Blog

  • Selahattin Demirtaş’ın öyküleri tiyatroya uyarlandı

    Selahattin Demirtaş’ın öyküleri tiyatroya uyarlandı

    HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Seher ve Devran kitabından 4 öykü tiyatro oyununa uyarlandı

    4 Kasım 2016 tarihinden bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan  HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın öykü kitaplarındaki hikayeler tiyatro oyunu haline getirildi.

    Merhaba Sanat Tiyatrosu, Seher kitabından “Seher” ve “Deniz Kızı” ile Devran kitabından “Direnmek Güzeldir” ve “AVM” öykülerini sahneye taşıdı.

    Merhaba Sanat Tiyatrosu kurucusu Ramazan Velieceoğlu, Mezopotamya Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada amaçlarının Demirtaş’ın düşüncelerinin hapsedilemeyeceğini gösterebilmek olduğunu söyledi.

    Velieceoğlu, Demirtaş’ın öykülerinin nasıl oyun haline getirildiği ile ilgili şöyle konuştu:

    Seher fikri şöyle çıktı; doğruları söylediğimiz sürece suçlu konumuna düşürüldüğümüz bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Tarih boyunca büyük düşünürler ve sanatçılar, düşündüklerini söyledikleri için cezaevlerine atıldı. Düşünceler dört duvar arasına sıkıştırılamaz. Tutsakların düşüncelerini dünyanın her yerinde, insanlara ulaşabildiğini göstereceğiz. Umarım halk yanımızda olur ve bizi destekler. (…) Oyunlarımızda kan, acı, gözyaşı olmayan bir dünyada yaşamak istediğimizi ortaya koymaya çalıştık. Savaş çığlığı atanlara karşı gerçek barışın sağlanması için tiyatro yapmaya çalıştık. Biz tiyatro çalışmalarımızı; insanları ayırt etmeden, kardeşçe, dostça yaşayabilmenin mümkün olduğunu gösterebilmek için yapıyoruz,

    Demirtaş’ın yazdığı “Seher” öyküsünü kadın ölümlerine karşı bir direniş olarak niteyen Velieceoğlu, “Seher’de aslında gerçek yaşamdan alınmış bir öykü. Bizler tiyatro oyuncuları olarak kendimizi bu konuda sorumlu hissettik ve böyle bir oyun hazırladık” diye konuştu.

    Seher oyunu, 24 Aralık saat 19.00’da Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak

  • Arzum Onan ve Azra Akın anneleriyle cezaevinde kalan çocukları 1 günlüğüne dışarı çıkardı

    Arzum Onan ve Azra Akın anneleriyle cezaevinde kalan çocukları 1 günlüğüne dışarı çıkardı

    Oyuncu Arzum Onan ve manken Azra Akın sosyal medya hesaplarından cezaevlerinde anneleriyle kalan çocuklara dikkat çekti.

    Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Onan ve Akın, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde anneleriyle tutulan 40 çocuğu bir günlüğüne dışarı çıkardı. İstanbul’daki bir akvaryumu ziyarete giden çocukların fotoğraflarını Akın’la birlikte Onan da kişisel hesaplarından paylaştı.

     

    Akın, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

    Bu çocuklar cezaevlerinde anneleriyle yaşayan yavrularımız. Ne olursa olsun sağlıklı büyümek hepsinin hakkı. Anne ve babaları cezaevinde olduğu için hiçbir yavruları görmezden gelemeyiz. Ayrıca bu çocuklar anneleriyle birlikte cezaevlerinde büyümek zorunda iseler şartlarının dışarıdaki yaşıtlarından farklı olmadığından emin olmalıyız ki vicdanlarımız rahat olsun. Sormak istiyorum acaba bu çocukların beslenmeleri, sağlıkları, eğitimleri konusunda her şey yolunda mı? Psikolojileri nasıl? Çünkü unutmayalım sağlıklı şartlarda büyümeyen her bir çocuk vicdanlarımızda kapatılması mümkün olmayan büyük bir yara olarak yaşayacaktır.

    Cezaevlerindeki bebeklere dikkat çeken Onan da fotoğraflara şu notu düştü:

    Türkiye’de cezaevlerinde 800 çocuk, çeşitli suçlardan hüküm giymiş anneleriyle birlikte yaşıyor. Kilitli kapılar ardında, erkenden büyümek zorunda bırakılan her çocuğun sağlığı, beslenmesi, eğitimi ve en önemlisi psikolojisi için doğru şartların sağlanması gerek. Unutmayalım ki, olması gereken şartlarda büyüyemeyen her çocuk vicdanımızda kocaman bir yara olarak yerini alacak.

     

    Independent Türkçe

  • Maraş Katliamı Londra’da protesto edildi

    Maraş Katliamı Londra’da protesto edildi

    LONDRA- Londra’da Maraş Katliamı’nın 41’inci yıl dönümünde bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, katliamı protesto ederek, katliamın toplumda bıraktığı derin izlerin hala sürdüğü vurgulandı.
    Maraş Katliamı’nın 41’inci yıl dönümü dolayısyala Londra aralarında Kürt Halk Meclisi, Alevi dernekleri, Gik-Der, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve çok sayıda demokratik kitle örgütünün organizasyonu ile bir eylem gerçekleştirildi. Wood Green Kütüphanesi önünde yapılan eylem de, katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Katliamı protesto eden sloganların atıldığı eylem de Kürt Alevi Yazar Ali Erdoğan kurumlar adına ortak bir açıklama yaptı. Yazar Ali Erdoğan, 41 yıl önce yaşanan katliamın toplum da bıraktığı izlerinin silinmediğini söyleyerek, ”Devletin ırkçı kanadı gelişen  Kürt Ulusal Özgürlük Mücadelesi’ne ve aydın hareketinden rahatsız olan sermaya kesiminin yakın desteği ile bu katliam yapıldı. Bu katliam 12 Eylül faşist darbe planının bir parçasıydı” dedi.
    BİRLİK OLMALIYIZ

    Alevilerin tarihinin katliamlarla dolu olduğun söyleyen Erdoğan, Dersim, Koçgiri, Sivas’ta diri diri yakıldıklarına dikkat çekti. Aleviliğin özünün mazlumun yanında yer almak olduğunu altını çizen Erdoğan, katliam ve sindirme politikalarına karşı birlik olunmaması halinde bu katliamların süreceğine dikkat çekti. Erdoğan, katliam politikalarının hala sürdüğünü söyleyerek, devletin ise katliamlarla yüzleşmemesinin yeni saldırıların gelişebileceği anlamı taşıdığını belirtti. Eylem alkış ve sloganlar eşliğinde sona erdi.

  • Las Tesis Londra’da

    Las Tesis Londra’da

    Şili’de kadınların Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde sergiledikleri dans performansı Londra’da Kürt ve Türkiyeli kadın örgütleri tarafından da gerçekleştirildi.

    Şilili kadın örgütü Las Tesis’in 25 Kasım’da Şili Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı önünde düzenlediği danslı protesto dünyanın çeşitli kentlerine yayıldı. Fransa, İspanya, Türkiye ve çeşitli ülkelerde benzerleri yapılan danslı protesto Londra’da Kürt ve Türkiyeli demokratik kitle örgütleri tarafından da yapıldı.

    Wood Green Kütüphanesi önünde yapılan performansa çok sayıda kadın örgütü, dernek ve demokratik kitle örgütlerine bağlı kadın örgütü üyeleri de katıldı. Las Tesis performansı sergileyen kadınlar şiddete karşı sloganlar attı. Performans sonunda Kürtçe ve Türkçe şarkılar eşliğinde halaya duruldu.

    Kadın örgütleri adına bir yapılan açıklama da, “Bu bir kadin haykırışıdır. Meydanlardan kadin dusmanlarina sesleniyoruz, Kadinlar haklaı icin herseyi yapacak
    Meydanlarda  olacak. Sokaklarda  olacak
    Kadin hareketi yukseliyor. Kadinlar gucleniyor. Cesaret kazaniyor. Kadinlarin mucadelesi durmayacak. Daha cok kadin ozgurce yasayacak, esitce yasayacak. Ve biz buna haziriz. Sonuna kadar. Asla yalniz yurmeyeceksin” denildi.

     

    Eylemi örgütleyen kadın örgütleri şöyle:
    Alxas-Com, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, Bozca-Der Kadın Kolları, Day-Mer Kadın Komisyonu, Dersim-Der Kadın Komisyonu, El-Com Kadın Komisyonu, Enfield Alevi Kültür Merkezi Kadın Komisyonu, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi Kadın Kolları, Kürecik Kadın Komisyonu, Kürt Kadın İnisiyatifi, Kırkısrak Kadın Komisyonu, Paz-Der Kadın Komisyonu, Sosyalist Kadınlar Birliği, Tilkililer Kadın Komisyonu, Yeni Kadın.

  • Brexit yasası Avam Kamarası’nda kabul edildi

    Brexit yasası Avam Kamarası’nda kabul edildi

    İngiltere’de Muhafazakar Parti tek başına iktidar olmasının ardından Brexit Yasa tasarısını bir kez daha yeni seçilen Parlamentoya sundu. Yapılan oylama sonucunda Brexit yasası 234’e karşı 358 oyla kabul edildi.

    Boris Johnson’un tek başına iktidara taşıyan 12 Aralık seçimlerinin ardından Brexit konusu da yeniden parlamentoya taşındı. Bugün yapılan oylamada 358’e karşı 234 oyla kabul edilen yasa, Avam Kamarası’nda bir süre daha değişikliğe açık olarak bekletildikten sonra Lordlar Kamarası’na gönderilecek.

    Vekiller Noel tatilinden döndükten sonra 7, 8 ve 9 Ocak’ta onayladıkları yasa üzerindeki değişiklik tekliflerini görüşecek.
    Parlamento’da yasayı eleştiren ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, AB’den ayrılmanın “daha iyi ve daha adil bir yolunun” olduğunu söyledi. Başbakan Boris Johnson’ın AB ile vardığı Brexit anlaşmasına göre İngiltere 31 Ocak’ta AB’den ayrılacak.

    Taraflar 2020 sonuna kadar, bundan sonraki ilişkilerini düzenleyecek kapsamlı bir anlaşma yapmaya çalışacak. O süreçte İngiltere’nin AB içindeki hakları ve yükümlülükleri büyük oranda aynı kalacak.
    2020 sonuna kadar yeterli ilerleme sağlanamazsa bu tarihi ertelemek de mümkündü. Ancak Avam Kamarası’nda kabul edilen yasa, bu sürecin ertelenmesini yasaklıyor.
    Gelecekte bu sürenin ertelenmesi gerekirse, bu yasada değişiklik yapacak yeni bir yasanın kabul edilmesi gerekecek.
    Hükümet AB ile 2020 içinde bir ticaret anlaşmasına varmanın mümkün olduğunu söylese de muhalefet bunu gerçekçi bulmuyor.
    İngiltere’de bir önceki başbakan Theresa May, AB ile vardığı Brexit anlaşmasını Parlamento’da kabul ettirememişti.Üçüncü denemesinde de başarısızlığa uğrayan May, koltuğunu Boris Johnson’a devretmişti.

  • Maraş Katliamı tanığı: Yaralarımız hala ‘kanıyor’

    Maraş Katliamı tanığı: Yaralarımız hala ‘kanıyor’

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Türkiye tarihinin en kanlı ve karanlık katliamlarından Maraş’ın üzerinden 41 yıl geçse de tanıkların hafızaların da her şey canlı olarak duruyor.

    Bu tanıklardan biri olan Elif Can Tabak, “İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var” dedi.

    Tarihin en kanlı katliamlarından biri olarak kayıtlara geçen 19 Aralık Maraş Katliamı 41’inci yıl dönümünde hala kanayan bir yara olarak hafızalarda. Katliam öncesi Alevilerin yaşadığı evler  işaretlenerek kırmızıya boyandı ardından da aşama aşama devlet eliyle geliştirilen provokasyonlarla katliam hazırlıkları yapıldı.Maraş’ta 19 Aralık 1978’te ülkücülerin Çiçek Sineması’na bıraktığı bombanın patlatılmasıyla başlayan katliam, 21 Aralık’ta Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi 2 öğretmenin katledilmesiyle katliamda adeta zirveye ulaşıldı. Türkiye tarihinin en karanlık katliamında; resmi verilere göre bir hafta içerisinde 150 kişi vahşice katledildi, binlerce kişi de yaralandı. Katliam saldırısında 552 ev 289 işyeri yakılıp yıkılırken, Kürt Alevi yurttaşların yüzde 80’i ise zorla göç ettirildi.. Katliamın tanıkları ise aradan 41 yıl geçmesine ragmen hala yaralarını sarmaya çalışırken, katliamla yüzleşilmemesinin ise hala katliam riskinin bulunduğuna işaret ediyor. Katliamın tanıklarından gazeteci Elif Can Tabak, 9 yaşında iken tanıklık ettiği Maraş Katliamını anlattı. Maraş Afşin İlçesi Kaşan bölgesinin Örenli Köyü doğumlu olduğunu ifade eden Tabak, “Biz Maraş’a göç ettiğimiz de 6-7 yaşında idim. Köyünde doyamayanlar şehire göç etti. Maraş’a 7 yaşında geldim. Katliama kadar Maraş’ta idim. Maraş Yusuflar Mahallesi’ne taşındık ilk olarak. Çok az Kürt ve Alevinin olduğu bir mahalleydi. Konuşmaya başladığım zaman Kürt ve Alevi bir köyün kızıyım. Kürt ailenin bir çocuğu olarak Maraş’a gittiğimiz de ‘Kürt Kürt küvara Kürdün boku duvara” şeklinde hakaretlere uğruyorduk. Sokaklar da hareketlere uğruyorduk” dedi.

     

    ÖTEKİNİN ÖTEKİSİDİR ALEVİLER 

    Kürt Alevilerin ‘ötekinin ötekisi’ durumda olduklarını söyleyen Tabak, “Devletle bir Alevi olarak bir noktaya gelinebiliyor. Sunni Kürt ile bir noktaya gelebiliyor.. Ama Kürt Alevileri bir noktaya gelemiyor. Yani Kürt Aleviler ötekinin de ötekisi konumundalar” diye kaydetti. Yusuflar Mahallesi’nde güvende olmadıkları için Maraş’ın dışında dağ yamacında kurulu olan Yörük Selim Mahallesi’ne taşındıklarını ifade eden Tabak, “Yörük Selim arka tarafı dağ ve ormanlıktır. Son duraktır aslında. Biz Maraş’ta iken hem Kürt hem Alevi olduğumuzu söylerdik. 75’te Maraş’ın sunnilerinin bizim için ne düşündüklerini kendilerinden duyduk. Alevilere çok çirkin yakıştırmalar da bulunuyorlardı. Devlet bizimle ilgili bir algı yaratıyordu ve toplum da aslında bir sorun olmasa da bunu böyle lanse ettiriyordu. Kürtlerle Türk devletinin bir mücadelesi var doğrudur. Ama halklar arası bir savaş bir çatışma yaşanmadı. Devlet ne zaman ki buna yöneldi o zaman katliamlar gerçekleşti. Orada farklılıklarımız vardı. Bu katliam aşamasında değildi. Faşist sistem orada devreye girmeseydi Maraşlıların bizleri katledeceğine inanmıyorum” diye anlattı.

     

    ÖNCE MUSTAFA HOCAYI KATLETTİLER 

    Aralık ayın da TÖB-DER’li Mustafa Yüzbaşıoğlu ile Hacı Çolak’ın vurulduğunu anlatan Tabak, şunları anlattı “Maraş katliamı bir Alevi katliamıdır. Ama orada sadece Aleviler değil devrimci, demokrat yurtsever olan bilinenler tespitli olarak katledildi. Düşünün bir Alevi katliamı tezgahlanıyor. Öldürülen öğretmen Türk Sunni ve Maraş’ın yerlisi biri. Onun katlediliş şekli onun devrimci kimliğidir. Mustafa hoca çok sevilen ve değer verilen biriydi. Özellikle hedef almıştılar ve onun ölümü ile birlikte binlerce kişinin cenazesine katılacağını biliyorlardı. Bu yüzden onu katlederek işe başladılar ve eli silahlı faşistleri önceden cenazesinin yapılacağı güzergaha yerleştirmiştiler. Mustafa Yüzbaşıoğlu şehit düşünce binlerce kişi hastane önünde toplandık. On bini aşkın insan bir araya geldi. Cenaze sabah verilmedi özellikle öğlen namazına denk getirilmek istendi. Cami hocaları eliyle halk kışkırtılıyordu. Cami hoparlörlerinden ‘Bunlar kafirdir bunlar camiye alınmaz. Kafirlere karşı son görevinizi yapın’ şeklinde anonslar geçiliyordu” diye anlattı.

     

    KANLAR AKIYORDU…

    Camilerden kışkırtıcı anonslar ile birlikte ve eski belediye binasının olduğu yere geldiklerinde halkın üzerine ateş açılmaya başladığını anlatan Tabak, “Üzerimize kurşun yağdırılıyordu. Biz o alanda iken insanlar öyle ki geriye gidemiyordu. Kitlenin üzerine sandalye, odun, kömür ne buldularsa atıyorlardı. Orada bir inşaat vardı ve orada tuğlalar atılıyordu. Bizim geldiğimiz yola geri çıkmamız gerekiyordu. Biz aşağı da indiğimiz de kortejin önemli bir bölümünün ucu hastanedeydi. Bir büyük abimin üzerinde kanlar aktığını gördüm. Ağlıyorum ve bağırıyorum. Kitle geri döndü ve mahalleye doğru gitmek ve orada evlere sığınmak istiyorduk. Yol boyunca kendini ‘vatansever’ olarak niteleyen faşistlerin hakaretine uğruyorduk. O saldırı da abim yaralanmıştı ve hastaneye gittim. Hastaneye girdiğim de tüm odaları dolaştım ve abimi arıyordum. İnsanları öldü diye morga koymuştular. Sedyeler de yataklar da onlarca yaralı vardı ve kiminin bağırsakları dışarıda idi. Müdahale bile edilmiyordu” dedi.

     

    İNSAN ÇIĞLIKLARI YANKILANIYORDU 

    Katliamın devlet ve sistemin organizasyonu ile geliştiğini ifade eden Tabak, “Katliamda yer alanlara ‘Alevileri öldürün Alevinin evi eşi sizin’ dediler. Yetmedi, ‘Yedi Alevi öldüren cennete gidecek’ diyerek cenneti sattılar camiler de. Talancı ve katliamcı bir zihniyet vardı. Yaşadığımız evin askeri bölümüne yakın olduğumuz evlere saldırdılar. İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Bir annenin gözleri önünde oğlu katledildi ve kendisi aldığı kurşunla felç oldu. Felç olan ve evladını yitiren anne yaşadıklarının acısına dayanamayarak intihar etti bir süre sonra. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var” diye belirtti.

     

    KANAYAN BİR YARADIR MARAŞ 

    Uzun yıllar Maraş’a gidemediğini ve hala ilk gün ki kadar izlerini derin olarak yaşadığını ifade eden Tabak, şunları anlattı: “Kanayan bir yara var ve gerçek anlamda bir yüzleşme olmadı. Beynimde yaşamım da ve ruhum da hala Maraş katliamının izleri var. Maraş’ın sokaklarında inleyen çığlıklar , katledilmiş ve yaralanmış insanlar vardı. Hastane içerisinde yataklar da 3-4 kişi kalıyor ve bazılarının bağırsakları dışarı şekilde müdahale edilmeyi bekliyordu. Katliamdan kısa bir süre sonra kendi köyümüze göç ettik. Bizim aileden 16 kişi katledildi. Komşumuz bakkalımız kaybedildi. Bir çok insanın ızdırabını duyuyorduk. İlk kez gittiğim de benim bedenim titredi. O an yaşadığımız duyguları yeniden hissediyoruz. Düzgün dedenin mezarına geldiğimiz de yeniden o anları yaşadım. Erenler Cemevi’ne gittik. Mustafa Hoca’nın mezarına bir karanfil bıraktım. Maraş’ta katledilenler toplu olarak gömülüyor ve Mustafa hocanın da mezarının bulunduğu bu bölge şehitlik alanı olarak bilinir. Şu anda mezar yerlerini arayan aileler var. Bunlar oraya defnedildi. Uzun süre buraya gelinmeyince mezarlarımızın üzerinde başka mezarlar vardır. Devlet yaptığı katliamla kalmadı şu anda bile insanların yarasının kanamasına yol açıyor. Mezarlarımıza bile saldırıyorlar.”

     

    Katliama gelenlerin hepsinin erkek olduğunu ve sunni erkek eliyle bu katliamın gerçekleştiğine dikkat çeken Tabak, “Maraşlı sunni kadınların da yarası hala kanıyor.

    Maraş katliamında bizler katledilirken, katliama gelen erkeklerin elinde bıçak ve silah vardı. O insanların analarının bacılarının kız kardeşlerinin çocukları eşleri babaları katil oldu. Orada olan kadınların da yarası kanıyor” diye kaydetti.

     

  • Sudan’dan at ve eşek etinden sonra maymun eti de gelecek!

    Sudan’dan at ve eşek etinden sonra maymun eti de gelecek!

    Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin tarım üretimi için Sudan’da 99 yıllığına kiraladığı arazilerde üretime başlayamamasına karşın bu ülkeden tarım ürünleri ve canlı hayvan ithal etme kararı aldığı ortaya çıkmıştı.

    Türkiye, birçok tarım ürünü için Sudan’a yüzde 100 kota içi tarife indirimi uygulayacak ve buradan büyükbaş ve küçükbaş hayvan, tereyağı, yumurta, bal, patates, domates, sarmısak, üzüm, buğday arpa ve mısır ithal edecek.

    Anlaşmayla 500 ton at, eşek ve katır eti ile 500 ton at, eşek ve katırın da aralarında bulunduğu hayvanların sakatatları da gümrük vergisi uygulanmadan ithal edilecek tarım ürünleri arasında sayıldı.