Blog

  • DTK Eşbaşkanı Güven tahliye edildi

    DTK Eşbaşkanı Güven tahliye edildi

    Milletvekilliği düşürülerek tutuklanan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, kalan bir aylık cezası, tutuklu yargılandığı başka bir dosyadan mahsup edilerek tahliye edildi.

    KCK/TM Ana Davası’ndan aldığı 6 yıl 3 ay hapis cezasının Yargıtay tarafından onanmasının Meclis Genel Kurulu’na taşınmasıyla vekilliği düşürülerek tutuklanan Demokratik Toplum Kongresi  (DTK) Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, tutuklu bulunduğu Diyarbakır Kadın Cezaevi’nden tahliye edildi.

    Hüküm giydiği davadan 4 yıl 8 buçuk ay cezaevinde kalan Güven’in kalan bir aylık cezasının denetimli serbestlik kapsamına alınması için yapılan başvuru reddedildi. Bunun üzerine Güven’in avukatları, kalan bir aylık hapis cezasının Güven’in tutuklu yargılandığı ancak henüz hüküm kurulmadığı başka bir dosyadan mahsubu için başvuruda bulundu. Geçen hafta yapılan başvuruda, kalan cezasının tutuklu yargılandığı ve halen devam eden dosyadan mahsup edilmesi talebi yerinde bulunarak, Güven’in tahliyesine karar verildi.

    ‘DENETİMLİ SERBESTLİK İŞLETİLMEDİ’

    Güven için tahliye başvurusu yapan avukatı Reyhan Yalçındağ, Güven ve vekilliği düşürülerek tutuklanan HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları’nın denetimli serbestlikten yararlandırılmamasının ciddi bir hukuksuzluk olduğunu belirterek, “Leyla Güven’in sadece 1 ay süresi kalmasına rağmen onun için bir denetimli serbestlik talebimiz kabul olmadı. Yaralama, uyuşturucu, hırsızlık vb. gibi suçların hükümlüleri 3 yıl denetimden yararlandığı halde Leyla hanım için 1 ayı bile işletmediler” ifadelerini kullandı.

    ‘5 GÜN FAZLADAN YATTI’

    Denetimli serbestlik talebinin kabul edilmemesi üzerine kalan cezanın mahsup edilmesi yoluna başvurduklarını dile getiren Yalçındağ, “Bunun üzerine başka bir dosyasından tutuklu yattığı 1 yıllık süre vardı; onun mahsup talebinde bulunmuştum. Leyla hanım henüz cezaevine konulmadan önceki saatte talepte bulundum, ancak maalesef, başvurudan 5 gün sonra sonuçlandı. İşlemlerin uzun sürmesi nedeniyle bu 5 günlük süreyi fazladan yattığını söyleyebilirim” diye konuştu.

    ‘BERBEROĞLU İLE AYNI USUL UYGULANMADI’

    Güven ile tahliye edilen CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tahliyesinin aynı usule göre yapılmadığının altını çizen Yalçındağ, “Sonuç olarak sayın Güven’in tahliyesi Berberoğlu’nun tahliyesiyle aynı usülden kaynaklı değildir. Müvekkilim zaten başka bir dosyadan 1 yıl tutuklu kaldığı süre mahsup edilerek tahliye edilmiştir” şeklinde konuştu.

    ‘İŞLEMİN GERİ ALINMASI İÇİN BAŞVURULARIMIZI YAPACAĞIZ’

    Güven hakkında verilen yargı kararlarını bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını aktaran Yalçındağ, “Gerek vekilliğin düşürülmesi işleminin iptali için gerek haksız yere Viranşehir Belediye Başkanı iken aldığı cezanın hukuka aykırılığından dolayı AYM’ye Aralık 2019 tarihli başvuruda tedbir ve öncelikli inceleme talebimizi sunduk. Vekilliğin düşürülmesiyle ilgili işlemin geri alınmaması durumunda önümüzdeki günlerde diğer bireysel başvuru yollarına başvuracağız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil” dedi.

  • Sancar: Demokrasi ve özgürlüğe yürüyeceğiz

    Sancar: Demokrasi ve özgürlüğe yürüyeceğiz

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin “Demokratik Mücadele Programı” kapsamında geldiği Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi’ni (DTK) ziyaret ederek basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, HDP milletvekilleri ve yöneticileri ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) temsilcileri katıldı.
    Basın toplantısında DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, kısa bir konuşma yaptı. Öztürk, Kürt siyasetçilerine yönelik saldırılar ile Kürt halkının kazanımlarının ve iradesini yok etmenin amaçlandığını söyledi. Kürtlere yapılan saldırının sadece Kürt halkına değil, Türkiye halkları ve demokratlara yapıldığını belirtti.
    SİYASİ DARBE
    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise şu açıklamalarda bulundu: “Burada bulunmamızın temel amacı dayanışmadır. Sevgili arkadaşlarımız Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın milletvekillikleri düşürüldü, haksız ve hukuksuz bir şekilde temsiliyetleri ellerinden alındı. Ayrıca, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun da milletvekilliği düşürüldü. Bu işlemler halkın iradesini yok sayma anlamına geliyor. Bunu defalarca belirttik. Bunu bir siyasi darbe olarak görüyoruz, tıpkı kayyım uygulamaları gibi milletvekillerinin düşürülmesi de bir siyasi darbe operasyonudur. Darbeler sadece tank ve toplarla yapılmaz. Darbeler, yargı eliyle, iktidarın baskı yöntemleriyle de gerçekleşir. Bunlara siyasi darbe diyoruz. Bütün darbeciler ister tankla topla yönetime el koysunlar ister diğer yöntemleri kullansınlar, önce halkın iradesine yönelirler, halkın iradesini yok sayacak eylemler, işlemler yaparlar.
    Uzak değil 12 Eylül’de ilk iş parlamentoyu kapatmaktır. Buna benzer uygulamalar 27 Mayıs’ta da yaşandı. Bütün darbeciler halkın iradesini bastırmak ve yok etmek için harekete geçerler. Siyasi darbe yapanlarda aynı şeyi uyguluyor, aynı yöntemi uyguluyorlar. Leyla Güven sadece Hakkari milletvekili değil DTK’nın da eşbaşkanıdır. Tarihi de geçmişi de onurlu mücadelelerle doludur. Her zaman dik durmuştur, her zaman demokrasi ve özgürlük için bedel ödemeyi göze alarak mücadelede kararlı bir şekilde davranmıştır. Leyla Güven’e ve yine DTK üyesi Farisoğulları’na yapılan bu operasyon aynı zamanda DTK’nin temsil ettiği misyona dönük de bir operasyondur.
    AYRIMCILIK
    Biliyorsunuz milletvekillikleri düşürüldüğü gününün gecesi Leyla Güven ve Farisoğulları gözaltına alındı. Daha geç saatlerde Enis Berberoğlu da gözaltına alındı ve o gece tutuklandılar. Leyla Güven’in daha önce yine haksız ve hukuksuz bir tutukluluk süreci vardır. Yürürlükteki kanunlara göre o tutukluluk süresinin şimdi kesinleşen cezadan düşülmesi mahsup edilmesi gerekiyor. Toplam yatması gereken süre bu durumda 2 buçuk ayı ancak buluyor. Bir gecede vekilliği düşüren, bir gecede gözaltı operasyonunu gerçekleştiren ve tutuklama kararını çıkaran odaklar kaç gündür mahsup işlemini gerçekleştiremiyor. Burada keyfiliği daha da derinleştiren bir yaklaşım söz konusudur. Ayrımcılığı gözlerimizin içine sokacak kadar açık hale getiren bir zihniyet söz konudur.
    ‘BASKILARA BOYUN EĞMEDİLER’
    Daha önce de söyledim, Kürt oldunuz mu zaten ayrımcılığa her an maruz kalabilirsiniz; bir de HDP’li Kürt oldunuz mu bu ayrımcılığın her alanda katlanması artık Türkiye’nin normali haline gelmiştir. Ancak ne Kürtler ne HDP’liler bu baskılara boyun eğmediler, eğmeyecekler. Bizler hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve zulme karşı dik durmaya devam edeceğiz. Demokratik siyaset mücadelesini büyüterek yürüteceğiz. Bu keyfi iktidarı, bu zalim uygulamaları, bu ayrımcı zihniyeti durduracak gücümüz vardır. Bunu yakın zamanda seçimlerde de gösterdik. 7 Haziran 2015, AKP’nin kurulduktan sonra ilk defa 13 yıllık geçmişinde mutlak çoğunluğu kaybettiği bir seçim olmuştur. 31 Mart yerel seçimlerinde de bu iktidarı durduracağımızı söylemiştik ve bunu başardık. Korkuları bundan. Bu iktidarı faşizan yöntemlerle otoriterliği pekiştirmek için her yolu kullanan bu iktidarı durdurabilecek en etkili güç HDP ve birlikte hareket ettiği tüm bileşenler ve kongrelerdir.
    Kürt halkının kararlı mücadelesi demokrasi içindir, özgürlük içindir, eşitlik içindir ama aynı zamanda bütün bunların üst başlığı olarak bu mücadele bir haysiyet mücadelesidir. İradeye saldırı, bir halkın  iradesine saldırmak haysiyetine saldırmaktır. Bir halkın kimliğine saldırmak haysiyetine saldırmaktır. Ama Kürt halkı haysiyetini korumayı, haysiyeti için sonuna kadar mücadele etmeyi bilmiştir. Bu mücadeleyi sürdürecek inanca, azme ve kararlılığa sahiptir. Bizim bu konuda gücümüzden yana en ufak tereddütümüz yoktur. Halkımızın inancına ve kararlılığına güvenimiz tamdır.
    GELİN BU GİDİŞATI BİRLİKTE DURDURALIM
    Kendi gücümüzle özgürlük mücadelesini sonuna kadar sürdürebilecek birikimimiz, tecrübemiz ve inancımız vardır. Ama bu zulüm yönetimi sadece Kürtlerin meselesi değildir. Sadece HDP’nin meselesi değildir. Bu bütün Türkiye’nin meselesi olarak görülmeli ve bütün halklara yönelik bir saldırı olarak değerlendirilmelidir. Çağrılarımız bundandır. Bütün demokrasi güçlerine diyoruz ki gelin bu gidişatı birlikte durduralım. Gelin tabanda buluşalım. Dayanışmayı büyütelim. İlla her alanda yan yana iç içe geçmemiz gerekmiyor. Tercihimiz odur, olsa daha iyi olur.  Ama olmak zorunda değildir. Kendisini demokrasiden yana gören, adalet diye bir derdi olan herkes, her kurum, her siyasi parti, bulunduğu yerden bu tutumunu açıklıkla ortaya koyabilir. Demokrasiyi, adaleti ve özgürlüğü savunanlar, kendileri dışında birilerine yapılan haksızlığı, kendilerine yapılmış gibi görürlerse ancak inandırıcı olur.
    HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK
    Biz özgürlüğü herkes için istiyoruz, demokrasiyi bütün ülke için istiyoruz. Adaleti bu ülkede yaşayan her bir birey için istiyoruz. Bizim adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrılmamız söz konusu olamaz. Bu konuda ürkek korkak ya da bilinçli olarak ayrımcı davranan herkes bu iktidarın ekmeğine yağ sürer. Sessizlik ve ürkeklik bu iktidarı daha da cesaretlendirir. Halklara ödeteceği bedeli daha da yükseltir. O nedenle gelin hep birlikte özgür geleceğe doğru yürüyelim.
    Biliyorsunuz, 1 Haziran’da tutum belgemizi açıkladık. Onunla birlikte bir de Demokratik Mücadele Programı olduğunu söyledik. Demokratik Mücadele Programı da kapsamlı bir şekilde hazırladık. Amacımız şu, tutum belgesiyle Türkiye’deki bütün demokratlara, adaletten yana bütün kesimlere, bireylere, kurumlara ve partilere açık bir birliktelik müzakeresi çağrısı yaptık.
    TOPLUMSAL KESİMLERE ÇAĞRI 
    Yani bu gidişatı hangi çerçeveleri tartışarak, konuşarak durdurabiliriz, gelin bunu yapalım çağrısıydı bizimkisi.  Bu sadece siyasi partilere dönük bir ittifak çağrısı olarak yorumlanıyor eksik yorumlanıyor. Bizim ilk hedefimiz toplumun tümüdür. Toplumdaki her bir bireydir İkinci katmanda örgütlü toplum kesimleridir. Emek örgütleridir, meslek örgütleridir, derneklerdir, demokratik kitle kuruluşlarıdır. Elbette bu çağrı siyasi partilere de yapılmıştır. Seçimlerle ilgili ittifak tartışmaları, seçimler gündem geldiğinde açık ve dürüst bir şekilde yapılır. Bizim tercihimiz bu olacaktır. Ama oraya varmadan hepimizin yapması gereken çok şey var. O yapılması gereken çok şeye dair, bir diyalog bir müzelere çağrısı yaptık toplumsal kesimlerin hepsine. Bununla birlikte Demokratik Mücadele Programımız olacağını da vurgulamıştır. Bu programı da şimdi hayata geçiriyoruz.
    Eş başkanlar olarak bizlerin pandemi sonrası ilk seyahatleri bu program çerçevesinde gerçekleşti. Pervin Buldan Eşbaşkanımız dün Iğdır’daydı. Biliyorsunuz Iğdır’a da kayyım atandı, belediyemiz gasp edildi. Oradan Kars’a geçti. Ben dün Batman’daydım. Pandeminin başlangıcında gasp edilen belediyemiz olduğu için oradan başlattık ziyaretimiz. Sonra Siirt’e geçtik ve şimdi de karşınızdayım. Gün boyu görüşmeler devam edecek.
    Basın da en çok konu edilen ve biraz da suyu çıkarılacak şekilde tartışılan konuyu elbette açmakta fayda var. Çünkü bizim açıkladığımız çerçeve ne olursa olsun, öncelikle havuz medyası, yandaş basın onlara bakmıyor. Bizim açıklamalarımızı dikkate almıyor. Onlar istedikleri yandan bu konuyu güya tartışıyorlar.
    DEMOKRASİYE VE ÖZGÜRLÜĞE YÜRÜYÜŞ  
    Programımızın bütünü basın açıklamaları, halk buluşmaları, kurum ziyaretleri hepsinin ortak başlığı demokrasiye yürüyüştür. Bu programın esasıdır. Demokrasiye ve özgürlüğe yürüyüş programıdır. Bu bizim bundan sonraki aylarda yapacağımız faaliyetlerin hepsini de kapsamıyor. Bir aylık bir program çıkardık. Tutum Belgemiz de şartları dikkate alacak şekilde hazırlanmıştır. Yeni şartlar ortaya çıktığında yeni tutum belgeleri de elbette açıklanır. Bu bir ilk adımdır. Halkımızla buluşmak istiyoruz. Türkiye halklarının buluşmasını istiyoruz. Buna katkı sunacağını inandığımız demokratik mücadele yöntemlerini de hayata geçireceğiz. HDP demokratik siyaset zemininde kararalı mücadelesini sürdürecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Demokratik siyaset zemininin de dışında HDP hiçbir yerde olmayacaktır. Bizim varoluş zeminimizi demokratik siyasettir. Mücadele yöntemlerimiz meşru yöntemlerdir. Yürüyüş meselesini yeniden biraz açayım. Bizim planladığımız yürüyüş uzun mesafe güzergahları yürümek şeklinde değildir. İlk günden bunu MYK’mızda da netleştirmiştik. Belirli ölçülerde de duyurmuştuk.
    ANKARA’DA BULUŞACAĞIZ
    Şehirlerarası yollarda, yaya yürümek gibi bir metodumuz yoktur. Esas itibariyle seçilmişlerimiz bu yürüyüşe katılacaktır. İki koldan yapılacaktır. Seçilmişler derken de milletvekilleri, belediye meclis üyeleri, belediye eş başkanları ve il yöneticilerimiz. Elbette bu ekiplerimiz bulundukları şehirlerde halkla buluşacaktır. İki noktadan başlayacak, biri Edirne diğeri Hakkari. Ülkenin iki ucu. Ankara’da buluşacağımız son nokta. Edirne’de önceki dönemler eş başkanlığını yapan Selahattin Demirtaş cezaevinde. Hakkari ise Leyla Güven’in seçildiği il. Ben Hakkari’de başlangıçta bulunacağım. Pervin Buldan eş başkanımızda Edirne’den başlangıcı yapacak. Daha sonra araçlarla bir sonraki güzergaha gidecek belirlenmiş heyetlerimiz. O heyetler içerisinde eşbaşkanlar olmayacak. Bir sonraki şehire gittiklerinde halk buluşmaları yapacaklar, araçlarla gidecekler. Kurumlarla buluşacaklar; hem tutum belgemizi, tutum belgemizdeki çağrıları iletecekler hem de ortak demokratik mücadele zeminini güçlendirmek için çalışmalar yapacaklar. Şehirden şehire bu şekilde gelindikten sonra birkaç gün içinde Ankara’da bir buluşma gerçekleşecek. Ankara’daki buluşma salon ya da açık hava toplantısı şekilde olacak. Orada da seçilmişler ve yedi bölgenin temsilcileri yer alacak. Ankara’daki toplantıda da bütün bu süreç ile ilgili değerlendirmemizi toplumla, basınla, kamuoyuyla biz eş başkanlar paylaşacağız. Yürüyüş diye günlerdir televizyonlarda tartışılan programımız esas itibariyle budur. Ayrıntılar zaten paylaşılacaktır. HDP üzerinden provokasyon hazırlıkları yapanları uyarıyorum. HDP hiçbir provokasyona malzeme vermez, hiçbir provokasyona da gelmez. Güçlü demokratik mücadele birikimini en etkili şekilde değerlendirmesini bilecek bir demokratik olgunluğa sahiptir. Kim ki HDP üzerinden, Kürtler üzerinden toplumda yeni gergin ve kutuplaşma, yeni çatışma hatları örmeye çalışıyor buna en büyük engelin, buna karşı en güçlü duruşun HDP’den geleceğini bilmesi lazım. HDP bunlara izin vermez bunlara prim vermez ama demokratik mücadele konusunda Anayasal haklar, meşru demokratik haklarını kullanmaktan da vazgeçmez. Bu kadar baskı, keyfilik bunca faşizan uygulama varken HDP’nin sessiz kalmasını, HDP’nin hareketsiz kalmasını beklemek de haksızlık olur, yanlışlık olur. Biz tekrar ediyorum demokratik mücadele programımızı demokratik siyaset zemininde anayasal haklarımızı demokratik meşru yöntemleri kullanarak gerçekleştireceğiz. Bu bizim hem hakkımızdır hem de halklarımıza karşı görevimizdir. Demokratik tepkiyi bütün demokrasi çevrelerini birlikte örmesini istiyoruz. HDP’yi gayri meşru zeminde göstermeye çalışan iktidar çevrelerinin asıl hukuk dışı ve gayri meşru zeminde olduklarını da biliyoruz. Bizim duruşumuz onların yüzünü daha da açığa çıkaracak.
    DEMOKRATİK ULUSAL BİRLİK
    Darbe sözünü en çok muhalifleri itham etmek için, suçlamak için, karalamak için kullanan iktidardır, fakat her türlü darbeci yöntemi hiç tereddüt göstermeden uygulayan da bu iktidardır. O nedenle darbeci zihniyete darbeci uygulamalara karşı demokratik mücadele ruhunu geliştirdik bu program çerçevesinde çalışmalarımızı yürüteceğiz. Bütün demokratlara, adaletten yana bütün birey ve kuruluşlara, bütün vicdanlı çevrelere birlikte demokratik mücadele çağrımızı yineliyoruz. Burada da Diyarbakır’da yapacağımız görüşmeler arasında Kürdistani partilerle buluşma ve çeşitli kurumları ziyaret de var. Burada da en geniş ulusal ittifakı sağlama sorumluluğundayız çünkü bu faşizan uygulamaların asıl hedefi Kürt halkıdır, Kürt coğrafyasıdır. Buradaki baskılar bir halkın varoluşunu hedeflemektedir o nedenle Kürt halkının temsilcilerinin bu varoluşa yönelik saldırılara karşı demokratik ulusal ittifaklarını daha sıkı örme sorumluluğundadır. HDP’nin bu konudaki tutumu bellidir. Mümkün olan en geniş ittifakı gerçekleştirmek istiyoruz, bunun için elimizden gelen her türlü çabayı harcıyoruz, aynı sorumluluğu gösteren çok sayıda kurum ve parti var. Onlara da teşekkür ediyoruz. Bunu dışında kalan diğer çevrelere de bu çalışmalarda yer alma davetimizi de yineliyoruz. Gelin konuşarak, diyalogla buradaki demokratik ulusal birliği, ittifakı genişletelim. Konuşarak çözemeyeceğimiz bir meselemiz yoktur. Asıl meselemiz bu halkın varlığına yönelen ağır tehditlerdir. Asıl sorumluluğumuz bu tehditleri birlikte göğüslemektir.
    GELECEĞİMİZ AYDINLIKTIR 
    Tekrar ediyorum, HDP büyümektedir, büyüyerek yürümeye devam edecektir. Biz bu ülkede geleceği demokratik temelde, özgürlükçü bir şekilde kurma mücadelesinin temel gücü olduğumuza inanıyoruz. Türkiye’nin her tarafında bu büyümeyi güçlü siyasetle, güçlü mücadeleyle sürdüreceğiz ve başaracağız. Toplumsal dönüşümü de siyasal değişimi de özgürlükçü, demokratik eşitlikçi temelde gerçekleştirme mücadelemizin kısa zamanda sonuç alacağına da inancımız tamdır. Bu mesajımıza erişen herkesi de, bu mesajımızı duyan herkesin de aynı inancı hiçbir tereddüt duymadan taşımasını istiyoruz. 7 Haziran’dan beri söylüyoruz; mutlaka kazanacağız. Bundan şüphemiz yoktur. Zor bir yoldur, fakat demokrasi ve özgürlük de bu topraklarda kolay elde edilen şeyler değildir, bunun farkındayız. Çeşitli oyunlar tezgahlanıyor olabilir bunların farkındayız. Bizim en büyük gücümüz haklarımızdır. Onların inancı ve kararlı gücü. Halkların başta Kürt halkının bu destek ve kararlılığı devam ettikçe bu oyunları boşa çıkaracağımıza inanıyoruz. Önümüz açık, geleceğimiz aydınlıktır.”
    HDP’Yİ KAPATMA TARTIŞMALARI
    Gazetecilerin HDP’nin kapatılmasına dönük açıklamaları sorması üzerine Sancar, “İktidar yargıyı kontrol edebiliyor. Bunu biliyoruz. Bugün yargı iktidarın elinde, muhalefeti sindirme amacıyla kullanılan bir sopa haline gelmiştir. Eğer kapatma davası açmak bu siyasi iktidar için bir avantaj sağlayacaksa, bu kanaate varacaksa, herhalde yargıyı harekete geçirmesi zor olmaz. Bizim bu tartışmalara kulak astığımız yok. HDP’yi kapatma tehditleri ilk defa ortaya çıkmıyor. Son 5 yılda defalarca aynı tartışmalar yürütüldü. Aba altında sopalar gösterildi. Ne yaparlarsa yapsınlar, HDP demokratik siyaset zemininde bir milim sapmayacaktır. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın bunu da aşmayı başaracağız. Kapatılan her partiden sonra çok daha güçlü bir şekilde demokratik siyasette var olmuş bir geleneği temsil ediyoruz. Bizim bundan önceki partilerimizi bu şekilde hedef alan iktidarların hepsi çöküş çırpınışları dönemlerini yaşıyordular. Ve bugün o iktidarların hiçbirinin temsilcilerinin hiçbirinin esamesi okumuyor. Tarihin çöplüğüne gitmiştirler. HDP tasfiye etme planları, iktidarların zayıflıklarının zirve noktasında gündeme gelir. İktidarlar en zayıf oldukları noktada HDP’yi tasfiyeyi konuşmaya başlarlar ve kendileri tasfiye olurlar. Bizim tasfiye olmamız mümkün değil. Köklerimiz çok güçlüdür. Halkla bütünlüğümüz çok sağlam. O nedenle biz bu tehditleri ciddiye almıyoruz. Bu tehditlerin bizim çizgimizi ve mücadele programımızı etkilemesine elbette izin vermeyeceğiz” diye konuştu.
    Basın toplantısı “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları ile sona erdi.
    BASKIN VE GÖZALTILARA TEPKİ
    Sancar, DTK’daki programının ardından HDP’li milletvekilleri ile birlikte Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni (MEBYA-DER) ziyaret etti. Burada konuşan Sancar, sabah saatlerinde TUAY-DER’e yapılan baskın ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Sancar, tutuklu yakınları ile dayanışma sağlayan ve mezarlıklara yönelik saldırıları gündemleştiren kurumların hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu söyleyerek, “Özellikle son zamanlarda mezarlara dönük saldırılar oluyor. Mezar saldırıları her türlü kötülüğü aşmış durumda. Hiçbir inanışta hiçbir dinde ölülere, hatıralarına mezarlarına saygısızlık yapılmaz saygısızlık kabul edilemez. Mezarlar bütün inançların ezelden beri ortak değeridir. Hiçbir gerekçe ile bu saldırıları haklı çıkarmak mümkün değil” dedi.
    Sancar’ın Diyarbakır’daki ziyaretleri, Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ile devam etti. Sancar ve beraberindekiler, buradaki toplantının ardından Kürdistani ittifak partileri ile bir otelde toplantı düzenleyecek
  • Britanya’da meclis darbesine karşı protestolar sürüyor

    Britanya’da meclis darbesine karşı protestolar sürüyor

    Diren Dicle

    Londra’da Demokratik Güç Birliği ve Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan protestolar da Türkiye’de bir darbe gerçekleştiği vurgulanarak, uluslararası kamuoyunun AKP-MHP faşist rejimine karşı harekete geçmesi gerektiği belirtildi.

     

    Londra Kürt Halk Meclisi ve bileşenleri Başbakanlık binası önünde bir araya gelerek milletvekilleri düşürülerek rehin alınan HDP milletvekilleri için protesto eylemi gerçekleştirdi. Sık sık, “Kahrolsun faşizm”, “Berxwedan jiyane”, “Terörist Erdoğan” sloganları atılırken, Leyla Güven’in posterleri taşındı. Burada yapılan açıklamada, Türk devletinin Kürt halkına yönelik baskı, katliam ve tehditlerinin sürdüğünü vurgulayarak, AKP-MHP rejiminin Leyla Güven şahsında faşizmin ve eril zihniyetin karşısında olan Kürt kadınlarını hedfa aldığı belirtildi. Kürt halkının faşizme ve diktatörlüğe karşı direnişinin sürdüğü belirtilen açıklamada, uluslararası kurumların bir savaş suçlusu olan Tayyip Erdoğan’a karşı harekete geçmesi istendi. Eylem alkış ve sloganlarla sona erdi.

     

     

    DGB’DEN KİTLESEL EYLEM

    Aralarında Britanya Alevi Fedarasyonu, DAY-MER, GİK-DER, Dersim-Der, Kürt Halk Meclisi, Cem Evi ve yöresel derneklerin bulunduğu kalabalık bir grup BAF Yerleşkesi’nde bir araya geldi. Gezi Direnişi ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan eylemde kurumların ortak açıklaması okundu. Milletvekillerinin tutuklanması halkların özgür iradesini gasp etmek anlamı taşıdığı ifade edilen açıklamada, AKP-MHP rejiminin darbe ile kendi misyonlarını yerine getirdiğinine dikkat çekildi. Gerici ve ırkçı yaklaşımlarını her gün başka bir örnek ile sergileyen bu zihniyetin direnenlerin gücü ile mutlaka yıkılacağı ifade edilen açıklamada, “Berxwedan Jiyane” sloganı ile bitirildi. Açıklamanın ardından kurum temsilcileri de birer konuşma yaparak, ırkçı ve faşizme karşı enternasyonal mücadelenin gerekliliğine vurgu yapıldı.

     

    İŞÇİ PARTİSİ: MUHALEFET ETKİSİZLEŞTİRİLİYOR

    Ana muhalefet partisi Londra-Enfield bölgesi milletvekili Feryal Clark Demirci ga her üç milletvekili ile ilgili verilen kararın düzeltmesi ve tutuklanan her iki HDP’li milletvekilinin serbest bırakılması için Türk hükümetine çağrı yaptı. Clark ayrıca konuyla ilgili Birleşik Krallık Dışişleri bakanına da bir mektup gönderdi.

    ”Tüm dünyanın Covid-19 salgını ile mücadele ettiği, vatandaşlarını bu salgından korumaya odaklandığı bir dönemde Türk devletinin muhalefet partilerinin milletvekillerinin milletvekilliğini düşürüp tutuklaması çok büyük kaygı yaratıyor.

    Bu, böylesi bir süreçteki acil durum gücünü parlamentodaki yasal ve meşru muhalefeti etkisizleştirme girişimi anlamına gelmektedir. Her üç milletvekili ile ilgili verilen kararın acilen düzeltilmesi için buradan Türk hükümetine tekrardan çağrı yapıyorum.”

     


  • İşçi Parti Milletvekili Clark: Türk devletinin muhalefete dönük saldırıları kaygı verici

    İşçi Parti Milletvekili Clark: Türk devletinin muhalefete dönük saldırıları kaygı verici

    İşçi Parti milletvekili Feryal Clark Demirci DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP’li Musa Farisoğulları ve CHP’li Enis Berberoğlu’nun milletvekilliklerinin düşürülmesine ilişkin yaptığı açıklamada, tüm dünyanın salgın ile mücadele ettiği bir dönemde Türk devletinin muhalefete dönük bu saldırılarının derin kaygı yarattığını ifade etti.

    Ana muhalefet partisi Londra-Enfield bölgesi milletvekili Feryal Clark Demirci gazetemize yaptığı açıklamada, her üç milletvekili ile ilgili verilen kararın düzeltmesi ve tutuklanan her iki HDP’li milletvekilinin serbest bırakılması için Türk hükümetine çağrı yaptı. Clark ayrıca konuyla ilgili Birleşik Krallık Dışişleri bakanına da bir mektup gönderdi.

    ”Tüm dünyanın Covid-19 salgını ile mücadele ettiği, vatandaşlarını bu salgından korumaya odaklandığı bir dönemde Türk devletinin muhalefet partilerinin milletvekillerinin milletvekilliğini düşürüp tutuklaması çok büyük kaygı yaratıyor.

    Bu, böylesi bir süreçteki acil durum gücünü parlamentodaki yasal ve meşru muhalefeti etkisizleştirme girişimi anlamına gelmektedir. Her üç milletvekili ile ilgili verilen kararın acilen düzeltilmesi için buradan Türk hükümetine tekrardan çağrı yapıyorum.”

    Geçtiğimiz Perşembe günü, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP’li Musa Farisoğulları ve CHP’li Enis Berberoğlu’na ilişkin cumhurbaşkanlığı fezlekesi Türk parlamentosu Genel Kurulu’nda okutulmuş ve milletvekillikleri düşürülmüştü. Hemen ardından da her üç milletvekili gözaltına alınıp tutuklanmış, bir gün sonrasında ise CHP’li Enis Berberoğlu salgın önlemleri kapsamında serbest bırakılmıştı.

  • Londra’da kadınlar ‘Berxwedan Jiyane’ dedi

    Londra’da kadınlar ‘Berxwedan Jiyane’ dedi

    Diren Dicle

    Londra’da Kürt ve Sosyalist kadın örgütleri ortak bir eylem düzenleyerek, milletvekilleri düşürülerek rehin alınan milletvekilleri için protesto eylem gerçekleştirdi. Eylemde, “Faşizme karşı omuz omuza” mesajı verildi.

    Londra Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB), Kürt Kadın İnisiyatifi ve Yeni Kadın öncülüğünde kalabalık bir grup Wood Green Kütüphanesi önünde bir araya gelerek, HDP’li Leyla Güven ve Musa Farisoğulları ile CHP’li Enis Berberoğlu’nun vekilliklerinin düşürülmesi ve rehin alınmalarını protesto etti. Sık sık, “Jin jiyan azadi”, “Berxwedan jiyan e”, “Katil devlet katil AKP”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Lovely Öcalan” sloganlarının atıldığı eylemde, kadın kurumları ortak bir açıklama da bulundu. Yapılan açıklamada,

    Irkçı saldırıları, sokak infazlarını tertipleyen, mezarlıklara yönelik saldırıların sorumlusu olan faşist Saray rejimi, Kürt ve kadın düşmanlığını pandemi döneminda daha fazla arttığı vurgulandı. Leyla Güven’e dönük gerçekleştirilen saldırı tüm ezilen kadınlara yapıldığı ifade edilen açıklamada, “Irkçılığa karşı ayağa kalkan Avrupa halkları, dünya halkları ile mücadeleyi birleştirerek sömürgeci, ırkçı, faşist AKP saray rejimini teşhir edelim” denildi. Açıklamanın ardından kadınlar, “Berxwedan jiyane” diyerek, alkış ve zılgıtlar eşliğinde eylemi sonlandırdı.

  • İstanbul’da protesto: Darbecilere teslim olmayacağız

    İstanbul’da protesto: Darbecilere teslim olmayacağız

    AKP-MHP iktidarının talimatıyla HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, HDP Amed Milletvekili Musa Farisoğulları ve CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun vekilliklerinin düşürülmesi ve rehin alınmalarına yönelik tepkiler büyüyor. Darbeyi HDP il binası önünde kitlesel bir açıklamayla protesto eden HDP İstanbul Örgütü, darbelere ve darbecilere teslim olmayacaklarının mesajını verdi.

    Polis ablukası altında gerçekleşen eyleme, HDP İstanbul il eşbaşkanları Elif Bulut, Erdal Avcı, HDK eşsözcüleri Sedat Şenoğlu, İdil Uğurlu ve çok sayıda siyasi parti temsilcisi katıldı. “Darbelerinize karşı direneceğiz” yazılı pankartın açıldığı eylemde, sık sık, “Bijî berxwedana Leylayê”, “ Bexwedan jiyane”, “Leyla Güven onurumuzdur”, “Jin, jiyan, azadî”, “HDP umuttur, umut dimdik ayakta” sloganları atıldı.

    ‘HERKES DİRENMELİ’

    Eylemde ilk konuşmayı yapan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Elif Bulut, bugün yaşananları sadece HDP’nin değil tüm siyasi partilerin direnmesi gerektiğini vurgulayarak, “Eğer faşizme karşı sadece HDP direnirse o zindanlarda bir gün hepimiz buluşmak durumunda kalırız. Dün tam da bu yaşandı. Biz baştan söyledik, bu tür demokratik yolları engelleyen faşizm sadece sosyalistlerin, direnenlerin önünü tıkayacak değil, gün gelir sizi de bulur” dedi. Faşizme karşı beraber mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Bulut, bugün tam da o gün olduğunu kaydetti. “Ya hep birlikte kurtulacağız, ya hep birlikte zindanlara atılacağız” diyen Bulut, AKP-MHP iktidarının niyetinin bu olduğunun, dün gerçekleşen darbe pratiğiyle bir kez daha netleştiğini söyledi.

    ‘BU KADAR KAPSAMLI ZULÜM GÖRÜLMEDİ’

    HDP olarak tam da tutum belgesi açıklanmasıyla yeni bir mücadeleye atıldıkları bir zamanda bu siyasi darbenin gerçekleşmesinin manidar olduğuna işaret eden Bulut, bu ülkenin birçok zulüm gördüğünü ama hiç bu kadar kapsamlısını yaşamadığına dikkat çekti. Bu iktidarın demokratik olarak işlettiği tek düzgün bir şeyin olmadığını vurgulayan Bulut, bu neden korktuklarını ve sürekli saldırı halinde olduklarını söyledi. İktidardan gittiklerinde herkesin yargılanacağını belirten Bulut, bunu bildikleri için her türlü anti-demokratik yönteme başvurduklarını ifade etti.

    ‘LEYLA GÜVEN ONURUMUZDUR’

    Leyla Güven’in haksız yere aldığı cezanın bitmesine sadece iki ay olduğuna dikkat çeken Bulut, bu iki ay için cezaevine götürüldüğünü belirtti. Bu saldırıların uyduruk dosyalarla devam edeceğine işaret eden Bulut, “Bu saldırılara karşı tek kişi kalsak da asla pes etmeyeceğiz’ diyen Musa vekillerimiz var, cezaevine götürülürken ‘berxwedana jiyane’ diye haykıran Leyla vekilimiz var. Leyla Güven onurumuzdur, gururumuzdur. Onun böyle evinden alıp cezaevine götürmenizle bizim ne onurumuz kırılır ne de mücadelemizi frenlemeye yeter. Tam aksine mücadelemizi daha yükseltir” dedi.
    HDK Eşsözcüsü Sedat Şenoğlu ise “Bugün dimdik ayaktayız. Bize boyun eğdiremezler” mesajını verdi.

    ‘MEVZİLERİ TERK ETMEYECEĞİZ!’

    Konuşmanın ardından HDP İstanbul İl Örgütü adına açıklamayı okuyan Erkan Tepeli, 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü her fırsatta darbe olarak tanımlayan ve bunun üzerinden içi boş bir “darbe karşıtı söylem” tutturan iktidarın, Türkiye’de yapılan askeri darbelere rahmet okutacak tarzda halk iradesine saldırdığını vurguladı. İktidarın 20 Temmuz 2015’ten beri sistematik bir darbe pratiği sergilediğini belirten Tepeli, Saray rejiminin bu saldırı ile esas olarak darbe rejimi olduğunun bir kez daha kanıtlandığını kaydetti. Tepeli, “Bu saldırganlık bizi yıldıramayacak ve kazandığımız demokratik mevzileri terk ettirmeyeceğiz” dedi.

  • HDP eş genel başkanları: Hiçbir mevziyi terk etmeyeceğiz

    HDP eş genel başkanları: Hiçbir mevziyi terk etmeyeceğiz

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP’li Leyla Güven ve Musa Farisoğulları ile CHP’li Enis Berberoğlu’nun vekilliklerinin gasp edilmesine ilişkin, partilerinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    ‘DARBE YÖNETİM ŞEKLİNE DÖNÜŞTÜ’

    Buldan, yaşananları “AKP’nin darbesi” olarak ele alarak, şu değerlendirmelerde bulundu: d
    “Bu darbe süreci uzun süredir Türkiye’de devam eden, süre gelen ve yönetim şekli halini almıştır. AKP hükümeti seçimle elde edemediğini, kazanamadığını, baskıyla, zorla, darbelerle, muhalefetin elinden almaya çalışan bir zihniyet olmaya çalışıyor. AKP seçim dönemlerinde, yerel ve genel seçimlerde, muhalefetin, özellikle HDP’nin seçime girdiği her yerde büyük bir hezimet ve kayıp yaşamış, zorla ve hileyle iktidarını ayakta tutmaya çalışmıştır. Özellikle son dönemlerde iktidarın kazandığı hiçbir seçim meşru değildir. Her seçim binlerce hilenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu yerel ve genel seçimler için geçerlidir.

    ‘KÜRT HALKININ İRADESİ HEDEFTE’

    Dün yapılan darbe, tıpkı 4 Kasım’la eşdeğerdir, 20 Temmuz OHAL darbesinden hiçbir farkı yoktur, 2 Mart DEP’li vekillere yapılan darbeden hiçbir farkı yoktur. Darbelere karşı çıkanlar, seçimle gelen seçimle gitmeyi esas alanlar, halkların iradesine darbe vurmuştur. Leyla Güven’in tutuklanması, Kürt halkı başta olmak üzere Hakkari halkının iradesine darbedir, Musa Farisoğulları’nın tutuklanması, Kürt halkı ve Diyarbakır halkının iradesine darbedir. Enis Berberoğlu’nu tutuklanması da Türkiye ve İstanbul haklının iradesine büyük bir darbedir.

    ‘HİÇBİR MEVZİYİ TERK ETMEYECEĞİZ’

    Darbelerle, baskılarla, şiddet politikasıyla AKP istediğini elde edemeyecektir. Bizler Türkiye’de siyaset yapan demokrasi güçleri olarak, Türkiye’nin demokratikleşmesi, barışı, özgürlükler için mücadele eden partinin eş genel başkanları olarak, biz kazandığımız hiçbir mevziiyi AKP’ye terk etmeyeceğiz. TBMM’de tek bir kişi bile kalsak, bu mücadele devam edecek. Bu darbe sadece TBMM’ye değil, yerellerde seçilmiş olan belediye eşbaşkanlarımıza da uygulanıyor. Belediyelerimiz teker teker gasp edildi ama tek bir belediyemiz kalana kadar mücadelemiz devam edecek.

    ÇAĞRI: BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ ŞART

    Tam da demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmesi gereken bir sürece giriyoruz. Birlikte mücadele ve hareket etmezsek, AKP’nin faşizmi, darbe anlayışı her yere sirayet edecek, herkesi etkisi altına alacak, herkes tecrit altında yaşayacaktır. Tam da demokratik mücadele yol ve yöntemlerini tartışmanın zamanıdır. Yapılanın sadece HDP’ye yapıldığı düşünülmemelidir. Türkiye’nin bütününe, herkese yapılmıştır. Yapılan bu darbeyi asla tanımadığımızı, tutuklu vekil arkadaşlarımızın, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve diğer arkadaşlarımızın da Leyla Güven ve Musa Farisoğulları gibi, halklarımızın iradesi olduğunu bir kez daha ifade etek istiyoruz. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi belirtmek istiyoruz.”

    ‘PLANLI DARBE SÜRECİ

    Buldan’ın ardından HDP Eş Genel Başkanı Sancar açıklamalarda bulundu.
    Sancar’ın değerlendirmeleri de şöyle:
    “Bu darbe süreci 7 Haziran seçimlerinden bu yana planlı bir şekilde devam ediyor. 7 Haziran seçimlerinde iktidar çoğunluğunu kaybeden AKP, o günden başlayarak bir siyasi darbe planı hazırladı. Yanına MHP ve başka güçleri de alarak bu planı adım adım hayata geçirecek yöntemleri geliştirdi. İlk aşama 7 Haziran seçimlerininin sonuçlarını fiilen sonuçsuz kılmaktı. Çeşitli tezgah ve provokasyonlar yaratarak erken seçim kararı alındı. 1 Kasım’da seçime gidildi, bugün 5 Haziran unutmayalım. 5 Haziranın önemli bir yıl dönümü olduğunu da hatırlatalım. AKP’nin başlattığı darbe sürecinin önemli bir işareti de o dönem yaşanmıştı. Bizim Diyarbakır mitingimize yönelik bombalı saldırı gerçekleşmişti.
    1 Kasım seçimlerinden sonra bir otoriter sistem, giderek faşizan bir yönetim inşa etmek için adım adım çalışmalar yürütüldü. AKP ve birlikte hareket ettiği ortakları 15 Temmuz darbe girişimini -ki hepimizin lanetlediği bir girişimdi, her türlü darbe girişiminin en açık bir şekilde lanetleyen, en açık tutumu alan bir siyasi geleneği temsil ediyoruz- Allah’ın lütfu saydığını daha ilk günden beri apaçık bir şekilde ortaya koydu, söyledi. 20 Temmuz 2016’da yeni darbe süreci başlatıldı. Daha doğrusu darbe sürecinin yeni aşaması başlatıldı.
    İktidar, HDP’nin kendisine kaybettirecek en büyük ve etkili güç olduğunu bildiği için hedef alıyor
    Daha sonra dokunulmazlıklar kaldırıldı ve başta Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere milletvekillerimiz rehin alındı. Büyük bir kısmı hala siyasi trehin olarak tutuluyor. Bütün bunlarda hedefin HDP’yi tasfiye etmek olduğu açıktır. Neden HDP’yi bu kada ısrarlı, inatla, öfke ve kin ile hedefe koyuyor bu iktidar? Çünkü kendisine kaybettirebilecek en büyük ve en etkili gücün HDP ve onun temsil ettiği siyasi çizgi olduğunu biliyor. 7 Haziran’da bunu yaşadı. 31 Mart’ta tekrar bu gerçeklikle ile yüz yüze kaldı.
    O nedenle elindeki bütün imkanları HDP’yi tasfiye etmek için kullanmaya devam edeceğini zaten bekliyor, biliyoruz. Ama 7 Haziran’dan bu yana yaşananlar ve ondan önce 10 yıllardır yaşanan tecrübeler herkese şunu açıkça göstermelidir. HDP veya onun öncesi partiler bu tür yöntemlere susturulmaz. HDP ve bu siyasi geleneğin temsilcisi önceki partilerimize diz çöktürülemedi, susturulamadı, HDP de diz çökmeyecek ve asla mücadeleden vazgeçmeyecektir.

    ‘KARARLILIĞIMIZ ARTIYOR’

    Bu yöntemlerin hiçbiri en ufak bir şekilde demokratik siyaset kararlığımızı etkilemeyecektir. Demokratik siyasette bütün meşru yollarla bu darbeci zihniyete karşı mücadelemiz artan kararlılıkla devam edecektir. Bir başka gerçeği burada bir kez daha hatırlatalım. Hakkari Milletvekili Leyla Güven ve Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları şahsında Kürt halkına diz çöktürebileceklerini sananlar yanılacaktır. Kürt halkı bu tür baskılara boyun eğmez, bu tür dayatmalara karşı da alnı açık başı dik mücadeleyi sonuna kadar sürdürür. Bunu görmek için tarihe sadece kısa bir bakış yeterlidir. Bugüne de bakarlarsa bu gerçeği görürler.

    ‘İSTANBUL SEÇMENİNİN İRADESİ DE GASP EDİLDİ’

    Öte yandan Enis Berberoğlu’nun şahsında İstanbul seçmenin ve Türkiye halkının iradesi gasp edilmek istendi. Bu darbe o nedenle halklarının iradesine bir darbedir diyoruz. Türkiye halklarının iradesini yok sayma, gasp etme girişimidir. Buna karşı en etkili mücadele hakların birlikteliğidir. Ortak ve kararlı duruşudur.
    Biz HDP olarak gücümüze güveniyoruz. Biz HDP olarak halkımıza en başta Kürt halkına, Kürt halkının inancına ve kararlılığına sonsuz güveniyoruz. Türkiye halklarının demokratik temsilcilerinin ve demokratik güçlerinin kararlılığına güveniyoruz. Biz kendi gücümüzle elbette bu darbeci anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

    ‘DEMOKRASİ BLOKU KURALIM’

    Ama bu mesele sadece HDP’nin, bu mesele sadece Kürt halkının meselesi olarak görülemez. Tıpkı kayyım politikaları nasıl ki sadece Kürtlere ve HDP’ye karşı görülemeyecekse, dün yapılan siyasi darbe de aynı şekilde değerlendirilmelidir.
    Buna karşı etkili mücadele yolu birliktelikten geçer. Türkiye halklarının ortak mücadelesinden demokrasi güçlerinin kararlı birlikteliğinden geçer. Tekrar tutum belgemizdeki çağrıyı burada hatırlatmak istiyoruz. Gelin hep birlikte demokrasi, barış, adalet için hukukun üstünlüğü için, aş ve iş için mücadelemizi yükseltelim. En başta bu darbeye karşı bir demokrasi bloku kuralım.
    Bu darbe aynı zamanda Türkiye’de toplumsal barışa kast eden bir girişimdir. O nedenle gelin hep birlikte barış mücadelesini yükseltelim.
    HDP olarak bu konuda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu tereddütsüz yerine getirmeye hazır olduğumuz bir kez daha hatırlatıyoruz. Sorumluluklarını bilerek hareket etme konusunda herkese bu hatırlatmayı yapalım. Türkiye demokrasi güçlerini sorumlulukları çerçevesinde durumun aciliyetini ve tehlikenin artan vahametini gözeterek ortak mücadeleye geçmeye çağırıyoruz.”

    SORULARI YANITLADILAR

    Eş genel başkanlar, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Sancar, “CHP’nin bu konuya dair değerlendirmesine dair düşünceleriniz nedir” sorusu üzerine şunları söyledi:
    “CHP’nin tutumunu kamuoyu, demokrasi güçleri mutlaka ayrıntılı olarak değerlendiriyordur. Biz bu darbenin bütün demokrasi güçlerine ve demokrasiye yönelik olduğunu düşünüyoruz.
    Çarenin ortak mücadeleden geçtiğini de vurguluyoruz. CHP’nin tabloyu bütünlüklü göz önünde bulunduran bir değerlendirme yapması elbette anlamlı olur. Dünkü açıklamada milletvekillerimizin isminin geçmemesini şüphesiz doğru bulmuyoruz. Bu konuda ayrım yapma niyeti olsun olmasın, tablonun bir kısmını görmemenin iktidarın siyasi oyunlarını biraz daha cesaretlendirme ihtimali olduğunu da hatırlatmak istiyoruz.
    Ancak aceleci davranmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. CHP kurullarında bu meseleyi ayrıntılı değerlendirdikten sonra farklı bir tavır da ortaya koyabilir. O nedenle biz hala çözüm yolunun sadece CHP değil bütün demokrasi güçlerini kapsayan bir mücadele hattından geçtiği konusundaki ısrarımızı sürdürüyoruz.”
    Buldan ise “HDP tabanında Meclis’in artık işlevinin kalmadığı tepkileri geliyor. Meclis’ten çekilmek gibi bir gündeminiz var mı” şeklindeki soruya “Böyle bir gündemimiz yok şu anda” diye yanıt verdi.
    Sancar, sorular üzerine son olarak şunları belirtti: “Bu gündemi 4 Kasım’dan sonra çok uzun tartışmalar yaparak tabanımızın büyük bir kısmıyla temas ederek değerlendirip tüketmiştik. Biz Türkiye’ye demokrasi, özgürlük ve barışı ancak demokratik siyasetle getireceğimiz konusunda tereddüt duymayan bir çizgiye sahibiz. O nedenle iktidarın bu yönde harekete geçirdiği mekanizmalar ne olursa olsun biz büyükü emekler sarfederek kazandığımız mevizleri öyle kendilerine terk etmeyeceğiz.”