Category: Uncategorized

  • 26 Nisan 2020 : Koronavirüs ile igili bugünkü gelişmeler

    26 Nisan 2020 : Koronavirüs ile igili bugünkü gelişmeler

    Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 413 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 20 bin 732’ye ulaştı.

    1. Başbakan Boris Johnson koronavirüs hastalığı sonrası Pazartesi yeniden görevi başına dönecek.
    2. Hükümet danışmanlarından Prof. Neil Ferguson kısmi sokağa çıkma yasağının erken kaldırılması durumunda, yıl sonuna kadar 100 bin kişinin ölebileceği uyarısında bulundu.
    3. Dünyada vaka sayısı 3 milyona yaklaşırken, koronavirüs sebebiyle yaşamını yitirenlerin sayısı 200 bini geçti.
    4. İngiltere tıp çalışmaları eski başkan yardımcısı Sophie Ridge, olası bir korona aşısının ancak önümüzdeki yılın ortasında kullanıma hazır olacağını belirtti.
    5. Oxford Üniversitesinden Prof. Christophe Fraser Britanya’da 6 milyon insanın koronavirüse yakalanmış olabileceğini söyledi.
    6. Sağlık çalışanları mobil ünitelerde askerler tarafından test edilecek.
    7. Londra Polis Teşkilatı hükümeti sokağa çıkma yasağı konusunda halka yanıltıcı bilgiler vermekle suçladı.
    8. Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 413 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 20,732’ye ulaştı.

    GIK-DER Basin Yayin komisyonu tarafindan hazirlanmistir..

  • 24 Nisan 2020 : Covid-19 ile ilgili günün gelişmeleri

    24 Nisan 2020 : Covid-19 ile ilgili günün gelişmeleri

    Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 768 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 19,506’ya ulaştı.

    1. Ulaşım sektörü (TFL) başkent Londra’da 7 bin işçisini HMRC’den para alabilmek için çalıştırmayacaklarını açıkladı.
    2. Britanya hükümeti koronavirüse karşı mücadelede ön safta çalışanlar ve ailelerinin test edileceğiniaçıkladı. Çalışanların test edilmesi için açılan web sitesi açıldıktan saatler sonra çökmesinden dolayı hükümet özür diledi
    3. Ramazan ayı bugün başlıyor. Dünya Sağlık Örgütü Ramazan ayında uyulması gerekenleri anlatan bir genelge yayınladı. Din adamları insanlara evlerinde ibadete devam etmeleri gerektiğini açıkladı.
    4. Bilimsel Danışma Kurumu hükümete maske kullanımının zorunlu hale gelebileceği tavsiyesinde bulundu.
    5. Galler’de sokağa çıkma tedbirleri daha sıkı hale getiriliyor.
    6. Donald Trump insanları güldürmeye devam ediyor. ABD başkanı Trump koronavirüsünü yenmek için insanlara dezenfektan enjekte edilebileceği önerisinde bulundu.
    7. Amerika’da işsizlik yardımına basvuranların sayısı 27 milyona yaklaştı.
    8. Gik-Der yaptığı açıklamada Ermeni Soykırımını kınadıklarını ifade etti.
    9. Britanya hastanelerinde son 24 saat içinde 768 kişi koronavirüs sebebi ile yaşamını yitirdi. Bugüne kadar Britanya hastanelerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 19,506’ya ulaştı.

    GİK-DER Basın Komisyonu katkılarıyla hazırlanmıştır

  • Sanat Bağlamında Yazarlık

    Sanat Bağlamında Yazarlık

    Gökhan Yavuzel


    Yazı, en temel tanımıyla; bireyin, duygu ve düşüncelerini estetik bir imgeyle kaleme dökebilmesidir.

    Yazı: Roman, hikâye, deneme, şiir gibi eser olma özelliği kazanmış bütün yazınsal faktörlerdir. Gerçek bir yazar için yazı; insan olmasının gereği olarak duyduğu sorumluluktan ibarettir. Yazı yazmak bir sanat ise, bu ancak insanlık onurunu kurtarabilmenin bir aracıdır.

    Yazı sayesinde, kültürlerin kaynaşması sağlanabilecek, hoşgörü ve sevgi yelpazesi artacak, sorunlara ortak çözümler bulunabilecektir. Yazının kullanım biçimi ve topluma sunuş şekli en önemli etkendir. Yazar olabildiğince sade, anlaşılır ve okuyucularının toplumsal psikoloji ve hassasiyetlerini ön plana alarak bunu yapmalıdır, elbette ki yazar toplumsal etiğe uygun yazılar yazabilmelidir. Bir eserin bitiminde yazar sadece kendisini ikna etmekten ziyade, okuyucu kitlesinin tatminini de düşünmelidir.

    Yazar her şeyden önce iyi bir okuyucudur. Okuma ve sorgulamayı kendine ilke edinmiş, merkezi atıf ve söylemleri doğrulamadan inanmayı tercih etmeyen, olabildiğince bilge yaşamayı prensip edinen, başka hayatları anlamayı, gözlemlemeyi ve adil sonuçlar çıkarmasını öğrenebilen kişidir. Yazar için tam bilgelik asla olmaz, o sadece yaşamının koşullarına göre yazmaktan çok okumayı, araştırmayı yeğlemiş mütevazı insandır. (Burada bir yazar kişilik portresi çıkarmak yanlış olur, ancak sade bir yazarın okuduklarıyla ve yazdıklarıyla toplumun gelişimine katkıda bulunması zorunludur. Bu sebeple toplumun gerçekliğine dayalı gayret ve izlenebilecek metot bu kapsamda olabilmelidir.)

    Yazarın en başta bir meselesinin olması gerekir. Bunların başında; Ailesel, toplumsal, varoluşsal, inançsal, ideolojik gibi bir derinlik probleminden yakınması ve buna karşı eyleme geçmesi olarak tanımlanabilir. Yahut kişinin yakındığı konular arasında, toplumun çoğu tarafından reddedilen, yok sayılan ve görmezden gelinen bir karşı çıkışının olması gerekmektedir.

    Yazarlık öğretilmez yahut öğrenilmez. O kişinin doğasında ve yeteneğinde olması gereken bir olgudur. Bireyin bu yeteneğinin farkına varabilmesi için; Edebiyata ilgili olması, araştırma yazılarını seviyor olması, düşünen ve sorgulayan biri olması gerekir. Elbette bu ölçülerin ailesel faktörleri vardır. Aile çocuğunu okumaya teşvik etmeli, yaş gruplarına hitap eden kitaplar okutturulmalıdır. Bu aslında yeterli bir kriterdir, çünkü; bireyin doğasında bu bağlamda bir yetenek var ise ve yeteri kadar kendisini okumayla beslemişse, yazmaya gayret edebilir.

    Tabii, burada büyük bir ayrım söz konusu olmaktadır. Kişi, okuduğu kitaplardan ve keşfini yaptığı sanat tercihinden varacağı sonuç önemlidir. Örneğin, sadece güne hitap eden, yarını olmayan, apolitik gençliğe dayalı yazı ve metotları takip eden Post-Modern yazar veya şairlerin yolundan gidilebilir, ya da Dünya edebiyatına katkıda bulunmuş, ölümlerinden asırlar geçmesine rağmen halen canlılığını koruyan yazarların eserlerini takip edebilir. Bu iki ayrım yazarlığa adım atmış kişilerin, sanat hayatına ve eserlerine yansıyacaktır. İlk mecra, sanat için sanat felsefesini içeren bir yaklaşım olmakta; ikinci yol ise, toplum için sanatı ifade eden, toplumcu gerçekçi yazarların yetişmesini sağlayan bir gerçekliktir.

    Yazarın yazım türünü ve içeriğini etkileyen temel unsur, içinde yaşadığı toplumun salt kültürü, acıları ve yaşayış biçimleridir. Yaşam koşulları çok iyi olan biri yazmaya pek de eğilim sağlayamaz. Çünkü, kişi yazılarına bunalımlarını, kültürel yaşam koşullarını ve uygulanan eşitsizlikten yakınarak kalıcı eserler yansıtabilmelidir ki; önemli eserler üretmiş yazarların hemen hepsi içinde bulunduğu zor koşullardan, geçimsizliklerden, haksızlıklardan ve mutsuzluğundan dolayı kâğıt ve kaleme muhtaç olmuşlardır.

    Mutlu insan yazamaz mı sorusu akıllara gelmektedir. Elbette yazabilir. Ancak bir durumu tasvir ederken, o durumdan biraz nasiplenmek gerekir. Hayatında hiç geçim problemi yaşamamış; sistemsel, toplumsal, inançsal ya da ailesel baskı ve haksızlıklara uğramamış biri, eserlerine bu gerçekliği ne kadar hissedip yansıtabilir?  Belki de güçlü empati becerisini yansıtarak bir şeyler aktarabilir ama bu durumu bizatihi yaşamış ve hiç yaşamamış birinin kalemi bir olur mu? Bambaşka hayatları süren okurlarına bu yaşanmışlığı ne ölçüde ulaştırabilir yahut hissettirebilir?

    Yazarlığın bir de kurtarıcı işlevi vardır. Kişi hayatını sürdüğü yaşam ile yazdığı yazılar tamamen zıt olabilir. Örneğin mutsuz, hastalıklı, problemli, maddi imkansızlıktan yakınan, içinde yaşadığı toplum ile barışık olmayan biri; eserlerine mutluluğu, sağlıklı yaşamanın değerlerini, problemlere çözüm üretmeyi, maddi problemi dert edinmeyen yöntemler sunmayı, toplumu ile barışık yaşamanın koşullarını okuyucularına aktarabilir. Bu yazarın kendisinden yola çıkarak okurlarını değiştirip dönüştürmesinin güçlü istemidir.

    Örneğin, tamamen işitme engelli olan Beethoven 9.senfoniyi ortaya çıkardığında bütün Dünya’yı ayaklandırdı; İranlı kadın şair Füruğ Feruhzad’ın, şeriat kurallarının çok ağır olduğu İran’da şiir yazmasını engellemek için çeşitli psikolojik baskılar ve saldırılara maruz kalır, toplum bir kadının şiir yazmasına alışkın değildir. Ancak Feruhzad bu yolundan asla dönmez, bir suikastla öldürülmüş bile olsa, O eşsiz mücadelesi ve eserleriyle, bütün kadınlar için emsal teşkil etmektedir; Çok mutsuz ve uyumsuz bir hayat süren Kafka, yaşadığı süre içinde yazdıklarını yayınlatamaz, yayınlanmaya değer görülmez.  Ancak o yinede yılmaz, sanatın dönüştürücü işlevine inanır. “Ben öldükten sonra okunacağım” der. Ve öylede olur. Kafka ancak öldükten sonra Kafka olabilmiştir.  Bu örnekler çoğaltılabilir…

    Günümüzde teknolojik aletlerin gelişimi ve insanların modaya uyup, sistemin çarkları arasına sıkışıp kalması, okuma oranını hayli düşürmüş, eğitimde vasat bir hale gelmiş, maalesef ki acılar, savaşlar ve kaoslara sürüklenen bir toplum gerçeği doğurmuştur.  Modern insan yapısı, kendi öz benliğinden uzaklaşmış, kültür ve gelişim faktörlerini yaşatmak ve geliştirmek için düşünmeyecek bir hale sürüklenmiş, Kapitalist toplum gerçeğinin dinamikleştirdiği popüler kültür kalıbına dönüştürmüştür. 21. yüzyılın temel insanı artık yaşayış biçimini sadece tüketim üzerine planlamış, sisteme bağımlı olmuştur. Hâkim sistem, sadece egemen kültürün sanatçılarını ön plana çıkarmaktadır. Burada amaç; düşünen, sorgulayan ve toplumcu gerçekçi bir anlayışın ortaya çıkartabileceği sanatı yok etmek, parçalamak, kısaca; kendine bağımlı kıldığı bir nesil yetiştirmektir. (Sistemin bu amacında, büyük oranda başarı sağladığı ise, ne yazık ki bir gerçektir.)

    Buna karşın, toplumda en büyük sorumluluk sanatçılara düşmektedir. Bu sanatçıların başında yazarlar gelir. Yazarlar, yazdığı kitaplarla, senaryolarla, şarkı sözleriyle toplumun uyanmasını, gerçekleri görebilmesini ve en önemlisi ise, öz benliğine kavuşmasını sağlayabilmelidir. Bu anlamda yazarlar toplumların bel kemiğini oluşturan, nabzını en iyi okuyabilen ve en önemlisi ise, bunu kalemine yansıtıp insanlara sunabilen fikir işçileridir.

  • DGB’den ‘mücadele’ çağrısı

    DGB’den ‘mücadele’ çağrısı

    LONDRA- Britanya Demokratik Güç Birliği, Türkiye’deki anti-demokratik uygulamalara, Alevilere yönelik saldırılara, Kürt siyasetine yönelik baskı ve tutuklamalara dikkat çekerek, AKP-MHP işgalci anlayışına karşı mücadele çağrısı yaptı.

    Britanya Demokratik Güç Birliği (DGB) tarafından Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan son siyasal gelişmelere ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. Britanya Alevi Federasyonu’nda yapılan toplantıda, güç birliği üyesi kurum ve örgüt temsilcileri de hazır bulundu. DGB adına ortak açıklamayı yapan Hanım Akdemir, Türkiye’nin AKP-MHP rejimi tarafından ‘işgal’ altında olduğunu vurgulayarak, “Son yerel seçimler de muhalefet eden kesimler bir araya geldiği için iktidar telaşına düşen bu sağcı ve gerici iktidar işgaline devam edebilmek için 18 yıldır sürdürdüğü anti-demokratik, hukuk dışılık, hırsızlık ve sahtekarlıklarını arttırarak uyguluyor” dedi. Alevilerin evlerinin AKP-MHP iktidarının bilgisi dahilinde işaretlendiğine dikkat çeken Akdemir, iktidarın Aleviler ve Alevilik için itibarsızlaştırma ve hakaret dahil her türlük karalama ve iftirayı dile getirdiğini belirtti.

     

    ‘ALEVİ EVLERİ İŞARETLENİYOR’

    İktidar mensupları ve ortaklarının Alevilerin evleri işaretlendiğinde ‘haberleri yokmuş gibi’ davrandıklarını ifade eden Akdemir, “Üst düzey yöneticiler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil olmak üzere tüm hükümet yetkilileri ve ortaklarının Aleviler için ne düşündükleri ortadayken eğitim sisteminde kapalı yada açıktan Alevileri ve Aleviliği hedef alan itibarsızlaştırma metinleri orta yerde dururken, din adamlarının sürekli tekrarladığı aşağılık cümleler devam ederken kendisine Alevilerin evlerini işaretlemeyi görev edinen mahluklar da çıkacaktır. Aynı iktidar 41 yıl sonra dahi Maraş’ta yaşanan katliamda katledilen Alevilerin anılmasına izin vermiyor, 27 yıl sonra Sivas’ta taleplerimizi kabul etmiyor. İktidarını mezhepçi Türk-İslam olarak devam ettiriyor. Bu durumda işaretlemeleri yapanların ceza yerine mükafat alacağı mesajını iletmiş oluyor. Bu nedenle işaretlemelerden sorumlu olanlar Erdoğan ve tüm iktidar yöneticileridir” diye kaydetti.

     

    KÜRT HALKINI HEDEF ALDILAR

     Türkiye’de hukuk dışı tutuklamalar ve gözaltıların AKP-MHP iktidarının gerçek yüzü olduğunu söyleyen Akdemir, başta siyasi tutuklamalar olmak üzere tüm hukuk dışı tutuklama ve gözaltıları kınadı. İktidarın işgalci anlayışının Kürt halkının sesi olan kimlikler başta olmak üzere tüm muhalif bireyleri ve toplumları hedef aldığını belirten Akdemir, “Avrupa’da özgür iradesini kullanan insanları da susturmak için hukuksuzluğu sopa olarak kullanmaktadır. Son zamanlar da Grup Yorum üyeleri Helin Bölek, Bahar Kurt, İbrahim Gökçek, Barış Yüksel. Ali Aracı, Sanatçı Yılmaz Çeli, Şenol Akdağ, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ve PSAKD Başkanı Zeynep Yıldırım gibi bir çok insanımız ya tutuklu olarak cezalandırılıyor yada yurt dışı yasağı ile tutsak ediliyor” diye kaydetti. DGB olarak doğruları söylemeye ve ayrımcı, gerici politikaların karşısında olmaya devam edeceklerinin altını çizen Akdemir, tüm farklı kimliklerle bir arada yaşamanın umudunu örgütleyerek tek anlayışlara karşı ‘dur’ diyeceklerini vurguladı.

    Akdemir’in ardından söz alan DAY-MER sözcüsü Feyzullah Cin’de Britanya’oati devrimci demokratik kurumlar olarak Ortadoğu’daki savaşın tekrardan halkların birbirine düşürülmemesi için bir an önce emperyalist güçlerin Ortadoğu’dan çekilmesi gerektiğini ifade eti.

  • Yeni £20’luk banknot Şubat’ta piyasaya sürülecek

    Yeni £20’luk banknot Şubat’ta piyasaya sürülecek

    İngiltere 5 ve 10 sterlinlik banknotların ardından şimdi de yeni 20 sterlinlik banknotu piyasaya sürülmeye hazırlanıyor.

     

    İngiltere Merkez Bankası tarafından yapılan tanıtımı yapılan yeni polimer yani plastik kaplamalı £20 pound 20 Şubat’ta piyasalara sürülecek. Yeni  £20 poundlar da sahteciliğe karşı en gelişmiş güvenlik özellikleri içeriyor. Keza 20 pound İngiltere piyasasında en fazla kullanılan para birimi. Bu yüzden en fazla sahte olarak bugüne kadar piyasaya sürülen banknot olarak ta biliniyor. Geçtiğimiz 2019 yılında kullanılan sahte banknotların yüzde 88’ini halen kullanılan mevcut 20 sterlinlik banknot oluşturdu.  İngiltere Merkez Bankası’da yaptığı açıklama da ‘şimdiye kadar ki en güvenli banknot’ diyerek nitelediği yeni £20 banknotta sahteciliğe karşı iki çerçeve ve iki renkli folyo var. Yine görme engelli kişilerin de banknotu tanımalarına yardımcı olacak bir içerikte banknot ta mevcut.

     

    JMW TURNER YER ALDI

    Yeni 20 poundluk banknotun arka yüzünde ise ünlü İngiliz ressam ve sanatçı Joseph Mallord William Turner yer alıyor. Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, yeni banknotlar da yer alan Turner’ın iki yüz yıldır İngiltere’de sanat üzerindeki etkisinin sürdüğünü ve İngiliz çağdaş sanatının da baş mimarı olduğunu ifade etti. Carney,  yeni banknot ile ‘paranın herkesin cebinde bir sanat eseri olabileceğini’ gösterdiğini söyledi.  İngiltere Merkez bankası mevcut ünlü İngiliz siyasetçi Winston Churchill’in 5 sterlinlik banknotta ve yazar Jane Austen  ise 10 sterlinlik banknotta yer alçaklarını açıkladı. Bununla birlikte Ekonomist Adam Smith’i içeren eski 20 sterlinlik banknot kullanılmaya devam edilecek.  

  • Corbyn ile Johnson karşı karşıya geldi

    Corbyn ile Johnson karşı karşıya geldi

    HABER MERKEZİ- İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn 12 Aralık’ta yapılacak erken seçim öncesi ilk kez canlı yayında karşı karşıya geldi. İki liderin tartışmasında Brexit, İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi, İskoçya ve ekonomi başlıklarının yanı sıra, liderlerin ‘güven verip vermediği’ de konuşuldu.

     

    ITV’de yayınlanan tartışma programı, önce İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’nin, daha sonra da Muhazafakar Parti lideri Boris Johnson’ın 60’ar saniyelik açılış konuşmalarıyla başladı. Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Corbyn seçmenlere İngiltere’nin geleceği için gerçek bir seçim hakkı verildiğini ve İşçi Partisi’nin “gerçek bir değişim ve umut” vadettiğini söyleyerek başladı.Johnson ise açılış konuşmasında erken seçimin tek nedeninin “parlamentodaki çıkmaz” olduğunu savundu ve seçilmesi halinde Brexit’i (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı) gerçekleştireceğini belirtti. Daha sonra stüdyodaki izleyicilerin sorularına geçildi ve liderler yine birer dakika içinde soruları yanıtladı. Johnson cevap süresini aştığı için birkaç kez moderatör tarafından uyarılmak zorunda kaldı.

     

    BREXİT ÖNE ÇIKTI

    Bir saat süren tartışmanın ilk yarısında ana konu Brexit’ti. Tartışmayı stüdyoda takip eden izleyicilere verilen soru sorma hakkında ilk soru “Sonsuza kadar Brexit hakkında konuşmayacağımızın garantisini verebilir misiniz?” oldu.Başbakan Boris Johnson, seçilmesi halinde İngiltere’nin 31 Ocak’ta kesinlikle AB’den ayrılacağını söyledi ve Muhafazakar Parti’nin tüm milletvekili adaylarının da AB’yle vardığı Brexit Anlaşması’na destek verdiğini vurguladı. Johnson ayrıca rakibi Corbyn’in “oyalama politikası” içinde olduğunu iddia etti.

     

    CORBYN GELİR ADALETSİZLİĞİNİ ANLATTI

    Corbyn ise bu suçlamayı reddetti ve başbakan seçilmesi halinde 3 ay içinde AB’yle daha iyi bir Brexit anlaşmasını müzakere edeceklerini ve 6 ay içinde de bu anlaşmayı, AB’de kalış seçeneğinin de bulunduğu bir referanduma götüreceklerini belirtti. Corbyn ayrıca Johnson’ın, iddia ettiği gibi 2020 sonuna kadar AB ile yeni bir ticaret anlaşması imzalayacağına dair sözlerini “safsata” olarak niteledi. Bu seçimin ülke ekonomisinin geleceği için bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Jeremy Corbyn, seçilmesi halinde “sıfır saat sözleşmelerini”bitireceğini ve şirketler vergisini artıracağını belirtti. Corbyn bu sayede eğitim harçlarını kaldırıp, gelir adaletsizliğini azaltmaya söz verdi. Başbakan Johnson ise şirketler vergisinde yapılacak indirimi rafa kaldırıp NHS’e 6 milyar sterlin ekstra ödenek sağlama sözü verdi.

     

    CORBYN: UMUD İÇİN LABOUR

    Stüdyodaki izleyicilerin özellikle Johnson doğruları söylediğini vurguladığında, Corbyn ise İşçi Partisi’nin Brexit politikasının net olduğunda ısrar ettiğinde güldükleri gözlendi. Liderlerin, 12 Aralıkta yapılacak seçim öncesi ilk kez karşı karşıya geldiği televizyon tartışması sonunda, yine birer dakikalık kapanış konuşması hakkı verildi. Corbyn 45 saniye süren kapanış konuşmasında “Bu, bir neslin görebileceği en önemli seçim. Eğer hala oy vermek için kaydolmadıysanız gidip kaydolun ve oy verin. Umut için İşçi Partisi’ne oy verin” dedi. Johnson ise “Yapılacak seçim çok basit. Ya Brexit’i gerçekleştireceğiz ya da Corbyn’le yine ilerleme olmayan bir yılı seçeceğiz. Gelin bu çıkmazı ve ayrımları aşalım” dedi.

     

    TİMES: BAŞBAKAN SIKIŞTI

    Liderlerin canlı yayında bir araya gelmeleri İngiliz basının da bir numaralı gündemi oldu. The Times gazetesinin baş sayfa manşeti de bu tartışmaya ayrıldı.”TV karşılaşması sonrası kafa kafaya” başlıklı manşet haberinde Corbyn’in Brexit politikasını anlatmakta yetersiz kaldığı ama yine de Başbakan’ı sıkıştırdığı belirtildi. The Times’ın başyazısında da Johnson’un televizyonda Corbyn’in karşısına çıkmayı kabul ederek kumar oynadığını ama muhalefet liderine ‘kararlı bir darbe vuramadığını’ belirtti.

  • ‘Çocuklarla ilişkiyi cehenneme çevirmeyin’

    ‘Çocuklarla ilişkiyi cehenneme çevirmeyin’

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Uzman Gelişim Psikoloğu Handan Bakar, ebeveynlerin çocuklarına bilinçsiz yaklaşımının çocuklar da bir ‘cehennem’ yarattığını vurgulayarak, “Çocuğun bizden bağımsız bir birey olarak kendi düşünceleri davranış kalıpları ve tercihleri olabileceğini kabul ederek onunla bir iletişim içine gireceğiz. Yoksa çocukluk bir cehennem olur.

     

    Göçmen İşçiler Konfederasyonu (GİK-DER)  Kadın Meclisi organizesiyle Ebeveyn ve Çocuk İlişkileri adlı bir seminer düzenlendi. Uzman Gelişim Psikoloğu Handan Bakar’ın katılımıyla düzenlenen seminere çok sayıda kadın katıldı. Psikolog Handan Bakar, anne ve çocuk arasındaki bağın sadece emzirmemi yoksa başka bir şeymi olduğuna değinerek, Psikolog Harry Harlow’un araştırmasını örnekledi. Harlow’un bebek maymunlar üzerinde yaptığı ve deney de ‘süt veren telden yapılma anneyle’ ve ‘süt vermeyen ama yumuşak kumaşlarla kaplı anne’ arasında nasıl bir tercihte bulunduğunu anlatan Psikolog Bakar, deney de bebek maymunların anne sevgisi göremedikleri zaman nasıl bir travma yaşadıklarına değindi. Bakar, bebeklerin sadece fiziksel ihtiyaçlarının giderilmesi ile değil dokunarak yani tensel temas ile bağ kurduğuna dikkat çekti. Ebeveynlerin çocukları ile ilişkisinde kaygılı yaklaşımlarına da değinen Bakar, sevginin kaygılar ile ifade edilmesinin çocuklar üzerinde “Seni çok seviyorum ama sana güvenmiyorum” mesajı olarak algılandığını ifade etti. Bakar, bunun iyi niyetle yapıldığını ancak büyük bir kötülüğe yol açtığına dikkat çekti.

    ‘YOKSA CEHENNEM OLUR’

    Hata yapmanın çok normal olduğunu dile getiren Bakar, “Hata yapa yapa öğreneceğiz. Kötü olan hata yapacağım diye hiç bir şeye adım atamamadır. Ebeveynler kendi kaygılarının nedenini keşfederek çocuklarına güvenmelidir” dedi. Ebeveynlerin amacınının çocuklarının o yada bu şekilde düşünmesini davranmasını sağlamanın olmaması gerektiğinin altını çizen Bakar, şunları kaydetti: “Biz ebeveyn olarak çocuğun bizden bağımsız bir birey olarak kendi düşünceleri davranış kalıpları ve tercihleri olabileceğini kabul ederek onunla bir iletişim içine gireceğiz. Yoksa çocukluk bir cehennem olur. Neden bir arkadaşımıza ‘nasıl davranalım’ diye bir araya gelmiyoruz. Ama şu çocuğa nasıl davranalım diye konuşuyoruz. Çünkü arkadaşımıza davranışımızın verdiği tepki ile birlikte şekilleneceğini biliriz.” Bakar’ın sunumunu kadınlarla karşılıklı görüş alış verişi şeklinde gerçekleştirirken, kadınlar da deneyimlerini aktardı.