Blog

  • DGB “Mart ayı, Katlimlar ve Direniş” konulu panel gerçekleştirecek

    DGB “Mart ayı, Katlimlar ve Direniş” konulu panel gerçekleştirecek

    Britanya Demokratik Güç Birliği  tarafından yapılan açıklmada, Mart ayı katliamlarının konu alınacağı bir e-panel  yapılacağı ve canlı olarak yayınlanacağı belirtildi. Açıklamanın tamamı şu şekild:

    “Mart ayı katliamların ve acıların yaşandığı bir ay olmakla beraber, aynı zamanda büyük direnişlerin yaşandığı bir aydır.

    Ezilen halklar, işçi sınıfı ve devrimciler açısından, Mart ayının önemli bir yeri vardır. Katliamların dünü ve bugününü anlamak ve bugünkü sorunlara çözüm bulmak amacıyla, Demokratik Güç Birliği olarak, 14 Mart 2021 Pazar günü, saaat17:00 ‘de “Mart ayı, Katlimlar ve Direniş” konulu bir panel düzenliyoruz. Panele konuşmacı olarak Ayşe Yılmaz, Mustafa Yalçıner, Remzi Kartal ve Oğuzhan Kayserilioğlu katılıyor. 14 Mart 2021 Pazar günü, Britanya saati ile 17:00 ‘de, gerçekleşecek olan paneli, Demokratik Güç Birliği -Britanya ve güç birliğini oluşturan kurumların, facebook sayfalarından izleyebilir, soru ve görüşlerinizle, katkı sunabilirsiniz.
    İlginiz için şimdiden teşekkür ederiz.
    Demokratik Güç Birliği -Britanya”

  • Avrupa’lı kadınların ilham kaynağı: Kürt kadın mücadelesi

    Avrupa’lı kadınların ilham kaynağı: Kürt kadın mücadelesi

    Avrupa’daki kadın hareketleri ve kadın mücadelesine öncülük eden önemli isimler, Rojava’daki Kürt kadın mücadelesi ve Kürt kadınlarının yeni bir yaşamın inşasında aldıkları önemli rolün kendilerine ilham kaynağı olduğunu vurguladılar.

    Britanya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden kadın enternayonaller Kürt kadınlarının 8 Mart gününü ve Türk devletinin baskılarına karşı direnişini selamladı. Mesajlarda Kürt kadın hareketi Rojava devrimine öncülük eden kadınlarla dayanışma vurgusu yapıldı.

    UCL Üniversitesinden Antropolog Camilla Power, Iraklı sanatçı ve Kürt feminist Houzan Mahmoud , Stop the War Koalisyonu kurucularından Lindsey German’ın 8 Mart değerlendirme ve dayanışma mesajları.

    CAMİLLA POWER: JİNELOJİ KADIN GÜCÜNÜN İLİM VE BİLİMİDİR

    Camilla Power
    Camilla Power

    Bir çok kere Jineloji konferanslarında bulunan UCL Üniversitesinden Antropolog Camilla Power, jinelojinin kadınlar için ilim ve bilim olduğunu hatırlattı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, siz defalarca Jineloji konferanslarında bulundunuz, Rojava ve Rojava’daki devrimin öncüleri kadınlar ile ilgili birçok araştırmanız var, sizce Avrupa’daki kadın hareketleri Rojava’da devrime öncülük eden Kürt kadınlarından ilham alıyor mu?

    “Kuzey Suriye ve Rojava’da olduğu gibi kadınların devrime öncülük ettiği herhangi başka bir örnek yer gösteremeyiz, Kürt kadınları öncülüğünde, Asuri, Ermeni, Arab, Suryani, Ezidi kadınlar da devrime öncülük etmektedir.

    Dünyada artık Rojava’daki devrimden haberdar olan birçok insan var, 2014’de Jineloji konferasındayken oradaki atmosfer beni çok etkilemişti kadınlar orada yeni bir yaşamın inşaasını gerçekleştiriyorlardı, Kobane’deki kadın direnişi ve kadınların islamcı faşist ataerkillerden devrimi korumaları, kadın savaşçıların direnci ve azmi, beni çok derinden etkilemişti. Bu hepimiz için, dünyanın her yerindeki kadınlar için bu ilham kaynağı olmuştur kesinlikle bunu belirtmeliyiz. Araştırmalarımda görüyorum ki, kadınlar devrim için daha yoğun mücadele veriyor, 2015 yılında Rojava’daki ziyaretimde ise kadınların bölgede yeni bir politik sistemide yarattıklarını gözlemledim, kadın haklarını koruyorlar ve baskıyı önlerken aynı zamanda savaşıda yönetiyorlardı. Benim en çok ilgilimi çeken konu ise Jineoloji idi, bence jineoloji, Kürt kadınlarının dünya kadınlarına en önemli hediyesidir. Jineloji kadın gücünün bilim ve ilimidir.”

    Kürt kız kardeşlerinize 8 Mart mesajınız nedir?

    “Tüm Kürt kız kardeşlerime, annelere, ablalara teyzelerime, Rojava’nın tüm kadınlarına dayanışmamızı iletiyorum, mücadelenizde yanınızdayız ve başaracağız. Çok zor olduğunu biliyoruz ama siz bizim ilham kaynağımızsınız, sizden öğrenecek çok şeyimiz var, kadınlar sadece çocuk bakıcısı değildir aynı zamanda dünyayı da koruyanlardır, kadın, demokrasi ve ekoloji mükemmel bir üçgendir ve bunu çok iyi biliyoruz. Ben Rojava’dayken Fazıl Yousuf’un, “eğer kadın gelişirse devrimi gerçekleştirir” dediğini hatırlıyorum, Kürt kız kardeşlerimiz devirme öncülük ediyor ve bizlerde onları desteklemeliyiz, yanlarında durmalıyız.”

     

    HOUZAN MAHMOUD: KÜRT KADINLARININ YAŞAMI AVRUPAYA İLHAM KAYNAĞI OLUYOR

     

    Iraklı tanınmış sanatçı, Kürt feminist ve Kürt Kadın Hikayeleri kitabı Editörü Houzan Mahmoud ise Rojava devrimine öncülük eden Kürt kadınlarının Avrupa ve dünyaya ilham kaynağı olduğuna dikkat çekti.

    Kürt kadınlarının devrime öncülük etmesini ve 8 Mart’ın önemini nasıl yorumlayacaksınız?

    8 mart her zaman politik bir gün olmuştur, kadın mücadelesi ve kadın haklarının korunması için bir gündür, aynı zamanda devrimci fikirler barındırmaktadır. Rojava’daki Kürt kadınları defalarca

    Houzan Mahmoud
    Houzan Mahmoud

    devrimci duruş ve mücadelelerini kanıtlamıştır, kadın hakları için savaştıklarını da göstermişlerdir, Onların sayaseninde 8 mart anlam kazanmış ve birçok şey başarılmıştır. Herşeyin elektronikleştiği ve soyutlaştığı, kadın organizasyonlarının sadece capitalist düzenden ekonomik kaynak sağlamak adına sadece toplantılar yapıp devrimci fikirleri barındırmayan populist söylemlerin bulunduğu bu Yeni çağda, Rojava’daki Kürt kadınlarının mücadelesi fikirleri ve duruşu tüm dünyaya örnek olmaktadır. Kadının politik duruşunun önemi Kürt kadınları ile dünayya kanıtlanmıştır, kendi ülkelerini korudular ve islamist faşistlere karşı kendi haklarını kendi özgürlüklerini korumak aynı zamanda kendilerini geliştirerek Kürt ataerkilliğindenden kurtulduklarını tüm dünyaya gösterdiler.

    Kürt Kadın Hikayeleri kitabının editörüsünüz ve bu kitap 20’den fazla Kürt kadının yazılarından oluşuyor, bu kitaba ilişkin detayları sizden öğrenebilirmiyiz?

    Kitap, 25 farklı kadının Kürdistanın farklı parçalarından yazdıkları kendi hikayelerinden oluşuyor, kitap kurmaca değildir gerçek yaşam hikayelerinden derlenmiştir. Kendi mücadelelerini anlatan bir kitaptır, bu hikayeleri topladık ve bir takım oluşturarak düzenledik, Kürt kadınlarını dünyaaya daha iyi tanıtabilme adına, mücadelelerini anlatabilmek ve ataerkil sistemi nasıl yıktıklarını gösterebilmek adına hazırlanmış bir kitaptır. Kadınların Kürtdistan’ın farklı bölgelerinde farklı mücadeleleri söz konusudur, silahlı mücadelede de kadınlar var, tarlada bahçede de kadınlar var, artık politik alandada kadınlar var ve kadın her alanda evlerinde de bir mücadele aslında yürütmektedir, aynı zamanda birer bireyler ve faşizme karşı ayrıca kendi hakları içinde insanca mücadele vermektedirler. Bu kitap da dediğim gibi kurmaca değildir, ve 25 Kürt kadının kendi yazdığı gerçek hayat hikayelerinden oluşmaktadır.

    Son olarak Kürt kadın mücadelesini 8 Mart’da nasıl selamlıyorsunuz

    İçten söylüyorum ki, Kürdistan’ın her bölgesindeki kadınların ve mücadelelerinin yanındayım ve hayranlıkla izliyorum, Rojava’daki kadın devriminden oldukça etkileniyoruz. Bu dünyadaki her kadın şunu görmelidir, bizler kadınlar olarak kendşmize dönmeliyiz, dünya git gide yaşaması daha zor bir yer oluyor ve kadınlar gelecekte daha fazla söz sahibi olacaktır, capitalist düzenin yarattığı açlık ve yoksulluğun önüne kadınlar geçecektir, bir birmizle daha fazla dayanışmalıyız, eşitlik ve özgürlükler için politik çıkarlarımız ve dünyamızı basit bir kumabaraya çevirmeye çalışan kapitalizme karşı kız kardeşler olarak mücadeleye devam etmeliyiz. Kadınlar mücadelede dah da aktif olmalıdır, gelecek kadınlarla gelecek ve kadınlar herzaman daha iyi bir daha huzurlu bir dünya yaratabileceklerini kanıtlamışlardır.

     

    LİNDSEY GERMAN: ROJAVA DEVRİMİNE ÖNCÜLÜK EDEN KADINLARI ÖRNEK ALIYORUZ

     

    Lindsey German
    Lindsey German

    Stop the War Koalisyonu kurucu üyesi Lindsey German ise gazetemize verdiği mesajda, “daha yaşanır bir dünya için Kürt kadınlarının mücadelesine ortak olmalıyız ve daha fazla destek olmalıyız” vurgusu yaptı. German devrimin öncülerini örnek alıyoruz dedi.

    Rojava’da Kürt kadınları devrime öncülük ediyor ve Kürt halk önderi sayın Öcalan’ın cinsiyet eşitliğine dair fikirleri artık Avrupa’da tanınıyor, Avrupa’daki kadın aktivist ve kadın hareketlerinin Kürt kadın özgürlük hareketinden ilham aldığını düşünüyor musunuz?

    Kürt kadınlarının mücadelesi çok büyüktür, Kürt kadınları mücadelenin organizasyonunda ve gelişimde çok ciddi bir tecrübe ile hareket etmektedir, bu olgunluk ve bilinç bir çok insana Avrupa ve dünyada ilham kaynağı olmuştur. İnsanlar artık Kürt kadının rolünü iyi görüyorlar, her türlü devlet baskısı ve yoğun saldırıya rağmen Kürt kadını ilham kaynağı olmayı başarmıştır. Ayrıca, Kürt kadınları sadece birkaç kadının hakları için değil, tüm kadınların mücadelesinde yanlarındadır, dünyanın daha yaşanır bir yer olması için mücadeleye devam etmektedirler.

    8 mart dünya emekçi kadınlar gününde Kürt kız kardeşlerinize mesajınız nedir.

    Rojava ve bölgede Kürt kadınları çok büyük bir rol oynamaktadır, bugün onlara mesajım şu ki; sizinle dayanışma içerisindeyim, yoldaşlarıma, kız kardeşlerime, aarkadaşlarıma özgürlük umuyorum, biliniz ki Britanya’da elimizin ulaştığı heryerde sizin için destek çağırılarına devam edeceğiz.

    Erem Kansoy

  • Buzullar eridiğinde sular ‘Londra’yı yutacak

    Buzullar eridiğinde sular ‘Londra’yı yutacak

    Küresel ısınma artık neredeyse dünyadaki tüm sorunları geride bırakacak düzeyde bir tehdit olarak kabul edilirken, ısınma sonucunda tüm buzulların erimesi durumunda birçok ülke ve kentin yok olacağı tahmin ediliyor.

    National Geographic’te yayınlanan bir videoda, küresel ısınma nedeniyle dünyadaki tüm buzulların erimesi durumunda neler olacağı gösteriliyor.
    Tüm buzulların erimesi halinde mevcut okyanus seviyelerinin 65 metre kadar yükseleceği, yıllık sıcaklık ortalamasının ise 14 dereceden 26 dereceye kadar yükseleceği öngörülüyor. Bu ise dünyanın mevcut coğrafyasının ciddi dönüşümlere maruz kalması demek. Zira okyanus ve deniz kıyılarındaki bazı ülkeler ile dünyanın önde gelen birçok şehri de tümüyle sular altında kalacak.

    BUZULLARIN TÜMÜYLE ERİMESİ 5 BİN YILI ALACAK

    Küresel ısınmaya dair ölçümler 19’uncu yüzyıl sonlarından bu yana yapılıyor ve mevcut sıcaklık değerlendirmeleri bu dönemle karşılaştırılarak yapılıyor. 2020 itibariyle dünyanın 1850-1900 yılları arasındaki sanayileşme öncesine oranla 1,2 derece kadar sıcaklık artışına maruz kaldığı hesaplanıyor.
    Birleşmiş Milletler (BM) tarafından baz alınan araştırmalar, ısınma artışının 2 derecenin üstünde olması halinde buzul erimelerinin hızlanacağını ve birçok iklimsel değişiklikle birlikte birçok ekonomik ve sosyal krizin tetikleneceğini öngörüyor. Zira kimi kıyı kentlerinin sular altında kalması bekleniyor veya kuraklıklar ya da diğer farklı iklimsel olaylar nedeniyle önemli tarımsal alanlar yok olacak. Bu da bir yandan açlık tehlikesini arttırırken, su savaşlarının gündeme gelmesine ve yüz milyonlarca kişinin iklim göçmeni olmasına neden olacak.
    National Geographic’te yapılan çalışma ise, küresel ısınma artışının 12 dereceye ulaştığı ve dünyadaki tüm buzulların istisnasız erimesi ihtimaline dayandırılıyor. Bu sürecin önümüzdeki 5 bin yılda tamamlanacağı öngörülüyor.

    HOLLANDA İLK YOK OLACAK ÜLKE

    Küresel ısınmanın sonucu olarak önümüzdeki bin yıllara kalmadan sular altında kalacak olan ülkeler de dikkat çekiyor. Bunların başında ise 1950’li yıllardan sonra dolgu çalışmalarıyla topraklarının yüzde 40’ının kazanıldığı Hollanda olacak. Zaten bu ülkenin adı deniz seviyesinden aşağıda olması nedeniyle Felemenkçe’de ‘Nederland’ yani ‘alçak’ veya ‘aşağıdaki ülke’.

    BİRÇOK KITADAN BÜYÜK ŞEHİRLER SULAR ALTINDA KALACAK

    Günümüzde büyük çoğunluğu BM üyesi olmak üzere 200’ün üzerinde devletin onlarcası ada ülkesi. Bu ülkelerin bir kısmı dünyadaki tüm buzulların erimesini beklemeden sular altında kalacağı zaten biliniyordu.
    Küresel ısınmanın etkilerinin belki de 5 bin yıl beklenmeden en çok etkileyeceği yerler arasında ise bugün dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerdeki büyük kentler de bulunuyor. Tüm buzulların erimesiyle okyanus seviyelerinin 65 metre kadar yükselmesiyle İngiltere’nin başkenti Londra’nın önemli oranda sular altında kalması işten bile değil. Fransa’nın Marsilya, İtalya’nın zaten önemli oranda deniz içinde olan şehri Venedik veya Danimarka’nın başkenti Kopenhag da buzul erimelerinin kurbanları arasında olacak.
    Karadeniz ve Hazar Denizi’nde su seviyelerinin on kat artacağı öngörülürken, Kuzey ve Orta Amerika’da özellikle Atlantik kıyılarında ciddi değişimler yaşanacak. New York, Miami, Havana veya Cancun gibi şehirler sular altında kalacakların başında geliyorlar.
    Kuzey Amerika’nın Pasifik Okyanusu’na bakan batı yakasında ise benzeri dönüşümler olacak. Örneğin San Francisco’nun büyük oranda sular altında kalmasıyla kenti çevreleyen tepeler küçük takımadalara dönüşecek.
    Güney Amerika’da ise okyanus seviyelerinin yükselmesiyle kıtanın yarısına yakınını oluşturan Amazon havzası ile Atlantik Okyanusu birleşecek ve Asuncion, Buenos Aires veya Montevideo gibi şehirler sular altında kalacaklar.

    ASYA’NIN SUALTI KENTLERİ

    Buzulların erimesinden etkilenecek bir diğer kıta ise Asya, özellikle de kıtanın güney ve güneydoğusu. Topraklarının önemli bir kısmı nehir havzasında olan Bangladeş’in sular altında kalacağı öngörülürken, Hindistan ve Çin kıyılarında su seviyesinin yükselmesi sonucu birçok büyük kent sular altında kalacak. Bunlar arasında Hindistan’ın Calcutta ve Bombay, Çin’in başkenti Pekin ile Şangay şehirleri bulunuyor.
    Kıtanın bir parçası olan Kamboçya’nın ise Asya’dan kopuk bir ada haline gelmesi kaçınılmaz olacak.
    Benzer şekilde Okyanusya’daki su seviyesinin yükselmesiyle Avustralya’nın orta kesimlerine kadar deniz sularının akmasıyla dev bir göl oluşacak. Bu da ülkenin coğrafyasını tümüyle değiştirecek.
    Batı, doğu ve güneyi okyanuslar, kuzeyi ise Akdeniz’le çevrili Afrika kıtasında ise su seviyelerinin yükselmesiyle yutulacak şehirler arasında Mısır’ın başkenti Kahire, Senegal’in başkenti Dakar ve Nijerya’nın en büyük şehri Lagos bulunuyor. Diğer kıtalara oranla su seviyesindeki yükselişten daha az etkileneceği hesaplanan Afrika’da daha çok 12 derecelik sıcaklık artışının etkisi görülecek. Ve bununla Afrika’nın büyük bir kısmının yaşanılmaz hale geleceği ise kesin.

    TATLI SULARIN DURUMU

    Bu senaryo doğrudan Antarktika kıtasıyla da bağlantılı. Son on yıllara kadar yeryüzündeki tüm buzulların yüzde 90’ının, tatlı su kaynaklarının ise yüzde 70’inin bu kıtada olduğu biliniyordu.
    İnsanlık tarihi açısından bakıldığında önümüzdeki 5 bin yılda tamamlanacak olan buzulların tümüyle erimesi süreci çok uzun gelebilir. Ancak dünyanın 4,5 milyar yıl önce oluşumunun başladığı düşünüldüğünde bu süre çok kısa kalıyor. Ayrıca küresel ısınmanın 2 dereceyi aşması halinde zaten birçok felaketlerin bu yüzyıl bitmeden kapıda olduğu bilinen bir diğer gerçek.

  • İngiltere’de ‘Eylül 2020’den bu yana en düşük günlük vaka sayısı

    İngiltere’de ‘Eylül 2020’den bu yana en düşük günlük vaka sayısı

    İngiltere’de son 24 saatte 4 bin 712 yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakasının tespit edilmesiyle “28 Eylül 2020’den bu yana en düşük günlük vaka sayısı” görüldü.

    Sağlık Bakanlığının yayımladığı verilere göre, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 65 artarak 124 bin 566’ya yükseldi.

    Son 24 saatte 4 bin 712 yeni vaka tespit edildi. Bu, “4 bin 44 vakanın saptandığı 28 Eylül 2020’den bu yana görülen en düşük günlük vaka sayısı” oldu. Toplam vaka sayısı da 4 milyon 223 bin 232’ye çıktı.

    Kovid-19 aşısının ilk dozunu yaptıranların sayısı 22 milyon 377 bin 255’e ulaştı, bunlardan 1 milyon 142 bin 643’üne ikinci doz aşı uygulandı.

    Ülkede 10 bin 898 kişinin hastanelerde tedavisi sürüyor, bunlardan 1542’si yoğun bakımda bulunuyor.

  • Londra’dan 8 Mart mesajı: Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’

    Londra’dan 8 Mart mesajı: Kadın kırımına karşı ‘birlikte mücadele’

    Britanya’da Kürt Kadın İnisiyatifi, Alevi örgütleri ve sol, sosyalist kadın örgütleri
    8 Mart dolayısı ile online olarak panel, seminer ve kültür gecesi düzenledi. Kadın örgütleri, 8 Mart’ta “birlikte mücadele” ve ‘kadın kırımına karşı özgür kadın özgür toplumu savunalım” mesajı verdi.

    Britanya Kürt Kadın İnisiyatifi tarafından 8 Mart dolayısıyla hazırlanan 3 günlük program kapsamında online bir panel düzenlendi. Panele HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, Yazar Gönül Kaya ve Kürt Halk Meclisi Eşbaşkanı Elif Sarıcan konuşmacı olarak katıldı. Kürt Özgürlük Mücadelesinde kadın mücadelesinin nasıl büyüyerek geliştiğinin anlatıldığı panelde, Rojava’da kadın devrimi, cinsiyet özgürlükçü sistemin önemi, kadın kırımı ve buna karşı özgür kadın ve özgür toplumun mücadele yöntemleri üzerinde duruldu. Kürt kadın mücadelesinin faşist, diktatoryal ve gerici sistemlerin nasıl korkulu rüyası haline geldiği dile getirilen panelde, Kürt kadın mücadelesinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği özgürlükçü paradigmanın etkisinin altı çizildi.

    Kadın İnisiyatifi pandemiden kaynaklı online olarak bir de Kültür Gecesi düzenledi. Yüzlerce kişinin izleyerek katıldığı Kültür Gecesi’nde, Amel Saeed, Kurda, Suna Alan, Evin Şah, Jola Senaee, Nadia Visser, Paula Darwish, Ruken Yılmaz ve Türkan Şahan sahne aldı. Gecede, dünyanın bir çok ülkesinden Kürt kadınları ile dayanışma içerisinde bulunan kadın örgütü aktivistlerinin mesajları yayınlandı.

    Aralarında Britanya Alevi Federasyonu, Kürt Halk Meclisi, Kürt ve Türk Toplum Merkezi (DAY-MER), Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER), Alevi örgütleri ve yöresel derneklerin bulunduğu Demokratik Güç Birliği’de bir açıklama yaparak 8 Mart’ı kutladı. Açıklamada,
    Kadınların birleşik devrimci mücadelesi, sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın müjdecisi olduğu vurgulanarak, “Kürdistan dağlarının bombalanmasına, belediyelere kayyum atanmasına karşı mücadeleyle taciz ve tecavüze karşı mücadele ortaklaşmalıdır. Kadın kırımına karşı mücadeleyle gerilla kadının bedenine işkence eden vahşete karşı isyan, aynı devrimci şiddette yankısını bulmalıdır” dedi.

    Londra Sosyalist Kadınları Birliği’de (SKB) 8 Mart dolayısıyla online bir müzik dinletisi sundu. SKB, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel ve Şevin Alaca şahsında tüm politik kadın tutsakların öfke, direniş ve isyanınını alanlara taşıyacaklarını vurguladı.

    Britanya Alevi Federasyonu, Cemevi ve Enfield Alevi Kültür Merkezi Kadın Örgütleri’de 8 Mart dolayısıyla online ‘muhabbet’ etkinliği düzenledi. AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağoğlu, Gazeteci Çilem Küçükkeleş ve AAKB Başkanı Zeynep Can Ayaz’ın katıldığı muhabbette, kadın mücadelesi ve birlikte mücadelenin önemine vurgu yapıldı. Panelde, Alevi kadın örgütlülüğü ve güncel durumu da ele alındı.

    İngiltere Halk Cephesi’de 8 Mart’ı kutlayarak, “Özgür kadın, emperyalizme ve faşizme karşı direnme ve savaşma iradesi olan kadındır. Kadınlar olmazsa devrim, devrim olmadan kadın kurtuluşu olmaz. Nihai kurtuluş kapitalist sömürü zincirlerinin kırılmasıdır” dedi.

  • Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    Rojava: Rengi direniş, nefesi özgürlük olan 8 Martlar

    “…İnsan suretindeki her şeyin kurtuluşunu slogan edinmiş olanlar, insan cinsiyetinin bir yarısını ekonomik bağımlılıkla siyasal ve sosyal köleliğe mahkûm edemezler. (…) Emekçi kadınlar, faşizmin sizi erkeğin hizmetçisi ve doğurma makinası derecesine indirgemek istemesi üzerinde kafa yorun. Faşizmin işkenceyle öldürdüğü ya da zindanlarında tutsak ettiği cesur kadınları, kadın savaşçıları unutmayın…”

    Yukarıdaki satırlar kadın mücadelesinin ölümsüz önderlerinden Clara Zetkin’in Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması önerisini yapmadan önce yaptığı konuşmadan alıntıdır. Clara, unutmamayı, sahip çıkmayı ve geleceği örgütlü mücadele ile yeniden yaratmayı öğütlüyordu. Binlerce yıllık kadın kültürünün, direnişin ve örgütlü gücünün bir yansıması olan 8 Mart, o günden sonra farklı coğrafyalarda kadınlar için direnme, unutmama günü olarak var olageldi. 21. yüzyılın özgürlük mücadelesinin temel yapı taşı olan kadın mücadelesinin her coğrafyada farklı bir rengi, biçimi var. Kuzey Doğu Suriye yani tüm dünyada bilinen adıyla Rojava’da 8 Mart’ın rengi direniş ve özgürlük.

    40 yıllık miras

    Mevcut ulus-devlet sisteminin yarattığı baskıyı hegemon güç paylaşım savaşına çeviren ataerkil sistemin oyun tahtasına dönen Suriye’de iç savaş 10 yıldır coğrafyayı esir aldı. Bu esarete karşı örgütlü bir güç olarak ortaya çıkan Rojava, hegemon güçler arasındaki tercih yapmaktan ziyade kendi özgücü ile sistemini oluşturmak için kolları sıvadı. Son 10 yıla direnişi ve oluşturduğu alternatif sistemi ile damgasını vuran Rojava Devrimi’nin arkasında 40 yıla yakın bir direniş ve mücadele kültürü var.

    Şilan Kobane’nin izinden

    Bir adım geriye gidersek aslında Rojava’daki kadınların direniş bilinci 1980’lerde başladı. Rojava’da kadınların 8 Mart için ilk bir araya geldikleri tarih 1987 yılıydı. Qamişlo’da bir evde gizli gizli yapılan buluşmada amaç kadın örgütlenmesinin zeminini daha güçlendirmekti. 2004 yılında Irak’ta bir komplo ile katledilen PYD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Meysa Baqî (Şilan Kobanê), Rojava’da özgürlük bilincini ve 8 Martların öncülüğünü yapan sembol isimlerden oldu.

    İlk 8 Mart şehidi Nazliye Keçel

    Rojava’daki ilk kitlesel 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği 2004 yılında Qamişlo’nun Terteb köyünde yapıldı. İsyan ve özgürlük bilinci ile binlerce kadın ulusal kıyafetleri ile 8 Mart alanında buluştu. Rejim güçlerinin saldırısı sonucu miting erken bitirilmek zorunda kaldı. Çok sayıda kadın tutuklandı ve tutuklanan isimlerden bir tanesi de Nazliye Keçel idi. Rejim güçlerinin saldırısı sonrası gözaltına alınan Nazliye’den bir daha haber alınamadı. 2005’te Rojava’da yaşayan halklardan kadınların bir araya gelmesi ile Yekîtiya Star kadın örgütü kuruldu. 2009’da Rojavalı kadınlar Yekîtiya Star öncülüğünde bu kez Derik’te kitlesel bir 8 Mart etkinliği gerçekleştirdi. Yine rejim saldırdı kadınlar yine direndi.

    Devrimi ilk kucaklayan: Gulê Selmo

    Devrimin adım adım örgütlendiği Kuzey Doğu Suriye’de Yekîtiya Star üyesi Gulê Selmo, Halep’in Şêxmeqsud bölgesinde 13 Mart 2012’de Baas rejim güçleri tarafından katledildi. Cenazesi kitlesel bir törenle kadınların omuzlarında toprağa verilen Gulê, Rojava Kadın Devrimi sürecinin ilk şehidi olarak adlandırıldı. Rojava Devrimi ardından ilan edilen özerklik sistemi ile 8 Mart’ın sahip olduğu önem daha da yoğunluk kazandı. Rojavalı kadınlar adeta her günü 8 Mart’a dönüştürdü. Devrimin ardından kadınlar savunma, toplumsal çalışmalar, kültür, diplomasi ve yönetim alanlarında ilan ettikleri özgün örgütlülükler ile kadın mücadelesinde önemli adımlar attı. Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) ilan edilmesi ile birlikte Ortadoğu’da kadının özgürlük umutları yükselmeye başladı.
    2012: Kadınlar 8 Mart’la devrimi örüyor

    8 Mart, 2012’de Rojava’da devrim ilanının hazırlıkları ile start aldı. Kadınlar 8 Mart’ta direniş ruhu ile toplantılar gerçekleştirdi ve birçok kentte eylemler düzenledi.

    2013: Demokratik özerklik ve özsavunma

    19 Temmuz Devrimi’nin ardından inşa çalışmalarına hız veren kadınlar; Efrîn, Kobanê ve Cizir kantonlarında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için ilk kez yasaksız sokaklara çıktı. 5-8 Mart tarihleri arasında gerçekleşen eylemlerde ön plana çıkan mesajlar, ‘Demokratik özerklik ve özsavunmanın güçlendirilmesiydi.

    2014: Devrimin rengi kadın rengi

    Kürt kadınları 4 yıl boyunca özerklik sistemine kadın eliyle şekil verdiler. 21 Ocak 2014’te Cizir’de demokratik özerklik sistemi ilan edildi, kadınlar üst düzeyde sorumluluk aldılar. Sistemin bütün kurumlarında eşbaşkanlık sistemini hayata geçiren kadınlar, 8 Mart’ta yine sokaklardaydı. Yekîtîya Star öncülüğünde yapılan 8 Mart kutlamalarının mesajı, “Rojava Devrimi’nin Rengi, Kadının Rengidir” oldu.

    2015: Kadınlar sınırda sınırsız özgürlükte buluştu

    Kobane’de YPJ öncülüğünden çetelere karşı verilen mücadele 26 Ocak 2015’te zaferle sonuçlandı. Kobanê direnişinin sembolü olan Arîn Mîrkan’ı unutmayan kadınlar mücadelesine sahip çıkma sözü verdi. Rojavalı kadınlar Cizîrê Kantonu’nda, Qamişlo kentinde, Nusaybin sınırında kutladıkları 8 Mart ile sınırsız özgürlükte buluştu. Kürt, Arap, Asuri ve Süryani kadınları giydikleri ulusal kıyafetleri ile “Kobane düşmedi, kadın mücadelesi sürüyor” mesajı verdi. Rojava’da da kadınlar Efrîn ve Halep’te de bir araya gelerek 8 Mart’ı kutladı.

    2016: Direniş sürüyor

    Rojava’da kadınlar 2005’ten itibaren çatı örgütü olan Yekîtîya Star, 6. kongresini gerçekleştirdi ve daha geniş tabanlı örgütlenme için Kongreya Star adını aldı. Kongreya Star öncülüğünde 2016’da kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşıladı. Minbic, Tabqa’nın özgürleştirme hamlesinin başladığı bu yıl görkemli eylemler gerçekleştirildi. Hesekê, Qamişlo, Amûdê, Til Temir, Dirbêsiyê, Serêkaniyê, Zergan şehirleri ve çevre köylerinden binlerce kadın 8 Mart kutlamalarına katılmak üzere Dirbêsiyê’de Hesekê yolu üzerinde buluştu.

    Tirbespiyê, Girkê Legê ve Dêrik kentlerinden binlerce kadın ise 8 Mart kutlamaları için Kuzey Kürdistan’daki Özyönetim Direnişleri’ni selamlamak için Cizîra Botan’la sınır olan Endîwer’de buluştu.

    Kadınlar, “Kadın özgürlüğü öğür toplum mücadelesinin temelidir” , “Özgür kadınla Demokratik Suriye’ye doğru” mesajını verdi.

    2017: Minbic ve Tabqa’da ilk 8 Mart kutlamaları

    Minbic ve Tabqa’nın IŞİD çetelerinden temizlenmesiyle kara çarşafları yakarak YPJ’lileri zılgıtlarıyla karşılayan kadınlar ilk kez 8 Mart kutlamasını 2017’de gerçekleştirdi. 8 Mart’ın görkemli geçtiği yerlerden biri de Efrîn Kantonu’ydu. Kongreya Star öncülüğünde kadınlar yöresel kıyafetleriyle, “Jin, Jiyan Azadi” sloganlarıyla buluştu. Cizre Kantonu’nda ise kadınlar 8 Mart kutlamaları için Dirbêsiyê’nin Kepez köyünde buluştu. Kadınların 8 Mart mesajı; “Kadın Devrimi, Özgür Toplumu İnşa Ediyor” oldu.

    2018: İşgale karşı kadınlar Efrîn’de buluştu

    Türkiye ve ona bağlı çete gruplarının 20 Ocak’ta Rojava Özerk Kantonu olan Efrîn’e işgal harekatı başlattı. 2018’de kadınların temel gündemi işgal saldırılarına karşı devrimi savunmak oldu. Kuzey Doğu Suriye kentlerinden binlerce kadın ‘Çağın Direnişi’nin verildiği Efrîn’de buluştu. Kent meydanında yapılan 8 Mart mitinginde işgale karşı direnişin sembollerinden Avesta Xabur ve Barin Kobanê’nin şahsında YPJ’lilerin direnişi selamlandı.
    Yine Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kentinde kadınlar 8 Mart’ta alanlara çıkarak işgalcileri lanetledi. İlk kez 8 Mart etkinliğinin gerçekleştiği yer ise Reqa oldu. Özgürleştirilmesinin ardından ilk 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü karşılayan kentteki kadınlar, “Efrîn’in savunulması kadın devriminin savunulmasıdır” mesajı ile sokaklara indi.

    2019: Tecridi kıralım özgür yaşayalım

    Kongreya Star öncülüğünde 2019’da kadınlar Türkiye’nin saldırılarını kınadı ve “Tecridi kıralım Rêber Apo ile özgür yaşayalım” mesajı ile 8 Mart etkinlikleri düzenledi. Başta Qamişlo ve Reqa olmak üzere Kuzey Doğu Suriye’nin bütün kentlerinde kadınlar miting ve etkinliklerde buluştu. Görkemli etkinliklere sahne olan Kuzey Doğu Suriye’nin birçok kenti kadın rengine boyandı.

    Efrîn işgali ardından Şehba’da direnişini sürdüren Efrînli kadınlar da göçmen kamplarında bir araya gelerek işgale karşı 8 Mart’da direnişi bir kez daha haykırdı.

    2020: Mücadelemiz özgürlük, direnişimiz zafer

    Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çerkes ve Türkmen tüm kadınların ortak özgürlük çabası Rojava devriminde hayat buldu. Ve Kuzey Doğu Suriye’de kadınların bu yılda gündemi özgürlük ve direniş.

    Kongreya Star Rojava Koordinasyonu öncülüğünde Süryani Kadın Birliği, Sara Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Örgütü, Suriye Kadın Meclisi, Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi, Cizre Bölgesi Kadın Komitesi, Kevana Zêrîn Kadın Kültür Sanat Hareketi ile birlikte Arap kadınlar ve birçok kadın örgütünden temsilci, “Mücadelemiz Özgürlük, Direnişimiz Zaferdir” sloganı ile yola çıktı.

    Bu yıl 8 Mart eylemlerinde; Türkiye ve ona bağlı çetelerin işgal saldırılarında yaşamını yitiren Hevrîn Xelef , Yade Aqîde ve Amara Renas şahsından Rojava Devrimi’ni hedef alan saldırılara karşı direniş mesajları ön planda.

    Ve son söz Hevrîn’in…

    Ve son söz; Rojava Kadın Devrimi’ni binlerce kadın adım adım ördü. Kadın hareketi için büyük bir miras bedellerle var edildi. Clara ile başladık, Rojava Devrimi’nin düşünsel ve pratik emekçisi olan ve 12 Ekim’de Türkiye ve ona bağlı çeteler tarafından katledilen Hevrîn Xelef’in Rakka’nın özgürleştirilmesinin ardından kentte yapılan ilk 8 Mart kutlamasında yaptığı konuşma ile bitirelim.

    Şöyle diyordu Hevrîn: “DAİŞ’in karanlığını parçalayan kadınlar bugün burada ilk kez 8 Mart’ta buluştuk. Daha yürüyecek çok yolumuz var. Emekle, sabırla, inatla.(…) Sakine’lerin, Şilan’ların, Slava’ların, Arin’lerin, Destan’ların bu topraklar için ödediği bedelleri unutmadık unutmayacağız. Onlar bize özgürlüğün ve direnişin ne olduğunu gösterdi. Bu yoldan bir milim dahi şaşmadık şaşmayacağız…”

  • Çözüm sürecini kim bitirdi?

    Çözüm sürecini kim bitirdi?

    ‘Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti.’

    Artı TV’de yayımlanan Odak programında, çözüm süreci tartışmaları ve HDP’ye baskılar mercek altına alındı. Ezo Özer’in sunduğu programın konuğu Oslo görüşmeleri katılımcısı, 19. dönem DEP Milletvekili ve KNK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar oldu.

    Türkiye’deki barış görüşmelerinin neden başarıya ulaşamadığını değerlendiren Aydar, “Herkes kendi penceresinden bakıyor. Bizim penceremizden baktığımızda son 15 yıllık süreçte bütün yapılan girişimleri yakından bilen biri olarak söylüyorum; Eğer bu süre içerisinde başarıya ulaşmamış ise Türkiye devletinin çözüme yaklaşımı aslında çözümü istememesidir” dedi.

    Bu sorunun anadilde eğitim, Kürtlerin kendisini yönetmesi, bir irade olarak kabul görmeleri ve bunun anayasal statü çerçeve içerisine oturtulması gerektiğini söyleyen Aydar, “Türkiye devletinin bu konudaki yaklaşımı, sorunu hareketin elindeki silah olarak görüyor. Silahları alabilirse ‘sorunda yoktur’ diye bakıyor” ifadelerini kullandı.

    Devletin görüşmelerde herhangi bir projesinin olmadığını söyleyen Aydar, devletin kendi içerisinde net olmamasından kaynaklı görüşmelerin tıkandığını söyledi. Zaman kazanmak veya kimseyi kandırmak gibi niyetlerinin olmadığını söyleyen Aydar, o dönemde aracılarında olduğunu, üçüncü taraf ve gözlemcilerin yer aldığını belirterek, “Biz barış arayışındaydık ama çözüme yanaşmayan karşımızdaki hükümetti” dedi.

    ‘MUTABAKATA UYULSAYDI BU KADAR ÖLÜM OLMAYACAKTI’

    Dolmabahçe mutabakatına uyulmuş olsaydı bugün bu kadar ölüm ve yıkımın olmayacağını söyleyen Aydar, “Süreç yürüdüğünde insanların yüzü gülüyordu, yakma yıkma yoktu, işkence yoktu, insanlar ölmüyordu, Türkiye dış politikada rahattı, ekonomi iyi seyrediyordu. Ama şuandaki izolasyona bakın, duruma bakın, yaşanan ölümlere bakın” dedi.

    Türkiye’nin özgürlükler bakımından 146. sırada olduğunu söyleyen Aydar, Türkiye’nin üçüncü sınıf bir ülke dahi olmadığını söyleyerek bu sorunun çözülmemesi durumunda daha da kötüye gideceğini söyledi.

    ‘BUNLARDAN ÇÖZÜM BEKLEMEK AKILLICA OLMAZ’

    Gare harekatını ‘Hezimet’ olarak değerlendiren Aydar, “Yeni bir çözüm sürecini bunlardan beklemek akıllıca bir şey olmaz. Herkes bir araya gelip bunları götürmeli. Gidecekleri için de bu kadar saldırgan oluyorlar zaten. Bunların ne İnsan Hakları Eylem Planı’na ne de başka bir söylemine inanmamalı, inanmıyorda zaten kimse” dedi.