) HDP ile ilgili ikinci kez hazırlanan iddianameyi kabul ettiği sırada olağan toplantıda olan HDP MYK’si gelişmeyi değerlendirdi. MYK toplantısına verilen arada HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile HDP MYK üyeleri basının karşısına çıkarak bir açıklama yaptı.
    Açıklamayı yapan Sancar, şunları söyledi:
    “Anayasa Mahkemesi kapatma davası ile ilgili yenilenen iddianameyi bugün kabul etti. Doğrusu, Anayasa Mahkemesinin tarihi bir fırsat yakalamışken bunu değerlendirmemiş olması Türkiye adına büyük bir talihsizliktir. Evet, AYM iddianameyi kökten reddetme fırsatına sahipti. Bunu yapması için de yeterince hukuki ve vicdani sebep mevcuttu. Çünkü kapatma davası aylar süren bir siyasi kampanyanın sonucunda açılmıştı.

    ‘TEHDİTLER IŞIĞINDA HAZIRLANDI’

    Biliyorsunuz, başta iktidarın küçük ortağı MHP olmak üzere, iktidar ve yandaşları aylarca HDP’yi hedef gösterdiler, HDP’yi çeşitli platformlarda düşmanlaştıran açıklamalar yaptılar ve tehditler savurdular. AYM’den de bu yönde taleplerde bulundular. Bu talebi öncelikle elbette Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yönelttiler. Kısacası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının hazırladığı ilk iddianamenin arka planında bu siyasi kampanya, bu tehdit ve şantaj kampanyası yer alıyor. Üstelik başta MHP olmak üzere iktidarın çeşitli birimleri sadece HDP’yi tehdit etmekle kalmadılar, bizzat Cumhuriyet Başsavcılığını da tehdit ettiler. Bu arka planda hazırlanan iddianamenin herhangi hukuki bir değeri olmayacağını en temel hukuk bilgisi olan kişiler de değerlendirebilir.
    Bunun siyasi bir operasyon olduğunu herkes kendi gözleriyle canlı bir şekilde gördü. Ve ilk iddianamenin nasıl çürük, boş, çöp bir metin olduğunu da hep birlikte gördük. AYM ilk iddianameyi geri çevirmekle doğru bir iş yapmıştı, şimdi bu konuda hiçbir şey değişmemişken; siyasi kampanya, tehdit, şantaj operasyonları devam ederken üstüne bir de İzmir İl Örgütümüze canice saldırı yapılmışken, AYM’nin iddianameyi kabul etmiş olmasını hukukla açıklamak mümkün değildir.

    ‘AYM, TARİHİ FIRSATI HEBA ETTİ’

    AYM, en azından aylardır ve yıllardır süren bu tehdit, şantaj, düşmanlaştırma ve hukuku bütünüyle bir kenara bırakma operasyonlarının altını çizerek iddianameyi reddetmeliydi. Ayrıca bütün bu kampanyaların sonucu olduğu açık olan İzmir İl Binamıza yapılan saldırıyı da dikkate almalıydı. İzmir İl Binamıza yapılan saldırı, orada katledilen yoldaşımız Deniz Poyraz, burada oynanan oyunun ne olduğunu herkese açıkça göstermişken AYM’nin bu gerçeğe gözlerini kapatmış olması kendileri adına tarihi bir sorumluluk yaratmıştır. Açık bir siyasi operasyon, demokratik siyaseti tasfiye planları üstüne kanlı kirli kaos planları böyle ortadayken eğer AYM iddianameyi reddetmiş olsaydı, Türkiye toplumuna demokrasi umudu adına önemli bir mesaj vermiş olacaktı. Bunu yapmadı, bu nedenle AYM’nin demokrasi, toplumsal barış ve özgürlük adına tarihi bir fırsatı heba ettiğini söylemek zorundayız.

    ‘DAVANIN SAVCISI İKTİDAR, AVUKATLARI DA HALKTIR’

    Ancak AYM’nin bundan sonraki süreçte bu vebali ortadan kaldıracak bir tutum sergilemesi yönündeki beklentimizi korumak istiyoruz. Şüphesiz bu davanın savcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı değildir. Bunu defalarca söyledik; bu davanın iddianamesini hazırlayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı değildir. Bu iddianame MHP Genel Merkezi’nde hazırlanmış, Saray’ın hukuk birimlerinde son şekli verilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir. Süreç bu kadar açıkken, davanın savcısının bizzat iktidarın kendisi olduğunu herkesin görmesi gerekiyor.
    Bu davanın avukatları da olacaktır, bu davayı savunmak için avukatlar görev alacaktır. Hukukçularımız, bizler bu davada en güçlü savunmayı yapacağız ama şunu herkes açıkça görsün ki nasıl bu davanın savcısı iktidar ise avukatları da halkın bizzat kendisidir. Bu davada HDP’yi sonuna kadar savunacağımızı ve mutlaka yaşatacağımızı defalarca söyledik. Aynı kararlılığımız daha da büyüyerek devam etmektedir. Bu davanın gerçek avukatı halktır, en başta Kürt halkıdır.
    İradesine her alanda saldırı yapılan Kürt halkı, iradesini savunma kararlılığını her fırsatta ve her zeminde ortaya koymuştur ama davanın avukatı sadece Kürt halkı da değildir. Çünkü davanın hedefi en başta Kürt halkı ve onun iradesidir ama aynı zamanda HDP’de billurlaşan halkların ortak mücadelesidir. Aynı zamanda bu davanın hedefi Türkiye’de demokrasi umudunu yok etmektir, özgürlük özlemini boğmaktır, barış hayallerini bütünüyle gömmektir. İşte tam da bu yüzden diyoruz ki, bu davayı en başta Kürt halkı savunacaktır ama Türkiye halklarının ortak mücadelesiyle bunu bütünleştirecektir ve Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerini de yanına alarak bu davayı boşa çıkaracaktır. Bu davayı boşa çıkaracağız, kararlılığımız tamdır.
    Demokratik siyaset mücadelesinin geriletilmesine asla izin vermeyeceğiz. Tam tersine, bu dava demokratik siyasette kararlılığımızı ve mücadeleyi büyütme azmimizi daha da artıracaktır, şimdiden bunu açıkça söyleyelim. Davanın ilk açıldığı tarihten sonra yapılan 8 Mart etkinliklerinde ve Newroz kutlamalarında halkımız bu avukatlığı nasıl güçlü ve kararlı bir şekilde yapacağını zaten göstermiştir.
    Bundan sonra da demokratik siyaset zemininde bütün meşru haklarını kullanarak partimizi, halkımızın ve halklarımızın iradesini savunmaya devam edeceğiz, HDP’yi kapattırmayacağız! HDP’yi büyüterek yoluna devam ettirecek gücümüz vardır. İnancımız tamdır, kararlılığımız sağlamdır.
    Bu davada verilecek karar sadece HDP’ye ilişkin olmayacaktır. Bu davada verilecek karar, en başka AYM’nin kendisi hakkında bir hüküm olacaktır. Eğer HDP’yi kapatma kararı verirse AYM kendisini de kapatma kararı vermiş olacaktır. Halkın vicdanında ve dünya demokrasi kamuoyunda AYM böyle bir karar verirse kendisini de mahkum etmiş olacaktır.
    Ancak sadece bu da değildir mesele. Eğer AYM bu davanın sonunda kapatma kararı verirse şantajlara, tehditlere ve kaos planlarına boyun eğdiğini göstermiş olacaktır. Tersinden söyleyelim, AYM vereceği kararla Türkiye’de demokrasinin geleceğini, Türkiye’de toplumsal barışın geleceğini de belirleyecektir. Fakat esas sorumluluk ve görev bizlere düşmektedir. Bizlere. Başta Kürt halkı olmak üzere ortak mücadele yürüten halkların temsilcilerine, Türkiye demokrasi güçlerine ve dünya demokrasi kamuoyuna görev düşmektedir.
    Biz kararlıyız HDP’yi sonuna kadar savunacağız, kimsenin şüphesi olmasın HDP’yi yaşatacağız. HDP Türkiye’nin aydınlık geleceğinin ışığı olan çok güçlü bir fikriyattır. HDP sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da demokratik birlikte yaşamanın teminatı olan ve güçlü kökleri olan bir fikriyat ve teşkilattır. Bir mahkeme kararıyla bunu etkisizleştirebileceklerini, bir dava süreciyle bu yoldaki kararlılığa gölge düşürebileceklerini sananlar çok büyük yanılıyorlar. Bu davayı bizi sindirmek, şantaj aracı olarak kullanmak gibi plan yapanlar varsa bilsinler tam tersiyle karşılaşacaklar.

    ‘DENİZ YOLDAŞIMIZA SÖZÜMÜZ VAR!’

    Şunu da vurgulamam gerekiyor bizler MYK toplantımızdan çıkarak bu açıklamayı yapıyoruz. MYK’mızın bu konudaki tutumu çok net, kararı çok sağlamdır. Bütün teşkilatlarımızda da ruh hali budur, halkımız kendi gücüne güvenmelidir. En ufak bir tereddüde kimse kapılmamalıdır. Karar ne olursa olsun, süreç nasıl işlerse işlesin, HDP bu güçlü fikriyatla ve bu kararlı halk desteğiyle bütün planları boşa çıkaracaktır.
    Halktan aldığı bu siyasi gücü, Türkiye’nin geleceğini ve politik dengelerini belirleme konusunda kullanacağı yolları mutlaka bulacaktır. Bütün yollar kapatılsa bile HDP, halkla birlikte yeni yolları mutlaka açacaktır. Şüphemiz yok, bütün bedel ödeyen arkadaşlara sözümüz var, en başta Deniz yoldaşımıza sözümüz var: HDP’yi yaşatacağız, büyüteceğiz, mutlaka kazanacağız!”

    SORULARI YANITLADI

    Sancar, “HDP’yi kapatma davası konusunda partinin feshi olursa dava düşer gibi değerlendirmeler var, bu gündeminizde mi” sorusunu şöyle yanıtladı:
    “Sıfır gündem, böyle bir şey gündemimizde yok. İlk günden beri söylüyoruz; HDP’yi sonuna kadar savunacağız, yaşatacağız ve büyüteceğiz. Bu tür spekülasyonlara kimse kulak asmasın. Yürüyüşümüz, HDP’yi savunma ve yaşatma yürüyüşüdür, kararımız HDP’yi büyüterek bu ülkenin yönetimine ortak etme kararıdır.
    “Muhalefetin bu konudaki tutumu hakkında neler söyleyeceksiniz” sorusu üzerine de Sancar, şöyle dedi:
    “Yeni bir aşamaya geldik, her bir aşama Türkiye’deki muhalefet partilerinin de demokrasi güçlerinin de bir sınavı niteliğini taşıyor. Bu konuda benim özel bir değerlendirme yapmam gerekli değildir. Herkes kendi sorumluluğunu, bu davanın amacının ne olduğunu iyice görmeli; demokrasi, özgürlük ve barış içinde bir arada yaşama konusunda samimi olan her çevre ve her parti sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu sınav, halkın vicdanında karara bağlanacak bir sınavdır. Bu sınav tarihin önünde karara bağlanacak bir sınavdır.”

  • AYM, HDP’nin kapatılması iddianamesini kabul etti

    AYM, HDP’nin kapatılması iddianamesini kabul etti

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamenin ilk incelemesi için bu sabah 10.00’da toplandı. Hızlı bir karar alan AYM, HDP iddianamesini kabul etti, mal varlığına tedbir talebi ise reddedildi.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından hazırlanan HDP’nin kapatılması iddianamesi, 7 Haziran’da Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi.
    Başsavcı Bekir Şahin, 843 sayfadan oluşan iddianamede 451 kişi hakkında siyasi yasak istendiğini açıkladı. AYM raportörü iddianame için “kabul edilmeli” yönünde görüş bildirdi. Anayasa Genel Kurulu da bu sabah iddianameyle ilgili son kararı verdi.
    Karar oy birliğiyle alındı.

    BUNDAN SONRAKİ SÜREÇ

    İddianame, ön savunma için HDP’ye gönderilecek. HDP’nin, AYM’nin tanıdığı süre içinde ön savunmasını yapması gerekiyor. Ancak parti bu sürenin uzatılması için başvuru yapabilecek. Ek süre talebini ise AYM karara bağlayacak.
    Ön savunma verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki görüşünü sunacak. Bu görüş de HDP’ye gönderilecek ve AYM tarafından belirlenecek tarihlerde, Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.
    Kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Bu karar, toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla, 15 üyenin 10’unun oyuyla verilebilecek.
    AYM’nin vereceği karar kesin ve bağlayıcı olacak. HDP’nin, AYM’nin kararına karşı başvurabileceği tek mekanizma olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “yürütmeyi durdurma” yetkisine sahip değil ancak ihlal kararı verilebilir.

    HUKUKSUZ İDDİANAME

    Özellikle Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın sanal medyada ve çeşitli etkinliklerde “çözüm süreci”ne dair açıklamalarına iddianamede geniş biçimde yer verildi. Başsavcılık, bu tweet ve açıklamaları HDP ile PKK arasındaki organik bağın delili olarak öne sürmüştü.
    İddianamede, daha önce Kobanê protestolarına dair hazırlanan ve aralarında partili siyasetçilerin de bulunduğu 28’si tutuklu 108 kişi hakkında iddianamenin de bu dosyaya ekleneceğinin işaretini veren şu değerlendirmeler yer aldı: “Kobani Olayları, Hendek Olayları ile Gara operasyonu sonrası davalı partililerce yapılan açıklamalar, davalı Partinin Diyarbakır İl Binasının önünde evlat nöbeti tutan ailelerin beyanları ve PKK-KCK silahlı terör örgütüne HDP teşkilatları aracılığıyla katıldıklarını mahkeme huzurunda ikrar eden ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanan sanıkların ifadelerine yer verilecektir.”
    İddianamede, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun asılsız, dayanaksız iddialarına da yer veriliyor.

  • Ahmet Şık Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı

    Ahmet Şık Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı

    Bağımsız milletvekili Ahmet Şık, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katıldığını duyurdu.

    Gazeteci ve bağımsız milletvekili Ahmet Şık, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katıldığını açıkladı. Şık, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Dostlarım, bugün memleketteki hava bir yandan tüm kasvetiyle üzerimize çöküp karamsarlığımızı derinleştirirken, diğer yandan hepimizi, yeniden, ısrarla bir inada çağırıyor” ifadelerini kullandı. “İnat, daima kazanır” diyen Şık, “Sınırları baştan çizilmiş oyunları, denenmiş çıkmazları ortadan kaldıracak, umudu canlandıracak ve yarını hep birlikte kuracak bir ortak inada ihtiyacımız var” diye yazdı.

    Şık açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Herkesin aynılaştırıldığı, aynılaşmak zorunda bırakıldığı bir dikta rejiminden kurtulmayı dileyenleri çaresizliğe itenlere mecbur değiliz. Emekte, eşitlikte, barış, demokrasi ve özgürlükte inat etmekten yılmayanlar, korkmayanlar, asla aşağı bakmayanlar olarak bizler, yalnız değiliz. Ve bugün buradaysak ve ‘varız’ diyorsak, yaşamaya devam ettiğimizi söylüyorsak çaresiz hiç değiliz.”

    HDP’den istifa etmişti

    Eski HDP İstanbul Milletvekili, 4 Mayıs 2020’de partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. İstifa kararını Twitter üzerinden açıklayan Şık, “Eş başkanlarımızı tenzih ederek, parti yönetiminde bulunan hakim bir anlayışın HDP’nin gücü, anlamı ve değerleri hilafına demokratik teamüllerden uzak tutumlarında ısrarları nedeniyle HDP’den istifa ettim” demişti.

     

  • Gözaltına alınan Ruhi Karadağ yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı

    Gözaltına alınan Ruhi Karadağ yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı

    Son bir kaç yıldır yaşamını Londra da sürdüren ödüllü yonetmen Ruhi Karadağ, hasta annesini ziyaret için gittiği Turkiye de havalanından dün akşam saatlerinde göz altına alınmıştı.

    Yazmış olduğu Yaralı Yonca adlı kitap bahane gösterilerek terör örgütü propagandası suçlaması ile göz altına alınan Karadağ bu sabah çıkartıldığı mahkemece yurtdışı yasağı koyularak serbest bırakıldı.

    Britanyada çalışmalarını sürdüren Tilkiler Dernegi yönetim kurulu üyesi olan Karadağ, Londrada bulunan Medya Production Merkezinin de yöneticisi.

    Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda gün geçtikçe geriye giden AKP hükümetinin bu tutumunu kınıyor dostumuz Ruhi Karadağa uygulanan yurtdışı yasağının derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.

    Demokratik Güç Birliği Britanya