Blog

  • Antep Saldırısı Londra’da Protesto Edilecek

    Antep Saldırısı Londra’da Protesto Edilecek

    Dün akşam Antep’in Şahinbey ilçesinde 51 kişinin yaşamını yitirdiği canlı bombalı saldırı Londra’da protesto edilecek.

    Bugün saat 15:00’te yapılacak protesto eylemi Hyde Park Corner istasyonundan başlayıp Trafalgar Meydanında sona erecek.

    Britanya Kürt Halk Meclisi tarafından yapılan açıklamada Kürt halkının her gün yeni katliamlara uyandığını ve bu katliamların durdurulmasının tek yolunun güçlü bir örgütsel duruştan geçtiği ifade edildi. Kürt Halk Meclisi yaşanan katliama tepki vermek için tüm kesimleri eyleme katılmaya çağırdı.

    Eylem bugün saat 15:00’te Hyde Park Corner tren istasyonundan başlayacak. Hyde Park Corner istasyonu, Picadilly tren hattı üzerinde bulunuyor.

    KCDK-E VE NAV-DEM’DEN DE ANTEP IÇIN ‘ACIL EYLEM’ ÇAĞRISI

    KCDK-E ve NAV-DEM, başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki Kürtler, dostları, demokrat, devrimci kesimlere Antep’teki katliama karşı ‘acil eylem’ çağrısı yaptı.

    Avrupa Demokratik Kürt Toplum Kongresi (KCDK-E) ve Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) tarfından yapılan yazılı açıklamalarda, Antep’te dün gece bir Kürt düğününü hedef alan saldırının, Türkiye’de Kürtleri ve muhalif demokratik kesimleri hedef alan soykırım ve faşizmin son halkası olduğu vurgulandı. Antep’teki terör saldırısının Suruç, Amed, Ankara, Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova, İdil, Lice ve diğer yerlerdeki faşizmin bir devamı olduğu belirtilen açıklamalarda, kim ve ne adına yapılırsa yapılsın, tüm bunların tek sorumlusunun, Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin yönettiği Türk devleti olduğu kaydedildi. Son saldırının, dün Kürt halkı adına KCK Yürütme Konseyi’nin savaşın son bulması ve Kürt sorununun demokratik çözümü için iyi niyetini kamuoyuna deklare ettiği güne denk gelmesine de dikkat çekilen açıklamalarda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde yoğunlaştırılan tecrit, Özgür Gündem gazetesinin kapatılması, Kürt kentlerinin yakılıp yıkılması, Rojava’da Kürt kazanımlarına artan düşmanlık ve saldırılar, HDP milletvekilleri, yönetici ve üyeleriyle belediyelerine yönelik topyekün yönelimleri izleyen Antep saldırısının, Erdoğan liderliğindeki Türk devlet yönetiminin Kürt soykırımı ve faşizmde ısrarının ispatı olacağı belirtildi.

    Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin şimdiye kadar olduğu bundan böyle de direnişlerini yükselterek sürdüreceğini kaydeden KCDK-E ve NAV-DEM, Antep’teki son terör saldırısı dolayısıyla başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki Kürtler ile demokrat, ilerici, devrimci kesimleri, hemen bugün acil olarak, demokratik meşru tepkilerini ortaya koymaya çağırdı.

    Açıklamalarda Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler, ABD ve Rusya başta olmak üzere uluslararası kurum ve güçlere de, Kürt soykırımı ve Türkiye’deki tüm muhalif demokrat muhalif kesimleri hedef alan Erdoğan faşizmine karşı acilen harekete geçme çağrısı da yer aldı.

    DTK 3 GÜNLÜK YAS ILAN ETTI

    Antep katliamına ilişkin açıklama yapan Demokratik Toplum Kongresi (DTK), bugünden geçerli olmak üzere 3 günlük yas da ilan etti.

    Son bir yıldır Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan savaş ve kaos ortamının her geçen gün daha da derinleşerek devam ettiğine işaret edilen DTK açıklamasında, “Bunca katliam, baskı, sindirme, yok sayma AKP ve Saray’ın iktidarı uğruna yaşanmakta ve yaşanmasına göz yumulmaktadır. KCK’nin dün sürece ilişkin yaptığı açıklamada, savaş sürecinin barış sürecine evirilmesi için yayınladığı deklarasyon sonrası Dilok’ta böyle bir katliamın gerçekleşmiş olması; AKP devletinin başta Rojava ve tüm Kürt halkımıza karşı uyguladığı inkarcı ve katliamcı politikalarının sonucudur” denildi.

    ‘SORUMLU AKP’DİR’

    Katliam DAİŞ çeteleri tarafından yapılmış olsa da sorumlusunun AKP hükümeti olduğuna vurgu yapan DTP açıklamasında şöyle denildi: ‘’Dün gece Dilok’ta Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir mahallede bir düğüne yapılan bombalı saldırı sonucu onlarca insanımız katledilmiş, 100’ü aşkın insanımız yaralanmıştır. Bu vahşi saldırının sadece, Akdere Mahallesi’ndeki düğün alayına değil, tüm Kürt halkına dönük yapılan bir saldırı ve soykırım olduğunu vurgulamak isteriz. Dilok’un Şahinbey İlçesi Akdere Mahallesi’nde düğüne yapılan hain saldırıyı lanetliyor ve kınıyoruz. Bu vahşi saldırı sonucu şehit düşenlerin, başta ailelerine ve tüm halkımıza baş sağlığı diliyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.”

    3 GÜNLÜK YAS İLAN EDİLDİ

    Açıklamanın sonunda katliam nedeniyle 3 günlük yas ilan edildiği belirtilerek, “Bu çerçevede; bu vahşi saldırıya karşı, tüm halklarımızı, sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini ve uluslararası kesimleri sessiz kalmamaya, herkesin bulunduğu yerden bu vahşete karşı demokratik tepkisini ortaya koymaya çağırıyor, bu günden itibaren 3 günlük yas ilan ediyoruz” denildi.

  • Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü

    Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü

    Ciwanen Azad UK gençliği bugün düzenlediği yürüyüşte Kürt halk önderi Abdullah Öcalan için özgürlük talebinde bulundu.

    Son dönemlerde  eylemlerine aralıksız devam eden Ciwanen Azad UK gençliği Öcalan’ın özgürlüğü sağlanana kadar eylemlerine devam edileceğini de açıkladı. Kuzey Londra’nın Manor House yeraltı tren istasyonunda okunan basın bildirisinin ardından kitle, Kürt ve Türk toplumunun yoğun olarak yaşadığı Haringey bölgesi güzergahında düzenlenen yürüyüşte, gençler ‘terörist Türkiye, Öcalan’a özgürlük, yaşasın Önder Öcalan, hemen şimdi özgürlük’ sloganları attı ve yüzlerce bildiri dağıttı. Gençlik, kortejin en önünde İngilizce olarak hazırlanan ‘Öcalan’a özgürlük’ yazılı pankartı taşıdı.

    Ciwanen Azad UK gençleri Haringey bölgesinde yolu trafiğe kapatarak kırmızı, yeşil ve sarı meşaleleri yaktı. Bir süre Haringey tren istasyonu çevresinde sloganlar atan gençler eylemi burada sonlandırdı. Gençlik ayrıca, yarın (21 Ağustos) Pazar günü yapılacak Britanya Kürt Halk Meclisinin organize ettiği ve Hyde Park Corner’da başlayacak olan ‘Öcalan’a Özgürlük’ büyük yürüyüşü içinde çağırıda bulundu.

    Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1 Londra’lı gençlerden Apo’ya özgürlük yürüyüşü 1

  • İngiliz polisinden ağır küfür ve ırkçı söylemler!

    İngiliz polisinden ağır küfür ve ırkçı söylemler!

    Geçtiğimiz gün merkez Londra’da yapılan kitlesel Öcalan’a Özgürlük yürüyüşünde bir İngiliz polisi önce genç bir eylemciye ardından Roj Kadın meclisi üyesi bir temsilciye fiziksel ve sözlü saldırıda bulundu. Eylem boyunca görev yapan ve sürekli eylemcilerin arasına karışan iki İngiliz polisinin gün boyu süren provokasyon uğraşları başarısız oldu.

    Haber: Fotoğraf Erem Kansoy-TelgrafNews

    Uzun süredir Kürt halkı Daiş çetelerine karşı savaş veren en büyük güç olarak Avrupa’da kabul görmesi ile özellikle İngiltere’de düzenlenen bir çok eyleme göz yuman veya müdahale etmeyen İngiliz polisi İngiltere’de yaşayan Kürt’lere karşı tavır almaya başladı.

    Daha önceki dönemlerde eski Türk Başbakanı Davutoğlunun Londra ziyaretinde de Kürt halkına karşı şiddete başvuran İngiliz polisinin akıllarda kalan son çılgınlığı olsa da özellikle Kobane sürecinden önceki dönemlerde ingiltere’de yaşayan Kürt’leri, baskın, tutuklama, sınır dışı etme ve kriminalize etmesiyle İngiliz polisi namı biliniyor.

    TelgrafNews Facebook sayfasında bulunan 14 ağustos saat 15:33’teki video paylaşımının, 11:10 dakikasından itibaren İngiliz polisinin ağıza alınmayacak sözleri açıkca görülüyor. 

    Sebepsiz yere zor kullandı

    CW 3206 yaka numaralı İngiliz polisi ırkçı söylemi ve kadına yönelik ağıza alınamayacak ağır küfürü ile büyük tepki topladı.

    Olay görgü tanıklarında şok etkisi yaratırken yürüyüşte bulunan diğer polislerden de olumsuz tepkiler yükselmesine neden oldu.

    Yürüyüşün son bulacağı BBC binasına yaklaşık 10 dakika mesafe uzaklıkta iken, Ciwanen Azad UK meclisi üyesi genç bir kadını kortejin en önünde yürürken sebepsiz yere kolundan sert bir şekilde tutup kenara çekmesi ile hem dikkatleri hemde sert tepkileri çeken CW 3206 yaka numaralı, İngiliz olduğu anlaşılan polis sadece bu sebepsiz ve çirkin hareketiyle sınırlı kalmadı.

    İngiliz polisinden ağır küfür ve ırkçı söylemler! 1

     

    “Burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz!”

    Kortejin BBC binasına gelmesine dakikalar kala ise yine ayni yaka numaralı polise yaptığının yalnış olduğunu belirten, Roj Kadın Meclisi’nden bir temsilciye yönelik çirkin bir saldırıyı daha gerçekleştiren polis olayın büyümesine neden olsada bunun bir provakasyon çalışması olduğunu anlayan eylemciler stratejik davranarak polisi saf dışı bıraktı.

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    temsilcinin CW 3206 yaka numaralı polise genç bir kadına sebepsiz yere şiddet içerikli bir uygulama göstermesinin yanlış olduğunu söylemesi üzerine, polis ağıza alınamayacak çok ağır bir küfürle cevap verdi. Bu esnada agresif tavırlarıyla zaten okları üzerine çeken polisin etrafını saran eylemciler ve İrlandalı aktivist Mak Campell sarf edilen çirkin küfüre tanık oldu. İngiliz polisine sert tepkiler gösterilirken, CW 3206 yaka numaralı provakatör polis dayanamayıp içindeki ırkçılığı açığa çıkardı.

    Davranışını yanlış bulup tepki gösteren eylemcilere, ‘burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz’ şeklinde ırkçı ve ayırımcı bir söylemle kayıtlara geçmeyi başaran polisin yaptıklarına kendi meslek arkadaşlarıda tanık oldu. Bunun üzerine polisin görev alanı değiştirilerek kortejin sonuna alındı.

    https://youtu.be/FyXX6SRxnnA

    İfadeler alınıp tutanak yazıldı

    Yaşanan provokasyon girişiminin ardından BBC binası önünde, bölgede görev yapan başka bir polis tarafından öncelikle genç kadın dinlendi ve notlar aldı. Daha sonra görgü tanıklarındanda yaşananları dinleyen polis memuru görgü tanıklarının iletişim bilgilerini aldı ve tutanak hazırladı. Tutanağı hazırlayan polis memuru, tutanağın en kısa sürede ilgili merciye ulaştırılacağını, işlemleri başlatacağını ve yaşanan olaydan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

    Saldırgan ve ırkçı söylemler sarf eden İngiliz polisine karşı yasal işlem başlatılması bekleniyor.

    Sayısız eylemde polis müdahalesi yok

    İngiltere’de yaşam sürdüren yurt sever Kürt halkı ve dostları Türkiye ve Kürdistanda yaşanan Kürtlere ve ortadoğu halklarına karşı yürütülen savaşın hem derhal son bulması, Önder öcalana özgürlük, daiş çetelernin insanlık dışı zulmünü dünyaya duyurma, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları, Kobane süreci gibi çok ciddi ve önemli alanlarda sayısız radikal eylem gerçekleştirdi.

    Özellikle Londra’da düzenlenen ünlü Londra köprüsünün trafiğe kapatılması, Muhafazakar partinin merkezde bulunan ofisinin işkali, Heatrow hava alanının, en işlek yer altı istanyonlarının ve yoğun trafik alan büyük kavşakların işkali başta olmak üzere sayısız radikal eylem gerçekleştiren Kürt hareketine karşı her zaman çevrede geniş güvenlik önlemleri alsada İngiliz polisi bu güne kadar Davutoğlu eylemi dışında hiçbir eylemde müdahale etmedi.

    İngiliz polisinin göçmenlere yönelik kriminalizasyon politikaları

    Özellikle son 1 yıl içerisinde İngiltere’de yaşayan Türk ve Kürt göçmenlerine yönelik İngiliz polisinin kriminalize etme politikaları giderek artıyor. Başta, ‘PKK’ye katılacak’ gerekçesiyle yaklaşık 2 yıl tutuklanan genç Kürt kızı olmak üzere, bir çok sorgulama ve yine eylemlerde proveke girişimleri ile İngiliz polisi halkları düşmanlaştırmaya ve kriminalize etmeye yoğun çaba harcadığı artık gözle görülür hale geldi.

    Geçtiğimiz aylarda, Halk Cephesi ve Andolu Kültür Derneği çadır eylemine çevik kuvvet ile baskın yapan İngiliz polisi bununla kalmayıp Halk Cphesi üyelerinin evlerinede baskınlar düzenlemişti.  Baskınlardan akıllarda kalan görüntüler ise küçük bir kız çocuğunun gösleri önünde annesinin İngiliz polisi tarafından saçlarından tutularak yerlerde sürüklendiği zulmü ve küçük çocuğu feryadı kalmıştı.

    Yine ayni tutum içerisinde İngiliz polisi, Türk eski Başbakanı Davutoğlu protestosu ve Halk Cephesi baskınlarında olduğu gibi 18 yaş altı çocuklarıda zor kullanarak tutuklamış ve ‘saatler sonra 18 yaş altı olduğunu gördük’ gereçesiyle serbest bırakarak dehşet dolu anları güzel çocukların temiz yüreklerine kazımıştı. İngiliz polisinin başta Türk soluna yönelik ev baskınların da insanlık dışı uygulama ve yöntemler içerdiği de bilniyor.

    Her fırsatta başta Kürtler olmak üzere, sosyalist, demokrat ve devrimci her kesimi kriminalize etme çabası içerisinde olan İngiliz polisi öyle görülüyor ki stratejik provekelerini hızlandıracaktır.

    Son dönemlerde polis takibi

    Hemen hemen her eylem ve etkinlikte kolayca tesbit edilebilinen sivil İngiliz polislerinin de kitle etrafında fır dönmesi de dikkatleri çekiyor. Başta Heatrow havaalanı eylemleri olmak üzere bir çok eylemde de İngiliz polisi video kayıt cihazları ile kitleyi kayıt altına almayada halen düzenlenen eylemlerde devam ediyor.

  • Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi

    Bir süredir başta Kürdistan ve Türkiye ile olmak üzere, Avrupa’da da devam eden ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemlerinden biride Londra merkezde düzenlendi. (Pazar) günü Londra’nın ünlü Trafalgar meydanında, Britanya Kürt Halk Meclisi’nin çağırısı ile toplanan kitle  ‘Öcalan’a Özgürlük’ adı altında hem Öcalan’ın özgürlüğü hem de Minbij zaferini selamladı. Trafalgar meydanında bir süre sloganlar atıldı ve yüzlerce ‘Öcalan’a Özgürlük’ başlıklı bildiri dağıtıldı. Ardından, Oxford Circus’ta bulunan BBC televizyonu binasına kadar  yürüyüş gerçekleştirdi.

    Haber – Aledin Sinayiç

    Londra en ünlü meydanlarından olan Trafalgar Square’de Öcalan’a özgürlük’ şiarıyla Kürtler ve dostları bir araya geldi. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan posterleri ve PKK, KCK, YPG bayrakları kaldıran kitle, sık sık “Öcalan’a Özgürlük, imralı cezaevi kapatılsın, terörist Türkiye” sloganları attı.

    Sabrımız kalmadı

    Trafalgar meydanında yapılan konuşmalarda Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kınanırken, bir yıldan fazladır devam eden görüş yasağının derhal kaldırılıp ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesi çağrısı yapıldı. Britanya Kürt Halk Meclisi adına yapılan açıklamada, artık Kürt halkının sabrının kalmadığı ifade edilerek, Türk devletinin çığlıklarımıza kulak kapatmaya devam etmesi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği uyarısı yaptı.

     Tecrid insanlık dışı

    Eyleme katılan insan hakları savunucusu ve papaz Joe Ryan bir konuşma yaparak Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması çağrısı yaptı;  ‘‘Bir süre önce bir delegasyonla beraber Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunduk, ancak bu talebimiz Türk devleti tarafından red edildi. Bu yönlü çalışmalarımıza ve eylemlerimize devam edeceğiz. Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit koşulları insanlık dışı olup kesinlikle kabullenebileceğimiz birşey değildir. Katolik klisesi papazı, bir insan hakları savunucusu ve Kürtler gibi aynı süreçlerden geçmiş bir İrlandalı olarak Kürt halkıyla dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğim. Kürt lider Abdullah Öcalan özgür olana kadar eylemlerimize devam edeceğiz.’’

    İngiliz devleti Kürtleri dinlemeli

    Bir süre önce ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası başlatan Britanya’nın en büyük sendikası Unite the Union’dan Steve Turner Öcalan’ın özgürlüğünün önemine değindi: ‘‘Abdullah Öcalan son 17 yıldır Türkiye’de imralı adasında bir cezaevinde tecrit altında tutulmaktadır. Birkaç devletin gizli servisleri ortaklığında yapılan bir operasyonla hukuksuz bir şekilde kaçırılan Abdullah Öcalan ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Kürt halkının sesi kısılmak istendi. Bizler ülkenin en büyük sendikası olarak Öcalan’a Özgürlük kampanyası başlatmış olmaktan onur duyuyoruz. Kürdistan kentlerindeki savaş ve Öcalan üzerindeki tecrit uluslararası hukuk ihlali ve ciddi bir insan hakkı ihlalidir. Öcalan’ın özgürlüğü barış açısından çok önemli, çünkü o barış sürecinin mimarıdır. Bir taraf cezaevindeyken barış görüşmeleri yürüyemez, bu yüzden Türk devleti derhal buna son vermelidir. Britanya devleti de Kürtleri görmezden gelmeyi bırakıp sürece müdahil olmalıdır. Türk devletinin yaptıkları kesinlikle kabullenilmemelidir. Abdullah Öcalan Nelson Mandela değildir. Ama ikisi arasında büyük parallelikler vardır. İkisi de halkının özgürlüğü için büyük bedeller ödemişlerdir.’’

    Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarını derhal durdurması çağrısı yapan Steve Turner ‘Öcalan’a Özgürlük’ sözüyle konuşmasını sonlandırdı.

    Trafalgar meydanında bir saat devam eden mitingden sonra kitle yürüyüşe geçti. Pazar günü olması ve havanından güneşli olmasından kaynaklı kalabalık olan Londra merkezinde yürüyüş boyunca bildiriler dağıtıldı. BBC binası önüne varan kitle adına İrlandalı aktivist Mark Campbell ve Ercan Akbal birer konuşma yaptı. Yapılan konuşmalar ardından eylem sona erdi.

    Güne ırkçı İngiliz polisi damgasını vurdu

    Yürüyüş devam ederken görevli bir polisin bir kadın aktiviste dönük şiddet içeren hareketi kısa süreli gerginliğe yol açtı. Görevli aktivist kitlenin önünden yürürken polis sert bir şekilde kolundan tutarak yolun kenarına çekti. Polisin bu hareketi üzerine bazı eylemciler polise sert tepki gösterdi. Davranışını yanlış bulup tepki gösteren eylemcilere, ‘burası benim ülkem, neyin yalnış neyin doğru olduğunu bana söyleyemezsiniz’ şeklinde ırkçı cevap veren polis memuru tepkilerin daha da artmasına neden oldu. Eylem bitiminde orada bulunan diğer polisler tarafından yaşanan olay ile ilgili tutanak tutuldu.

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

    Londra’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ eylemine büyük ilgi 1

  • Theresa May’e Ezidiler İçin Harekete Geç Çağrısı

    Theresa May’e Ezidiler İçin Harekete Geç Çağrısı

    Şengal’de, Ezidilerin Daiş’in katliamına uğramalarının ikinci yılında, Londra’daki Kürt kadın kurumları ve dostları başbakan Theresa May’e mektup teslim ederek, katliamın soykırım olarak kabul edilmesi için Birleşmiş Milletlere baş vurmasını talep ettiler.

    Peace in Kurdistan- Women’s Alliance (Kürdistan’da Barış- Kadın Birliği), Roj Kadın Meclisi ve Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) temsilcileri dahil, çok sayıda kadın mektuba imza attı.

    Katliamın yıl dönümü olan, 3 Ağustos Çarşamba günü Roj Kadın Meclisi eş-sözcüsü Türkan Budak, Peace in Kurdistan temsilcisi Melanie Gingell, Haringey belediyesi encümeni Makbule Güneş ve Yeşil Parti Avrupa Parlamenteri Jean Lambert mektubu Başbakanlık konutu 10 Downing Street’e mektubu teslim ettiler.

    Theresa May’e Ezidiler İçin Harekete Geç Çağrısı 1
    Soldan: Türkan Budak, Melanie Gingell, Jean Lambert, Makbule Güneş

    Heyet, özellikle Ezidi kadınların kaçırılıp köle ve seks kölesi olarak satılmalarına dikkat çekmet istediklerini ifade etti.

    Budak, ‘‘Kendisini feminist olarak tanımlayan İngiltere’nin yeni başbakanı, Theresa May’e bu mektubu bırakıyoruz. Kendisinin, bir kadın olarak, aynı zamanda özellikle feminist kimliğini öne çıkaran bir kadın olarak bu olaya duyarsız kalmaması gerektiğini düşünüyoruz’’ diyerek, kadın başbakandan daha duyarlı hareket etmesini beklediğini ekledi.

    Budak şöyle devam etti: ‘‘İki bin den fazla Ezidi kadının nasıl Arap aşiretlerine, Arap zenginlerine köle olarak pazarlandığını, aynı zamanda pazarlarda seks kölesi olarak satıldığını, bu kadınların yaşadıklarına duyarsız kalmaması noktasında kendisiyle görüşmek istedik. Şengal katliamının ikinci yılında, tutsak edilen Ezidi kadınlar için, konuya ilişkin May’e mektup bırakıp, sorularımıza cevap ve kendisinden destek istedik. İki binden fazla kadın hala esir durumdalar. May’in sorularımıza kısa zamanda cevap vereceğine dahil başbakanlık yetkilisinden bilgi aldık.’’

    Peace in Kurdistan kampanya koordinatörü Gingell, Birleşik Krallık’ın Ezidilerin yaşadıklarını soykırım olarak tanımlamaları gerektiğini ve ülke kamuoyunun da bu yönlü düşündüğünü ifade etti. Devletin yasal işlemleri gerekçe göstererek soykırımı tanımadıklarını ifade eden Gingell, şöyle konuştu: ‘‘Bu adımı atma nedenimiz, bu ülkede yoğun bir kamu düşüncesi, Ezidi kadınları için bir şeylerin yapılması için harekete geçilmesinden yana. 3,500 Ezidi kadın hala tutsaktır.

    ‘‘Avam Kamarası, bunun soykırım olduğuna dahil bir önerge onayladı. Çok çeşitli kaynaktan elde edilen bilgi gösteriyor ki, Şengal’de yaşananlar bir soykırımdı. Ve hala da devam ediyor.

    ‘‘Mağdurlar ve kurtulanlar yabancı ülkelerden bir şeyler yapmalarını bekliyorlar. Dünyada, son 50 yılın en kötü suçudur bu. Birleşik Krallık Soykırım Sözleşmesini imzaladı ve bu anlaşmayı imzalayarak, harekete geçmek için yasal bir zorunluluk taşıyor.

    ‘‘Şimdiye kadar, harekete geçmekte başarısız oldular. Buna ilişkin yürüttükleri siyaset, Parlamentonun bu yönde karar vermemesi, ve soykırım kararının hukuki merciler tarafından alınmasıdır. Bizim önerdiğimiz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bir araştırma komisyonu kurulması için bir önerge sunmaları. Ve devamında da Uluslararası Suç Mahkemesine sevk edilmesi. Bu yol, hükümetin soykırım konusunda karar verme yetkisi olmama sorununun önüne geçebilir. Biz bu yönlü adım atılması için her hangi bir engel görmüyoruz.

    ‘‘Britanya hükümetinin zamanında harekete geçmemesinin sonsuz utanç yaratacağını düşünüyorum.’’

    Haringey Belediye encümeni ve aile içi şiddet danışmanı, Güneş, ‘‘Binlerce Ezidi kadın Daiş tarafından esir alındı, kölelik ve sek köleliğine zorlandılar. Kürt asıllı kadın ve encümen olarak, aynı zamanda işim gereği yaptıklarımdan dolayı, yeni başbakanımızın dikkatine getirmek istedim bu konuyu. Ve açıkçası, ailelerinin haber alamadığı binlerce kadına ne olduğunu da tam olarak bilmiyoruz. Uluslararası kamuoyunda bu konuyu gündeme getirmek istedik’’ dedi.

    Uzun yıllar Kürt dostu olan Lambert, şöyle konuştu: ‘‘Ezidilere, ve özellikle de kadınlara iki yıl önce olanları unutmamamız çok önemli. Boko Haram’ın kaçırdığı kızlar gibi, oradaki toplum ve ailelerin unutulmadıklarını bilmeleri çok önemliydi. Adaletin, uzun sürse de, yerini bulacağını bilmeleri önemli ve dünyanın olanlara ses getirmeye devam etmeleri şart.’’

    May’e yazılan mektubun bir kısmı şöyle:

    ‘‘Bugün, Edizi halkına yönelik toplu ve sistematik düzende insan hakları ihlalleri başlamasının ikinci yıl dönümünde, size ve Britanya devletine harekete geçmeniz ve soykırım olarak adlandırabilinecek, Irak ve Suriye’de Ağuston 2014’den itibaren bu suçu işleyenlerin hesap vermeleri için gereken adımları atmanızı talep ediyoruz.

    ‘‘Uluslararası bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti Soruşturma Komisyonu’nun Ezidilerin soykırım yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini kesin olarak belirlediğine göre, Birleşmiş Krallık devletinin uluslararası bir çözüm bulma çağrılarına katılma, hareket ve gecikmeden, gerçekleşen barbar vahşet için hesap verme zamanıdır.

    ‘‘Birleşik Krallık devletinin Soykırım Sözleşmesinin dördüncü maddesi kapsamında, uluslararası sorumluluklarını kabul etme zamanıdır. Dördüncü maddeye göre, sadece soykırımı işleyenler değil, aynı zamanda soykırım işlemeye teşebbüs edenler ve/ya soykırım suçuna dahil olanlar.

    ‘‘Bunun dahilinde, sizden Daiş’in işlediği suçlar için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine bir önerge sunmanızı istiyoruz. Bunun sonrasında da Suriye’deki durumu Uluslararası Suç Mahkemesine sunmanız, ya da bu amaçla, ilk fırsatta, gerekli coğrafi ve geçici yargı mahkemesinin kurulması.’’

  •  Kutlu Adalı gerçeği ve Türkiye’nin Kıbrıstaki kirli oyunları

     Kutlu Adalı gerçeği ve Türkiye’nin Kıbrıstaki kirli oyunları

    TC devletinin,Kıbrıslı faşist kanallar ortaklığıyla Kıbrısta katlettiği sayısız önemli isim arasında,  St. Barnabas İncil’ini araştırması ve Türk derin devleti tetikcileri tarafından katledilip 20 yıldır faili mechul ilan edinilmesi ile öne çıkan Gazeteci-Yazar Kutlu Adalı’yı ve Kıbrıs Türkünün, Türk yönetimlerinden çektiği zulmü okuyucularımız için araştırdık.

    Araştırma Dosya – Erem Kansoy

    Kutlu Adalı cinayeti, Kıbrıs’ın kuzeyinde 1974 sonrası Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından oluşturulan rejimin, asker, mafya ve devlet bağlamında en bariz örneklerinden birisidir. Geçtiğimiz hafta 20 Temmuz günü, ada TC devleti işkalinde bçlünmüşlüğünün 42. Yılına girdi.

    Kıbrıs adası gerek stratejik konumu gerekse tarihi zenginliği ile tarih boyunca herzaman dış güçlerin ilgi odağı olmuştur. Ortadoğu’da adeta yüzen bir savaş gemisi gibi dış güçler tarafından kullanılan adanın yakın tarihinde ise Osmanlı imparatorluğu ile başlayan, İngiliz sömürgeciliği ve Türk yönetimi ile devam eden uluslararası bir politik kriz Kıbrıslıların üzerine kara bulut olarak çökmüş durumda.

     Kutlu Adalı gerçeği ve Türkiye’nin Kıbrıstaki kirli oyunları 3

    Kıbrısn yakın tarihinde 1974 yılıyla başlayan TC işkali ise bir çok sayısız kirli oyunun başlangıç noktası olarak bilinsede adada Türk zihniyeti ile hazırlanmış çıkar oyunları 1950’li yıllarda başlamıştır. İngiltere, Yunanistan, TC, Vatikan, Amerika, İsrail gibi güçlerin ada üzerindeki çıkar oyunları ise tarihsel süreçte Kıbrıslıların yok oluşunu hızlandırmıştır.

    Kıbrısın karanlık yıllarında tüm gerçekliği ile parlayan sayısız detay 1974 yılındaki adaya yapılan Türk müdahalesi ile çok uzun yıllar saklanılmayı başarsada, Kıbrıs toplumlarının dönüm noktası olan bir çok yaşanmışlık günümüzdesu yüzüne çıkmaya devam ediyor. Uzun yıllardır baskı ve izolasyonlar ile ambargolar altında yaşam sürdüren Kıbrıs Türkü acı gerçektirki Türkiyenin gazabına uğrayarak Kıbrıslı Rumlardan daha şansız bir yaşam sürdürmüştür. Faşist saldırılar, katliamlar ve soykırımlar ile tarihinde övünen Türki zihniyet 1974 sonrasında adayı bölmesi ile işe koyularak bu tarihten itibaren Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa ile ilişkili kirli oyunlarını Kıbrıs üstünden yürütmeye başladı.

    Elbette dişi kanlı bu zihniyet ve yönetimler emellerine ulaşmak için Kıbrıslılarıda katletmiş, asimile etmiş ve Türkleştirme politikaları ile ambargolar altında bırakmıştır.

    Var olduğu dönemlerde Osmanlı imparatorluğu adaya gemileri ile çıkartma yapıp işkalci zihniyetle adaya hükmetti, daha sonraki dönemlerde ise ada İngilizlere olan borçtan dolayı İngiliz krallığına kiralanmış ve bir İngiliz kolonisi haline dönüştürlmüştür. Adanın yerlileri olan, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin, her ne kadarda kendi kendini yönetemediği bir tarihleri olsada Kıbrısta, Kıbrıslı toplumların ortak yaşantıları İngiliz sömürgeciliğinin son bulmasıyla noktalanır.

    Faşist İngiliz sömürgeciliğine karşı maden ocaklarında işçi haklarını savunan grev ve eylemleri, hasat zamanı köylülerin dayanışma örneği, iki toplumlu folklerik özellikler ve kültür bütünleşmesi ile oluşan ortak dil, binlerce evlilik, adadaki taşınmaz mal ortaklığı ve şehirleşmedeki tapulandırmalar günümüzde halen Kıbrısta ortak yaşamın tarihte izlerinin kanıtı olarak öne çıkarken, bugünün şartlarında ise adaya bölünmüşlük hakim.

    Kıbrısın tarihi sürecinde öne çıkan dönüm noktaları ve bilinmesi gerekenler

    1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu petrolleriydi. Bir diğer faktörse Kıbrıs’ın yine aynı bölgedeki karışıklıklara yakın olması nedeniyle müdahale olanağı sunuyor olmasıydı. Doğu Akdeniz’deki üslerini tek tek kaybeden İngiltere açısından Kıbrıs’ın önemi çok büyüktü. Türkiye ile Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. Mevcut statükonun korunmasından yana bir tutum takınan TC, Kıbrıs meselesi yüzünden Yunanistan’la karşı karşıya gelerek, NATO üyeliğini tehlikeye atmak istemedi. Ayrıca NATO’nun yarattığı anti-komünizm dalgası da, iki devlette de ağır basıyor ve politikayı daha çok bu histeri tayin ediyordu

    1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu ve başvuru reddedildi.

    1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekimde Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi.

    29 Kasımda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından, TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı.

    Solcu Rum işçiler de söven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için, daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının ve emekçi halkların kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması gerekliydi.

    1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

    1960’tan sonra Sovyet yanlışı AKEL’in adadaki oy oranı giderek artmaya başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti, Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde kurucu üye unvanını aldı. Bağlantısızlar hareketi, SSCB’ye yakınlığıyla tanınıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’yi ve adada emelleri olan tüm emperyalistleri korkuttu.

    Bu “tehlike”nin yarattığı korku, Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların daha da sertleşmesine neden olacaktı.

    Kasım 1963’te cumhurbaşkanı Makarios anayasada 13 maddelik bir değişiklik yapmak istedi. Değişikliklerin çoğu, mevcut anayasaya göre Türk tarafına verilen hakları kısıtlayıcı nitelikteydi. Anayasa iki toplumun varlığına göre düzenlenmişti.

    13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni (KTFD) kurdurttu ve basına Denktaş’ı oturttu. Aynı yıl yapılan anlaşmalarla güneydeki Türkler kuzeye, kuzeydeki Rumlar da güneye geçtiler ve ada halkı fiilen etnik kökenlerine göre iki ayrı bölgede toplanmak zorunda bırakıldı. 15 Kasım 1983’te ise bir adım daha ileri gidilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) adında bağımsız bir devlet kurulduğu ilân edildi..

    Böylece uluslararası alanda kimsenin tanımadığı kendinden menkul bir “cumhuriyet” oyunu sahneye koyulmuş oldu.

    Türkiye’nin 1974 işgaliyle fiili durum yaratarak adayı bölmesinin ardından, Rum kesimiyle Türk kesimi arasında onlarca kez görüşme yapıldı ve bir türlü anlaşmaya varılamadı.

    Türk devletinin kanlı eylemlerinden biri; 20 Temmuz 1974 Kıbrıs İşgali

    Kıbrıs adasında 1974 yılı öncesinde 1950’li yıllara dayanan iki toplumu düşmanlarştırma ve koparma çalışmaları başlamıştı. 1960-63 yılları ise Yunan, İngiliz ve Türk derin devletlerinin politik oyunları ile tuzağa düşürülen Kıbrıslılar 1974 yılında ise Türk devletinin adaya ‘Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla yaptığı çıkartma ile ada son halini almıştır. Bugün ada Yeşil Hat ile ikiye bölünmüş ve adada hem İngiliz hem de Birleşmiş Milletlere ait toprak parçaları bulunurken, Kuzey bölümde Türk yönetimi Güneyde ise Rum yönetimi mevcuttur. Kıbrıstaki bölünmüşlüğün sebebi ise Türk ordusunun bugün halen, garantörlük anlaşmalarına aykırı olsada adada askerini bulundurması ve işkalci konumunu korumasından kaynaklıdır.

    İki toplumlumunda oy verdiği 2003 AB referandumu sürecinin ardından Kıbrıs, Kıbrıs Rum yönetimi çatısı altında tüm ada olarak AB’ye girsede, kuzey bölüm ‘işkal toprakları’ stattüsünü halen koruyor.

    Kıbrıs Harekâti TSK kod adı: Atilla Harekâti,  20 Temmuz 1974’te Türk ordusunun Kıbrıs’ta başlattığı ve 14 Ağustos’ta Türk ordu Birlikleri’nin başkent Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanan askerî işgal hareketi.

    Kıbrıs’ı işgal eden Türk devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekatı‘‘ demişti. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, onbinlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.

    Kıbrıs’ın Beyaz Torosları

    Kutlu Adalı’nın katledildiği dönemde Mehmet Özbay sahte kimliğiyle dolaşan ve daha sonra meşhur Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı’nın ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın Kıbrıs’ta bulunması tesadüf müydü? Susurluk kazası ardından kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nda görev yapan Fikri Sağlar’ın söyledikleri de, cinayeti Çatlı’nın işlediği şüphesini güçlendiriyor.

    utlu Adalı da St. Barnabas Manastırı baskınıyla ilgili olarak Mendi’yi suçlamıştı. Katledilmesi, bu haberinin ardından oldu. Adalı, manastır baskınında KTSST’ye ait bir aracın kullanıldığını söylüyordu. Fakat meselenin üstü örtüldü. Korgeneral Mendi, bırakalım yargılanmayı, manastır baskınından ve sonrasındaki cinayetten dolayı hiç sorgulanmadı. Dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitti. AİHM heyetinin gelip sorguladığı Mendi, “bir teşkilat aracının PKK operasyonu için baskına katıldığını“ söyleyerek, Adalı’nın haberini yıllar sonra teyit etmiş oldu.

    Mendi AİHM’e itiraf etti

    Bu sorgulamayı 2003 yılının Haziran ayında, Lefkoşa ara bölgesindeki Ledra Palace Oteli’nde gerçekleştiren AİHM yargıçlarına Mendi, dava tutanaklarının 23, 24 ve 25. sayfalarına göre, şöyle söyledi: “Tabii Saint Barnabas olayı, Kutlu Adalı Bey’in vefatından yanılmıyorsam üç ya da dört ay önce basına yansıyan, size göre bir ‘olay’dı, bana göre bir faaliyetti. O olay ile ilgilli sadece bildiğim bazı şeyleri söylemek istiyorum. Saint Barnabas olayı ile Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’nı ilişkilendirme çalışmaları oldu. Hatta Kutlu Adalı Bey’in öldürülmesini ve Saint Barnabas’taki faaliyet ile ilişkilendiren kişiler oldu. Saint Barnabas, o dönem Barış Kuvvetleri Komutanlığı’mızın yaptığı huzura yönelik, teröre yönelik faaliyetlerden bir tanesiydi.”

    Türkiye AİHM’de mahkum oldu

    Mendi, ifadesinde kontrgerilla faaliyetleri yürüttüklerini açıkça ifade ediyordu. Bu dava sonucunda Türkiye, AİHM tarafından, cinayette adı anılan Mendi’yi hiç sorgulamadığı gerekçesiyle, 95 bin Euro para cezasına çarptırıldı. Bunun 20 bin Euro’su manevi tazminat, 75 bin Euro’su ise mahkeme gideriydi. Mahkeme ayrıca, Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nın Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bir toplantıya katılmasını engellediği için de oy birliğiyle Türkiye’yi suçlu buldu.

    Teyitli olay örgüsü

    Eldeki teyit edilmiş bilgiler, şöyle bir olay örgüsü ortaya çıkarıyordu:

    KTSST mensubu 15 silahlı ve maskeli kişi, 14 Mart 1996 akşamı, bir beyaz Toros, bir kırmızı Isuzu Jeep ve bir Vitara otomobille St. Barnabas Manastırı İkon ve Arkeoloji Müzesi’ne geldi. ‹ç nöbetçiyi saf dışı edip bir odaya kilitledikten sonra milyonlarca liralık ikonaların korunduğu tarihi müzeye girdiler. Müze dışında bulunan St. Barnabas’ın mezarını da kazarak 12 basamak aşağıya indiler ve dünyaca ünlü St. Barnabas İncili’ni çaldılar. Ardından müzeyi terk ettiler. (St. Barnabas İncili, Aziz Barnabas tarafından yazılmış ve İncil’de İsa’nın ilahlığı reddedilmişti. Bu nedenle Roma Katolik Kilisesi, bu İncil’i yasakladı. MS 325’e kadar İskenderiye’de saklanan İncil’in hem aslı hem de kopyaları yıllarca elden ele dolaştı. Asıl adı Joseph olan ve Kıbrıs’ın Salamis kentinde doğan Barnabas’ın ölümünden sonra ise İncil, adına yaptırılan Magosa’daki manastıra gömüldü.)

    Bir iddiaya göre ise 1974’teki Türk işgali sırasında bir binbaşı, Rumlara ait ev, işyeri ve kuyumculardan çaldığı altın, elmas, pırlanta gibi “ganimetleri” St. Barnabas Manastırı’ndaki bir yere gömmüş, savaş ardından gelip almayı amaçlamıştı. Savaştan sonra generalliğe terfi edip emekli olan bu asker, aradan 21 yıl geçtikten sonra güvendiği bazı kişilere bu bilgiyi vermiş ve silahlı baskın bu nedenle gerçekleştirilmişti.

    Mendi ‘bizzat’ tehdit etti

    Kutlu Adalı, bir gazeteci olarak soygunun peşine düştü. Özellikle 23 Mart tarihli yazısı zehir zemberekti. Yazıda “generalin ganimetlerinden” bahsediyordu. bu yazı ardından tehditler art arda gelmeye başladı. Çok sonraları, 2003’te İlkay Adalı, o günlerde bizzat Galip Mendi’nin Yeni Düzen gazetesini arayarak tehdit ettiğini söyledi.

    Kutlu Adalı’nın katledilmesine ilişkin Kıbrıs Türk Kesimi Meclisi’nde bir araştırma komisyonu kurulmuş; ancak bu komisyon, cinayetin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bir sonuca ulaşamamıştı. AİHM’deki kısmi ilerleme de İlkay Adalı’nın insan üstü gayretleri sayesinde olmuştu.

    Her ne kadar kanıtlanamamış olsa da, Adalı’nın Türkiye’de sayısız cinayette rolü olan tanınmış faşistlerden Abdullah Çatlı tarafından öldürülüğü, geniş kesimlerce ifade ediliyor. Bu iddia, konuya değinen Türkiye veya Kıbrıs kaynaklı birçok kitapta da dile getirildi.

    Adalı’nın katledildiği dönemde Mehmet Özbay sahte kimliğiyle dolaşan ve daha sonra meşhur Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı’nın ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın Kıbrıs’ta bulunması tesadüf müydü? Çatlı’nın bu dönemde Kıbrıs’ta, Ömer Lütfü Topal’a ait bir otelde İsrailli bir kadınla birlikte olması, tesadüf müydü?

    Fikri Sağlar’ın sözleri

    Susurluk kazası ardından kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’nda görev yapan Fikri Sağlar’ın söyledikleri de, cinayeti Çatlı’nın işlediği şüphesini güçlendiriyor. Sağlar, şöyle söylemişti: “1996 yılı Mart ayında St. Barnabas Manastırı İkon ve Arkeoloji Müzesi soyuldu, Barnabas İncili de çalındı. Soygunu araştıran Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, olay gecesi manastıra gelen araç plakalarından, derin çete bağlantılarına ulaştı. Sonra tehdit edilip Uzi marka bir silahla öldürüldü. Biz Susurluk Komisyonu’nda Adalı’nın öldürüldüğü 7 Temmuz 1996 günü, Abdullah Çatlı’nın da Kıbrıs’ta olduğunu ve Mehmet Özbay kimliğiyle adaya giriş yaptığını belirledik. Kutlu Adalı’nın eşiyle de görüştüm, TBMM’ye önergeler verdim. Cinayetin faili bulunamadı ve Türkiye AİHM’den 95 bin Euro tazminata mahkum oldu.”

    Irkad: Sömürgeciliğin cinayeti

    Kutlu Adalı’yı yakından tanıyan müzisyen ve insan hakları gazetecisi Hamza Irkad ise, gazetemize yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Kutlu Adalı’nın Türkiye’deki birçok politikacı, yazar, aydın ve demokratla da yakın ilişkileri vardı. Mesela Deniz Baykal, siyasi olarak aynı düşüncelerde olmasalar da, çocukluk ve sınıf arkadaşıdır. Kutlu Adalı’nın, her ne kadar St. Barnabas olayına yönelik yazılarından dolayı katledildiği düşünülse de, altında başka politik nedenlerin de bulunduğu açıktır. Zaten kendisi de St. Barnabas olaylarını irdelerken olayın sömürgecilik bağlamında geliştiğini ve sömürge ile sömürgeci arasındaki ilişkilere bağlı olduğunu ortaya koymuştur.”

    ‘Çatlı öldürdü’

    Cinayetle ilgili tüm delillerin, araştırmaların kısa süre içinde “tozlu raflara kaldırıldığını“ ve cinayetin “faili meçhul” olarak tanımlandığını kaydeden Irkad, şöyle devam etti: “Mevcut deliller, faili meçhul olmadığını, cinayetin içinde Özel Harp Dairesi ve Sivil Savunma’nın olduğunu göstermektedir. St. Barnabas olayıyla ilgili yazılarından dolayı o dönemde Kıbrıs’ta görevli olarak bulunan Galip Mendi tarafından resmen tehdit edildiği de biliniyor. Adalı’nın katledildiği gece bulunan tetikçilerden birinin Susurluk’ta hayatını kaybeden Abdullah Çatlı olduğu da su yüzün çıktı. Susurluk’ta ortaya çıkan deliller, suç unsuru mermilerin çıktığı Uzi marka silah başta olmak üzere başka bütün enstrümanlar, bunun kanıtlarını oluşturuyor.”

    ‘Başarılı da oldu…’

    Yapılanların Kıbrıs’taki sömürgeciliğe ve Türk devleti işgaline karşı oluşan halk muhalefetini susturmaya ve baskı altına almaya yönelik olduğunu belirten Irkad, ekledi: “Bu, başarılı da oldu. TC yönetimi tarafından Kıbrıs, tamamen kirli işlere yönelik kullanılan, kirli işlerden kazanılan paranın aklandığı bir merkeze dönüştürüldü. Kıbrıs, Türk şovenizminin ve faşizminin beslendiği bir merkez olarak kullanıldı. Adanın bir faşist üretim merkezine dönüştüğü ortadadır.”

    Ortadoğu’daki son gelişmelerle birlikte Kıbrıs’ın öneminin büyüdüğünün de altını çizen Irkad, Kıbrıs halklarının çözüm arayışlarının da bu nedenle halen kirli oyunlarla engellendiğini söyledi.

    ‘St. Barnabas’la düşünmek yetmez’

    Yıllar boyunca Kıbrıs’ın bütünlüğü için çalışmalar yapan, bu amaçla çeşitli komitelerde yönetici konumunda bulunan, Kıbrıs’ın iki yakasındaki sol partiler ve sendikalarca tanınan bir isim olan, bir dönem gazetecilik de yapmış Derman Saraçoğlu da, Kutlu Adalı’nın katledilmesinin St. Barnabas olayı yazılarıyla sınırlı düşünülemeyeceğini belirtti.

    “Cinayetin sebebi çok daha derinlerde” diyen Saraçoğlu, devam etti: “Kutlu Adalı, 60’lı yıllarda, Kıbrıs’taki BEY (Bayraktarlık, Elçilik, Yönetim) faşizmi döneminde uzun yıllar Rauf Denktaş’ın özel kalem müdürlüğü görevinde bulunmuş bir kişiydi. Adalı, Kıbrıs’ta Denktaş merkezli TMT ve Türkiye kaynaklı Özel Harp Dairesi ilişkilerinin canlı tanıklarından biriydi. Aynı zamanda bütün o süreçleri kapsayan geniş bir arşive de sahipti. Kıbrıs’taki, özellikle Türk toplumu içindeki pek çok antidemokratik uygulamanın ve ayrılıkçılığın, adanın bölünmesine yönelik Ankara-Denktaş planlarının ve icraatlarının tanıklarındandı.”

    ‘Makaleleri ilgiyle takip ediliyordu’

    Aynı sürecin başka tanıkları da olduğunu ama Adalı’nın özellikle hedef seçildiğini belirten Saraçoğlu, bunun gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Kutlu Adalı, o süreçlerin diğer tanıklarından çok farklı bir tutum almıştı. Önce özel kalem müdürlüğünden, ardından da Muhacerat Dairesi müdürlüğünden ayrıldıktan sonra, gazetelere yazdığı makaleler aracılığıyla, Kıbrıs Türk toplumuyla çok önemli, can alıcı konuları paylaşmaya başladı. Gerek geçmiş tanıklıkları gerekse de Kıbrıslı Türklerin içine itildiği girdabın nedenleri üzerine makaleler yazıyor, Yeni Düzen gazetesi aracılığıyla toplumla paylaşıyordu. Aydın, demokrat, yurtsever kimliğiyle Kutlu Adalı, hiçbir siyasi partiye üyeliği de olmamasına rağmen, toplumumuzda ilgiyle takip ediliyordu. Ağırlıkla Ankara-Lefkoşa ilişkilerindeki çarpıklığı gündeme getiriyordu. Kıbrıs’a Türkiye’den nüfus taşınmasına karşı çıkıyor, sonuçlarını irdeliyor, Kıbrıslı Türklerin başına gelecekleri birer birer anlatıyordu.”

    Onurlu bir aydın itirazı

    Adalı’nın son makalelerinden birinin “Havuç ve Sopa” başlığını taşıdığını aktaran Saraçoğlu, devam etti: “Bu makalesinde Ankara egemenlerinin Kıbrıs Türk toplumuyla olan tek taraflı, hükmedici ilişkisini mahkum ediyordu. Bu yönde onurlu bir aydın itirazı ile yazıyordu makalelerini. Kıbrıs Türk toplumunun ada üzerinde varlığını koruyabilmesinin tek yolunun Ankara ile arasındaki bu onursuz ilişkiye karşı çıkmak ve Kıbrıslılar arasında barışı savunmak olduğunu söylüyordu. Ve bu ‘çok tehlikeli, milli davaya zararlı’ fikirleri topluma yaymakta olan şahıs, davanın avukatı Rauf Raif Denktaş’ın eski kalem müdürüydü! Arşivi biliniyordu. Henüz ifşa etmemiş olduğu pek çok bilgiye sahip olduğunu da en iyi onu sokak ortasında, Uzi makineli silahlarla kurşunlatanlar bilmekteydi. Özel Harp Dairesi çeteleri ve yerli işbirlikçilerinin ayak izleri, Kutlu Adalı’nın katledildiği sokağın başında duruyor. Adalı’nın öldürülmesiyle birkaç kuş birlikte vurulmuştu o günlerde. Yurtsever güçlere sembolik bir hedef seçilerek gözdağı verilmek istenmiş, toplum sindirilmek istenmiş ve Adalı’nın makalelerinden, kimileri için potansiyel tehlike oluşturan arşivinden ve hatılarından kurtulunmak istenmişti.”

    ‘Arşivinden ve hatıralarından da korktular’

    Kutlu Adalı’nın katledilmesinin 20. yılında, Kıbrıslı gazeteciyi, cinayeti ve soruşturma sürecini, yakın arkadaşı müzisyen ve insan hakları savunucusu Hamza Irkad ve Kıbrıs’ın bütünlüğü için çalışan önemli isimlerden Derman Saraçoğlu’na sorduk. İlkay Adalı’nın cinayetten bir süre sonra anlattıklarını da olayın aydınlatılmasına sunduğu katkı açısından hatırlatıyoruz.

    Sözlerine, “Kutlu Adalı mükemmel bir insandı” diyerek başlayan İlkay Adalı, şöyle devam etti: “Çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Çocuklarına çok düşkündü. Çok yoğun çalışıyordu. Ailesiyle birlikte dört yaşındayken Antalya’ya göç etmişlerdi. Ailesi bir süre sonra geri döndü. Kutlu da 18 yaşında tekrar Kıbrıs’a geldi. Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nu kurdular. Nacak gazetesinde yazı işleri müdür olarak çalıştı. Cemaat Meclisi’nde basın irtibat sorumlusu oldu. Genel sekreterelik ve müsteşarlık yaptı. Rauf Denktaş’ın özel kalem müdürlüğüne kadar yükseldi.”

    Telefonda karşı tarafı bekliyordu…

    Adalı’nın “tam bir mücadele insanı” olduğunu ve bir süre sonra haksızlıklara boyun eğmeyerek yazmaya başladığını anlatan İlkay Adalı, olay gününü ise şu sözlerle anlattı: “Olay günü İstanbul’a gitmiştik. O, evde yalnızdı. Kız kardeşine yemeğe gidecekti. Telefon ettim. Telefonu açtı ve bir süre konuşmadı. Nedenini sorduğumda tehdit edildiğini ve bu yüzden telefonda önce karşı tarafın konuşmasını beklediğini anlattı. Konuşmamızdan kısa bir süre sonra da vuruldu.”

    ‘Yapmayın’ dedi, ‘Hak ettin bunu’ dediler

    Eşinin Çatlı tarafından vurulduğu iddiasını da dile getiren İlkay Adalı, bir taksi firmasının da Çatlı’nın havaalanına gittiğini doğruladığını, yani Çatlı’nın cinayet günü Kıbrıs’ta olduğunun net olduğunu belirtti. Eşinin 23 Mart tarihli yazısında değindiklerine de dikkat çeken İlkay Adalı, şöyle devam etti: “Kutlu’nun öldürüldüğü gece, emekli polis Altay Sayıl onu ziyarete gelmiş. Sürekli Kutlu’ya belge getirirdi, polisle ilgili. Kutlu da bunları yazardı. Çok samimiydiler. Arabasını da her zaman Kutlu’nun vurulduğu yere koyardı, bize geldiği belli olmasın diye. Kutlu oraya kadar yürüdü, pusu kurdular. Boğuşma olduğunu şahitler söyledi. Kutlu, ‘Yapmayın’ demiş, onlar ‘Hak ettin bunu!’ demiş.”

     

  • Ve Gitti…

    Ve Gitti…

    Şubat 2014’ten bu yana Londra başkonsolosu olarak görev yapan Emirhan Yorulmazlar Londra başkonsolosluğu görevinden alınarak, apar topar Türkiye’ye çağrıldı.

    Pazartesi günü apar topar Türkiye’ye giden Emirhan Yorulmazlar bugün Londra başkonsolosluğu facebook hesabından bir veda yazısı ile Londra başkonsolosluğu görevinden ayrıldığını (alındığını) açıkladı. Yorulmazlar, konsolosluğun facebook sayfasından yaptığı açıklamada, ‘Londra Başkonsolosluğu görevimi tamamlamanın ve sizlere veda etmenin hüznünü yaşıyorum’ dedi.

    ‘Sayın Başkonsolosumuzun görev sonu mesajı’ başlığıyla yapılan Emirhan Yorulmazlar imzalı açıklamada görev yaptığı süre içerisinde yapılan çalışmalar anlatıldı.

    Konsolosluk yetkilileri, Yorulmazlar’ın TC Dışişleri bakanlığı bünyesindeki daire başkanlığında göreve başladığı söylense de, devam eden Terör örgütü FETÖ soruşturması ile bağlantısı olabilir mi sorusu akla geliyor.

    Türkiye’de turizm sektörünün içinde bulunduğu krizden kaynaklı ‘Türkiye’ye gidiyorum’ adı altında başlatılan kampanya Yorulmazlar’ın son çalışması oldu.

    Ve Gitti... 1