HDP’yi kapatmak amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı kapatma davası ve milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine ilişkin Demokratik Güç Birlliği Britanya bileşenleri bir basın açıklaması düzenledi.
DGB-Britanya: İnançlıyız, mutlaka kazanacağız!
Kuzey Londra’nın Alevi Federasyonu yerleşkesinde bir araya gelen DGB Britanya bileşenleri halka, Türkiye’de yaşananlara karşı duyarlı olma çağırısı yaparken, HDP’nin kapatılmasına ilişkin atılan adımların ise siyasi bir fiyasko ve “korku” olduğu vurgusu yapıldı.
Yapılan açıklamada; “AKP iktidarı, kendisine bağımlı ve taraflı hale getirdiği yargıyı, siyaseti dizayn etmek için bir sopa olarak kullanmaktadır. HDP, sadece bir parti değil aynı zamanda bir fikirdir. Bu fikir etrafında milyonlarca insan kenetlenmiş durumdadır. Milyonlarca insan siyasi iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Tüm demokrasi güçlerini, toplumsal ve siyasal muhalefeti ve halkımızı bu siyasi darbeye, hukukun ve demokrasinin açıkça tasfiye edilmesine karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. AKP-MHP iktidarı ise demokratik meşruiyetini yitirmiş, zor ve baskı aygıtlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. AKP-MHP iktidarı şunu çok iyi bilmeli ki, ne yaparsa yapsın, asla boyun eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz ve demokratik siyasetten asla taviz vermeyeceğiz, demokratik direnişimizi kararlı bir mücadeleyle sürdüreceğiz.” Ifadelerine de yer verildi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. İddianame Yüksek Mahkeme’ye gönderildi.
Londra’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecrit kitlesel olarak protesto edilirken, bir an önce aile ve avukat görüşmesi gerçekleşmesi çağrısı yapıldı.
Kürt Halk Meclisi’nin çağrısı ile Kürtler ve dostları Wood Green Kütüphanesi önünde bir araya geldi. Sık sık “Biji Serok Apo”, “Kahrolsun faşizm” sloganlarının atıldığı eyleme, Halkların Birleşik Devrim Hareketi ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.
HBDH adına yapılan konuşmada Öcalan’ın. Kürtlerin lideri olduğu hatırlatılarak, “Ezilen ulus ve sınıflar yarattıkları önderliklerine sahip çıkacaktır. Sayın Öcalan’a yönelik kaygılarımız büyüktür. Öcalan onurumuzdur. Hiç bir zulümkarın yaptığı yanına kar kalmaz. Halklar hesabını sorar. Derhal Öcalan üzerindeki tecrit kalkmalı ve görüşme sağlanmalıdır” dedi.
Dünyayı başlarına yıkacağız
Yapılan konuşmalarda Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı Ercan Akbal Halepce Katliamını da anarak, “Halepçe’de, Amed Sur’da, Cizre’de, Şengal’de, Rojava’da katliamları gerçekleştiren zihniyet, Erdoğan diktatörü ve etrafındaki faşistler bilmelidir ki, önderliğimize ilişkin en küçük olumsuz bir haberde Kürt’ler dünyayı yıkacaktır, kimse bizim tavrımızı sınamasın, bir an önce Avukatları İmralı’ya gidip önderliğimizle yüz yüze görüşmelidir, yoksa tüm dünyayı faşist Erdoğan’ın başına yıkacağız bu böyle bilinmelidir.” Dedi.
Önderliksiz bir yaşam düşünülemez
Britanya Kürt Halk Meclisi Eş Başkanı Elif Sarıcan ise İngilizce olarak yaptığı konuşmada, “Kürt halk önderi Sayın Öcalan’dan 324 gündür haber alınamıyor ve sosyal medyada yapılan provokasyonlar Kürt halkının huzurunu bozmaktadır. Önderliksiz bir yaşamı asla düşünmeyen Kürt halkı Sayın Öcalan’dan derhal haber almazsa çok ciddi eylemlilikler içerisine gidecektir, faşist Erdoğan rejimine dünyayı dar edecektir.” İfadelerinede yer verdi.
Birleşik Krallık parlamentosunda yapılan ‘Türkiye’de muhalefete dönük baskı ve tutuklamalar’ konulu oturumda Dışişleri bakanlığı yetkililerine Britanya hükümetinin Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine karşı nasıl bir tutum alacağı soruldu. Oturumda konuşma hakkı alan vekiller Türkiye’nin giderek tek parti, tek din, tek ideoloji devleti haline geldiği ve başta Kürtler olmak üzere tüm muhalif kesimlere karşı baskı ve tutuklamaların çok yüksek düzeylere ulaştığını ifade ettiler.
İşçi Partili Milletvekili Feryal Clark
Oturumda ilk sözü alan İşçi Partili Milletvekili Feryal Clark, Kürt sorunun salonda bulunan tüm milletvekilleri tarafından iyi bilindiğini ve Türkiye’de yaşayan 20 Milyon Kürt vatandaşına yapılan muamele ve baskıları batının yıllardır kaygıyla izlediğini ifade ederek, 2015 seçimlerinden sonra Kürt siyasetçilere yönelik baskı ve tutuklamalara dikkat çekti. HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve çok sayıda milletvekilinin tutuklanmasına dikkat çeken Clark, HDP’li belediyelere ikinci kez kayyumlar atanarak halkın iradesine ipotek konulduğunu belirtti.
Britanya hükümetinin Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri ve baskılardan zaten haberdar olduğunu belirten Clark, esas sorunun hükümetin bu konuda ne yapacağıdır dedi. Yaptığı uzun değerlendirmelerden sonra hükümet sözcüsü bakana, Britanya hükümetinin tüm siyasi tutuklarının serbest bırakılması için nasıl bir yol izleyeceğini sordu.
”Hükümet acilen tüm seçilmiş siyasetçilerin serbest bırakılması için çağrı yapacak mı? Hükümet NATO, ve diğer müttefiklerle ortak çalışarak başkan Erdoğan’ın imzaladığı uluslararası sözleşmelere bağlı kalması için nasıl bir çalışma yürütecek? Sayın bakan Türk mevkidaşına, Kürt halkına dönük yapılan vahşi saldırıların kabul edilemez olduğunu ifade edecek mi?”
Clark konuşmasının devamında şunları belirtti; ”Türkiye tek parti, tek din, tek ideoloji devleti haline geliyor. Erdoğan’ın başkanlıktan düşmemesini garantilemek için yapılan anayasa değişiklikleriyle tüm gücün tamamen tek elde toplandığı tek-adam sistemi yaratıldı. Bu durum hiç kimsenin faydasına değildir. Bizler Türkiye halklarının yanında durmalıyız, gerçek müttefik halkların kendisidir.”
Radikal İslami politikalar dini azınlıklara baskı uyguluyor
DUP milletvekili Jim Shannon
Siyasetçilere dönük insan hakları ihlalleri ve baskıları yanında dini azınlıklara yönelik çok ciddi baskıların olduğunu belirten DUP milletvekili Jim Shannon Türk hükümetinin radikal İslami politikalarından kaynaklı 140 Protestan ailenin yerlerinden edildiğine dair bilgilerin elinde bulunduğu ifade ederek bakanlığın bu konuda bir şeyler yapıp yapmayacağını sordu.
HDP’ye dönük saldırı ve tutuklamalar başta olmak üzere Kürt belediyelere atanan kayyumlara dikkat çeken
İşçi Parti milletvekili Kate Osborne
, ”Erdoğan hükümeti Türkiye’yi daha fazla kutuplaşma, toplumsal kargaşa ve ekonomik istikrarsızlığa doğru sürüklüyor.” dedi.
Kadınların otoriter rejim altında üniformalı görevliler tarafından şiddete maruz kaldığını ve kaçırıldığını belirten Osborne, çok sayıda sivil toplum örgütünün, kadın ve LGBT kurumunun kapatıldığına vurgu yaptı. Emekçi haklarının yok sayıldığı Türkiye ile ticaret antlaşması imzalayan Britanya hükümetini eleştiren Osborne, hükümetin Türk devletinin pratiklerine karşı durması çağrısı yaptı.
Kürt politikacıların tutuklanma gerekçesi DAİŞ’e karşı yaptıkları protestolar
Kürt siyasetçilerin birçoğuna yapılan suçlama ve tutuklamaların DAİŞ’e karşı gerçekleştirilen eylem ve protestolardan kaynaklı olduğuna dikkat çeken Brighton milletvekili Lloyd Russell-Moyle, HDP ve diğer tüm Kürt kurumlarına karşı gerçekleştirerek baskı politikalarına derhal son verilmesi çağrısı yaparak Britanya hükümetini duyarlı olmaya ve Türkiye’ye baskı uygulamaya çağırdı.
Gelen sorulara cevap veren Dışişleri bakanlığı yetkilisi Wendy Morton, öncelikle Erdoğan’ın ‘2021 özgürlük ve ekonomi alanında reform yılı olacağı’ değerlendirmesine atıfta bulunduktan sonra bu açıklamaları memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti. HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması konusunda diğer milletvekilleriyle hem fikir olduğunu ifade eden Morton, Türk devletinin belediyelere kayyım atanma gerekçesinin PKK’ye kaynak aktarma olduğunu belirtti.
Türkiye’nin ne düşündüğü değil, toplumun ne düşündüğü önemli
Lloyd Russell-Moyle
Bakanlık sözcüsü Morton’un PKK’nin Britanya devleti tarafında ‘terör örgütü’ olarak görüldüğü belirlemesine tepki gösteren Lloyd Russell-Moyle Avrupa Adalet divanı ve Belçika yüksek mahkemesinin kararına dikkat çekti.
”PKK konusunda Türkiye’nin ne düşündüğü değil uluslararası toplumun ne düşündüğü önemli.”
Britanya Kürt Halk Meclisi, pandemiden kaynaklı bu yıl Newroz’un kitlesel olarak kutlanmayacağını bunun yerine her yerde yaratıcı yöntemlerle Newroz ateşi yakılarak kutlamalar yapılacağı açıklandı.
Newroz heyecanı başta Kürdistan olmak üzere Kürtlerin yaşadığı tüm bölgeleri sarmış durumda. Ancak her yıl on binlerce kilitle kutlanan Londra ve Britanya Newroz bu yıl ki Pandemi yasaklamalarından dolayı kitlesel gerçekleşmeyecek.
Buna rağmen Newroz geçen yıl halkın Pandemi’yi de dikkate alarak bulundukları her yerde Newroz kutlaması yapılacak. Parklar da, bahçelerde, evler de ve sosyal medya üzeri Newroz etkinlikleri düzenlenecek ve ateşler yakılacak. Özellikle geniş parklar da kutlamalar halay ve müzik eşliğinde gerçekleşebilecek.
Britanya Parlamentosu’ndaher yıl yapılan Newroz resepsiyonu da bu yıl gerçekleşmeyecek.
Britanya Kürt Halk Meclisi bir açıklama yaparak, Covid-19’un yol açtığı felakete dikkat çekti.
Kürtlerin yoğun yaşadığı Britanya’da Covid vakalarının ciddi boyuta ulaştığı ve çok yüksek oranda ölümler gerçekleştiğine dikkat çeken Halk Meclisi, “Dolaysıyla Britanyadaki halkımız da salgından olumsuz etkenmiş ve toplumsal aktivitelerini gerçekleştirememiştir. İçinden geçtiğimiz bu süreçte Kürt halkının yıllardır görkemli kutlamalarla karşıladığı Newroz bayramını, Corona Virüsü salgınından dolayı kitlesel olarak kutlamanın halen çok ciddi riskler taşıdığını bir kez daha belirtmek gereğini duyduk” dedi.
Britanya’da halk inisiyatifli Newroz kutlanacak (4)
Kürt Halkının diriliş bayramı olan Newroz kutlamasına yönelik, hem hükümetin aldığı yasal tedbirleri hem de toplumun sağlığı ve güvenliğine yönelik risk oluşturmamak için 2021 yılı Newroz bayramını kitlesel olarak kutlamayacaklarını belirten Halk Meclisi, ancak Newroz’un her yerde kutlanacağını belirtti.
Halkın uygun tarzda ve yaratıcı yöntemler geliştirerek dirilişin sembolü olan Newroz bayramını kutlayabileceği çağrısında bulunan Halk Meclisi, “Örneğin herbir aile kendi evinin bahçesinde yada evinin yakınındaki bir parkta Newroz ateşi yakarak, müzik, halay, konuşma vb gibi etkin ve coşkulu kutlamalar yaparak, her yeri Newroz alanına çevirebilir. Tabiiki her yıl Britanyada on binleri aşan katılımlarla toplu ve kitlesel olarak kutladığımız Newroz bayramları gibi coşkulu ve görkemli olmayacaktır. Ancak mevcut koşullarda da Newroz ruhu ve duygusunu yaşayarak kutlamalar yapabiliriz” diye kaydetti.
Kürt halkı ve iradesi olan Özgürlük hareketi 40 yılı aşan mücadele tarihi ve öncesinde de, kendisine yönelik en ağır baskı ve engellemelere karşı büyük bedeller vererek mücadele ettiğini ifade eden Halk Meclisi,
“Ancak bu yılki Newroz sürecinde yaşadığımız koşullar tamamen farklıdır ve özellikle Britanyada salgının yaygın olmasından kaynaklı kitlesel Newroz kutlaması organize edemediğimiz için, tüm halkımız bu duruma anlam veriyordur. Bu vesile ile başta Önder Apo’nun tüm zindanlarda ve dağlarda direnen arkadaşların, tüm Kürt halkı ve dostlarımızın Newroz bayramını kutluyoruz. Britanyadaki halkımız ve dostlarımız 2021 Newrozunu koşullar çerçevesinde, tecrite, faşizme, işgale son ve özgürlüğü sağlama zamanı şiyarı ile kutlamaya çağırıyoruz” dedi.
HDP eski Milletvekili Osman Baydemir, Britanya’da 21 Mart’ta yapılacak olan nüfus sayımına tüm Kürdistanlıların katılması çağrısında bulunarak, “Nüfus sayımına katılalım asilimasyona karşı kimliğimizi yansıtalım. Kürdistan nüfusunun tescili demek aynı zamanda çok büyük bir ekonomik, siyasal, sosyal gücün de ifadesi olacaktır” dedi.
Britanya’da sürgünde yaşayan Diyarbakır eski Büyükşehir Belediye Başkanı ve HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, Britanya’da 21 Mart’a kadar yapılacak olan nüfus sayımı’na (CENSUS) ilişkin Kürdistanlılara çağrıda bulundu.
Kürt siyasetçi Osman Baydemir, nüfus sayımında her etnik ve inancın kendi kimliği ile sayıma katılma hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, “Çağrım Britanya’da yaşayan tüm Kürdistanlılara, Alevi, Kakai ve Ezidi canlaradır. Nültfen kayıt işlemi yaparken Kürt kimliğini yazdıralım. Kayıt işlemi yaparken inançsal kimliğimiz neyse onu yazdıralım. Bu bizim temel hakkımızdır” dedi.
Kürt kimliğinin, Kürt Alevi yada Kürt Ezidi kimliğinin tanınması için on binlerce yüzbinlerce insanın hayatını yitirdiğine dikkat çeken Baydemir, milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldığını ve halen de binlerce insan cezaevinde olduğuna dikkat çekti.
Yüz yıldır özellikle Kuzey Kürdistan’da Kürt dilinin büyük bir asimilasyon saldırısı altında olduğunu ifade eden Baydemir, nüfus sayımına katılmanın önemini şöyle ifade etti: “Bundan dolayıdır ki Kürt olup dilini bilmeyen bir nüfus oluştu. Aslında buna bir tepki olarak ta bu çağrıyı yapıyorum. Mutlak suretle o kayıt işlemi sırasında kendi dilimizi kendi inancımızı kendi kimliğimizi kayıt altına almamız gerekiyor. Aynı zamanda Britanya’da beş yüz bini aşkın Kürt nüfusu ve Kürdistanlının bulunduğu tahmin ediliyor. Bu nüfus çok büyük bir ekonomik, siyasal, sosyal gücün de ifadesidir. Ama maalesef bu nüfusun önemli bir kısmı kayıtlar da ya Fars ya Arap yada Türk olarak geçiyor. Bu hakikati yansıtmıyor. Elbetteki bizim bu halklara karşı bir kinimiz bir düşmanlığımız yoktur. Bizim komşu olduğumuz halklardan aynı zamanda kimliğimize dilimize saygı duymaları beklentimiz vardır. Kendimize olan saygımızında gereği olarak kayıtlar da dilimizin inancımızın kimliğimizin olduğu gibi yansıması talebini ortaya koymuş olacağız.”
Britanya’da 21 Mart’a kadar sayım çalışmasında mutlak suretle tüm Kürdistanlıların inancı ne olursa olsun sadece gerçeği kayıtlara geçirmesi gerektiğini vurgulayan Baydemir, “Kürtsek Kürt, Alevi isek Alevi, Kakai isek Kakai Ezidi isek Ezidi Sunni isek Sunni kimliğimizi, hangi inançsal kimliğimiz varsa o kimliğimizi kayıtlara geçirmemiz gerekiyor. Bu öyle bir imkan sağlayacaktır ki Diaspora da olan Britanya’da olan nüfusumuzun varlığı tescil altına alınmış olacak. Bunun anlamı şudur: Daha çok Cemevi’ne kavuşmuş olacağız daha çok Kürt dili ve edebiyatına yönelik yerel yönetimlerin hizmet etmesine vesile olacağız. Belki de Parlamento’da yerel yönetimler de daha çok temsil sahibi olacağız” diye kaydetti. Baydemir, tüm Kürdistanlıların nüfus sayımına denk gelecek olan 21 Mart Newroz bayramını da kutladı.
Her büyük felaket insanlara kimi değerler hatırlatır ve gerçekler gösterir. Halepçe katliamı da Kürt halkına: ‘Özgür olmadığınız sürece katliamlardan kurtulamazsınız’ diyor.
İSKAN AMED
Yaraları olmadı onların kanayacak
Oysaki kanayan bir yara olarak
Asılı kalacak.
İnsanlığın günahkar boynunda Halepçe.
Halepçe katliamının hatırlattıkları
Halepçe ölüm ile anılan bir kent. Her kentin sokaklarında olduğu gibi Halepçe’nin sokaklarında da çocuklar oyunlar oynuyor, insanlar yaşamın akışına karışıyordu. 16 Mart 1988 günü Newroz’a beş gün kala sessiz bir dünyanın içinde ölüler, kansız bir nehir gibi aktı Halepçe’nin bağrında. Halepçe doğanın en güzel deminde Irak ulus-devleti tarafından kansız cesetler nehrine dönüştürüldü.
Halepçe zamanın kendisinden utanacağı bir demdir, Kürtlerin hafızasında, ruhunda ve yüreğinde. Yine de her şeye rağmen Halepçe kentinde kimyasal silahlarla dehşet verici bir soykırıma maruz kalan Kürt halkı öldükçe diriliyor, dirildikçe cellatlarına korku salmaya devam ediyor ve Newroz gibi hayata duruyor.
16 Mart günü, ölüm Hiroşima ve Nagazaki’de olduğu gibi Halepçe’de de kirliydi. Oysaki doğal ölüm, yaşamı temiz kılar, besler ve sürdürürdü. Ama o gün ölüm vakitsiz bir şekilde çırpınan her canlıya apansız dokunuyordu. Ölüm ilk başta elma kokusuyla yayılıyordu. Bir karabasan, bir ahir zaman ve bir kıyamet Halepçe’yi pençesine almıştı. Çiçeklerin kokusuna, kuşların berrak ve tiz ötüşüne, ağaçların her bir yaprağına dokunan ölümdü. Bir kentin insanları, tüm canlılarla birlikte, beyinlerini paraya satan ‘bilim adamları’nın, elma kokusu ile yaptığı kimyasal gazlarla yok ediliyordu.
Sayıları çok az olsa da iyilerini ve dürüstlerini tenzih ederekten. Bilim insanları iktidarın yani parayı ve gücü elinde bulunduran elit bir zümrenin eli kanlı katillerinden başka hiçbir şey değildir. Bilim insanlarının: ‘Toplum adına bilim yapıyoruz’ diye uydurdukları yalan, topluma ve doğaya yoksulluktan, yıkımdan ve felaketten başka da bir şey getirmiyor. Onlar; devletleri, iktidarları ve zenginleri ihya eden canavarlara dönüştüler. Tıp, fizik, kimya, matematik ve birçok dalın maaşlı profesörleri, mühendisleri; devletlerin çıkarları için el üstünde tuttuğu kişiler olmaya devam ediyor. Özünde ise onlar sadece hırsızdırlar. İnsan toplumunun çağlar boyunca oluşturduğu icatları ve birikimleri çalıp, iktidarlara teknoloji diye satan hırsızlar ve tarihin hainleridirler.
Çocuklar ‘Bêhna Sêwa Tê’ diyerek ölmüşlerdi
Kadınlar bebelerini Azrail’in tırpanından göğüslerine bastırarak kurtarmaya, korumaya çalışmıştı. Hangi bilim insanı çocukların yüzlerine bir tebessüm dahi kazandırabilirdi ki? Çocuklar koşarak: ‘Bêhna Sêwa Tê’ diyerek ölmüşlerdi. Son koşulları oldu. Elma kokusu tuzaktı. Katiller, kölelerini yaratmak için ölüm gazına elma tadı verecek kadar ahlaktan ve vicdandan yoksundu.
16 Mart sabahı ölüm de en az Kürtleri sömüren ırkçı devletler kadar vahşi ve acımasızdı. Diktatör Saddam Hüseyin’in faşist Irak ordusu sabah saatlerinde evlerin camları kırılsın diye Halepçe’yi önce savaş uçaklarıyla bombaladı. Camlar kırılsın ki daha çok kadın, yaşlı, çocuk ayırmadan insan öldürsünlerdi. Sonra -kendilerine göre- gavur dedikleri devletlerden aldıkları savaş uçaklarından Halepçe’ye attığı elma kokusu yayan kimyasal bombalar devreye girdi. Halepçe’nin üstüne kara bulutlar gibi kesif bir koku yayıldı. Katliama uğrayanların elma kokusu dediği şeye anlam verecek zamanları olmamıştı. Gazı soluyanların derisi yanmaya başlamış, solunum sistemleri çökmüş, oldukları yerde ölüm, onları karanlığına birer birer almıştı.
Kimisi evinin kapısının eşiğinde, kimisi bahçesinde, kimisi duvar dibinde, kimisi de kurtulurum umuduyla kaçtığı dağlarda ölüme yakalandı. Kokuyu genizlerinde hissedenler birer birer düşüp kaskatı kesilmişti. Hem insanlar, hem çiçekler, hem hayvanlar, hem de her şey o gün Halepçe’de öldürülüyordu. Oysaki ölen insana dair hakikatti.
O gün; eline Kuran-ı Kerim alıp da güruhunu selamlayan Saddam Hüseyin tarafından gelen ölüm esir almıştı Halepçe’de Kürtleri ve yaşamı. O gün insan ırkının en eski kavimlerinden biri olan Kürtler, sömürgeci canilerin en alçakça saldırılarından sadece biriyle yüz yüze kalmıştı. O gün Halepçe toprağı, üstü örtülemeyen açık bir mezarlıktı. Tıpkı Gelîyê Zîlan, Dersim, Amed, Cîzîr, Efrîn, Şengal gibi.
Halepçe katliamının üzerinden 33 yıl geçti. Bu süre içerisinde faşist Saddam rejimi çöktü. Kendisi de ektiğini biçti. Fakat adalet yerini buldu mu? Kurdistan ülkesi, emperyalist devletler tarafından masa başında çizilen haritalarla sözde İslam devletleri olan Türkiye, Irak, Suriye ve İran’a peşkeş çekildi. Bu sözde İslam devletleri Kürtlere acıların ve katliamların her türünü pervasızca yaşattı.
Saddam’ın ibret dolu sonu…
Her büyük felaket insanlara kimi değerler hatırlatır ve gerçekler gösterir. Halepçe katliamı da Kürt halkına: ‘Özgür olmadığınız sürece katliamlardan kurtulamazsınız’ diyor. Halepçe katliamı, Kürt halkının sömürgeci devletlerden koparak dağlarıyla özgürlüğe yürümesine yol açmalıdır. Kürtler, devletlere ve işbirlikçilere değil, öz güçlerine güvenmeli ve statüsüz bir yaşamı ayaklarının altına almalıdır.
Son günlerde PKK’ye silah bırakma çağrısı yapan tipler türedi. Bunu herkesin çok iyi bilmesi ve anlaması gerekir; Kürtler özgür olmadan, Kurdistan tanınmadan, Kürtlerin doğuştan gelen ulusal, insani, siyasal ve kültürel hakları tanınmadan, PKK’nin silah bırakmasını isteyenler, Halepçe katliamını, DAİŞ’in Kobanâ’ye, Şengal’e, Erdoğan ve çetelerinin Efrîn’e, Gerê Spî’ye, Serêkanîyê’ye saldırmasını isteyenlerdir. Bu kişilere sormazlar mı; Dersim, Amed, Agirî, Geliyê Zîlan, Şengal, Rojava ve Halepçe’de Kürtler katledilirken PKK mi vardı?
Gerçi Türk derin devletinin, suretini haktan göstermeye çalışan, kendilerine gazeteci-yazar, solcu, sosyolog diye sıfatlar takan, iblislerini tanıyoruz. PKK’ye silah bırakma çağrısı yapan, özgürlük için savaşmanın ne olduğunu bilmeyen ve anlamayan bu kişilere son bir soru soralım; Türk devleti, 70 yaşını aşan Kürt kadınlarını zindanlara atarken sizler ne hissediyor ve düşünüyorsunuz?
Cevaplarınızın hiçbir bir önemi yok, çünkü gerçekler ayan beyan ortada. Faşist devletlerin zulmü, Kürt halkına mutlak zafer getirecek, zulmün saltanatını yıkacaktır. Halepçe katliamını yapan Saddam Hüseyin’in ibret dolu sonu bu hakikatin en yalın ifadesidir. Ve şunu da kimse unutmasın herkes hakikatinden payını alır.
Mistik ve gizemli bir güç olan PKK gerillaları Kürt halkını dağlarda, ovalarda ve şehirlerde savunacaktır. Kürtlerin özgürlüğü dağlarda ve gerilladadır. Kürtlerin özgürlüğü, sömürgeci devletlerin zayıflamasında ve hatta yerle yeksan olmasındadır.