Blog

  • Katledilen kadınların mücadele arkadaşlarından direniş mesajı

    Katledilen kadınların mücadele arkadaşlarından direniş mesajı

    Dicle Demhat
    KOBANÊ- SİHA’yla katledilen 3 kadının mücadele arkadaşları, “Direnişi devam ettireceğiz. Katliama sessiz kalınmamalı” mesajı verdi.
    Türkiye’ ye ait silahlı insansız hava araçları (SİHA) dün akşam saat 19.00’da Kobanê’nin Helincê köyünü bombaladı. Saldırı sonucunda aralarında Kongreya Star Fırat Bölge Koordinasyon üyesi Zehra Berkel, Kongreya Star Şeran Bölge Yönetimi Hebun Mele Xelil ve Kongraya Star Koordinasyon üyesi Mizgin Xelil’in annesi Emine Muhemmed Wesi yaşamını yitirdi.
    Kürt kadın mücadelesinin aktif çalışanıydı
    Kürt kadın özgürlük mücadelesinde aktif olarak yer alan Zehra Berkel, Rojava Devrimi’nden sonra 2014 yılında Mala Jin’ın öğütlenmesinde çalıştı. Zehra, 2015 yılında Adalet Divanı’na seçilirken, 2017 yılında Kobanê Belediye Eş Başkanlığı yaptı, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Komitesi’nde görev aldı. Zehra 2018 yılında ise Kongreya Star Fırat Bölge Koordinasyonu olarak seçildi. Zehra bu görevinin yanı sıra Mala Jin yönetimindeki çalışmasına da devam etti.
    ‘Zehra ve yoldaşlarının mücadelesini yürüteceğiz’
    Kadınların hedef alındığı saldırıyı kınayan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Diplomasi Eş Başkanı Ayşe Efendi, “Bu saldırıyı katliam olarak ele alıyoruz. Bu ne ilk ne de son saldırıydı. Yıllardır Türk devleti Kürtler üzerinde katliam yapıyor. Faşist devletin hedefi Kürt soykırımını gerçekleştirmek ve Kürtlerin var olan kazanımlarına el koymak. Fakat Kobanê halkı olarak bugün sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. Türkiye dün gece Kürt siyasetçi kadınları hedef alarak, bir katliam gerçekleştirdi. Burada var olan Amerika ve Rusya güçleri sadece kendi çıkarları doğrultusunda yer alıyor. Katliam ve yapılan saldırılara sessiz kalmaktalar. Buradan bütün dünya kadınlarına sesleniyoruz. Demokratik bir toplum için mücadele eden kadınlar hedef alınıyor. Rojava Devrimi kadın devrimi olarak adlandırıldı, şuan kadın mücadelesi için öncülük eden kadınlar Türk devletinin hedefi olmaktadır. Zehra ve yoldaşlarının mücadelesini yürüteceğiz. Yapılan katliamlara kimse sessiz kalmasın” şeklinde tepkisini dile getirdi.
    ‘Katliamlarla bitmeyeceğiz’
    Türkiye’nin özelde siyasetçi kadınları hedef aldığını belirten Kongreya Star üyesi Semire Ahmet, “Terörist diye adlandırdığı kişiler bizim çocuklarımızdır” dedi. Kendi topraklarında özgürce yaşamak için mücadele verdiklerini ifade eden Semire, “Herhangi bir saldırı yapılmamış olmasına rağmen Türk devleti her zaman bizi hedef alıyor. DAİŞ’i yaratan da Türk devletidir. Kanımızın son damlasına kadar da bu gençlerin arkasındayız. İrademiz hiçbir zaman kırılmayacak, topraklarımızı bırakmayacağız. Katliamlarla Kürtler hiçbir zaman bitmeyecek, Kürt halkı olarak hep var olacağız. Kobanê katliamının yıldönümünde böylesi bir katliamın yapılmış olması manidardır. Kobanê halkı olarak bugün bu katliamlara dur demek için ayaktayız. Bir şehit veririz, yerini dolduracak binlerce genç yeniden ayaklanacaktır” diye belirtti.
    ‘Direnen kadınlar hedef alındı’
    “Şehit arkadaşlarımızın izinde yürüyeceğiz” diyen Kongreya Star Koordinasyon üyesi Rewşen Hacim de tepkisini şöyle dile getirdi: “Şehit Zehra ve diğer arkadaşların şahsında bütün şehitleri saygıyla anıyoruz. 2015 yılının 25 Haziran günü Kobanê’ de bir katliam gerçekleşti.  Dün de Türk devletinin eliyle yeni bir katliamla yüz yüze kaldık. Kendi ideolojileri ve kalemleriyle direnen üç kadın dün gece hedef alındı. Faşist devlet kadın iradesinden korkarak mücadele eden bütün kadınları hedef alıyor. Geçen sene Kongreya Star üyesi Ayşe hedef alınmıştı. Daha sonra Hevrin Xelef hedef alındı. Her şehit düşen kadın arkadaşın yerini yeni arkadaşlarla dolduracağız. Düşman kadın gücünü kendisine karşı bir tehlike olarak görüyor ve kadınlar hedef alınıyor. Katliamda Rusya’nın da payı var, bunu çok iyi biliyoruz.”
  • Mezbahalar niçin Covid-19 virüsünün yayılmasına uygun?

    Mezbahalar niçin Covid-19 virüsünün yayılmasına uygun?

    Salgın Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezleri’nin yaptığı çalışmaya göre et-işleme tesisleri virüsün çoğalıp yayılması için ideal bir ortam oluşturuyor.

    Yapılan incelemelerde bu tesislerde özellikle de üretim bandı usulüyle çalışılıyorsa çalışanların birbiriyle sağlıklı bir mesafeyi korumalarının çok zor olduğu görüldü.

    Aynı şekilde işçilerin ara verdiklerinde kullandıkları dinlenme odalarında da mesafeyi korumak çok zordu. Bu nedenle bir çok fabrika dış mekanlarda dinlenme alanları yaratmaya girişti.

    Fabrikalardaki üretimin hızı ve fiziki olarak gerektirdiği işler, işçilerin yüzlerini örtmesini çok zorlaştırıyordu. Uzmanlar gözlemleri sırasında işçilerin burunlarını değil sadece ağızlarını kapattıklarını ve sık sık maskeleriyle oynadıklarını tespit ettiler.

    Telegraph gazetesine konuşan Cambridge Üniversitesi’nden Profesör James Wood, üretim bandının hızının da etkili olduğunu düşünüyor.

    “Mezbaha ve et işleme tesislerindeki bir sorun da işin çok hızlı yapılıyor olması ve içerdeki havanın da bu hızla dolaşması olabilir” diyor.

    Uzmanlar fabrikaların gürültülü ortamının da işçileri, birbirini duyabilmek için yaklaşmaya ya da bağırmaya zorlayabileceğini ve bunların da virüsün yayılmasını hızlandırıcı bir unsur olabileceğini düşünüyorlar.

    Hangi ülkelerin mezbahalarında salgın çıktı?

    Londra’daki Tropikal Hastalıklar ve Hijyen Fakültesi tarafından yapılan bir araştırma, et kesim ve işleme tesislerindeki toplu vakaların, koronavirüsün yaygın bir özelliği haline geldiğini saptadı.

    Şimdiye kadar Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Fransa, İspanya, Avustralya, İngiltere de dahil olmak üzere bir çok ülkedeki mezbahalarda toplu koronavirüs vakaları çıktı.

    Fransa’daki iki mezbahada 100 den fazla vaka bildirildi.

    İngiltere ve Galler’deki et kesim tesislerinde de geçen hafta en az üç yerde işçiler arasında sayıları 250’ye ulaşan toplu vakalar tespit edilmesi bu ülkede de dikkatin mezbahalara toplanmasına sebep oldu.

    Gana’daki bir balık ürünleri tesisinde 534 vaka ABD’de, Güney Dakota’daki Sioux Falls kesim tesislerinde 518 vaka ortaya çıktı.

    Geçen ay Salgın Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezleri tarafından hazırlanan bir rapora göre, Amerika Birleşik Devletlerindeki et kesim ve işleme tesislerinde çalışan tahminen 5 bin kişide koronavirüs vakası çıktı, ve yapılan değerlendirmeler ABD’de şimdiye kadar yaşanan tüm Covid-19 vakalarının yarısı bu tesislerden yayılmış olabileceğine işaret ediyor.

    Kültürel ve sosyoekonomik faktörlerin rolü var mı?

    Salgın Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezleri’nin raporunda, inceleme yapılan bir fabrikada 40 farklı dilin konuşulduğu aktarılıyor ve dil farklarının sosyal mesafe ve güvenli çalışma önlemlerinin iyi anlatılması ve anlaşılmasını zorlaştırabileceği de kaydediliyor.

    Araştırmalar çoğu tesiste işçilerin tesislere ya otobüslerle ya da aynı araçla birlikte geldiklerini, ayrıca çoğunun kalabalık bir kaç kuşak aile fertlerinin birlikte kaldığı evlerde yaşadıklarını ortaya koyuyor ve bu da virüsün yayılma hızını artıran bir faktör olabilir.

    Fabrikalarda işçilerin iş güvencesinden yoksun, sigortasız, günlük, saatlik kontratlarla çalıştırılıyor olmasının da işçilerin rahatça doktora gidemeyişi, hastalık izni kullanmak istemeyişi gibi sonuçlar doğurarak soruna katkıda bulunmuş olabileceği düşünülüyor.

    Uzmanlara göre güvencesiz işler ve düşük gelirle yaşayan ve zor koşullarda çalışan işçilerin, genellikle daha çok sigara içen ve daha çok solunum hastalıkları ve ciddi sağlık sorunları yaşayan bir kesim olması da, kaçınılmaz olarak bağışıklık sistemlerini etkilemek suretiyle virüsü kapmalarını kolaylaştırıyor.

    Virüs soğuk ve karanlık ortamı daha mı çok seviyor?

    Telegraph Gazetesine konuşan bir başka uzman Liverpool Üniversitesi’nin çocuk sağlığı ve salgın hastalıklar bölümünden Profesör Calum Semple, Covid-19’un yayılma hızını artıran en büyük faktörün çevresel koşullar olabileceğini düşünüyor.

    Et kesim ve işleme tesislerinin ortak özelliği soğuk ve loş olmaları.

    Profesör Semple “Bir virüsü saklamak istesem ideal olarak soğuk, karanlık bir ortamda ya da mor ötesi ışık almayan serin bir ortamda, bir buzdolabı ya da et işleme tesisinde saklardım” diyor.

    Semple, “Örneğin burnunuz soğuksa, virüs oraya daha kolay tutunur ve bağırdığınızda da fazla virüslü zerrecik saçarsınız” de ekliyor.

    Profesör Semple’a göre, toplu koronavirüs vakalarının örneğin neden sebze meyve sektöründe değil de et işleme sektöründe görüldüğünün yanıtı da burada yatıyor olabilir çünkü virüs en uzun süre serin ve karanlık yerlerde yaşayabiliyor.

  • Anayasa Mahkemesi, infaz paketini ve milletvekilliği düşürülen HDP’lilerin itirazını görüşecek

    Anayasa Mahkemesi, infaz paketini ve milletvekilliği düşürülen HDP’lilerin itirazını görüşecek

    Anayasa Mahkemesi,üç kritik düzenlemeyi gündemine aldı. Yüksek Mahkeme, son infaz yasasının iptali istemi ile şehirlerası yollarda gösteri yasağı düzenlemelerinin iptal istemini görüşecek. AYM ayrıca vekillikleri düşürülen 2 HDP’li ismin itirazını da karara bağlayacak. Üç başlık da Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nda yarın ele alınacak.

    Nisan ayında Meclis’te kabul edilen infaz düzenlemesi ile binlerce mahkum cezaevlerinden erken tahliye ya da izin kullandırılarak serbest bırakıldı. Ancak düzenlemenin bazı suçlarla sınırlı tutulması muhalefetin tepkisini çekti. CHP düzenlemenin bazı hükümlerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Yüksek mahkeme başvuruyu gündemine aldı. Yasanın kapsamının genişleyip genişlemeyeceği AYM’nin vereceği karar ile belli olacak.

    Şehirlerarası yollarda gösteri yasağı

    AYM, son baro başkaları eyleminde de gündeme gelen şehirlerarası yollarda gösteri yapılmasını yasaklayan düzenlemenin iptal istemini de gündeme aldı…Manisa İdare Mahkemesi, Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan “şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini istedi. Yüksek Mahkeme iptal istemini esastan karara bağlayacak. Bir iptal kararı verilmesi durumunda şehirlerarası yollarda gösteri yasağı kalkacak.

    HDP’li Güven ve Farisoğullarının vekilliklerinin düşürülmesi

    AYM’nin bir diğer kritik gündemi ise siyasete ilişkin olacak. HDP’li Leyla Güven ve Musa Farisoğlulları’nın vekillerinin düşürülmesinin iptal istemi de yüksek mahkeme tarafından karara bağlanacak.

  • Kobanê’ye yönelik hava saldırısı kınandı

    Kobanê’ye yönelik hava saldırısı kınandı

    DİYARBAKIR –  TJA ve DBP, Kuzey Suriye’nin Kobanê kentine bağlı bir köye düzenlenen ve 3 kadının yaşamını yitirdiği hava saldırısını kınadı.

    Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kuzey Suriye’nin Kobanê kentine bağlı bir köye düzenlenen ve 3 kadının yaşamını yitirdiği hava saldırısını kınadı.
    TJA yaptığı yazılı açıklamada, “Her gün 3 kadın seçilerek öldürülüyor.  Sakine, Leyla, Rojbîn, Hevrîn, Sêvê, Fatme, Pakize, Gulistan, Melek, Zehra, Hebun, Emine, bunlar sadece bazıları. AKP-MHP faşist yönetimi Kürt kadınları katletmekte sınır tanımıyor. Nerede olursa olsun katlediyor. Kürt kadını öldürmek için adeta yemin edilmiş” denildi. Kobanê de 3 kadının öldürülme olayının hatırlatıldığı açıklamada, “Saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Emine, Zehra ve Hebun’un ailesinin başı sağ olsun. Bilinsin ki bunun peşini bırakmayacağız. Uluslararası devletlere sesleniyoruz! Katiller beli. Katiler uluslararası arenada hesap verene kadar mücadelemiz devam edecek” denildi.
    DBP: DÜN MAHMUR BUGÜN KOBANİ 
    DBP’nin yaptığı açıklamada,15 Haziran gecesi başlatılan sınır ötesi operasyon ile Türk devletinin, Kürt karşıtlığı siyasetinin artık sınırları aştığı ve Kürtlerin yaşadığı her alana yayıldığı belirtilerek, “15 Haziran’da Şengal ve Mahmur bölgesindeki sivil alanlar bombalanırken, bugün ise Kobani bombalanmaktadır. Kürdün yaşadığı her alan tehdit olarak algılanmakta ve bombalanmaktadır. Yeminli Kürt ve kadın düşmanlığı yapan bu iktidar, Türkiye’yi bir savaş ortamına sürüklerken, kadınların öncülük ettiği Rojava devrimini de boğmaya çalışmaktadır. Dünyaya korku salan, faşist bir diktatörlük kurma yolunda ilerleye İŞİD ordularını dağıtan, başta Kobanê olmak üzere tüm Ortadoğu’da zihniyet devrimini yaratan Kürt kadınlarını hedef almaları bu sebeptendir. Hevrin Xelef’in katledilmesinin ardından şimdi de Kürt kadın siyasetçi Zehra Berkel başta olmak üzere katledilen sivil 3 Kürt kadını bizlere bir kez daha Türkiye’nin, Kürt kadınlarını hedef aldığını göstermiştir.  Örgütlü kadından korkan bir zihniyetin bu saldırıları Cizre’de Taybet Ana’nın cenazesinin günlerce sokakta bekletilmesinde, Silopi’de Seve Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar’ın katledilmesinde daha önce görmüştük” diye belirtildi.
    ‘DEVRİMCİ DİRENİŞ CEVAP OLACAK’
    Kadınların öncülük ettiği Rojava devriminin, bugün tüm dünyada hayranlık uyandırdığı hatırlatılan açıklamada, “Kobanê devrimine Kürt kadınları üzerinden saldırılanlar şunu bilmelidir ki, kadınları terörize etmek isteyenler diktatörlük hevesinde bulunanlardır. Diktatörlük hevesinde bulunanlara ise en iyi cevabı Kürt kadınının devrimci direnişi cevap olacaktır. Katledilen Kürt kadınları saygıyla anarken, idealleri olan özgür yaşamın hayat bulması için mücadelemizi sürdüreceğimize söz veriyoruz” diye kaydedildi.
  • Ebdi: Suikast katliam politikasının devamıdır

    Ebdi: Suikast katliam politikasının devamıdır

    HABER MERKEZİ – DSG Genel Komutanı Mazlum Ebdi, Türkiye’nin SİHA ile Kobanê’de 3 kadını öldürmesine ilişkin, “Kadın aktivistlere yönelik suikastler, Kürtlere yönelik katliam politiklarının bir devamıdır” açıklaması yaptı.

    Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Ebdi, Türkiye’nin SİHA’lar ile Kobanê’nin Helincê köyünü bombalaması sonucu 3 kadının öldürülmesine tepki gösterdi. Ebdi, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, ABD ile Rusya’nın yaptığı anlaşmaları hatırlattı.
    Ebdi, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye uluslararası hukuk ve 19-22 Ekim’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında imzalanan ve Türkiye’nin bölgemize saldırılarını durdurmayı taahhüt eden anlaşmayı ihlal etmeye devam ediyor. Ekim anlaşmaları ve uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin işgali ile etnik temizlik politikalarını durdurmak Rusya ve ABD’nin hem sorumluluğu hem de görevi. 2015 yılında IŞİD’in 271 kadın, çocuk ve yaşlıyı katlettiği saldırının 5 yılında, Kadın aktivislere yönelik suikastler, Kürtlere yönelik katliam politikalarının bir devamıdır.”
  • Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Demirtaş’tan Timtik ve Ünsal için Adalet Bakanına çağrı

    Selahattin Demirtaş, ölüm orucunda olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal hakkında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal hakkında Demirtaş’ın mesajı şöyle: “Bütün siyasi değerlendirmeler bir yana, lütfen insanlığın ölmesine izin vermeyin. Meslektaşlarımız için, ilk defa bir siyasetçiden ricada bulunuyorum. Lütfen konuyla bizzat ilgilenin. Av. Ebru Timtik ve Av. Aytaç Ünsal yaşasınlar.”

  • “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    “Özlemi hafifler sanıyordum ama artıyor”

    Evrim Kepenek

    Babası Ahmet Kaya’yı anlatan Melis Kaya, “Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan” diyor.

    “Bizi güllerin iklimi tüketti,

     Toprağı yaran filize vurulduk,

     O vahşi beyaz at alıp başını gitti,

     Bir yaz yağmuru gibi unutulduk

    Sığ yanlarımız oldu ara sıra el yordamıyla dalarken hayata

     Bir parça telaş bir parça ümittik hiç yetişemedik o vahşi ata…*”

    Sanatçı Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999’da “Önümüzdeki kasette Kürtçe şarkı yapıyorum, Kürtçe klip yapıyorum” dediği için Magazin Gazetecileri Derneği’nin Ödül Gecesi’nde linç edildi. Çok sevdiği yurdunu terk etmek zorunda bırakıldı.

    Paris’e gitti, Türkiye’de bıraktığı arkadaşlarından yeterli desteği göremedi, yalnız kaldı. Yaklaşık bir yıl sonra “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi geçirdi, hayatını kaybetti. 43 yaşındaydı.

    Arkasında “dünyanın bütün halklarını”, eşi Gülten, kızları Melis ve Çiğdem’i bıraktı.

    Babası öldüğünde 13 yaşında olan Melis, babalar günü öncesi pek çoğumuzun bilmediği Ahmet Kaya’yı anlatıyor ve sanatçının sesiyle toplumun her kesiminden insanlar arasında kurduğu dünyayı hatırlatıyor:

    “Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor…”

    Melis’in bir cümlesi de Ahmet Kaya’nın çok sevdiği Türkiye halklarına:

    “Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum…”

    Melis Kaya’yı dinliyoruz..

    “Kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum”

    Ahmet Kaya sizin için nasıl bir babaydı?

    Ahmet Kaya fenomenini düşündüğümde hep beraber çok biricik ve kıymetli bir varlığı yitirdiğimizi biliyorum. Babamı anlatmaksa çok zor. Yaşım ilerledikçe özlem hafifler, durulur zannediyordum ama artıyor. Onu çok özlüyorum. Aklına, sevgisine, şefkatine çok ihtiyaç duyuyorum. Elbette ki muhteşem bir babaydı ve babadır da hâlâ.

    “Babamı dolu dolu yaşadım”

    Onunla ilgili aklınızda kalan anılar var mı?

    Ben babamı uzun uzun yaşayamadım ama dolu dolu yaşadım, bunun için yine de şanslı olduğumu düşünüyorum aslında ya da böyle avunuyorum. Anılar tabii çok fazla.

    Ortaokula başladığım zaman dağ gibi gövdesiyle okulun merdivenlerinin başında durup yukarıdan bana el salladığı anı hatırlıyorum, müthiş bir güven duygusu dolmuştu içime. Ne zaman ihtiyaç duysam, o an bana vermiş olduğu o duyguya sarılırım.

    Babalar Günü sizin için nasıl geçiyor?

    Buruk geçiyor. Babası hayatta olmayan ya da babasından uzak düşmüş olan bütün evlatlar için böyledir sanırım. Sadece babalar gününde değil, çok sık ziyaret etmeye çalışıyorum.

    Fotoğrafçı Werner Bischof’un bugün 70’li yaşlarında olan oğlu şöyle bir şey söylemişti: “Babamı Peru’da bir kazada kaybettim, bedeni parçalandı. Bense mutlaka Peru’ya her sene en az iki kere gidiyorum çünkü babam nerenin toprağındaysa, evin artık orasıdır.” Benim de buna benzer tuhaf bir hissiyatım var, ona fiziken yakın olunca sanki daha güçlü durabiliyorum hayata karşı.

    “Bana pazarın sesini dinletir misin?”

    Ahmet Kaya bu ülkeden medyanın tetiklediği bir nefret söylemi üzerine ayrılmak zorunda kaldı, çok sevdiği ülkesinden ayrılmak onu nasıl etkilemişti?

    Çok üzgün olduğunu hatırlıyorum. Sürekli bir keder ve yalnızlık hali, fakat bir yandan da bizlere hissettirmemeye çalışırdı. Sağlığı çok etkilendi. Ülkesini, ailesini çok özlüyordu. Mesela bir gün anneme telefon açıp “Gülten, pazara gidip bana pazarın sesini dinletir misin?” diyor. Bu talebin ve cümlenin etkisini üzerimden atamıyorum.

    “Babam yalnız bırakıldı”

    Dilini, kültürünü, suyununun tadını bilmediğiniz bir ülkede bir anda sıfırlanıyorsunuz. Onun için yürümeyi yeniden öğrenmek gibidir hissi belki de. Sürgünün her türlüsü çok acı, biz de bunu kısmen yaşadık babamla fakat yine de bugünün şartlarıyla yirmi sene öncenin şartları arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum. Babam hem sürgünde yalnızdı hem de ülkedeki arkadaşları tarafından çok yalnız bırakıldı. Bu yalnızlık çok hırpaladı, incitti onu.

    “Hayatımız bir gecede değişti”

    Sizi bu “haksız-adaletsiz” gidiş nasıl etkiledi?

    Bizim hayatımız bir gecede değişti. Bu bir süreç değildi. Bir gecede bütün ülkenin nefret odağı haline geldik. Paris’e gelişinden bir yıl sonra da babamı kaybettik. Bugün demokrat zannedilen ya da addedilen bazı medyatik yüzlerin ve o dönemin gazetecilerinin yaşadıklarımız ve yalnızlığımız karşısında veballeri çoktur, hepsi kendini biliyor.

    “Yokluğu ile başa çıkabildim mi bilmiyorum..”

    Babanız öldüğünde 13 yaşındaydınız… Büyürken onun yokluğu ile nasıl başa çıktınız?

    İnsan arada kanayan ve asla iyileşmeyen bir kesikle yaşamayı öğreniyor. Baba kaybı benim için böyle bir şey. Yokluğu ile başa çıkabildim mi ya da çıkabiliyor muyum bilmiyorum ama yarayla yaşamayı öğrendim.

    Babanızı ölmeden önce en son ne zaman görmüştünüz?

    Babamı kaybettiğimizde yanı başındaydık. Bazen gitmek için bizim orada olduğumuz bir anı kendisinin seçtiğini düşünüyorum.

    Nasıl bir baba-kız ilişkiniz vardı?

    Çok düşkündük birbirimize. Sadece babamı değil, en sevdiğim oyun arkadaşımı da kaybettim.

    Bir yazınızda “Eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız…”diyorsunuz. Size bunu yazdıran duygu neydi? Arkasından söylenen kötü, vicdana sığmayan cümlelerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

    Şimdi birçok konuda sosyal medya üzerinden örgütlenilip ortak refleks veya tepki oluşturulabiliyor. Ben o cümleyi yazdığımda sosyal medya henüz gündemde yoktu. İnsanların empati kurmalarını istedim. Zaten bir süre sonra söylenenlere kulak asmayı ya da takip etmeyi bırakıyorsunuz çünkü o kadar fazla ki! Ben de öyle yaptım.

    Ahmet Kaya’nın en sevdiğiniz yönü neydi?

    Çok var. Onunla sıkılmanız mümkün değildir, her zaman orijinal fikirleri vardır. Bir de bence sihirli olan şöyle bir yeteneği vardı; hayatı tutup ucundan ters yüz eder sonra beğenmezse öbür yüzünü çevirir, yine beğenmezse silip yeni baştan yazar hem de her zaman aynı yaşama inadıyla. Vazgeçmezdi yani. Hep güleç ve espiriliydi, en çok da kendiyle dalga geçerdi.

    Sizde babanızın sevdiği ne gibi yönler vardı?

    Ona her anlamda çok benziyor oluşumdur diye tahmin ediyorum.

    “Öfkem ona bunu yaşatanlara”

    Onsuz geçirdiğiniz yıllara bir öfkeniz var mı?

    Öfke sanırım eğitilebilen bir şey. Benim eğitmek, ehlileştirmek istemediğim bir öfkem var ama onsuz yıllara değil, ona bunu yaşatanlara. Onlarla barışmayacağım.

    Onu özlediğinizde ne yapıyorsunuz?

    Biliyor musunuz, onun bizimle birlikte olduğu videoları yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen ben hâlâ rahatça izleyemiyorum ama fotoğraflar var, şarkılar var. Sesi, gülüşü hep benimle. Sesini milyonlarca insanla paylaşıyor olmak duygusu da bana iyi geliyor.

    Siz onun bazı özelliklerini kendi kimliğinize kattınız mı?

    Ben o ağacın gölgesinde büyüdüm. Her geçen gün yeni bir şeyler öğreniyorum ondan, onun varoluşundan ve tabii annemden. İkisine de minnettarım.

    Babanız önce “nefret”le bu ülkeden gitmek zorunda kaldı ama sonra iktidar sahipleri onun mezarını getirmek istedi veya onu başka söylemlerle onurlandırdıklarını düşünüp konuştu. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    “Mezar” sözcüğü beni rahatsız ediyor. Bu konunun tekrar tekrar gündeme getirilmesi de ailemizi çok yıprattı. Bu tür girişimlerin, onun milyonlarca seveni ve dinleyeni olduğu dikkate alınarak anlamlandırılması gerekir. Ruhunun huzura kavuşmasını, geçmişle hesaplaşmayı ve hatırasını yaşatmayı istiyorsak, onun düşlediği ülkeyi hep birlikte kurma çabasıyla başlayabiliriz belki. Onun, kendisini mağdur olarak tanımlayanlar karşısındaki tavrının ve demokratik duruşunun anlaşılması ve benimsenmesidir bize ve ona da asıl iyi gelecek olan.

    “Herkesin bir Ahmet Kaya şarkısı var” derler, sizin de var mı?

    Hepsi diyebilirim ama “O Vahşi At”ı çok sık dinliyorum bu aralar. Sevgili Yusuf dayımı da selamlamış olayım böylece.

    Babanızın mücadele ettiği sorunlar, ırkçılık, demokratikleşememe, insan haklarının gaspı gibi sorunlar Türkiye’de halen devam ediyor. Türkiye’nin “Kürt Sorunu”na çıkıyor kapılar.. Buna dair ne söylemek istersiniz?

    Dağılan heterojen bir imparatorluktan homojen bir ulus yaratma çabalarının bugün gelinen noktada gerçekçi olmadığını görüyoruz. Kürt Sorunu bizlere demokrasiyi, hakları ve özgürlükleri sorgulatıyor aynı zamanda ve bu nedenle yaşadığımız çağın içine sığmayacak kadar da büyüktür.

    “Yakın tarihi anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakın”

    Bağlantılı olarak sistemin var olan Kürt Sorunu’nu yıllar içerisinde bilerek kangren haline getirdiğini düşünüyorum. İnsan hakları ve demokratikleşme Türkiye’nin geleceği için mecburi, bunu biliyoruz. Kürtler olmadan bunun sağlanmasının mümkün olmadığını da biliyoruz.

    Tarihten dersler çıkararak yeni bir diplomasi modeli, toplumsal norm ve diyalog için daha çok çalışmalıyız belki de. Diğer türlü, ifade özgürlüğünü yargılamak, haksız tutuklamalar, anadilinde şarkı söyleyenlere hattâ dinleyenlere yaşatılanlar ya da yok sayma sonuç vermeyecektir. Tarih de böyle söylüyor, gelecek de. Duymak zorundayız.

    Son olarak Türkiye toplumuna, okurlarımıza bir mesajınız var mı?

    Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için Ahmet Kaya’nın öyküsüne de bakmak ve o öyküyü doğru okumak gerekiyor bana göre. Benzer acılar ve kayıplar tekrar yaşanmasın diyerek yakın tarihten dersler çıkarmayı başardığımız zaman toplumsal iyileşmenin de başlayacağına inanıyorum. (EMK/AÖ)


    Evrim Kepenek

    bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. bianet stajerlerinden. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA, Jinha ve Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

    Kaynat : Bianet Haftasonu