Blog

  • Hastanede yerde yatan çocuğun fotoğrafına bakmayan İngiltere Başbakanı Johnson’a eleştiri

    Hastanede yerde yatan çocuğun fotoğrafına bakmayan İngiltere Başbakanı Johnson’a eleştiri

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson, kendisine gösterilen dört yaşında hasta bir çocuğun fotoğrafına bakmayı reddetmesi ve resmi gösteren gazetecinin telefonunu alıp cebine atması nedeniyle eleştiri oklarının hedefi oldu.

    Daily Mirror gazetesinden Jack Willment-Barr tarafından çekilen fotoğrafta, Leeds’te bulunan bir hastanede yerde yatan bir çocuk görülüyor ve çocuğun lösemi şüphesiyle hastanede tutulduğu belirtiliyor.

    Çocuğun annesi, Daily Mirror’a yaptığı açıklamada, oğlunu geçen hafta içinde hastaneye kaldırdıklarını ve daha sonra durumu daha acil bir başka hasta gelince yatağın ona verildiğini söyledi. Anne, oğlunun yeni bir yatak bulunana kadar yaklaşık dört saat yerde yatmak zorunda kaldığını da ifade etti.

    Söz konusu fotoğraf, İngiltere’de sağlık sistemiyle ilgili bütçe kesintileri gibi nedenlerle bekleme süresinin çok uzadığı ve yeterli personelinin bulunmadığı yönündeki şikayetlerin yeniden alevlenmesine neden oldu.

    Johnson, sağlık sistemine rekor düzeyde yatırım yapacaklarını vaat ediyor.

     

    Kaynak : BBC

  • Kayyum gaspının ardından cemaatlerin faaliyetleri arttı

    Kayyum gaspının ardından cemaatlerin faaliyetleri arttı

    Türkiye’de AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte, başta Van, Ağrı, Bitlis gibi Kürdistan’ın birçok kentinde cemaatlerin faaliyetleri artmaya başladı. 1990’lı yıllarda Hizbullah, 2016 yılına kadar da Gülen cemaatiyle insanların dini duyguları sömürülürken, şimdi de Menzilciler, Süleymancılar, İHH, İHYA-DER, Başak-Der, Nakşibendi gibi birçok cemaat faaliyet gösteriyor. Bu örgütler ve cemaatler, açtıkları okullarda ve camilerde çalışma yürütüyor. Özellikle dini istismar eden bu grupların açtığı öğrenci yurtlarında, okullarda çocukların dini duyguları sömürülüyor.

    AKP tarafından HDP’li belediyelere kayyum atanmasından sonra, Kürdistan’da Diyanet ve cemaatlerin faaliyetleri artmaya başladı. Van ve Hakkari’de devletin desteğiyle faaliyet gösteren onlarca cemaatin yanı sıra devlete bağlı Diyanet görevlileri de bölgede daha fazla çalışma yürütmeye başladı. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Türkiye’de güçlü bir Diyanet camiamız var. Bugün 150 bini aşkın kadrosuyla diyanet camiamız bu gücüyle mütesanit bir tevhi görevini yerine getirmesi gerekir” sözlerinden sonra Diyanet İşlerine bağlı yetkililer Van’da “Kuran Kursu Eğitimi” adlı bir dizi toplantı ve çalışmalar yürütüyor.

    AYNI GRUPLAR DAHA ÖNCE DAİŞ’E DESTEK VERMİŞTİ

    Toplantılarda yapılan konuşmalarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önümüzdeki süreçte Kuran kurslarında uygulanmak üzere “Kur’an-ı Anlama” adı altında bir dizi çalışma yapılacağı, sahanın hiçbir şekilde başkalarına bırakılmaması ve gençlere sahip çıkması kararları alındığı belirtildi. Van’da Diyanet ve diğer grupların ortak toplantılarından sonra, aynı heyet ve grup Hakkari’ye geçti.

    Van’da faaliyet yürüten bu tür dernekler, 2014 yılında Kobanê işgal girişimi sırasında DAİŞ’e her türlü desteği sunmuştu. Suriye’de Kürtlere karşı savaşmaları için bazı cemaatler yurtlarda, derneklerde ve Kur’an kurslarda yetiştirdikleri çocukları ve gençleri DAİŞ’e gönderiyordu. Daha önce de DAİŞ Van sorumlusu Fatih Barut ve 17 DAİŞ’li çıkarıldıkları mahkemede serbest bırakılmış, DAİŞ’in Van Sorumlusu Fatih Barut’un kardeşi Ahmet Barut ise cezaevinde gardiyan olarak görev yapıyordu.

  • 7 soruda kayyum nedir?

    7 soruda kayyum nedir?

    Farklıklara savaş açmak, çeşitliliği tek kalıba sokmak, inkâr etmek “zor”un siyasallaşmış halidir. Bu zor, bu baskı artık kayyum olarak karşımızda duruyor.


    KAYYUM NEDİR?

    Arapça kökenli olan kelime hukuk terimi olarak kullanılır. Belli bir işin yapılması için atanmış yetkiliyi ifade eder. İlk defa 2016’nın Eylül ayında 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Belediye Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle kayyumlar, seçilmiş HDP belediyelerine atanmış oldu. Hukuksal anlamı bir yana halk tarafından kayyum bir buçuk ton kadayıfı, milyar liralık duşakabini ifade eder.

    TÜRKİYE’NİN KAYYUM DENEYİMİ NASIL OLDU?

    Başkanlık sisteminin cumhurbaşkanına tanıdığı Kanun Hükmünde Kararname yetkisi ile Belediye kanunda yapılan değişiklik; “terör örgütüne yardım ve yataklık suçu”yla hakkında soruşturma açılmış belediye başkanları ve meclis üyelerini feshedip yerine cumhurbaşkanlığı tarafınca atama imkânı verdi. Bu antidemokratik uygulama hiçbir mahkeme kararı dikkate alınmadan, hazırlanan soruşturma ile seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma yetkisine sahipti.

    İlk uygulaması da Türkiye’de antidemokratik uygulamaların prova sahası olan Kürt illerinde gerçekleşti. Halkın seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atanmasına olan tepkisi bölgede birçok il ve ilçede protestolarla karşılık buldu ancak protesto hakkının da seçme hakkıyla birlikte gasp edilmesine karşın gözaltılar, tutuklamalar, sert polis müdahaleleri gerçekleşti.

    Kadın derneklerini kapatarak işe başlayan kayyumlar halkın parasını halkın ihtiyaçları dışında kullanmakta ustalaştılar. Ağırlama bedeli adı altında AKP yetkililerine harcanan milyonlarca lira, AKP’lilere alınan dudak uçuklatan hediyeler, lüks ve şatafata ayrılan para ve kadayıf iştahlığı…  Bunlar bir yana belediyelerin imkânları başka kurumlara devredildi, belediyeler çalışamayacak derecede borçlandırıldı.

    Ana akım medyada iktidar eliyle sürdürülen yalan, halkın kayyumlardan memnun olduğuydu. Ancak 31 Mart seçimlerinde kayyumlar AKP listelerinden aday olmasına rağmen kaybettiler ve halk, iradesini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

    KAYYUMUN BİLANÇOSU NEYDİ?

    31 Mart seçimleriyle kayyumdan belediyeleri geri alan HDP ve demokratik güçler, belediyenin gelir-gider tablolarını belediye binalarına astı. Kayyumların borç batağına çevirdiği belediyelerde durum şöyleydi:

    Lice Belediyesi’nde kayyum, 7 milyon 536 bin TL ve sıfır borçla aldığı belediyeyi 3 milyon 586 bin TL borçla devretti. Siirt Belediyesi kayyumu, borçsuz belediyeyi iki yılda tam 115 milyon 622 bin TL borca soktu. Belediyenin AB ülkelerine olan borcu ise, 5 milyon 325 161 Euro (34 milyon 867 bin) TL olduğu öğrenildi. Sur Belediyesinde 151 milyon 743 bin 819 TL borç, Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde belediyenin tüm geliri 6 milyon TL olmasına rağmen 63 milyon TL borç olduğu öğrenildi. Batman Belediyesi’nde kayyum, 2 buçuk yıllık süre içinde Batman Belediyesini toplamda 240 milyon borçlandırarak belediyenin toplam borcunu 307 milyon 328 bin 305 TL’ye çıkardı.  Diyarbakır Bismil’de AKP’nin atadığı kayyum, belediye binasını emniyete hibe etti. Diyarbakır’da Yenişehir Belediyesi kayyumu Serdar Kartal, seçimlerden 3 gün önce belediyenin makam aracı ve 3 aracını Kaymakamlığa tahsis etti…*

    KAYYUM ATAMASINA NE GEREKÇE GÖSTERİLDİ? GERÇEK NE?

    İlk kayyum atamalarında hendek olayları gerekçe gösterilmişti. Mahkeme kararı olmadan gerekçe gösterilen soruşturmalar, hendek olaylarında belediyelerin teröre destek verdiği iddiası ile gerçekleşmişti. Kamuoyuna söylenen bu iddiaların asılsız olduğu iki temel üzerinden ortaya çıktı: Birincisi, hendek olaylarında belediyelerin yardım ettiğine dair hiçbir delil ortaya çıkartılıp kanıtlanamadı. İkincisi, hendek olaylarının yaşanmadığı Kürt illerinde de kayyumlar atandı.

    Kürt halkının kayyumlardan belediyeyi geri aldığı 31 Mart seçimlerinden önce cumhurbaşkanı gözdağı vererek “Yeniden kayyum atarız” yinelemesini yapmıştı. Öyle de oldu. Yeniden Van, Mardin, Diyarbakır büyükşehir belediyelerine kayyumlar atandı, Van belediye meclisi feshedildi.

    Kayyumların ilk icraatları gözaltına alımlarda belediye araçlarını tahsis etmek, cumhurbaşkanın fotoğrafını belediyeye asmak, belediye çalışanlarını gözaltına almak oldu. Kaynakları olabildiğince ‘talan belediyeciliğinin’ emrine verdiler.

    Elbette, yapılan soruşturmalar; doğru olanı suç gibi göstermek, belediyelerin hareket alanını daraltmak ve işlevsizleştirmekten başka bir şey hedeflemiyor. Üstelik belgelerin 31 Mart günü oy sayımı devam ederken hazırlanmaya başlanmış olması, atamaların terörle mücadele kapsamında olmadığını, hukuki gerekçeye yaslanmayıp tamamen keyfi olduğunu gösteriyor.

    Özet olarak kayyum ataması ve kayyumcu politikalar, iktidarın baskıcı ve tek tipçi rejimi dışında düşünülemez. Artık iktidarın kayyumcu politikaları, gerçeği sümen altı etmenin de bir yöntemidir.

    KÜRT İLLERİ NEDEN TERCİH EDİLDİ?

    Antidemokratik uygulamaların bölgeden başlayıp Türkiye’nin geneline yayılması cumhuriyet tarihinde sıkça görülmüştür. Bunun iki gerekçesi var:

    1. Anayasanın 66.maddesinde geçen “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” ibaresi cumhuriyetin tek tip üzerine kurulu olduğunu ve farklı etnisitelerin kabul görmediğini gösteren anayasa maddesidir. Kürtler, kendi ulusal haklarından yoksunluğu ve Cumhuriyetin tektipçiliği ile ulusal olarak kabul görülmeyip tarih boyunca “Türkleştirme”, “tektipe uyum sağlama” politikalarıyla baskıların merkezinde yer aldılar.

    2. Otoriter iktidarlar gücü arkasında tutabilmek için zayıf olanı ilk hedef yapar ve gücü, hem arkasına alıp hem de kullanma olanağına sahip olur. Dünyanın birçok yerinde otoriterleşme süreci bu şekilde işler. Otoriterleşme tek tipleşmeyle aynı düzlemde ilerler. Birinin gelişmesi ötekini de eşzamanlı geliştirir.

    Kimlik üzerinden yapılan siyasi belirlemeler farklı etnik, cinsiyetlere karşı baskıyı geliştirir, ilk hedef haline getirir. Türkiye’de otoriterleşme, bölgedeki baskıyı arttırarak ilerleyebilir. Hem kendisine yönelik muhalefeti parçalamış olur hem de belli bir gücü elinde tutma fırsatını yaklar. Özellikle Kürtlerin baskılanması parçalı duran demokrasi mücadelesini kolay alt etmeye yarar. Türkiye üzerinden bunu ilk uygulayanın AKP olduğu söylenemez. Bu durum daha eskidir, hatta devlet geleneğidir. Ama AKP’nin bunu uygulamaktaki başarısı da bir hayli yüksektir. Şunu diyebiliriz: İktidarın Ankara ve İstanbul’u kayyumla tehdit edebilmesi ancak Kürt illerine atanan kayyumla olabilirdi.

    İKTİDAR NEYİ AMAÇLIYOR?

    2018 ekonomik krizi ile ülkenin farklı bir düzleme geldiği ortada. Ekonomik krizin, emekçi halk üzerinde hayat pahalılığı, işsizlik, geleceksizlik olarak yansıyan sorunları; iktidarın hak, hukuk tanımaz uygulamaları ile birleşince farklı bir arayışa, alternatiflerin tartışılmasına götürdü. AKP’yi destekleyen yığınlar içerisindeki ekonomik-siyasi hoşnutsuzluk 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’den kopuşla sonuçlandı. Üstelik AKP içerisindeki çatlamaların “yeni” bir partiyle sonuçlanması da bunun tuzu biberi olduğu aşikâr.

    Tek adam ittifakı bunun farkında, eskisi gibi seçim zaferleri alamayacağını da biliyor. Geriye kalan ise hukuku lağvedecek yöntemlerle baskı ve zoru iktidarının temel dinamiği yapmak. Bu dönem açısından AKP’nin milli iradeyi kutsamaya bir ara vereceği göz önünde. Kayyumlar üzerinden iktidar cenahının yaptığı açıklamalar da bunu tescilliyor: “Seçilmiş olmak masumiyet göstergesi değildir.”, “HDP cahil insanlar sayesinde ayakta duruyor, bu oyların hiçbir anlamı yok.”

    Bu dönemi karikatürize edersek iktidar, yokuş aşağı freni patlamış bir şekilde ilerleyen kamyondan farksızdır. Kime çarpacağı, nereye toslayacağı belli olmaz. “Bunu da yapamaz”, “Bu kadarına da cesaret edemez” demek iktidarın içinde bulunduğu bunalımı anlamamaktır. Kaybettiği ve hoşnutsuz kitleyi kanalize edebilmek, muhalefeti kendisine benzetip pasifize etmek için savaşçı-yayılmacı politikalardan, antidemokratik uygulamalardan medet umacaktır.

    HALK, İRADESİNE NASIL SAHİP ÇIKACAK?

    Cumhuriyet tarihi birçok darbeye konu olmuştur. Halkın bilincinde darbelere karşı mücadele bilinci ve deneyimi vardır. Kayyumla yapılan idarî yönetim darbesi de demokrasi mücadelesi ve sistem teşhirinin olanaklarını kendi içinde barındırır.

    İktidarın bölgede uyguladığı politikaların izdüşümü olan Suriye politikası, yayılmacı emellerle birlikte Kürtlerin kazandığı statüleri yok etmek üzerine kurulu. Fırat’ın doğusuna operasyon yapabilmek için emperyalist devletlere tavizler veren iktidar bölgesel barışa, halkların ortak mücadelesine engel teşkil ediyor.

    Barışı güçlendirmek, garanti altına alabilmek için iktidarın elinde şiddetin araçsallaştığı Kürt sorununu, demokratik barışçıl yöntemlerle çözüme götürmek, her türden irade gaspının karşısında durabilmek gerekiyor. Bu tek başına Kürtlerin meselesi değildir. Bütün halkların ortak çıkarına denk gelir.

    Kayyumcu politikalar sadece Kürtler üzerinde geçerli bir uygulama değildir. Artık iktidarın zihniyetini temsil ediyor. Yerel yönetimlerden üniversitelere kadar kayyumcu politikaların etkisi ortada. Bu zihniyetle mücadele etmenin yolu halkın örgütlülüğünden geçiyor. “Artık AKP seçimde ders aldı.” demek, iktidarın baskıyı ve şiddeti azaltacağı beklentisine girmek iktidarın yapabileceklerini görmemektir.

    ORTAK MÜCADELENİN GEREKLİLİĞİ

    Legal seçimin keyfi uygulamalarla tıkandığı, seçilmişlerin görevden alındığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçiminin tekrarlatıldığı bugünlerde halkların ve demokratik güçlerin ortak mücadelesini sağlamak hayatîdir.

    Üstelik şimdiden tehditler başlamışken; demokrasi güçlerinin, halkların ortak mücadelesinin geliştirilmesi ve halkın örgütlülüğü tek güvencemizdir. 24 Haziran seçimlerinde halk mahalle mahalle, sokak sokak iradesine sahip çıkarak bunu başardı ve YSK’nın keyfi uygulamalarına karşı, AKP’nin “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” taktiğine karşı Büyükşehir Belediyesini kazandı.

    Bu deneyim, hukukun yok sayıldığı bugünlerde önemlidir. Kürt’ün, Türk’ün yan yana sandığı koruduğu yerellerden örgütlenildiği ortak mücadeleye ihtiyaç vardır. AKP’nin insafa gelip atanan kayyumları geri çekmesi olağan değildir. Halkın iradesindeki güvence de iktidara, devlet kurumlarına, Avrupa Birliğine bel bağlanarak sağlanabilecek bir durumda değildir. Halkın kendi örgütlülüğü ancak iradesini güvence altına alabilir. Bir bakıma 24 Haziran’daki örgütlülüğün tüm Türkiye’ de yayılması ve kesintisiz olması ancak halkın iradesini güvence altına alacaktır.

    Berkay YEĞİN

    * Yazıya verilen yer bilançonun tamamı için yeterli değil. Tamamını görmek için: www.evrensel.net/amp/377350/akp-ve-kayyumdan-alinan-bazi-belediyelerin-borclari-ne-kadar

  • Kürt ve Türk aydınlardan Jeremy Corbyn çağrısı

    Kürt ve Türk aydınlardan Jeremy Corbyn çağrısı

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Londra’da Kürt ve Türkiyeli kurumlar, aydın, yazar, avukat ve gazeteciler ortak bir deklarasyon yayınlayarak 12 Aralık’ta Britanya Genel Seçimleri’nde savaşlara, yoksulluğa ve ırkçı saldırılara karşı herkesi İşçi Partisi’ne oy vermeye çağırdı.

     

    Britanya’da 12 Aralık Genel Seçimleri’ne kısa bir süre kalırken,  Londra’da Kürt ve Türkiyeli bir çok demokratik kitle örgütünün İşçi Partisi’ni desteklediğini beyan ederken, Kürt ve Türkiyeli aydın, yazar, gazeteci, sanatçı, akademisyen ve avukatlar da ortak bir deklarasyon yayınladı. Deklarasyonda, 12 Aralık genel seçimlerinde Jeremy Corbyn ve İşçi Partisi manifestosuna tam destek verilerek, İngiltere’de yaşayan Kürt ve Türk toplumu olarak İşçi Partisi’nin manifestosunu desteklemekten gurur duyuyoruz. Kemer sıkma politikaları derinleştikçe, kesintiler çok daha fazla hisedilmeye ve eşitsizlik çok daha hızlı büyüymeye başladı. Tüm etnik azınlıklar gibi Kürt ve Türk toplumu da günah keçisi ilan edildi. Kürt gencimiz Reker Ahmed 2017 ylında Croydon bölgesinde vahşi bir ırkçı saldırıya uğradı. Göçmen bir toplum olarak her gün muhafazakar iktidarın hakaret ve aşağılanlarına maruz kalıyoruz. Her yıl Barış Küçük gibi onlarca gencimizi kesintilerin sebep olduğu sokak anarşisine ve yozlaşmasına kurban veriyoruz” denildi. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in 35 yıldan beri Kuzey Londra’daki Türk ve Kürt toplumu ile sağlam bir dayanışma ve dostluk kurduğu ifade edildi.

     

    CORBYN SOLUN VE KÜRDÜN DOSTUDUR

    Jeremy Corbyn’in Saddam Hüseyin’in kimyasal silah kullanımına ve İran’ın Kürt politikasına karşı Kürtleri desteklediği vurgulanan deklarasyon da şunlara yer verildi: “Jeremy Corbyn bölgeyi defelarca ziyaret etti. Bugün binlerce aktivisti, çalışanı ve milletvekili hapishane de olan İşçi Partisi’nin kardeş partisi HDP aktivistlerini ve milletvekillerini defalarca ziyaret etti. Türkiye’ye silah satışına başkanlık eden ve Türkiye’nin Suriye’yi işgalini savunan Boris Johnson ve Muhafazakar Hükümetin tam aksine Corbyn DAEŞ’le en ön cephede savaşan Suriye Kürtlerinin destekçisi oldu.”

    Muhafazakar bir hükümetin savaşların yerinden ettiği mültecilere daha fazla savaş, daha fazla yoksulluk ve daha fazla ırkçı saldırılar getireceği vurgulanan deklarasyon da, bunun için tüm ilericileri ve ırkçılık karşıtlarını 12 Aralık’ta İşçi Partisi’ne oy vermeye davet edildi.

     

    Deklarasyon imzacıları şöyle:

    Canan Sagar – Musician,

    Akın Olgun – Journalist – Writer

    Deniz Ciftci – Academic

    Alaettin Siyanic – Journalist

    Ahmet Guven – Writer

    Mizgin Müjde Arslan Film Maker

    Tugba Ozcivan Music Teacher, Singer

    Baran Duran musician

    Suna Alan – Singer

    Özkan Orman- Artist

    Gulseren Tas – Actress

    Cemi Salih – DJ

    Berguzar Erdogan / Singer

    Hikmet Erden- Journalist

    Kamil Küpeli – Poet

    Zafer Armutlu – Solicitor

    Ali Has – Solicitor

    Sibel Gungor – solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Ilkay Timur Aydemir – Solicitor-Advocate

    Sevcan Kaygun – Solicitor

    Saim Basbaydar – Solicitor

    Guven Ates – Solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Sefaret Yaman – Solicitor

    Vesile Tekas – Solicitor

    Onder Karpuz – Solicitor

    Suna Derinkursun – Solicitor

    Rauf Khalilov – Solicitor

    Bektas Cetin – Solicitor

    Sevim Tombul – Solicitor-Advocate

    Silan Has – Solicitor

    Dogan Dogus – Solicitor

    Aynur Celik – Solicitor

    Cilem Dogus – Solicitor

     

    Yagmur Hanim Bulut – Solicitor

    Aycan Misir – Solicitor

    Berivan Coskun – Solicitor

    Hasan Yildirim – Solicitor

    Mahmut Dogan – Musician

    Sevgi Ulcay – Activist

    Kenan Hudaverdi -Director

    Sultan Karatas Poet

    Ruhi Karadag – Film Director

    Feyzullah Cinpolat – Day-Mer Community Activist

    İbrahim Avcil – Gik-Der – Community Activist

    Kalender Ülger – Kirkisrak Community Centre Organiser

    Sultan Cakir – Teacher

    Deniz Engin – Teacher

    Guner Aydın- CLLR

    Yusuf Kul – Accountant

    Dr Mehmet Kurt, London School of Economics and Political Science

    Argun Cakir – University of Bristol, Department of Music, postdoctoral research assistant

    Meryem Kaya – Medical Doctor

    Srwa Mustafa (Nérgiz) – Civil ServiceAta Mufty – Journalist and Activist

    Elif Gun – Graduate and Activist

    Elif Sarican – Anthropologist and Organiser

    Kumru Baser / Journalist

    Sibel Gungor / Councelor

    Ferhan Yetisal / Councelor

    Aysel Kirmizikan / Councelor Rabia Cinar / Propreitor

    Rana Aksac /  Psychotherapist

    Banu Aydin / Therapist

    Macide Yuksel- Senior CBT Psychotherapist

    Hanim Akdemir – Optic Manager

    Olcay Aniker – Solicitor

    Zuhal Borucu Kocadag – ManagerMeral Halkaci – Community Activist

    Memet Kardu – Kurdish People’s Assembly Community Activist

    Nejla Coskun – Kurdish People’s Assembly  Community Activist

    Fatma Can – IT Consultant

    Ferhan Yetisal

    Sevgi Ulcay – Finance

    Fatma Aydin – Chartered Accountant

    Dilek Gungor – Nurse/ Senior psychotherapist

    Nuran Donmez – Mental Health Social Worker

    Firat Karaboyun – Accountant

    Rojda Sipan – Accountant

    Ilker Yadirgi – Accountant

    Ala Hassan, Kurdish Student Movement

    Ari Murad – Television producer

    Bavil Ahmad, kurdish refugee from South Kurdistan

    Ayca Cubukcu – Associate Professor in Human Rights, LSE

    Fezile Ozbaran – Flight Attendant

    Mustafa Ozbaran – Medical student

    Tijen Beligh interpreter/ translator

    Dilek Gungor “Nafsiyat Intercultural Therapy Centre

    Feride Kumbasar – Consultant and Research Student

    Ali Dogan – Medical doctor

    Ozlem Pekbas – IDVA IDVA- Independent Domestic Violence Advocate

    Eylem Dogan – Phlebotomist

    Sema Atessal Ugur – Freelance

    Belgin Koc – Freelance

    Tulay Gulsen – Advisor

    Esengul Ozdemir – Nursery Teacher

    Dr Zeynep Kurban, Offshore Renewable Energy Catapult

    Oktay sahbaz- Teacher

    Ufuk Uyanik – Artist

    Baris Celiloglu – Stage Director

    Mehmet Ugur Professor of Economics and institutions.  University of Greenwich

    Tahir Palali- Musician/ Entrepreneur

    Av. Serpil Ersan – Solicitor

    Savaş Yadirgi –Yazar

    Cemo – Artist

     

  • Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    Londra’da ‘ulusal birlik’ yürüyüşü

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Londra’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Kürtlerin ulusal ve siyasal birliği talebiyle bir yürüyüş gerçekleştirerek, Kürdistan’ı parçalayan Sykes Picot antlaşmasını protesto etti.

     

    Londra’da KNK, KCDK-E, YNK, PYD, Goran ve PJAK’ın dabulunduğu 25’i aşkın Kürdistani parti ve kurum  temsilcileri ile çok sayıda üyesi Kürt Ulusal Birlik etkinlikleri kapsamında Trafalgar Meydanı’nda bir araya geldi. Eylem de, Kürt siyasi hareketlerinin bayrak ve flamaları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri taşındı. Kürdistan’ın 4 parçasından temsilcilerin katıldığı eylem de, Kürt halkının ulusal birliğinin sağlanması yönünde pankart ve dövizler taşındı. Trafalgar’da bir araya gelen Kürdistani kurumlar, Trafalgar Meydanı’ndan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sırasında  sık sık, Yaşasın Kürt halkının birliği”, “İşgale karşı Rojava’yı savun” sloganları atılırken,  “Sykes Picot anlaşması ile Kürdistan parçalanarak vatanımız işgal edildi. Ancak ulusların kendi kaderini tayin hakkı vardır ve Kürt halkı kendi kaderini tayin ederek ulusal birliğini sağlayacaktır” yazılı pankartlar dikkat çekti.

     

    KÜRDİSTANI PARÇALADILAR

    Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a da tepki gösterilen yürüyüşte, “Katil terörist Erdoğan” şeklinde slogan atıldı. Yürüyüş kapsamında İngiltere Başbakanlık binası önünde bir açıklama yapıldı. Kürdistani kurumlar adına açıklamayı KNK üyesi Dr. Mehri Rezai bir açıklama yaptı. Rezai, yüz yıl önce Skyes Picot antlaşması ile Kürtler ve Kürdistan parçalara ayrıldığını vurgulayarak, bu antlaşmayı bir kez daha protesto ettiklerini belirtti.

     

    ‘SYKES PİCOT ÇÖZÜMSÜZLÜKTÜ’ 

    Özgürlük ve ulusal birlik için daha fazla kenetlenmenin zamanı geldiğini söyleyen Rezai, “Bugün 60 milyondan fazla Kürt ve milyonlarca Asuri, Yezidi ve diğer etnik kökenler yüz yıl önce Mark Sykes ve Francois Picot tarafından hazırlanan sınırlar ile parçalandı. Türkiye’deki Kürtler, 1990’ların sonlarına kadar temel vatandaşlıktan mahrum bırakıldı ve Türk Hükümetine karşı on yıllardır sürecek bir savaşta kilitlendi. Suriye’nin Kürtleri, Esad rejimi altında onlarca yıldır kültürel veya dilsel özgürlükler olmadan yaşadılar. 2011’de Suriye İç Savaşı’ndan çıkmadıkça, tam oy hakkı tanınmadı. Irak’ta Saddam Hüseyin tarafından Kürtler soykırıma tabi tutuldu. İran’da 1946 da Kürt otonomuna saldırıldı ve katliamlar yapıldı” dedi.  Skyes Picot antlaşmasının Ortadoğu’yu istikrarsızlığa soktuğu ve yüz yıl önce bir arada yaşayan halkları ve kimlikleri parçalamanın sonuçlarının çok ağır olduğunu kaydeden Rezai, “En iyi çözüm, bütün kültürlere ve etnik gruplara saygılı, yeniden tanımlanmış demokratik bir devlete sahip olmaktır. Kimliklerin kendini özgürce ifade ettiği ve yaşattığı anayasal ve yasal bir idari yapılanmalara ihtiyaç vardır” diye kaydetti.

     

    DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA YÜRÜDÜLER

    Rojava’da İŞİD ve Türk devletine karşı savaşan kadınlara dikkat çeken Rezai, faşizme ve gericiliğe karşı savaşan Kürt kadınlarının mücadelesini Kürt halkının birlikte taçlandırması gerektiğinin altını çizdi. Türk devletinin Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırılarına dikkat çeken Rezai, Erdoğan’ın İŞİD ile birlikte Kürt halkına topyekun bir savaş açtığını belirtti. Sykpe Picot antlaşmasının yarattığı bu parçalanmışlığa karşı Kürt halkının Demokratik konfederal bir sistem ile Ortadoğu’daki sorunların çözülebileceğini ifade eden Rezai, “Konfederalizm bölgedeki farklılıkların tam olarak temsil edilmesine izin veriyor. İnsanları, tüm kültürleri, dilleri ve kimlikleri içeren ve bütünleştiren aşağıdan yukarıya bir kesinlik inşa etme yetkisine sahip olacak” diye kaydetti.

    Rezai’nin yaptığı ortak açıklamanın ardından Kürdistanlılar bu kez Başbakanlık binasından Dışişleri Bakanlığı binasına doğru yürüyüşe geçti. Bakanlık binası önünde bir süre daha eylemlerini sürdüren Kürtler, burada da ulusal birlik konusunda kararlılıkların bir kez daha dile getirdi.

  • HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    Batman’ın Beşiri ilçesinin HDP’li İkiköprü Belde Belediyesi, askerler tarafından basıldı. Belediye binasını ablukaya alan askerler, hizmet binasında arama yaptı. Belediyede arama devam ederken İçişleri Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı. Belediye Eşbaşkanı Osman Karabulut, hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava gerekçe gösterilerek, görevden uzaklaştırıldı. Karabulut’un yerine Beşiri Kaymakamı Sinan Aşcı kayyum olarak atandı.

    ÖZALP VE BAŞKALE BELEDİYESİNE KAYYUM ATANDI

    Van’da dün sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaşkanı Erkan Acar’ın yerine de kayyum atandı.  Örenci ve Almaç yerine Özalp Kaymakamı Abdulkadir Çelik, Acar yerine ise Başkale Kaymakamı Asım Solak kayyum olarak atandı.

    Kayyum kararının resmi yazıyla Özalp Belediye Meclisi’ne ileten polislerin, belediye binasında dün akşam başlattığı arama sürüyor. Kilitli kapıları kıran polis, Belediye Meclis üyelerinin binaya girişine izin vermedi.

    Başkale’de ise belediye binası polis ablukasında tutuluyor.

    Dün gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaskanı Erkan Acar, Muradiye Belediye Eşbaşkanları Leyla Balkan ve Yılmaz Şalan hakkında avukat kısıtlılığı getirilmişti. “Örgüt üyeliği ” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltında tutulan 5 eşbaşkan İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

    Son kayyum atamalarıyla HDP’nin 3’ü büyükşehir 25 ilçe ve 2 belde belediyesi gasp edildi.

  • Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya KHM’den Doğuş ve Demirci için çağrı

    Britanya Kürt Halk Meclisi Kürt halkı ve dostlarına bir çağrıda bulunarak İşçi partisinin Kürt adayları İbrahim Doğuş ve Feryal Clark Demirci’nin seçim çalışmalarına katılarak destek olmasını istedi.

     

    12 Aralık seçimlerine kısa bir süre kalırken Britanya Kürt Halk Meclisi seçimlere dönük bir çağrıda daha bulundu. Halk Meclisi daha önce seçimlere dönük tutumlarını açıkladıklarını ve
    12 Aralık Birleşik Krallık genel seçimlerinde Kürt ve Kürt halkının dostu olan milletvekili adaylarını destekleme çağrısında bulunulduğu hatırlatıldı. Seçim tutumları temelinde destekledikleri adayların yaptıkları seçim çalışmalarına katılarak milletvekili seçilmeleri için çabalarını sürdürdüklerini ifade eden Halk Meclisi, “Seçime kısa bir zaman kaldı, bu zamanı iyi değerlendirip mevcut çalışmaları hızlandırarak daha çok seçmene ulaşıp desteklediğimiz adaylara oy vermelerini sağlayabiliriz” denildi.

     

    ÇALIŞMALARA KATILIN

    Kürt halkı ve dostlarının desteklediği adaylar için bu son haftayı çok iyi değerlendirerek adaylar etrafında kenetlenilmesini isteyen Halk Meclisi, özel de ise Enfield North bölgesinde Feryal Demirci ve West Bromwich bölgesinde İbrahim Doğuş‘un seçim çalışmalarına herkesin katılarak destek vermeye çağırdı.

     

    KAYGIMIZ YOKTUR

    Demirci ve Doğuş’un geçmişte de, bugün de hem kendi toplumlarına hem de farklı toplumlara faydası olduğu vurgulanan açıklamada, “Bu arkadaşlarımızın ileride de Britanya’daki farklı toplumlara ve tüm Kürtlere faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu noktada hiç bir kaygımız yoktur. İbrahim Doğuş un ve Feryal Demirci nin Britanya parlamentosuna milletvekili olarak seçilmesini destekliyoruz ve yanında olduğumuzu belirtiyoruz” diye kaydetti.