Kürt halkı ve mücadelesinin 40 yıllık dostu Estella Schmid 80. Doğum gününü kutladı. Schimid’in dava arkadaşları kendisine özel hazırladığı kitapçık ve dünyanın birçok yerinden gönderilen mesajlarla O’nu yalnız bırakmadı.
Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ile geçmişte defalarca çeşitli görüşmeler gerçekleştiren, başta kadın devrimi ve demokratik konfederalizmin iyi anlaşılması için büyük mücadeleler veren Estella Schmid ayrıca, Peace in Kurdistan, EUTCC, CAMPACC, Freedom for Öcalan Campaign gibi Avrupa genelinde Öcalan’ın özgürlüğü ve Kürt halkının hakları için siyasi ve sosyal çalışmalar yürüten birçok kurum ve kampanyanın öncü isimlerindendir.
YPG Basın üyesi Şehid Firaz Dağ – Mehmet Aksoy ile yoldaş ve yakın arkadaş olan Estella Schimid’de Aksoy ile ayni gün doğum günlerini, Aksoy’u mezarı başında Schmid’i ise evinin önünde ziyaret etti.
Estella Schmid’in 80. Doğum günü ve 4o yılı aşkın yoldaşlığını selamlamak adına kendisine özel olarak dostlarının hazırladığı kitap ulaştırıldı, kitapta PKK Yürütme Komitesi Üyesi Cemil Bayık, KONGRA-GEL Co-Chairman Remzi Kartal, Kurdistan Women’s Community (KJK) Coordinasyonu adına, KONGRA STAR, EUTCC Genel kurulu adına Kariane Westrheim ve Michael Gunter, Ferda Çetin, Asrın Hukuk Bürosu adına İbrahim Bilmez, Salih Muslim, Adem Uzun, Diene Nilüfer, Britanya Kürt Halk Meclisi adına Ercan Akbal, Halkevi Toplum Merkezi adına Yaşar İsmailoğlu ve UNITE sendikasından Simon Dubbins birer mesaj yayınladı.
Gazetemiz aracılığıyla Schmid yoldaşlarına ve dostalarına teşekkür ederek yoldaşı ve yakın arkadaşı Mehmet Aksoy’uda sevgiyle andı. Schmid, “bir ömürlük bu mücadelede hiö yorulmadan bizlerle beraber koşan ve beni unutmayan arkaşlarıma yoldaşlarıma çok teşekkür ediyorum, ne kadar şanlısyım ki Mehmet gibi yaşamını mücadeleye adamış bir emekçi şehid arkadaşımla ayni gün doğdum, Mehmet’in mücadelesini gelecek nesillere aktarmayı ve Kürt halk önderi Sayın Öcalan’ın fikirlerinin yayılması ayrıca derhal fiziki özgürlüğününde sağlanması için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
Estella Schmid
Estella Schmid
Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı
Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı
Kürt dostu Estella Schmid 80’inci yaşında unutulmadı
“Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi.”
Ayşe Gökkan
Demokratik özerklik; sorumlulukların yerel dinamiklerle ve toplumun yarısı olan kadınla paylaşılmasını inşa eden ruhlu, canlı bir yaşam sistemidir. Ulus devletin güven yitirdiği bir dönemde bin yılları alan bir sürede inşa olmuş mevcut devlet sistemini kurumsal olarak reddetmeden, toplumları birbirine kırdırtmadan, yaşamı birlikte ören kadınların sistemi olarak ele alınmalıdır demokratik özerklik. Bu anlamda sadece bir yönetim modeli değil, tekçi-kutuplaştırıcı homojen ulus anlayışının yerine, devletten bağımsız olarak tanımlanan demokratik ulusun inşasıdır. “Daha az devlet, daha çok toplum” ilkesiyle hareket eden, demokratik ulus birlikteliğini ve demokratik konfederal sistemi esas alan, doğayı talan etmeyen, kendini en yerelden ören canlı bir yaşam biçimidir. Kadınların komşusuyla ve komşunun komşusuyla nasıl yaşayacağına, toplumların özgür iradeleriyle karar verdiği komünal bir sistemdir. Bu komşuluk sadece ev komşuluğu ve mahalle komşuluğu değildir. Ayrıca halkların, inançların, kültürlerin, toplulukların komşulukları, nasıl bir birliktelikle yaşayacaklarına ortak karar verme sistemidir. Bu sistem, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir inşada kadının kendi söz ve kararlarını halkların ve inançların yarısı olarak almasını yani bağımsız özgün kadın örgütlenmesini toplumsal sözleşmeyle teyit eden bir sistem olarak ana hatlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu sistemin ihtiyaç boyutları da kadının bağımsız örgütlenmesi, ekonomi, siyasi, sosyal, diplomasi, hukuk, insan hakları, ekoloji, medya, halklar ve inançlar, dil ve eğitim, kültür, yerel yönetimler, şiddetle mücadele ve özsavunma olarak şekillenmiştir.
İlk ve son sömürge olmaktan ancak örgütlenerek kurtulabiliriz
Ulus devletin güvensizleşmesi, paydaş değil yandaş olma sistemi olarak yasallaşması, ciddi bir yıkım haline gelmiştir. Bu yıkımlar karşısında kadınların ve halkların çözümü olarak demokratik özerklik şekillenmektedir. Nitekim; Kürdistan’da Bakur ve Rojava kadın devrimi ile birlikte, dünya savaşlarında milyonlarca insanı devlet adına katleden, ölümlere, katliamlara kahramanlık ödülleri veren yönetimler tartışılmaya başlandı. Bu kadın devrimi, kadına biçilen misyonun, ulus devlete sürekli evlat yetiştiren ve nüfusu arttırarak güç kazandıran nüfus fabrikası olmadığını da gösterdi. Ayrıca ilk ve son sömürge olmaktan kurtulmanın ancak mücadele ederek ve örgütlenerek ortaya çıkaracağını da gösterdi.
Demokratik özerklik özsavunmayı sadece güvenlik boyutuyla ele alm
Özgür yaşam için sistem önermesi: Demokratik özerklik -FORUM-
az
Demokratik özerklik; Türk devleti döveceğine, Kürt devleti dövsün hukukunu inşa eden bir sistem değildir. Ya da beni üvey babam döveceğine, öz babam dövsün sistemi değildir. Sokaktaki erkek döveceğine evdeki erkek dövsün de değildir. Demokratik özerklik, yerellerin devlet yetkilerini devralma inşası da değildir. Yine demokratik özerklik kadının erkek egemen zihniyetinin yetkilerini devralma inşası da değildir. Aslında demokratik özerklik; kadın konfederal sisteminde, öncelikle kadının kendini, komün ve meclisler üzerinden örgütlemesinin ifadesidir (eş-sözcülük, eş-başkanlık, özgür-eş yaşam, eş-temsiliyet). Demokratik özerklik; kadın özsavunmasını da, dar anlamıyla sadece güvenlik boyutuyla ele almaz. Demokratik toplumun her alanda örgütlenmesini, kurumsallaşmasını kendi yaşam hakkı başta olmak üzere, değerlerine dayatılan imha ve inkâra karşı öz sistemine kavuşmasını ifade eder. Tüm boyutlarda örgütlenerek, taciz ve tecavüzden kendini kapsamlı olarak korumasını ifade eder. Demokratik özerklik aynı zamanda, kadının öz savunmasını, utanması gerekenlerin yerine utanmaması ve korkması gerekenlerin yerine korkmaması, teşhir etmesi, direnmeyi örgütleyip aralıksız mücadele etmesi olarak da tanımlar.
Ulus üstü yapılanmayı ifade eder
Ortak yaşamda demokratik özerklik, halkların kendi demokrasisini ve kendi toplumsal sistemini kurmasıdır. Var olan ulus devlet sistemini, halkın demokratik özyönetim sistemine duyarlı hale getirme mücadelesidir. Demokratik ulus anlayışını esas alır, herhangi bir ulusu esas almaz, ulus üstü yapılanmayı ifade eder. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve mezhepsel, etnik, kadın özgürlüğüne dayalı, ekolojik, komünal alandaki örgütlenmelerinin birliğidir. Örgütlenmiş toplumun kendi kendini yönetme organizasyonudur.
Görev ahlaki politik toplumu inşa etmektir
Tüm bunları yapabilmek için öncelikle entellektüel olma görevlerini yerine getirmek gerekiyor. Görev; hatıra bilimi yapmak değil, ahlaki politik toplumu inşa etmektir. Hem araştırmacı olmak hem de direnişçi olabilmektir. 1’nci doğa ve 2’nci doğa olarak ele alınan her iki alanın sosyal bilimlerle bağını kurarak hakikate yaklaşmaktır. Özne-nesne, biz-öteki, beden-ruh, ölü-canlı ikileminden kurtulmuş ahlaki politik toplum bağını kurmaktır. 5N1K (ne, ne zaman, nasıl, nerede, neden, kim) sorularının erkek egemen devlet aktörleriyle kurgulandığı haberler gibi, bilgi hakikatine ulaşmaya çalışırken önümüze konan kavram ve kuramlar da kurgulanmaktadır. Bu kurgularla krizli ortamlarda herkes kendine göre bir hakikat yolu açma eksiğine girebilir. Güncel sürece baktığımızda DAİŞ’in bu dönemde etkisi azalan ulus devletin etkisini arttıran aktöre dönüşmesi tesadüf değildir. Yine AKP döneminde kadın mücadelesi görünürlüğünü arttırıp alternatif olunca, kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artış göstermesi de tesadüf değildir. DAİŞ’e karşı kadın direnişi ve DAİŞ’in saldırı merkezinin Kürdistan ve Ortadoğu olması da bir tesadüf değildir. Kadınların ve karma toplum dinamiklerin taleplerinin netleşmesine karşı hamle olarak bu talepleri ve mücadeleyi manipüle etme, muğlâklaştırma yöntemleri geliştirilmektedir. Bugün entelektüel olma görevlerinin başında bu manipülasyonu görmek, muğlâklaştırılan alanları netleştirmek ve direnişi güçlendirmek geliyor.
YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy, doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.
“Kapitalizme teslim olmayın, Maddiyata, çirkin ilişkilere, sevgisizliğe, saygısızlığa, yozluğa, eşitsizliğe teslim olmayın” diyen ve YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy (Firaz Dağ), doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.
YPG basın biriminde iken Rakka’da IŞİD çeteleri tarafından katledilen Mehmed Aksoy’u kimi devrimci, kimi sinemacı yönetmen, kimi yazarlığı ile kimi dostluğu, arkadaşlığı, kimi eşitsizliğe karşı bir militan yada karizmatik bir diplomat kimi de sadeliğin önderi olarak tanımlar. Aslen Malatya’nın Kürecik ilçesinden Kürt ve Alevi bir aile olan Aksoy ailesi politik ve ekonomik nedenlerle 80’li yıllarda önce İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Ailenin ilk çocuğu olan Mehmet Aksoy, 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Sosyalist ve devrimci bir aile ortamında dünyaya gelen Mehmet Aksoy’un ailesi bir kaç yıl sonra da bu kez de İngiltere’ye göç etmek zorunda kalır.
Kapitalizmin başkentlerinden Londra’da büyüyen Mehmet Aksoy, burada tıpkı kendi cümlesi ile ‘Kapitalizme teslim olmadan’ hem sosyalist mücadele hem de Kürt Özgürlük Hareketinin yılmaz bir savunucusu olur. İdeallerine ve düşüncelerine uygun bir şekilde yaşayan Mehmet’in en önemli özelliği ise eylemler de bir önder, günlük hayatta bir emekçi işçi, mütevazi ve sadeliği ile onu tanıyan tanışan her insanda farklı bir etki bırakması olur.
Aksoy’un Karl Marx’ın bulunduğu Londra Hıghgate Mezarlığı’ndaki mezarının ziyaretçileri ise hep var. Aradan 4 yıla yakın bir zaman geçse de Mehmet her fırsatta ‘hakkı verilmiş bir yaşam’ denilerek anılıyor ve mekanı çiçeklerle süsleniyor.
Londra’nın bağrından çıkan ve Rakka’da ölümsüzlüğe yürüyen ‘Bizim Memocan’, ‘Bizim Memed’in doğum günü vesilesi ile yaşama bakışını anlatan bir kaç sözü ise şöyle:
“Katliamlara, soykırımlara uğramış ama pes etmeyen, onuruyla direnen halkımın hikayelerini anlatmak istiyorum, bu benim en büyük hayalim.”
“ Sadece yıldızlara bakın Beni orada göreceksiniz Samanyolu kıvrımında Galaksilerin buluştuğu yerde”
“Tüm yürekler, tüm gözler buraya dönmeli. Çok büyük bir savaş başlayabilir. Ben buna hazırlıklı olacağım. Ödediğimiz bedeller boşa gitmemeli. Bayrak hiç düşmemeli. Çocuklarımıza onurlu bir miras bırakmalıyız. Mutlaka kazanmalıyız. Yüz yıl daha köle gibi yaşamamalıyız. Bunu bir propaganda olarak algılama!’
‘Yoldaşlık sağlıklı bir toplumun temel taşıdır’
“Demokrasiye, insan haklarına, laik sosyal bir sisteme inanan tüm Türkiye ve Kürdistanlılar hem milliyetçi devletçi askere hem de İslamcı devletçi faşizme karşı alternatif olarak bir duruş sergilemelidir. Bunun için önce meseleyi doğru anlamak gerekir.”
“Dünyanın tüm çocuklarını kucaklasam, Bassam bağrıma Desem; ‘Size savaşsız bir dünya getirdim, Şeker tadında’ inansalar tüm bilmezlikleriyle, tüm çocukluğumla…”
“Bu hayatta devrimden daha değerli hiç bir şey yok. Ne olursa olsun zafer bizim olacak.”
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, koronavirüs kısıtlamalarının 8 Mart’tan itibaren dört aşamada kaldırılmasının planlandığını açıkladı. Johnson, Avam Kamarası’ndaki konuşmasında açıkladığı yol haritasının, ülkede salgınla mücadeleye yönelik önlemleri “temkinli ama bir daha geriye dönülmeyecek şekilde yumuşatacağını” söyledi. Johnson TSİ 22:00’de de bir basın toplantısı düzenleyecek.
Başbakan Johnson’un açıkladığı plana göre İngiltere’de 8 Mart’tan itibaren bütün okullar açılacak, iki kişi açık havada buluşabilecek. 29 Mart’tan itibaren ise iki farklı haneden kişiler ya da en fazla altı kişi açık havada buluşabilecek. Açık hava sporlarına izin verilecek.
12 Nisan’dan itibaren ikinci aşamaya geçilecek; berberler, kuaförler ve dış mekanda hizmet veren restoran ve kafe gibi yerler açılabilecek. Bu tarihten itibaren altı kişiye kadar bu tür yerlerde buluşmak mümkün olacak.
Üçüncü aşama ise eğer vaka sayıları istendiği gibi düşüş gösterdiği takdirde 17 Mayıs’tan itibaren yürürlüğe girecek. İki farklı aileden kişilerin kapalı mekanlarda buluşmalarına izin verilecek. Sinemalar, oteller açılacak. Konserlere ve spor müsabakalarının seyircili yapılmasına, sosyal mesafe önlemleri alınarak başlanacak. Büyük ihtimalle stadyumlarda 10 bin kişiye kadar seyirciye izin verilecek.
Bu noktaya kadar işler istenildiği gibi giderse 21 Haziran’da dördüncü ve son aşamaya geçilecek. Bu dönemde altı kişilik buluşmalar 30 kişiye çıkabilecek. Bu tarihte sosyal temasla ilgili bütün yasal sınırlamalar kaldırılabilecek ve ekonominin hala kapalı olan, gece kulüpleri gibi sektörleri de açılacak.
Dört kritere bakılacak
Hükümet her bir aşamadan diğerine geçmeden önce dört kritere bakarak geçiş kararını onaylayacak. Bu kriterler;
•Koronavirüs aşılama takviminin planlandığı gibi işlemesi
•Aşıların ölümler ve ağır hastalıkları yeterince azalttığının görülmesi
•Bulaş hızının hastaneleri zorlayacak düzeyde olmaması
•Virüsün yeni varyantlarında, sınırlamaların kaldırılmasını engelleyecek yeni özellikler görülmemesi
Başbakan Johnson’ın yol haritasının parçası olarak İngiltere Kamu Sağlığı Kurumu, aşıların bulaşım oranına etkisine dair verileri de yayımlayacak.
Sağlık Bakanı Matt Hancock’a göre aşı yaptıran kişilerin bulaştırıcılık oranı, ilk dalgadakine kıyasla “keskin şekilde” düştü. Hancock bununla birlikte hastanede tedavi gören kişilerin sayısının hala yüksek olduğunu söyledi. Halen bu sayı 18 bin civarında.
Ülkede şimdiye kadar 17,5 milyon kişiye ilk doz aşı yapıldı. Bu kişilerden 334 bini ikinci doz aşılarını da oldu. 50 yaş üzerindeki herkesin 15 Nisan’a kadar, geri kalan nüfusun da Temmuz sonuna kadar aşı olması hedefleniyor.
50 yaş altı grupta aşılamanın hangi kriterlere göre ilerleyeceği konusunda da bu hafta bir açıklama yapılması bekleniyor.
Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine Avrupa’da en fazla Covid-19 kaynaklı ölümün görüldüğü ülke olan İngiltere’de toplam ölü sayısı 120 bini geçti.
Ülkede dün de 215 kişinin öldüğü açıklanmıştı.
Tehlike altındaki diller arasında bulunan Kürtçenin Kirmançkî lehçesinin yok olmaması için çağrıda bulunan Dersimli kadınlar, “Dilimiz unutulursa hepimiz yok oluruz” dedi.
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 2008 yılında yok olmaya yüz tutmuş dillerin kapsamlı bir haritasını çıkardı. “Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası” adlı raporda, yaklaşık 4-6 milyon insanın anadili olarak konuştuğu Kürtçenin Kirmançkî (Zazakî) lehçesi de yer alıyor. Türkiye’deki nüfus oranına göre, Türkçe ve Kurmancî’den sonra en çok Kirmançkî konuşuluyor.
Dünyanın birçok ülkesinde dillerin korunması ve yaşatılmasına yönelik kapsamlı programlar hayata geçirilirken, Türkiye’de “21 Şubat Dünya Anadil Günü”, diller üzerindeki baskı ve yasakların devam ettiği koşullarda karşılanıyor. Dersimli kadınlar, eğitim, iş yaşamı gibi birçok alanda Kirmançkî dilinin konuşulması için çağrıda bulundu.
‘YOK OLACAĞIZ’
12 Eylül Askeri Darbe sonrası kentten başlayan göçle birlikte dil ve kültürün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirten Hatice Güler (60), o günden sonra her gelen hükümet tarafından dil ve kültürlerinin unutturulmaya çalışıldığını söyledi. Güler, “12 Eylül darbesinden sonra bize yaşatılan baskılara dayanamayıp şehirlere yerleştik. Daha sonra yapılan politikalarla dilimiz, kültürümüz, kaybolmaya, unutulmaya başlandı” diye belirtti.
Çocukların kendilerini ana dillerinde ifade edememenin eksiklik olduğunu ifade eden Güler, “Biz istiyoruz ki, çocuklar daha o yaşlarda dilimizi öğrensinler. Almanya ve Fransa’da dilimiz resmiyet kazanmışken, öğretiliyorken, neden bizim ülkemizde dilimizi resmiliğe kavuşturmuyorlar? Çocuklarımız asimile ediliyor. Bir dilimiz kalmış, onu da yok etmesinler. Dilimiz unutulursa hepimiz yok olacağız” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Kirmançkî dilinde konuştuğunu ve anadilini unutmadığını belirten Hatice Türkmez de, “Bu kadar baskıya rağmen hala dilimizi konuşuyoruz. Biz bu baskılara karşı dilimizi unutmadıysak, gelecek nesillerimizde dilimizi konuşmalı, sahip çıkmalıdır” diye seslendi.
ANADİLDE İBADET
Yaşamın her alanında anadillerini kullandıklarını söyleyen Elif Yalnız ise “İbadetlerimizi de anadilde yerine getiriyoruz. Dersim’de kadınlar Türkçe bilseler dahi, ibadetlerin hepsi Kirmançkî yapılıyor. Diyarlarımızın ismi anadilimizle söylenir. ‘Ya Xızır, ya Düzgün Bawa, Munzur Bawa’ deyip ellerimizi güneşe açarız. Dersim halkı bunun bilincinde olmalıdır. Dilimiz yok olmamalı” şeklinde konuştu.
Yüksel Kasun ise annesinden öğrendiği dili bugüne kadar taşıdığını ve asla anadili dışında başka dil kullanmayacağını söyledi. 3 çocuğu olan Kasun, çocuklarıyla da Kirmançkî konuştuğunu ifade etti. Kasun, anadilin önemine değinerek, şunları söyledi: “Kızım kendi anadili ile konuşuyor. Ancak yaşıtları onu anlamıyor. Bu yüzden herkes kendi çocuklarıyla anadiliyle konuşmalı ve onlara dili öğretmelidir. Bununla birlikte hastanelerde, okullarda konuşulmalıdır. Mesela hastaneye gittiğimizde, sorunlarımızı doktorlara anlatamıyoruz. Çünkü bilmiyorlar. Başımızın ağrıdığını söylesek, doktor başka bir şey anlıyor. Doktorlar da öğretmenler de bilsin, öğrensin ve konuşsun. Kirmançkî dilinin resmiyet kazanmamasının tek nedeninin baskılardır.
Dünyada şu ana kadar en az 107 ülkede Covid-19 ile mücadele için 200 milyon dozun üstünde aşı vuruldu. Bu dozların yüzde 45’i, “zenginler kulübü” olarak bilinen G-7 ülkeleri vatandaşlarına yapıldı.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) hesaplarına göre, Türkiye saati 12:00 itibarıyla bütün dünyada aşı dozu sayısı 201 milyon 42 bin 149 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de ise sayı 6 buçuk milyonu aştı.
Çin ve Rusya’nın son günlerde vurduğu aşı miktarını tam olarak açıklamaması yüzünden, bu rakamın çok daha fazla üstüne çıkıldığı tahmin ediliyor.
G-7’de yaşayanlar toplam dünya nüfusunun yüzde 10’u
Aşıların yüzde 45’inin vurulduğu G-7 ülkelerinde yaşayanlar, dünya nüfusunun yüzde 10’unu teşkil ediyor. Bugüne kadar aşı dozlarının yüzde 92’si, Dünya Bankası kriterlerine göre, zengin ya da gelir düzeyi yüksek veya orta seviyede ülke vatandaşlarına vuruldu.
G-7 ülkeleri içinde yer alan ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Japonya, cuma günü aşı dozlarını fakir ülkelerle de paylaşma taahhüdünde bulunmuştu. G-7 ülkeleri, Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı’na (COVAX) yapacakları mali katkıyı ise iki misli artırarak 7,5 milyar dolara çıkarma vaadinde bulunmuştu.
Türkiye’de aşı kampanyasıyla ilgili son durum ne?
Türkiye’de şu ana kadar 6 milyon 550 bini aşan doz aşı yapıldı. Bunun 5 milyon 510 bin 419’u birinci doz, 1 milyon 41 bin 416’sı ise ikinci doz uygulaması olarak kayıtlara geçti.
İsrail ilk sırada
Nüfusuna göre en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında İsrail açık ara önde bulunuyor. İsrail’de, şu ana kadar toplam nüfusun yüzde 49’una en azından ilk doz aşı vuruldu. Nüfusun yüzde 33’üne ise ikinci aşı uygulandı.
Gine ve Ruanda’nın da içinde bulunduğu 29 yoksul ülkede ise aşı çalışmalarına kısa süre önce başlandı.
Dünyada en fazla aşı vurulan ülke sıralamasında ABD, 59,6 milyon dozla ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 40,5 milyon dozla Çin, 17,5 milyon dozla İngiltere, 10,7 milyonla Hindistan ve 7,1 milyonla İsrail izliyor.
Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü hedefiyle başlatılan ULUSLARARASI ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK kampanyası kapsamında gazetelere verilen tam sayfa ilanlar ülke genelinde gündem oluşturmaya devam ediyor.
İngiliz İşçi Sendikalarının kampanyası dahilinde, bu gün Hucknall Dıspatch, The Gazette, Banbury Guardian, Rugby Advertiser, Sunderland Echo ve Rasen Mail toplam 6 gazetede Öcalan’a özgürlük ilanları yayınlandı.
İngiltere, İşkoçya ve İralanda da ulusal gazetelere verilen ilanların ardından bölgesel gazetelere ilanlar da günlük olarak yayınlanıyor. Son iki gün içerisinde, Saffron Reporter, Suffolk Mercury, Ipswisch Star, East Anglian Daily Times, Steevenege Comet , Wisbech Standard, Royston Crow ve Ely Standard, Peterbrough Telegraph, St. Albans Advertiser, East Suffolk Extra, Gazetelerinde Öcalan’a Özgürlük ilanları yer almıştı.
İngiltere’nin en büyük işçi sendikaları UNITE ve GMB ile Britanya Kürt Halk Meclisinin ortak organizasyonu ile yürütülen kampanya 6 Milyonun üzerinde insana ulaşarak ülkede gündem yarattı.
Britanya’nın en büyük işçi sendikalarının desteklediği ve Britanya Kürt halk meclisi öncülüğünde devam eden kampanya sayesinde ülke genelinde milyonlarca insana her gün Öcalan’ın fikirlerini tanıyor ve fiziki özgürlüğünün önemini de görüyor.
Hafta sonu yayınlanacak ilanlar ile beraber kampanyanın girişimleri ile ülke genelinde 100 gazetede Kürt halk önderi Öcalan için özgürlük çağırıları yapılmış olacak.