Blog

  • Kraliçe Kuzey İrlanda’da

    Kraliçe 2. Elizabeth, Kuzey İrlanda ziyareti çerçevesinde Belfast’ta bulunan eski Crumlin Road hapishanesini, hapishanenin eski tutukluları olan Kuzey İrlanda yönetiminin yetkilileriyle birlikte gezdi.

    Kuzey İrlanda’ya üç günlük ziyarette bulunan Kraliçe’ye, müzeye dönüştürülen hapishane ziyareti sırasında hapishanenin eski tutukluları olan Kuzey İrlanda yönetiminin Başbakanı Peter Robinson ile İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA’nın eski liderlerinden ve mevcut Kuzey İrlanda yönetimi Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness eşlik etti.

    Crumlin Road hapishanesi, Birleşik Krallık ve İrlanda arasında 1998 yılında imzalanan “Hayırlı Cuma” anlaşmasıyla başlayan barış sürecinden önce ayrılıkçıların tutulduğu hapishane olarak da biliniyor.

    Kraliçe ile IRA’nın eski liderlerinden McGuinness, İngiltere Kraliçesinin tahttaki 60. yılı kutlamaları çerçevesinde 2012 yılında Kuzey İrlanda’ya yaptığı ziyaret sırasında ilk kez el sıkışmıştı. Nisan ayında ise McGuinness, İrlanda Cumhurbaşkanı Michael Higgins’in Londra ziyaretine eşlik etmiş ve Kraliçe’nin resmi konutu Windsor Kalesi’nde verdiği akşam yemeğine katılmıştı.

  • “Bir çiçekle bahar gelmiyor!”

    “Bir çiçekle bahar gelmiyor!”

    Bugün hasta yatağımda geçmişi irdelerken, gözüm TV’ye takıldı. 23 Nisan Egemenlik Çocuk Bayramı’nın gösterilerini veriyordu.

    “Bir çiçekle bahar gelmiyor!”İster istemez çocukluğumu anımsadım. Geçmişim bir film şeridi gibi gözlerimin önünde gelip geçti. O günlerde neşelendiğim anlar olmuştu. Sonraları öğrendim ki, Kürt olduğum halde Türk olarak sevinmişim. Kendini inkar edersen ilerde devletin her kademesine gelebiliyor muşsun. Şimdi bakan, vali ve üst düzey yöneticilerimizin olduğu gibi…

    Ülkemizin Kürt coğrafyasında, çocuk yüzü gördüğümüz pek yok; o saat yetişkin bireyler olup çıkıyorlar. Kimi boya sandığını sırtlıyor, kimi kağıt topluyor, kimi de berber ve kaportacıya çırak oluyor. Nasıl olmasın ki? Baba ya hapiste veya faili meçhul bir şekilde öldürülmüş; belkide gördüğü işkencelerden dolayı üretim dışı kalmış. Ya kafayı yemiş veya evde kötürüm. Evin yükü bu çocuklara binmiş. Bu yüzdendir, yaşları 20 0lmadan 60 görünümde. Yaş 25’e varmadan saçları daha yeni değirmenden çıkmışa benziyor.

    Her 23 Nisan’da Çocuk Bayramı’nı dünyada kutlayan tek ülke Türkiye. Bu yüzden hayli övünürüz. Reklam için dünya çocuklarını ağırlarız. Ama Cumhuriyetin kurulmasında “Vurun Kürd uşağı namus günüdür” diye ön cephelerde çarpışıp şehit olan Kürtlerin torunları kendi ana dilleriyle, özel kıyafetleriyle bu bayramda yer almazlar. Bu çocuklar kendi özel çabalarıyla koro kurup, yurt dışında kendi ana dilleriyle bir gösteri sergiledikleri için; yurda döndüklerinde o körpe halleriyle soruşturmaya uğradılar. Belki de mahkemeleri halen sürüyor.

    Dünya çocukları, kendi dilleriyle ve kendi özel giysileriyle bu bayramı kutlama hakları vardır. Buna Türk hükümeti öncülük eder. Bir tek Kürt çocuklarına yasak.

    Her yıl TV’ler de 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı buruk seyrederim. Yaşıtları bayram sahalarında coşkuyla eğlenirken, yukarda değindiğim çocuklar, bundan mahrumlar ve evdeki aş kazanı kaynasın diye çalışıyorlar.

    Çalışan Kürd çocuklarını ekrana getirmiyorlar. Getirseler bile Kürd çocukları olduklarını belirtmiyorlar. Ama, çalışan Suriye çocuklarını özellikle belirtiyorlar. Sanki bu iç savaşı Türkiye kışkırtmıyor muş gibi; çıkarılmaya çalışılan Türkiye-Suriye savaşına şimdiden kamuoyu oluşturup gerekçe hazırlıyorlar. Suriye’de iç savaş olmasaydı, bu çocuklar ülkelerinde kalacaklardı. Burası doğru. Ama, sınırlarımızı dünyanın anarşist örgütlerine paspas edenler, onlara her türlü silah veren ve barındıran kim? Türkiye devleti olduğu dünyaca bilinmiyor mu?

    Bu 23 Nisan Bayramı’nda iki cephe vardı ülkede: Birinci cephe: Dışardan ülkeye gelen yabancı çocukların ve varsıl Türk ailelerin çocukları şen ve şakraktılar. Dolayasıyla bayramın tadını çıkarıyorlardı. İkinci Cephede ise: Kürd Çocukları , gecekondularda ve varoşlarda yaşayan ailelerin çocukları için de değişen bir şey yoktu. Boyacı boya sandığın başında,, çırak patronundan azar işitmemek için iş yerine koşuyordu. Anlayacağınız, atalarımızın dediği gibi onlar için: Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime” idi.

    İki seneyi aşkındır “Barış görüşmeleri” devam ediyor. Bir arpa boyu yol alınmış değil. Bir oyalama taktiği devam ediyor. Kürt çocukların baba ve annelerinde onbinlere varan sayıda cezaevlerinde. Bir genel afla çıkarılsaydı. Onlarda 23 Nisan’da ebeveynleriyle bayramlaşsalardı olmaz mıydı?

    Törenlerin sonunda, AB devletlerin çocuklarının da içinde olduğu Cudi’ye bir bisiklet turu” düzenlemişlerdi. Barışa katkı sunsun diye.

    Beyler kimseyi kandırmayalım. “Bir çiçekle bahar gelmiyor”.

  • Alevilik Nedir? X

    Alevilik Bir Dindir

    ….

    Eğer Aleviliği tanımlamak gerekirse;

    Alevilik, tarihsel süreç içerisinde çeşitli isimlerle anılan, dini ve felsefi olarak kökleri antikçağa uzanan panteist karakterli bir dindir. Dini ve felsefi olarak  Hint panteizmi ve Yunan felsefesi ile ortak özelliklere sahiptir. Bir  tek koruyucusu olmadığı gibi, bir peygamberi ve kitabı yoktur. Tarihi süreç içerisinde topluma önderlik etmiş dini ve  felsefi olarak mürşitleri, pirleri ve ozanları vardır.

    Aleviliğin Tanrı anlayışı panteistdir.

    Kutsalı Xızır’e Qal -Bozatlı Hızır’dır.

    Orucu üç günlük Xızır orucudur.

    İbadeti; Alevilik’te insana hizmet en büyük ibadet sayılır. Muhabbete dayanır. Toplu olarak Cem yapılır. Ziyaret denen  kutsal mekanlar ve türbeler ziyaret edilir. İbadette katı kurallar, şekil ve zaman yoktur. Herkes kendinden sorumludur, kimse kimsenin inancına veya inanmadığına karışmaz. Önemli olan doğaya ve canlılara karşı saygılı olmaktır.

    Aleviliği tanımladıktan sonra şimdi bazı yazarların üzerinde durduğu ve bir kısım okuyucunun merak ettiğini düşündüğümüz Alevilik ve halife Ali ilişkisine bakalım.

    Alevilik ile Halife Ali arasında bir ilişki var mıdır? Varsa nedir?

    Eldeki belgelere bakıldığına 16.yüzyıla kadar Alevilik’de Ali kültüne rastlanılmamaktadır.  16.yüzyıldan önce Alevi şiirlerinde dini ve felsefi olarak Aleviliğin panteist karakterini işleyen şiirler vardır. 11. yüzyılda yaşayan ve Kürtçe’nin Lur lehçesiyle yazan Baba Tahir Uryan, 13. yüzyılda yaşayan Yunus Emre ve 14. yüzyılda yaşamış Kaygusuz Abdal  ve Nesimi en yetkin eserlerini vermişlerdir.

    ‘’Bir ah çekerim, felek haberdar olur

    Bir ah çekerim, deli gönül del’olur

    Bir ah çekerim, Mansur berdar olur

    Ve bir ah çekerim, Mansur ,, Ene’l Hak’’ olur.’’ Baba Tahir Uryan (Akt.,Bayrak 2011, s.162)

     

    “Ezel benem ahir benem

    Canlara can olan benem

    Azıp yolda kalanlara

    Hazır medet eden benem.’’ Yunus Emre

     

    ‘’Her nere ki baktın ise anda sen Allah’ı gör

    Kançeri kim azmi kılsan semme vechullah’ı gör

    Bu ikilik perdesinden geç hicabı refi kıl

    Gel bu birlik vahdetinden bak bu sırullahı gör’’ Nesimi

     

    ‘’Evvel ü ahir menem                                     

    Gani ve fakir menem                         

    Zakir ü zekur menem                        

    Küfr ü iman bendedür’’ Kaygusuz Abdal

     

    Bilindiği gibi Alevi şiiri Aleviliğin tarihsel gelişiminde dini ve felsefi dünya görüşünü anlatan önemli bir işleve sahiptir. Yukarda verdiğimiz örnekler Aleviliğin panteist karekterini gösteren şiirlerdir.

    16. yüzyılda dönemin iki büyük devleti olan Safeviler ve Osmanlıların müdahalesi sonucu Aleviliğe, Ali kültünün geçtiği görülmektedir.

    1. Safeviler,Aleviliğin panteist karekterine müdahale etmiş, onun yerine  on iki imamacılık dayatılmıştır.

    2. Osmanlılar, Ocak sistemi üzerinden Aleviliğe müdahele etmiş, ocaklara ‘’seyitlik’’ şecereleri verilmiştir.

    Önce Safevilerin müdahalesine bakalım;

    16. yüzyılda Alevi şiirinde Ali kültünün işlendiği görülür. Boratav (1942) o dönemi Alevilerin siyaseten İran Şii hükümdarlarına tabi olmasına bağlar. Bu konunun anlaşılması için açılmasında fayda vardır.

    Yunan felsefesinden etkilenen  panteizm kaynaklı İslam mistisizm yani sufizm 8. yüzyılda İslam dünyasında önce Şiilik içinde yayılır, 12. yüzyılda Gazeli aracılığı ile Sünnilik içinde yer almaya başlar. Mistizmin Şiilik içinde yayılması pek kolay olmamıştır. Dönemin imamı  İmam Caferi Sadık ve ardılları İmam Kazım, İmam Ali Rıza ve İmam Ali Naki mistizmi savunan sufileri sapkın ve düşman ilan etmişlerdir.(Yürükoğlu 2011)

    Gölpınarlı’nın aktardığına göre, İmam Caferi Sadık sufiler için şöyle der;

    ‘’ …Onlar bizim düşmanımızdır; kim onlara meylederse o da onlardandır; onlarla haşredilir. Bir bölük toplum belirir ki onlar, bizi sevdiklerini iddia ederler; fakat sufilere de meyilleri vardır; kendilerini onlara benzetirler; onların anıldıkları gibi anılırlar; onların sözlerini yorumlarlar. Bilin ki onlar, bizden değildirler; biz de onlardan uzağız; onları inkâr eden, reddeden kişiyse Resullah’ın huzurunda, düşmanlarıyla savaşmış gibidir.’’(Akt.,Yürükoğlu 2011,s.99).

    Ancak, İslam dünyasında dönemin sınıf savaşı Sünnilik ve Şiilik arasında yürüdüğü için, ezilen Şiilerin içinde sufilerin taraftar bulmasını imamlar engelleyememiştir. Dolayısıyla1501 yılında Safevi Devleti’nin kurulması”ezilenlerin” iktidarı olarak görülmüş, bu temelde Alevilerin  siyaseten yakınlaşmasına yol açtığı görünmektedir.

    Ancak, inançsal yönde aynı şey söylenemez. İktidarı sağlamlaştıran Safeviler Alevilerin panteist karakterine yönelmişlerdir. 1511 yılında Şah Kulu isyanında Osmanlı katliamından kaçıp Safevi devletine sığınan Aleviler,  İslamın şartlarını yerine getirmedikleri için Şah İsmail tarafından erkekleri kılıçtan geçirilmiştir. (Beşikçi  2005)

    On iki imama bağlı, resmi dini Caferilik olan Sefevilerin müdahalesiyle Ali kültü Alevilikte yer almaya başlar. On İki İmamlar ve Muharrem orucu bu dönemin ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. (Çubukçu 1997)

    Yine de o dönemim şiirlerinde Aleviliğin panteist karakterini işleyen güçlü imgeler vardır. Örnek verecek olursak;

    ‘’ Pir Sultan Abdal’ım ağladı güldü

    Kabe-i Şerif’ten bir nida geldi

    Hakkın emri ile dört kitap geldi

    Okuyan Muhammed yazan Ali’dir’’  Pir Sultan

    Bu dörtlükte her ne kadar ‘’Hakkın emri ile dört kitap geldi’’ dense de, dördüncü mısrada aynı zamanda o kitapları yazanın ve okuyanın  insan olduğunu görüyoruz. Ayrıca İslam dininde halife Ali, peygamberden yüce ve önde değildir. Bu şiirdeki Ali Alevilerin kutsalı Hızırdır.

    DEVAM EDECEK…

  • OYUN VE OYUNCAKLARIN ÇOCUKLARIN GELİŞİMİNDE OYNADIĞI ROL

    Çocukken sizi en çok meşgul eden şeyin ne olduğunu hatırlayın bakalım? En önemli aktiviteniz büyük ihtimalle oyun oynamaktı.

    Neler oynardınız bir hatırlayın bakalım. Köy yerinde büyüdüyseniz, muhtemelen kendi oyuncak bebeğinizi yada arabanızı yapmak oyununuzun bir parçasıydı. Yada dışarda çelik çomak oynamak, ip atlamak, evcilik oynamak vs. gibi oyunlar oynardınız, saatlerce. Günün nasıl geçtiğinin farkında olmazdınız belki. Oyuncak alma imkanınız olmuşsa, size ilk alınan oyuncağı, yada en sevdiğiniz oyuncağı hala dün gibi hatırlarsınız eminim,

    Oyuncaklar ve oyun çocukların yaşamından koparamayacağınız ayrılmaz bir parçasıdır. Çocuklar oyun aracılığı ile kendilerini ifade ederler, oyun aynı zamanda yeni şeyler öğrenmenin eğlenceli yoludur. Bu sebeple oyuncak seçimi, çocukların oyuncağın ve oynadıkları oyunun bütün yönlerinden faydalanmaları için çok önemlidir

    Çocuğuma ne oyuncak alayım diye düşünürken, ilk yapacağınız şey, çocuğunuzun gelişim aşamasını, anlama kapasitesini göz önünde bulundurmak olmalıdır. Çünkü çocuğun oynadığı oyuncaklar ona, yukarıda bahsettiğimiz öğrenme, eğlenme, kendini ifade etme gibi olanakların hepsinden faydalanmasını sağlayan oyuncaklar olmalıdır. Örneğin bu yapılmazsa, çocuğunuzun elektronik bir oyuncağı çekiç yerine kullanma ihtimali çok yüksektir.

    Oyun oynamak, düşünme yeteneğinin gelişimi de dahil olmak üzere çocuğun öğrenmesine yardımcı olan en önemli faktördür. Oyun oynamanın şeklinde ki değişiklikler, birey olarak becerilerinin gelişmesine yardımcı olmakla birlikte çocuğunuzun zihin gelişiminin bir göstergesidir. Oyun aynı zamanda çocuğun öğrendiklerini pratiğe dökmenin de bir yoludur,

    NASIL OYUNCAKLAR SEÇMELİ?

    Çocuklarının zihin gelişimine yardımcı olacak oyuncaklar seçin. Günümüzde bu iş çok kolaylaştırılmıştır bizler için. Oyuncak paketlerinin üzerindeki yaş sınırına çok dikkat edin. Çünkü bu yaş sınırları, çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimi, oyun ihtiyaçları, ilgileri ve güvenliklerine göre belirlenmiştir. Yaş sınırının üzerindeki yada altında ki yaşlara göre oyuncak almamaya dikkat edin.

    Eğer çocuğunuzun gelişim aşamasının üzerinde bir oyuncak seçerseniz, çocuklar oyun oynarken eğlenemezler, çünkü zorlanırlar, yapamadıkları için sinirlenebilirler. Eğer gelişim aşamasının altında oyuncak alırsanız, buda yeterince zorlanmalarına yetmez. Bununla birlikte aynı yaştaki çocukların aynı zihin gelişimine sahiptir diye, yada aynı oyuncaklardan hoşlanırlar diye düşünmeyin.

    Pahalı oyuncaklar en iyisidir diye düşünmeyin. Pahalı oyuncaklar çocuklarınıza yukarıda saydıklarımızdan daha da fazlasını sunmaz. Önemli olan çocuğunuza kattıklarıdır. Bir çocuk için, renkli kalemler ve bir parça kağıt elektronik bir oyundan daha eğlenceli olabilir.

    Çocuğunuzun cinsiyetine göre oyuncak seçimi yapmayın erkek çocukların bebekle oynaması, yada kız çocuklarının araba, silahla oynamasında anormal yada kaygılanacak hiç bir durum yoktur. Çocuğunuzun özgürce oyun oynamasına izin verin ki çocuğunuz öğrenebildiği kadar yeni şeyler öğrensin. Çocuklar oyuncakları büyüklerin mentalitesi ile bu kız oyuncağıdır, bu erkek oyuncağıdır düşünerek seçmezler. Onlar için en önemli olan, oynadıkları oyuncaktan zevk almalarıdır ve eğlenmeleridir. Bütün çocuklar genel olarak, arabaların hareket halinde olmasından, yada bebeklerin yumuşak dokusundan hoşlanırlar, bunlarla oynama sebepleri de onları test etmek içindir. Çocuklarınıza istemedikleri oyuncakları zorla kabul ettirmeniz pek mümkün değildir zaten.

    Yukarıda bahsettiklerimizin hepsinden de önemlisi, çocuğunuzu iyi tanımanızdır. Çocuğunuzu bilmeniz, yakından tanımanız size oyuncak seçiminde yardımcı olacak en önemli faktördür. Çocuğunuzla ne kadar fazla zaman harcar, ne kadar çok oyun oynarsanız, onları tanımanız da o kadar kolay olacaktır. Onlarla oyun oynadığınız süre içerisinde, onların nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını, zihinsel gelişiminin ne aşamada olup olmadığını anlayabilirsiniz, böylelikle oyuncak seçiminiz daha da kolaylaşır. Aynı zamanda, çocukların nelere ilgilerinin olduklarını, nelere daha yetenekli olduklarını da öğrenebilirsiniz. Unutmayın oyun oynarken, çocukların dünyasına girmiş oluyorsunuz. Çocuğunuzun dünyasını ancak oraya girerek ve görerek öğrenebilirsiniz

    Çocukların nelerden hoşlandığını bilmek çok önemlidir. Mesela, bazı çocuklar dinozorları çok severler, bazıları arabaları, bazıları hayvan figürlerini. Daha ileri yaşlarda belki yap boz’lardan (lego) hoşlanırlar. Çocuğum durmadan aynı oyuncakları alıyor diye kaygılanmayın, her oyuncağın çok küçük de olsa çocukları çeken farklı bir detayı yada fonksiyonu vardır . Yine de yeni oyuncaklar da tanıtmaya çalısın.

    Bilgisayar oyunları ve benzeri oyunlar çocukların öğrenmesine ve zihinsel doyumuna yardımcı olur, çünkü genellikle bu oyunlar çocukların oyunu bitirmeleri için stratejiler yaratmasını gerektiren oyunlardır; böylelikle problem çözme, ve yeni stratejiler üretme onların kavrama yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olur. Tabii ki bununla birlikte, bu tür bilgisayar oyunları, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olmazlar.

    Çocuklarınızın yaşları ilerledikçe, başkalarıyla oynama fırsatları verecek oyuncaklar almaya çalısın. Böylelikle çocuklarınızın sosyal yönlerinin gelişmesine yardımcı olursunuz. Çünkü çocuk kardeşleriyle yada arkadaşları ile oynarken, paylaşmayı, sıra ile oynamayı, beklemeyi, başkaları ile iletişime girmeyi, kuralları ve onlara uymayı, kazanmayı ve kaybetmeyi, sevinmeyi, kutlamayı gibi daha sayamayacağım günlük yaşamda ihtiyaçları olacak bir sürü yetenekleri öğrenirler.

    Çocukları fiziksel olarak aktifleştirecek, yine başkaları ile dışarıda, parkta bahçede oynayabilecekleri oyuncaklar yada oyunlar da seçebilirsiniz. Bunlar da yine yukarda saydığımız faydaları sağlayacak, aynı zamanda, sağlıklı fiziksel gelişimlerine destek olacaktır.

    Çocuklarınıza oyuncak alırken bunların hepsini göz önünde bulundurdunuz ve oyuncağı aldınız diyelim. Eve döndüğünüzde, “hadi al oyuncağını git oyna” tavrını sergilemeyin, çünkü bu durum, çocuğunuz tarafından aldığınız oyuncağın çok önemli bir şey olmadığını, sizin için pek bir şey ifade etmediği gibi anlaşılabilir. Dolayısıyla çocuğunuzun oyuncağa karşı ilgi ve heyecanının kırılmasına sebep olur. Aldığınız oyuncağı çocuğunuza sunmayı da oyun haline getirebilirsiniz mesela. Oyuncağı saklayabilir, beraber bulmaya çalışa bilirsiniz mesela. İlk oyununu beraberce oynayın. Böylelikle, ona arkadaş olmuş olursunuz, aynı zamanda da oyuncakla nasıl oynanacağını da öğretmiş olursunuz.

    Çocuğunuza oyuncak alırken onun fikrini mutlaka alın, mümkünse beraber seçin.

    Çocukların yaratıcılıklarını geliştirecek oyuncaklar seçmeye çalısın.

    Son olarak, çocukların oyuncaklarını nerede tuttukları da çok önemlidir. Unutmayın herkes gibi çocuklarında kendilerine göre bir düzen sistemleri vardır kendi odalarında yada evin kendilerine ait bölümlerinde. Onların yerlerine koydukları oyuncakların yerlerini kendinize göre değiştirmemeye dikkat edin. Çünkü bu aynı zamanda onlara bireyselliklerine gösterdiğiniz itinayı sergiler.

    En son olarak sizde onlarla birlikte, çocukluğunuza dönün ve olabildiğince eğlenin.

  • Yarın 1 Mayıs!..

    1 Mayıs’ın biz Türkiyeli ve Kürdistanlılar bakımından yeri, hep özel olmuştur. Başta yaşadığımız Londra kenti olmak üzere Avrupa’nın pek çok kentinde yapılan 1 Mayıs gösterilerine en görsel ve kitlesel katılan güçler, uzun yıllardır Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenler olmaktadır. Hiç kuşkusuz bu, önemli bir övünç kaynağımızdır. Fakat bunda, ülke topraklarındaki devrimci dinamizmin rolü asla inkar edilemez!..

    Ve yarın, 1 Mayıs!.. Yine hepimiz en güzel giysilerimiz, pankart ve bayraklarımız, hazırladığımız görsel şiar ve taleplerimizde sokaklarda olacağız. Bir yandan işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı bayram coşkusu ile kutlayacak, diğer yandan emeğimizle ürettiğimiz, aydınlattığımız dünyanın, küçük bir azınlığın çıkarları için karartılmasına karşı isyana duracağız!..

    Yarın, 1 Mayıs!.. Ülke topraklarında, sermaye ile emek güçlerinin haftalar öncesi başlayan irade savaşının çarpışmasına sahne olacak. Bir hafta öncesinden polis işgali altına alınan, bariyerlerle kapatılan, 40 bini aşkın polisin görevlendirildiği belirtilen Taksim’in özgürleştirilmesi savaşına tanıklık edeceğiz. Ankara Kızılay’ın ve diğer kentlerdeki irade savaşına tanıklık edeceğiz. Bu çarpışma, basit bir alan çarpışması değil. Ezilen, sömürülen, baskı altına alınanların 12 Eylül ile birlikte kötürümleştirilen iradelerinin polis-devlet icazetinden azade hale gelmesi savaşımıdır!.. Bu çarpışma, emek güçlerinin bağımsız iradeleri ile yaşamdaki etkin rollerle var olma savaşımıdır!.. Bu çarpışma, beyinlere kurulmuş hapishaneleri haziran ayaklanması ile parçalayan güçlerle kaybedilmiş hapishaneleri yeniden inşa etmek isteyen sermayenin muharebesidir. Bundandır sermaye iktidarının alan yasakları, Taksim fobisi…

    Yarın, 1 Mayıs!.. Hangi coğrafyada olursa olsun tüm dillerin, tüm mezheplerin, tüm renklerin, tüm cinslerin sınıfsal çıkarlar etrafında birleşeceği gün… Bir yandan sermayenin, bir yandan emek cephesinin kendi mecralarında birleştikleri önemli bir gün!..

    Yarın sermaye, hep birlikte tilki sessizliğinde gelişmeleri, eylemsel gücümüzü, duruşumuzu takip edecek, sözde kutlama mesajları yayınlayarak bizleri ne kadar önemsediklerini söyleyecek. Fakat diğer taraftan kendi iktidarını tehdit edecek tüm politik ve eylemsel duruşları, zor aygıtı devlet ile teslim almaya çalışacak…

    Yarın, emek cephesinin dolaysız üyeleri başta olmak üzere baskı ve sömürüye karşı olan, insanca yaşam mücadelesine taraf olanlar, sermaye karşısındaki duruşları ile gelecek için söz söylemiş olacaklar. 1886’dan 2014’de devam eden 1 Mayıs’ın mücadele ateşini büyütecekler.

    Kesinti politikalarına, hak gasplarına, yeni vergilere, ücretlerin düşürülmesine, uzun çalışma saatlerine, kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ücret uçurumuna, işsizleştirme saldırılarına, yoksullaşmaya, geleceksizliğe, ırkçı ve ayrımcı politikalara karşı yerlisi-göçmeni ile el ele verecek, seslerini, güçlerini birleştirecekler!.. Başta Rojava olmak üzere direnen halkların, işçi ve emekçilerin sesine ses katacak, dayanışmayı büyütecekler!..

    ABD ve Avrupa emperyalistlerinin Doğu Avrupa üzerinden Rus emperyalizmi ile girdiği hegemonya savaşının kızıştığı, giderek Avrupa kıtasını saracak sıcak savaş sinyali verdiği günümüzde 1 Mayıs; biz ezilen ve sömürülenlerin; emperyalist savaşlara, halklar arası boğazlaşmaya “dur!” sinyali verdiğimiz gün olacak!..

    Başta işçi ve emekçi kardeşlerimizin olmak üzere işçi sınıfının, ezilen, sömürülen halkların tüm dostlarının 1 Mayıs mücadele ve dayanışma gününü kutluyor, eşit ve özgür bir dünya temennimi iletiyorum.

    Taksim’in direniş ruhunu Londra sokaklarına taşıma umuduyla…

  • Beşikçi: ‘Kürtlere karşı ilk zehirli gaz kullanan İngilizlerdir’

    Bir dizi panel ve toplantıya katılmak üzere Londra’da bulunan sosyolog İsmail Beşikçi SOAS’ta katıldığı panelde yaptığı konuşmada; ‘Kürtlere karşı Saddam Hüseyin’in 1988’de kullandığı kimyasal saldırıdan bahsedilir, ancak Kürtlere karşı ilk zehirli gazları kullanan İngilizlerdir’ dedi.

    İsmail Beşikçi, Pazartesi günü İngiliz parlamentosunda yaptığı panelden sonra Salı günü de Londra Kürt Enstitüsü ve SOAS Kürt topluluğu tarafından SOAS üniversitesinde organize edilen panelde konuştu. Beşikçi’nin konuşmasından özet başlıklar:

    -‘‘Bilim halen özgür değil. Resmi ideoloji halen eleştirilemez durumda. Bilim halen denetim altında. Her Muhalif yayının altında bir suç arama psikolojisi hakim.’’

    _ ‘‘Türkiye’nin Islam kardeşliği çağrısı tamamen Kürtleri kandırma üzerine kurulu bir teoridir. Kardeşlik söylemlerinin kesinlikle gerçeklikle alakası yoktur.’’

    – ‘‘Kürtler, dünya uluslar ailesinin içine alınmıyor. Kürtlerin konumu Filistinlilere göre çok daha karmaşıktır. Filistinlilerin tek düşmanı Araplar iken Kürtlerin bir çok düşmanı olabilmektedir. Hatta bir çok Arap ulusu Filistinleri koruyabiliyor iken Kürtleri koruyan bir devlet bile yoktur.’’

    -‘‘2012 Londra olimpiyatlarına 210 devlet katıldı ama Kürtler bu “dünya uluslar ailesinin” eşit bir ferdi olmadığı için bu olimpiyatlara katılamadı.’’
    -‘’Bildiğiniz gibi geçen hafta Türkiye’de seçim oldu. Amerika gibi ülkelerde bu tür seçim günlerinde sonuçlar ayni akşam yetkili organlar tarafından açıklanır iken Türkiye hileyle yürüttüğü işler yüzünden sayımları bitiremiyor. Dünyanın bir çok ülkesinde elektronik sayım sistemleri mevcut iken Türkiye’nin hala hileye ihtiyaç duyması anlaşılır değildir.’’

    – “1988 de Saddam Huseyin, Kürtler üzerinde zehirli gaz kullandı”, deniliyor. Halbuki Kürtlere karşı ilk zehirli gazi 1920’lerde İngiliz Dış işleri bakanı, Churchill kullandı.’’

    -‘‘Sorun, Kurdistanın 1920’lerde bölünüp, parçalanma ve bağımsızlık haklarının elinden alınma sorunudur. 1920’lerde Ortadoğu’da bir statü kurulmuş ve bu statü Kürtlere yer vermemektedir. Kürt sorunu azınlık sorunu değildir, Kürt sorunu insan hakları sorunu değildir, Kürt sorunu toprak sorunudur.’’

  • UCFL: ‘Bir toplumu en iyi o toplumun içerisinden çıkmış bireyler temsil eder’

    22 Mayıs 2014’te yapılacak yerel seçimler ve Avrupa Parlamentosu seçimlerine sayılı günler kala seçim çalışmaları da hızlanmaya başladı. Bu yılki seçimlerde Kürt ve Türk meclis üyesi adayların fazlalığı göze çarparken, bunda siyasi çalışma yürüten kurumların etkisinin olduğu görülüyor.

    22 Mayıs’ta yapılacak yerel seçimlerde Haringey, Tottenham, Hackney, İslington ve Enfield bölgelerinde İşçi parti listelerinden belediye meclis üyesi adayları çıkartan UCFL, ileride bu sayının daha da artacağını ve Milletvekilliği düzeyinde çalışma yürüteceklerini belirtiyor. Bu konuda yoğun çalışma yürüten UCFL yöneticileri her toplumun İngiltere siyaseti içerisinde temsil edilmesini çok önemli bulduklarını belirtiyorlar. ‘Her toplumu en iyi o toplum içerisindeki bireyler bilir, sorunlarını, ihtiyaçlarını ve çözüm yollarını en iyi kendileri bilir, Bu yüzden her toplum, yaşadığı ülkenin siyasetinde daha aktif olmalı ’ diyor UCFL yöneticileri. Toplum merkezleri ve Yöre derneklerine de çağrı yapan UCFL yöneticileri, topluma hizmet götürmenin en önemli yollarından birinin de yerel yönetimlerde söz sahibi olmaktan geçtiğini belirterek, bu konuda tüm kurumları birlikte hareket etmeye davet etti.

    Farklı toplumların İngiltere siyaseti içerisinde aktif ve eşit bir şekilde, doğru parti içerisinde temsil edilmesi için yoğun bir çaba ve emek harcayan United Communities for Labour (UCFL) yönetim kurulu üyeleri Deniz Oğuzkanlı, Bektaş Yavuz, Ali Gül Özbek, Nimet Polat, Güner Aydın ve Nurullah Turan (Kawa) Telgraf gazetesine UCFL’in yapısını ve amaçlarını anlattılar.

    ‘Bir toplumu en iyi o toplumun içerisindeki bireyler temsil eder’ düşüncesiyle kurulan ve işleyen UCFL, çatıları altında çalışma yürütecek her toplumu, siyasi alanda temsil etmeyi amaçlıyor. Yönetim kurulunun, şu an sayısı 250 civarında olan delegelerin seçimiyle kongre de belli oluyor, ve tüzüğe göre çalışan bir kurum. Haziran ayında, UCFL adı altında ilk kongreleri gerçekleşecek ve tekrardan 11 kişilik yönetim kurulu belirlenecek.

    UCFL, 2009 senesinde Kurds for Labour olarak, toplum kurumları ile, belediye meclis üyelerinin kurduğu ve İşçi Partisi dahilinde Kürt toplumunu siyasete yönelik çalışmalarına destek sunan bir oluşumdu. Kapsamlı ve dahilci olma amacıyla- United Communities for Labour (İşçi Partisi Birleşik Toplumlar) adını alıp- UCFL, Kurds for Labour’ı çatısı altına alarak yeni formatında çalışmalarına devam ediyor. UCFL’in amacı ‘toplumumuzun demokratik katılım düzeyindeki etkisini arttırmak’ olarak özetleniyor.

    AMAÇLARI

    UCFL’in Kürt, Türk ve o bölge coğrafyasında yaşayan toplumlara bu dönemde çağrıları seçimlerde demokratik haklarından yararlanıp oy kullanmaları; ve politikaya ilgisi olan bireylerin kendileriyle irtibata geçip, seçim kampanyasına katılmaları. Türk, Kürt, Çerkez, Ermeni, Yezidi, Kıbrıs ve başka diğerlerinin, kendilerini içinde görebileceği bir yapı oluşturmayı hedefleyen UCFL, bu yapının İşçi Partisinin merkezi düzeyinde, bu toplumların, etkin söz sahibi olmalarını sağlamak istiyor.

    Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Oğuzkanlı yeni yapılanma ve geçmiş çalışmaları ile ilgili şöyle konuştu: ‘‘Kurds for Labour temsiliyet boyutuyla önemli çalışmalara imza attı. Gerek Haringey, gerek Hackney bölgesinde seçilen meclis üyelerini de bünyesinde barındıran bir kuruluştu. Bir kaç yıl faaliyetleri böyle devam etti.

    ‘‘Daha geniş bir kitleye hitap etmesi için, çok daha açık bir kurum olmak amacıyla kongresi yapıldı, yeni yönetim belirlendi ve hedefler konuldu.’’

    UCFL’in yapısına benzer, İşçi partisi içerisinde Afrikan ve Yahudi grupları gibi kuruluşlar da bulunuyor, fakat UCFL bir millet adını belirlemeyen ve İşçi partisi içerisinde temsiliyet kazanan bir kurum. İşçi Partisi içerisinde temsiliyet kazanılmasının, toplumun siyasi sorunlarının merkezi olarak yansıtabiliyor.

    UCFL siyasi çalışmalara dahil olmak isteyen tüm toplum örgütlerine açık olduklarını ve birlikte çalışma ve faaliyet yürütmeye açık olduklarını belirtiyorlar.

    UCFL’E KATILIM

    UCFL siyaset, ve seçim kampanyaları hakkında deneyim kazanmak isteyen tüm bireylere ve kurumları kendileri ile çalışmaya davet ediyor.

    Her belediye içerisinde komisyon olarak çalışma yürüten UCFL üyeleri Enfield’de aktif olan, Hackney, Haringey İslington, Barnet, Broxbourne, Camden, Croydon ve Waltham Forest’de çalışma komisyonları bulunmakta. Bu dönem seçim süreci olduğu için, bu komisyonlara katılanların pratik olarak deneyim kazanmaları mümkün. Bir sene bölge komisyonlarında çalışma yürüten bireyler genel kurulda yönetim kurulu adayı olma hakkı kazanıyorlar.

    Belediyeye bağlı her seçim bölgesinde bin civarında Kürt ve Türk olduğu bilinen Enfield’de komisyon çalışmaları en yoğun olduğu bölge, fakat diğer bölgeler de aynı yoğunlukta çalışmaların gerçekleşmesi hedefleniyor.

    NEDEN İŞÇİ PARTİSİ

    UCFL İşçi Partisinin, sendikalar tarafından kurulan bir parti olması, tarihsel ilişkileri ve yabancılara yaklaşımları boyutuyla, temsil etmek istedikleri toplumların kendilerini en iyi ifade edebilecekleri ve kabul edilecekleri tek parti olarak görüyorlar.

    Nimet Polat, ‘‘burada yabancıların kendilerini temsil hakkını zorlayabileceği ve dayatabileceği bir kurum olduğu için İşçi partisi,’’ dedi.

    Parti bünyesinde UCFL gibi kurumların çalışma yürütmeleri, merkezi temsiliyeti sağlayabiliyor ve direk olarak söz hakkı veriyor toplum temsilcilerine.

    Belediye encümen düzeyinde artan sayılarla toplumun temsiliyet kazandığını fakat, bu sayıları arttırmak ve milletvekili de çıkarmak bir sonraki hedef olarak belirliyor UCFL.

    DAHA ÇOK ÇALIŞMAMIZ GEREKİYOR

    Oğuzkanlı, temsiliyet ve katılım konusunda şunları ifade etti: ‘‘Büyük bir toplumumuz var ama bu yüksek nüfus oranına rağmen yeterince temsil edilmiyoruz, bu büyük bir eksiklik. Bu bir sene içerisinde Enfield’de bir adayımız oldu, Haringey’de iki yeni adayımız, İslington’da iki yeni adayımız. Bunlar önemli, ama daha fazla adaya ihtiyaç var- ve yeni insanların katılabileceği bir zemin var.’’

    Temsiliyetin artması toplumun istatistiklerde var olmalarını da sağlayacaklar; bu ve benzeri konularda toplum örgütlerinin ve derneklerin yetersiz kalabildiklerini ifade etti UCFL.

    Temsil ettikleri toplumun siyasi bilincinden kaynaklı siyasete daha duyarlı olduklarını gözlemleyen UCFL üyeleri, işlevsel aşamada sistemi yeterince ya da hiç bilmedikleri için bir çok konuda dahil olamadıklarını belirtiyorlar.

    Belediye encümeni seçilenler, yerel belediyenin sorumluluğu altında olan- Kürt ve Türk toplumunun da yoğun olarak karşılaştıkları- ev, güvenlik, anti sosyal davranış, sağlık, eğitim gibi sorunlarla direk destek sunmanın yanı sıra, entegrasyon, kuşak çatışması ve dil sorunu gibi konulara yönelik çalışma yürütebilirler. UCFL bu sorunların en başında temsiliyet sorunu olduğunu ve aktif olarak siyasi katılımın bu sebepten dolayı büyük önem taşıdığını belirttiler.

    Politikaya atılmak isteyen, bu konuda tecrübe edinmek isteyen ve de seçim sürecinde aftif rol almak isteyen UCFL seçim koordinatörü Bektaş Yavuz ile kontağa geçebilirler: email: bektasyavus@aol.com; tel: 07581028484

    BELEDİYE VE BÖLGEYE GÖRE ENCÜMEN ADAYLARI:

    Haringey: Aligül Özbek, St Ann’s Ward; Makbule Güneş, Tottenham Green Ward

    Hackney: Deniz Oğuzkanlı, Lea Bridge Ward

    İslington: Nurullah Turan (Kawa), St Mary’s Ward; Ayşegül Erdoğan, Highbury East Ward

    Enfield: Meryem Doğan, Southbury Ward

    22 MAYIS 2014 YEREL SEÇİMLERİ

    22 Mayıs’ta- ev, eğitim, çevre, sağlık, spor salonları, kütüphaneler, ulaşım ve parklar gibi konularda- belediyede hizmet verecek encümen seçeceksiniz.

    Yerel seçimler dört sene de bir gerçekleşiyor.

    Oylarınızı belediye içerisindeki ‘ward’ denilen, bölgelerdeki encümen sayısına göre kullanacaksınız. Her ward’da adayların sayıları değişebilir, sizin ward’da dört encümen seçilecekse, siz dört farklı adaya oy verebilirsiniz.

    Londra’da Tower Hamlets, Newham, Lewisham ve Hackney belediyelerine bağlıysanız belediye başkanınız için de oy kullanacaksınız. Diğer belediyelerde belediye başkanı encümenler içerisinden seçilir ve halk oylaması olmaz.

    Avrupa Parlamentosu seçimleri

    Belediye encümenleri yanı sıra, 22 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekilleriniz için de oy kullanacaksınız.

    Oy kullanırken partilerin aday listelerine ya da bağımsız adaylara verebilirsiniz.

    İngiltere, AP milletvekili seçimlerinde dokuz bölgeye ayrılıyor, ve her bölgede üç ve on sayı arasında aday seçilir. Londra’nın sekiz AP milletvekili vardır.

    Oy kullanmak için 6 Mayıs’a kadar kayıt yaptırmanız gerekiyor. Kayıt bilgilerini bağlı olduğunuz belediyeden, ya da https://www.gov.uk/register-to-vote adresinden alabilirsiniz.