Blog

  • NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    NATO: Zoraki Evlilik, İki yüzlülük, Beyin ölümü!

    İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen iki günlük NATO’nun Londra zirvesinde ‘iki yüzlülük’ tartışmaları altında bir nevi zoraki evliliğe devam kararı alındı. Zirve öncesi Erdoğan, Macron ve Trump’ın başını çektiği sert tartışmaların ardından gerçekleşen zirveden sonra ortaya çıkan genel fotoğrafın tek cümlelik tarifi; ‘Birbirimizden nefret ediyoruz, her konuda farklı düşünüyoruz, ama birbirimize mecburuz!’ oldu.

    Aladdin Sinayiç-Londra

    NATO’nun 70’inci kuruluş yıldönümünü kutladığı Londra zirvesinin ilk günü liderler arasında gerçekleşen ikili, üçlü ve dörtlü toplantılarla geçti. Türk devletinin Rusya ve DAİŞ ile olan ilişkileri ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırılarından kaynaklı ortaya çıkan kriz genel kuruldan çok özellikle de bu dar toplantılarda tartışıldı. Bu toplantılardan en önemlisi Britanya başbakanı Boris Johnson, Almanya başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve Türkiye cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan arasında gerçekleşen ve beklenenden çok kısa süren dörtlü toplantı oldu. Toplantı toplamda 50 dakika sürerken, sonrasında liderler tarafından yapılan açıklamada ‘çok faydalı bir görüşme gerçekleştirildiği’ ifade edilse de toplantının krizli geçtiği anlaşılıyor.

    Genel kurulda Türkiye işgali gündeme geldi mi?

    NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde Suriye krizine ve Türk devletinin işgaline hiç vurgu yapılmadı. Yayınlanan sonuç bildirgesinde bilinen klasik cümlelerin dışında, teröre karşı savaşa devam edileceği, 5’inci maddeye bağlılık, Avrupalı üye devletlerin savunma harcamaları konusunda üzerlerine düşeni yapacakları, Rusya ve NATO tarihinde bir ilk olarak da Çin’e yönelik rahatsızlık ifade edildi. Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal saldırıları, S400 savunma sistemi, DAİŞ ile olan ilişkisi bir süredir tüm üye ülkelerin rahatsız oldukları başta gelen konulardan olsa da sonuç bildirgesinde yer almazken, liderlerin yaptığı basın açıklamalarında da bu konuların genel kurulda tartışılmadığı ifade edildi.

    Erdoğan’ın ayak oyunları: Kriz yaratıp krizi pazarlık konusu yapmak

    Türk cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın kriz yaratarak bunu pazarlık konusu yapma siyaseti burada da devam etti. DAİŞ ile ilişkisi, Kuzey-Doğu Suriye işgali, savaş suçları, etnik temizlik planları ve S400 meselesi kendisini NATO zirvesinde çok ciddi düzeyde zorlayacak konulardı. Bunların gündeme gelmemesi ve işgali meşrulaştırma amacıyla bir dizi ön hamle yaptı. Bunlardan en önemlisi NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yı Rusya’dan koruma amaçlı hazırlanan savunma planını veto ederek YPG’nin NATO tarafından ‘terör örgütü’ ilan edilmesi şartını koşmak ve sürekli kullandığı mülteci kozu oldu. Erdoğan bu hamlesiyle kriz yaratarak NATO’yu kendi çizgisine çekerek taviz koparma siyaseti yürüttü. Erdoğan; ‘işgale destek vereceksiniz, zirvede konuyu gündeme getirmeyeceksiniz, ben de Baltık ülkeleri savunma planına destek veririm’ pazarlığı yaptı. Sonuç olarak zirvede Erdoğan Baltık ülkeleri savunma planına destek verdi ve NATO da bunun karşılığında Türk devletinin işgalini ve savaş suçlarını gündemleştirmeyerek, bir gün öncesinde gerçekleşen çocuk katliamına sessiz kalarak destek vermiş oldu.

    Türkiye’yi anlamaya çalışıyoruz!

    Zirvenin bitiminden sonra yapılan açıklamalarda NATO üyeleri arasındaki siyasi farklılıklar ve sorunların aşılamadığı ortaya çıktı.

    Zirve öncesi ve birinci gününde Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Türkiye ile ilgili açıklamaları gündeme oturmuştu. Zirvenin ilk gününde basına verdiği demeçte Türkiye’nin DAİŞ ile olan ilişkisine dikkat çeken Macron, zirve sonrası yaptığı açıklamada genel kurul toplantısında konuyu neden gündeme gelmediğine vurgu yapmazken, Türkiye ile terörizm tanımı konusunda anlaşmalarının mümkün olmayacağını ifade ederek Türkiye ile yaşanan sorunların halen devam ettiğini ifade etmiş oldu.

    Zirve sonrası basının karşısına geçen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg,

    ‘Baltık ülkeleri ve Polonya ile ilgili savunma planının imzalaması için Erdoğan’a ne verdiniz?’ sorusuna verdiği cevapta NATO’nun 5’inci Maddesine vurgu yapması, Türkiye’nin bir saldırıya uğraması durumunda yanında olacakları konusunda Erdoğan’a güvence verildiği anlamına geliyor. Stoltenberg cevabının devamında ‘NATO’nun temel amacı barışı korumak, savaş çıkarmak ve çatışma alanlarını provoke etmek değildir. YPG ve PYD konusunda farklı görüşler var, hepimizin ortaklaştığı tek şey DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin zarar görmemesi’ diyererek te Erdoğan’ı tekrardan uyarmış oldu.

    Önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimlerde koltuğunu korumaya çalışan İngiltere başbakanı Boris Johnson ev sahibi sıfatıyla düzenlediği basın açıklamasında Türkiye’yi ‘anlamaya çalıştıklarını’ ifade etti.

    Zirvenin ‘maskotu’ Trump oldu

    Zirvenin ilk gününün akşamında Kraliçe Elizabeth’in Buckingham Sarayında verdiği resepsiyonda Kanada başbakanı Justin Tradeau’nun Macron ve Johnson ile sohbetinde Trump ile alay etmesi videosu zirvenin en çok konuşulan konusu olmuştu. Trump, videoyu izlediğini ifade ederek ‘Trudeau ikiyüzlü’ diye tepki gösterdi. Trump zirve sonrası planladığı basın açıklamasını da iptal ederek Washington’a geri döndü.

    Ve çocuk katili

    NATO zirvesinden bir gün önce Tel Rifat’a yönelik saldırısında 8 çocuğu katleden Türk ordusunun başkomutanı Erdoğan zirveye bürokrat ordusu ve üç dilde hazırladığı üç kitapçıkla katıldı. Kitapçıklarda; işgal ve etnik temizlik planı, Türkiye’nin gücü, stratejik önemi gibi konuların propagandasının yapıldığı kitapçıklar tüm devlet başkanlarına dağıtıldı. Zirve sonrası ve ikili toplantılar sonrası sessiz kalmayı tercih eden Erdoğan, akşam saatlerinde İngiltere’de yaşayan AKP’lilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalarla zirveden duyduğu memnuniyetsizliği ortaya koydu.

    “Terör örgütlerine on binlerce TIR’la silah, mühimmat gönderenler bize paramızla silah vermediler. AB mülteciler konusunda verdiği para yardımı sözünü tutmadı’’ repliğini tekrarlayan Erdoğan zirve öncesi dikkat çektiği konulara değinmedi.

    Birleşik Krallık’ta yaklaşık 500 bin nüfuslu bir ‘Türk’ toplumu olduğunu, ticaret hacminin iki milyar doları bulduğunu söyleyen Erdoğan “Ama ne yazık ki vatandaşlarımızın ekonomik alanda elde ettikleri başarıyı siyasi alana yansıtamadıklarını görüyoruz. Milli hassasiyeti yüksek STK’lara Birleşik Krallık’ta çok ihtiyacımız var” dedi. Erdoğan ‘milli hassasiyet’ çağrısı yaptığı 500 bin vatandaşın yüzde sekseninin Kürt, Alevi ve devlet zulmünden kaynaklı Türkiye’yi terk eden muhaliflerden oluştuğunu bir anlığına unutmuş gibiydi.

    Ve NATO liderleri 2021’de tekrar buluşmak üzere ayrıldı ancak mevcut sorunların ve çelişkilerin 2021’e kadar bekleyemeyeceği kesin.

     

  • As Kurdish and Turkish migrants living in Britain, we are proud to endorse the Labour Party’s manifesto

    As Kurdish and Turkish migrants living in Britain, we are proud to endorse the Labour Party’s manifesto

    ”As Kurdish and Turkish migrants living in Britain, we are proud to endorse the Labour Party’s manifesto and work towards electing a Labour government on 12th December.

    The UK has been a safe haven for Kurds and Turks during decades of political instability in Turkey and the Middle East, and hundreds of thousands have established a life and family in this country. As migrants, we have faced the worst of austerity over the last ten years, particularly the inner-city areas where many of our community live. As austerity deepens and inequality widens, Kurds and Turks, like all ethnic minorities, are scapegoated, and have been subject to vicious racist attacks. In 2017 Kurdish teenager Reker Ahmed was violently attacked in Croydon. Police cuts have caused a spike in violent crime including the murder of Barış Küçük, a member of the Kurdish community in Haringey, North London who was tragically stabbed to death this year.

    Over the last few decades as the Kurdish and Turkish diaspora has become more established in North London, Jeremy Corbyn has been a strong friend and ally, a frequent visitor to Kurdish and Turkish community centres and a keen participator in celebrating Kurdish and Turkish culture in Britain. Since the 1980s, Jeremy Corbyn has shown unwavering solidarity with Kurds across the Middle East facing heavy repression, genocide and ethnic cleansing, and with Turkish leftists and dissidents resisting an increasingly repressive and theocratic government under President Erdogan. Jeremy Corbyn’s credentials go back far: in 1988 he protested outside the Iraqi Embassy about the use of chemical weapons by Saddam Hussein against Kurds in Iraq. He stood up in parliament to oppose Saddam Hussein’s cultural and military genocide of Kurds, whilst the UK government was selling weapons to Iraq. He spoke out against the brutality of Ayatollah Khomeini’s treatment of Kurds and human rights abuses in Iran. He  has visited all four constituent parts of Kurdistan (Iraq, Iran, Turkey and Syria) and has met numerous Kurdish politicians fighting for justice, including the Turkish HDP, Labour’s sister party, which has had 16,300 of its members detained and 3,500 imprisoned since 2015 including its leaders, MPs and Mayors. In 2014 when ISIS were taking swathes of land in northern Syria and committing genocide against the Yazidis in Sinjar, Jeremy Corbyn took to the streets with the Kurdish community in Britain once more to demand a humanitarian corridor and practical aid and assistance for the YPG, the Kurdish forces resisting the ISIS invasion. The following year he met with Salih Muslim, the co-chair of the Kurdish party PYD who govern northern Syria and the family of the young British man Kosta Scurfield who lost his life fighting ISIS with the Kurdish YPG. Jeremy Corbyn understands that there won’t be peace in Syria until there is a United Nations political settlement involving all parties including the Kurds who have been blocked from participation by Turkey. He has supported the Kurds’ demands for political and cultural rights across the region, and opposed the Conservative government’s billion-pound arms deal with President Erdogan which has meant that British-made weapons are used to attack the same Kurdish forces that have been on the frontline of the fight against ISIS.

    Jeremy Corbyn’s record lies in stark contrast to that of the Conservative government and Boris Johnson. When Turkey invaded northern Syria in October, President Erdogan gave explicit warning of his plan to undertake ethnic cleansing of Kurds, putting at risk hundreds of thousands of civilians in a war-ravaged region and undermining the Kurds’ ability to fight ISIS cells and contain ISIS prisoners. Turkey’s links with ISIS are long established, and yet the UK Defence Secretary Ben Wallace supported Turkey’s invasion as “self-defence”. The consequences of this have already been felt as ISIS attacks and prison breaks have increased – this is not only a human rights issue for Kurds in Syria but a reckless act that could have grave consequences in Europe too. By siding with Turkey, Boris Johnson’s government is giving political and military support to a state which is aiding and abetting jihadis in Syria and elsewhere and presiding over the violent repression of the Kurdish minority in Turkey. If a Conservative government is re-elected next week, the consequences will be bleak for Kurds in Britain and in the Middle East; Labour are the only party prepared to stand up to Turkey’s authoritarianism, its war on Kurds and its support of jihadi proxies in Syria.

    Anyone who wants to see a political settlement in Syria, who wants to stop the re-birth of ISIS under Turkey’s watch, who wants peace and solidarity between oppressed peoples across the world should back Labour on 12th December and prevent another Conservative government bringing us more war, more poverty, more racist attacks on refugees displaced by those wars.”

     

    Canan Sagar – Musician

    Akın Olgun – Journalist – Writer

    Deniz Ciftci – Academic

    Alaettin Siyanic – Journalist

    Ahmet Guven – Writer

    Mizgin Müjde Arslan -Film Maker

    Tugba Ozcivan -Music Teacher, Singer

    Baran Duran -musician

    Suna Alan – Singer

    Özkan Orman- Artist

    Gulseren Tas – Actress

    Cemi Salih – DJ

    Berguzar Erdogan / Singer

    Hikmet Erden– Journalist

    Kamil Küpeli – Poet

    Zafer Armutlu – Solicitor

    Ali Has – Solicitor

    Sibel Gungor – solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Ilkay Timur Aydemir – Solicitor-Advocate

    Sevcan Kaygun – Solicitor

    Saim Basbaydar – Solicitor

    Guven Ates – Solicitor

    Suna Tiskaya – Solicitor

    Sefaret Yaman – Solicitor

    Vesile Tekas – Solicitor

    Onder Karpuz – Solicitor

    Suna Derinkursun – Solicitor

    Rauf Khalilov – Solicitor

    Bektas Cetin – Solicitor

    Sevim Tombul – Solicitor-Advocate

    Silan Has – Solicitor

    Dogan Dogus – Solicitor

    Aynur Celik – Solicitor

    Cilem Dogus – Solicitor

    Yagmur Hanim Bulut – Solicitor

    Aycan Misir – Solicitor

    Berivan Coskun – Solicitor

    Hasan Yildirim – Solicitor

    Mahmut Dogan – Musician

    Sevgi Ulcay – Activist

    Kenan Hudaverdi -Director

    Sultan Karatas– Poet

    Ruhi Karadag – Film Director

    Feyzullah Cinpolat – Day-Mer Community Activist

    İbrahim Avcil – Gik-Der – Community Activist

    Kalender Ülger – Kirkisrak Community Centre Organiser

    Sultan Cakir – Teacher

    Deniz Engin – Teacher

    Guner Aydın– CLLR

    Yusuf Kul – Accountant

    Dr Mehmet Kurt– London School of Economics and Political Science

    Argun Cakir – University of Bristol, Department of Music, postdoctoral research assistant

    Meryem Kaya – Medical Doctor

    Srwa Mustafa (Nérgiz) – Civil Service

    Ata Mufty – Journalist and Activist

    Elif Gun – Graduate and Activist

    Elif Sarican – Anthropologist and Organiser

    Kumru Baser – Journalist

    Sibel Gungor – Councelor

    Ferhan Yetisal -Councelor

    Aysel Kirmizikan – Councelor

    Rabia Cinar – Propreitor

    Rana Aksac –  Psychotherapist

    Banu Aydin – Therapist

    Macide Yuksel- Senior CBT Psychotherapist

    Hanim Akdemir – Optic Manager

    Olcay Aniker – Solicitor

    Zuhal Borucu Kocadag – Manager

    Meral Halkaci – Community Activist

    Memet Kardu – Kurdish People’s Assembly Community Activist

    Nejla Coskun – Kurdish People’s Assembly  Community Activist

    Fatma Can – IT Consultant

    Sevgi Ulcay – Finance

    Fatma Aydin – Chartered Accountant

    Dilek Gungor – Nurse/ Senior psychotherapist

    Nuran Donmez – Mental Health Social Worker

    Firat Karaboyun – Accountant

    Rojda Sipan – Accountant

    Ilker Yadirgi – Accountant

    Ala Hassan -Kurdish Student Movement

    Ari Murad – Television producer

    Bavil Ahmad -kurdish refugee from South Kurdistan

    Ayca Cubukcu – Associate Professor in Human Rights, LSE

    Fezile Ozbaran – Flight Attendant

    Mustafa Ozbaran – Medical student

    Tijen Beligh -interpreter/ translator

    Dilek Gungor -Nafsiyat Intercultural Therapy Centre

    Feride Kumbasar – Consultant and Research Student

    Ali Dogan – Medical doctor

    Ozlem Pekbas – IDVA IDVA- Independent Domestic Violence Advocate

    Eylem Dogan – Phlebotomist

    Sema Atessal Ugur – Freelance

    Belgin Koc – Freelance

    Tulay Gulsen – Advisor

    Esengul Ozdemir – Nursery Teacher

    Dr Zeynep Kurban – Offshore Renewable Energy Catapult

    Oktay sahbaz– Teacher

    Ufuk Uyanik – Artist

    Baris Celiloglu – Stage Director

    Mehmet Ugur – Professor of Economics and institutions.  University of Greenwich.

    Tahir Palali– Musician/ Entrepreneur

    Av. Serpil Ersan – Solicitor

    Savaş Yadirgi -Yazar

    Cemo – Artist

    Dr Duygu Cantekin– Psychologist

  • Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Şenyaşarların ölümüne ilişkin iddianame 18 ay sonra hazırlandı: Olay değil aile soruşturuldu

    Suruç’ta AKP’li İbrahim Yıldız’ın akrabalarının saldırısı sonucu Esvet, Celal ve Adil Şenyaşar ile Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdiği olaya ilişkin 18 ay sonra iddianame hazırlandı. Baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede daha çok Şenyaşar ailesinin soruşturulması dikkat çekti.

    Urfa’nın Suruç İlçesinde 24 Haziran 2018 genel seçim sürecinde AKP’li İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait iş yeri ve hastanede devam eden silahlı saldırılarında Hacı Esvet Şenyaşar, çocukları Celal ve Adil ile AKP’li Yıldız’ın ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirmişti. Yaşanan olaydan 18 ay sonra Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame  hazırlandı.
    Silahlı kavga sonrası Suruç Devlet Hastanesi’nde Yıldız ailesi bireylerinin saldırısında hayatını kaybeden baba Esvet Şenyaşar’ın ölümüne yer verilmeyen iddianamede Adil, Celal Şenyaşar ile Milletvekili Yıldız’ın kardeşi Mehmet Şah Yıldız’ın ölümüyle kısıtlı kaldı.
    İddianamede tutuklu Fadıl Şenyaşar ile Ferit Şenyaşar, Kenan, Abdurrahman, Mustafa, Nihat ve Süleyman Yıldız müşteki şüpheli olarak yer alırken Enver, Ali, Mehmet ile İbrahim Yıldız, İbrahim Halil ve Mehmet Şimşek ise şüpheli olarak yer aldı.
    ‘ÖRGÜTLE BAĞ’ ARAŞTIRMASI 
    Ramazan Bayramı’nın Arife günü olan 14 Haziran 2018 günü saat 15.50 sıralarında AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışması için sırasıyla esnaf ziyaretleri gerçekleştirdiği “İstanbul Ucuzluk” isimli iş yerine yaptığı ziyarette çıkan tartışma nedeniyle İbrahim Halil Yıldız’ın söz konusu yerden ayrılmasına müteakip işyeri sahipleri olan Şenyaşar ailesi mensupları ile Yıldız ailesi mensupları arasında kavga çıktığı belirtilen iddianamede, “Devamında gelişen öldürme olayları sonucu Mehmet Şah Yıldız’ın ateşli silahla öldüğü, Süleyman, Mustafa, Nihat Yıldız’ın ateşli silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı beraberlerinde ki diğer kişilerden Engin Şimşek ve Ahmet Çetin’in ateşli silahla yaralandığı, Esvet, Adil ve Celal Şenyaşar’ın öldüğü, Mehmet Şenyaşar’ın ateşli silahla yaralandığı, Suruç Devlet Hastanesi ve ambulanslarının zarar gördüğü, 6136 sayılı yasaya aykırılık ve diğer yaralama suçlarının işlendiği adli olaylar meydana gelmiştir. Milletvekili adayı İbrahim Halil Yıldız’ın seçim öncesi ‘esnaf ziyaretleri’ şeklinde gerçekleştirilen seçim çalışması sırasında meydana gelen olayların; demokratik bir toplumda siyasi partilerin aday ve mensuplarının her seçim dönemi rutin olarak gerçekleştirdikleri esnaf ziyaretlerinin böylesi ağır bir olaya neden olmayacağı gerçeği karşısında; tarafların terör örgütleri ile bağlantısı ya da olağan dışı radikal yönlerinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerektirmiştir” denildi.
    ŞENYAŞAR AİLESİ SORUŞTURURULUYOR
    Olayın gelişimine yer verilen kısmın ardından iddianame, Şenyaşar ailesinin soruşturma kayıt araştırmasıyla devam ediyor. Baba Esvet Şenyaşar’ın 23 Aralık 2016 tarihinde “PKK/KCK terör örgütünün kayyum atanan belediyelere ve atanan kayyumlara, Ak parti yöneticileri ve askerlere yönelik eylem planlandığı” şeklinde edinilen istihbarat çerçevesinde gözaltına alındığı ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı belirtiliyor. Şüpheli Fadıl, Adil ve Celal Şenyaşar, hakkında ise herhangi bir soruşturma kaydının bulunmadığı belirleniyor.  Sicil kaydının ardından başsavcılık Şenyaşar ailesi üyelerinin sosyal medya hesaplarını incelemeye alıyor. Celal ve Ferit Şenyaşar’ın sosyal medya hesapların herhangi bir suç unsuru içeren paylaşıma rastlamayan savcılık Fadıl Şenyaşar’ın “Foursquare” isimli sosyal medya platformunda açtığı hesabın profil fotoğrafına koyduğu resim için “PKK terör örgütünü simgeleyen işaretler ve renklerin yer aldığı bez parçası ile zafer işareti yaparak paylaşım yaptığı yer almaktadır” değerlendirmesi yapılırken PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın ANF üzerinden yaptığı açıklamada Şenyaşar ailesi için, “Şehit Celal ve Adil’in annesi daha fazla ağlayıp düşmanı sevindirmesin. Ama şunu iyi bilmeli ki ahı yerde kalmayacaktır. Sadece bu kadarını söylüyorum” dediğine iddianamede yer veriliyor.
    ‘TUZAĞIN İÇİNE ÇEKİLDİM’
    iddianamede, İbrahim Halil Yıldız’ın ifadesine yer verildi.  “Selamın aleyküm” diyerek Şenyaşar ailesine ait dükkâna bayramlarını kutlamak için girdiğini ifadesinde belirten Milletvekili Yıldız, dükkân sahibinin kendisine iyi bakmadığını iddia etti. Gönülsüz şekilde karşı tarafın elini uzatması üzerine dışarı çıktığını anlatan Yıldız, “Ancak kendisi konuşmaya başladı. ‘Siz Ak Partililer bu memleketi mahvetmişsiniz’ dedi. Ben de kendisine ‘Elinizde rahatsız olduğunuzu gösteren bir belge varsa ben bu sorunla ilgileneyim’ dedim. Orada bir tuzağın içine doğru çekilmeye başladığımı hissettim ve ayrılmak istedim. Dükkân sahibi konuşmasına devam etti: ‘Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor’ dedi. Bu sırada dükkân sahibi ya da diğeri bize hitaben ‘S. olun, gidin buradan ‘ dedi.  Daha sonra görüntüleri izlerken fotoğraf çeken kişinin Nesih Şimşek olduğunu gördüm. Düşündüğüm zaman olayın gelişimi içerisinde benim dükkânda biraz daha zaman kaybetmem amaçlanmıştı. Araştırdığımda Nesih Şimşek’in PKK’nin dağ kadrosunda yıllarca kaldığını, etkin pişmanlıktan faydalanarak dışarı çıktığını öğrendim. Bu kez arkamda bir tartışma oldu ve ben iteklendim. Ben ‘Bir şey yok sakin olun’ anlamında bir şeyler söyledim. Korumalarım beni yürüyerek Suruç Meydanı’nın oraya götürdüler ve Nar Kafe isimli iş yerine oturttular. Kafedeyken silah sesleri gelmeye başladı” ifadelerini kullandı.
    FOTOĞRAFLAR ÜZERİNDEN OLAYA YER VERİLDİ
    İddianamede dükkânın içinde bulunan kamera görüntülerinden alınan kesitlerle olayın en başından itibaren nasıl başladığı ve kimin kimi silahla ya da sopayla yaraladığı da açıklamalar ve kamera görüntülerinden alınan fotoğraflar üzerinden tanımlanıyor.
    Dükkân içinde arbedenin başlamasıyla birlikte dükkanın önüne sivil polislerin geldiği ve olayı yatıştırmaya çalıştıkları belirtilen iddianamede, “Celal ve Adil Şenyaşar’ın işyerinin iç kısmına doğru götürüldüğü, dışarıdaki kalabalığın uzaklaştığı, bir süre sonra Kenan ve Süleyman Yıldız’ın işyerine tekrar girmeleri ile peşlerinden Mehmet Şah, Mustafa, Abdurrahman ve İbrahim Yıldız’ın geldiği, işyeri içinde Celal, Adil ve Ferit Şenyaşar ile Süleyman, Kenan, İbrahim, Ali, Nihat, Enver ve Mehmet Yıldız, Engin Şimşek’in işyerinin içerisine tekrar girerek karşılıklı olarak her iki grup arasında ellerine geçirdikleri sopa ve diğer eşyalarla birbirlerine vurmaya başladıkları anlaşılmıştır” denildi.
    TELEFON DİNLEMESİNE RAĞMEN YAKALANAMAMIŞ
    Şüphelilerden Enver ve İbrahim Yıldız’ın olay sonrasında kaçtıkları, haklarında yakalama emri çıkarıldığı belirtildi. İddianamede, yakalanmaları ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla şüpheliler İbrahim ve Enver Yıldız’ın iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ve tespiti tedbirinin uygulandığı ifade edildi. Tedbir çerçevesinde, şüphelilerin yakalanması amacıyla konutlarında aramalar ve çevre araştırmalarının yapıldığı ancak yakalanamadıklarına yer verilirken, “Şanlıurfa 2’nci Sulh Ceza hâkimliğinin 04/07/2018 tarih ve 2018/2243 sayılı kararı uyarınca Şüpheli Enver Yıldız’ın iletişimin kayda alınması tape kaydı çerçevesinde 19.08.2018 tarih, Enver Yıldız: ‘Arkama döndüm baktım abim karnını tutuyordu, bende çektim vurdum’ dediği tespit edilmiştir. Şüpheli Enver Yıldız’ın Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelerek suçta kullandığı Ruger marka tabancası ile birlikte teslim olduğu, şüpheli İbrahim Yıldız’ın ise hakkında yakalama emri halen bulunuyor olup halen aranmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
    ‘SALDIRIYI DEFETMEK İÇİN SİLAHLA ATEŞ ETTİM’
    14 Haziran günü saat 16.00 sıralarında işyerinde çalışmakta iken bir kaç şasın İstanbul Ucuzluk isimli işyerini çalıştıran Celal, Mehmet ve Adil isimli kardeşlerini kastederek “abinleri dövüyorlar” diye bağırdığını aktaran Fadıl Şenyaşar, dükkanında bulunan ruhsatsız tabancasını alarak ağabeyi Ferit’le birlikte kardeşlerinin dükkanına gittiği yönündeki ifadelerine de yer verildi. Dışarıda eli sopalı ve demirli bir kalabalık grup gördüğünü aktaran Fadıl Şenyar ifadesinde, “İşyerinin içerisine girdiğimde içeride daha önceden görmediğim ve şuan görsem de tanıyamayacağım şahısların abim Ferit ve Adil’i dövdüklerini gördüm. Bende müdahale ettim. Bana da saldırmaları üzerine ve saldırıyı defetmek amacıyla elimde bulunan silahla ateş etmeye başladım. Ancak kaç el ateş ettiğimi hatırlamıyorum. Daha sonra şahıslar üzerime gelerek elimden silahı aldılar. Daha sonra sopa ve bıçakla beni yaraladılar. Ayrıca olay esnasında ilk bana saldırdıklarında sol kolumdan silahla yaralandım ancak yoğun kalabalıktan dolayı kimin ateş ettiğini göremedim. Daha önce benim ve abimlerin herhangi bir kimseyle husumetimiz yoktu. Abimlerle şahıslar arasında nasıl bir konuşma ve tartışma geçtiğini bilmiyorum” dedi.
    ‘PKK’DEN DOLAYI KAÇTIM’
    Milletvekili Yıldız’ın üvey kardeşi Enver Yıldız ise kardeşinin çarşıda ziyaret yaptığı esnada sahibi arkadaşı olan bir tekel bayide olduğunu söyledi. Silah ve bağrışların gelmesi üzerine kavganın olduğu dükkâna gittiğini söyleyen Yıldız, şöyle konuştu: “Abdurrahman Yıldız ‘Amca amca beni öldürüyor’ diye bağırınca ben belimde olan silahı çekip şuursuzca 2-3 el ateş ettim, ateş etmemin etkisiyle Adil Şenyaşar yere düştü. Ben işyerinden dışarı çıkıp olay yerinden uzaklaştım, sonra geri işyerinin önüne geldim kardeşim Mehmet Şah Yıldız’ı işyerinin önünde yerde kanlar içinde yattığını gördüm, onu alıp belediyenin önüne götürüp bir araca koyup oradan hastaneye gönderdik. Sonradan ben köye gidip saklandım zira bölgede terör olayları yoğundu, PKK terör örgütü de devamlı bize ve ailemize tehditler savurmaktaydı bunun etkisiyle korktuğumdan sonradan gidip teslim olmadım, bugün kendi rızam ile olayda kullandığım tabancayı da beraberimde getirerek teslim oldum. Tabancamı rızam ile teslim ediyorum muhafaza altına alınmasına mükâfatım vardı. İbrahim Yıldız’ın nerede olduğunu bilmiyorum. Olaya ilişkin olarak Youtube de bulunan kamera görüntülerinde olay sonrasında izlemiştim. Bir insanın öldürülmesi iyi bir duygu değil bu nedenle üzgünüm.”
    MİLLETVEKİLİ YAKINLARININ BEYANLARI ÇELİŞKİLİ
    Milletvekili Yıldız’ın yakınlarının olay sonrasında verdikleri ifadelerde çelişkilerin olduğu iddianamede de göze çarpıyor. Ali Yıldız milletvekilinin dışarı çıktığı esnada Celal Şenyaşar’ın milletvekiline karşı “Namussuz, pezevenk”, Adil Şenyaşar’ın da “Vekili dışarıya bırakmayın, vurun onu dışarı çıkmasın” diyerek hakaret ettiğini söylerken, Mehmet Şimşek ise Şenyaşar’lardan birisinin “Milletvekilimiz İbrahim Halil Yıldız’ın Mecliste yapmış olduğu bir konuşmasından dolayı o tokatın hesabını verecek şeklinde sözler söylüyordu” dediğini ifade de aktardı. Milletvekili Yıldız’da, Şenyaşar’ların kendisine “Nedir bu sizden çektiğimiz, bizim ne olduğumuzu biliyorsun, PKK’lı olduğumuzu bilmiyor musun, siz namussuzsunuz, Ak Partililer karılarımıza kızlarımıza el atıyor” dediğini ifadesinde yer vermişti.
    OLAY TANIĞININ İFADELERİNE YER VERİLDİ
    Olayın yaşandığı “İstanbul Ucuzluk Pazarı” isimli dükkânın hemen yanındaki dükkanın sahibi olan ve olaya yakından tanık olan kavga esnasında da yaralanan Ahmet Çetin ise, “Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın Celal’in dükkanına uğradığını gördüm. Bir dakikadan biraz fazla Celal’in dükkânında kaldılar. İçeriden tartışma sesleri geldi. Ben son andaki bazı konuşmalara şahit oldum. Celal Şenyaşar vekile tam olarak şu cümleleri söyledi: ‘Bazı çakallar bu köşelere geliyorlar, hırsızlık yapıyorlar, milletin cüzdanlarını çalıyorlar, kimse ses etmiyor, eroinciler var, tinerciler var, siz bunlara müdahale etmiyorsunuz’ dedi. Vekil buna cevap vermedi ancak canı sıkılmıştı. Ondan sonra ‘Hadi neyse çıkalım’ dedi. Tam olarak bu cümleyi söyledi. Celal Şenyaşar HDP’yi destekliyordu. Ancak tartışma sırasında ‘Ben PKK’lıyım, ben HDP’liyim, ben size oy vermeyeceğim’ dediğini duymadım” ifadelerini kullandı.
    ‘ESVET ŞENYAŞAR HASTANEDE ÖLDÜRÜLDÜ’
    Milletvekilinin dükkânda çıktığı esnada 3-4 kişilik bir grubun küfrederek içeriye doğru yöneldiğini anlatan Çetin, Şenyaşar’larında karşılık verdiğini söyledi. Araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalıştığını aktaran Çetin, “Ben ‘Durun yapmayın’ diye bağırırken, bir silah sesi geldi. Baktığımda kolumdan kan fışkırıyordu. Ben komşum Reşit Çetin’in yanına giderek yaramı sardım. Ambulans istedim. Ben yeğenim Salih Güngör ile birlikte benim aracımla üçümüz birlikte hastaneye gittik. Ben hastaneye vardığımda Vekilin abisi Mehmet Şah Yıldız’a sedye üzerinde kalp masajı yapıyorlardı. Salih bir doktor istedi. Ancak sağlıkçılar sedyedekinin durumunun daha ağır olduğunu söyleyerek beklememizi istediler. Bunun üzerine beni Şanlıurfa’ya getirdi. Hastaneye vardığımda Mehmet Şah Yıldız’ın yanında 20 kadar kişi vardı. Ben Esvet Şenyaşar’ı ve eşini çok iyi tanıyorum. Benim ziyaretime gelen Reşit ya da konfeksiyoncu Mevlüt isimli kişi, Esvet’in çocuklarının hastaneye kaldırıldığını öğrenince Esvet’i bir arabayla hastaneye bırakmış. Dükkânda Şenyaşar’lardan bir kişi ölmüş diğer ikisi hastanede öldürülmüş diye anlattılar. Zaten ben Esvet’in hastanede öldürüldüğünü zaten biliyorum. Zira iş yerinde değildi. Hatta onun da başına bir kurşun sıkmışlar diye anlattılar” diye ifade verdi.
    13 KİŞİ HAKKINDA CEZA TALEP EDİLDİ
    Delilleri ve ifadeleri hukuki olarak değerlendiren başsavcılık Fadıl Şenyaşar’ın Abdurrahman, Mustafa, Süleyman, Kenan ve Nihat Yıldız’a yönelik kasten öldürme teşebbüs suçunu, Mehmet Şah Yıldız’a yönelik kasten öldürme suçunu, Ahmet Çetin ve Engin Şimşek’e yönelik kasten silahla nitelikli yaralama suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Enver Yıldız’ın Adil Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli İbrahim Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten öldürme suçu ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13/1 maddesinde düzenlenmiş suçu işlediğini, şüpheli Ali Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Abdurrahman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik sopa ile yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mustafa Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçu ile Adil Şenyaşar’a yönelik silahla kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Süleyman Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Kenan Yıldız’ın Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, müşteki şüpheli Nihat Yıldız’ın Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli İbrahim Halil Şimşek’in Ferit Şenyaşar’a yönelik silahla nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Yıldız’ın Celal Şenyaşar’a yönelik basit yaralama suçu ile Fadıl Şenyaşar’a yönelik yaralama suçunu işlediğini, şüpheli Mehmet Şimşek’in Celal Şenyaşar’a yönelik silahla basit yaralama suçunu işlediğini, müşteki Şüpheli Ferit Şenyaşar’ın Süleyman Yıldız’a yönelik basit yaralama suçu ile Kenan Yıldız’a yönelik basit yaralama suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.
    Başsavcılık hazırlanan iddianameyi Urfa 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.
    MA / Muhammed Abdulkadir Esen
  • Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ceren Özdemir 3 Aralık 2019 Salı günü 19:30 sıralarında Altınordu ilçesinde bulunan evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Özdemir’in kısa süre içerisinde tedavisi başlatılsa da genç balerin hayatını kaybetti. 

     

    Ceren Özdemir cinayeti ile ilgili neler biliniyor?

    Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. sınıf öğrencisi 20 yaşındaki Ceren Özdemir’i takip ederek, evinin önünde bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf eden zanlı adliyeye sevk edildi. Zanlının 2005 yılında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yaklaşık 14 yıl hapis yattığı ve Ekim ayı sonunda açık cezaevine alındığı açıklandı.

    Başsavcılık açıklamasında, 35 yaşındaki Özgür Arduç’un, Ceren Özdemir cinayetinden 3 gün gün önce Ordu Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan kaçtığı duyuruldu.

    Zanlı Arduç’un emniyetteki ilk ifadesinde Ceren Özdemir’i neden takibe başladığını anlattı.

    35 yaşındaki zanlı, Özdemir’i çantasını çalmak üzere 4 kilometre takip ettiğini ve bina girişinde başkalarını görmesi üzerine panikleyerek çantayı alamadan bıçakladığını söyledi.

    Özgür Arduç, Anadolu Ajansı’nın aktardığı ifadesinde cinayeti bir iş yerinden çaldığı bıçakla gerçekleştirdiğini belirtiyor.

    Zanlının açık cezaevinden nasıl çıktığı da tartışma konusu oldu. Şüpheli polis ifadesinde cezaevinden izinli olarak çıktığını ve geri dönmediğini iddia etti. Ancak Ordu Başsavcılğı ise zanlının 01/12/2019 günü saat 00.15 sularında kurumdan firar ettiğini açıkladı.

    Ceren Özdemir’in öldürülmesi sonrası bazı sosyal medya kullanıcılarının, genç kadını fotoğrafları ve paylaşımları üzerinden karalaması nedeniyle de soruşturma başlatıldı.

    Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler, “Ceren Özdemir’in canice öldürülme eylemini ve şiddeti meşrulaştıran, suçu ve suçluyu öven, suça teşvik eden sosyal medya paylaşımları hakkında hukuki süreç başlatacak ve ilgililerin gerekli cezayı alması için sürecin takipçisi olacağız” açıklaması yaptı.

     

    Olay nasıl gelişti?

    Salı akşamı 19.30 sıralarında gerçekleşen olay, verilen ifadelere göre şöyle gelişti.

    20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir, bale dersi verdiği özel sanat evinden yürüyerek geri dönüyordu. Bu yol üzerinden elde edilen güvenlik kamerası kayıtlarında zanlının, Özdemir’i bu sırada takip ettiği belirlendi.

    Özdemir, evinin bulunduğu binanın giriş kapısı otomatiği çalışmadığı için telefonla ulaştığı ablasından kendisine anahtar atmasını istedi.

    35 yaşındaki zanlı bu sırada kendi ifadesiyle, çantasını almak üzere 20 yaşındaki Özdemir’e saldırdı. Ancak yine kendi ifadesiyle çevredekilerin fark etmesi nedeniyle çantasını alamadan genç kadını bıçakladı.

    Baba Yılmaz Özdemir, büyük kızının cinayet zanlısını arkadan kaçarken de gördüğünü, kafasında kep olduğunu aktardığını söyledi.

    Ceren Özdemir’e ilk müdahaleyi de hemşire olan annesi yaptı.

    Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Ceren Özdemir, yapılan müdahalelere karşın kurtarılamadı.

     

    Zanlı adliyeye sevkedildi

    Emniyet sorgusunun ardından zanlı Özgür Arduç, Ordu Adliyesi’ne sevkedildi.

    Sağlık kontrolünden de geçirilen zanlıya, Emniyet Müdürlüğü’nden çıkışı sırasında, bir grup fiziki tepki göstermek istedi.

     

    Soylu’dan Ceren Özdemir açıklaması: Her uygulamayı eleştiremeyiz

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu,  Ceren Özdemir ile katil Özgür Arduç’un tanıştıklarının tespit edilemediğini açıkladı. Soylu firari Arduç’un yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise, “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil” yanıtını verdi.
    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ordu’da Özgür Arduç adlı bir erkek tarafından katledilen Ceren Özdemir cinayetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Soylu, suçunu itiraf eden zanlı Özgür Arduç’un Ceren Özdemir ile tanışıklıklarının olmadığının tespit edildiğini söyledi.
    Soylu, hem savcılık hem de kolluk kuvvetlerinin gerekli araştırmaları yaptığını belirterek, “Söyledikleri ne kadar doğru soruşturmada ortaya çıktı. Yapılan tespitte tanışıklıkları olmadığı söz konusu” dedi. Arduç’un cezaevinden ikinci kez firar edip yakalanamamış olmasıyla ilgili eleştirilere ise Bakan’ın yanıtı, “İki günlük firari. Katil ve cani. Bu durum her şeyin kötüye gittiği şeklinde yorumlanamaz” diye cevapladı.
    Soylu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Ama tabii bu ölen kızımızı geri getirmiyor. Günün sonunda böyle bir fotoğrafla karşı karşıyayız. Başsağlığı diliyoruz. Soruşturma devam ediyor. Adliye’ye sevk edildi. Onun söyledikleri var. Ne kadar doğrudur, neyi yansıtıyor, elbette ki bu soruşturma çerçevesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Her firarinin bir cinayet işleyebileceğine yönelik bir bilgimiz söz konusu değil. Bizim görevimiz bütün firarileri yakalayarak adalete teslim etmektir. Bu tür eleştiriler illa ki olacaktır. Bütün bu eleştiriler bu kızımızın geri dönmesini sağlamayacaktır. Hakikaten elinde bıçak olup hiç tanımadığı bir insanı katledebilecek bir caniyle karşı karşıyayız. Firar etmiş ve bir cin.”
    Katil zanlısının dışarı çıkmasına izin verilmesi hakkındaki soruyu da yanıtlayan Soylu, şunları söyledi: “Her uygulamayı eleştirebilmemiz söz konusu değil. Uygulama yapılıyor. Açık ve kapalı cezaevlerinde bir takım uygulamalar yapılıyor. Bu uygulamalarla ilgili sürekli olarak bir olay söz konusu geldiğinde tüm sistemi değiştirecek bir adım atarsak orada da başka sorunlar çıkıyor. Bizim bir sistemimiz var. Bu tür firari olaylar söz konusu olabilir. Bizim görevimiz yakalamaktır. Bulduğumuz oluyor. Bulamadığımız oluyor. Teknik takip yapmak zorundayız. Bu bütün Türkiye’nin güvenlik endişesiyle karşı karşıya kaldığınız göstermez. Evet, böyle bir olayla karşı karşıya kaldık. Bizim ihmalimiz nerededir. İki günlük bir firarinin bulunamamasındaki ihmal nedir bunları değerlendiriyoruz.”
  • Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Bütün Çalışmalara Rağmen Market Rafları Daha Önce Olmadığı Kadar Plastikle Dolu

    Süpermarketler, plastiği azaltma yönünde yapılan bütün anlaşmalara rağmen yılda 900.000 tondan fazla tek kullanımlık plastik tüketiyorlar. Greenpeace başta olmak çevre örgütlerinin yaptığı araştırmalara göre, Birleşik Krallıkta yer alan on büyük market zincirinden yedisinin kullandığı plastik miktarında artış gözlendi. Sadece Waitrose, Tesco ve Sainsbury’s kullandığı plastik miktarında azalma gözlenen marketler oldu.

    Greenpeace, Birleşik Krallık temsilcilerinden Fiona Nicholls, “Süpermarketler plastik konusunda başarısızlıklarıyla müşterilerini kandırmaktadır. Plastiğin azaltılması yönünde sürekli olarak duyurularını, ilanlarını gördüğümüz marketler, her geçen gün raflarını daha fazla plastikle doldurmaya devam ediyorlar,” şeklinde konuştu.

    Market zincirleri, tek kullanımlık plastiği azaltma, geri dönüştürülemeyenleri çıkartma, üretici ile koordinasyon içerisinde çalışma ve şeffaf raporlama ilkelerine göre bir derecelendirmeye tabii tutuluyorlar. Bu kapsamda en iyi derece Waitrose’a ait olmakla birlikte bunu Morrisons ve Sainsbury’s takip ediyor. Lidl, Asda ve Aldi bu konuda en kötü performans sergileyen marketler olurken, Iceland ilk sıralardan yedinci sıraya geriledi.

    On büyük marka tarafından kullanılan plastikler 2017 yılından 2018’e 886,000 tondan 903,000 tona yükseldi ve bunun en önemli nedenlerinden biri olarak markalaşmış ürünlerin satılması gösteriliyor. Greenpeace ve EIA, marketlere ürünlerini paketlenmemiş olarak satma konusunda ısrar ediyor. Marketlerin bulduğu ‘daha ince plastikler’ kullanma ya da ‘plastik yerine karton’ uygulaması da aynı derecede yanlış kabul edilmektedir.

    Morrisons ve Waitrose, paketlemelerde tamamen geri dönüştürülebilir ürünler kullanırken yeniden kullanılabilir, doldurulabilir malzeme konusunda da çalışmalara başlamış bulunuyor. Plastiği yarı yarıya azaltma hedefindeki Sainsbury’s sebze ve meyve reyonunda yeniden kullanılabilir çantalar yapmaya başladı. Bunun yanı sıra Asda, rapor sonucunun satışlardaki artıştan kaynaklandığını, raflarında 6,500 tondan fazla plastiği azalttıklarını dile getirdi. Aldi ise 2,200 ton plastik ve 3,000 ton geri dönüştürülemez materyali kullanmayı bıraktıklarını ve geri dönüştürülebilir ürünlere geçtiklerini söyledi.

  • “Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti

    “Şule Çet intihar etmedi, cinayete kurban gitti

    Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümüyle ilgili davada karar açıklandı. Mahkemeye göre Çet, tecavüze uğradı ve kasten öldürüldü. Davanın tutuklu sanığı Çağatay Aksu için müebbet hapis cezası verildi.

     

    Üniversite öğrencisi Şule Çet’in Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin bir buçuk yıldır süren davanın karar duruşması Ankara Adliyesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Çet’in ailesi, taraf avukatları, davaya müdahil olan Aile Bakanlığı avukatları, çok sayıda hak savunucusu ve vatandaş katıldı.

    Davanın tutuklu sanıklarından ve Çet’in patronu olarak bilinen Çağatay Aksu son savunmasında da suçsuz olduğunu ileri sürdü. Neden yargılandığını anlamadığını iddia eden Aksu, “Şule’ye dokunmadım” derken, mahkeme heyetine “Delil bulabiliyorsanız asın beni” diye çıkıştı.

    Çağatay Aksu, davanın başından beri Şule Çet’in intihara meyilli olduğunda ısrar etmiş, Baba İsmail Çet’i de “kızına sahip çıkmamakla” suçlamıştı. Aksu’nun “ortada cinayet” yok çıkışlarına karşın mahkeme heyeti bir önceki duruşmada Çet’in ölümünü “cinayet” olarak tanımlamıştı.

    Salondan tepki

    Aksu son savunmasını yaparken mahkeme başkanı “Şule’nin düştüğü sırada ayakkabıları ayağında mıydı?” sorusunu yöneltti. Aksu’nun bu soruya “Aşağıya atlamaya çalışırken ayak bileğinden tuttum. Şule’nin üzerinde kadın pedi vardı, tecavüz edilip yerine mi konuldu. Burada savunmamı yapamadım” yanıtına duruşma salonunda bulunanlar, “Adalet yerini bulsun” sözleriyle tepki gördü.

    Mahkeme başkanının “Başka diyeceğin var mı?” sorusu karşılığında da Aksu, beraatini talep etti. Aksu’nun yalan söylemediği konusunda namus sözü vermemesi salonda şaşkınlıkla karşılandı.

    Şule’nin ölümünde Aksu’ya yardım etmekle suçlanan sanık Berk Akand da, “Aksu’ya yardım etmedim. Bu suça yardım etseydim, kendi kafama sıkmış olurdum” savunmasında bulundu.

    Davanın başından beri Şule’nin intihara meyilli olduğu, psikolojik durumunun bozukluğu konusunda gündeme getirdikleri raporlarla tartışma yaratan sanık avukatları da, Şule’nin cinayete kurban gittiğine dair ortada hiçbir delil olmadığı görüşünde ısrar ettiler. Hem “tecavüz yok” hem de “Şule tecavüze karşı mücadele etmemiş” diyen avukatlar, bugüne kadar mahkemeye sundukları raporlar ciddiye alınmamış olsa da Şule’nin intihar ettiği görüşünü yinelediler.

    Müebbet çıktı

    Sanıkların ve avukatlarının “Şule intihar etti” iddiasını reddeden mahkeme heyeti kararını açıkladı.

    Sanık Çağatay Aksu’ya “kasten öldürme, cinsel saldırı, hürriyetten yoksun kılma” suçlarından müebbet ve 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi. “Şule Çet’e tecavüz edildi, kasten öldürüldü” diyen mahkeme heyeti Berk Akand’ın da Aksu’ya yardım ettiğine kanaat getirdi. Berk Akand’a, Aksu’yla aynı suçlardan 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

    Hilal Köylü / Ankara
    © Deutsche Welle Türkçe
  • NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

    NO TO ERDOĞAN! NO TO NATO!

     

    NATO’nun kuruluşunun 70’inci yılına denk gelen Londra zirvesi NATO’nun geleceği açısından da önemli bir zirve olarak kabul ediliyor. Dün zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ve ABD başkanı Donald Trump ikili görüşme gerçekleştirirken, sonrasında da Boris Johnson, Angela Merkel, Emanuel Macron ve Tayip Erdoğan dörtlü bir görüşme gerçekleştirdi. Akşam saatlerinde de tüm liderler Kraliçe Elizabeth’in misafiri olarak Buckingham Sarayında toplandı.

    Bugün devam edecek NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” belirlemesi, ABD başkanı Donald Trump’ın sürekli ‘‘Avrupa’lılar maddi sorumluluklarını yerine getirmiyor’’ çıkışı ve Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarından sonra NATO’nun Baltık devletleri ve Polonya için hazırladığı Savunma Planı’nı veto etmesi zirveyi meşgul edecek temel tartışmalar olacak.

    ABD başkanı Trump ile görüştükten sonra bir açıklama yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron “Aynı terörizm tanımına sahip değiliz. Türkiye’ye baktığımda, onlar şu anda bizimle omuz omuza IŞİD’e karşı savaşanlara karşı savaşıyor ve bazen de DAİŞ bağlantılı gruplarla birlikte çalışıyorlar” diye konuştu. Bunun “stratejik bir konu” olduğunu belirten Macron zirvedeki tartışmaların merkezinde müttefiklerin İttifak için ne kadar ödeme yapacağı konusunun olmasını “ciddiyetsiz” bir durum olarak niteledi.

    Dün başlayan zirve başkent Londra’da binler tarafından protesto edildi. İngiltere’nin savaş karşıtı en büyük sivil toplum örgütlerinden birisi olan Stop The War Coalition, Kürt Halk Meclisi ve Kurdistan Solidarity Campaign öncülüğünde dün saat 16:00’da Trafalgar Meydanında toplanan kitle burada bir miting gerçekleştirdi. Yapılan konuşmalarda NATO’nun Ortadoğu’da yaşanan sorunların temel kaynağı olduğu ifade edildi.

    Rojava’da Çocuklar Katlediliyor

    Britanya Kürt Halk Meclisi adına bir konuşma yapan Elif Gün, iki gün önce Tel Firat’ta sekizi çocuk 10 sivili katleden Türk ordusuna dikkat çekti; ‘‘Türk ordusu iki gün önce Tel Rirat’ta sekiz çocuğu katletti. Türk devletinin işlediği bu insanlık suçlarından tüm NATO üyesi ülkeler sorumludur.’’

     

    Yapılan konuşmaların ardından kitle Buckingham sarayına doğru yürüyüşe geçti. Buckingham sarayı önünde toplanan kitle uzun bir süre NATO, Trump ve Erdoğan karşıtı sloganlar attı.