Blog

  • Şehîdên Meha Gulanê Li KCC Hatin Bîranîn

    Şehîdên Meha Gulanê Li KCC Hatin Bîranîn

    Şehîdên têkoşîna azadiya Kurdistanê yên di meha gulanê de jiyana xwe ji dest dane, li paytext Londonê hatin bîranîn. Bernameya bîranînê roja Înê li Navenda Civaka Kurd ya li Haringeyê ye pêk hat.

    Şehîdên Meha Gulanê Li KCC Hatin Bîranîn 1

    Bernameya bîranînê bi deqeyek rêzgirtin dest pê kir. Paşê sînevîzyona li ser şehîdên meha Gulanê hatî amade kirin hat nîşandan. Di axaftinên hatîn kirin de bal kişandin ser girîngiya rola şehîdên meha gulanê.

    Yek ji endamê meclîsa gelê Kurd ya Brîtanya Ali Poyraz jî di axaftina xwe de bal kişand ser rola şehîdan û anî ziman ku xwedî derketina şehîdan di xwedî derketina têkoşîna wan re derbas dibe.

    Şehîdên Meha Gulanê Li KCC Hatin Bîranîn 3

    Di axaftinan de hate diyarkirin ku meha Gulanê meşa şoreşa Kurdistan û Tirkiye ye û diyar kir ku di vê mehê de gelek şehîd çêbûne. Di daxuyaniyê de hate bibîranîn ku kadorên pêşeng ên şoreşa Kurdistan  û Tirkiyeyê Sînan Cemgîl, Alpaslan Ozdogan, Kadir Manga, li çiyayê Nûrheqê, Denîz Gezmîş, Huseyîn Înan, Yusuf Aslan hatin bidarvekirin, Îbrahîm Kaypakkaya di îşkenceyê de hate qetilkirin, Hakkî Karer li Dîlokê, Halîl Çavgun jî li Hîlwanê bi hovane hatin qetilkirin.

    Şehîdên Meha Gulanê Li KCC Hatin Bîranîn 2

    Di berdewama daxuyaniyê de bal kişandin ser berxwedana Zîndana Amedê ya li hemberî derbeya 12yê Îlonê û wiha hat gotin: “Ferhat Kurtay, Eşref Anyik Mahmut Zengîn û Necmî Oner bedena xwe dan agir û kevneşopiya berxwedanê domandin. Ji kadroyên pêşeng ên PKK’ê Mehmet Karasungur û Îbrahîm Bîlgîn di encama pevçûnên di navbera du komên Başûrê Kurdistanê de jiyana xwe ji dest da. Di heman mehê de Mizgîn (Gurbet Aydin) li Tetwanê di encama pevçûneke bi hêzên dagirker ên dewleta Tirk de, ji bo bi saxî nekeve dest, bombe bi xwe ve teqand û gihiştiye şehadetê.”

    Piştî axaftinan hunermend îbocan û şevder stranên xwe diyarî şehîdan kirin.

  • Londra’daki Sanatçı, Gazeteci, Yazar ve Akademisyenlerden HDP’ye Destek

    Londra’daki Sanatçı, Gazeteci, Yazar ve Akademisyenlerden HDP’ye Destek

    Londra’da yaşayan bir grup sanatçı, yazar, gazeteci ve akademisyen 7 Haziran seçimlerinde HDP’yi desteklediklerini açıkladılar. Pazartesi günü Wood Green Kütüphanesi önünde toplanan grup tek cümlelik basın açıklaması yaparak HDP’yi desteklediklerini belirttiler.

    Londra’daki Sanatçı, Gazeteci, Yazar ve Akademisyenlerden HDP’ye Destek 1

    Tek cümlelik açıklamada; “Söz uçar oylar kalır! Şimdi barışın, aydınlığın,özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin, sevginin bize ihtiyacı var. Şimdi umudun bize ihtiyacı var. Oylar HDP’ye bizler meclise! Umut meclise!…” denildi.

    DİĞER BİR DESTEK TE İNGİLTERE’DE YAŞAYAN AKADEMİSYENLERDEN GELDİ

    İngiltere’de yaşayan bir grup akademisyen de yayınladıkları açıklama ile neden HDP’yi desteklediklerini açıkladılar.

    Yapılan açıklamada şunlar belirtildi;

    ‘‘Türkiye’deki demokrasi mücadelesinde önemli bir süreçten geçilen böylesi bir dönemde yapılacak olan 7 Haziran’daki genel seçimler, hayati öneme sahiptir.

    Emekçilerin hak gasplarına, eğitimin bilimsel, sorgulayan, eleştiren değil muhafazakar, itaat eden bir nesil yetiştiren tarzda düzenlenmesine, Kürt halkına, Alevi inancına sahip ve diğer etnik ve dinsel inanca sahip kesime yönelik saldırı, inkar ve asimilasyon politikalarına, kadın haklarına yönelik saldırılara, gençlerin geleceksizleştirilmesine ve çevrenin talan edilmesine

    karşı mücadelede 7 Haziran’da yapılacak olan genel seçimlerde emek, demokrasi, barış güçlerinin kazanımla çıkması önemlidir. Bu nedenle aşağıda ismi bulunan ve İngilterede yaşayan akademisyen, aydın, sendikacı, eğitmen, sanatçı ve değişik meslek sektöründe çalışan ilerici kesimler olarak, Türkiyede yaklaşan genel seçimlerde halkların, ötekileştirilenlerin, ezilen kesimin parlementoda sesi olacak olan Halkların Demokratik Partisi ve ittifak içinde olan parti ve örgütlerini destekliyor, oylarımız HDPye diyoruz. İngilterede yaşayan Türk ve Kürt kökenli emekçilerin, toplumun, aydınların ve sanatçıların oylarını HDPye vermesi çağrısında bulunuyoruz.’’

    Londra’daki Sanatçı, Gazeteci, Yazar ve Akademisyenlerden HDP’ye Destek 1

    ADA BURKE (OYUNCU – EĞİTMEN), AÇELYA KANÇELİK (YÖNETMEN), AHMET GÜVEN (ARAŞTIRMACI YAZAR), AKIN OLGUN YAZAR (GAZETECİ), ALADDİN SİNAYİÇ (YAZAR – GAZETECİ), ALİ KOZLUDERE (MÜZİSYEN), ANIL DUMAN (MÜZİSYEN),AYŞEGÜL ERDOĞAN (MÜZİSYEN), BARAN DENİZ DURAN (MÜZİSYEN), BARIŞ CELİLOĞLU (OYUNCU – YÖNETMEN),BÜLENT DEMİRCİ (MÜZİSYEN), BURAK TOPALAKCI (SİNEMA – SES TASARIMI), CAHİT BAYLAV (MÜZİSYEN – EĞİTMEN),CANER ŞAHİN (MÜZİSYEN – EĞİTMEN),CELAL PERK (TİYATRO – EĞİTMEN),CEMO (RESSAM).

    CEYHUN C. GÜNER (MÜZİSYEN), ÇİĞDEM ASLAN (MÜZİSYEN), CİHAN GÜZEY(MÜZİSYEN),DENİZ KAVALALI (SİNEMA – EDİTÖR), DERVİŞ TEZCAN (OYUNCU – EĞİTMEN), DOĞAN ÖRS (RESSAM), DURSUN CAN ÇAKIN (MÜZİSYEN), DURUL GÜR (SİNEMA – YÖNETMEN),EKİM ZAFER ACUN (SİNEMA – YÖNETMEN),EMRE KUBİLAY (MÜZİSYEN),ENVER BARIŞ (MÜZİSYEN – BESTEKAR), ERDOĞAN BAYIR (MÜZİSYEN), FARUK ESKİOĞLU (YAZAR – GAZETECİ), FİLİZ TÜRKMEN(GÖRSEL TASARIM),GENCO MURAT ÖZKAN(MÜZİSYEN),GÖKHAN MACİT (MÜZİSYEN), GÜRDAL YÜCE(MÜZİSYEN).

    GÜVEN ÇETİN (MÜZİSYEN),HACO ÇEKO (SİNEMA – YÖNETMEN), HAKAN XAN(MÜZİSYEN), HAMİT SAĞ(MÜZİSYEN), HATİCE YEŞİL(MÜZİSYEN), HEVAL ŞEVDER(MÜZİSYEN), HÜSEYİN TASEVER (MÜZİSYEN), HÜSEYİN KARAOĞLAN( MÜZİSYEN – EĞİTMEN), İ. OZAN TOPRAK(MÜZİSYEN – EĞİTMEN), İBRAHİM ÇOLAK (MÜZİSYEN) , IBRAHİM ZOREL(MÜZİSYEN), İSMAİL EREN (MÜZİSYEN), JANSET SAYAR(MÜZİSYEN), KEMAL KÜLAHCI(MÜZİSYEN – EĞİTMEN), MAHİR GÜDEN(SİNEMA – YAZAR),MAHİR GÜL (MÜZİSYEN), MEHMET AKSOY(SİNEMA – YÖNETMEN), MEHMET ERGEN(TİYATRO – YÖNETMEN), MEHMET KARAKUŞ(MÜZİSYEN), MELİH KANÇELİK (YÖNETMEN – YAZAR).

    MİZGİN MÜJDE ASLAN (SİNEMA – YÖNETMEN), MUSA MORİS FARHİ(YAZAR), MUSA PEKiN (ŞAİR) NİMET SAYAR(RADYO PROGRAMCISI), OLCAY BAYIR(MÜZİSYEN), ONUR ÇABUK(MÜZİSYEN), ÖNCÜ GÖÇEBE(MÜZİSYEN), ÖNDER DOĞAN (MÜZİSYEN), ÖZGÜR KARAKAYA(SİNEMA – BELGESELCİ), ÖZKAN ORMAN            (MÜZİSYEN), PHILIP ARDITTI (OYUNCU),RIZA KOYUPINAR(MÜZİSYEN),SADIK DOĞAN(MÜZİSYEN),SEÇİL HONEYWILL(TİYATRO – DRAMATURG).

    SEDAT SARICI(MÜZİSYEN – EĞİTMEN), SELİNA KARAKUŞ(MÜZİSYEN), SERDAR BİLİS (TİYATRO – YÖNETMEN), SERKAN ÇAKMAK(MÜZİSYEN), SEVİM ASLAN(MÜZİSYEN), SEVİM METİN (SİNEMA – YÖNETMEN), SEVTAP IŞIK(MÜZİSYEN), SEZGİN COŞKUN(MÜZİSYEN), SÜMER EREK (GÖRSEL SANATLAR), SUNA ALAN(MÜZİSYEN), SUZAN BEYAZIT(MÜZİSYEN – EĞİTMEN)

    ŞEHRİBAN METİN (SERAMİK),TAHİR PALALI(GÖRSEL SANATLAR – MÜZİSYEN),TARA JAFF(MÜZİSYEN), TAYFUN KOZLUDERE(MÜZİSYEN), TAYLAN HALICI(OYUNCU),TUNCAY AKPINAR(OYUNCU), UFUK GENÇ (SİNEMA – KAMERAMAN), UFUK UYANIK(KARİKATÜRİST), VEHBİ KOCA(FOTOĞRAFÇI), VEYSEL CİDİK (MÜZİSYEN), ZEYNEL CAN(ŞAİR), ZEYNEL PEKİN(MÜZİSYEN).

     

     

    Dr. Cengiz Güneş Akademisyen Open Üniversitesi
    Dr. Çiğdem Esin   Akademisyen East London Üniversitesi
    Dr Özlem Yazlık Eğitimci
    Dr. Veli Yadırgı Akademisyen SOAS
    Yardımcı Doçent Dr Tuncay Bilecen Akademisyen Regency Üniversitesi
    Arif Bektaş Evrensel GazetesiLondra Temsilcisi
    Aynur Toraman Çevirmen/Gazeteci
    Çağdaş Canbolat Mali Muşavir
    Çınar Altun Siyasi Danışman
    Erkan Ersoy Unite Sendikası Londra ve Doğu Bölgesi Uzman Örgütlenme Sorumlusu
    Filiz Erol Mimar
    Haldun Sonkaynar Eğitmen City Academy
    Muray Aydemir Mimar
    Nalan Karaoğlan ÖğretmenSnaresbrook İlkokulu
    Oktay Şahbaz Öğretmen The Urswick School
    Orhan Dil Hayat TV Londra Temsilcisi
    Serpil Ersan Avukat
    Zübeyde Aydemir Öğretmen- Holmleigh İlkokulu

     

     

  • Haringey’de Kesintilere Karşı Eylemlikler

    Haringey’de Kesintilere Karşı Eylemlikler

    Muhafazakar partinin iktidara gelmesi ve önümüzdeki 100 gün içinde yapacağı kesintiler konusunda belli başlıklar sunması ülke genelinde protesto ve eylemlerin yapılmasına yol açtı.

    Haringey'de Kesintilere Karşı Eylemlikler 1

    7 Mayıs’da yapılan genel seçimler, seçilen yeni hükümet ve bakanlar, bunun yanında maliye bakanı George Osbourne’nun açıklamaları ülke genelinde bir çok şehirde irili ufaklı protesto eylemlerin yapılmasın yol açtı. Bu anlamda önce Londra’da, daha sonra Cardif, Bristol ve Lincoln’da sayısı 5000 kişinin altına düşmeyen eylemlikler yapıldı. Bu eylemlikler konusunda en çok dikkat çeken etkenlerin başında ise sıradan mahelle ve semt halkının örgütlediği eylemler olmalarıydı. Bu konuda’ki gelişmeleri dikkate alan bir çok kesinti karşıtı kampanya örgütü 20 Haziran’da People’s Assembly (Halkların Birliği) grubunun başını çektiği bir eylemi hayata geçirmek için düğmeye bastılar.

    Eylemlikler Londra’da farklı semtlerde başladı

    Kesinti ve tasarruf politikalarına karşı eylemlikler geçen hafta sonu Londra’nın semtlerine yansıdı. Bu anlamda Londra’nın bir çok yerinde irili ufaklı eylemlikler yapılırken, Türkiye’li ve Kürt toplumun yoğunlukla yaşadığı Haringey, Hackney, Islington ve Enfield bölgelerinde toplum üyelerinin katıldığı eylemlikler yapıldı. Haringey’de yapılan eylemde yoğun yağışa rağmen yaklaşık 100 kişi katılırken, Türkiye’li toplum üyelerinin de bu eylemde yer almaları dikkat çekti. Yoğun yağmur dolayısıyla eyleme ara veren Haringey Kesintilere Karşı sakinleri daha sonra megafon ve sözlü bilgilendirme yapmak için Wood Green Alış Veriş Merkezine girdiler. Güvenlik görevlilerinin müdahalesine rağmen halktan büyük destek gören eylemciler dağıttıkları bildiri ve yaptıkları çağrılar ile halkı 20 Haziran’daki büyük eyleme çağırdılar. Bunun yanında özellikle mağaza çalışanlarının sorunlarına değinen eylemciler asgari saat ücretinin ‘Londra yaşam ücreti’ ile değiştirilip herkese daha iyi bir yaşam şansı verilmesinin altını çizdiler. Bu çağrı özellikle alış veriş merkezinde çalışan işçiler tarafında büyük destek gördü. Haringey’in dışında Hackney ve Islington’da yapılan eylemlikleri yine yoğun yağış durduramadı. Bu bölgelerde’de bir araya gelen semt sakinleri 20 Haziran için çağrı yaparak herkesi bilgilendirmeye çalıştı. Enfield’de ise Edmonton Alış Veriş Merkezi önünde açıklan stand ile bilgilendirme yapıldı.

    Haringey'de Kesintilere Karşı Eylemlikler 1

    Yapılan tüm eylemliklerde kimi yerlerde temsilen ve kimi yerlerde kitlesel katılan Türk ve Kürt Toplumu Merkezi Day-mer üyeleri, özellikle Türkiye’li ve Kürt vatandaşları kesinti ve tasarruf politikaları konusunda bilgilendirmeye çalıştı. Önümüzdeki dönemde başta sosyal yardımlar olmak üzere, eğitimde ve sağlıkda büyük kesintilerin yaşanacağını belirten Day-mer temsilcileri İngiltere’de yaşayan yerli göçmen tüm halkların sorunlarına sahip çıkıp buna karşı örgütlenmeleri gerektiğini belirttiler.

  • Grupsal Yabancılaşma, ‘Solculuk’ ve HDP’yi Desteklemek

    Grupsal Yabancılaşma, ‘Solculuk’ ve HDP’yi Desteklemek


    Çoğu insanın yaşamla ve yaşamın herhangi bir alanıyla ilgili yaklaşımlarına yakından baktığımızda siyah ve beyaz, uç noktalarda dolaşan değerlendirmeler yaptığını görürüz. Onlar için yaşam ya siyahtır ya beyaz, ya bir insanı tam sevecektir ya da hiç sevmeyecektir, ya bir insan tam bir milliyetçidir ya da hiç milliyetçi değildir.

    Mahir Güden

    CBT (Bilişsel Davranışsal Terapi) Psikoterapist 

    mahircbt@yahoo.co.uk

     

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 2

    Bu durumu yaşayan bireyler olayları, objektif nesnel ve olduğu koşullara / çevreye göre değerlendirme konusunda zorluklar çekerler. Subjektif değerlendirmelerinin, kendi tarihlerinden beslenerek olgu ve olayları ‘yanılsamalarla’ oluşturduğunu görmekte zorlanırlar.

    Bireyler, yaşamlarının ilk yıllarından beri çeşitli nedenlerle beslenen, hatta beslemek zorunda hissettikleri yaklaşımlar -davranışsal alışkanlıklar, inanışlar vasıtasıyla hayatlarına yön veren seçimler yaparlar. Örneğin başkalarının kendisinden daha iyi ve başarılı olduğunu ve kendisini değersiz biri olduğunu ailesi ve en yakın çevresi vasıtasıyla yaşayan, düşünen biri var olmak için her zaman başarılı olması gerektiğini ve bu başarının herkesin başarısından daha üstün olmasında yattığını, bunun dışında durumların, yaşayış tarzlarının başarısızlık manasına geleceğini düşünür ve ona göre davranışlar döngüsü içerisine girer. Dünya da ona karşıdır o yüzden her hâlükârda dünyayı alt etme ona gününü göstermeyi hedefler. Bu dünya bazen kendisini dışlayan arkadaşları, belki komşuları belki de tuttuğu takımın ezeli rakibi, aşkına karşılık vermeyen sevgili ya da farklı görüşte olan bir siyasi partidir.

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 1

    Ezilmişlik, hiçlikler, dışlanmışlıklar, hor görülmeler, baskılar, eziyetler, cinnetler döngüsünde toplumsallığın yaşadığı topraklarımızda bu bireyselliklerin kendisini toplumsallıklar ve oradan grupsal kurumsallaşmalar olarak ortaya çıkarmaları doğaldır. Aynı bireylerde olduğu gibi ‘büzülmüş’ bireylerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan toplumsal oluşumlar, gruplar, örgütler kendi varlıklarını var etme ya da diğerlerine onlar kadar değerli olduklarını ve o değerleri kendilerinin de elde edebileceklerini ispat etme isteği / uğraşıyla çözümler üretmeye girişirler. Fakat çözüm üretmeye girişirken aslında ürettikleri çözümlerin kendi problematik varoluş, düşünüş tarzlarından beslendiğinin farkına varmazlar. Örneğin değersizlik duyguları yaşayan bir bireyin çözümü mükemmel, hatasız olmakta araması ve oradan dünyayı, yaşadıklarını siyah ya da beyaz kategorilerde değerlendirip ona göre yaşamına yön vermesi gibi, toplumsal gruplaşmalar da problemli varoluşlarından beslenen bir pratik içerisine girerler. Böylece bireyin tek başına yaşadığı değersizlik duygularının toplumsal birliktelik içerisinde yaşanması, o topluluğu bir araya getiren bireylerin subjektifliklerinin farkına varamayan, kendi asıl hallerini bir türlü yaşayamayan ‘dengesiz’ (-ama kendi içinde şaşılacak kadar dengeli) psikolojik hallerinin daha da güçlenmesine neden olur. Bu yanılsamalı bireysel güç hali (aslında güçsüzlük) sonrasında bir araya getirdikleri topluluğu, grubu olduğundan daha güçlü, heybetli ve her şeye hakim bir konumda görmelerine neden olur.

    Tabii ki toplumsallığın evrimsel değişkenliği ve ekonomik gelişmelerin el verdiği ölçüde bu gruplar varlık nedenlerinden, var olma koşullarından beslenirken ona uygun politik yönelimler içerisinde bulunurlar. Komünist bir devrimi, proletarya devrimini savunan bizim topraklarımızda doğmuş bir grup doğal olarak o toprakların nesnel ve öznel kontextine göre bir pratik içerisine girecektir. O zamanın sığlıkları, el verdiği teorik ve pratik sınırlar kadarıyla bir düşünsel, eylemsel varoluş döngüsünde olacaktır. Kendisi üretemediği durumlarda ya da üretimin kendisi Bolivya’dan, Çin’den, Rusya’dan, devrim fikirleri, pratikleri aşırıp onu hayat geçirme uğraşı olacaktır. Sonrasında o pratiğin içerisinde yukarıda açıklamaya çalıştığım kısır bir döngünün içerisine girmesi de hiç de garipsenecek bir durum olmaz. Varolduğu yerin zaaflarını üzerinde taşıyan birey ve grup kendisine sunulan teorik ve de pratik zengin olanakları, deneyimleri o zaaflıkların ışığında değerlendirdiğinden (ya da değerlendiremediğinden) tarihi, nesneyi anlamakta zorluk çekecek ve hatta başkalarının neden bir türlü kendisi gibi düşünmediğine akıl sır erdiremeyecektir. Buradan Marx, Engels, Lenin, Atatürk, Deniz. Mahir, İbrahim gibi daha bilcümle tarihsel kişilikleri kendi emelleri için onları, dediklerini varoldukları kontextlerinden kopararak, ve sonrasında gelişen, büyüyen bilgi dünyasını görmeyip, hiçe sayarak sanki kendisinin yanındaymış gibi sunabilecektir. Ya da 20-30 sene önce kendi bağlamında devrimci olan eylemleri 2015 yılında tekrarlamanın yapılabilecek en büyük devrimci pratik olduğunu iddia edip herkesi buna ikna etmeye çalışacaktır.

    Grupsal Yabancılaşma, 'Solculuk' ve HDP'yi Desteklemek 3

    Bu gruplar kendisini var eden ekonomik altyapıların da temsilcisi, uzantısı olduğundan onların dinamiklerini de içlerinde taşırlar. Bu anlamda ulusal temeller üzerinde orta ve küçük burjuva üzerinden yükselen bir ulusal hareket istediği amaca, amaçlara ulaşmak için daha esnek olması gerektiğini ve olaylara pragmatist yaklaşması gerektiğini bildiğinden belki de bu durum onun daha objektif olup kendi subjektifliğinin farkında nesnel değerlendirmeler yapmasını koşullayabilir. Aynen Türkiye’de gelişen Kürt ulusal hareketinde olduğu gibi. Bunun aksine kendisini teorik olarak daha ilerde ve pratik olarak daha nihai hedeflere ulaşacak bir konumda görenler ise yukarıda açıklamaya çalıştığım durumlardan dolayı çok kaba ve yaşamın, tarihin gerektirdiklerinin aksi bir güzergahta ilerleyip ‘varoluş’ nedenleri olan toplumsal yapılarla bir türlü bir araya gelemeyebilecektir. Evrimsel döngü ve gelişim içerisinde bu grupların bazılarında bir birinden etkileşmede doğal olarak var olacak ama bu kötü alışkanlıklardan hemen vazgeçildiği anlamına gelmez.

    Böyle bir süreçte seçim sürecinde Türkiye’de son dönemde toplumsal muhalefetin en başarılı ve ezene, hor görene geri adımlar attırmayı başaran bir hareket gelişmişken / gelişmeye devam ederken onu desteklemeyenlerin neden desteklemediklerini yukarıda açıklamaya çalıştıklarıma bakarak anlamak zor değil. HDP varolan koşullarda AKP’ye geri adım attıracak, toplumsal iyiliği daha da ileriye çekebilecek, gerilemeye dur diyebilecek tarihsel bir potansiyeli içerisinde barındırıyor. Bugünkü nesnel koşullar içerisinde ‘aklıselim’ bir kişinin, özellikle ‘solcu gelenekten’ gelen bir kimsenin HDP’yi desteklememesi onun ne kadar çok dogmatik, kısır döngülerle varolduğunu işaret eder – kötü, yanlış bir insan, grup, örgüt olduğunu değil. Bunun tersine HDP’nin bugünkü nesnel koşullar içerisinde desteklemesinin gerekliliği onların her zaman her yerde doğruyu söylediği ve de söyleyeceği ya da öyle bir pratik içerisinde oldukları, olacakları anlamına gelmez. Kendisine ‘ilericiyim’, doğruyu ve halkı seviyorum diyen herkesin tarihsel anın doğruluklarını anlama ve yakalama yükümlülükleri vardır. Tarihsel koşullamalar bizi ne kadar engellese de, zamanın içindeki boşluklar bize bir geri adım atıp daha büyük resmi görme olanağını sunabilir. O olanakları kullanabildiğimiz ölçüde insanlığımızı, doğallığımızı yaşama, farklılıklar yaratma ‘şansına erişebiliriz’.

  • Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü

    Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü

    Seçimlerdeki vaatlerinden birisi olan AB ile ilişkiler konusunda harekete geçen başbakan David Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ile bir görüşme gerçekleştirdi.

    Cameron Avrupa Komisyonu Başkanı İle Görüştü 1

    Avrupa Birliği’nin reforme edilmesi ve Birleşik Krallık-AB ilişkilerini görüşen Cameron halkın mevcut durumdan memnun olmadığını Juncker’a iletti. Görüşmeye ilişkin başbakanlıktan yapılan açıklamada, Juncker ve Cameron’un Buckinghamshire’da bulunan Başbakanlık özel konutu Chequers’da, çalışma yemeğinde bir araya geldiği bildirildi.

    Yapılan açıklamada şunlar belirtildi; “Cameron Juncker’a Birleşik Krallık halkının AB’nin mevcut yapısından memnun olmadığını ve bu yönlü reform ihtiyacı gördüğünü iletti. Cameron ve Juncker, sorunlara çözüm bulunması çerçevesinde uzun bir görüşme gerçekleştirdi. İkili, bu alanda daha fazla müzakere edilmesine, en iyi şekilde ilerleyebilmek için diğer liderlerin de bu müzakerelere dahil edilmesi gerektiğinde hemfikir oldu”

    Başbakanlık açıklamasında, Cameron ile Juncker’in ayrıca Yunanistan’daki ekonomik durum, Ukrayna’daki gelişmeler ve Rusya’ya yönelik yaptırım konularına da değindiğine yer verildi.

    Cameron’ın bu hafta içinde ülkesinin AB üyeliğine ilişkin yapacağı Avrupa turu kapsamında Almanya başbakanı Angela Merkel, Danimarka başbakanı Helle Thorning Schmidt, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Polonya Başbakanı Ewa Kopacz ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile bir araya gelmesi bekleniyor.

    CAMERON’UN GÖÇMENLERLE SAVAŞI BAŞLADI

    Başbakan David Cameron, ülkeye gelen göçmen sayısının kontrol altına alınması ve yıllık 100 binin altına indirilmesi konusunda kararlı olduklarını belirterek, yasa dışı göçmenlerin kökünü kazımayı amaçladıklarını söyledi.

    Cameron, hükümetin yasa dışı göçmenlerle ilgili yeni planları konusunda İçişleri Bakanlığı’nda konuştu. Cameron, Britanya halkının iki hafta önce bir tercihte bulunarak Muhafazakar Parti’yi iktidara taşıdığını ve böylece halkın Muhafazakar Parti’nin göçün kontrol edilmesi yönündeki amacına destek verdiğini belirtti. Bu amacın “ülkenin farklılıklarla ilgili gururuyla çelişmediğini” savunan Cameron, şunları ifade etti:

    “Ancak eğer kontrolsüz bir göç olursa bu kamu hizmetlerine kontrolsüz bir baskı yaratır. Kontrolsüz göç iş piyasasına zarar verir. Kontrolsüz göç çok sayıda kişinin İngiltere’ye yasal şekilde girip yasa dışı kalmaya devam etmesi anlamına gelmektedir. Halk, bu ülkede olmaması gereken ancak kalanlara izin veren bu sistemden bıktı.”

    Geçen beş yıllık görev süreleri boyunca bu sorunu çözmek için çalıştıklarını belirten David Cameron, sahte okulları ve kursları kapattıklarını, işsiz göçmenlerin devlet yardımı almalarına son verdiklerini ve 9 binden fazla yasa dışı göçmenin ehliyetine el koyduklarını kaydetti.

    Avrupa dışından gelen kişilerin ülkedeki sağlık sisteminden artık ücretsiz yararlanamadığını hatırlatan Cameron, “İşçi Partisi döneminde yeni iş fırsatlarının yüzde 90’ının yabancılara verildiği zamanlar olmuş. Bizde ise yeni işler İngilizlere gitti” dedi.

    Başbakan Cameron’ın konuşması öncesi Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) ülkeye göç edenlerin sayısının geçen yıl yüzde 50 arttığını ve 318 bin kişiye ulaştığını açıklamıştı. Yıllık göçü 100 binin altına indirmeyi hedefleyen Cameron, şöyle konuştu:

    “Açıklanan rakamlar amacımızdan ne kadar uzak olduğumuzu göstermektedir. Göçü kontrol edeceğiz. Şimdi hükümette tek başınayız ve daha güçlü olabiliriz. ‘Bir millet’ yaklaşımımız daha katı, adil ve hızlı olacak. Bu, gelecek hafta göç yasa tasarısının Kraliçe’nin konuşmasına eklenmesiyle başlayacak. Bu yasa tasarısı ve başka önlemler üçe ana konuya odaklanacak. Bunlar, yasa dışı göçmenlerin kökünü kazımak ve sınır dışı sürecini hızlandırmak, göç ve iş piyasası kurallarını yeniden düzenleyerek yetkin göçmenlere talebi azaltmak, AB ülkelerinden gelen göçmenler konusunu Avrupa ile yeniden müzakere etmek.”

    Cameron, ülkesinin “dünyadaki en başarılı çok ırklı demokrasilerden biri olduğunu” da söyledi. Cameron, “Bundan gurur duyuyorum ancak bunu korumak için göç kontrol altına alınmalı. Yaklaşımımız daha sert, adil ve hızlı olacak” ifadesini kullandı.

    Britanya’da yürürlüğe girmesi beklenen yeni göç yasasıyla belediyelere yasa dışı göçmenlerin bulunduğu evlerin boşaltılması konusunda yeni yetkiler verilmesi, banka hesaplarının yasa dışı göçmenlerin tespiti için daha yakından takip edilmesi, sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması, sınır dışı edileceklere uydu takip bilekliği takılması ve insan kaynakları şirketlerinin yurt dışında iş ilanı vermeden önce İngiltere’de duyuru yapmaları gibi önlemler getirilmesi bekleniyor.

    7 Mayıs’taki genel seçimle tek başına iktidar olan Muhafazakar Parti’nin lideri David Cameron’ın bugün açıkladığı önerilerin ve gelecek hafta tartışmalara neden olması beklenen yeni göç yasa tasarısının İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in yarın (27 Mayıs) parlamentoda okuyacağı hükümet programında yer alması bekleniyor.

    Birleşik Krallık’ta bulunan yasa dışı göçmen sayısının 400 bin ile 900 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.

  • Sınav stresi çocukları eğitimden soğutuyor

    Sınav stresi çocukları eğitimden soğutuyor

    Britanya’da sınav döneminde sınav stresi ile baş etmek için yardım isteyen çocukların sayısında %200 artış gerçekleşti. Çocuk vakfı NSPCC (National Society for the Prevention of Cruelty to Children) yaptığı açıklamada özellikle eğitim sektöründe yaşanan bu gelişmeden dolayı kaygılı olduğunu dile getirdi. NSPCC tarafından çocukların kendi sorunlarını dile getirmeleri için oluşturulan Childline sitesine bu konuda yapılan başvuru ve taleplerin 2013-2014 yılında 34 bin iken bu sayının şuan üç kat artarak 100 bini geçtiği belirtildi. Childline sitesinde eğitim konusunda sıralanan ders yoğunluğu, öğretmen ile sorunlar, ders çalışma ve sınav stresi gibi kategorilerde en çok ziyaretin sınav bölümüne yapıldığı göründü. İngiltere’de eğitim sisteminin tamamen sınav sonuçlarına endekslenmesi, öğretmen maaşlarının performansa bağlanması bu tur sonuçları kaçınılmaz kıldı.

    Bir çoğumuz belki de böyle raporları duyduğumuzda ‘Ne olacak ki” “Neden stress oluyorlar” gibi yorumlar yapacağız. Çocuklar hepimizden daha enerji dolu ve mutlu bireylerdir, onların bu tür arayışlara girmelerini bir nevi son çare olarak değerlendirmemiz bence daha isabetli olur. Çocuklar anksiyete, stres ve hoşnutsuz olmaları onların hem gelişimini hem de öğretmen ve öğrenci ile olan ilişkilerini etkiler. Kısacası stres olan bir çocuğun sınavlarda başarılı olması bu anlamda daha zor olur.

    Peki çocukları bu kadar stresli duruma getiren etkenler nedir? Bu soruyu cevaplamak için İngiltere’deki eğitim sistemine bakmamız mümkün. Maalesef İngiltere’de eğitim seviyesi ve kalitesi sürekli yapılan sıralamalar ve puanlamalarla ile yapılıyor. Bu nedenden dolayı İngiltere’de okuyan çocuklar dünyadaki bir çok öğrenciye göre daha fazla teste tabii tutuluyorlar. Yaşanan sorunlar hem öğretmen, hem doktor hem de veliler tarafından dile getiriliyor ve değişmesi isteniyor. Fakat belki de son 20 yıldır bu talepler iktidardaki tüm hükümetler tarafından görülmez ve duyumsamazlıktan geliyor. Bir çok hükümet ve eğitim bakanı sınavları ve sınav sonuçlarını kullanarak öğretmenlere daha fazla baskı uygulayıp, okulları kapatıp bir çok öğrenim olanağını yok ediyor. Bir çok müdür kendi üzerinde olan bu baskıyı sırasıyla önce öğretmenlere daha sonra öğrencilere yıkıyor. Belirgin ve önemli olan çocuğun ne öğrendiğinden daha çok aldığı sınav sonucu oluyor.

    Daha yaratıcı ve yüksek kaliteli bir eğitim için daha farklı metotlar kullanılması gerekiyor. Maalesef İngiltere’de eğitim sistemi yaratıcı bir sistemden daha çok defalarca kendi tekrarlayan, sıkıcı bunun yanında veri değerlerine bağlı ‘tatmin edici’ seviyesinin üstüne çıkmayan bir sistem olarak işliyor. Durum böyle olunca her şeyin veriler ve sınav sonuçları ile açıklandığı bir sistemde çocukların zihinsel sorunları olması kaçınılmaz oluyor.

    Sınav sistemi bir çok öğrenciyi eğitimden soğutuyor ve eğitimde ciddi bir daralmayı getiriyor. Sınav stresinden uzak ve yaratıcı kaliteli bir eğitim için hükümetlerin yapması gereken eğitimi daha geniş bir şekilde ele alması olacaktır. Bunun kararları da öğretmen, doktor ve diğer uzmanlara bırakılması büyük önem taşımaktadır. Çocuğun işin merkezinde olduğu, ona mutluluk ve esenlik getirecek bir eğitim sistemi her çocuğun hakkı.

  • SEÇİMLER: TARİHİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMEK SENİN ELİNDE!

    Bazı tarihi olaylar vardır ki yüzlerce yıl hatta binlerce yıla yön verir.

    İşte 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak seçimler de böyle bir arifedir. Kesinlikle klasik bir seçim olmayacak ve sonuçları yeni bir dönemi başlatacak, geleceğimize yön verecektir.

    Bu seçim tıkanan ırkçı, gerici, tekçi, militarist, erkekçi, vahşi kapitalist, işçi düşmanı, doğa talancısı, din kullanıcısı, farklı kimlikler düşmanı, …FAŞİST ZİHNİYET ile eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu, anti Militarist, anti cinsiyetçi, sosyal üretimci, üreten yanlısı, doğa dostu, ahlaklı demokratik dinler, farklı inanç ve kimliklerin destekçisi demokrasi cephesi arasında olacaktır.

    Iyilik ve kötülük, esaret ve özgürlük, karanlık ve aydınlık arasındaki savaşın birinin lehine uzun bir dönem olacağı seçimdir.

    Bu seçim demokratik cephenin kazanması halinde, lokal anlamda Ülkenin eşitliğe ve özgürlüğe dayalı yeni bir sosyal ekonomik kültürel ve siyasal işleyiş ahlak ve hukukun kurulmasına yol açabilme fırsat yaratıyor ve kartopu gibi büyüyecektir.

    Bu seçim aynı zamanda uluslararası alanda, Ortadoğu ve dünya çapında dinsel siyasal kültürel ekonomik ve sosyal bir model olma boyutlarıyla etkileri olacaktır.

    Demokratik cephenin kazanması halinde:

    1- Ülkenin kuruluşundaki tekçilik yerini çoğulculuğa bırakacaktır. Demokratikleşen kimlikler ve İnaçlar oluşacak ve birbirini kabullenmeler olacaktır. Kimlikler ve inançlar demokratik evrensel boyutlara evrilecektir.

    A-Dolayısıyla başta sömürmek amacıyla zehirlenmeye çalışılan Türk kültürü özgür olacak. Türk halkına dayatılmak istenen ırkçı duruş ortadan kalkacak.

    B-Tekçi ulus devlet anlayışıyla zor ve aşağılama ile yokluğa mahkum edilen kimlikler ve inançlar varolabilecekler. Öteki kimlikler kendilerini inkar hatta yaşama dürtüsüyle işbirlikçi ihanetçi ve sırf kendilerini egemen olan topluma kabul ettirebilmek için popülist kimliklere sahiplenme davranış bozukluklarından kurtulmuş olacaklardır.

    2-Demokratik Üretim ve üretim araçları gelişecektir. Özgür kimlik ve inançlarıyla varolabilen insanlar eşit, adil ve sosyal üretimin sağlanmasında vijdan sahibi olacaklar ve eşit, sosyal üretim ve paylaşımın önünü açacaklar. Sosyal devlet, sendikalar, toplumsal hukuk, özgür bilim, ….vb toplumsal esasların önü açılacak.

    3- Demokratik kimlik, inanç ve üretim; faşizm kısırdöngüsüne sahip erkek egemenlikli cinsiyetçiliği doğal olarak ortadan kaldıracak. Demokratik eşit cinsiyetçilik ikame olacaktır. Insanın insandan üstünlüğü olmayacak, yaşamın kaynağı ve emekçisi kadının üstün emeği ortaya çıkacaktır.

    4- Demokratik kimlik, inanç, üretim ve cinsiyetçilikle kendini var edebilen insanoğlu keza üzerinde yaşadığı ve bir ana gibi kendisini besleyen doğayla dengeli bir ilişki kurabilecek. Sağlıklı yaşam için organik tarımcılık ve doğal (güneş, rüzgar,…) enerjiler elde edilecek. Doğanın ve canlıların DNA’sıyla , genetiğiyle oynayan bir üretim biçimi insanın kendisini ve doğayı hasta etmesinden başka bir şey değildir.

    Yukarda saydığım bilimsel diyalektiği savunan tek parti HDP’dir.

    Geriye kalan diğer partiler her ne kadar yukarda saydığım diyalektiğin kısmi parçalarını savunsalar da, genel mantık döngüsünü eksik uyguladıklarından bugün Var olan adaletsiz sistem, ırkçı kimlik, gerici inanç, sabit ideolojilerin,…biricik var edenleri ve sebepleridirler.

    1-Bugün MHP izlediği milliyetçilikle Türk Halkının üstünlüğünü savunarak veya başka kültürlere yokluğu, asimilasyonu dayatarak Türk halkına hangi erdemi kazandırabilir veya faydası olabilir. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük o halkın diğer halklardan üstünlüğünü savunmak veya diğerlerin haklarını gasp etmektir. Bu politikalar o halkın adaletini, özgürlüğünü, ahlakını, üretimini, eşitliğini ve toplumsallığını çürütür.

    2-CHP izlediği tekçi anlayışla gericiliğin ve Irkçılığın besleyeni olageldi. Bilimsel sosyal demokrasi ilkelerinin içeriğini özgürlük, adalet, eşitlik, özgür kimlik ve inançlarla, sosyal devlet anlayışı , kadın erkek eşitliği, demokratik üretim ve doğa dostu politikalarla dolduracağına tekçi kimlik ,sahte laiklik ve demagojilerle adeta çürümeye, gericiliğe kapı açtı, bügün bir çok faşist gerici yapı mevcut ise, bunun doğuranı evrensel ilkeleri izlememesinden dolayı CHP’dir.

    3- AKP’nin son on üç yıl iktidar olmasının temel nedeni toplumu çürüten ulus devlet anlayışıdır. Ulus devlet oluşturma projesiyle çerçeve milliyetçilik , dincilik, militarizm ile ekonomik sosyal kültürel ve siyasal güdük bir toplum yaratıldı. Zor ile iradesiz, düşüncesiz, kendini veya karşındakini inkar eden bir toplum ortaya çıktı.

    AKP’li önderler kendileri de özünde bu politikalardan mağdurdular ancak oportünist taraflarda yer tuttular. Halkın özgürlük, eşitlik, barış, çoğulculuk, …taleplerini kendilerine sermaye edip iktidar oldular.

    Iktidarda kalabilmek için de sorunları çözmek yerine Laik Kemalizm’in yerine dinci Kemalist paralel oluşturma gayretine girdiler ve ülkeyi talan ettiler. Ülkedeki Sosyal siyasal ekonomik ve kültürel değerleri güven ve ahlak erozyonuna uğrattılar. Ülkede Yolsuzluk ve hırsızlık en büyük gündem olmuş durumdadır.

    Dolayısıyla AKP’nin doğuranı tekçi ve ulus devlet anlayışı CHP Ve MHP’dir.

    Onun için bu seçimler faşizm ve faşizm yaratıcılarından kurtuluşun başlangıç günü olacaktır. Yukarda saydığımız partilerin de dönüşümünü tetikleyecektir.

    Halkların hakiki Kardeşliği için,

    Gerçek demokratik inançlar için,

    Özgürlük ve eşitlik için,

    Hak ve adalet için,

    İşçi ve kadın hakları için,

    Çocuk ve Öğrenci hakları için,

    Zindandaki siyasiler için,

    Ülkesinden kopmuş gurbetçi için,

    Sağlığımız ve Organik tarım için,

    Can çekişen doğa için,

    Özgür yaşam için,

    Vicdan için,

    GÜN NAMUS GÜNÜDÜR DIYOR HDP’YE OY VERİYORUZ!

    Irkçılara karşı,

    Rantçılara karşı,

    Sömürgeci ve işbirlikçilere karşı,

    Hain ve ihanetçilere karşı,

    Kendini yok sayanlara karşı,

    Emek düşmanlarına karşı,

    Kimlik ve inançlarımıza düşman olanlara karşı,

    Özgürlüğe ve eşitliğe olanlara karşı,

    Kadına ve işçiye düşman olanlara karşı,

    Canlıya ve doğaya düşman olanlara karşı,

    İKİ ELİMİZ KANDA DA OLSA SANDIĞA KOŞUYOR VE HDP’ye OY VERİYORUZ!